Skip to main content

Full text of "Komünar 60 (Mart-Nisan-Mayıs 2014)"

See other formats



2005 


KOMÜNAR 

Sosyalizmden Kuşku Duymak İnsandan ve Onun 
Geleceğinden Kuşku Duymaktır 


Mart Nisan Mayıs 2014 üç Aylık İdeolojik-Teorik Dergi 

Yıl-9 Sayı 60 



GENÇLİK 

















J 

\ 


İÇİNDEKİLER.. 




Tarihte felsefe ve ahlaki 
öğretiler, tüm erdemli 
bilgelikler, 

dönemlerindeki modernite 
sorunlarına yanıt olmak için 
geliştirilmişlerdir 
\ / 


Devrime Kalkan Her Zaman Gençtir..4 

GENÇLİĞİ TANIMAK VE ANIMLAMAK.11 

GENÇLİK EN YAMAN HAKİKAT 

ARAYIŞÇILIĞI VE SAVAŞÇILIĞIDIR.19 

'68 GENÇLİK HAREKETİ VE 

APOCU GENÇLİK.27 

CHE’DEN BAZA KISA BİR 

GENÇLİK TARİHİ.45 

DÜNDEN BUGÜNE KÜRT GENÇLİĞİNİN 

SOSYOLOJİK İNCELENİŞİ.60 

DEMOKRATİK ULUS İNŞASININ 

ÜNCÜ GÜCÜ GENÇ KADINLAR.74 

Gençlik Nasıl Direnmeli.82 

DEMOKRATİK GENÇLİK KONFEDERALİZMİNİN 

ÖRGÜTLENME HATTI.92 

Ne Yapmalı, Nereden Başlamalı ve 

Nasıl Yaşamalı?.98 

GENÇLİK VE ÖZSAVUNMA.105 

YAŞAMI HEP GENÇ TUTMA VE 

GENÇLİK RUHU İLE MÜCADELE ETME.118 

IŞIĞI TANRILARDAN ÇALMAYA HAZIR 

GENÇ PROMETELER OLMALI.124 

İDEOLOJİK YOLDAŞLIK?.133 



































KOMÜNARDAN 


Merhaba Sevgili Komünar okuyucuları, 

Komünar’ın yeni sayısında tekrardan siz değerli okuyucularla birlikteyiz. Bu 
sayımızda Gençliği ele almaya çalıştık. Günümüzde gençliğin temel sorunlarını, 
mücadele alanlarında neler yaptığını ve neler yapması gerektiğini bu yazılarla sizlerle 
paylaşmaya çalıştık. 

Tarihsel toplumun en önemli bileşeni gençliği değerlendirmeye çalışırken; tarihten 
günümüze değin mevcut izleği ele alırken, Önder Apo’nun temel çalışmalarında gençliğin 
yer aldığını ve tüm çalışmaların da bu kesimin öncülüğüyle sonuçlanabileceğini bir kere 
daha vurgulamaya çalıştık. 

Kültürel anlamda yürütülen saldırıları deşifre etmeye çalışırken, bunun zihniyet 
yapılanması nelerdir ve toplumsal yaşamın şimdiki anma ve alanlarına nasıl bir 
müdahalede bulunuyor; gençlik bu müdahalenin ne kadar bilincinde diye soruları ortaya 
koyduk ve bunlara cevaplar vermeye çalıştık. 

Elbette bunların yanında yürütülen mücadele gerçekliğinde ve toplumsal kurtuluşun 
böylesine önemli bir sürecinde gençlerin neler yapabileceğine ve daha güçlü bir temelde 
örgütlülükleriyle birlikte, mücadelenin sorumluluğunu nasıl kaldırabileceklerine yönelik 
de hayati önemdeki konuları bu sayımızla birlikte çözümlemeye çalıştık. 

Toplumsallaşmanın başlangıcından günümüze kadar süre gelen dönemlerde; 
sosyolojik ve politik olarak gençliğin kimliği ne olmalı sorusunun yakıcılığına tüm 
eksikliklerine rağmen; ele alman yazılarda değinmeye çalıştık. Konu çok genişti ve bu 
alanda iktidar normlarının ekonomik, kültürel ve militarist anlamda yürüttükleri anlık 
saldırıları da göz önünde bulundurduğumuzda; bir dergi sayısıyla tüm bunları karşılayan 
bir dosya hazırlamak pek de mümkün olmadı. 

Fakat Komünar’m 60. Sayısı olarak hazırladığımız bu dergimizde; demokratik 
modernitenin inşasında ve demokratik ulus yaşamının devrimsel gelişiminde gençliğin 
durması gerektiği yeri, yapabileceklerini ve kendi dinamiği üzerinden daha fazla örgütle/ 
örgütlenmeyle; Önderlikle nasıl doğru bir yoldaşlığın yürütülebileceğine değinmeye 
çalıştık. 

Genç Başlayarak-Genç Başarmak gibi tarihi bir sorumluluğumuz ve devraldığımız 
direniş mirasımızın sahiplenilmesi temelinde sözümüzü tekrarlama mahiyetinde 
hazırladığımız bu sayıyı sizlerle paylaşıyoruz. Bütün Dehaklarm bileşkesi olan Kapitalist 
Modernitenin hileye-yalana dayalı düzenini yıkmak ve özgür toplumlarda demokratik 
modernitenin inşasını gerçekleştirmek için; 

Kavgayla, sevgiyle ve özgürlükle yürüyoruz. 

Devrimci Selam ve Saygılarımızla 

KOMÜNAR 








Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


DEVRİME KALKAN HER ZAMAN GENÇTİR 


Gençlerini kaybeden toplum veya ter¬ 
sine toplumunu kaybeden gençlik yenil¬ 
miş olmaktan öteye kendi varlık hakkını 
kaybetmiş, ona ihanet etmiş demektir. 
Gerisi çürüme, dağılma ve yok olmadır. 
Buna karşı toplumun temel görevi, va¬ 
roluşunun temel araçları olarak kendi 
eğitim kurumlarını geliştirmektir. İçerik 
olarak bilimsel, felsefi, sanatsal ve dilsel 
yorumlarını bilim-iktidar yapılanmasın¬ 
dan ayrıştırmak, anlam devrimini ba¬ 
şarmaktır. Aksi halde toplumsal varlığın 
ahlâki ve politik dokularını işlevsel kılmak 
mümkün olmaz. 

ilgi ve sıcaklığından bir şey kaybetme¬ 
miş olan gençlik, özgür toplum idealinin 
kararlı takipçisidir. "Ya Özgür Yaşam Ya 
Hiç" sloganı gençliğin elinden düşürme¬ 
yeceği bayrağı olmuştur. 

Ben özgürlük alanındaki boşluğu ve 
önemi bildiğim için özellikle kadın ve 
gençlik alanında müthiş bir kişilik yara¬ 
tımına önem verdim. Bu konuda çok yo¬ 
ğunlaştım ve çok önemli bir düzeye ve 
geri dönülemeyecek bir noktaya geldik. 
Kürtler artık özgürlüğü bırakmazlar. Bu 
öyle parayla kıyaslanabilecek bir durum 
ve kavram değildir. 

Demokratik toplum mücadelesinde 
gençlik kategorisine daha özgün yaklaş¬ 
mak gerekir. Gençlik toplumsallaşırken 
büyük tuzaklarla karşı karşıyadır. Bir yan¬ 
dan geleneksel ataerkil toplum koşullan¬ 


ması, diğer yandan resmi düzenin ideolo¬ 
jik şartlanması altında bocalarken, dina¬ 
mizmiyle yeniliklere açık bir yapısı vardır. 
Olup bitenler karşısında son derece toy¬ 
dur. Yaşlı toplumun etkisi altında kendine 
ne biçildiğini keşfetmekten uzaktır. Kapi¬ 
talist toplumun baştan çıkarıcı binbir hi¬ 
lesi karşısında nefes bile alamaz. Tüm bu 
gerçeklikler gençliğe özgün, tuzaklardan 
çekici, onun özüne uygun bir toplumsal 
eğitimi zorunlu kılar. Gençliğin eğitimi 
büyük çaba ve sabır isteyen bir iştir. Bu¬ 
nun karşılığında dinamizmi ile destanlar 
yazabilecek ataklığa sahiptir. Amaç ve 
yöntemi iyi kavradığında başaramayaca¬ 
ğı bir iş yoktur. Amaç ve yöntemli yaşamı 
temel disiplin olarak görüp seferber oldu¬ 
ğunda, sabır ve inadı eksik etmediğinde, 
tarihsel davalara en önemli katkıyı ger¬ 
çekleştirebilir. 

Demokratik gençlik hareketinde böy- 
lesi nitelikler kazanmış kadrolar öncülü¬ 
ğünde gelişecek bir hamle, genel demok¬ 
ratik toplum mücadelesinde başarının 
güvencesidir. Gençliğin dinamizminden 
yoksun bir toplum hareketinin başarı 
şansı sınırlıdır. Yaşlıların tecrübesi, genç¬ 
liğin dinamizmi tarihin her aşamasında 
kendini hissettiren bir olgudur, ikisinin 
bağını sağlam kuranların yürüyüşünde 
başarı oranı her zaman yüksek olmuştur. 
Günümüz gençliği için yüksek hayaller, 
ancaktoplumsal sistem krizinden nasıl çı- 


4 





KOMÜNAR , 

kılacağına ilişkin olarak anlam taşıyabilir. 
Hayalleri olmayan bir gençlik yozlaşmak¬ 
tan ve yaşamı tümden kaybetmekten an¬ 
cak gerçek hayallere dönüşle kurtulabilir. 
Kapitalist sistemin sonul krizi olan kaotik 
durumu kavramak gençlik için çıkış yap¬ 
ma şartıdır. Bununla birlikte demokratik, 
cins özgürlüğü ve ekolojik toplum değer¬ 
lerini özümsemiş olmak tarihsel başarı 
imkânını ona verecek, bir yandan kendini 
doğru yapılandırırken özlenen toplumu 
da yapılandırmada gerçek rolün sahibi 
kılacaktır. Her şey gençliğin tarihsel top¬ 
lumsal hamleye yeniden doğru ve yetkin 
katılmasıyla belirlenecektir. 


İdeolojik-Teorik Dergi 


jinin üstünlüğü kolayca kınlamaz. Gençli¬ 
ğin özgürlük istemi kaynağını bu tarihsel 
olgudan almaktadır. Yaşlı bilgelerden gü¬ 
nümüz bilim adamı ve kurumlarına kadar 
gençliğe stratejik, hassas denilen bilgile¬ 
rin en can alıcı kısmı verilmez. Verilenler 
daha çok onu uyuşturan ve bağımlılığını 
kabalaştıran bilgilerdir. Bilgiler verildiğin¬ 
de uygulama araçları verilmez. Sürekli bir 
oyalama değişmez bir yönetim taktiğidir. 
Kadın üzerinde kurulan strateji ve taktik¬ 
lerle ideolojik ve politik propaganda ve 
baskı sistemleri gençler için de geçerlidir. 
Gençliğin her zaman özgürlük istemesi fi¬ 
ziki yaş sınırından değil, bu özgül toplum- 


CAe.nçl\ğ\n kcı* zaman özgüllük istemesi fiziki y aş 
sınırından değil, ku özgül toplumsal kaskı durumundan 
ilen gelmektedir*. ^;Ayyaş, toy, delikauld kavr*amlar*ı 
gençliği küçük düşülmek için uydurulan temel 
propaganda sözcükleridir*, ^/ine kemen cinsel güdüye 
kağlamak, serkeşliğe çekmek, ezkere katı doğmalara 
kağlamak, gençlik enerjisinin sisteme yönelmesini 
engellemek ve düzeni sağlamakla kağlantılıdır. 


Gençlik Fiziki Bir Olay Değil Toplum¬ 
sal Bir Olaydır. 

Hiyerarşik toplumda tecrübeli yaşlıların 
gençler üzerinde kurduğu baskı ve ba- 
ğımlılaştırmadan da önemle bahsetmek 
gerekir. Jerontokrasi diye literatüre geçen 
bu konu bir gerçektir. Tecrübe yaşlıyı bir 
yandan güçlü kılarken, diğer yandan yaş¬ 
lılık onu gittikçe zayıf, güçsüz kılmaktadır. 
Bu özellikleri yaşlıları, gençleri kendi hiz¬ 
metlerine almaya zorlamaktadır. Zihin¬ 
lerini doldurarak bu işlemi geliştirmek¬ 
tedirler. Tüm hareketlerini kendilerine 
bağlamaktadırlar. Ataerkillik bu olgudan 
da büyük güç almaktadır. Onların fiziki 
güçlerini kullanarak dilediklerini yaptı¬ 
rabilmektedirler. Gençlik üzerindeki bu 
bağımlaştırma günümüze kadar derinle¬ 
şerek devam etmiştir. Tecrübe ve ideolo- 


sal baskı durumundan ileri gelmektedir. 
"Ayyaş, toy, delikanlı" kavramları gençliği 
küçük düşürmek için uydurulan temel 
propaganda sözcükleridir. Yine hemen 
cinsel güdüye bağlamak, serkeşliğe çek¬ 
mek, ezbere katı doğmalara bağlamak, 
gençlik enerjisinin sisteme yönelmesini 
engellemek ve düzeni sağlamakla bağ¬ 
lantılıdır. Tekrar vurgulamalıyım: Gençlik 
fiziki bir olay değil toplumsal bir olaydır. 
Tıpkı kadınlığın fiziksel değil toplumsal 
bir olgu olması gibi. Bu iki olay üzerin¬ 
deki çarpıtmaları kaynağına inerek açığa 
çıkartmak sosyal bilimin en temel görevi¬ 
dir. 

Bu kapsama çocukları da almak gere¬ 
kir. Zaten kadını ve gençliği tutsak kılan, 
çocukları da dolaylı olarak dilediği sistem 
altına almış sayılır. Çocuklara hiyerarşik ve 
devletçi toplumun yaklaşımının çok çar- 


5 





KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

pik yönlerini açığa çıkarmak büyük önem 
taşımaktadır. Çocukların anadan ötürü 
doğru temelde eğitilmemeleri, sonraki 
tüm toplumsal gidişatı çarpık ve yalancı 
kılar. Çocuklar üzerinde de muazzam bir 
baskı ve yalanlamaya dayalı eğitim sis¬ 
temi kurulur. Çok çeşitli yöntemlerle sis¬ 
temin daha beşikten bağımlıları haline 
getirilmeye çalışılır. "Yedisinde neyse yet¬ 
mişinde de o odur" deyişi bu gerçeği dile 
getirmektedir. Çocuklara doğal toplu¬ 
mun özgür yaklaşımı hep bir hayal olarak 
bırakılır ve bu hayallerini yaşamalarına 
hiç izin verilmez. Çocukları doğal hayalle¬ 
rine göre yaşatmak en soylu görevlerden 
biridir. 

Uygarlığın büyük aşamalarından biri 
sayılan Yunanlılarda gençler resmen tec¬ 
rübeli bir erkeğe'oğlan'olarak sunulurdu. 
Uzun süre bunun nedenini çözememiş¬ 
tim. Sokrates gibi bir filozof bile "Önemli 
olan oğlanın sürekli kullanılması değil, 
efendisinden terbiye görmesidir" der. 
Buradaki mantık, gaye gençlerin oğlan 
olarak sürekli kullanılmasından ziyade, 
kadınsı özelliklere hazırlanmasıdır. Daha 
da açıklayıcı olarak, Yunan uygarlığı da 
karılaşan bir toplum ister. Soylu, asil 
gençler oldukça, bu toplum oluşamaz. Bu 
toplumun oluşması için kadınsı davranış¬ 
ları içselleştirmeleri gerekir. Tüm uygarlık 
toplumlarında benzer eğilimler vardır. 
Oğlancılık bu toplumda çok yaygındır. 
Öyle bir hal almıştır ki, her efendinin 
oğlan sahibi olması gelenekselleşmiştir. 
Oğlancılığı bir bireysel cinsel sapıklıktan, 
hastalıktan ziyade, sınıflı toplumun, ikti¬ 
dar toplumunun yol açtığı sosyal bir olgu 
olarak anlamlandırmak önemlidir. Cinsel¬ 
lik ve iktidar uygar toplumda toplumsal 
bir hastalıktır. Hem de kanser gibi. Birbir¬ 
leri olmaksızın edemedikleri gibi birbirle¬ 
rini çoğaltırlar: Tıpkı kanser hücrelerinin 
çoğalması gibi. 

Greko-Romen toplumda kölelerin du¬ 
rumunun karıdan beter olduğu çokça bi¬ 
linen husustur. Sorun köle olmayan erke¬ 
ğin karılaştırılmasıydı. Ensest veya cinsel 
sapıklıktan, çifte cinsellikten bahsetmiyo¬ 
rum. Psikolojik boyutları, hatta biyolojik 


nedenleri olan bazı olguları, bahsetmek 
durumunda olduğum olaydan ayrı de¬ 
ğerlendirmek gerekir. Klâsik Yunan toplu¬ 
mlundaki moda, her özgür genç erkeğin 
mutlaka bir sahibi, bir erkek partneri ol¬ 
malıydı. Genç tecrübe kazanıncaya kadar 
partnerin sevgilisi olmalıydı. Daha önce 
değindiğim gibi, Sokrates bile "Bu olayda 
önemli olanın genç oğlanın çok kulla¬ 
nılması değil, o ruhu yaşamasıdır" diyor. 
Buradaki zihniyet açık; kölelik toplumu 
özgürlük, onur ilkesiyle bağdaşmayaca¬ 
ğından, bu özellikler toplumdan silinme- 
liydi, çünkü toplumu tehdit ediyorlardı. 
Doğruydu da. insan özgürlüğü ve onuru¬ 
nun olduğu yerde kölelik yaşanamaz. Sis¬ 
tem bunu kavramıştı ve gereğini yapmak 
durumundaydı. 

Şüphesiz Greko-Romen kültürü bu mis¬ 
yonu tamamlayamadı. İçte özgür felsefi 
okullarla gelişen Hıristiyanlık, dışta ise et- 
nisitenin ardı arkası kesilmeyen saldırı ve 
başkaldırıları toplumu başka durumlar¬ 
la yüz yüze bırakacaktı. Maddi kültürün 
her şey olmadığının, her şeye gücünün 
yetmeyeceğinin işaretleri de az değildi. 
Toplum ancak kapitalizmde hiç 'oğlancı¬ 
lığa'gerek duyulmadan da karılaştırılabi- 
lecekti. 

Modernitenin ideolojik tekeli olarak 
liberalizm, bir yandan görüş enflasyo¬ 
nu yaratırken, diğer yandan en büyük 
vurgunu enflasyonda yaptığı gibi, görüş 
enflasyonunda da işine en çok yarayan¬ 
ları kullanıp medyası aracılığıyla zihinleri 
bombardımana tabi tutarak azami sonuç 
almaya çalışır. Görüş tekelini sağlama al¬ 
mak, ideolojik savaşının nihai amacıdır. 
Temel silahlan dincilik, milliyetçilik, cin- 
siyetçilik ve pozitivist din olarak bilimci¬ 
liktir. ideolojik hegemonya olmadan, sa¬ 
dece siyasi ve askeri baskıyla moderniteyi 
sürdürmek olanaklı değildir. Dincilik yo¬ 
luyla kapitalizm öncesi toplum vicdanını 
kontrol etmeye çalışırken, milliyetçilik yo¬ 
luyla ulus-devlet vatandaşlığını, kapitaliz¬ 
min etrafında gelişen sınıfsallıkları kont¬ 
rol edip denetim altında tutar. Cinsiyetçi- 
liğin hedefi, kadına nefes aldırmamaktır. 
Hem erkeği iktidar hastası yapmak, hem 


6 







KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


de kadını tecavüz duygusu altında tut¬ 
mak cinsiyetçi ideolojinin etkili işlevidir. 
Pozitivist bilimcilikle akademik dünya¬ 
yı ve gençliği etkisizleştirirken, sistemle 
bütünleşmekten başka seçeneklerinin 
olmadığını gösterip, tavizler karşılığında 
bu bütünleşmeyi sağlama alır. 

Gençliğinizi Çaldım Ve Sakladım 

Gençlik en dinamik potansiyelimizdir. 
Gençliğin, demokrasi kültürünü kitlele¬ 
re taşıma görevi ve sorumluluğu vardır. 
Gençliğin yapacağı en iyi iş; demokratik 
organizasyonlara katılmak, demokratik 
örgütler ve ocaklar kurmaktır. Gençlik 


koyan gençliktir. Gençlik Türkiye'nin de¬ 
mokratikleşmesinin garantisidir. Demok¬ 
ratikleşmeyen Türkiye'de gençliğin yeri 
yoktur. 

Ortada o kadar genç var. Sivil kuruluşlar, 
sanat kültür boyutlu olanlar çığ gibi büyü¬ 
mek zorunda. ABD örneğinde verdim ya, 
bunlar kültür olaylarıdır. Siyasetten daha 
önemsiz değildir. Tiyatro, müzik, sinema, 
siyasetten az önemli değildir. Gençler si¬ 
gara içip silah sıkmayı yiğitlik sanmışlardı. 
Bir dönem biz de öyle düşündük. Kültürel 
değerleri kazanmayan gençlik tehlikeli¬ 
dir. Önce kimliğini, kültürel gerçekliğini 
iyi yaşa, kendini tanırsın. Kendini iyi ta- 


öençlik e.n dinamik po+ansiyeJimizdm. (gençliğin, 
demokrasi kültümnü kitlelere Taşıma görevi ve 
sorumluluğu vardır, (gençliğin yapacağı en iyi iş; 
demokratik organizasyonlara katılmak, demokrafik 
örgüTİer ve ocaklar kurmaktır. (d\ençlik demokratik 
eğitimle donatılırsa çığır açabilir, eğer kontrol altına 
alınmazsa yanlış yollara sapar ve bu da berkese 

kaybettirir. 


demokratik eğitimle donatılırsa çığır aça¬ 
bilir, eğer kontrol altına alınmazsa yanlış 
yollara sapar ve bu da herkese kaybettirir. 
Gençlik kafasını açmalı, gençliğin uyan¬ 
masını istiyoruz. Gençlik beynini bilime 
açmalı. Savunmam epey bir çerçeve ve 
yöntem veriyor. 

Bu yaptığım, Promete'den ateşi çal¬ 
mak kadar kutsal bir şeydir. Gençliğini¬ 
zi, büyük ihaneti ve büyük onursuzluğu 
yaşamamanız için çaldım ve alıp bir yere 
sakladım. Bir gün her şeyi elinden alınan 
bu kişiliğiniz, belki özgür bir ortamda in¬ 
sanlığı, ülkesini ve özgürlüğünü seven bir 
kişiliğe dönüşebilir. Bunun için çaldım, 
bunun için sakladım. 

Demokratik Gençlik sonuna kadar 
cesur, sorumluluğunun bilincinde, de¬ 
mokratik hukuk devletinin ne olduğunu 
bilen, bunun zaferi için her şeyi ortaya 


nırsın. Siyaseti tanırsın, askerliği tanırsın. 
En büyük eylem, kendini tarihsel kültürel 
kimliğin ile gerçekleştirme ve bunu top¬ 
lum sorularına cevap olarak sunmadır. 
Bunu yapamayanın hayatı boştur. Çok 
büyük boşalmış kişilikler var. Zamanı kötü 
harcama var. Buna tahammül edilemez. 
Ben bile bu sınırlı imkanlarımla bunları 
size anlatabiliyorsam önemlidir. Bütün 
yaptıklarımız ve söylediklerimiz gençler 
içindir. Gençler mücadelemizin sürekli ve 
değişmeyen muhatabıdır. Gençlik yaşlıla¬ 
ra ve topluma sahip çıkmalıdır. 

Gençler ve yorulmamış olanlar; anlayışı 
esas alırsanız, tutumumuzu esas bellerse¬ 
niz, kim sizi saptırabilir? "Doğrusu budur" 
deyip de inat ederseniz ve bunda da he¬ 
sabınızı tam yaparsanız, sizin sağlam bir 
biçimde limana ulaşmanızı ve yükü kırıp 
dökmeden, büyük zenginlikle hedefe ta- 


7 





KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

şımanızı hiç kimse engelleyemez. 

işte bu imkan elinizdedir. Tabii az bir 
yük değil. Ulusal bağımsızlık, eşitlik ve 
özgürlük yükü, altın değerinde bir yüktür. 
Onu sağlam limana vardıracaksınız. Ba¬ 
şarı bayrağını yükseltecek ve altında top¬ 
lanacaksınız. Bu kervanın sahipleri böyle 
kişilerdir. Sîzler de bunun farkında mısınız 
acaba? Böyle soruları şimdiye kadar ken¬ 
dinize sordunuz mu? Buna göre bir ayar¬ 
lamanız, mesafe kat etmeniz, örgütleme¬ 
niz ve öncülüğünüz oldu mu? Bu soruları 
her zaman kendinize sormalısınız. Ders 
böyle alınır. 

Lafazanlıkla, demagojiyle, sağla-sola 
sataşmakla bu kervanın yürüyemeyeceği 


durumdayız. Birine "yaşama geleceksin!" 
diyoruz, diğerine de "düşkün yaşamı bı¬ 
rakacaksın" diyoruz. Önderlik bu konuda 
iki büyük buluş hareketidir. Bunu şim¬ 
di Kürdistan'a dayattık. Tüm gücünüzle 
yaşama çekileceksiniz! Yanlış, düşkünce 
yaşamı bırakacaksınız! İşte iki büyük emir 
veya perspektif, talimat veya çağrı. Nasıl 
anlarsanız öyle anlayın, önderlik budur. 

Gençsiniz, rahatlıkla düzenin sizi bu¬ 
laştırdığı çirkinliklerden arınabilirsiniz. 
En önemlisi de zayıf, güçsüz, pek bir şeye 
yaramaz, bir anlam ifade etmez ve iş be¬ 
ceremez kişiliğe son vereceksiniz. Bun¬ 
dan daha değerli ne olabilir? Yaşamın 
yolunu sonuna kadar araladık. Bunun için 


Ğnonçsinizy m Kafi ıkla düzanin sizi bulaştırdığı 
çirkiuliklerdcKv arınabilirsiniz. (zi-v\ önemlisi de zayıf, 
güç süz, pek bir şeye yaramaz, bir anlam ifade efmez 
ve iş beceremez kişiliğe son vereceksiniz. Bundan 
dabc değerli ne olabilir? yaşamın yolunu sonuna. 
kadar araladık. Bunun için insan şerefli yürümekten 
dakc başka ne isteyebilir? Bddia adıyoruz ki, biz 
bize kaybettirilen tüm değerlerimizi bulmanın yolunu 
a çtık, onun imkanlarını sunduk. Bundan başka ne 

istiyorsunuz? 


çok açıktır. Siz iyi niyetli de olsanız, ker¬ 
vanı yolundan çıkarmak isteyenler, delik 
açıp gemiye su sızdıranlar az değildir. On¬ 
ları görebiliyor ve engelleyebiliyor musu¬ 
nuz? Akıllı bir kervanbaşı, akıllı bir kaptan 
bütün bunları düşünmek ve gerekeni 
yapmak zorundadır. Yoksa zordur, kervan 
ürker ve fincanlar birbirine değer ve kırılır. 
Bunları mutlaka ve derinliğine anlamaya 
çalışmalısınız. Bu büyük zenginlik taşıma 
kervanına öncülük edin, kılavuzluk edin 
ve menzile sağlam ulaştırın..! 

Kiminde hiç yaşam tutkusu yoktur, kimi 
çok düşkündür. Bence bu iki durumda 
da gelişmeyen yaşam tutkuları söz konu¬ 
sudur. Biz ikisine de amansız yüklenmiş 


insan şerefli yürümekten daha başka ne 
isteyebilir? İddia ediyoruz ki, biz bize kay¬ 
bettirilen tüm değerlerimizi bulmanın 
yolunu açtık, onun imkânlarını sunduk. 
Bundan başka ne istiyorsunuz? Yüce siya¬ 
sal amaçlarınız olsun, ulusal amaçlarınız 
olsun. Onun için kendinizi defalarca göz¬ 
den geçirin, kendinizi yoklayın, elekten 
geçirin. Neyin altta neyin üstte kaldığını, 
kişiliğinizde ne kadar kabalığın kaldığını, 
ne kadar özümsenmiş değerler biriktiğini 
açığa çıkarın. Bu konuda özeleştiri veya 
samimi itiraf gereklidir. Kesinlikle bunu 
sağlamalısınız. 

Şimdiye kadar size verilen fırsatlar az 
değildir. Sîzdeki yanlışlık, bunun farkında 


8 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


olmamak, hatta verilenleri yeterli görme¬ 
mek ve daha fazlasını istemektir. 

Kişiliğiniz kendi içinde zincirlenmiş ve 
adeta çözümsüzlüğe mahkûm edilmiş 
durumdadır. Biz bunu patlatmak istedik. 
Size verebileceğimiz en büyük güç budur. 
Buna karşı direnmeyin. Bana göre her tür 
düşmanı yenilgiye götürecek olan en bü¬ 
yük güç, insanın patlama gücü, savaşma 
gücü ve örgütlenme gücüdür. Bunu açığa 
çıkarırsak düşmanı yenebiliriz. Bunun dı¬ 
şında kim kime ne veriyorsa yanlıştır. Kim 
kime "Sen güçlüsün, başka türlü güçlü 
olabilirsin; sen bana dayanarak ben sana 
dayanarak birbirimizden güç olabiliriz" 
diyorsa yanlıştır. Bu, aynı zamanda saygı- 


karşı bu kadar aşağılık bir tutum içinde 
olmazdı. Size hiçbir sağlam değer aşıla¬ 
mamışlardır. Bununla kişileri, ana baba¬ 
larınızı kastetmiyorum, elbette onlar da 
birer çaresizler. Bu kuruma, bu kurumun 
öldürücü geleneğine; yani sizi uyuşturan, 
kurutan ve sizi en temel değerler karşısın¬ 
da çaresiz bırakan ne varsa ona karşı du¬ 
run. Bu çok açıktır. Ancak siz halen oralı 
bile olmuyorsunuz. Ben burada kendime 
de öfke duyuyorum ve hala neden bu ki¬ 
şilerle yürüyorum diye soruyorum. Ken¬ 
dimi zor tutuyorum, böyle kişiler benim 
arkadaşım olamaz, diyorum. Kendimi 
nasıl savunacağım konusunda öfkemi zor 
tutuyorum. 


Bizde tek bir 1 insan\n bile çok büyük bir 1 değer 1 
ifade ef+iğim bilmek gerekir 1 . Kimse kendi bolünü 
küçümsememelidir 1 . Bunu çok çeşitli yönleriyle ortaya 
koyd uk. Burada size önemli bir fırsat tanınmıştır. Belki 
güçlü bir emek sürecinden geçmediniz. y\mcx gençlik 
çağı devrime yatkınlık gösteren bir dönemdir. (Bmeğin 
değerini bilmeniz için, bir emek sürecinden geçmeniz 
zorunlu değildir. Bunu öğrenebilir ve doğru olanı 

yapabilirsiniz. 


sizliktir. 

Benim tecrübelerim şunu gösterdi: Biz 
bu insanları biraz özgücüyle çalıştırarak 
buraya geldik. Bu halkı biraz özgücüne 
kavuşturarak bugüne getirdik. Ancak 
bana göre henüz özgücü değerlendirme 
çok sınırlıdır. Bir insanın sınırsız büyüme 
gücü vardır. Bir insan isterse kendisinde 
her şeyi bitirebilir. PKK Önderliği budur. 

Biz Yaşamı Gerçek Anlamda Gençleş¬ 
tirmek İstiyoruz 

Gençsiniz, bu genç yaşta hepinizden 
enerji fışkırır. O zaman bu donukluk, bu 
kuru kişilik nedir? Bu özellikleri kötü ye¬ 
tiştiğiniz hiçbir yüce değerin aşılanmadı¬ 
ğı ortamlardan aldınız. Bunu üzerinizden 
atın. Sülaleniz güçlü olsaydı, imhacı güce 


Bizde tek bir insanın bile çok büyük bir 
değer ifade ettiğini bilmek gerekir. Kimse 
kendi rolünü küçümsememelidir. Bunu 
çok çeşitli yönleriyle ortaya koyduk. Bura¬ 
da size önemli bir fırsat tanınmıştır. Belki 
güçlü bir emek sürecinden geçmediniz. 
Ama gençlik çağı devrime yatkınlık gös¬ 
teren bir dönemdir. Emeğin değerini bil¬ 
meniz için, bir emek sürecinden geçme¬ 
niz zorunlu değildir. Bunu öğrenebilir ve 
doğru olanı yapabilirsiniz. Bu mümkün¬ 
dür. Yine daha fazla hayalciliğe, macera¬ 
cılığa ve emek dışı konumlara düşmeden 
kendi gelişmenize hükmetmeniz önem 
taşımaktadır. Her genç arkadaşımızdan 
beklediğimiz şey budur ve bunun gerek¬ 
leri yerine getirilmelidir. 

Biz yaşamı gerçek anlamda gençleştir- 


9 




Sayı 60 2014 

mek istiyoruz. Onun ulus ve toplum göze¬ 
neklerinin tıkanıklık halinden çıkarılması¬ 
na çalışıyoruz. Yaşama karşı sorumluluğu¬ 
muzu nasıl yerine getireceğimiz önemli¬ 
dir. Biz hepinize bütün yönleriyle karşılık 
vermeye çalışıyoruz. Ama hazır olanı bile 
özümseyemezseniz, bir eserin sahibi ola¬ 
bilir misiniz? Şaşkın olmamak gerekir. Biz 
kendimize egemen insanlar olmak duru¬ 
mundayız. Kimse sizden düşüncenizi ge- 
liştirmemeyi ve boş yere çaba harcamanı¬ 
zı istemiyor. Tersine biz buna son derece 
sağlam bir çerçeve ve boşa gitmeyen bir 
işleyiş olanağı sunuyoruz. Kendini çok az 
geliştiren, çoğunlukla kapalı duran, öze 
inmeyen, kendini keskinleştirmeyen ve 
nasıl yürüyeceğini bilmeyen bir konum¬ 
da kalmanız gerileme anlamına gelir. Bu 
durum ise kaybetmekle özdeştir. 

Bir tarih yazılıyor, bir halk özgürleştirili¬ 
yor, bir ulus diriltiliyor ve kuruluyor. Bizim 
bundan esirgeyeceğimiz neyimizolabilir? 
Daha genç olmanız, size daha canlı, daha 
atak, daha büyük cesaret ve fedakarlık ru¬ 
huyla buna öncülük yapma şansını verir. 
Yoksa bu size istediğiniz biçimde oynama 
ve keyfinize göre davranma şansını vere¬ 
mez. Bu konuda da kendilerini köklü ola¬ 
rak düzeltmek durumunda olanlar vardır. 
Biz işi sadece uyarılarla sınırlandırmayı 
düşünüyor, kendinizi bu kadar düşürme¬ 
menizi istiyoruz. 

Eğer bizi önder sayıyor ve bize inanı¬ 
yorsanız, önderliğe ulaşmalısınız. Gelin 
diyorum, ama hiçbir şeyi zorla yürütmek 
istemiyorum. Her şeyi konuşarak çözelim, 
insan olan bunu anlar. Karar verin, derin 
ve geniş tahliller yapın. Bunu her şeyin 
üzerinde yapalım, kendimizi yetiştirelim. 
Güven tamdır. Sorunların üzerine yürü¬ 
yelim. Bu doğru değil midir? Bizim için 
bundan daha iyisi var mı? Hayır. Gençsi¬ 
niz, ama gençlik başıboşluk demek değil¬ 
dir. Gençler herkesten daha disiplinli ve 
düzenli yürürler. Yaşlıların buna kuvveti 
yetmez, çocukların buna kuvveti yoktur. 
Ama sizin gibiler herkesten çok disiplin 
üstünde yürüyebilirler. Kuvvetiniz her¬ 
kesten çoktur ve bunun için partinin ya¬ 
şam tarzını herkesten çok siz uygulayabi- 


KOMÜNAR 

lirsiniz. Bunun için başıboşluğu kendinize 
yaşam diye kabul etmeyin. Buna cesaret 
etmeyin. Kürt toplumunda başıboş tipler 
çoktur. Ama biz bunun tersiyiz. Bu PKK'de 
mümkün değildir. Ben yapabildiğim sü¬ 
rece, bunlara karşı koymak zorundayım. 
Korksaydım, kendimi buna yetiştirme- 
seydim, bu konuma gelemezdim. Karşı¬ 
mızda altmıştan fazla devlet vardı. Millet 
karşımızdaydı. Ama biz yine bu önderliği 
yücelttik. Kürt ulusu yıllarca bizi kabul 
etmiyordu, ama biz sonunda kendimizi 
kabul ettirdik. 

Bu kanıtlardan ve bunca ayaklanma¬ 
dan sonra, kalkıp millete şöyle oldu böyle 
oldu diyebilir miyiz? Bunu yapabilir mi¬ 
yiz? Yine de bazı şeyler yapmak istiyor¬ 
sanız, dürüst olun, yeter ki çocukluk yap¬ 
mayın, darlığa düşmeyin. Bunların hepsi 
yalandır. Daralmanıza, yüzünüzü ekşit¬ 
menize gerek yoktur. Her şeyimiz için bir 
yığın çözümleme yaptım. Bunların üze¬ 
rinde durun. Hepinizin sorunları üzerinde 
genişçe durdum. Bunların içerisinde biraz 
olsun kendinizi görebilirsiniz. Ben bunun 
üzerinde yine kararlıca duruyorum. Ka¬ 
rarlıyım, güçlüyüm ve üstüne yürüyece¬ 
ğim. Ben var oldukça hesabınızı iyi yapın. 
Bizimle yürüyebiliyorsanız gelin, kötülük 
yapmak istiyorsanız yapın. Ama o zaman 
düşersiniz, çünkü buna gücünüz yoktur. 
Bunlar sizin için örnektir. Eğitiminizin 
üzerinde ciddi bir biçimde durun. Bizim 
üslubumuzdur. Biz düşmandan geleni 
de dost yapıyoruz. Bizim bu gücümüz 
vardır. Ama oyun yaparlarsa, üzerlerine 
yürüyeceğiz. Bunlar olanaksızdır. Bizimle 
baş edilemez. PKK'yi bu biçimde tanıya¬ 
caksınız. Eğer yetmezlikleriniz varsa, bu 
biçimde tamamlarsınız. Eğer güçlenmek 
istiyorsanız, bu biçimde güçlenirsiniz. Biz 
PKK'yi böyle yarattık ve böyle büyüttük. 
Böyle üzerine gidiyoruz. Bundan sonra da 
sonuna kadar bu temelde yürüyeceğiz. 


10 







KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


GENÇLİĞİ TANIMAK VE TANIMLAMAK 


Gençlik, bir sınıf özelliği taşımaz. Ama 
toplumsal gelişmede temel bir kesimi 
ifade eder. Toplumsal hareketlilikte genç¬ 
liğin rolü belirgindir. Bir sınıf olmamakla 
birlikte kendine has özellikler taşıyan te¬ 
mel bir kesimdir. Gençlik basit veya ayırt 
edici özellikleri olmayan pasif bir kütle 
değildir. Yaşam, düşünce ve duygu bakı¬ 
mından toplumun diğer kesimlerinden 
farklılıkları olan, kendine özgü özellikler 
taşıyan bir toplumsal kesimdir. Öncelikle 
bir yaş dilimini ifade eder. İnsanın, başka¬ 
larının bakımına muhtaç olmaktan çıktı¬ 
ğı, büyük arayışlar içerisinde olduğu, çok 
fazla günlük yaşamla bağı olmadığı bir 
yaş kesitini ifade eder, insanın iş yapabi¬ 
lecek düzeye geldiği, büyük umutlar ve 
gelecek arayışları içinde olduğu, sorgu¬ 
ladığı ve günceli çok fazla yaşamadığı bir 
dönemdir. 

Gençlik; on beş ile otuz yaş arasındaki 
toplumsal kesimi kapsar. Bu yaş kesitinin 
taşıdığı temel özellikler son derece de¬ 
ğerlidir. Önemli olan da bu özellikleri bil¬ 
mektir. Bunlar bilinmezse çok fazla genç 
de olunmaz. Nasıl ki hamal gibi çalışmak 
bir kişinin sınıf bilinci edinmesini sağla¬ 
mıyorsa, nasıl ki toplumun en gerisine 
düşmüş köle kadının sadece kadın ol¬ 
ması onu özgürlükçü yapmıyorsa, 18-20 
yaşında olmak da bir insanı eğer onun 
özelliklerini iyi anlamaz ve hissetmez¬ 


se genç yapmaz. Bu bakımdan gençlik, 
bir yaş diliminin temel özelliklerini ifade 
eden duygu, düşünce ve davranış topla¬ 
mı olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda 
gençlik bir ruhtur. 

Gençlik ruhu ve özellikleri nelerdir? 

insan yaşamının belli bir dilimine'genç- 
lik çağı' denilmesi, diğer çağlardan ayrıl¬ 
ması bu farklı özelliklerinden kaynaklan¬ 
maktadır. Bir insan, yirmi yaşında olduğu 
halde bir ihtiyar gibi olabilir. Gençlik özel¬ 
liklerine ve ideallerine bağlı olarak yaşa¬ 
yan biri de ömür boyu genç kalabilir. 

Gençlik insanın en dinamik çağıdır. Bu 
bakımdan gençliğin temel özelliği; hare¬ 
ketliliği ve dinamizmidir. Buradan baktı¬ 
ğımızda; gençliğin devrimci bir karakteri 
vardır. Yani devrimciliğe yatkındır. Genç¬ 
liğin dinamizmiyle sağladığı gelişmelerin 
önemi her toplum için büyüktür. Eğer bu 
dinamizmi; duyguda, düşüncede ve dav¬ 
ranışta toplumsal harekete katabilirse, 
büyük bir eylem gücü ortaya çıkarır. De¬ 
mek ki, hantal olanlar genç olamazlar. 

Gençliğin önemli diğer bir özelliği; ara- 
yışçılığıdır. Bunun geleceğe dönük ol¬ 
masıyla, bugüne fazla bağlanmamasıyla 
yakından bağı vardır. Çıkara bulaşmamış 
olması, saf, temiz ve umutlu olması, ge¬ 
leceğe dönük ve güncele takılmayan bir 
karaktere sahip olması son derece önem- 


11 




Sayı 60 2014 

lidir. Bu özellikleri onu devrimci, aynı za¬ 
manda da sosyalist bir karaktere açık kı¬ 
lar. "Gençler solcu olur" söylemi buradan 
ileri gelir. Günlük yaşama, güncele bu¬ 
laşmamıştır; yani çıkar peşinde değildir. 
Daha çok eşitlikten ve adaletten yanadır. 
Var olanı sorgular, kabul etmez; dolayı¬ 
sıyla değişimden yanadır. Kendi gelişimi¬ 
ni ve dinamizmini kullanmak ister. Yine 
özgürlükten yanadır. Bütün bu özellikler 
gençliğin, dolayısıyla bir gençlik hareketi¬ 
nin temel özelliklerini oluşturur. 

Söz konusu özellikler, sosyalizme ve 
özgürlükçülüğe denk düşer. Özgürlük ve 
eşitlik militanı olmaya denk düşer. Genç¬ 
lik, sosyal karakterin en çok geliştiği bir 
dönemdir. Gençlik hareketi, devrimci- 
demokratik hareketin öncü parçasıdır. En 
dinamik parçası olduğundan, motor gü¬ 
cüdür. O nedenle devrimci hareketler her 
zaman gençlik hareketlerine önem ver¬ 
mişlerdir. Geçmişte dar sınıfsal devletçi 
paradigmadan kaynaklı gençlik hareket¬ 
leri, devrimci hareketler içinde yerlerini 
tam olarak bulamamışlardır, işçi-proleter 
öncülüğü ve buna gereğinden fazla yer 
verilmesi söz konusudur. Özgür kadın 
hareketleri ve gençlik hareketi abartı¬ 
lı proleter öncülüğünün tamamlayıcısı 
sayılmışlardır. Bu devletçi paradigma te¬ 
melinde gerçekleşen reel sosyalizmin ve 
geliştirdiği hareketlerin en büyük yeter¬ 
sizliklerinden biridir. 

Gençlik geleceğin özlemi ve umudu¬ 
dur. 

işçi fetişizmine bağlanmış devletçi pa¬ 
radigmaya dayanan reel sosyalist hare¬ 
ketler, devletçi ve iktidarcı, ekonomist 
ve dar çıkarcı hedefler peşinde koşmuş¬ 
lardır. Birçoğu adalet, eşitlik ve özgürlük 
ütopyasından koparak, sendikalist hare¬ 
ketler olmuşlardır. Önder Apo bu duru¬ 
mu düzeltmiştir. Geliştirdiği Demokratik, 
Ekolojik Ve Kadın Özgürlükçü Paradig¬ 
mayla, devrimci demokratik ve sosyalist 
harekete yeni bir tanım getirerek, açılım 
sağlatmıştır. Çünkü ütopya, gençlik ha¬ 
reketinde vardır. Gençlik, baştanbaşa 
ütopyadır. Geleceğin özlemi ve umudu- 


KOMÜNAR 

dur. Kadın özgürlüğü de öyledir. Maddi 
yanından ziyade, toplum yaşamını den¬ 
geli, düzenli, barışçıl ve demokratik kılma 
özelliği vardır. Özgürlük ve eşitlikçidir. Ka¬ 
dın ve gençlik hareketi, işçi hareketi gibi 
dar, kaba ve maddi eşitlikçilik öngören 
bir yaklaşım içerisinde olamaz. Hareketi¬ 
miz bunu küçük burjuva eğilim olarak ta¬ 
nımlamaktadır. Kuşkusuz bu, ideolojik bir 
yaklaşımı ifade eder. Özgür kadın hareke¬ 
tinin özü ve esası, özgürlük ütopyasının 
dar çıkarlardan soyutlanarak, toplumsal 
yaşamın temel özelliklerine uygun kılın¬ 
masıdır. Bu, sosyalizmin özünün derinleş- 
tirilmesidir. Gençlik hareketi açısından da 
benzer bir tanım yapabiliriz. 

Buradan baktığımızda, gençlik çağı in¬ 
sanın sosyalizme en yakın, özgürlük ve 
eşitlik idealleriyle dolu olduğu; yardım¬ 
laşma, paylaşma ve dayanışma yönlerinin 
en güçlü olduğu çağdır. Çıkara bulaşma¬ 
dığı, kar hırsına kapılmadığı, dolayısıyla 
hileye ve aldatmaya başvurmadığı bir 
çağdır. En temiz ve en sade çağdır. Di¬ 
namizmini en çok koruduğu, günü ya¬ 
şayarak güncel yaşam içinde kaybolmak 
yerine, insanlık için özgür ve mutlu bir 
yaşam ortaya çıkartma temelinde kendi¬ 
ni feda etmeye hazır olduğu, bu anlamda 
oldukça fedakâr ve cesaretli olduğu çağ¬ 
dır. Gençlik çağı kendisini bu özelliklerle 
ortaya koyar. Bu özellikleriyle diğer çağ¬ 
lardan ayırılır. 

Gençlik hareketi işte bu özelliklerden 
oluşan bir harekettir. Gençliğin bu özel¬ 
liklerini kendi bünyesinde toplayan ve bi¬ 
riktiren bir harekettir. Bu anlamda gençlik 
hareketi basit, dar ve geçici bir hareket 
değildir. 

Gençlik hareketleri toplumun değişti¬ 
rici gücü olarak her zaman vardır. Böyle 
olmazsa, toplumun değişimi, ilerleyişi 
ve gelişimi sağlanamaz. Bu, toplumsal 
değişim ve gelişim diyalektiğinin temel 
yasasıdır, insanın veya toplumun sürekli 
bir gelişmeyi yaşaması, değişim dinami¬ 
ğine sahip oluşundan ileri gelir. Öyle ol¬ 
masaydı, toplumsal gelişme sağlanamaz, 
hayvanlar aleminden fazla bir farkımız 
kalmazdı, insanı hayvanlar âleminden 


12 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


ayıran, onun farklı bir tür olarak gelişme¬ 
sine yol açan en önemli olgu, böylesi bir 
dinamizme sahip olmasıdır. 

Toplumun değişim dinamiği gençlik¬ 
tir 

Gençliği çok fazla idealize ederek, ya¬ 
şamdan kopartmamalıyız. Yaşanması 
çok zor bir özellikler toplamı haline ge¬ 
tirmemeliyiz. Ancak gençliği tanımla¬ 
yan ve var eden temel özellikleri ortaya 
çıkartmaktan, görmekten ve topluma 
göstermekten de geri durmamalıyız. Bu 
nedenle söz konusu özelliklerin anlamını 
ve içeriğini doğru tanımalı ve bilince çı¬ 
karmalıyız. Çünkü bu, toplumsal değişim, 
gelişim ve yenilenme açısından son dere¬ 
ce önemlidir. Gençlik olmazsa, bu temel 
özellikleriyle tanımlanmazsa, bu özellik¬ 
ler toplum yaşamında bir işlev görmezse, 
o toplum ilerleyemez. İlerlese de bu çok 
ağır olur. Bu değişim gücü en zayıf top¬ 
lum demektir. Değişim dinamikleri zayıf 
olan toplumlara, ihtiyarlamış toplum de¬ 
nilmektedir. Bu, gençliğe dair özellikleri 
kendi içinde yeterince taşımayan toplum 
anlamına geliyor. Batı toplumları için bu 
deyim yoğunca kullanılmaktadır. 

Bir toplum için en büyük güç, onun 
değişim dinamiğini temsil eden gençlik 
özelliklerinin diri ve canlı tutulmasıdır. Bir 
toplumda bu özellikler ne kadar diriyse, 
değişimi de o denli hızlı olur. Devrimci bir 
toplum olur. Fakat bu özellikler ne kadar 
zayıf olursa, gelişimi de o denli zayıf ve 
cılız kalır. 

Cins mücadelesi, toplumsal değişimde 
özellikle de kapitalist aydınlanmanın ge¬ 
lişimiyle birlikte önemli bir mücadele ha¬ 
line gelmiştir. 21. yüzyılda da öne çıkan 
bir mücadele alanıdır. Çünkü cins müca¬ 
delesi toplumsal değişimi hızlandırmak¬ 
tadır. Ancak toplumun her dönemindeki 
değişim dinamiği, esasta gençlik dina¬ 
miğidir. Bu dinamik; toplumsal değişim 
ve yenilenmenin vazgeçilmez gücüdür. 
Onun işlevi toplumsal yaşamın özellikle¬ 
riyle belirlenir. 

Kapitalist modernite süreci ve açığa 
çıkardığı toplumsallık bu dinamizminin 


öne çıkmasına da temel teşkil etmiştir. 
Diğer sınıf ve toplumsal kesimler için ol¬ 
duğu kadar, gençlik için de örgütlenme 
ve ortak eyleme geçme zemini ortaya 
çıkmıştır. Kapitalist modernite sürecinde¬ 
ki gençlik hareketleri her zamankinden 
daha örgütlü ve eylemli bir güç olarak ge¬ 
lişmektedir. Kapitalist toplum buna karşıt 
olmasına rağmen bunun yolunu açmıştır. 
Gençlik, hareket olarak toplumun ilerleyi¬ 
şinde geçmişten çok daha fazla rol oyna¬ 
yan bir güç haline gelmiştir. Gençlik her 
zaman toplumsal değişimde rol oynayan 
bir kesim olmuştur. Gençlik kapitalizmin 
farklı amaçlarla ve çok istemeden açmak 
zorunda kaldığı bu zeminde kendini ör¬ 
gütlemiş, temel özelliklerini örgüte ve ey¬ 
leme dökmüştür. Bu, 20. ve 21 .yy.da daha 
da belirginleşmiştir. 

Gençliğin değişiğim dinamiği nasıldır? 
Arayışçılığı nedir? Bu hususları yaşamda 
gözlemlememiz gerekir. Dün ve bugün 
olgusu tanımlanırken; "bugün dünden 
ileri, yarından geriyiz" denilir. Bir çocuk; 
anne veya babasından ileri, çocuğundan 
geri olarak tanımlanır. Bu sözler, toplum¬ 
sal yenilenmeyi ifade eden sözlerdir. De¬ 
mek ki, insan ve toplum yaşamı bir tek¬ 
rarı ifade etmiyor. Sürekli bir gelişimi ve 
değişimi içermektedir. Her şeyde olduğu 
gibi, insan ve toplum yaşamında da sü¬ 
rekli bir yenilenme, gelişim ve değişim 
söz konusudur. Bu değişimi, gelişimi ve 
yenilenmeyi topluma yaşatan da gençlik¬ 
tir. O nedenle gençlik demek, bir öncekini 
reddetmek, çelişmek, ona karşı mücadele 
etmek demektir. Bir öncekiyle çelişme¬ 
yen, onu reddederek aşmaya çalışmayan 
genç olamaz. Bu, sosyalist hareketler için 
de geçerlidir. Bütün canlılar, hareketler 
ve olgular için geçerlidir. Ama en fazla da 
değişim felsefesine, ideolojisine ve hare¬ 
ketine sahip sosyalist ve devrimci hare¬ 
ketler için geçerlidir. 

Gençliğin her zaman için yetişkin ku¬ 
şakla bir çelişkisi ve çatışması olmak zo¬ 
rundadır, vardır da. Bunu böyle görme¬ 
miz ve bir olgu olarak kabul etmemiz ge¬ 
rekir. Eğer bir toplumda kuşaklar arasında 
çelişki ve çatışma yoksa o toplumun de- 


13 





Sayı 60 2014 

ğişim dinamiği zayıflamış demektir. Ku¬ 
şak çelişkisi ve çatışması ne kadar güçlü 
olursa, toplumsal değişimde o denli güç¬ 
lü olur. Gençlik, karakteri gereği var olanı 
kabul etmez. İyiyi, güzeli, eşit ve özgür 
olanı arar. 

İnsan ve toplum yaşamı her dönem cid¬ 
di değişiklikler ve yenilikler içermektedir. 
Ruhta, bilinçte, düşüncede, örgütlülükte, 
maddi ve manevi yaşamın her alanında 
yeni bir şeyler edinilmektedir. Bu eski 
yaşamın bir tekrarı değildir. Toplumsal 
değişim ve gelişim düzeyi, bu farklılık¬ 
ların açığa çıkartılarak görülmesindedir. 
Farklılık ne kadarfazla olursa, toplumdaki 
değişim ve gelişim düzeyi de o kadar ileri 
olmaktadır. 


KOMÜNAR 

manevi yaşamının dengelerini bozmak¬ 
tadır. Eğer değişime yön verilmezse, bu 
bireyde ve toplumda ciddi tahribatlara 
yol açabilir. Ama eğer yön verilirse, birey 
ve toplum kendini yeniden şekillendire¬ 
rek, büyük bir gelişmeyi ortaya çıkarır. 

Dolayısıyla gençliğin toplumdaki ro¬ 
lünü doğru anlamalı ve o rolün oynan¬ 
masını sağlamalıyız. Eğer kendimizi bu 
özelliklerle tanımlıyorsak, o zaman genç 
olmasını bilmeliyiz. Aksi taktirde sistemi¬ 
mizi kuramaz, geliştiremez, koruyamaz 
çökeriz. Onun için toplumun değişimin¬ 
de gençliğin oynadığı rolü ve özellikleri 
yine gençlik üzerinde geliştirilen ve yü¬ 
rütülen politikaları da görmek son derece 
önemlidir. 


CÂ,e.nç lik arayışının olmaması,, zayıf olması veya 
saptırılması kadar, bireye ve iopluma zarar veren başka 
bir dönem yoktur. O nedenle ber şey çok mükemmel, 
doğru bir rotada, başarıyla yürütülüyormuş gibi 
değerlendirilmemelidir. 


Gençlik hareketi olmayan toplumlar 
ağır aksak yürüyen toplumlardır 

Günümüzde gençlik hareketine sahip 
olmayan hiç bir toplum, güçlü bir gelişim 
içinde olamaz. Ağır aksak yürür, ilerleme 
gücünü ve umudunu kaybetmiş bir top¬ 
lum haline gelir. Günümüzde bazı top¬ 
lumlar böyle bir zorlanmayı yaşamakta¬ 
dırlar. 

Diğer yandan gençliğin çok örgütlü 
olduğu, yeni bilinçler edindiği, kendini 
örgütleyebildiği, dolayısıyla değişimde 
rol oynadığı, kendisinden önceki kuşakla 
çelişki ve çatışmaya girdiği toplumlarda 
ise her bakımdan büyük sarsıntılar yaşan¬ 
maktadır. Bu toplumlar, maddi ve manevi 
anlamda ciddi değişiklikler yaşamakta¬ 
dırlar. Hem ruhsal, hem duygusal, hem 
de yaşamsal olarak çok ciddi değişiklikler 
geçirmektedirler. Bu tür toplumlarda sar¬ 
sıntı, çelişki ve çatışma çok yoğun yaşan¬ 
maktadır. Bu da bir zorlayıcılığı ifade eder. 
Çünkü değişimin yoğunluğu toplumun 
bütün iç dengelerini, yine insanın maddi 


Gençlik arayışının olmaması, zayıf olma¬ 
sı veya saptırılması kadar, bireye ve toplu¬ 
ma zarar veren başka bir dönem yoktur. 
O nedenle her şey çok mükemmel, doğru 
bir rotada, başarıyla yürütülüyormuş gibi 
değerlendirilmemelidir. Gençlik dinamiz¬ 
mi örgütlü kılınmazsa, büyük tahribatlar 
yaşanabilir. Politik-ekonomik ve kültürel 
çelişkilerden doğan aşırı çatışma duru¬ 
mu tahribatlara yol açabilir. Gençlik hare¬ 
ketleri olumlu bir rol oynayabilecekken, 
zorlayıcı ve tahrip edici sonuçlara neden 
olabilir. 

Bu nedenle siyasi hareketlerin bireyin 
ve toplumun yaşadığı çelişkileri doğru 
çözümlemesi gerekir, insan ve toplum 
psikolojisini bilmesi gerekir. Toplumun 
sosyolojik yapısını, çelişkilerini ve çatış¬ 
malarını doğru tahlil etmesi gerekir ki; 
yön verebilsin, örgütlü kılabilsin, dolayı¬ 
sıyla desteğini alabilsin. Kuşkusuz bunu 
en fazla da "özgürlükçü-eşitlikçi-sosyalist 
hareketim" diyen hareketler yapmalıdır. 
Bunu yapmazlarsa, kaybederler. 

Gençlik, bir yönüyle bireyin bir tür dev- 


14 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


rimi yaşaması olarakda ele alınabilir. Eski¬ 
yi aşan, reddeden, onunla mücadeleye gi¬ 
ren, toplumla olduğu kadar aile düzeniyle 
de çelişen bir duruştur gençlik.Toplumsal 
değişimde öncü rolü oynayan gençlik, bir 
biçimde aile devrimini de yapmıştır. Bu, 
toplumun bünyesinde var olan eski ya¬ 
şam özelliklerini kabul etmemeyi ifade 
eder. Yalnız bu, bazen sınırlı, yani pasifist 
olurken, bazen de çok etkili olmaktadır. 
Geleneksel kültürde yaşlılar gençlere gü¬ 
venmezler. Yoğun arayışçılığından dolayı; 
"nereye gideceği belli olmaz" denilir. Genç¬ 
ler de, kalıba girmiş yaşamı, bir tekrardan 
ibaret olan toplumsallığı ve bireyi zayıf 
görür ve ona isyan ederler. Zaten çelişki 
de buradan doğmaktadır. Bu çelişki her 


lerini vermek istemektedir. Gençlik, bü¬ 
tün bu özelliklere karşı bir mücadele ya¬ 
şar. Kişilik edinme, yoğun bir iç mücadele 
anlamına gelir. Kişilik, kendi doğrularını 
benimsetmek isteyen ve değişik yönde 
etkide bulunmaya çalışan güçlerle bir sa¬ 
vaşımı yaşar. 

Tabi bir de Özgürlük Hareketinin yarat¬ 
mak istediği bir gençlik söz konusudur. 
Bu anlamda Özgürlük Hareketine katıl¬ 
mak demek, bütün bu gerici, sömürgeci, 
modernist güçlerin kişilik üzerindeki sal¬ 
dırılarına ve yönlendirmelerine karşı mü¬ 
cadele etmek demektir. 

Gençlik çağı, yeni insanın ortaya çıktığı 
dönemdir. Bir önceki toplum yaşamından 
daha ileri bir toplumsal yaşama geçişi ifa- 


ö^ervçlik çağı, yeni insanın arkaya çıktığı dönemdik. 
Bir önceki toplum yaşamından daka ilen km toplumsal 
yaşama geçişi ifade eden Bu anlamda gençlik/ ke^ 

zaman yenilikçidir. 


zaman var olmuştur ve Kürt ulusal dirili¬ 
şinde de, gelişiminde de etkili rol oyna¬ 
mıştır. 

Kürt Özgürlük Hareketinde aile devrimi 
adeta uluslaşmayı sağlayan, insanı birey 
haline getiren, aile, aşiret, kabile gibi dar 
bağları kırarak, özgürlük bağları gelişti¬ 
ren bir devrim olmuştur. Bizde, aile devri¬ 
mi bir özgürlük devrimi olarak gelişmiştir. 
Buna; "ulusal diriliş" denilmiştir. "Toplum¬ 
sal demokrasinin ve özgürlüklerin geliş¬ 
mesi" de demekteyiz. Yeni insanın yara¬ 
tılması, kişilik devriminin gerçekleşmesi 
çok önemlidir. Birey olma devrimi ile aile 
ilişkilerini parçalama devrimi iç içe ve çok 
şiddetli olmuştur. Gençliğin var olanı red¬ 
detmesi sonucunda yaşanan çatışma sert 
geçmiştir. Ancak bununla dar, eskiyi ifade 
eden, Kürt bireyinin ve toplumunun ge¬ 
lişimini engelleyen bağlar kırılmıştır. Bu 
anlamıyla gençlik, kişilik devriminin ya¬ 
pıldığı çağdır. Demokratik ulusal kişilik 
kazanma sürecidir. 

Aile, aşiret, mezhep, okul ve sistem yeni 
oluşması itibariyle gençliğe kendi özellik- 


de eder. Bu anlamda gençlik, her zaman 
yenilikçidir. Örgütlü ve bilinçli kılınmış bir 
gençlik, toplumu hızlı ve köklü değişime 
uğratacak kişiliğin ortaya çıkması anlamı¬ 
na gelmektedir. 

Egemen düzen gençlikten çok kork¬ 
maktadır. Modern gelişmelerin gençliği 
neredeyse bir sınıf düzeyine getirdiğini, 
gençlik hareketlerinin güçlü ve hızlı bir 
ideolojik ve örgütsel zemin oluşturduğu¬ 
nu, dolayısıyla toplumsal gelişmede do¬ 
ğal bir parti ve ordu gibi hareket ettiğini 
görmektedir. Öncü rol oynayabilecek bir 
düzeye ulaşmış olması, büyük bir endişe 
yaratmaktadır. Bu nedenle toplumun öz¬ 
gürlük, eşitlik ve adalet yönünde eğitimi¬ 
ni, örgütlenişini ve ilerleyişini engellemek 
için örgütlü ve planlı politikalar geliştire¬ 
rek, gençliği yozlaştırmayı hedeflemekte¬ 
dir. 

Kendini düşünen, kar-iktidar ve haz 
dünyasına dalarak bireycileşen, dolayısıy¬ 
la düzene entegre olan bir çizgiye çekmek 
temel amaçtır. Böylelikle özgür yaşam 
arayışını, yenilikçiliğini, idealizmini, feda- 


15 




KOMÛNAR 


Sayı 60 2014 

karlığı ve cesaretini yozlaştırarak gençliği 
özünden saptırmaya uğraşmaktadır. Gü¬ 
nümüzde uluslararası gericilik gençlikle 
yoğun bir mücadele halindedir. Bu, hem 
ideolojik, hem politik hem de psikolojik 
olarak böyledir. Bunun için özel uzmanlar, 
psikologlar ve sosyologlar çalıştırılmakta. 
Özel politikalar ve örgütler geliştirilmek¬ 
tedir. Örgütlü-planlı yoğun bir çaba söz 
konusudur. Bilimsel teknik gelişmelerden 
de sonuna kadar yararlanılmaktadır. 

Gençliğin toplumsal özgürlük ve de¬ 
mokrasinin gelişimine öncülük eden 
veya öncülük edebilecek potansiyeli bu 
biçimde eritilmeye, saptırılmaya ve dü¬ 
zen açısından tehlikesiz hale getirilmeye 
çalışılmaktadır. Günümüzde bu temelde 


gençlik hareketi oluşturamamıştır-oluş- 
turamaz da. Belki birkaç genci bir araya 
getirebilir ama gençlik ruhuyla donanmış 
bir gençlik hareketi kuramaz. Bu kendisi¬ 
nin aşılması anlamına gelir. Bu nedenle 
gençlik hareketinin gelişeceği zeminin 
demokratik ve özgürlükçü olması gerekir. 
Bu zemin Kürdistan'da ilk olarak PKK ile 
yaratılmıştır 

Türk gençliğindeki hareketlenme ile 
dünyada gelişen gençlik hareketlenme¬ 
si arasında bir paralellik vardır. Buna '68 
kuşağı denilmektedir. Türkiye Devrimci 
Gençlik Hareketi 1960'ların sonunda ge¬ 
lişmeye başlamıştır. Kürt gençliğinin de 
bunun etrafında bir örgütlenme arayışı 
gelişmiştir. Bu süreçte uygun bir zemin 


(SumkuHyet yönetimi, inkar* ve imka politikası Temelinde 
asimilasyonu esas almıştır*. '3 ey az katliam" olarak 
adlandırılan ku yöntem Kürdistan'da soykırımın kir 
kiçimi olarak özellikle gençlik üzerinde uygulanmıştır. Bu 
nedenle eğitime özel kir önem verilmiştir. 


küresel bir mücadele sözkonusudur. Ka¬ 
pitalist modernist sistemin gençliğe yö¬ 
nelik yürüttüğü mücadele ulusal sınırları 
aşmış bütün dünyayı içine alan bir sistem 
mücadelesine dönüşmüştür. 

Kürdistan'da gençlik hareketi 

Demokratik uluslaşmanın gelişimi, de¬ 
mokratik ulusal bilincin oluşumu, dolayı¬ 
sıyla Özgürlük Hareketinin gelişim süreci, 
gençlik hareketinin de oluştuğu süreçtir. 
Geleneksel feodal toplum yapısının çö¬ 
zülmesi ve sosyal ayrışmanın gelişmesi, 
gençliğin toplum yaşamını etkileyen bir 
kesim olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. 
Kürdistan'da ortaya çıkan gençlik hare¬ 
keti, ilkel milliyetçi hareketlerin de aşıl¬ 
masını getirmiştir, ilkel milliyetçi örgütler 
gençlik hareketi yaratamamışlardır. Ör¬ 
neğin KDP kendi içinde gençlik özellik¬ 
leri taşımadığından bir gençlik hareketi 
yaratması söz konusu olmamıştır. KDP, 
feodal ve aşiretsel yapıya uygun bir siyasi 
ve sosyal örgütlülüğü ifade ettiğinden bir 


de oluşmuştur. 

Cumhuriyet yönetimi, inkar ve imha 
politikası temelinde asimilasyonu esas al¬ 
mıştır. "Beyaz katliam" olarak adlandırılan 
bu yöntem Kürdistan'da soykırımın bir bi¬ 
çimi olarak özellikle gençlik üzerinde uy¬ 
gulanmıştır. Bu nedenle eğitime özel bir 
önem verilmiştir. Bununla ulusal eritmeyi 
amaçlamış, o nedenle eğitim sistemini 
kısa bir zaman dilimi içerisinde çok hızlı 
ve yoğun bir biçimde köylere kadar taşır¬ 
mıştır. Böylelikle Kürdistan'da önemli bir 
öğrenci gençlik kesimi oluşmuştur. Soykı¬ 
rım amacıyla kurulan okulların etrafında 
önemli bir gençlik kitlesi yoğunlaşmıştır. 
Kürdistan'daki ilk gençlik hareketleri bu¬ 
ralara dayalı olarak gelişmiştir. 

Orta ve egemen sınıfa dayanan öğrenci 
gençlik içerisinde küçük burjuva eğilimi 
gelişmiştir. Bu eğilim '70'lerin başında 
Kuzey Kürdistan'da ve Türkiye'de DDKO 
biçiminde bir örgütlülüğe kavuşurken; 
devrimci yurtsever eğilim Kürt Özgürlük 
Hareketinin gelişimine paralel bir geliş- 


16 



KOMÜNAR , 

me içine girmiştir. Çünkü Kürdistan'da 
gerçek anlamda ulusal demokratik geliş¬ 
me ile gençlik hareketinin gelişimi iç içe 
yaşanmıştır. PKK gençliğe dayalı olarak 
doğup, gelişmiştir. Aydın-gençlik hare¬ 
keti bir ideolojik eğilim ve örgütsel yapı 
olarak doğup, gelişmiştir. Okullarda top¬ 
lanan emekçi ve yoksul gençlik, buralar¬ 
da sağladıkları aydınlanmayla ulusal ve 
demokratik bilincin ve onun örgütü ola¬ 
rak PKK'nin yaratıcıları olmuşlardır. Ulusal 
demokratik örgütlenme ve eylemi yarat¬ 
mışlardır. 

Gerilla bir gençlik örgütüdür 

Apocu hareket kendini başından beri 
böyle bir hareket olarak tanımlamıştır. 
Apocu hareket bir halk hareketi olarak, 
bir sınıf hareketi olarak ortaya çıkma¬ 
mıştır. Her ne kadar ideolojik olarak reel 
sosyalizmin etkisiyle işçi sınıfının çıkar¬ 
larını esas almışsa da, ulusal gelişmeyi 
öngörerek bütün ulusa hitap etmişse de, 
bütün bunlar öncellikle gençlik hareketi 
aşamasından geçilerek, yani aydın genç¬ 
lik kesimi içerisinde yaratılmıştır. Ulusal 
demokratik bilinci oluşturan ve topluma 
taşıran aydın gençlik olmuştur. 

Dolayısıyla Kürdistan'daki demokrasi ve 
özgürlük hareketi bir gençlik hareketidir. 
Halka dayanan, halkçı özellikler taşıyan 
gençlik grubu ilerleyerek gelişmiştir. Yok¬ 
sul, emekçi ve aydın gençliğin yarattığı 
ulusal demokratik eğilim, ideolojik, mad¬ 
di ve kadro bakımından yaşadığı bütün 
zayıflıklara rağmen Kürt halkı tarafından 
sahiplenilmiş ve gelişme göstermiştir. 

Kürdistan zemininde sosyalist hareket, 
ulusal demokratik hareket ve gençlik ha¬ 
reketi iç içe ve bütünlüklü gelişmiştir. Bu 
bakımdan ulusal demokratik hareket, as¬ 
lında bir aydın gençlik hareketidir. Halka 
gitmiş ve halkın desteğini almıştır. Fakat 
mücadelenin yürütücü gücü gençlik ol¬ 
muştur. Çünkü sömürgeci ve soykırımcı 
Türk devletiyle mücadele savaş biçimin¬ 
de sürmüştür. Dolayısıyla gençlik gerilla 
olarak örgütlenmiştir. Gerilla bir gençlik 
örgütüdür. '70'lerde ideolojik bir gençlik 
grubu olarak şekillenen Apocu Hareket 


İdeolojik-Teorik Dergi 


giderek bir gençlik ordulaşmasına dönüş¬ 
müştür. Gençlik, sadece Kürt Özgürlük 
Hareketinin ideolojik bir eğilim ve grup 
olarak doğuşunu gerçekleştirmekle kal¬ 
mamış bu mücadeleyi bizzat üstlenmiş¬ 
tir. Farklı bir toplumsal kesimle birlik ve 
ittifak halinde örneğin işçi ve köylü sınıfı 
ile bir isyana kalkıp, mücadele yürütme- 
miştir. Gerilla düzenini yaratan ve gerilla 
savaşını veren gençlik olmuştur. 

İdeolojik eğilimi aydın gençlik yaratmış, 
kadrolaşma gençlikle oluşmuş, PKK'yi 
gençlik kurmuş, gerilla gençliğin direniş 
örgütü olarak ortaya çıkmıştır, ideolojik, 
siyasi, askeri tüm yapılanmaya damgası¬ 
nı vuran gençlik özellikleri olmuştur. Bu 
realiteyi Başka Apo "Genç başladık genç 
başaracağız" biçiminde tanımlamıştır. 

Günümüzde Kürt Özgürlük Hareketi bu 
realitesi nedeniyle gençlik ruhuyla dop¬ 
dolu bir harekettir. Sosyolojik bir kategori 
olarakgençlikaradığı her şeyi bu nedenle 
PKK'de bulmaktadır. 

Kuruluş ve kurtuluş sürecinde genç¬ 
lik 

Gençlik, demokratik halk hareketinin 
örgütlenme ve eylem alanına öncülük 
etme, onun kadrosal gücünü, yine en di- 
namikeylem gücünü oluşturma bakımın¬ 
dan temel bir yer tutmaktadır. Geçmiş 
mücadele stratejimizde yeri daha çok tali 
planda olan gençlik; yeni mücadele stra¬ 
tejimizde öncü pozisyonuna yükselmiştir. 
Yeni mücadele stratejimiz demokratik 
halk hareketinin düzeyi, stratejik yapılan¬ 
ması, öncü ve ittifaklarının belirlenmesi 
konularında yeni bir yaklaşıma yol aç¬ 
mıştır. Özgür Kadın Hareketi ideolojik-ör- 
gütsel ve eylem gücü olarak öne çıkarak 
önemli bir kabul açığa çıkarmıştır. 

Gençlik de benzer bir stratejik konum 
kazanmıştır. Demokratik devrimin de¬ 
rinleştirilmesi mücadelesinde kadın ve 
gençlik hareketinin, halkın ortak demok¬ 
ratik eylemliliğine öncülük edecek düze¬ 
ye getirilmesi, temel bir çalışma haline 
gelmiştir. Bu nedenle gençlik hareketini 
daha özgün ele almak ve örgütlemek 
öne çıkmıştır. Demokratik uluslaşma sü- 


17 







Sayı 60 2014 

recini yaşayan halkımızın direngen ve 
inşacı gerçeğinin geliştirilmesi açısından 
öncülüğün iyi tanımlanması ve örgütlü 
kılınması, demokratik ulusun başarısı için 
zaruridir. 

Gençliği aktifleştirme sorunlarını çöz¬ 
meden, demokratik halk direnişimizi 
geliştiremeyiz. Bunu yapamazsak Özgür 
Kadın Hareketi de ittifaksız kalır. Bu da 
demokratik halk direnişimizi geliştirmeyi 
zorlar. Bu bakımdan gençlik hareketinin 
özgün tarzda ele alınıp, örgüt ve eylemi¬ 
nin bütünlüklü geliştirilmesi, demokratik 
devrimi geliştirebilmek açısından zorun¬ 
ludur. Aksi halde köklü bir toplumsal de¬ 
mokrasi mücadelesi verilemez. Devrimci 
demokratik değişim motorsuz ve öncü- 
süz kalarak, kendiliğindenliğe sürüklenir. 


KOMÜNAR 

ideolojik mücadeleye katılması iken diğe¬ 
ri gençliğin kendini bir hareket olarak ör¬ 
gütlemesi, demokratik devrimde öncülük 
rolünü oynamasıdır. Esas olan da budur. 

Böyle olmazsa demokratik devrim ge¬ 
lişip derinleşemez. Toplumsal değişim 
ideolojik derinlik ve dinamizm kazanmaz. 
Örgütlü öncülük zayıf kalır. Çünkü dev- 
rimimizin ideolojik özü burada saklıdır. 
Devrimci değişimin temel karakteri ve 
özellikleri gençlik ve kadından kaynağını 
almaktadır. Gençliğin ve kadının örgüt¬ 
lülüğünde yatmaktadır. Demokratik de¬ 
ğişimin özelliklerini açığa çıkaran, yayan, 
savunan kadın ve gençlik hareketidir. 

Kadın Özgürlük Hareketi kendi ideo¬ 
lojik ölçülerini topluma taşırdığı ölçüde, 
Özgür gençlik hareketi kendi özelliklerini 


2ira gençlerim mücadeleye katılması ayrı bir şeydir, 
kendini bir hareket olarak örgütleyip, katılması ayrı bir 
şeydir. Biri gençlerin kerkamgi bir siyasal, askeri veya 
ideolojik mücadeleye katıl ması iken diğeri gençliğin 
kendini bir hareket olarak örgütlemesi, demokratik 
devrimde öncülük rolünü oynamasıdır. 


Kaldı ki bu durumda olan gençlik, gerici¬ 
lik tarafından saptırılabilir. Bu bakımdan 
gençlik hareketi, inşa sürecinin en önemli 
hareketi olarak gündemimizdedir. 

Toplumsal gelişmede gençliğin yeri 
ve rolü 

Geçmişte de mücadelemizde her şeyi 
yürüten gençlik olmuştur. Gerillamız bir 
gençlik örgütüydü ve savaş gençliğin 
mücadelesiydi. Kitle mücadelesi içerisin¬ 
de de gençlik önemli bir rol oynamıştır. 
Gençler katılmış, çalışmış, kadro, örgüt 
ve mücadele sorunlarını omuzlamışlardır. 
Fakat mücadele içerisinde özgünlüğüyle 
öncü bir gençlik hareketi oluşturulama¬ 
mıştır. 

Zira gençlerin mücadeleye katılması 
ayrı bir şeydir, kendini bir hareket olarak 
örgütleyip, katılması ayrı bir şeydir. Biri 
gençlerin herhangi bir siyasal, askeri veya 


topluma taşırdığı ölçüde demokratik de¬ 
ğişim kökleşebilir. Demokratik değişimin 
niteliği ve derinliği böyle ortaya çıkar. 
Bunu özgür kadın hareketi ve gençlik ha¬ 
reketi sağlayacaktır. 

Bir; ideolojik derinlik kazandırması, yön 
vermesi, değişimin ideolojik karakterini 
ortaya çıkarması. 

iki; örgüt ve eylemde motor gücü ol¬ 
ması. Öncülük de bu noktada tanımına 
kavuşmaktadır. 

Gençlik hareketini özgünlüğü içerisin¬ 
de ele alma, ideolojik ve örgütsel sorun¬ 
larını gündemleştirip çözme bu nedenle 
bizim için birinci derecede önem taşı¬ 
maktadır. 

*** 


18 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


GENÇLİK EN YAMAN HAKİKAT 
ARAYIŞÇILIĞI VE 5AVAŞÇILIĞIDIR 


Bugün uygarlık sistemi, küresel çapta 
tarihin en derin bir kriz ve kaosunu ya¬ 
şamaktadır. Doğa ve toplumu da yaşadı¬ 
ğı krizle yok olmanın eşiğine getirmiştir. 
Yaşamın her alanına ilişkin yaşanan kriz 
Ortadoğu ve ülkemizde yoğunlaşmış 
durumdadır. Bölge ve ülkemiz tarihin en 
çetin mücadelesine sahne olmaktadır. Bu 
mücadele temel de iki paradigma arasın¬ 
da yaşanmaktadır. Birincisi demokratik 
uygarlık çizgisi, İkincisi ise devletçi uy¬ 
garlık çizgisidir. Krizden hangi çizgi başa¬ 
rıyla çıkacak, Demokratik modernite mi? 
Yoksa kapitalist modernite mi? Sonucu 
mücadeleyi kazanan belirleyecektir. Ya 
kapitalist modernite güçleri krizden öm¬ 
rünü uzatarak bir çıkış yapacak, bununla 
da doğa ve toplumun payına cehennem¬ 
de yanmak düşecek, ya da demokratik 
modernite güçleri kazanarak bin yılların 
sömürü sisteminin kölelik zincirlerini par¬ 
çalayacak ve demokratik, eşit ve özgür 
yaşamı inşa edeceklerdir. Yani tam bir 
final süreci yaşanmaktadır. Söz konusu 
olan mücadele toplumun varlığını koru¬ 
ma ve özgürlüğünü sağlama mücadele¬ 
sidir. Önder Apo kapitalist moderniteye 
karşı mücadelede ve Demokratik Moder- 
nitenin inşasında iki öncü gücün kadın ve 
gençlik olduğunu söyledi. Tarihe emek 
ve mücadeleleri ile damgalarını vurmuş, 
insanı insan yapan toplumsallığın inşa¬ 


sında ve özgür yaşam değerlerinin yara¬ 
tılmasında öncülük yapmışlar fakat buna 
karşın bir yandan da görmezden gelin¬ 
miş, horlanmış, sömürülmüş, aşağılanmış 
ve yok sayılmış bu iki toplumsal kesime, 
ilk kez Önder Apo ve PKK tarafından hak 
ettikleri değer gösterilmiştir. 

Bu iki öncü gücün tarihsel gelişim sü¬ 
recinde yine toplumsallıkta rolleri doğru 
anlaşılmadan demokratik, eşit ve özgür 
biryaşama asla ulaşılamayacağı açıktır. Bu 
yazımızda iki öncü güçten gençliğin rolü 
üzerinde duracağız. Gençliği paradigma 
ve ideolojik yaklaşımımız temelinde ele 
alacak ve anlamaya çalışacağız. Doğal 
toplum yani ahlaki-politik topluma daya¬ 
nan demokratik uygarlıkta gençlik ne an¬ 
lam ifade ediyor ve nasıl bir rolün sahibi 
olmuştur. Bir de ahlaki-politik toplumun 
inkarı ve sömürüsü üzerine inşa edilen 
erkek egemen, sınıflı, iktidarcı-devletçi 
uygarlıkta nasıl bir rol oynamış veya oy¬ 
natılmıştır. Çünkü gençlik toplumsal bir 
bütünlüğü ifade etse de, uygarlığın geliş¬ 
mesi ile birlikte nasıl toplumsal bütünlük 
parçalanmışsa gençlikte parçalanmıştır. 
En genel anlam da özgür yaşamda ısrar 
eden gençlik ve köleliğin en derin karan¬ 
lığına çekilmiş gençlik olarak yalınlaştırı¬ 
labilir. Birincisinde ne kadar onurlu bir rol 
oynamışsa İkincisinde o kadar onursuzca 
bir rol oynatılmıştır. 


19 






Sayı 60 2014 

Bir olgunun rolünü anlamak için önce¬ 
likle onu doğru tanımak ve tanımlamak 
gerekmektedir. Tarihte egemenlerin öz 
anlamından en çok kopardığı ve tersyüz 
ettiği olgulardan biri gençliktir. Nasıl ka¬ 
dın sadece biyolojik olarak tanımlanıp 
toplumsallıktan koparılarak çarpıtılmışsa 
benzer bir yaklaşım gençlik içinde yapıl¬ 
mıştır. Egemenler, gençliği sadece biyolo¬ 
jik bir olgu, çocukluk ile yaşlılık arasındaki 
bir evre olarak ele almış ve tüm toplum¬ 
da, özellikle de gençliğin kendisinde bu 
yönlü bir algı oluşturmuşlardır. Gençliği 
zihniyet gücünden yoksun, duyguların¬ 
da tutarsız, toy, asi, avare, devamlı gem¬ 
lenmesi, kontrolde tutulması ve terbiye 


KOMÜNAR 

gençliğin inkârına götürür. Gençliği top¬ 
lumsallaşmanın en dinamik gücü, özgür 
ve akışkan enerjisi, zihniyet ve duyguda 
kalıplara sığmayacak sınırsız gelişme, 
değişim-dönüşüm, yenilik, yaratıcılık vb. 
diye tanımlamak en doğru yaklaşım ola¬ 
rak ifade edilebilir. Özgür yaşamın tut¬ 
kusu, moral, heyecan ve coşku gücünün 
somutlaşması olarak da değerlendirile¬ 
bilir. Özcesi gençliğin doğru anlaşılması 
ve gençlik üzerinde yapılan çarpıtmaların 
aşılması için başlangıca, kaynağa inilmesi 
gerekmektedir. Çünkü tarihsel toplum¬ 
dan günümüze gençliğin gelişimi ve kar¬ 
şılaştığı sorunları çözümleyerek doğru 
sonuçlara ulaşılabilir. Bizde başlangıçtan, 


CÂe.nç ligi zikniyef gücÜKvdem yoksun, duygulanımda 
Tufan sız, Toy, asi, avane, devamlı gemlenmesi, konfnolde 
fufulması ve fenkiye edilmesi geneken ioplumun cakil 
kesimi olanak ele almışlandın. -Hem Toplumun en cakil 
kafegonisi kem de insanın yaşamında en Teklikeli dönemi 


olanak Tamım 

edilmesi gereken toplumun cahil kesimi 
olarak ele almışlardır. Hem toplumun en 
cahil kategorisi hem de insanın yaşamın¬ 
da en tehlikeli dönemi olarak tanımlan¬ 
mışlardır. Tabi zihniyette yarattıkları bu 
algı ile amaçları egemenliklerini güven¬ 
ceye almak olmuştur. Bilinçli bir tarzda 
yaratılan bu tanımlama ve algıdan kurtul¬ 
madan gençliğin anlaşılmasında ve top¬ 
lumun özgürleşme yolunda bir tek doğru 
adım atılamaz. Gençliğin doğru tanım¬ 
lanması ve tarihsel süreç içindeki rolünü, 
karşılaştığı sorunları ve gelişen çözümleri 
kavramak günümüzde tarihi görev ve so¬ 
rumlulukların yerine getirilmesi için güç 
sunacak ve zafere giden yolumuzu aydın¬ 
latacaktır. 

Önderlik savunmalar da gençliğin "fi¬ 
ziksel bir olay değil toplumsal bir olay" 
olduğunu vurgulamaktadır. Sadece fizi- 
ki-biyolojik açıdan ele alarak gençlik an¬ 
laşılamaz. Bu yönü asla görmezden geli¬ 
nemez ama sadece bununla sınırlamakta 


aramışlardım. 

kaynaktan başlayacağız. 

Doğal toplum yaşamımızın hem baş¬ 
langıcı hem de kaynağıdır. İnsanlığın 
milyonlarca yıl süren, doğayla uyum ve 
bütünlük içinde varoluşunu gerçekleştir¬ 
diği ve geliştirdiği demokratik-komünal 
özgür yaşam sürecidir. Bu dönem yukarı 
Mezopotamya da neolitik köy-tarım dev¬ 
rimi ile en görkemli çıkışı yakalamıştır. 
Doğal toplumun demokratik komünal 
yaşamı ve ahlaki-politik değerleri, insan 
tür olarak var oldukça da asla yok edile¬ 
mez. Doğal toplum ve değerleri olmadan 
hakikatin inkarı ve hakikatten sapmayı 
ifade eden iktidarcı-devletçi sistem de 
var olamaz. Sömürü sisteminin var ola¬ 
bilmesi için sömüreceği ve gasp edeceği 
değerlere ihtiyacı vardır. Asalağın emece¬ 
ği bünye olmadan var olamayacağı gibi, 
iktidarcı-devletçi sistemin kurulması ile 
birlikte iki sistem ve çizgi arasında sürekli 
bir mücadele dönemi başlamıştır. 


20 






KOMÜNÂR , 

Doğal toplum en genç toplumdur... 

insanın toplumsallaşma temelinde 
insan olabildiğini biliyoruz. Toplumsal¬ 
laşma yani insanlaşma sürecinin milyon¬ 
larca yıllık zorlu bir süreç olduğunu da. 
İnsanlık neolitik devrime kadar dünyanın 
dört bir yanında 20-30 kişiyi geçmeyen 
klanlar tarzında varlığını sürdürmüştür. 
Klanın yaşamı yeknesaktır, tek düzedir. 
Göçebedir, toplayıcılık ve avcılıkla besle¬ 
nilmektedir. Toplumu var eden ahlaki-po- 
litik karakteridir. Klanın yaşam ilkesi "biri¬ 
miz hepimiz, hepimiz birimiz içindir", ki 
bu olmazsa olmaz varoluş ilkesidir, insan¬ 
lık tarihinin %98'lik dilimini ifade eden 
bu süreç; toplumun kendisini doğayla 
bir bütün gördüğü, demokratik, komünal 
ve özgür yaşadığı süreçtir. Toplum, dola¬ 
yısıyla yaşam kadın etrafında ve öncülü¬ 
ğünde oluşmuştur. Yukarı Mezopotamya 
da gerçekleşen tarım-köy devrimi ile in¬ 
sanlık, tarihin en görkemli hamlesini ger¬ 
çekleştirmiştir. İnsanlığın cennet ütopya¬ 
sı bu yaşam döneminden esinlenmiştir. 
Uygarlık tarihi boyunca da yarattığı ve 
yaşadığı o cennet yaşamın özlemi ile di¬ 
renmiştir. Demokrasi, eşitlik, özgürlük, 
emek, fedakarlık, cesaret vb. tüm maddi 
ve manevi değerlerin yaratılmasında bu 
milyonlarca yılın emeği vardır. Devletçi 
uygarlığın sömürü sistemi kurulmadı¬ 
ğından henüz hiçbir toplumsal sorun 
ortaya çıkmamıştır. Doğal toplum açısın¬ 
dan var olan temel sorun doğanın zorlu 
koşullarına karşı korunma, beslenme ve 
türünü sürdürme sorunudur. Bunun için 
mücadele ve çaba verilmektedir. Henüz 
ortada toplumun sınıflara bölünmesi, bi¬ 
linçli, planlı, örgütlü bir tarzda toplumun 
bir kesiminin diğer kesimi üzerinde baskı 
ve sömürüsü yoktur, gelişmemiştir. Kadın 
etrafında gelişen toplum parçalanmamış 
bir bütündür. Tüm toplum üyeleri yaşam¬ 
da emek ve rol sahibidir. Toplum kollektif, 
komünal, demokratik, eşit ve özgür bir ya¬ 
şama sahiptir. Kadın, erkek, çocuk, genç, 
yaşlı hepsi toplumsal yaşamda kendi 
doğalarına göre özgürce yer almaktadır. 
Yaşama birbirini güçlendiren, tamamla¬ 
yan, bütünleyen tarzda katılmaktadırlar. 


İdeolojik-Teorik Dergi 


Sınıflaşma ve kategorize etme anlayışı 
yoktur. Toplumun kendisi gençtir, di¬ 
namiktir, arayışçıdır, enerjiktir. Yapılan 
bilimsel araştırmalarda ulaşılan tarihsel 
veriler toplum üyelerinin doğa şartlarının 
zorluğundan kaynaklı biyolojik olarak da 
zaten 30'lu yaşlara kadar hayatta kala¬ 
bildiklerini göstermektedir. Göçebeliğin 
zorlukları, kuraklık, sel, açlık, yırtıcı hay¬ 
vanların saldırıları vb. nedenlerden dola¬ 
yı insanın yaşam süresi günümüz kadar 
uzun değildir. Yani toplumun, klanın bü¬ 
tün üyelerinin biyolojik olarak bile genç 
olduğunu söylemek yanlış olmaz. Toplu¬ 
mun işleri komünal tarzda yapılmaktadır. 
Savunma, korunma ve soy sürdürme de 
mülkleştirme, özelleştirme ve ayrıcalıklık 
yoktur. Toplumun tüm üyeleri aktiftir ve 
toplumun var olma mücadelesinde yerle¬ 
rini almaktadırlar. Çocuklara şefkat, ilgi ve 
sevgiyle yaklaşılmaktadır. Yaşlıların tecrü¬ 
be ve bilgileri saygı ve değer görmekte¬ 
dir. Gençlik hem klan, kabile veya aşiretin 
savunmasında hem de beslenmesinde, 
avcılık ve diğer toplumsal işlerde (baraka, 
ev yapımı, tarım, alet yapımı vb.) önemli 
rol oynamaktadır. Yani özcesi toplum bir 
bütün olduğu ve parçalanmadığı için he¬ 
nüz toplumsal sorunlar yaşanmamış ve 
sömürü konusu olmamıştır. Gençliğinde 
özel olarak yaşadığı ve karşılaştığı sorun¬ 
lardan da söz edilemez. Gençliğin rolü 
pozitiftir, özgürleşme ve gelişmeye ivme 
kazandırma yönlüdür. 

Gençlik düşürülmeden kadın düşü- 
rülemezdi... 

Toplumsal sorunlar, toplumun komü¬ 
nal ve kollektif emeği ile yarattığı değer¬ 
lere el koyan, emek sahibi olmadan artı 
ürün üzerinde mülkleştirmeyi geliştiren, 
kendi tasarrufuna alan, ayrıcalıklı ve elit 
bir zümrenin kendi sömürü sistemini inşa 
etmesi ile başlamıştır. Bu gençliğinde so¬ 
runlarının başlangıç tarihidir. Ana-kadı- 
nın demokratik, eşit ve özgür yaşam sis¬ 
temine karşı yaşlı tecrübeli erkek, şaman 
ve askeri şefin ittifakıyla hiyerarşik, ikti¬ 
dara sistem kurulmuştur, ilkin Aşağı Me¬ 
zopotamya da kent ve sınıflaşmanın ge¬ 
lişmesi ile devletçi uygarlığın temeli 


21 





Sayı 60 2014 

atılmıştır. Doğal toplum ve sisteminin 
parçalanması ve değerlerine el konulma¬ 
sı için öncelikle doğal toplumun öncüsü 
ve yaratıcısı kadın hedeflenmiştir. Çünkü 
kadın düşürülmeden toplumsal bütün 
parçalanamazdı. Erkek egemenlikli, sınıflı 
ve iktidarcı sistem kurulamazdı. Yeni sis¬ 
tem mitoloji aracılığıyla önce zihniyette 
kuruluyor. Bununla insanların beyni ve 
yüreği çarpıtılmış, hakikat ve gerçekler 
tersyüz edilebilmiştir. Kadın ve toplumu- 
nu dağıtmak ve hâkimiyetine almak için 
en stratejik hamle, jerontokratların genç¬ 
liğe el atmaları ve bir kesimini etrafların¬ 
da kadına karşı örgütlemeleri olmuştur. 
Jerontoklar gençliği ikna etmeden ve dü¬ 
şürmeden ana-kadına karşı mücadele et¬ 
meye cesaret edemezlerdi. Başarılı da 
olamazlardı. Toplumu en temel özgürlük 
güç ve enerjisinden yoksun bırakmadan, 
ona köleliği dayatamazlardı. Dayatmaya 
kalksalar da sonuç alamazlardı. Ancak 
hiçbir sistem ve toplum da gençliğini 
kaybettikten sonra uzun süre ayakta kala¬ 
maz. Varlığını ve özgürlüğünü koruya¬ 
maz. Dolayısıyla gençlik düşürülmeden 
kadın da düşürülemezdi. Yaşlı erkeğin bu 
durumun derin bilinciyle hareket etmiş 
olduğu anlaşılmaktadır. Yaşlı erkek uzun 
yıllar sonucunda edindiği tecrübe, bilgi 
ve birikimi kullanarak gençliği yanına çe¬ 
kebilmiştir. Avcılık ve askeri çalışmalarda 
geçen uzun zaman, yaşlı erkeğin analitik 
düşüncesini son derece geliştirmiştir. Av¬ 
cılık uğraşı kendisine çok şey kazandır¬ 
mıştır. Planlama, disiplin, kurnazlık ve hile 
de ustalaşmıştır. Elde ettiği bu yetenekle¬ 
ri kadın, gençlik ve topluma karşı kullan¬ 
mıştır. Yaşlı erkek, şaman ve askeri şef itti¬ 
fakı başlangıçta zor yöntemini değil 
iknayı esas almıştır. Mitoloji aracılığıyla, 
yarattıkları kutsallarla topluma ve gençli¬ 
ğe seslenmişlerdir. Yaşlı erkek tecrübesi 
ve bilgisiyle gençliği kendine bağlamış ve 
bağımlı kılmıştır. Yaşlı erkek, yaşam dina¬ 
mizmini, enerji ve gücünü kaybetmiş 
veya çok zayıf kalmıştır. Bu en büyük za¬ 
yıflığı olmaktadır. Kendisinde olmayan 
gücü gençliği kendine bağlayarak elde 
etmiştir. Bu güçten sürekli yararlanmak 


KOMÜNAR 

içinde, gençlikten önemli bilgileri her za¬ 
man saklamıştır. Gençliği doğal toplu¬ 
mun yaşam felsefesinden, ahlak ve politi¬ 
kasından kopartarak ilk anti-toplum 
sisteminin tohumlarını beynine ve yüre¬ 
ğine ekmiştir. Gençlik üzerinde kurduğu 
ideolojik hegemonya ile gençliği kendi 
çıkarları için en zor işlere koşturmayı bil¬ 
miş ve başarmıştır. Gençlik daima ideolo¬ 
jik, politik, askeri vb. alanların en stratejik 
bilgilerinden mahrum bırakılmıştır. Sava¬ 
şa en ön saflarda gençlik sürülmüştür. 
Kuşkusuz tüm gençliği etkisine aldığı id¬ 
dia edilemez. Ama azımsanmayacak bir 
güç topladıkları da red edilemez. Zigurat- 
lar yeni sistemin merkezi olarak inşa edil¬ 
miştir. Toplumsal ihtiyaçların mitoloji ve 
yaratılan ürün bolluğu ile daha fazla kar¬ 
şılanacağı müjdelenmiş, başta bayram 
coşkusu ile de karşılanmış ancak daha 
sonra bunun en derin kölelik ve cehenne¬ 
mi bir sistem olduğu, rahipler eliyle tüm 
toplumsal sorunların tohumlarının ekil¬ 
miş olduğu anlaşılacaktır. Ataerkil uygar¬ 
lık, Ana Tanrıça tapınakları yerine geliştir¬ 
diği tapınak sistemiyle, kadını ve özellikle 
de genç kadını fahişe konumuna düşür¬ 
müştür. Genç erkekte başta askerlik ve 
savaş alanlarında öz kimlik ve toplumuna 
karşı savaştırılarak fahişeleştirilmiştir. Bu 
düşüş tüm toplumun düşürülüşü olmuş¬ 
tur. Fahişelik sadece bedenin pazarlan- 
ması değildir. Ahlaki-politik toplumdan 
ve tüm değerlerinden kopmayı, zihniyet 
ve vicdanın, duygu ve düşüncenin, haki¬ 
kate yabancılaşmasını ifade etmektedir. 
Ancak fahişeleştirilen bir gençlik kendi 
kutsallarına karşı saldırıya ve savaşa sürü¬ 
lebilirdi. Yapılan tam da bu olmuştur. Zig- 
gurat ve Musakaddim kadın ve gençlik 
şahsında ahlaki-politik toplumun öğütül- 
düğü değirmenler rolünü oynamıştır. Bu¬ 
nunla gençliğe yüklenen görev artık 
efendilerinin her türlü arzularını tatmin 
etmek olmuştur. Sömürü sistemi düşürü¬ 
len gençliğin emeği ve omuzlarında yük¬ 
selmiş ve kendini günümüze kadar taşı¬ 
mıştır. Yeni sistemin zalim tanrıları, tarih 
boyunca her türlü kirli ve tortu işi gençli¬ 
ğe yaptırmıştır. Efendi sınıf sistemini de 


22 










KOMÜNAR [ 

ideolojik, politik, sosyal, kültürel, ekono¬ 
mik ve askeri her alanda buna göre inşa 
etmiştir. Gençlik düşürülmeden, gençli¬ 
ğin emeğinden, enerjisinden, dinamiz¬ 
minden yararlanmadan hangi tanrılar 
cennet bolluğunda sofralar kurabilir ve 
zevk-u sefa içinde yaşayabilirdi? Cepheye 
sürülecek devşirilmiş gençlik oluşturul¬ 
madan hangi savaş tanrısı ülkeleri talan 
edip, fetih edebilir, kadın, çocuk ve yaşlı¬ 
ları kılıçtan geçirebilirdi? Yine ideolojik 
tuzaklara düşürülen soysuz bir gençlik 
yaratılmadan hangi tanrı-kral insan kelle¬ 
lerinden kaleler inşa edebilir ve cihan im¬ 
paratorlukları kurabilirdi? Devletçi uy¬ 
garlık bir yandan gençliği yününden, 
sütünden, derisinden, etinden, yararlanı¬ 
lan bir koyun; cahil ve anlam gücünden 
yoksun bir varlık olarak ele almış, diğer 
yandan da en çok korkulan ve tedbir alın¬ 
ması gereken tehdit olarak görmüştür. 
Gençliğe yaklaşım çarpıcı olarak ege¬ 
menlerin ideolojik kurgularında görül¬ 
mektedir. Mitoloji, din, felsefe, bilim yine 
sanat ve edebiyat egemenlerin gençliği 
kendilerine tehdit olmaktan çıkarmak ve 
hizmetlerine amade hale getirmek için 
ne kadar hassas yaklaştıklarının sayısız 
örnekleriyle doludur. Jereontokratlar"bü- 
yükler söyler, gençler yapar!" söylemini 
egemenliklerinin temel ilkesi haline ge¬ 
tirmiştir. Günümüze kadar etki gücü kat¬ 
lanarak büyüyen bir ilke olmuştur. Arkeo¬ 
lojik kazılarda ulaşılan tabletler bir çok 
gerçeği ortaya koymaktadır. Örneğin bazı 
tabletlerde Gılgamış'ın yukarı 
Mezopotamya'ya talan seferi için gençleri 
etrafına toplamasına karşı, ailelerin, özel¬ 
likle de anaların kendisine karşı çıktığı ve 
protesto gösterileri düzenledikleri yazıl¬ 
mıştır. Gılgamış'ın kendisi de, egemen sı¬ 
nıfın kendine bağladığı bir gençtir. Enki- 
du ise devşirilen ve toplumuna ihanet 
ettirilen gençliğin en trajik ve ibret verici 
ilk örneklerinden birini temsil etmektedir. 
Ayrıca gençliğin kurban edildiği törenler 
ilgili yığınla bilgi, belge ve tablet ortaya 
çıkmıştır. Tanrıların kabaran öfkelerini 
dindirmek ve hoşgörülerini kazanmak 
için, toplumun en seçkin genç kızları ve 


İdeolojik-Teorik Dergi 


oğullarını kurban etmesi, yerine getiril¬ 
mesi gereken en kutsal ritüeller olarak 
esas alınmıştır. Nevvroz Destanında De- 
hak omuzlarında taşıdığı iki yılana kendi¬ 
si yem olmamak için her gün iki gencin 
beynini sunduğu anlatılmaktadır. Genç¬ 
lerini kurban vermeyi red etmenin bedeli 
ise her türlü felaketi göze almayı gerektir¬ 
miştir. Yani efendi, kral, tanrı, iktidar, dev¬ 
let yaşam ve varlığını gençlerin kurban 
edilmesine borçludur. Sümer, Akad, Asur, 
Pers, Mısır, Roma, Bizans, Osmanlı, Britan¬ 
ya, ABD vb. imparatorluklar tarih boyun¬ 
ca kurban edilen gençliği temsilen dikil¬ 
miş birer anıt gibidir. Doğa ve toplum en 
büyük felaketleri bu anıtların ot dahi ye¬ 
şermeyen gölgesinde yaşamak zorunda 
kaldığı zaman içinde yaşamıştır. Uygarlık 
genel anlamda gençliğin hiçleştirilmesi- 
dir. Beş bin yıldır gençlik katliamları tek¬ 
rarlanmaktadır. Gençliği demokrasi ve 
özgürlük mücadelelerinden uzak tutmak 
ve onlara karşı kullanmak için her türlü 
ahlaki değeri ayaklar altına alınmıştır. 
Gençlik işsizlik, açlık, yoksulluk, cinsellik, 
sanat vb. yöntemlerle adeta ölü canlar 
konumuna getirilmiştir. Başta aile olmak 
üzere, öğretmenden komutana, babadan 
patrona kadar yaşamın her alanında 
gençliği hizaya çekecek baskı hiç eksik 
edilmemiştir. Aşk adına güdülerin dipsiz 
kuyularına itilmiştir. Günümüz de ise ka¬ 
pitalizm tarihin en vahşi yöntemlerini 
gençlik üzerinde kullanmaktadır. Öyle ki, 
gençlik biyolojik olarak dahi gençliğini, 
hayal ve ütopyalarını büyük oranda yitir¬ 
miştir, "anı yaşa!"felsefesi ile tarih bilincin¬ 
den ve geleceğin ütopyalarından kopar¬ 
tılarak belleksizleştirilmektedir. 

Tüm devrim hareketlerinin öncü 
gücü onurlu gençlik olmuştur... 

Ataerkil uygarlık ana-kadının özgürlük 
sistemini yıkmak için onursuzlaştırdığı 
gençliği koçbaşı gibi kullanmıştır. Uygar¬ 
lığın kurulması ve günümüze kadar varlı¬ 
ğını sürdürmesinde düşürülen gençliğin 
payı belirleyici önemde olmuştur. Köle¬ 
leştirilen gençlik tarihte en lanetli bir rolü 
oynamıştır, oynatılmıştır. Ama gençliği 


23 







Sayı 60 2014 

sadece uygarlık çizgisi ile sınırlamak ve 
onun saflarında değerlendirmek tarihi 
ve gençliği egemenlerin zihniyetiyle ele 
almak olur ve kesinlikle insanı hakikatin 
inkarcısı kılar. Oysa bir de demokratik 
uygarlığın tarihi ve çizgisi söz konusu¬ 
dur. Milyonlarca yıldan günümüze kadar 
varlığını kesintisiz olarak sürdürmüştür. 
Tarihin hiçbir döneminde hakikatten sap¬ 
mayı ifade eden uygarlık çizgisi topluma 
mutlak anlamda hakim olamamıştır. Sap¬ 
ma olan hastalıklı olandır. Esas değil ge¬ 
çici olandır. Uygarlık gasp ettiği tüm top¬ 
lumsal değerleri toplumu mutlak köleliğe 
mahkûm etmek için kullansa da asla tam 
başarılı olamamıştır. Ne ideolojik gücü ne 
devasa orduları ne de sömürü tekelleri; 
yani kurduğu yalan ve zorbalık düzeni 
insanlığı teslim almaya yetmemiştir. Top¬ 
lum hiçbir dönem uygarlığın lanetini ka¬ 
bul etmemiştir, aksine ona karşı kesintisiz 
direniş ve mücadele içinde olmuştur. Bu 
direnişin en ön saflarında kadınla birlikte 
gençlik yer almıştır. Demokratik uygarlık 
çizgisinde gençlik, hakikatin en yaman 
savaşçısı rolünü oynamıştır. Yaşlı erkek, 
şaman ve askeri şef ancak doğal toplum¬ 
dan kopan başıboş kimseleri ve gençliğin 
bir kısmını etrafında toplayabilmiştir. Uy¬ 
garlık güçleri ne başlangıçta ne de tarihin 
hiçbir döneminde tüm gençliği hizmeti¬ 
ne sokamamıştır. Aksine onur savaşıcısı 
gençliği her zaman sistemleri için en bü¬ 
yük tehlike ve tehdit olarak görmüşlerdir. 
Gençliğe karşı daima tetikte olmuş, diken 
üstünde yaşamışlardır. Uygarlığın kuru¬ 
luş aşamasında da toplum ve gençliğin 
ezici çoğunluğu ana-kadının demokratik 
komünal sistemine tutkuyla bağlı kal¬ 
mıştır. Uygarlık sisteminin özgürlükleri¬ 
nin inkârı olduğunu kavramış ve direnişe 
geçmişlerdir, iktidarcı-devletçi uygarlık 
kurulduktan sonra da yaklaşık iki bin yıl 
doğal toplum okyanusundaki adacıklar 
olmaktan öteye bir varlık gösterememiş¬ 
tir. Hakim olma savaşı iki bin yıl amansız 
bir tarzda sürmüştür. Mitolojik destanlar¬ 
da bu direniş süreci yoğunca işlenmekte¬ 
dir. Gençlik ana-tanrıçanın özgür toplum 
saflarında direnişin öncülüğünü yapmış¬ 


KOMÜNAR 

tır. Zaten, gençliğin doğası hiyerarşi, ikti¬ 
dar ve devlete aykırıdır, iktidar ve devlet, 
tanrı-kul, efendi-köle felsefesine dayanır, 
iktidar ve devletin olduğu yerde özgürlük 
yoktur. Yarattığı dogmalar yığını üzerinde 
gelişir ve yükselir. Oysa gençlik akışkan¬ 
dır, enerji ve canlılığı ile ele avuca sığmaz. 
Muazzam özgürlük arayışçısıdır. Efendili¬ 
ğe de köleliğe de gelmez ve bunlara ta¬ 
hammülü yoktur. Gençliğin karakterine 
ve doğasına en uygun yaşam ve sistem 
ana-kadının demokratik komünal yaşam 
ve özgürlük sistemi olduğundan onu sa¬ 
vunmada kararlı ve ısrarlı olmuştur. Önder 
Apo, Bir Halkı Savunmak kitabında jeron- 
tokların bilgi ve tecrübeleri ile gençliğe 
uyguladıkları baskı ve bağımlılaştırmanın 
tüm uygarlık tarihi boyunca egemenler 
tarafından katlanarak uygulandığını ifa¬ 
de ettikten sonra "Gençliğin her zaman 
özgürlük istemesi fiziki yaş sınırından de¬ 
ğil, bu özgül toplumsal baskı durumun¬ 
dan ileri gelmektedir. Ayyaş, toy delikanlı 
kavramları gençliği küçük düşürmek için 
uydurulan temel propaganda sözcükleri¬ 
dir. Yine hemen cinsel güdüye bağlamak, 
serkeşliğe çekmek, ezbere katı doğmala¬ 
ra bağlamak, gençlik enerjisinin sisteme 
yönelmesini engellemek ve düzeni sağ¬ 
lamakla bağlantılıdır" demektedir, ikti- 
darcı-devletçi uygarlığa karşı başından 
itibaren toplumsal direnişlere gençlik 
öncülük yapmıştır. Sümerlerden günü¬ 
müz ABD'sine kadar tüm sömürgecilere 
karşı yaşamın her alanında direniş içinde 
olmuştur. Sümer kolonyalizmine karşı öz¬ 
gür kabile ve aşiret direnişlerinde nasıl en 
önde olmuşsa, peygambersel çıkışlarda, 
sosyalist devrimlerde, 68'gençlik devrimi 
ve en son Apocu Harekette de en önde 
ve öncü konumda olmayı sürdürmüştür. 
Halkların kahramanlık destanlarının ana 
teması cesur, fedakâr, yiğit gençlerdir. 
Özcesi toplumların gerek etnik, kültürel, 
inanç ve sosyal gerekse de sınıf temelli 
tüm özgürlük hareketlerinin öncülüğünü 
gençler yapmıştır. Devrimlerin ideolo- 
jik-politik, örgütsel ve eylemsel yükünü 
omuzlamışlardır. Peygamberler, filozoflar, 
dervişler, ozanlar, halk önderleri özünde 


24 





KOMÜNAR , 

birer gençlik önderi olarak çıkış yapmış¬ 
lardır. Toplumun sömürüye karşı direniş 
meşalesini en zor koşullarda taşımaktan 
kaçmamış ve vazgeçmemişlerdir. Genç¬ 
liğin toplumsal sorunlara çözüm arayışı 
sürekli olmuştur. Ne tanrı-krallara, ne de 
imparator ve sultanlara boyun eğme- 
mişlerdir. işkence, zindan, sürgün, açlık 
ve şehadetler özgürlük mücadelesinden 
geri adım attıramamıştır. Bu baskı ve sal¬ 
dırılar aksine gençlerin inanç, kararlılık ve 
iradelerini daha fazla keskinleştirmiş ve 
güçlendirmiştir. Her çağda, zaman-me- 
kan ve koşullar gereği farklılıklar olsa da 
her devrim hareketinde başı çekmişler¬ 
dir. Ancak bununla birlikte devrim hare- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


ahlaki-politik toplum değerlerine dayan¬ 
sa ve özgür yaşamı hedeflemiş olsalar 
da demokratik komünal yaşam sistemini 
bir alternatif olarak örgütleyemedikleri 
için devletçi uygarlığa eklemlenmekten 
kurtulamamışlar ve uygarlığın ömrünü 
uzatmasına yol açmışlardır. Büyük de¬ 
ğerler yaratılmış ama kalıcı demokratik 
komünal bir sisteme kavuşturulamamış¬ 
tır. Aşiret direnişlerinden ulusal kurtuluş 
hareketlerine, büyük peygambersel çıkış¬ 
lardan sınıfsal hareketlere kadar kesintisiz 
direnişler devletçi uygarlığı sarsmış ama 
paradigmasını aşamamış ve yenilgiye 
uğratamamıştır. Uygarlık sisteminin ilk 
sömürge seferlerinin hedefi neolitik dev- 


Kürt balkı gençlik mku en dim halklardan kilidin Kürt 
gençliği içerisinde ^Enkidrddan Burkay'lara kadar ihanet 
çizgisi gelişmiş olsa da, Tarikte en onurlu yerini alan 
Demirci Kawa ; dan Önder j\po'yc\ kadar kesintisiz 
gelişen direniş asıl belirleyici çizgi olmuştur. 


ketlerinde de gençliğe yanlış ve yanılgılı 
yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Gençliği sa¬ 
dece bir askeri savunma ve eylem gücü 
olarak görme, ideolojik-teorik ve felsefik 
öncülük yönünü ihmal etme yoğunca 
yaşanmıştır. Gençliğin kendisi de bu yak¬ 
laşımların etkisinde kalarak kendini sade¬ 
ce eylem gücü olmayla sınırlayabilmiştir. 
Yine egemenlerin gençliği biyolojik yön¬ 
lü ele alma ve çarpıtma yaklaşımlarından 
etkilenerek çokça sosyolojik yönü ihmal 
etmiştir. Gençliğin rolü ve sorunları de¬ 
nince sadece biyolojik olarak toplumun 
belli yaş sınırını kapsayan kesiminin karşı 
karşıya kaldığı sorunları kendi sorunları 
olarak görme yanılgısına düşebilmiştir. 
Oysa toplum bir bütündür ve toplumun 
yaşadığı tüm sorunlar gençliğin kendi 
sorunlarıdır. Sorunları bu bütünlük için¬ 
de tanımlamadan doğru bir mücadele 
ve çözümde üretilemez. Uygarlığa karşı 
gelişen özgürlük hareketleri çıkışlarında 


rimin beşiği Kürdistan ve yaratıcısı Kürt 
halkı olmuştur. Aynı zamanda devletçi 
uygarlığa karşı ilk direnişin gerçekleşti¬ 
ği coğrafyadır. Kürt halkı gençlik ruhu 
en diri halklardan biridir. Kürt gençliği 
içerisinde Enkidu'dan Burkay'lara kadar 
ihanet çizgisi gelişmiş olsa da, tarihte en 
onurlu yerini alan Demirci Kavva'dan Ön¬ 
der Apo'ya kadar kesintisiz gelişen dire¬ 
niş asıl belirleyici çizgi olmuştur.Tüm soy¬ 
kırım saldırılarına karşı Kürdistan gençliği 
direnmiş ve saldırıları boşa çıkarmıştır. 
Önder Apo ve PKK öncülüğünde gelişen 
ve zafer sürecine giren özgürlük müca¬ 
delesine kadar gerek Kürdistan gerekse 
de dünyada gelişen demokrasi, eşitlik ve 
özgürlük mücadeleleri amaçlanan kalı¬ 
cı hedeflere ulaşamamıştır. Geliştirilen 
çözümler kalıcı bir sisteme dönüştürüle- 
memiştir.Tüm direnişler sonuçta devletçi 
uygarlık sistemini aşamamışlardır, ilk defa 
Önder Apo demokratik sosyalizm ideolo- 


25 





Sayı 60 2014 

jisi ve demokratik-ekolojik-kadın özgür¬ 
lükçü paradigma temelinde demokratik 
modernite alternatifini geliştirmiş ve so¬ 
mutlaştırmıştır. Özgürlük mücadelesini 
zaferin eşiğine getirmiştir. 

Dönem, gençliğin demokratik uy¬ 
garlık çizgisinde zafere yürüme döne¬ 
midir.. 

Tarihin en kritik yol ayrımındayız. Genç¬ 
lik bu yol ayrımında özgür kadınla birlikte 
belirleyici konumdadır. Gençlik ve dolayı¬ 
sıyla toplum bu gün tarihin en kapsamlı 
saldırıları ile karşı karşıyadır. Kapitalist 
modernitenin ideolojik, politik, kültürel, 
ekonomik, askeri vb. kuşatması mitolojik 
tanrılara, Nemrut ve Dehaklara rahmet 
okutacak cinstendir. Eğitim kurumlan ve 
medya gücü ile yirmi dört saat gençliğin 
duygu ve düşünce dünyasını kirletmek¬ 
tedir. Her alan ve anda ahlaki-politik de¬ 
ğerlere pervasızca saldırmaktadır. Fuhu- 
şu genel evlerden özel evlere taşımıştır. 
Gençliği sanat-spor-sex aracılığıyla özgür 
yaşama ve toplumuna ihanete çekmek¬ 
tedir. Uygarlığın uysal köleleri olmayı da¬ 
yatmaktadır. Her türlü zehirli madde ile 
(eroin, esrar, kokain, tiner, bali vb.) tarihsel 
bilincini çarpıtmakta, belleksizleştirerek 
uyuşturmaktadır. Bireycilik hastalığı ve 
popülist kültürüyle yarattığı ahlaki yoz¬ 
laşmayı gençliğe özgürlük gibi sunmak¬ 
tadır. Toplumdan ve öz değerlerinden 
kaçmayı, asimile olmayı, yabancılaşmayı 
en büyük meziyet gibi göstermektedir. 
Gençliğin hayal gücünü yarattığı sanal 
cennetinde tüketmektedir. Umut, inanç, 
maneviyat, ilke, ülke, toprak gibi değer¬ 
leri anlamsızlaştırmaktadır. Kapitalist 
modernite, gençliğe en başta gençliğini, 
özgür yaşam ve özgür toplumu inkâr et¬ 
tirmektedir. Zorbalık, zulüm ve hileye da¬ 
yanan sistem başlangıcından günümüze 
kadar doğa ve topluma karşı kırım poli¬ 
tikası uygulamıştır. Varlığını devamlı ya¬ 
rattığı krizlerle sürdürmüştür. Çünkü kriz 
ve kaos, sistemin yapısal bir sorunudur 
ve ancak krizlerle var olabilmektedir. Bir 
yandan nükleer enerji, HES'ler, barajlar, 
hava kirliliği, su kaynaklarının kirletilmesi 


KOMÜNAR 

ve tüketilmesi, binlerce bitki ve hayvan 
türünün yok edilmesi ile doğaya kırımı 
dayatmaktadır. Diğer yandan da halklar, 
inançlar, emekçiler, kadınlar, çocuklar, 
gençler, yaşlılar üzerindeki korkunç sö¬ 
mürü, açlık, yoksulluk, işsizlik, sürgün, her 
türlü kanser hastalığı, nüfus patlaması, 
savaşlar vb. yöntemlerle de bütün toplu¬ 
ma kırımı dayatmaktadır. Ancak tüm sal¬ 
dırılarına rağmen, devletçi uygarlığın en 
vahşi, zalim ve pespaye temsilcisi olan ka¬ 
pitalist modernite ve onun küresel öncü 
güçleri ile yerel uzantıları varlıklarını daha 
fazla sürdüremeyecek duruma gelmişler¬ 
dir. Demokratik kurtuluş ve özgür yaşa¬ 
mı inşa hamlesine Apocu ruhla katılarak 
öncülük görevlerini yerine getirecek olan 
gençlik, başta Kürdistan olmak üzere Or¬ 
tadoğu ve dünyada kapitalist modernite- 
yi yenilgiye uğratarak aşacak ve demok¬ 
ratik modernitenin zaferini ilan edecek 
tüm imkân ve koşullara sahiptir. Devletçi 
uygarlık kurulduğu mekân da can çekiş¬ 
mektedir. Demokratik uygarlık ise yeni¬ 
den kendi kökleri üzerinde dirilmekte 
ve yeşermektedir. Tarih bu yeniden do¬ 
ğuşun yaratıcısının Önder Apo ve PKK, 
mekânının Kürdistan, öncülüğünün ise 
demokratik ulus perspektifi ile Kürt halkı 
ve Kürdistan gençliği olduğuna şahitlik 
etmektedir. Önder Apo "genç başladık ve 
genç başarıyoruz" diyerek tarihin en gör¬ 
kemli gençlik hareketi olduğumuzu vur¬ 
gulamıştır. Ki özünde gençlik, en yaman 
hakikat arayışçılığı ve savaşçılığıdır. İçin¬ 
den geçtiğimiz dönem ise Apoculuğun 
yenilmez gençlik ruhu ile mücadeleyi za¬ 
ferle taçlandırma dönemidir. Demokratik 
modernite zaferinin garantisi, gençliğin 
hakikat savaşçılığıdır. Ahlaki, politik ve 
entelektüel görevleri, fikir-zikir ve eylem 
birlikteliği ile pratikleştirmek gençliğin 
onur ve namus borcudur... Dönem genç¬ 
liğin demokratik uygarlık çizgisinde zafe¬ 
re yürüme dönemidir. Bu onurlu yaşama¬ 
nın da biricik yoludur. 


26 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


’6Ö GENÇLİK HAREKETİ VE APOCU GENÇLİK 


1968 Gençlik Hareketi dünya çapın¬ 
da etkili olan bir harekettir. '68 Hareketi 
soğuk savaşın sürdüğü bir dönemde ta¬ 
rih sahnesine çıkan, hatta soğuk savaşın 
zirvesi olan bir harekettir. Soğuk savaşın 
bir tarafında kapitalist modernist sistem, 
diğer tarafında da Sovyetler Birliğinin ba¬ 
şını çektiği reel sosyalist sistem vardır. 

Kapitalist modernist sistem 1940'lar- 
daki II. Dünya Savaşıyla birlikte iflasını 
yaşamıştır. II. Dünya Savaşı kapitalist mo¬ 
dernist sistemin iflasını ifade etmektedir. 
Çünkü sanırım 50 milyona yakın insan 
ölmüştür, yine on milyonlarca insan yara¬ 
lanmıştır. Dünya tarihinin en büyük faci¬ 
asıdır. Dünya tarihinde bu düzeyde yıkıcı 
başka bir savaş görülmemiştir. Bunun 
merkezinde de kapitalizmin anavatanı 
olan Avrupa yer almıştır. Yine kapitaliz¬ 
min büyük bir gelişme yaşadığı JAPOnya 
içinde yer almıştır.Tabii ki Sovyetler Birliği 
de içindedir. Ama savaşa asıl neden olan 
kapitalist devletlerdir. Başta Almanya'dır, 
İtalya'dır, Fransa'dır, İngiltere'dir ve diğer 
Avrupa ülkeleriyle ABD'dir. Bu savaşın 
sonucu karşısında irkilmemek mümkün 
müdür? 

Bu savaş kapitalist modernist sistemin 
de, onun genel ve eşit oya dayalı dört 
yılda bir seçilen parlamenter demokratik 
sisteminin de iflası olmuştur. Bu sistemin 
faşizmin önlemediği, insanlık tarihinin en 


büyük acılarını yaşatan kanlı savaşı önle¬ 
mediği açıktır. Hatta bırakalım önlemeyi; 
bu savaşın asıl nedeni kapitalist moder¬ 
nist sistem, zihniyeti, ekonomik, kültürel 
ve sosyal yapısıdır. Bu zaten kapitalist 
modernist sistemin iflasını ifade ediyor¬ 
du. 

Bu iflas, toplumda sisteme karşı büyük 
bir muhalefeti geliştirmişti. II. Dünya Sa¬ 
vaşından sonra bu tepkiyi azaltmak için 
her ne kadar Avrupa'da ekonomik, sosyal, 
kültürel alanda kimi yumuşamalara gidil¬ 
mişse de, bu toplumların tepkisini orta¬ 
dan kaldıramamıştır. Özelikle gençlik bu 
sistemden rahatsız olmuştur. Bu sistem 
gençliğin arayışlarına, özgür ve demokra¬ 
tik yaşam isteğine cevap vermemiştir. 

20. yüzyılda Sovyetler Birliği büyük bir 
umut olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Ka¬ 
pitalist sisteme, baskıcı, sömürücü, dev¬ 
letçi sistemin zulmüne karşı bir devrim 
olarak gerçekleştiği için tüm insanlığın 
umudu haline gelmiştir. İnsanlık Sovyet¬ 
ler Birliği'nde gelişen sosyalizm şahsında 
özgür ve demokratik yaşam umudunun 
gerçekleşeceğini düşünmüştür. Ancak 
geçen on yıllar Sovyetlerin de insanlığın 
özgür ve demokratik yaşamına, baskısız, 
Sömürüşüz yaşamına cevap olmadığını 
ortaya koymuştur. Özellikle II. Dünya Sa¬ 
vaşı sonrası kapitalist modernist sistemle 
yarış, bu yarış içinde otoriter karakteri- 


27 





Sayı 60 2014 

nin daha da artması, gençliğin Sovyetler 
Birliğinden beklentilerini bulamamasını 
beraberinde getirmiştir, insanlığın umut¬ 
ları giderek kırılmaya başlanmıştır. Her ne 
kadar Küba Devrimi, Vietnam'da yükselen 
ulusal kurtuluş mücadelesi belirli bir he¬ 
yecan yaratsa da, bunlar bir bütün olarak 
gençliğin özgür ve demokratik yaşamını, 
özlemini tümden karşılayamamıştır. 

Reel Sosyalist Kampın yaşadığı kriz Çin 
ve Arnavutluk'un ayrılmasıyla gözler önü¬ 
ne serilmiştir. Bu durum reel sosyalizme 
karşı eleştirileri arttırmıştır. Hem Sovyet 
deneyimine, hem Çin ve Arnavutluk de¬ 
neyimine, hem de Doğu Avrupa ülkeleri 
deneyimlerine karşı eleştiriler gelişmiştir. 

Kuşkusuz reel sosyalist sisteme karşı 
kapitalist emperyalist sistemin karşı pro¬ 
pagandası vardır. İdeolojik saldırıları var¬ 
dır. Ama bütün bunlar, reel sosyalizmin 
yetersizlikleri üzerinden; halkların, toplu¬ 
mun, gençliğin, kadının özgür ve demok¬ 
ratik yaşam özlemine, baskısız ve sömü¬ 
rüşüz dünya özlemine cevap verememesi 
sonucunda kapitalist modernist sistemin 
reel sosyalist sisteme karşı güçlü ve etkili 
bir ideolojik kampanya geliştirmesine yol 
açmıştır. Esas olarak da reel sosyalist siste¬ 
min pratikleşme biçimi toplumları, genç¬ 
liği ve kadını tatmin etmemiştir. Özellikle 
siyasal, toplumsal yaşamı gün yüzüne 
çıkıp netleştikçe insanlık açısından çeki¬ 
ciliği azalmıştır. 1960'lar gerçeği böyledir. 
Hem kapitalist sistem açısından hem de 
reel sosyalizm açısından insanlığın kabul 
etmediği bir siyasal, sosyal, kültürel, eko¬ 
nomik yaşam gerçekliği vardır. 

'68 Kuşağını Doğru Anlamak 

işte bu durum 1960'ların sonunda ge¬ 
lişen ve '68 Kuşağında somutluk bulan 
bir gençlik hareketi ortaya çıkarmıştır. 
Bu hareket Fransa'da, bütün Avrupa'da, 
Amerika'da, Latin Amerika'da yükselmiş¬ 
tir. Türkiye'ye, Yunanistan'a yansımıştır. 
Filistin hareketinin yükselişinde etkisi ol¬ 
muştur. 

Bu hareketin karakterinde yaşanan sa¬ 
vaşlara karşıtlık vardır. Fransa ve Amerika 
gerçeğinde Vietnam savaşına karşı çıkış- 


KOMÜNAR 

lar vardır. Yine gençliğin üzerindeki bas¬ 
kıya, kendisini siyasal, sosyal, ekonomik, 
kültürel alanda ifade edememesine karşı 
bir patlama ortaya çıkarmıştır. Sisteme 
karşı bir isyan gerçeği ortaya çıkmıştır. 
Gerçek anlamda sistem karşıtı muhalif bir 
gençlik direnişi dalgası ortaya çıkmıştır. 
Sistemi reddeden muhalif bir toplumsal 
hareket ortaya çıkarmıştır. 

Kuşkusuz"Nasıl Bir Dünya?"konusunda 
sistematik, kapsamlı teorik düşünceler 
ortaya koymamışlardır. Buna karşın ka¬ 
pitalist sistem karşıtlığını, muhalifliğini 
netçe ortaya koymuşlardır. Yine reel sos¬ 
yalizmin de halkların özgür ve demok¬ 
ratik yaşamına cevap verecek bir düzen 
olmadığı konusundaki tutumunu ortaya 
koymuştur. 

Mevcut iktidarlara, hegemonyacı güç¬ 
lere, devletçi sisteme güçlü bir itiraz var¬ 
dır. Reddediş güçlüdür. Tabii reddeder¬ 
ken özgürlük, demokrasi, sömürüşüz ve 
baskısız bir dünya isteniyor. Aslında tüm 
bu talepler ancak gerçek sosyalizmin 
karşılayacağı taleplerdir. Demokratik sos¬ 
yalizmin karşılayacağı taleplerdir. Ama 
kapitalist sistem bu talepleri karşılayacak 
bir sistem değildir. Aksine bu taleplerin 
karşıtı bir sosyal, ekonomik, kültürel dü¬ 
zendir. Bir sömürü ve baskı düzenidir. 

Hak, adalet, eşitlik, özgürlük; sömürü 
ve baskıyı ortadan kaldırma iddiasıyla or¬ 
taya çıkan reel sosyalist sistemin de bıra¬ 
kalım bu talepleri karşılamasını, o da top¬ 
lum üzerinde bir baskı düzeni kurmuştur. 
Demokrasi yoktur. Özgürlükler yoktur. 
Toplumun kendini kattığı özgür ve de¬ 
mokratik yaşam söz konusu değildir. 
Zaten öyle bir sistemdir ki, kapitalizmle 
ekonomik yarışa girmiş. Kendilerinin na¬ 
sıl daha iyi araçlar, makinalar ürettiklerini, 
ekonomilerinin nasıl verim verdiği gibi 
toplumun özgür ve demokratik yaşamını 
karşılamayan bir zihniyetle hareket et¬ 
mektedir. Salt Ekonomik ve askeri olarak 
ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren bir 
durum vardır. Rekabetini, yarışını sade¬ 
ce bu alanda ortaya koyan bir sistemdir. 
Kaldı ki bu konuda da kapitalizm üstün¬ 
lüğünü göstermiştir. Bu açıdan gençlerin 


28 



komümE .ı 

özgürlük, demokrasi, sömürü ve baskısız 
bir dünya istemlerine cevap verecek bir 
sistem olmadığı açığa çıkmıştı. 

iki sistemin de gençliğin, gençlik şah¬ 
sında toplumun özgür ve demokratik 
yaşam taleplerine karşılık vermemesi 
gençliğin tepkisini ortaya çıkarmıştır. 
Gençliğin tepkisi sadece bir gençlik tep¬ 
kisi olarak değil; toplumun itirazını, top¬ 
lumun memnuniyetsizliğini ortaya koyan 
bir hareket olarak görülmelidir. Zaten 
öyle olduğu için güçlü ve sarsıcı olmuş, 
tarihe geçmiştir. 

insanlık tarihinde '68 gençliği şahsında 
özgürlük ve demokrasi özlemleri önemli 
bir gelişme göstermiştir. Özgürlük ve de¬ 
mokrasi çekiciliği ve yükselen bir değer 
oluşuyla gündeme oturmuştur. Bunun da 
insanlığın binlerce yıllık özlemi ve müca¬ 
delesinin sonucu gelişen bir durum oldu¬ 
ğu görülmelidir. 

'68 Kuşağını çok dönemsel olarak de¬ 
ğerlendirmek de yanlıştır. Tarihteki öz¬ 
gürlük ve demokrasi damarlarının gençlik 
şahsında kendini dışa vurumu olarak de¬ 
ğerlendirmek daha doğru olur. Özellikle 
Vietnam savaşından sorumlu olan Fransa 
ve ABD'nin güçlü olmaları, '68 Kuşağının 
savaş karşıtlığı ve antiemperyalist karak¬ 
terini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle 
kendi halklarının, toplumlarının da vicda¬ 
nı olmaktadır. Kendi devlet, hükümet ve 
iktidarlarının dünya üzerinde emperyalist 
sömürü, talan ve baskı peşinde koşmala¬ 
rı, dünyanın diğer toplumlara karşı askeri 
ve siyasi gücünü kullanmasına karşı bu 
toplumlardaki tepkinin açığa çıkmasında 
önemli etkisi olmuştur. 

Kendi toplumlarının vicdanı olması, 
bu haksız dünyaya başkaldırı gerçekten 
çok önemli bir değerdir. Bu açıdan eğer 
Avrupa'da şu anda özgürlük ve demokra¬ 
si adına bazı değerlerden söz edilecekse 
bunda, başta özgürlük ve demokrasi mü¬ 
cadelelerinin, emek mücadelesinin payı 
olmakla birlikte, özellikle '68 Kuşağının 
yarattığı hareket ve kültür etkili olmuştur. 
Bu hareket Avrupa'da zihniyet açısından 
yeni bir dönem başlatmıştır. Kuşkusuz ki 
bu hareket süreklileşmemiş, sistematik 


İdeolojik-Teorik Dergi 


hale gelip Avrupa'da ve dünyada yeni 
bir düzen kuracak sonuçlar ortaya çıkar¬ 
mamıştır. Ama böyle değerlendirerek 
çok güçlü sonuçlar ortaya çıkardığını ve 
çok güçlü etkileri olduğunu görmemek 
mümkün değildir. Kesinlikle çok güçlü et¬ 
kileri ve sonuçları olmuştur. Avrupa'daki 
özgürlük ve demokrasi birikiminde, barış 
mücadelesinde, antiemperyalist müca¬ 
delede, sömürücü ve baskıcı düzene kar¬ 
şı çıkmada, iktidarcı, devletçi, sömürücü 
düzene muhalif damarının güçlenmesin¬ 
de '68 Kuşağı çok önemi rol oynamıştır. 
Gençlik kuşağının Fransa'dan başlayarak 
Avrupa'da, ABD'de, dünyada yayılmasının 
yarattığı sonuçları çok iyi görmek gereki¬ 
yor. 

'68 Gençlik Flareketi, gençliğin sistemle 
bütünleşmemiş, herhangi bir sömürücü- 
baskıcı sınıfın dişlisi haline gelmemiş öz¬ 
gür ruhlu ve arayışçı karakterinin dışa vu¬ 
rumudur. Gençlik ruhunun dışa vurumu¬ 
dur. Belki de "gençlik nedir, gençlik karak¬ 
teri nedir, gençlik ruhu nedir?"sorularının 
yanıtları esas olarak da '68 Kuşağı şahsın¬ 
da değerlendirilebilir.'68 Kuşağı şahsında 
sosyolojik, kültürel, duygu, düşünce ve 
gösterdiği refleksler açısından 68 genç¬ 
lik kuşağının irdelenmesi çok doğru ve 
bilimsel sonuçlar verir. Bu yönüyle '68 Ku¬ 
şağı gençliği irdelemek, değerlendirmek, 
gençliğin nasıl bir sosyal tabaka olduğu¬ 
nu ortaya koymak açısından laboratuvar 
gibidir. Gerçekten de'68 Gençlik Flareketi 
gençlikte var olan tüm özelliklerin dışa 
vurumunu ifade etmektedir. Bu gerçeklik 
gençliğin özgürlük, demokrasi ve sosya¬ 
lizm mücadelesinde çok önemli bir sos¬ 
yal tabaka ve mücadele gücü olduğunu; 
gençliğin bir bütün olarak özgür ve de¬ 
mokratik yaşam mücadelesine katılabile¬ 
ceğini göstermiştir. 

Kuşkusuz egemen sınıflarla orta sınıfla¬ 
rın çocukları da vardır. Ama gençlik ruhu 
ve karakteri bunları da etkileyecek, ya da 
bunların sınıfsal karakterini etkileyecek, 
hatta özgür ve demokratik yaşam mü¬ 
cadelesine katacak düzeyde güçlüdür. 
Gençlik ruhu ve karakteri bu sınıfların 
etkilerini sınırlayacak güçtedir. Gençlik 


29 





komOnar 


Sayı 60 2014 

ruhunun ayağa kalktığı yerde bu tür sı¬ 
nıf etkileri yaşayan gençliğin fazla etkili 
olması söz konusu değildir. Ya da bir ül¬ 
kedeki gençlik hareketinin gelişmesinde, 
belirlemesinde bu tür sınıfların çocukları 
olan gençlerin böyle bir dalga karşısın¬ 
da herhangi bir güç gösteremeyeceğini, 
etkili olamayacağını ortaya koymaktadır. 
'68 Kuşağı ya da '68 Hareketi, gençlik is¬ 
yanı bu gerçekliği de ortaya koymuştur. 

Özetle belirtilen bu nedenlerle egemen 
sınıflar hem kendi düzenleri açısından 
rahatsız olmuşlar, hem de kendi gençle¬ 
rine kadar etkileyecek böyle bir hareket¬ 
ten ürkmüşlerdir. Kendi geleceklerinden 
kaygıya kapılmışlardır. Bu yönüyle de'68 
ruhu kadar egemenleri korkutan, ürkü- 


karşı yürüttüğü özel savaştan, psikolo¬ 
jik harekâttan söz edeceksek, bunu '68 
Gençlik Hareketinden sonra geliştirilen 
kapitalist modernist politikalar temelin¬ 
de değerlendirmek gerekir. 

Kapitalist Modernitenin '68 Kuşağı¬ 
na Yaklaşımı 

Tam da bu nedenlerle 1968'den son¬ 
ra kapitalist modernist sistem "gençliğe 
karşı hangi politikaları geliştirdi, hangi 
araç ve yöntemleri kullandı?", "Gençliğin 
sisteme entegre edilmesi, gençliğin uy¬ 
sallaştırılması, a-politikleştirilmesi hangi 
yol ve yöntemlerle sağlandı?" sorularına 
ciddi araştırmalarla cevap vermek gerek¬ 
mektedir. Böyle bir araştırma gençliği ka- 


19<58 öheKvçlik ■Hareketini değerlendirirken/ o 
büyük gençlik rukuna saygı ve bağlılığın bir* gereği 
olarak, bu harekele yönelik kapitalist modernist/ 
emperyalist güçlerin saldırılarının iyi ortaya konulması 

gerekmektedir. 


ten başka yaklaşım olmamıştır. Kuşkusuz 
çok örgütlü ve sistematik bir programa 
sahip olmaması, egemen sınıfların çeşitli 
yol ve yöntemlerle böyle bir dalgayı dur¬ 
durması, kontrol altına almasına neden 
olmuştur. Ya da gençlik hareketinin bu 
zayıflığı, kısa sürede egemen sınıflar ta¬ 
rafından etkisizleştirilmesine yol açmıştır. 
Ancak bu duruma rağmen egemen sınıf¬ 
lar açısından gerçekten de sarsıcı olmuş¬ 
tur. Gençlik ayağa kalkarsa, tepki duyarsa, 
düzenlerinin nasıl satılabileceğini çok iyi 
görmüşlerdir. 

Kapitalist modernist sistemin çok plan¬ 
lı, programlı gençlik politikaları izlemele¬ 
ri, gençliği sisteme entegre edecek çok 
yönlü projeler geliştirmeleri '68 Hareke¬ 
tinden sonradır. Gençliği apolitikleştir- 
mek, sosyal ve siyasal mücadelelerden 
uzaklaştırmak, gençliği sistemin dişlisi 
haline getirmek; gençliğin dinamizmini 
öldürecek yol, yöntem ve araçlar geliş¬ 
tirmek yönünde politikalar izlemişlerdir. 
Bu açıdan kapitalizm ve onun gençliğe 


pitalist modernist sistem karşısında daha 
donanımlı hale getirebilir. Bu yönlü araş¬ 
tırma ve incelemeler mutlaka olmuştur. 
Gençliği kapitalist modernite karşısında 
donanımlı, etkili bir muhalefet gücü ha¬ 
line getirecek çok kapsamlı araştırma 
ve incelemelerin yapılması zorunlu bir 
görevdir. Bununla gençliğin özel savaş 
politikalarından, psikolojik savaş harekat¬ 
larından kurtulmasını sağlamak yaşam¬ 
saldır. 1968 Gençlik Hareketini değerlen¬ 
dirirken, o büyük gençlik ruhuna saygı ve 
bağlılığın bir gereği olarak, bu harekete 
yönelik kapitalist modernist, emperyalist 
güçlerin saldırılarının iyi ortaya konulma¬ 
sı gerekmektedir. 

'68 Gençlik Hareketinin dalga dalga 
dünyaya yayılması, özgürlük ve demok¬ 
rasi ruhunun sınırları tanımadığını gös¬ 
termiştir. Sadece tek tek ülkelerde değil, 
bütün dünyada özgürlük ve demokrasi 
özleminin olduğunu; eşit, sömürüşüz ve 
baskısız bir dünya özleminin güçlü oldu¬ 
ğunu göstermiştir. Özgürlük ve demokra- 


30 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


si özleminin güçlü biçimde evrenselleşti¬ 
ğini, bütün dünyayı kapsayan bir özlem 
haline geldiğini kanıtlamıştır. Özgürlük 
ve demokrasi düşüncesinin çok güçlen¬ 
diğini, bu özlemler doğru sahiplenilir, ör¬ 
gütlülüğü geliştirilir, öncülüğü yapılır ve 
toplumlara iyi anlatılırsa hiçbir egemen 
gücün, zorba rejimlerin bu güce karşı 
ayakta kalamayacağını '68 Gençlik Hare¬ 
ketinin dinamizmi kanıtlamıştır. '68 Ku¬ 
şağının ayağa kalkışı toplumların dünya 
genelinde özgürlük ve demokrasi özlem¬ 
lerinin ulaştığı düzeyi gösteren önemli 
bir veri olmuştur. 

'68 Hareketi; anayurdu olan Avrupa'da 
en az kapitalist modernist sistemin top¬ 
lumsal sorunların ana kaynağı olup çö- 


Türkiye'de var olan rejim tekçi, baskıcı 
ve sömürücü, NATO üyesi bir Gladio re¬ 
jimidir. NATO üyesi oluşu nedeniyle ABD 
ve Batı için önemlidir. Tamamen kontrol 
edebilecekleri, kullanabilecekleri bir re¬ 
jim olması için de toplumun istek ve ta¬ 
leplerinin ortaya çıkmayacağı bir Türkiye 
istemektedirler. Türkiye'de cumhuriyet 
tarihi boyunca sosyalistlerin mevcut oto¬ 
riter düzene karşı itirazları olmuştur. Yine 
Kürtler üzerlerindeki sömürgeci, kültürel 
soykırımcı sistemi kabul etmediklerini, 
razı olmadıklarını çeşitli tepkilerle, dire¬ 
nişlerle ortaya koymuşlardır. Kuşkusuz 
çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de is- 
lami kimi çevreler de baskı altına alınmış¬ 
tır. Kendine göre devlete ve iktidara bağlı 


jAlmcmyc/da arkaya çıkan IKjAT" Kolektifi, 07+alya^aki 
Kızıl Xugaylar> Fmnsadaki T)oğ^L\Jlan 6cylem 
gibi örgütlenmeler 1 , jAvrupa emperyalizminin sakte 
^demokrasi ve insan kaklarına saygılı...- maskesini 
düşüren, devletleri uzun süre uğraştıran devrimci gençlik 
kareketleri olarak değerlendirilmelidir. 


züm yeteneğinin olmaması kadar, Reel 
Sosyalizmin de toplumsal sorunlar kar¬ 
şısındaki çözümsüzlüğüne bir tepki ha¬ 
reketi olarak ortaya çıktı. Toplumsal mu¬ 
halefeti yaşamın her alanına yayan bu 
dalga, sorunların çözümsüzlüğü karşısın¬ 
da radikalleşmiş, silahlı mücadele boyut¬ 
larına varmıştır. Almanya'da ortaya çıkan 
RAF Kolektifi, İtalya'daki Kızıl Tugaylar, 
Fransa'daki Doğrudan Eylem gibi örgüt¬ 
lenmeler, Avrupa emperyalizminin sahte 
"demokrasi ve insan haklarına saygılı...- 
maskesini düşüren, devletleri uzun süre 
uğraştıran devrimci gençlik hareketleri 
olarak değerlendirilmelidir. Bu hareket¬ 
lerin şiddete başvurmaları, Avrupa dev¬ 
letlerinin saldırıları sonucunda olmuştur. 
Aşırıya kaçan yanları olsa da, bunun te¬ 
mel sorumlusu kapitalist modernist siste¬ 
min toplum karşıtlığı ve saldırganlığıdır. 

'68 Gençlik Hareketi ve Kuşağı tabii 
ki Türkiye'yi de derinden etkilemiştir. 


islami kurumlar ve bunlar üzerinden de 
dini kendi sisteminin parçası haline ge¬ 
tiren, buna gelmeyenleri de baskı altın¬ 
da tutan bir düzen kurulmuştur. Türkiye 
Cumhuriyeti gerçekten de otoriter, baskı¬ 
cı, sömürücü bir zulüm düzeni olmuştur. 

Türkiye'de '68 Kuşağı ve Gençlik Ha¬ 
reketleri 

1950'lerde dünyada faşizmin yenilgiye 
uğratılmasından sonra otoriter rejimlere 
karşı bir antipati ortaya çıkmıştır. Avrupa 
toplumunda otoriter rejimlere karşı olu¬ 
şan tepki toplumsallaşmıştır. Bu açıdan 
Batıyla ilişkisi olan Türkiye'de hem otori¬ 
ter karakterinin yaratacağı olumsuzlukları 
gidermek, hem de halkların ve toplumun 
ortaya çıkabilecek tepkileri karşısında, bu 
tepkilerin azaltılması için kendine göre 
"çok partili yaşam" dedikleri, demokrasi 
adını verdikleri yeni bir siyasal sisteme 
geçmişlerdir. 1950-60 arasında böyle bir 


31 





KOMUNÂR 


Sayı 60 2014 


deneyim yaşanmıştır. Ancak bu deneyim 
aslında o güne kadar durdurulan elit, bü¬ 
rokratik kesim tarafından kontrol edilen 
iktidar imkanını 50'lerden sonra siyasi 
mücadeleye dönüşmüştür. Egemenler 
arasında bir siyasi mücadele sürmüştür. 
Türkiye'deki asker sivil bürokrasisine ve 
devletçiliğe dayanan, ekonomik ve sos¬ 
yal sistemi devletçi olan klasik iktidar 
bloklarıyla geleneksel yerel sosyal, eko¬ 
nomik güçlere dayanan kesimler arasın¬ 
daki iktidar mücadelesi 1960'ta bir askeri 
darbeyle sonuçlanmıştır. 1945'ten sonra 
Türkiye'de çift partili hayata geçme biçi¬ 
mindeki eğilim, 1960'ta Avrupa'ya daha 
fazla yakınlaşmak adına kısmi düşünce ve 
örgütlenme özgürlüğü ile bu yönlü sınırlı 
imkanlar ortaya çıkarmıştır. 

Kuşkusuz bu kısmi değişikliklere karşın 


olarak değerlendirmek gerekiyor. 

NATO'nun uç karakolu olmasından do¬ 
layı daha fazla baskı altına alınan Türkiye 
gerçeği vardır. Bırakalım sınırların değiş¬ 
mesini, Türkiye içindeki siyasal iktidarın 
karakterinin köklü değişmesine bile izin 
verilmemektedir. Yani demokratikleşme¬ 
sinin kabul edilmesi mümkün değildir. 
Türkiye'nin demokratikleşmesi demek 
toplumun iradesinin ortaya çıkması, top¬ 
lumun taleplerinin açığa çıkması; dola¬ 
yısıyla toplumun güçlenmesi demektir. 
Toplumun, halkın güçlendiği bir yerde 
emperyalizme karşı, kapitalist sisteme 
karşı itirazlar da güçlü olabilir, irade ka¬ 
zanan bir toplum gerçeği ortaya çıka¬ 
bilir. Toplumun irade kazanmaması için 
Türkiye'nin demokratikleşmesi istenme¬ 
miştir. Bu açıdan da toplum çok yönlü bir 


ikv 


"Uür'kiye/deki rejimin kaskı al+ında Tuf+ugu kesimledir 
gençledi mevcut sis+eme kadşı i+idazladinı güçlü biçimde 
odtaya koymuşladdid. Su nedenle sadece kid gençlik 
kadeke+i oladak gödmemek lazım; "Türkiye Toplumumum 
itirazı, ayaklamışı ve seslenişi oladak değedlendidmek 

gedekiyod. 


Kürtler ve islami güçler üzerindeki baskı 
ve sömürü düzeni sürdürülmüştür. Sos¬ 
yalistler açısından da zulüm ve sömürü¬ 
nü sürdürülmüştür. Yine de Avrupa'da 
etkili olan sosyal demokrasi çerçevesinde 
düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ko¬ 
nusunda belirli şeyler yaşanmıştır. Bunun 
getirdiği etkiler vardır. Zaten sol güçlerin 
mücadelesi ile Kürtlerin tepkisi vardır. 

işte, tam da böylesi bir ortamda, 1968'te 
Türkiye'de de zulme, baskıya, sömürüye 
itiraz eden bir gençlik hareketi ortaya çık¬ 
mıştır. Bu hareket hem dünyadaki genç¬ 
lik hareketlerinden etkilenmiştir, hem de 
Türkiye'deki rejimin baskı altında tuttuğu 
kesimlerin gençleri mevcut sisteme kar¬ 
şı itirazlarını güçlü biçimde ortaya koy¬ 
muşlardır. Bu nedenle sadece bir gençlik 
hareketi olarak görmemek lazım; Türkiye 
toplumunun itirazı, ayaklanışı ve seslenişi 


baskı ve zulüm cenderesine alınmıştır. 

Türkiye'deki gençlik hareketinin bu ka¬ 
dar güçlü çıkmasının nedeni dış gerici 
güçlerle, iç gericiliğin Türkiye toplumunu 
baskı altında tutma ihtiyacı sonucu or¬ 
taya çıkan otoriter rejime karşı halkın ve 
gençlerinin tepkisidir. Bunların sembolle¬ 
ri de Denizler, Mahirler ve ibrahimlerdir. 
Kuşkusuz birçok gençlik Önderi vardır. 
Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Hüseyin Ce¬ 
vahir, Ali Haydar Yıldız ve daha isimleri 
anılabilecek birçok gençlik Önderi vardır. 
Bu gençlik önderleri toplum üzerindeki 
baskıya karşı isyan etmişlerdir. 

O dönemde bir Türkiye işçi Partisi var¬ 
dır. Türkiye işçi Partisi ilk defa sol değer¬ 
leri, emekçiyi savunan, baskıya ve zulme 
karşı çıkan bir siyasal partidir. Hatta bu 
karakterinden dolayı bazı Kürtler de için¬ 
de yer almıştır. Ama Türkiye'deki baskı ve 


32 




komümE .ı 

zulüm o kadar fazla; buna karşı toplumun 
tepkisi o kadar derin ki, işçi Partisi bu 
gençleri tatmin edememiştir. Bu gençleri 
içinde tutacak bir siyasal programa, ey¬ 
lem çizgisi ve bir gelecek projesine sahip 
olamamıştır. Bu nedenle de gençlik 60'la- 
rın sonunda işçi Partisinden büyük oran¬ 
da kopmuştur. 

İşçi Partisi Gençliği kontrol edemeyin¬ 
ce, bu hareket de doğal olarak sadece bir 
gençlik hareketi olarak kalmamış, sosya¬ 
list siyasal hareketler olarak gelişmişler¬ 
dir. Bu gençlik önderlerinin her birisinin 
kendi birikimleri ve düşündükleri Türkiye 
çerçevesinde bir sosyalist hareket yarat¬ 
ması, Türkiye'de sorunların ne kadar kök¬ 
lü olduğunu ve bu sorunların öyle sıradan 
siyasal zihniyetle çözülemeyeceğini gös¬ 
termektedir. Yani Türkiye'nin sorunları an¬ 
cak radikal yol ve yöntemlerle çözülebilir 
düşüncesi gelişmiştir. Bu nedenle gençlik 
radikal devrimci hareketlere yönelmiş, 
radikal örgütlenmeler oluşturmaya çalış¬ 
mışlardır. Bu gerçeklik sadece gençlerin 
sübjektif niyetleriyle ilgili değildir, Türki¬ 
ye'deki karakteriyle ilgilidir. Türkiye'de¬ 
ki sorunların çözümünün ancak radikal 
hamleler, radikal dönüşümlerle gerçekle¬ 
şebileceğinin somut ifadesidir. 

Bu nedenlerle radikal hareketlere yö¬ 
nelmişlerdir. Nitekim gençlik içinde bü¬ 
yük bir taraftar kitlesi de bulmuşlardır. Gi¬ 
derek toplumu da etkilemişlerdir. Öyle ki 
herkes kendi siyasal emellerine ulaşmak 
için bu dinamik gençlik gücünü kullan¬ 
mak istemiştir. Türkiye'de ordu içindeki 
biraz daha millici olan Kemalist kesim -ki 
bunlara sol Kemalistler deniyor- bile bu 
gençliğe dayanarak iktidarı ele geçirmek 
istemişlerdir. Bu gerçeklik de Türkiye'de¬ 
ki sorunların ne kadar köklü olduğunu, 
gençliğin ne kadar radikalleştiğini orta¬ 
ya koymaktadır. Gençliği bu kadar radi¬ 
kalleştiren, sorunların köklü olmasıdır. 
Sorunların çözümünün de ancak köklü 
siyasal hareketler ve dönüşümlerle ola¬ 
bileceği gerçeği nedeniyle gençlik böyle 
bir eğilim göstermiştir. Bu tutum hem 
gençlik, hem de toplum içinde taraftar 
bulmuştur. Bu gerçeklik görülmeden ne 


İdeolojik-Teorik Dergi 


o dönemin Türkiye'si, ne de gençliğin ter¬ 
cihleri ve yönelimleri doğru anlaşılabilir. 
Aslında '68 gençliğinin duruşu, yönelim¬ 
leri Türkiye gerçeğini anlamak açısından 
önemli veriler sunmaktadır. Bugün bile 
Türkiye gerçeğini anlamak isteyenlerin 
'68 Kuşağı yönelimlerinin nedenlerini 
araştırmaları gerekir. 

Neden '68 Hareketi dünyadaki başka 
hareketlerden daha radikal oldu? Türki¬ 
ye'deki '68 Hareketi ise dünyadaki diğer 
hareketlerden daha fazla ideolojik ve 
politik bir yönelime girdi? Bırakalım be¬ 
lirli bir ideolojik-politik eğilime sempati 
duyulmasını, bizzat radikal ideolojik-po¬ 
litik eğilimlere öncülük edilmesi, bunun 
örgütlendirilmesi yaratması ve eylemine 
geçilmesi söz konusudur. Bu yönleriyle 
Türkiye'deki'68 Kuşağını irdelemek, anla¬ 
mak çok çok önemlidir. "Denizler, Mahir¬ 
ler, İbrahim şöyle militandı" demek yet¬ 
mez. Neden böyle militanlar olduklarının 
çok güçlü biçimde irdelenmesi ve açığa 
çıkarılması gerekir. 

Kuşkusuz Türkiye'nin NATO üyesi ol¬ 
ması, başta ABD ile çok fazla dış güçlerin 
etkisinde olmasının da bunda rolü var¬ 
dır. Tüm bunlara rağmen eğer toplumsal 
çelişkiler güçlü, toplumsal sorunlar bu 
denli ağır olmasaydı Türkiye'deki rejim 
ne kadar dış güçlere bağlı olursa olsun, 
böyle güçlü ve bilinçli bir hareket ortaya 
çıkmazdı. Bu hareketlerin ortaya çıkışını 
sadece Türkiye'nin dış güçlere, NATO'ya 
bağlılığıyla açıklamak yetersiz kalır. Bu 
nedenle Türkiye'nin toplumsal yapısını, 
siyasal, kültürel, sosyal yapısını; içte yaşa¬ 
dığı çelişkileri, ağır sorunları, ağır mem¬ 
nuniyetsizlikleri, güçlü itirazları görmek 
gerekir. Bunu görmeden '68 Kuşağı de¬ 
ğerlendirmesi yapmak, bunu görmeden 
Denizleri, Mahirleri, ibrahimleri yücelt¬ 
mek gerçekten yüzeysel ve yetersiz kalır. 
Denizleri, ibrahimleri, Mahirleri ve tüm 
devrimci gençlik önderlerini ve onların 
ortaya çıkardığı hareketleri anlamak açı¬ 
sından kesinlikleTürkiye'nin temel siyasal 
ve toplumsal sorunlarını iyi anlamak ge¬ 
rekir. 

Tabi ki Kürt sorunu bunların en başında 


33 





Sayı 60 2014 

gelmektedir. Bunun yanı sıra emekçiler 
üzerinde büyük bir sömürü düzeninin 
kurulması gerçeği vardır. Çok farklı et¬ 
nik, kültürel ve dinsel topluluklara sahip 
Türkiye'de tekçi siyasal, sosyal, kültürel 
ve inanç yapısı yaratılması gerçeği vardır. 
Bu nedenle'68 Kuşağı iyi irdelenirse tabii 
ki Sünni Türk gençleri de yer almışlardır. 
Kürt gençlerinin '68 Kuşağı içindeki rolleri 
gerçekten etkindir. Farklı etnik, kültürel 
ve dinsel topluluklardan, inançlardan ge¬ 
len çevrelerin çocukları da bu işin içinde¬ 
dir. Bu gerçekliğin de görülmesi gerekir. 
Bu yönüyle de tekçi, baskıcı, ulus-dev- 
letin ezdiği toplulukların tepkisi gençlik 
şahsında dışa vurmuştur. Gençliğin tep¬ 
kisini içinden geldiği toplumun tepkisi 
olarak görmek gerekir. Toplumun refleks- 


KOMÜNAR 

ülkelerin gençliğinin tepkisi daha da sert 
olacaktı. Emperyalizme karşı Türkiye'deki 
gençlerin tepkisinin Fransız ve Amerikan 
gençlerinden daha fazla ve radikal olma¬ 
sı, emperyalizmin Türkiye gibi ülkelerdeki 
topluma ve insanlara yaşattığı acılardan 
ötürüdür. Bu ilişkinin getirdiği baskı ve 
zulümdendir. Antidemokratik siyasal, 
sosyal ve kültürel yapılanmalardandır. 

Tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye'de¬ 
ki '68 gençliği dünyanın diğer yerlerin¬ 
den daha fazla kendi ülkesindeki siyasi 
tarihte etkisini göstermiştir. '68 Flareketi 
dünyada ve Türkiye'de bir dönüm nokta¬ 
sıdır. Hatta dünya genelinde bir dönüm 
noktası olma gerçeğinin yanında, tek tek 
ülkelerde böyle bir gerçeklikten söz edi¬ 
lecekse, Türkiye'deki '68 Kuşağının diğer 




Top! umım r*ejleksleıö vaıTm. (Tokvç ler 1 foplumun r'ej'leks! 
içinde yaşıyorlar. Tler gün annelerinden, babalarından^ 
çevrelerinden bir şeyler duyuyorlar ya da genç olarak 
yaşadıkları Toplumun sorunlarını görüyorlar. Tüm 
bunların da gösTerdiği gibi 49<58 Türkiyelinde Kürkü, 
Türk' u, .Alevi'si, Sünni'si, C e ^ez'i, Srmeni'siyle 
büfün bir ioplumun gençlerinin ifirazı ve ayağa kalkışı 

gerçekleşmişi r. 


leri vardır. Gençler toplumun refleksleri 
içinde yaşıyorlar. Her gün annelerinden, 
babalarından, çevrelerinden bir şeyler 
duyuyorlar ya da genç olarak yaşadıkla¬ 
rı toplumun sorunlarını görüyorlar. Tüm 
bunların da gösterdiği gibi 1968 Türki¬ 
ye'sinde Kürt'ü, Türk'ü, Alevi'si, Sünni'si, 
Çerkez'i, Ermeni'siyle bütün bir toplumun 
gençlerinin itirazı ve ayağa kalkışı gerçek¬ 
leşmiştir. 

Kuşkusuz '68 Gençlik Hareketi, 
Fransa'da, ABD ve Avrupa'da etkili ol¬ 
muştur. Oralarda kendi ülkelerinin em¬ 
peryalist politikalarına karşı çıkış vardır. 
Türkiye'de, NATO'ya karşı çıkış kadar, biz¬ 
zat kapitalist emperyalist sistemin bas¬ 
kısını gören, ona bağımlılık içinde olan 


ülkelerden daha fazla kendi ülkesinin 
siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel 
yapısını etkilediğini ve gelecekteki geliş¬ 
melerine yön verdiğini söylemek gerekir. 
Bu açıdan '68 Kuşağını birkaç devrimci 
gençle sınırlamak mümkün değildir. On¬ 
ların etkisini çok uzun süreli görmek ge¬ 
rekmektedir. idam edilen, vurularak şehit 
edilen önderler, devrimciler eğer sadece 
kendi pratikleriyle ya da kendi dönemin¬ 
deki etkileriyle açıklanır ve öyle ifade 
edilirse; çok büyük bir yanlışa düşülmüş 
olur. Kesinlikle 1968 Kuşağının Türkiye ta¬ 
rihi açısından, Kürdistan tarihi açısından. 
Türk'üyle, Kürt'üyle, Alevi'siyle, Sünni'siy¬ 
le Türkiye'de yaşayan bütün topluluklar 
açısından büyük bir anlamı vardır. Kendi 


34 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


eylemlerinin, kendi hareketlerinin çapını 
da aşan, kendilerinin de öngöremeyece¬ 
ği sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Kuşkusuz 
o gençlerin özlemleri vardı. Devrim yap¬ 
mak istiyorlardı, Türkiye'de kendilerinin 
düşündüğü bir düzen oluşturmak istiyor¬ 
lardı. Ama ağır saldırılar karşısında ömür¬ 
leri kısa oldu. Ama yürüttükleri mücade¬ 
le, kurdukları örgüt, yaptıkları eylemleri 
katbekat aşan çok büyük sonuçlar ortaya 
çıkarmıştır. Bir kere bu gerçeğin görülme¬ 
si gerekiyor. 

Eğer 1970-'80 arasında gençlik hare¬ 
keti, emekçi ve toplumsal hareketin çok 
büyük yükselişi gerçekleşmişse, Türkiye 
bir iç savaş durumunu yaşamış ve devlet 
krize girmişse; devlet iktidarı artık eski¬ 
si gibi yönetemez hale gelmiş ve bunun 


kete geçmiştir, Gladio harekete geçmiştir. 
Türkiye'deki bütün gericilik harekete ge¬ 
çirilmiş ve bu uyanış ezilmek istenmiştir. 
Bu öyle istihbarat örgütlerinin birbirine 
vuruşturması değildir. Kuşkusuz NATO 
gibi askeri ve siyasi bir güç ve onunTürki- 
ye'deki örgütlenmeleri tabii ki Türkiye'nin 
kontrolden çıkmaması için, Türkiye'deki 
özgürlükçü ve demokratik hareketin etki¬ 
li olmaması için her türlü provokasyonu 
da, yönlendirmeyi de yapmıştır. Ama bü¬ 
tün bunları ortaya çıkaran, bu tür müda¬ 
haleleri yapmak zorunda bırakan güç '68 
Kuşağının yarattığı özgürlük ve demok¬ 
rasi özlemidir. Bu hareketin toplumda 
ortaya çıkardığı özgürlük ve demokratik 
özlemleridir. Bu hareketin özgürlük ve 
demokrasi ruhu Türkiye'deki tüm genç- 


^ğe.r* 1970-'80 ûmsmda gençlik barc.keTi, emekçi ve 
Toplumsal ka^ekefm çok büyük yükselişi gerçekleşmişse, 
Türkiye bir iç savaş durumunu yaşamış ve devleT krize 
girmişse; devleT ikTidarı arTık eskisi gibi yöneTemez bale 
gelmiş ve bunun s onucunda İ2 ^ylükde askeri faşisT 
darbesi ve çok serT bir faşizmle Toplumcun uyanışı, ayağa 
kalkışı ezilmek isTenmişse, bu durumu orTaya çıkaran ‘<58 
Kuşağının devrimci rubudur. 


sonucunda 12 Eylül'de askeri faşist dar¬ 
besi ve çok sert bir faşizmle toplumun 
uyanışı, ayağa kalkışı ezilmek istenmişse, 
bu durumu ortaya çıkaran '68 Kuşağının 
devrimci ruhudur. Onun yarattığı siyasal, 
toplumsal, kültürel etkidir. Onun ekono¬ 
mik ve siyasal yaşamda yarattığı sonuç¬ 
lardır. Bu açıdan çok büyük sonuçlar or¬ 
taya çıkarmıştır. 

'68 Kuşağına Yönelik Saldırılar 

1970-80 arası dönem öyle kısa bir de¬ 
ğerlendirmeyle geçiştirilecek bir süreç 
değildir. 1970-'80 arasında büyük bir mü¬ 
cadele yaşanmıştır. Gençlik hareketinin, 
bu devrimcilerin ortaya çıkardığı sonuç¬ 
lar karşısında emperyalizm, NATO hare- 


liği harekete geçirme gücüdür. Bunlar 
olmasaydı Türkiye'de MHP de o düzeyde 
gündeme sokulmazdı, istihbarat güçle¬ 
ri o düzeyde harekete geçmezdi. Devlet 
de bu hareketlerle bu kadar uğraşmazdı. 
Yine bu hareketin gelişimini önlemek için 
provokasyonlarla devreye girmez, her 
türlü provokatif eylem ortaya çıkarmaz¬ 
dı. Ortamın o düzeyde karışık ve bulanık 
hale getirilmesini yaratan da bu kuşağın 
yarattığı özgürlük ve demokrasi mücade¬ 
lesinin yarattığı Türkiye'deki değişim ve 
toplumu harekete geçirme gücüdür. Bu 
görmezlikten gelinebilir mi? 

Ecevit'in bu ortamı değerlendirerek 
"ne ezilen ne ezen, insanca, hakça düzen" 
sloganı ve bu tür söylemlere başvurarak 


35 






Sayı 60 2014 

ezilenlerin, mazlumun yanında duran bir 
lider gibi görünüp yüzde 42 civarında oy 
alması ve Türkiye'nin birinci partisi olması 
böyle bir mücadelenin yarattığı Türkiye 
siyasi ortamının sonucunda gerçekleş¬ 
miştir. Bu yönüyle '68 Kuşağının gücünü 
görmek gerekir.'68 Kuşağı çok güçlü bir 
zemin ortaya çıkardı. Denizler, Mahirler, 
ibrahimler, onların yarattığı zemin üze¬ 
rinde gençlik öyle bir sol harekete eğilim 
gösterdi ki, bir değil, onlarca sol, sosyalist, 
devrimci örgüt ortaya çıktı. Bu aslında 
Türkiye'deki '68 Kuşağının yarattığı verim¬ 
li topraktan dolayı, özgürlük ve demokra¬ 
si özlemine seslenmenin toplumu etkile¬ 
diği birTürkiye, bir Kürdistan yarattığı için 
bu kadar örgüt ortaya çıkardı, bu kadar 
eğilim ortaya çıktı. Birçok örgütün top- 


KOMÜNAR 

olan Türkiye'yi sarsmasıydı, Türkiye'deki 
siyasal sistemi altüst edecekti. ABD ve 
Avrupa Türkiye'yi kullanamayacak duru¬ 
ma gelmişti. Bu nedenle NATO'ya bağlı 
orduyu harekete geçirerek bir kök kazıma 
harekâtına giriştiler. Bu açıdan '68 Kuşağı 
derken özellikle onların şehadetleri sonu¬ 
cunda ortaya çıkan tüm bu gelişmeleri, 
'68 Kuşağının ortaya çıkardığı sonuçlar 
olarak değerlendirmek gerekiyor. Dünya¬ 
daki diğer'68 hareketleri bu denli sonuç¬ 
lar yaratmamış, toplumu bu denli etkile¬ 
memişlerdir. Türkiye'deki '68 Kuşağı, yani 
Denizler, Mahirler, ibrahimler ve onun 
çevresinde örgütlenenler ise Türk devle¬ 
tini, NATO'nun en önemli askeri gücü, uç 
beyi, uç karakolu olan Türkiye'yi sarsmış¬ 
tır. Tek başına bu durum bile Türkiye'deki 


T ü ırkiye.'deki ‘68 Kuşağının yar*affığı vehimli Topraktan 
dolayı, özgüdük ve demokrasi özlemine seslenmenin 
toplumu etkilediği bir* Xür*kiye, bir* Kürdistan yar*attığı için 
bu kadar* örgüt ortaya çıkardı, bu kadar eğilim ortaya 

çıktı 


luma seslenerek örgütlenebildiği, taban 
bulabildiği bir 70-80 arası yaşadık. Top¬ 
lum bu düzeyde güçlü bir biçimde de¬ 
mokrasi ve özgürlük özlemlerine yönel¬ 
diği için hak, adalet kavramlarına sarıldığı 
için, sömürüye ve baskıya karşı çıktığı için 
Türk devleti de MHP'yi kullandı, istihbarat 
örgütünü güçlü biçimde devreye sokarak 
bu eğilimi durdurmaya, bastırmaya çalış¬ 
tı. Bu hareketin etkileri o kadar güçlüydü 
ki, bu yol ve yöntemlerle tümden bastırı¬ 
lıp tasfiye edilemeyince 12 Eylül'de dört 
dörtlük bir askeri faşist darbeyle kökü 
kazınmak istendi. '68 Kuşağının yarattığı 
bütün değerlerin kökü kazınmak isten¬ 
di. Onun etkisi tümden silinmek istendi. 
Böyle ağır bir saldırı ortaya çıktı. 

Tabii ki bu faşist darbe ABD'nin, 
NATO'nun desteklediği bir harekâttı. 
Ama bu kadar destek verilmesinin ne¬ 
deni, bu dalganın NATO'nun uç bölgesi 


'68 hareketinin gücünün ne düzeyde ol¬ 
duğunu ortaya koymaktadır. 

'68 Kuşağının Ortaya Çıkarttığı Dev¬ 
rimci Bir Genç; Önder APO 

'68 Devrimci Gençlik Hareketi kuşkusuz 
Kürdistan Özgürlük Hareketi'ni de ortaya 
çıkaran temel etkenlerdendir. Önder APO 
da '68 kuşağındandır. Belki Önder APO 
bir iki yıl sonra bu hareketle tanışmıştır. 
1970-71'de 1968 Kuşağıyla daha sıkı ilişki 
içindedir. 1968 Kuşağıyla tanışmış bir ön¬ 
derliktir. 1968 hareketinin belirli düzeyde 
etkilediği DDKO hareketi vardır. Kuşkusuz 
DDKO, Güney'deki KDP'nin de belirli dü¬ 
zeyde etkisindedir, ama dünyadaki genç¬ 
lik hareketi de belirli düzeyde bu hareketi 
etkilemiştir. Önder APO, DDKO ile de be¬ 
lirli bir ilişki içindedir, oraya gidip gelmek¬ 
tedir. Yine 1960 sonu ve '70'lerin başında 
Türkiye'deki gençlik hareketiyle, devrimci 


36 






KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


hareketle tanışmıştır. Onları da yakın¬ 
dan takip etmektedir. Zaten 1971 yılında 
üniversiteye girmiştir. Ondan önce de 
İstanbul'da ve Ankara'da kalması söz ko¬ 
nusudur. Bu süreçlerde deTürkiye'deki sol 
güçlerle tanışmıştır. Zaten Siyasal'a girdi¬ 
ğinde de SBF Mahir Çayan'ın okuludur. 
THKP-C'nin en önemli merkezlerindendir. 
Önder APO'nun Siyasal Bilgilere öğrenci 
olarak girmesi bu hareketle, THKP-C'yle 
ve sol güçlerle yakından tanışma, onları 
görme fırsatı olmuştur. Zaten bu gençlik 
hareketinden, '68 Kuşağının yarattığı Tür¬ 
kiye'deki siyasal ortamdan yararlanarak 
sosyalizme ve devrimci mücadeleye ilgi 
duymuştur. Artık 1970-71'de sosyalizmi 
benimsemiş olan bir gençtir. Belki her¬ 
hangi bir grubun, hareketin üyesi değil- 


Türkiye'deki devrimci güçlerin mücadele¬ 
sini, duruşunu da takip sürekli takip ede¬ 
bilmiştir. 

İşte bu süreçte 1972'nin 30 Mart'ında 
Mahir Çayan ve arkadaşlarının, Deniz 
Gezmişleri kurtarmak için yaptıkları ey¬ 
lem sonrası Tokat-Niksar'ın Kızıldere kö¬ 
yünde katledilmesini protesto etmek 
için Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenci 
boykotu düzenlemiştir. 12 Mart darbe¬ 
sinin o ağır faşist baskı koşullarında bir 
okulda boykot düzenlemek tabii ki bü¬ 
yük ve devrimci bir eylemdir. Bu büyük 
devrimci eylemin esas örgütleyicisi de 
Önder APO'dur. O zaman 23 yaşında bir 
gençtir. Herhangi bir örgütün yöneticisi 
değildir. Ama devrimci örgütlerin dağıtıl¬ 
dığı, 12 Mart askeri darbesi sonucu faşist 


Önder 1 yVPOVun sorumluluk duygusunu, olaylara ve 
o\qia\cx^cx ciddiyetle yaklaşılmasını Adekir C^ayan ve 
arkadaşlarının kemen katledilmesinden scmm kir koykot 
düzenlenmesinde görmekteyiz. 


dir, ama devrimci gençlik hareketinin bir 
sempatizanıdır, ilgi duyan bir gençtir. Bu 
ilgisi de sıradan bir ilgi değildir. Bu genç¬ 
lik hareketinin, sosyalizmin Türkiye açı¬ 
sından özgürlük ve kurtuluş getireceğine 
inanmıştır. Yine Kürt genci olarak sosya¬ 
lizmin Kürt halkının sorunlarına da çözüm 
getireceğine inanmaktadır. Bu yönüyle 
sosyalizme güçlü inanç vardır. Böyle bir 
inanca sahip olduğu bir süreçte 1971'de 
Siyasal Bilgiler Fakültesine kaydolmuştur. 

Önder APO'nun Siyasal Bilgiler Fakül¬ 
tesine kaydolduğu süreç, aynı zamanda 
12 Mart askeri darbesinin gerçekleştiği 
süreçtir. Darbe olduğunda Türkiye'de; 
Ankara'da, İstanbul'dadır. Bu süreçleri 
yakından takip etmektedir. Böyle bir bi¬ 
linçle Siyasal Bilgiler Fakültesinde sosya¬ 
lizmi; Mahirlerin, Denizlerin, Türkiye'deki 
devrimci gençlik hareketinin mücadele¬ 
sini yakından takip etmiştir. Yine 12 Mart 
darbesini yakından görmüş, buna karşı 


baskıların arttığı dönemde gerçekleşen 
bu katliam sonrası sorumluluk bilinciyle, 
devrimci güçlere bağlılığıyla, sosyalizme 
inancıyla devrimci gençlik hareketinin 
merkezlerinden olan Siyasal Bilgiler Fa¬ 
kültesinde gençleri örgütlemiş ve boykot 
gerçekleştirmiştir. Böyle bir boykota 23 
yaşında genç bir öğrenciyken devrimci 
bir sorumlulukla, ciddiyetle öncülük yap¬ 
ması, örgütlemesi Önder APO'nun karak¬ 
terini, kişiliğini ortaya koymaktadır. Bir 
düşünceye bağlandığı zaman ona karşı 
nasıl sorumluluk duygusu taşıdığını; her¬ 
hangi bir olay karşısında nasıl ciddi yak¬ 
laşım içinde olduğunu ortaya koymuştur. 
Önder APO'nun sorumluluk duygusunu, 
olaylara ve olgulara ciddiyetle yaklaşıl¬ 
masını Mahir Çayan ve arkadaşlarının he¬ 
men katledilmesinden sonra bir boykot 
düzenlenmesinde görmekteyiz. Tabii ki 
büyük bir eylem olduğu için 12 Mart as¬ 
keri darbesi, 12 Mart faşizmine karşı bir 


37 




Sayı 60 2014 

direnişçi tutum, bir meydan okuma gibi 
bir eylem olduğu için hemen bu boyko¬ 
tun üzerine gidilmiştir. Boykotu örgütle¬ 
yenlere yönelik bir tutuklama kampanya¬ 
sı başlatılmıştır. Bu kampanyanın sonucu 
Önder APO ve birçok öğrenci arkadaşı tu¬ 
tuklanmıştır, Mamak cezaevine atılmıştır. 
Tabii Siyasal Bilgiler Fakültesinde olduğu 
için boykot THKP-C'nin bir eylemi olarak 
değerlendirilmiştir. 

Bu gerçeklik, Önder APO ile 1968 Hare¬ 
keti arasındaki bağı yakından göstermek¬ 
tedir. Önder APO da 1968 hareketinin or¬ 
taya çıkardığı devrimci bir gençtir. 1968 
gençlik dalgasının etkilediği ve kendine 
çektiği bir Kürt genci; bir öğrencidir. Bu 
açıdan, Önder APO dünyada gelişen ve 
Türkiye'de kendini çok etkili bir biçimde 
dışa vuran '68 Kuşağının bir parçasıdır. 
Önder APO'nun '68 Kuşağıyla ilişkisini 


KOMÜNAR 

zindanda da devrimci duygusunu, dü¬ 
şüncesini pekiştirmiş, yoğurmuştur. Zin¬ 
dana THKP-C'ye sempati duyan bir dev¬ 
rimci genç olarak girmiş, ama kaldığı altı 
ay içinde kesinlikle sorumluluk duygusu 
daha da gelişmiş, sorunu daha ciddi ele 
almaya başlayan bir önder adayı olarak 
çıkmıştır. Özellikle de Mahirlerin katledil¬ 
mesi, ardından Denizlerin idam edilmele¬ 
ri, Önder APO'da '68 Kuşağının geliştirdi¬ 
ği bu devrimci mücadeleye bağlı kalarak 
onların anılarını gerçekleştirmek kararlılı¬ 
ğı ve duruşunu geliştirmiştir. Bu yönüyle 
Önder APO Mamak cezaevinde kendini 
tümden devrimci mücadeleye adama ka¬ 
rarı vermiştir. Daha Mamak'tayken "öyle 
bir devrimci ve mücadele başlatmalıyız 
ki, Mahirlerin, Denizlerin mücadelesi gibi 
kesintiye uğramasın" sonucunu çıkarmış¬ 
tır. Düşmanın yarattığı koşullarda değil 


Orvder* ;A1- ? 0 / da '68 Kuşağıma geliştirdiği bu 
devrimci mücadeleye bağlı kalarak cmlarm anılarım 
gerçekleştirmek kararlılığı ve duruşunu geliştirmiştir. 
3u yönüyle Önder yYPO Adamak cezaevinde kendini 
tümden devrimci mücadeleye adama kararı vermiştir. 


böyle değerlendirmek gerekir. Önder 
APO boykottan sonra tutuklanmıştır ama 
bir örgüt lideri değildir; hatta bir örgüt 
üyesi bile değildir. THKP-C'ye sempatisi 
vardır; ilişkisi o kadardır. Ama bütün dev¬ 
rimcilerin illegaliteye geçtiği, tutuklandı¬ 
ğı 12 Mart faşizmi altında kimsenin dev¬ 
rimci örgütlenme ve eyleme cesaret ede¬ 
mediği bir dönemde, bir devrimci genç 
olarak böyle bir eylem geçekleştirmesi, 
Önder APO'nun devrimci siyasal mücade¬ 
leye öncülük düzeyinde aktif katılacağını, 
yaşamının yönünü böyle çizdiğini ortaya 
koymuştur. Çünkü o zor koşullarda böy¬ 
le bir boykot gerçekleştirmek ve bunun 
öncülüğünü yapmak böyle bir kararlılığı, 
böyle bir duruşu ve yaşamına bu doğrul¬ 
tuda yön vermesini ifade etmektedir. 

Önder APO bu sorumluluk ve ciddiyet¬ 
le boykota katıldıktan sonra tutuklanmış, 


de devrimcilerin, devrimci güçlerin kendi 
yarattıkları ortamda ve zamanda müca¬ 
deleyi geliştireceği bir hareketin ortaya 
çıkarılması gerektiği düşüncesine ulaş¬ 
mıştır. Öyle bir hareket geliştirmeliyiz ki 
kesintiye uğramasın, yenilmesin ve ba¬ 
şarıya gitsin kararlılığı ortaya çıkarmıştır. 
Yedi ay sonra Mamak cezaevinden çıkar¬ 
ken Önder APO'nun gelişmesi ve ortaya 
koyduğu kararlılık bu çerçevede olmuş¬ 
tur. 

Yedi ay, o dönemin Türkiye koşullarında 
az bir cezaevi yatma değildir. Sempati¬ 
zan bir öğrenci olarak boykot yapmıştır. 
THKP-C ile organik bağı olan bir boykot 
değildir. Sadece devrimci gençlerin so¬ 
rumluluk duyarak gerçekleştirdiği bir ey¬ 
lemdir. Böyle bir eylem sonrası yedi ay ce¬ 
zaevinde yattıktan sonra serbest bırakıl¬ 
mıştır. Devrimci bir genç olarak, devrimci 


38 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


sempatizan olarak girdiği cezaevinden, 
'68 Kuşağı gençliği şehitlerine bağlılığın 
gereği olarak devrimci mücadele geliştir¬ 
me kararlılığıyla zindandan çıkmıştır. 

Önder APO zindandan çıkar çıkmaz ger¬ 
çekten de'68 devrimci kuşağına bağlılığı¬ 
nı ortaya koymuştur. Çıkar çıkmaz hemen 
devrimci gençliği örgütleme çabası içine 
girmiştir. 1972'nin sonunda çıktıktan son¬ 
ra boş durmamıştır. En başta da devrimci 
sempatizan gençlerin yoğun olduğu Si¬ 
yasal Bilgiler Fakültesinden yanına aldığı 
birkaç THKP-C sempatizanıyla birlikte, 
Siyasaldaki THKP-C'ye yakın gençleri ör¬ 
gütlemeye çalışmıştır. Bu konuda önemli 
bir çaba göstermiştir. 1973'ün sonundaki 
seçim öncesi ve sonrasında örgütlenme 
çabalarını daha da arttırmıştır. 

Kesinlikle bilinmelidir ki, 12 Mart'tan 
sonra Türkiye'de, devrimci gençliğin ör¬ 
gütlenmesine öncülük eden, devrimci 
gençliği ilk örgütleyen Önder APO'dur. 
Kuşkusuz İstanbul'da, Ankara'da, baş¬ 
ka yerlerde Mahirlerin, Denizlerin, ibra- 
himlerin anısına bağlılığın gereği olarak 
gençliği örgütlemeye çalışan, bu dev¬ 
rimcilerin anısına devrimci mücadeleyi 
örgütlemek ve geliştirmek isteyen baş¬ 
kaları da olmuştur. Ama bunların başın¬ 
da Önder APO gelmektedir. Bu gerçeklik 
çok iyi bilinmemektedir. Ancak 1972-73- 
'74'te Ankara devrimci gençliğin, özellikle 
de THKP-C'lilerin ağırlıkta olduğu Siyasal 
Bilgiler Fakültesindeki gençlerin kim ta¬ 
rafından örgütlendiği araştırılırsa, yanıtın 
Önder APO olduğu açığa çıkacaktır. 

Özellikle 1974'teki Ecevit affıyla bazı 
TFIKP-C üyelerinin dışarı çıkmasından 
sonra THKP-C'lilerin örgütlenmesinde 
başka isimler de ortaya çıkmıştır. 1974 af¬ 
fına kadar Ankara gençliğinin, özellikle de 
TFIKP-C'ye bağlı gençliğin, sempatizanla¬ 
rın örgütlenmesinde birinci derecede rol 
oynayan Önder APO'dur. Bunu o dönem¬ 
de Siyasal Bilgiler Fakültesinde ya da baş¬ 
ka okullarda okuyan TFIKP-C sempatiza¬ 
nı, TFIKP-C'ye bağlı gençler bilmektedir. 
Bunu Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenci 
olan Ali Arfatlı, Nasuh Mitap; yine o dö¬ 
nemde Siyasal Bilgiler Fakültesinde etkili 


olup TFIKP-C'ye sempati duyanların hepsi 
bilmektedir. Sadece TFIKP-C değil, diğer 
örgütlerin de,THKO,TİKKO sempatizanla¬ 
rı da iyi bilmektedirler. 1974'teTKP,TİP,Tİ- 
SİP geleneğinden gelenlerin, o geleneğe 
yakın olanların kurduğu ADYÖD'nin dev¬ 
rimci gençlerin eline geçmesi, ADYÖD'nin 
devrimci gençliğin odağı haline gelme¬ 
sinde Önder APO'nun rolü belirleyicidir. 
Önder APO kurulan ADYÖD'nde devrimci 
gençliğin etkin olması için yeniden yapı¬ 
lanması ve kongreye gitmesi sürecinde 
Önder APO, ADYÖD Üst Kurulu denen 
oluşumun içindedir. Onun sorumlulu¬ 
ğunu yapmaktadır. ADYÖD'te devrimci 
gençler etkili hale gelmişse, daha sonra 
ADYÖD'teTHKP-C'nin etkinliği artmış, so¬ 
nunda ADYÖD; AYÖD biçiminde yeni bir 
oluşuma dönüşmüşse, bu süreçte en et¬ 
kili öncülükyapan devrimci kişilikdeyine 
Önder APO'dur. Bu gerçekliğin herkes ta¬ 
rafından bilinmesi gerekir. 

"Önder APO'nun Türkiye Devrimci 
Gençlik Hareketi içinde yeri nedir?" diye 
sorulursa, "1968 Kuşağına bağlılığın sür¬ 
dürülmesinde en büyük rolü oynayan 
devrimci kişiliktir" demek kesinlikle bir 
gerçeği ifade etmek olur. Hiç kimse Ma¬ 
hirlerin, Denizlerin, ibrahimlerin anısına 
bağlılığın gelişmesinde, onlara bağlılık 
temelinde 1970'lerde güçlü bir devrim¬ 
ci gençlik hareketi ortaya çıkmasında 
Önder APO'nun emeğini, çabasını inkar 
edemez. O dönemde devrimci gençlik 
hareketinde yer alanlar bu gerçeği bil- 
mekteler ve bu gerçeği takdir etmeleri 
gerekir. Şimdi çok dillendirilmiyor. Ama 
eğer "1973-74 affıyla THKP-C üyeleri çı¬ 
kana kadar Ankara'da devrimci gençliğe, 
özellikle THKP-C'ye bağlı gençlere kim 
öncülük yaptı, onları kim örgütledi, onla¬ 
rın örgütlü hale gelmesinde esas rolü kim 
oynadı?" denilirse, bunun Önder APO ol¬ 
duğu açıktır. Ama ne yazık ki o dönemde 
THKP-C içinde yer alan sorumlu kişiler bu 
gerçeği açıkça ortaya koymamaktadırlar. 

Kürdistan'da '68 Kuşağının Yarattığı 
Gençlik; APOCULAR! 

12 Mart sonrasında devrimci önderler 


39 




KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

katledilmiş, zindanlara atılmışken Ön¬ 
der APO devrimci sorumluluk duyarak 
bu gençleri örgütleme çabasına girişti¬ 
ği süreçte, aslında Türkiye halkıyla Kürt 
halkının özgürlüğünü ve kurtuluşunu 
ortak mücadelede görmektedir. Daha 
o dönemde Önder APO'nun hedefinde 
ortak mücadele vardır. Ama THKP-C için¬ 
deki sosyal şoven eğilimin Kürt sorununa 
doğru yaklaşamama, Kürtlerin kendi öz 
örgütlenme iradeleriyle ortak mücade¬ 
le içinde yer alma gereği ve gerçeğini 
görememe, Kürtleri kendi örgütlerinin 
eklentisi, mücadelenin destekçisi olarak 
düşünmesi nedeniyle Önder APO ayrı ör¬ 
gütlenme ve bağımsız bir mücadele yü¬ 
rütmek zorunda kalmıştır. Eğer o dönem¬ 
de, 1970'lerin başında özellikle THKP-C 
içinde Kürt sorununa doğru bir yaklaşım 
olsa ve Kürtlerin kendi örgütleriyle, kendi 
iradeleriyle ortak örgütlenmenin, ortak 
iradenin içinde olma gerçeği görülebil- 
seydi, Önder APO o durumda kesinlikle 
böyle bir ortak örgütlenme ve mücadele 
geliştirebilirdi. Ama ne Türkiye'deki solun 
sorumluluk düzeyi, Kürt sorununa yakla¬ 
şımı, neTürkiye'nin siyasal koşulları, ne de 
o dönemde Kürtlerde var olan siyasi eği¬ 
limler böyle bir ortak örgütlenme ve mü¬ 
cadelenin gelişmesine imkan vermiştir. 

Önder APO'nun '68 Kuşağının önderle¬ 
rinden olduğu kesindir. Esas olarak da '68 
Kuşağının anısına bağlı olarak 1970'lerde 
devrimci gençlik hareketini geliştirenler¬ 
dendir. Türkiye devrimci gençlik hareketi¬ 
ni geliştirme sorumluluğu duyanlardan¬ 
dır. Önder APO gerçekliği budur. 

Buna karşılık, Türkiye'deki örgütlerin 
hiçbirisi Önder APO'nun siyasi ufkuna 
sahip olamamıştır. Örgütlenme ufkuna 
olumlu yaklaşamadığı için Önder APO 
'68 geleneğini Kürdistan'da ayrı bir ör¬ 
gütlenme ve mücadele hattıyla pratik- 
leştirmiştir. Bu yönüyle APOCU grubun 
ortaya çıkmasını kesinlikle '68 Kuşağın¬ 
dan bağımsız olarak görmemek gerekir. 
'68 Kuşağı Türkiye'de Denizler, Mahirler, 
ibrahimler şahsında devrimci örgütler or¬ 
taya çıkardığı gibi, aynı '68 Kuşağı Önder 
APO şahsında da -belki bir iki yıl gecikme¬ 


li olarak- APOCU'lar denen grubun ortaya 
çıkmasına zemin olmuştur. 1973'te Çu¬ 
buk barajında kurulan APOCU'lar denen 
grup, aslında '68 Kuşağının Kürdistan'daki 
versiyonudur. '68 Kuşağının Kürdistan'da 
temsil edilmesidir. Tabii ki bu sadece bir 
gençlik hareketi değil, kültürel soykırımcı 
sömürgecilik altında olduğu için bir hal¬ 
kın özgürlük ve demokrasi mücadelesini 
yürütme sorumluluğunu üstlenmiş bir 
hareket olmuştur. Nasıl ki Denizler, Ma¬ 
hirler, ibrahimler salt gençlik Önderleri 
olmaktan çıkıp bir devrimci hareket ge¬ 
liştirme Önderi olmuşlarsa, bu gerçekliği 
Kürdistan'da da Önder APO temsil etmiş¬ 
tir. 

Diğer hareketler 12 Mart koşulların¬ 
da yenilirken, Önder APO'nun onların 
deneyimlerinden çıkardığı dersler ve 
Mamak'ta verdiği sözle, "öyle bir hareket 
başlatmalıyım ki sürekli olsun, düşmanın 
istediği koşullarda değil kendi yarattığı¬ 
mız koşullarda mücadele etsin, başarıyı 
sağlayacak sürekli mücadele ve bir ha¬ 
reket gelişsin" düşüncesini 1973 Çubuk 
Barajındaki tutumuyla ortaya koymuştur. 
Aslında 1973'te Çubuk barajında ortaya 
konulan tutum ayrı bir Kürt örgütlenme¬ 
sini ifade etmekte; öyle bir çekirdek oluş¬ 
turmaktaydı. Buna karşın, Önder APO o 
süreçte hala Kürt örgütlenmesiyle Türki¬ 
ye'deki devrimci mücadeleyi ortaklaştır¬ 
ma çabası içindeydi. Ortak örgütlenme, 
ortak hareket ve ortak mücadele geliştir¬ 
me yaklaşımı vardır. Bu gerçekleşmedi¬ 
ğinden Kürtlerin özgün örgütlenme ve öz 
iradelerini ortaya çıkarmaları çabası 1973 
Çubuk Barajında ortaya çıkmıştır. Daha 
sonra ise tamamen bir ayrı örgütlenme 
ve mücadele gerçeği olarak tarih sahne¬ 
sindeki yerini almıştır. 

Kuşkusuz APOCU grubun bir gençlik 
hareketi olarak ortaya çıkmasında '68 
Kuşağı ve hareketi ile Denizlerin, Mahirle¬ 
rin, ibrahimlerin yürüttüğü mücadelenin 
etkisi kadar, o dönemde bütün dünyada 
büyük etkisi olan Vietnam kurtuluş mü¬ 
cadelesinin de büyük etkisi olmuştur. 
Bu iki olgu, Kültürel soykırımcı sömür¬ 
gecilik altında yok edilmek istenen bir 


40 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


halkın devrimci gençleri olarak APOCU 
grubun bir gençlik hareketi olarak orta¬ 
ya çıkmasında önemli moral değerler ol¬ 
muş; önemli etkide bulunmuştur. Önder 
APO'nun siyasal düşünce ve tutumunun 
gelişmesinde '68'ler hareketi ile o dö¬ 
nemde Kürdistan'da belli bir popülerliği 
olan DDKO'nun etkisi de olmuştur. Esas 
olarak '68 Kuşağı, Vietnam hareketinden 
etkilenmiş, ama DDKO'nun da belirli dü¬ 
zeyde etkisiyle şekillenen bir hareketten 
söz etmek gerekir. APOCU Hareket dev¬ 
rimci ve mücadeleci karakteri ile özgür¬ 
lük ruhunu '68 Kuşağı ve Vietnam ulusal 
kurtuluş hareketinden almıştır. Yine dün¬ 
yadaki sosyalizmin etkisi vardır. Ama milli 
kimlik olarak Kürt genci ve grubu ortaya 
çıkması açısından da DDKO'nun kısmi 
etkisinden söz etmek mümkündür. Ama 


liştirebilirdi. Ancak böyle bir militanlık 
Kürdistan'daki sömürgeciliğe karşı ko¬ 
yabilir, bu sömürgeciliği geriletecek bir 
mücadele yürütülebilirdi. Bu açıdan da 
Türkiye'de '68 Kuşağı ve onun temsilci¬ 
lerini örnek alırken, dünyada da büyük 
bir kahramanlık yürüten, fedai savaşı 
yürüten Vietnam'daki direnişçileri, Viet¬ 
nam'daki ulusal kurtuluşçuların fedailiği¬ 
ni, militanlığını kendi grubunun mayası 
yapmaya çalışmıştır. Bu açıdan da hem 
'68 Kuşağı ve onun temsilcilerini hem de 
Vietnam'da Amerika'ya karşı büyük bir fe¬ 
dai ruhla direnen VietnamlI devrimcileri, 
fedaileri de Kürt halkı her zaman anmak 
durumundadır. 

Bugün ortaya çıkan PKK militanlığın¬ 
da, gerilla fedailiğinde böyle bir direniş- 
çiliğin mayası bulunmaktadır. Kuşkusuz 


yYPOööM gençlik grubu '68 Kuşağı ve onun Temsilcileri 
olan Denizlerin, A^ûkirlerin, Dbrakimlerin miliTan 
kişiliğiyle şekillenmişTir. Onların militanlığını kendisine 

örnek almıştır. 


Önder APO'nun kimliğini, kişiliğini ortaya 
çıkaran '68 hareketi, onun yarattığı Tür¬ 
kiye devrimci gençlik hareketi, Vietnam 
ulusal kurtuluş savaşı ve dünyadaki reel 
sosyalizmin hala o dönemde süren etki 
gücü esastır. 

APOCU gençlik grubu '68 Kuşağı ve 
onun temsilcileri olan Denizlerin, Ma¬ 
hirlerin, ibrahimlerin militan kişiliğiyle 
şekillenmiştir. Onların militanlığını ken¬ 
disine örnek almıştır. Onların militanlığını 
ilk grup aşamasının moral değeri haline 
getirmiştir. Onların fedailiğini, başkaldırı¬ 
şını, yiğit duruşunu APOCU grubun mili¬ 
tan kimliği haline getirmiş, moral değeri 
olarak ele almıştır. Kültürel soykırımcı sö¬ 
mürgeciliğe karşı ancak çok güçlü militan 
duygu ve duruşlarla mücadele edilebi¬ 
lirdi. Kültürel soykırımcı Türk sömürgeci¬ 
liğine karşı sıradan mücadelelerle sonuç 
almak mümkün değildi. Türk devletine 
karşı büyük adanmışlık ve fedailik ancak 
Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini ge- 


bugün gerilla yiğitliğinde, gerilla direni¬ 
şinde Kürt'ün tarihteki savaşçı karakteri 
ve yiğitliği esas zemindir. Böyle bir ze¬ 
min olmasaydı, Kürt toplumunda, Kürt 
gerçeğinde direnişe yatkınlık, savaşa 
yatkınlık, yiğitlik karakteri bulunmasaydı 
kuşkusuz Vietnam'daki ve Türkiye'deki bu 
yiğit devrimcilerin anıları, karakterleri ve 
duruşlarını kendi kimliğinde somutlaş¬ 
tıracak, kimliğinin parçası haline getire¬ 
cek bir durum ortaya çıkmazdı. Var olan 
zeminde bu mayanın tutması, tarihteki 
Kürt yiğitliğinden payını alsa da, esas şe¬ 
killendirenin, o mayayı, o zemini güçlü 
biçimde ortaya çıkaranın '68 Hareketi ve 
Vietnam'daki fedai direnişçilik olduğunu 
söylemek bir gerçekliği ifade etmektir. 

APOCU gençlik hareketi böyle bir temel¬ 
de tarih sahnesine çıktı. Tabii ki başta bir 
gençlik hareketi olarak ortaya çıktı. Ama 
esasolarakda Kürt halkının ÖzgürlükMü- 
cadelesini geliştiren bir Özgürlük Hareke¬ 
ti olarak şekillendi. Önder APO'nun "Genç 


41 





Sayı 60 2014 

başladık, genç başaracağız"demesi, hare¬ 
ketin bir gençlik hareketi olarak başladı¬ 
ğını, dolayısıyla bu hareketin mayasında 
bir gençlik ruhu olduğunu vurgulamak¬ 
tadır. Bugün de hala PKK'deki o gençlik 
ruhu ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. 
Eğer PKK'de biraz devrimci ruh kalmışsa, 
mücadele ruhu kalmışsa, başlangıçtaki 
o gençlik dinamizminin ortaya çıkardığı 
mücadele ruhudur, atılım ve atılganlık ru¬ 
hudur. PKK zaten böyle gelişmiştir. APO- 
CU grup gençlerle yola çıkmıştır, genç¬ 
lerle örgütlenmesini geliştirmiştir. İlk 
önce Ankara'da bir grup genç olarak yola 
çıkmış, Ankara'da bir hareket oluştura¬ 
cak düzeyde kendisini kadrolaştırdıktan 
hemen sonra da Kürdistan'a yönelmiştir. 
Ama Ankara'da oluşturduğu kadrolaşma 
çok anlamlı, çok değerlidir. Eğer bugün 
Kürdistan Özgürlük Hareketi bu noktaya 
gelmişse, Önder APO'nun bizzat eğittiği, 
örgütlediği ve Ankara'da bir grup olarak 
hazırladığı gençlerin, gençlik ruhunun ve 
onun ortaya çıkardığı mücadele azmi ve 
dinamizminin payı belirleyicidir. Hakiler, 
Kemaller, Hayriler, Mazlumlar hep bu gru¬ 
bu oluşturan genç militanların direnişçi 
ruhlarını, karakterlerini bu harekete ver¬ 
mesiyle PKK gerçeği, böyle bir Özgürlük 
Hareketi gerçeği ortaya çıkarmıştır. Kuş¬ 
kusuz Hakilerin, Hayrilerin, Kemallerin, 
Mazlumların bu düzeyde dirençli olmala¬ 
rını sağlatan, Önder APO'nun mücadeleci 
kimliği ve mücadeleci kişiliğidir.'68 Kuşa¬ 
ğını, Mahirleri, Denizleri, ibrahimleri çok 
iyi temsil etmesidir. Yine sömürgeciliğe, 
kültürel soykırıma, dünyadaki emperya¬ 
lizme, Türkiye'deki baskıcı düzene büyük 
bir öfke duymasıdır. Önder APO ve APO- 
CU grup şahsında emperyalizme, Türk 
devletine, baskıcı ve sömürücü düzene 
büyük bir öfke vardır. Bir yönüyle APOCU 
grup gençliğin öfkesiyle, bir öfke hareketi 
olarak tarih sahnesine çıkmıştır. 

Sömürgeciliğe, kapitalizme, emperya¬ 
lizme, Türkiye'deki oligarşik faşist düze¬ 
ne büyük öfke duyulmasaydı gençliğin 
özünde, ruhunda, beyninde var olan o 
öfke ve Denizlere, Mahirlere, ibrahimlere, 
dünyadaki kurtuluş mücadelesi verenle- 


KOMÜNAR 

rin anısına bağlılığın gereği olarak güçlü 
temsili yapılmasaydı, PKK Kürdistan'da 
özgürlük mücadelesinin öncü gücü hali¬ 
ne gelemezdi. Ortadoğu'daki siyasal ge¬ 
lişmeleri bu kadar etkileyecek bir güce 
ulaşılmazdı. Demek ki bu güce ulaştıran 
kuruluşundaki gençlik mayasıdır. Gençlik 
ruhunu, dinamizmini taşımasıdır. Bu bağ¬ 
lamda APOCU grup bir gençlik grubu, bir 
gençlik hareketiydi denilebilir. 

Mahirler, Denizler bir gençlik hareketi 
olarak başlamalarına rağmen, ağır olan 
Türkiye'nin sorunları karşısında gençlik 
hareketi düzeyini aşmış ve Türkiye'nin 
tüm sorunlarını çözecek bir hareket or¬ 
taya çıkarmış, bunun mücadelesini ver¬ 
mişlerse, APOCU Hareket de öyle olmaya 
özen göstermiştir. Kürdistan'daki sömür¬ 
gecilik kültürel soykırımcı karakterdedir. 
Kürtleri tümden yok etme karakterinde 
olan Kürdistan'daki sömürgecilik, insanlık 
tarihindeki en ağır sömürgecilik, dünya 
tarihinde eşi görülmemiş bir sömürge¬ 
cilik gerçeği olduğundan, tabii ki böyle 
bir sömürgeciliğe karşı salt bir gençlik 
hareketi olarak karşılık vermek mümkün 
olmazdı. Bir gençlik hareketi olarak baş¬ 
lanmıştır, ama bu daha başından itibaren 
salt Kürt gençliğinin hareketi değil, bütün 
halkın özgürlük ve demokrasi mücadele¬ 
si olarak tarih sahnesine çıkmıştır. 

Yani gençliğin kendi toplumuna karşı 
sorumluluk duymasının en önemli örne¬ 
ğini APOCU grupta görebiliriz. Belki de 
tarihte hiçbir gençlik grubu APOCU grup 
kadar halkına, ülkesine bu düzeyde so¬ 
rumluluk duymamıştır. 

APOCU grup Ankara'da gençlerden olu¬ 
şan militan, devrimci ruhlu gençlerden 
oluşan bir grup olduğu için hemen dina¬ 
mizm ortaya çıkmıştır. Daha Ankara'day¬ 
ken sayısı azdır, ama etkisi çoktur. Dikkate 
alınan bir gruptur. Sayısının çok ötesinde 
siyasi ve militan bir ağırlığı, saygınlığı var¬ 
dır. Daha grup oluşum aşamasındayken, 
daha Kürdistan'a gelmeden Ankara'da 
faşistlere karşı mücadelede hiç geri dur¬ 
mamış, öncülük yapmıştır. Örneğin diğer 
Kürt örgütleri "bize ne, burası Kürdistan 
değil, biz buradaki savaşın parçası olma- 


42 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


yız" derken, APOCU grup bunu deme¬ 
miştir. Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de, 
bulunduğu her yerde Türkiye'deki dev¬ 
rimci gençlerle, sol gruplarla omuz omu¬ 
za faşizme karşı mücadele etmiştir. Hem 
de aktif ve en önde mücadele etmiştir. 
Göğsünü siper ederek mücadele etmiştir. 
Bu da tabii ki APOCU grubun karakterinin 
şekillenmesinde etkili olmuştur. 

Günümüzde APOCU Gençlik ve PKK 
Gerçekliği 

Bugün de APOCU grup Türkiye'de de 
devrimci mücadeleyi geliştirmek istiyor, 
Türkiye'deki halkın sorunlarına ilgi ve so¬ 
rumluluk duyuyorsa, bu durum Önder 
APO'nun çıkışı, duruşu ve APOCU gru¬ 
bun ortaya çıktığı dönemde Türkiye'deki 


sal Bilgiler Fakültesinde geliştirilen faşiz¬ 
me karşı ortak mücadele tartışmasında 
Önder APO, "faşizme karşı mücadelede 
omuz omuza biz de varız, bu mücadele¬ 
nin parçasıyız" diyerek tavrını ortaya koy¬ 
muştur. Diğer Türk solu grupları böyle bir 
ortak tavrı takınamayıp parçalı bir tutum 
içinde olurken, kendilerini çeşitli gerek¬ 
çelerle geri çekip faşizme karşı mücadele 
birliğinde yer almaz, tek başına hareket 
etme yaklaşımı gösterirken, Önder APO 
"kesinlikle gençliğin faşizme karşı dev¬ 
rimci direnişinin olduğu her yerde olaca¬ 
ğız" diyerek tutumunu ortaya koymuştur. 
Bu da bir duruştur. Mahir (Şayanların şe- 
hadetine karşı nasıl sorumluluk duymuş, 
o direnişi örgütlemiş, zindandan çıktıktan 
sonra nasıl ki Ankara'da devrimci gençli- 


Ondev jAPO, faşizme karışı mücadelede omuz omuza 
biz de vamz, bu mücadeleum parçasıyız' 7 diyerek Tavrını 
orfaya koymuşfur. Diğer* Xürk solu grupları böyle bir 
orfak Tavrı Takınamayıp parçalı bir TuTum içinde olurken, 
kendilerini çeşiTİi gerekçelerle geri çekip [aşizme karşı 
mücadele birliğinde yer almaz, Tek başına barekeT eTme 
yaklaşımı gösTerirken, Önder jAPO ^kesinlikle gençliğin 
[aşizme karşı devrimci direnişinin olduğu ber yerde 
olacağız^ diyerek TuTumunu orTaya koymuşTur 


devrimci mücadeleye karşı duyduğu so¬ 
rumlulukla ilgilidir. Ankara'da bulunduğu 
müddetçe kesinlikle faşizme karşı mü¬ 
cadeleden geri durmamıştır. Bulunduğu 
her yerde etkin biçimde faşistlere karşı 
mücadele etmiştir. Bu gerçeklik APOCU 
hareketin en önemli özelliklerinden biri¬ 
dir. Başka Kürt grupları da olmuştur, ama 
hiçbirisi APOCU grubun takındığı bu tu¬ 
tumu takınmamıştır. Bulunduğumuz her 
yer bizim için mücadele alanıdır demiş 
ve faşistlere karşı mücadelede her zaman 
en önde olmuştur. Okullarda, fabrika¬ 
larda, her yerde faşistlere karşı direnişte 
en önde olmuştur. Bu konuda kesinlikle 
kendisini geri çekmemiştir. Örneğin, Siya- 


ğin örgütlenmesinde birinci dereceden 
sorumluluk taşımışsa, Türkiye'deki dev¬ 
rimci gençliğin örgütlenmesinin en ön¬ 
deki militanı, öncüsü olmuşsa; Ankara'da 
faşizme karşı mücadelenin keskinleştiği 
bir dönemde de APOCU grup da bu mü¬ 
cadelenin etkin bir parçası olmuştur. 

Tabii ki belirli gruplaşma belirli bir dü¬ 
zeyde oluşturulunca Kürdistan'a dönül¬ 
müştür. 1976 Şubat ayı Dikmen Toplan¬ 
tısıyla birlikte Kürdistan'a tam dönüş ger¬ 
çekleştirilmiştir. Kuşkusuz ondan önce de 
1974-'75'te de Kürdistan'a gidişler olmuş, 
sınırlı çalışmalar yapılmıştır. Ama '76 Şu¬ 
bat toplantısıyla birlikte artık bütün kad¬ 
roların Kürdistan'a gitmesi, Kürdistan'da 


43 




Sayı 60 2014 

mücadeleyi geliştirmesi kararlılığı ortaya 
çıkmış ve bu derhal pratikleştirilmiştir. 
Kürdistan'a gidilirken de hedef, gidilen 
yerde gençliğin örgütlendirilmesi, eği¬ 
tilmesi ve kadrolaştırılması olmuştur. 
Bu nedenle de Ankara'dan Kürdistan'a 
dönüşte ilk gidilen yerler öğrenci genç¬ 
liğin yoğun olduğu Antep, Amed; işçile¬ 
rin yoğun olduğu Batman, Ceylanpınar; 
devrimci gençliğin yoğun olduğu Elazığ, 
Dersim, Serhat ve Urfa'dır. Bu açıdan hem 
öğrenci gençliğin, hem de işçilerin bu¬ 
lunduğu alanlar PKK'nin ilk örgütlenme 
ve mücadele alanları olmuştur. Buraların 
seçilmesinin temel nedeni ise gençlerden 
devrimci kadrolar çıkarmaktır. Bu yönüyle 
grup çalışmasını ilk başta da gençliğin ve 
işçilerin yoğun olduğu yerlerde başlata¬ 
rak emekçilerden, emekçi çocuklarından 
militan çıkarma çalışmasıyla işe başlamış¬ 
tır. 

Kısa sürede de gittiği her yerde genç¬ 
liği örgütlemiştir. Antep'te, Urfa'da, 
Batman'da, Amed'te, Dersim'de, Elazığ'da, 
Serhat'ta örgütlemiştir. Kürdistan'daki di¬ 
ğer tüm gruplardan farklı olarak gençliğe 
önem veren, gençlikten kadro çıkararak 
aktif mücadele eden bir hareket olmuş¬ 
tur. APOCU hareketin başta bir gençlik 
grubu olarak şekillenmesi, daha sonraki 
APOCU hareketin ve PKK'nin de çok genç, 
dinamik bir hareket ve parti olarak müca¬ 
deleye atılmasını beraberinde getirmiştir. 

APOCU Hareket 1973'ten '78'e ka¬ 
dar esas olarak bir gençlik hareketidir. 
1978'deki Hilvan mücadelesiyle birlikte 
durum değişmiş, köylere kadar yayılmış¬ 
tır. Yine 1978'e gelindiğinde Batman'da, 
Ceylanpınar'da, Antep'te işçiler içinde 
de önemli bir gelişme sağlanmıştır. Ama 
esas olarak partinin kuruluşuna kadar 
çalışmanın ağırlıklı bölümünün gençleri 
örgütleme, genç kadroları ortaya çıkar¬ 
ma olarak değerlendirmek mümkündür. 
1977'nin başında Kürdistan Yurtsever 
Devrimci Gençlik Birliği adında bir genç¬ 
lik örgütünün kurulması da bu gerçekli¬ 
ğin kanıtıdır. Daha başlangıçta bile ağır¬ 
lıklı olarak gençlerden oluştuğu için "bir 
gençlik hareketi olarak mı ortaya çıksak?" 


KOMÜNAR 

gibi bir yaklaşım görülmüş, bu çerçe¬ 
vede bir gençlik grubu kurulmuştur. Bu 
grubun örgütsel ağının oluşturulması ve 
yaygınlaştırılması için de önemli bir çaba 
harcanmıştır. Aslında daha sonraki tüm 
gençlik örgütlenmelerimizin temelinde 
de bu örgütsel oluşum vardır. Özellikle de 
YCK'nin hala çokça bahsedilen devrimci 
militan duruşu da bu tarihsel mirasın ürü¬ 
nüdür. 

APOCU gençlik grubunun geliştiği tüm 
il, ilçe, mahalle ve köylerde faşistlere kar¬ 
şı pratik mücadele içinde edinilen dene¬ 
yimlerle sömürgeci asimilasyona, uyuş¬ 
turucuya, fuhuşa, hırsızlığa, istismara, ku¬ 
mara, alkole karşı; özetle toplumun ahlaki 
ve politik tüm değerlerine karşıt temelde 
gelişen özel savaş uygulamalarına karşı 
yoğun bir mücadele geliştirilmekteydi. 
APOCU gençliğin toplumun gönlünde 
yer edinmesinde bu pratik mücadele¬ 
nin belirleyici yeri ve önemi vardı. Ne 
söylediğinden çok ne yaptığına bakarak 
yaklaşımını belirleyen Kürt ve Kürdistan 
halkları toplumun değerlerine sahip çık¬ 
tığı içindir ki toplum tarafından kucaklan¬ 
mıştır. 1978'e gelindiğinde mücadelenin 
ulaştığı düzey ihtiyaçları, artık bir gençlik 
hareketiyle karşılanamayacak boyutlara 
varmıştı. 

Kürdistan ve Türkiye'nin ağır sorun¬ 
larına salt bir gençlik hareketiyle ce¬ 
vap vermenin artık mümkün olmadığı, 
genç kadrolardan oluşan bir Özgürlük 
Hareketi'nin, devrimci bir hareketin ge¬ 
liştirilmesi ve partileşmesinin daha doğru 
olacağı düşüncesine varılmıştır. Devrimci 
gençlik hareketinin Önderi Haki Karer'in 
katledilmesine kadarki süreçte Kürdis¬ 
tan Özgürlük Hareketi önemli bir kadro 
potansiyeline ulaşmıştı. Toplumun geniş 
kesimlerini etkileyecek bir düzeye ulaş¬ 
mış olan Hareket için, Haki Karer yoldaşın 
şehadetinden sonra partileşme ihtiyacı 
açıkça görülmekteydi. Bu temelde parti¬ 
leşme çalışmalarına ağırlık verilerek par¬ 
tileşme sürecine girilmiştir. 


44 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


CHE’DEN 3AZ’A KI5A 3İR GENÇLİK TARİHİ 


Modern zamanın en büyük sorunu ne¬ 
dir? 

Sorunları büyüklük küçüklük yada farklı 
kategorilere bölmek kimilerine göre ge¬ 
reksiz gelebilir. Ancak sorunları temel- 
tali, büyük ve küçük diye tanımlamadan 
sorunlar deryasında boğulan bir düşünce 
yapısıyla baş başa kalacağız. Bu da farklı 
bir sorun olarak sorunlarımıza eklenecek 
ve bütün sorunları kilitleyecek bir durum 
yaratabilecektir. 

Modern zamanın en büyük sorunların¬ 
dan biri insanlığın hakikatini yitirmesidir. 
Egemenlerin insanlığı hakikatsiz bırak¬ 
ması, bırakmaya çalışması yaşadığımız 
sorunların en önemlilerinden biridir. 

Hakikatsiz bırakılan bir toplumsal ger¬ 
çekliği yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Bu 
egemenlerin toplumun bilgi sisteminde 
yarattığı yanlış, çarpık algıların sonucu 
gelişiyor. Bu bilgi sistemi, toplumu ikti¬ 
darın zoruna alıştırıyor. Bu bilme sistemi 
yaşamı yeniden mühendisçe kurguluyor. 
Bu kurgular yoğun nesnel kodlamalar 
içeriyor. Bu kodlamaların nesneleşmesiy- 
le bilgi sisteminin tarafsız ve daha doğru 
olacağı algısı yaratılıyor. 

Bu bilme-bilgi sistemleri toplumun, in¬ 
sanın zihninde pek çok tahribat yaratıyor. 
Bu bilme sistemlerinin insanlarda yarat¬ 
tığı temel kötülüklerden biri de yüzey¬ 


sel bilgi tarzıdır. Düşünceden-yorumdan 
çok ezbere dayanan bir düşünüş hakim¬ 
dir pek çok insanda. Bundan dolayı pek 
çoğumuzun bilmediği şey yoktur. Ama 
özünde büyük bir cehaleti yaşarız. 

Bu hakikat yitimine, bu bilgi sistemine 
karşı toplumun en büyük öz savunması 
gençlik olmaktadır. Arayışların, yeni ya¬ 
şam alternatiflerini doğasında barındıran 
gençler, tarihten günümüze hep farklı 
yolların olabileceğini gösterenler olmuş¬ 
lardır. 

işte bu hakikat arayışçılarından bazıla¬ 
rı vardır ki tarihe kalıcı izler bırakmışlar¬ 
dır. Onlar insanın ve toplumun bir nesne 
değil bir özne olması gerektiğini yaşam¬ 
larıyla ortaya koymuşlardır. Ulaştıkları 
hakikatleri yaşamsallaştırmış, örgütlemiş¬ 
lerdir. Bundan dolayı lider olarakön plana 
çıkmışlardır. 

Bu yazımızda, dünyada, Türkiye'de, Kür- 
distan'daki gençlik önderlerini tanımaya 
çalışacağız. Yukarıda bahsettiğimiz bilme 
biçimleri zihniyetlerimizde var olan lider 
algılamalarını da ciddi şekilde etkilemiş¬ 
tir. Bu yazıyı yazarken şunu gördük: isim¬ 
lerini sloganlarımızda, yazılarımızda eksik 
etmediğimiz kişilikleri yeterince tanımı¬ 
yoruz. Yüzeyseliz. Bu yüzeyselliği aşmak 
için bu yazıyı kaleme alıyoruz. Yazımızda 
ele alacağımız gençlik liderlerini, kuru 


45 






KOMÛNAR 


Sayı 60 2014 

bir biyografisinden çok tarihe bıraktıkları 
izler üzerinden, o dönem açısından yap¬ 
tıklarının karakteristik yönlerini tanımla¬ 
maya çalışacağız. Ayrıca güncelle karşı¬ 
laştırarak tarih-bugün arasındaki bağı da 
koparmamayı esas alacağız. 

Bu yazımızda zorlandığımız temel konu 
uygarlık tarihinin egemenlerce yazılmış 
olmasından dolayı tarihte iz bırakmış, in¬ 
sanlığı bu güne getiren binlerce gençlik 
liderine dair yeterli düzeyde bilgiye ula¬ 
şamamak olmuştur. 

Che 

Günümüz gençliğine halen ilham kay¬ 
nağı olan başlıca gençlik önderi Che'dir. 
Avrupa ve ABD'de "kurulu düzen"le çatı¬ 
şan ve dünya tarihinde önemli bir etki ya¬ 
ratan 1968'in radikal öğrenci hareketleri 
"Che"yi öylesine tutkuyla sahiplenmesi¬ 
ne karşın endüstrileşen kültür alanının 
oyunlar ve üretimleri sonucu Che bir po¬ 
püler kültür malzemesi haline getirilmek 
istenmektedir. "Che"nin "büyüklüğü"ne, 
"kahramanlığı"na yöneltilen yapay övgü 
seli ve yaratılan "Che kültü", onda özgün 
olanın üzerini örten, somut bir değerlen¬ 
dirme yapılmasını engelleyen bir perde 
olmaktadır. 

Che denildiğinde ilk akla gelen şey 
Küba devrimi ve gerilladır. Küba devri¬ 
mi başarıldıktan sonra pek çok ülkede 
emperyalizme karşı mücadele etmiş bir 
devrimcidir. Pek çok kimse onu bir mace¬ 
raperest olarak tanımlasa da o bir gerilla 
komutanı hem de bir sosyalist teorisyen- 
dir. 

Küba devrimine gidişte en önemli olay¬ 
lardan Santa Clara baskınını yapan "inti¬ 
har timi"nin komutanlığını yapmıştır. 

Che'yi yalnızca dostları ve onu tanıyan¬ 
lar değil, Oda kendisini bir Marksist olarak 
tanımlar. Che'nin düşüncelerinde özel bir 
yan olarak öne çıkan önemli bir özellik, 
Che'nin Marksizm'i yalnızca kitaplardan 
ve masa başında değil kendi yaşam de¬ 
neyimlerinden, halkın yoksulluğundan, 
yaşadığı yerlerdeki emperyalistlerin ve 
sömürgecilerin sömürüsünden öğrenmiş 
olmasıdır. Che, bu deneyimleri üniversi¬ 


teden mezun olduktan hemen sonra ve 
bölge ülkelerini dolaşırken yaşamış ve 
bunları başkalarıyla paylaşmıştır. 

Bu, dogmatizm karşısında Che'nin 
Marksist bakış açısında önemli bir nitelik 
oluşturur. O, Marksizm-Leninizmin ger¬ 
çek bir toplumun inşasına bürokratik ve 
mekanik bir tarzda uygulanması düşün¬ 
cesini kabul etmez. Marksizm-Leninizmin 
bir sistem içinde bir kalıp olarak almanın 
ve onu ölümsüz, sarsılmaz ve değişmez 
bir gerçek olarak görmenin mutlak bir 
dogmatizmden başka bir şey olmadığını 
söyler. 

Che, devrimin yalnızca toplumsal yapı 
ile rejimin kurumlarının değişmesi olma¬ 
dığını, aynı zamanda insanların, onların 
bilinç ve değerlerinin, insanlar arasında¬ 
ki toplumsal ilişkilerdeki gelenekler ve 
alışkanlıkların da köklü bir tarzda ve bü¬ 
tünüyle değişmesi olduğunu savunur. 
Bir devrimin ancak "yeni insanı" yarattı¬ 
ğında gerçekleşeceğini düşünür. Che'nin 
düşüncesine göre gerçek devrimci yeni 
insanlar, tüm yaşamlarını çalışmaya ada- 
malıdır. Bu insanlar, yeni güne devrim için 
uyanmalıdır. Bu, gerçek anlamıyla devrim 
tarafından aydınlanan ve dikkatli ve dü¬ 
şünceli bir tarzda çalışan bir devrimcinin 
en önemli niteliğidir. Devrimciler için en 
büyük zorluk, toplumsal çevrenin geliş- 
tirilmesi-değiştirilmesi için sistem tara¬ 
fından yaratılmış kendi duygularından 
ve algılarından kurtulabilmektir. Che'nin 
devrimci düşüncelerinde öne çıkan bir di¬ 
ğer özellik de gençlerin ve siyasi partinin 
toplumsal rolüyle ilgili getirdiği tanımdır. 

Birincisi, gençler "yeni insan"ın yaratıl¬ 
masında çok önemli rol oynarlar. Gençler 
bir komünist olmaktan gurur duymalı 
ve belli bir anda ve belli bir yerde ideal¬ 
lerini ortaya koymaya hazır olmalıdırlar. 
Bu arada, gençler, her hangi bir sorun 
ya da bir adaletsizlik karşısında duyarlı 
olmalıdır. Her zaman sahip olduklarıyla 
yetinmemeli, bilmediklerini araştırmak 
ve öğrenmek için hazır olmalı, bilgilerini 
zenginleştirmek için yeni bilgileri almalı 
ve öğrenmelidir. 

İkincisi, bütün siyasi partiler ve öncü ör- 


46 




KOMÜNÂR , 

gütlenmeler, en seçkin insanları biraraya 
getirmelidirler. Che'nin kadronun misyo¬ 
nuna ilişkin tanımlaması ise bugün için 
de geçerlidir:"Kadro, ideolojik motorun en 
önemli parçasıdır. Bu motorun dinamik bir 
vidası olarak adlandırabileceğimiz bir şey¬ 
dir; işlevsel parça olduğu sürece bir vida, 
doğru işlevini yerine getirecektir; kadro¬ 
nun dinamikliğinin ölçüsü, onun yalnızca 
sloganları ya da talepleri aşağıya ya da 
yukarıya basitçe aktaran bir aracı olma¬ 
ması, tam tersine kitlelerin gelişmesine ve 
liderlerin bilgisine yardımcı olan bir yaratıcı 
olmasıdır." 11 ’ 

“Devrimci, bir sosyalist sosyalizmin inşa¬ 
sının dünya ölçeğinde tamamlanmasına 
kadar, hiç durmayan eylemiyle kendisini 
çaba içinde gören devrimin ideolojik mo¬ 
tor gücüdür. Eğer onun devrimci coşkusu, 
acil görevler bölgesel düzeyde yerine geti¬ 
rildiğinde körleşir ve bu devrimci, devrimci 
proletarya enternasyonalizmini unutursa, 
onun önderlik ettiği devrim, esinlendiri- 
ci bir güç olmaktan çıkacak ve devrimci, 
amansız düşmanımız emperyalizmin çok 
iyi yararlanacağı uyuşturucu bir rehavete 
gömülecektir. Proletarya enternasyona¬ 
lizmi, bir görevdir ancak aynı zamanda o 
devrimci bir zorunluluktur. Dolayısıyla hal¬ 
kımızı bu yönde eğitiyoruz!" ,2> 

Che'nin yukarıdaki satırlardaki devrim 
ve devrimciye bakış açısı pek çok sol¬ 
cudan farklıdır. Tabi Che söylediklerine 
göre, savunduklarına göre yaşayabilmesi 
yönüyle de farklı bir önderdir. 

Açıktır ki, onun bu enternasyonaliz¬ 
mi, yalnızca bir duygu değil, her şeyden 
önce, baskı ve adaletsizlikten insanlığı 
kurtarmak için verilen mücadelede ulus- 
lararasında gerçek ve dinamik bir birliğin 
gerçekleştirilmesidir. Ona göre kurtuluş 
tek bir eylemle sağlanamaz, kurtuluşun 
sağlanması bir süreç olmalıdır ve bu sü¬ 
reç zorlu, engebeli bir süreçtir. 

Che, aşamalı değil, kesintisiz bir dev¬ 
rim sürecini öngörür ve savunur. Gele¬ 
neksel KP'lerin "demokratik" ve "anti- 
emperyalist" ittifaklar dolayımıyla, "milli 
burjuvazilerin desteğini alarak önce de¬ 
mokratik bir devrim gerçekleştirme, daha 


İdeolojik-Teorik Dergi 

sonra sosyalizme yönelme stratejilerine 
karşın Che, Küba devriminin de verdiği 
dersle ulusal kurtuluştan sosyalist devri¬ 
me doğru kesintisiz bir devrim öngören 
stratejisiyle de yerleşik sosyalist politika 
pratiklerinden ayrılan bir çizgi kurar. 

"Che"nin hattında dikkati çeken üçüncü 
nokta "silahlı mücadele"nin gereğine ya¬ 
pılan ısrarlı vurgudur. Bu vurguda önemli 
olan yalnızca, iktidarın ele geçirilmesi ba¬ 
kımından burjuva devletlerinin yıkılması 
için başka hiçbir "makul yol"un kalmamış 
olması değildir. Kübalı devrimciler, Sierra 
Maestra'da silahlı mücadeleyi sürdürdük¬ 
leri sırada oluşturdukları her bir gerilla 
birimini mücadeleyi tutuşturan bir ocak, 
bir "foco" olarak adlandırmışlardı, "foco" 
İspanyolcada ocak anlamına gelir. Her 
gerilla biriminin gittiği yerlerde yaktıkları 
ateşe atfen bu isim verilmiştir. Devrimin 
öncü gücü "foco"lar olmalıdır. Bu focolar 
hem siyasi hem de askeri mücadeleyi bir¬ 
birinden ayırmadan yürütmelidir. Halk 
ordusunun çekirdeği bu focolardır. Geril¬ 
la gücü tohum halinde bulunan partidir. 
Gittiği her yere parti düşüncesini, eyle¬ 
mini götürmekle sorumludur. Yani gerilla 
ve silahlı mücadele salt bir kuru zor değil 
toplumun içine giren, öncülük eden ge¬ 
rillanın toplumu aydınlatıp dönüştürme 
çabasının aracıdır. 

Che'ye ilişkin vurgulayacağımız son 
nokta bu gün eksikliği ve ihtiyacı hisse¬ 
dilen devrimci dayanışmanın en güçlü 
uygulayıcısı olmasıdır. Küba devrimin- 
den sonra yüzlerce Küba'lı "Carlotta 
harekatıyla Angola'da emperyalizmle 
savaşmaya gittiler. Yine Bolivya'da aynısı 
oldu. Tabi ondan sonra Filistin'de başta 
olmak üzere farklı ülkelerde de bu yaşan¬ 
mış olsa da mevcut sol hareketlerde bu 
yaklaşım çok zayıflamıştır. 

Boby Sands 

Boby Sands İrlanda'da doğmuştur. 
Boby Sands 1981'de öncülük ettiği açlık 
grevinde on arkadaşıyla birlikte yaşamını 
yitirmiştir. Boby Sands genelde bu açlık 
grevi eyleminde yaşamını yitirmesinden 
dolayı tanınır. Oysa o İrlanda Halk Kurtu- 


47 





KOMUNÂR 


Sayı 60 2014 

luş örgütünde sekiz yıl mücadele yürüt¬ 
müştür. İngiliz hükümetinin baskılarına 
karşı başlatılan kampanyanın öncülüğü¬ 
nü yapmıştır. Tanınması bu kampanyayla 
birlikte olmuştur. 

IRA destekçilerine ya da onların siyasi 
partisi Sinn Fein üzerindeki yasaklara rağ¬ 
men, tutsaklar beş yıllık bir süreçte İrlan¬ 
da'daki herkesin H-Bloklarında ne olup 
bittiğini bilmesini sağlayan bir kamuoyu 
hareketi oluşturabilmiştir. Her tutsağın 
sigara kağıtları üzerine günde birkaç tane 
mektup yazdığı ve bunların dışarı sızdırı¬ 
lıp dünya çapındaki etkili isimlere ulaş¬ 
tırıldığı bir "propaganda merkezi" inşa 
etmişlerdir. Bobby Sands, tutsakları des¬ 
tekleyen kitlesel bir kamuoyu hareketinin 
taslağını çizen bir mesaj dışarı sızdırmış 
ve şöyle yazmıştı: 

İnsanlara ulaşma fikrinin amacı on¬ 
lara basit bir mesajı iletmektir. Herkese 
gönderdiğimiz mesaj basitçe şöyle ola¬ 
bilir: “H-Blokları Parçala"... 

Bu mesajın herkese ulaşmasını; unu¬ 
tulmasının herkes için imkansız hale 
gelmesini; kim ve nerede olursa olsun¬ 
lar, bunu görmelerini, duymalarını is¬ 
tiyoruz. H-Blok'a ilişkin materyaller, 
insanların duygularını harekete geçir¬ 
meye, onları tetiklemeye ve ayaklandır¬ 
maya yardımcı olacaktır ." 131 

Sands'in önerisine göre hareket kapsa¬ 
mında "milyonlarca afiş" asılacak, slogan¬ 
ları "H-Blokları Parçala" olacak ve bu, İr¬ 
landa'daki hatta İngiltere'deki tüm duvar, 
köprü, otoban ve kamu binalarına yazıla¬ 
caktı. Ayrıca, "Babamın H-Blok'ta Ölme¬ 
sine Göz Yumma" yazılı tişörtler giyen ya 
da görseller taşıyan çocukların resimleri 
halka gösterilecektir. 

Bunlar gerçekleşmiştir. İngiltere ve 
İrlanda'da medyanın kör edilmesine kar¬ 
şın, IRA tutsaklarının mesajları kısa süre 
içinde herkesçe bilinir olmuştur. Gittikle¬ 
ri her yerde, hatta harcadıkları paralarda 
bile bu gerçekle karşılaşmıştılar (insanlar 
paralarının üzerine harcamadan önce 
"H-Blok" yazmışlardır). Sonrasındaysa 
mesaj, Kuzey Amerika, Ingiltere ve Avust¬ 
ralya'daki kalabalık İrlandalI göçmen top¬ 


lulukları arasında yayılmıştır. 

Bobby Sands'e ilişkin en önemli şey 
açlık grevinde nasıl öldüğü değil; nasıl 
yaşadığıdır. Eylem gücüyle, H-Blok içe¬ 
risinde dünyanın duyarsız kalamayacağı 
bir hareket ve topluluk inşa edebilmiş ol- 
masıdır.Boby Sands açlık grevi eyleminde 
yaşamını yitirmeden eylemin yarısınday- 
ken yaratılan hareketin etkisiyle İngiltere 
parlamentosuna milletvekili seçilmiştir. 
Buna rağmen İngiliz hükümetince hiçbir 
şey yapılmamıştır. Boby Sands ve arka¬ 
daşları eyleme devam etmiş ve 60 günü 
aşan direnişler ardından yaşamlarını yitir¬ 
mişlerdir. 

Boby Sands ve arkadaşlarının yaşamla¬ 
rını yitirmesinden sonra ilerleyen zaman- 
lardaAçlık grevi sona erdiğinde İrlandalI 
tutsaklar siyasi statülerine tekrardan 
kavuşabilmişler. Vakit kaybetmeden 
H-bloklardaki zindan alanları üzerinde 
denetim edinip bunları kolektif hatlarda 
yönetmişlerdir. Zindandan çıktıktan son¬ 
ra birçok tutsak, siyasetlerini kendi toplu¬ 
luklarına taşıyıp alternatif İrlanda okulları, 
konut projeleri, kooperatifler, geliştirme 
teşkilatları, sanat grupları ve benzerlerine 
hayat vermişler, bunlara katılımda bulun¬ 
muşlardır. 

Açlık grevindeki İrlandalI tutsaklar dün¬ 
ya genelinde hafızalara kazındılar. Tah- 
ran'daki İngiliz Büyükelçiliği önündeki 
cadde hala "Bobby Sands Caddesi''dir. 

Açlık grevinin ehemmiyetini ifade et¬ 
meye en çok yaklaşan, Bobby Sands ve 
yoldaşlarını överken söyledikleriyle Fidel 
Castro'dur: 

"Altmış gün boyunca açlık grevinde ka¬ 
larak idealleri uğruna ölme kudretine sa¬ 
hip insanların huzurunda despotların eli 
ayağı titrer! Bunun yanında, yüzyıllar bo¬ 
yunca insani feda ruhunun simgesi hali¬ 
ne gelen İsa'nın çarmıhtaki üç günü nedir 
ki?" Bizce eylemleri kadar eylem öncesin¬ 
de beş yıl kadar süren çabayla yaratılan 
sosyal hareketler günümüze de ışık tuta¬ 
cak önemli bir deneyimdir. Günümüzde 
zindanlarda yaşanan zulme karşı ne ya¬ 
pılması gerektiğinin, bu baskıların kıla¬ 
bileceğinin en yalın yanıtı Boby Sands ve 


48 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


yoldaşlarının eylemlerinde görülür ve bu¬ 
günün yol gösteren meşalelerindendir. 

Mahir Çayan 

Mahir Çayan denilince bir gençlik ön¬ 
deri olması akla gelir. Bir de Kızıldere'de 
katledilmesi. Önder Apo "Mahir'lerden 
devraldığım mirası HDP'ye devrediyo¬ 
rum" dediğinde Mahir üzerine daha fazla 
yoğunlaşmamız gerektiğini düşündük. 
Mahir kimdi, mirası neydi? İşte onun için 
onun üzerine yaptığımız okumalar sonu¬ 
cunda ulaştığımız sonuçları ana hatlarıyla 
vermeye çalışalım. Dönem 60'lı yılların 
ikinci yarısıdır. Marksizm-Leninizm bir 
avuç eski tüfeğin tekelinden çıkmıştır ar¬ 
tık. Yaşları genç, coşkulu, ülke ve halksev- 


ikinci başkanı olduğunda 19 yaşındadır. 
Ve daha o dönemden başlayarak TİP çiz¬ 
gisine karşı sesini yükseltmeye başlamış¬ 
tır. TİP çizgisinin devrim vaadetmeyen, 
halka, gençliğe güven vermeyen içi boş 
devrimciliğine karşı farklı bir devrimcilik 
anlayışını alternatif olarak koymuş, ve bu¬ 
nun içini pratikte de doldurmanın kavga¬ 
sına girişmiştir. 

Mücadele önünde bir engele dönüşen 
TİP revizyonizmi ile hesaplaşmak revizyo¬ 
nist, reformist gelenekleri yıkıp devrimci 
bir alternatifi ortaya çıkarmak zorunludur. 

Dünyada durum nedir? Nasıl bir ülkede 
yaşanıyordur? Nasıl bir devrim ve nasıl bir 
devrim stratejisi olmalıdır? Kısaca Türki¬ 
ye devriminin yolu nasıl çizilmelidir? Ne 


T ufkiye solunda sayısız kopuşa önderlik edecek, 
s+a+ükolam sarsacak olan Maki/ in s+a+ükolam sarstığı 
ilk konulardan kiri önderlik Tarzına ilişkindir. Xürkiye 
solunun o güne kadar ki önderlerinden -faiklı olarak o 
masa kaşında değil, savaşın içinde kir önder olacaktır. 


gisi ile dolu gençlik kavgada ustalaşacak 
ve kavga genç önderlerini de yaratacak¬ 
tır. işte bu kavganın yarattığı başlıca Ön¬ 
derlerden biri Mahir Çayan'dır. 

Türkiye solunda sayısız kopuşa önderlik 
edecek, statükoları sarsacak olan Mahir'in 
statükoları sarstığı ilk konulardan biri ön¬ 
derlik tarzına ilişkindir. Türkiye solunun o 
güne kadar ki önderlerinden farklı olarak 
o masa başında değil, savaşın içinde bir 
önder olacaktır. 

Öncelikle gereken şey zorlu bir ideolo¬ 
jik savaştır. Bu savaşın sonunda lafazanlı¬ 
ğın, devrimden kaçışın, reformizmin, par¬ 
lamenter veya cuntacı hayallerin egemen 
olduğu solun "devrimcilik anlayışı" ve bu 
anlayışın ideolojik temelleri yerle bir ola¬ 
caktır. Mahir, bir yandan elli yıllık revizyo¬ 
nist gelenekle ve onun temellendirdiği 
solculuk anlayışı ile hesaplaşırken, diğer 
yandan öğrenerek-öğreterek ilerleyecek¬ 
tir. 

Mahir 8 Kasım 1965'te SBF Fikir Kulübü 


yapılmalıdır? Bu soruların cevabı hazır 
reçetelerle de verilemez.Türkiye devrimi 
Sovyet, Çin ya da Vietnam devrimi taklit 
edilerek yapılamazdı. 

Her devrimci süreç her ülke devrimi 
kuşkusuz devrimcilere bir zenginlik kata¬ 
caktır. Mahir, bunun için harıl harıl Mark¬ 
sizm-Leninizm ustalarının kitaplarını, 
çeşitli ülke devrimlerini anlatan kitapları 
okumuştur. Mahir'in bu dönemine tanık 
olan herkes, onu anlatırken, ortak bir 
cümle kullanır;"çok okurdu". 

Okuduklarından çıkardığı ilk sonuçlar¬ 
dan biri şuydu;Türkiye devrimi şabloncu- 
lukla, Sovyet ya da Çin Komünist Partile¬ 
rini ideolojik merkez görerek ilerleyemez, 
gelişemezdi. O zaman çıkış noktası da, 
varış noktası da Anadolu toprakları ve 
Anadolu halkı olacaktı. Bu yüzden sosyo¬ 
ekonomik yapının tahlil edilmesi onun 
ilk çalışmalarında önemli bir yer tutar. 
Ülkenin çelişkilerini yakalayabilmiş ve 
ülke gerçeğini ortaya koymuştur. Tam bir 


49 





KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

keşmekeşin sürdüğü o ortamda Mahir 
Çayan'ın yaptığı değerlendirmeler süre¬ 
cin önünü açmıştır. 

O, bu çalışmaları yaparken, şabloncu- 
luktan, soyut ve boş tartışmalardan uzak 
durmuştur. Çünkü o tüm bu tahlil ve ça¬ 
lışmalara bir "akademisyen" gözüyle de¬ 
ğil, devrimi amaçlayan bir devrimci ola¬ 
rak bakar. 

Taklit eden değil tahlil eden, şabloncu 
değil, yaratan, politika üreten bir önderlik 
yapmaya çalışmıştır. 

Mahir İstanbul'da, Ankara'da, 
Zonguldak'ta, Karadeniz'de tartışmala¬ 
ra katılmış, ideolojik mücadelesini kam- 
püslerden, parti binalarından, köy kah¬ 
velerine kadar her yerde sürdürmüştür. 


devrimi savunan, bir dava adamıdır. Ma¬ 
hir Çayan'ın tüm yazıları ve konuşmaları 
herkesin anlayabileceği açıklık ve yalın¬ 
lıktadır. Bir konuyu bir çok boyutuyla de¬ 
ğerlendirip onlardan sonuçlar çıkaran bir 
zenginliğe sahiptir. Perspektifleri somut 
devrimci görevlerle içiçedir. 

Mahir Çayan yaşamın ve kavganın için¬ 
deki bir önderdir. İstanbul'da, Ankara'da, 
İzmir'de üniversitelerde, fabrikalarda, 
Zonguldak'ta maden işçileri arasında, Ka¬ 
radeniz, tütün, fındık, çay üreticileri ara¬ 
sında, Ege'de tütün, üzüm, incir üreticileri 
arasında ve onlarla mücadelede omuz 
omuzadır. 

Bu dönem herkes onları Dev-Genç'liler 
olarak tanır. Gerçekten de Dev-Genç ola- 


Makiry amfilerde saatler* sür*em konuşmalarımı yalın ve 
çok çeşitli örneklerle gençliğe anlatan, kavratan, yol 
gösteren iyi kir katip ve propagandacıdır*. Oportünizme 
karşı ideolojik mücadele sürdüren, devrimi savunan, 
kir dava adamıdır. ^A^kir Çayan'ın tüm yazıları 
ve konuşmaları kerkesim amlayakileceği açıklık ve 
yalınlıktadır. Bir konuyu kir çok koyutuyla değerlendirip 
onlardan sonuçlan çıkaran kir zenginliğe sakiptir. 


Devrimcilik, önderlik, savaş, iktidar kav¬ 
ramlarının içinin boşaltılmış olduğu bir 
ortamda, düzenle uzlaşma, savaşmama, 
mültecilik ve lafazanlık geçer akçe olmuş¬ 
tur. Halka gitmeme, halka güvenmeme, 
emek vermeme, genel bir solcu hastalığı 
olmuştur. Aylar, yıllar, boş gevezeliklerle, 
soyut tartışmalarla geçirilmiştir. Tüm bu 
tartışmaları içeren çeşitli yazıları Mahir 
Çayan o dönem kaleme alır. Yazılan yazı¬ 
lar çeşitli dergilerde yayınlanır. Görüşleri¬ 
ni formlarda, panellerde, açık oturumlar¬ 
da savunur. 

Mahir, anfilerde saatler süren konuş¬ 
malarını yalın ve çok çeşitli örneklerle 
gençliğe anlatan, kavratan, yol gösteren 
iyi bir hatip ve propagandacıdır. Oportü¬ 
nizme karşı ideolojik mücadele sürdüren, 


rak her alana müdahale edebilen yaygın 
bir örgütlülüğe ulaşılmıştır. Türkiye de¬ 
mokrasi tarihinin önemli bir atılımı ve 
örgütü olan DEV-GENÇ'in kuruluş kong¬ 
resinde belirleyici rol ve konuşma Ma- 
hir'indir. Tabi 12 mart muhtırası sonucu 
bu hareket büyük darbeler yemiş olma¬ 
sına rağmen kol gezen yılgınlık karşısın¬ 
da Mahir'in öncülük ettiği yeni arayışlar 
Türkiye tarihi açısından kritiktir. Artık de¬ 
mokrasi güçlerine karşı devletin açık şid¬ 
deti vardır. Buna karşı mücadele edecek 
örgüt gereklidir. 

Yılgınlık kol gezerken Mahir Çayan ve 
yoldaşları cuntaya karşı savaşı büyütmek 
için büyük bir enerji ile elde silah savaşı¬ 
yor, savaştırıyorlardı. 

Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir 1 Hazi- 


50 




KOMÜNAR , 

ran 1971'de Maltepe'de kuşatıldıklarında 
büyük bir direniş sergilemişlerdir. Ceva¬ 
hir şehit düşmüştür. Mahir Çayan ise son 
mermisini kendine sıkmış yaralı halde 
tutsak düşmüştür. Ancak oligarşi güçleri¬ 
nin beklediği gibi Mahir Çayan tutsaklıkta 
da teslim alınamamıştır. Mahir Çayan tu¬ 
tuklanarak İstanbul Maltepe Cezaevi'ne 
konulmuştur. Dâvâ sürerken 29 Kasım 
1971'de bir gurup arkadaşıyla birlikte tü¬ 
nel kazarak firar etmişlerdir. 

Her yerde arandıkları, resimlerinin 
çarşaf çarşaf yayınlandığı ve kalacak ev 
dahi bulunmadığı o koşullarda her türlü 
kaygıyı bir yana koyup mücadelelerini 
sürdürürler. O dönem Türkiye solu içeri¬ 
sinde yaşanan bölünmelere rağmen De- 
niz'lerin idam kararını durdurabilmek için 
Mahir ve arkadaşları eylem arayışlarına 
girerler. NATO üssünde görevli iki İngiliz 
bir KanadalI görevliyi kaçırırlar. 

Başlatılan büyük bir operasyon sonucu 
Mahir ve arkadaşları Kızıldere'de kuşat¬ 
maya alınır. Yaşanan çatışmada Ertuğrul 
Kürkçü dışında diğer tüm arkadaşlarıyla 
birlikte şahadete ulaşır. Mahir Türkiye de¬ 
mokrasi mücadelesinde ciddi izler bırak¬ 
mış bir liderdir. Demokratik kazanımlarda 
büyük emek sahibidir. Bu gün Mahirler¬ 
den devir alınan mücadele, miras başa¬ 
rılarla taçlandırılmak isteniyorsa O'nun 
pratiğini örnek almak gerekli hatta hayati 
bir ihtiyaçtır. "Oportünizmin panzehiri 
ideolojik mücadeledir" demiştir Ma¬ 
hir Çayan. Günümüzde Önder Apo'nun 
başlattığı demokratik kurtuluş ve özgür 
yaşamı inşa hamlesinin üç temel ayağın¬ 
dan birisini ideoloji olarak tanımlaması 
Mahir'in bu sözüyle birlikte okursak ne 
yapmamız gerektiğini çok daha açık bir 
şekilde anlarız. 

İbrahim Kaypakkaya 

İbrahim Kaypakkaya Türkiye halkları 
açısından unutulmaz, dillere destan bir 
gençlik önderidir. İşkenceyle katledildi¬ 
ğinde daha yirmi dördündedir. 

Ölüm sebebi her ne kadar kayıtlara in¬ 
tihar olarak geçmiş olsa da herkes onun 
dört ay tüm işkencelere direndiğini ve 


İdeolojik-Teorik Dergi 

bunun için katledildiğini bilir. Önemli 
olan resmi kayıtlar değil, toplumsal bel¬ 
lektir. 

Bu gün bu bellekle İbrahim'i değerlen¬ 
dirdiğimizde 20-21 yaşlarında Türkiye'nin 
temel sorunlarına ilgi gösteren ve bu so¬ 
runların çözülmesi için emek harcayan 
ve kafa yoran bir kuşağın öncülerinden 
olduğunu göreceğiz. 

O, yıllar önce, Kürt halkından bahsetti¬ 
ği için kendine solcu diyenler tarafından 
FKF kurultayından gürültülü bir şekilde 
atılmıştır. O, diğer pek çok kendini solcu 
diye tanıtan gençten farklıdır. Aslında gü¬ 
nümüzle değerlendirdiğimizde pek çok 
benzer şeyin yaşandığı bir süreçten ge¬ 
çerken İbrahim'i anıp, onun mücadelesi¬ 
ni, direnişini, kavgasını göz önüne alırsak 
pek çok şey öğreneceğiz. 

İbrahim Kaypakkaya, pratik devrimci¬ 
liğinin yanı sıra, Türkiye'nin sosyalist dü¬ 
şünce dünyasına farklı bir ivme kazandır¬ 
mış birteorisyendir. Günümüzgençliği ve 
demokrat, devrimci çevrelere bu açıdan 
güncel bir örnektir. Sistemin apolitik, ta¬ 
rihsiz bir toplum yaratma çabalarına karşı 
o, pratikle pişen bir düşünsel sistemati¬ 
ğe sahiptir. Düşünce yapısını ve yaşamı¬ 
nı incelediğimizde FKF'den, MDD'ye ve 
TKP/ML-TİKKO'ya bir mücadele yaşamını 
görüyoruz. Bu yönlü kendi düşünceleri¬ 
ni sürekli yenileyen, geliştiren bir yapıya 
sahiptir. Onu takip ettiklerini iddia eden¬ 
ler gibi dogmatik bir düşünce sistemine 
sahip değildir. 

Günümüz Türkiye'sinde temel tıkan¬ 
ma noktalarından olan Kemalizm'e kar¬ 
şı tavır almıştır. Türkiye Cumhuriyetinin 
kuruluşundan sonra geliştirilen politika¬ 
ları eleştirmiştir.Maoist bir dünya görü¬ 
şünü benimseyen İbrahim Kaypakkaya, 
Mao'nun köylerden şehirlere doğru yayı¬ 
lacak bir devrim anlayışını benimsemiştir. 
İbrahim'in mücadele yaşamına baktığı¬ 
mızda Anadolu'nun çeşitli yörelerinde 
köylerde halkı örgütlemeyle uğraştığını 
görmekteyiz. Günümüz devrimci, de¬ 
mokratik mücadelelerde görülen salt 
şehirlerle sınırlı kalan mücadele tarzına 
pratiği ve söylemiyle karşı koyuşun adı 


51 





Sayı 60 2014 

olan İbrahim Kaypakkaya'nın çalışma tar¬ 
zı demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı 
inşa hamlesinde tüm Ortadoğu halkları¬ 
na örnek olacak niteliktedir. 

Türkiye demokrasi hareketi tarihinde 
önemli bir yere sahip olan DEV-GENÇ'in 
eylem çizgisinin yaratıcılarından olan İbra¬ 
him Kaypakkaya, Trakya Değirmenköy'de 
toprakları için ağaya karşı mücadele eden 
köylülerin arasındadır. Türkiye tarihinde 
önemli bir yere sahip olan 15-16 haziran 
olaylarının örgütlenmesinde İbrahim ak¬ 
tif, öncü rol oynamıştır. Demir-döküm, 
Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege Sa¬ 
nayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, 
Derby... fabrikalarının işçileri İbrahim'i 
yakından tanırlar, kendilerinden biri ola¬ 
rak bilirler. 

O, mücadele yürütürken, demokrasi ta¬ 
lebinde bulunurken mücadele tarzında 
ve kişiliğinde demokratik olmayı başar- 
mıştır.Gece sabahlara kadar bildiri basıp, 
gündüz kavganın en yoğun olduğu yere 
koşmuştur. Bu yönüyle İbrahim'in çalışma 
temposu yeni süreçteki devrimci görev¬ 
leri laikiyle yerine getirmenin gerekli vaz¬ 
geçilmez şadlarındandır. 

İbrahim KaypakkayaFKF'de ortaya çı¬ 
kan reformist, parlamenterist anlayışla¬ 
ra karşı tavrın adıdır. Günümüz Türkiye 
ve Ortadoğu gerçekliğine baktığımızda 
liberalizmin pek çok siyasi gücü parle- 
menterizmin sahte demokrasi zeminine 
çektiğini görmekteyiz. Bu yönlü muha¬ 
lefeti bu yolla sistem içileştirme politika¬ 
sı yürütülmektedir. O yıllarda da TİP'teki 
bazı kesimler şahsında Türkiye devrimci 
demokrat güçlerine dayatılan bu anla¬ 
yışları en çabuk görüp tavır geliştirenler¬ 
den biri İbrahim Kaypakkaya'dır. Bu tavır 
gelişmezse ne DEV-GENÇ oluşabilir ne 
de sonrasında gelişen eylemlilikler. Salt 
parlamentoda yürütülen bir siyasi faali¬ 
yetin toplumun demokratikleşmesi ve 
sosyalizm mücadelesiyle hiçbir bağının 
olmadığını, büyük yanılgıları görmüş ta¬ 
vır almıştır. 

Hüseyin İnan: 

Hüseyin inan denince akıllarda kalan 


KOMÜNAR 

temel şey iki arkadaşıyla birlikte idam 
edilmiş olmasıdır. Yaşama koyduğu son 
nokta değil aslında yürüttüğü tüm müca¬ 
dele önemle üzerinde durulması gerekti¬ 
rir. Birlikte idam edilen üç arkadaştan biz 
bu yazımızda Hüseyin inan'ın mücadelesi 
üzerinde duracağız. Çünkü diğer iki kah¬ 
ramanın önemli bir mücadelesi olmakla 
birlikte bu örgütsel mücadele içerisinde¬ 
ki konumu itibariyle Hüseyin ayrı bir yere 
sahiptir. 

Hüseyin İnan'ın siyasi mücadelesi Sos¬ 
yalist Fikir Klubü (SFK) ve bu derneğin 
bağlı olduğu Dev-Genç'te başlar. Bu ara¬ 
da TİP'e de katılarak, bu partinin etkin¬ 
liklerinde yer alır. Aynı dönemde, gerek 
İstanbul ve Ankara, gerek İzmir ve diğer 
yörelerde anti-emperyalist eylemlere ka¬ 
tılır; ABD 6. Filosuna yönelik eylem ve mi¬ 
tinglerin içinde bulunur. Toprak işgalleri, 
kırsal yörelerdeki etkinlikler vb. etkinlikle¬ 
re katılır. 1966-67 öğretim yılında, gerçek¬ 
lesen ODTÜ Hazırlık boykotunun örgüt¬ 
lenmesine önderlik eder. Hüseyin İnan, 
1968'de, TİP ve daha sonra MDD içindeki 
ayrılıklarda, giderek belirginleşen gizli 
ve dar örgüt fikri doğrultusunda çekir¬ 
dek bir grup oluşturup, kır gerillası yo¬ 
luyla anti-emperyalist mücadele verme 
düşüncesini geliştirmeye çalışır. Ankara, 
özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini 
inan'ın attığı grup, daha sonra THKO'nun 
çekirdek kadrosunu oluşturacaktır. Aynı 
yıl idari Bilimler Fakültesi'nden çıkarılan 
Hüseyin İnan, ODTÜ yurtlarında kalma¬ 
ya devam eder. 14 Ekim 1969'da, grubun 
önemli bir kesimiyle birlikte Suriye üze¬ 
rinden Ürdün'e, Filistin Kurtuluş Örgütü 
(FKÖ)'nün asıl gücünü oluşturan El Fetih 
kamplarına gider. Burada FKÖ'nün yanın¬ 
da İsrail'e karşı savaşır. İsrail içlerindeki ka¬ 
rakol baskınlarında bizzat yer alır. Şubat 
1970'de Türkiye'ye geri döndüğünde, Di- 
yarbakır-Antep yolunda bir otobüste ya¬ 
kalanır. Diyarbakır'da devam eden yargı¬ 
lama sonunda, Ekim 1970'de tahliye olur. 
Hüseyin inan Ankara'ya döndüğünde 
kafasındaki kır gerillası fikri iyice berrak¬ 
laşmıştır. Benzeri düşünceler taşıyan ve 
aynı eylem çizgisini benimseyen, başla- 


52 








KOMÜNÂR , 

rında Deniz Gezmiş'in yer aldığı İstanbul 
grubuyla bir araya gelerekTHKO'yu kurar, 
inan, kitle hareketleri içinde hemen hiç 
tanınmayan biri olmakla birlikte, örgütle- 
yici niteliği, insanlarla ilişki kurma beceri¬ 
si ve kararlılığıyla grup içinde sivrilmiştir. 
Yaygınlaşan silahlı eylemlere önderlik 
etmekle kalmaz, bütün eylemlerin bizzat 
içerisinde yer alır. 29 Aralık 1970'de, Dev- 
Genç üyelerinden İlker Mansuroğlu'nun 
öldürülmesi üzerine THKO'nun örgüt 
olarak kendini ortaya koyduğu Kavak¬ 
lıdere Polis Karakolu'na yönelik eylem, 
1 Ocak 1971'de Türkiye iş Bankası Emek 
Şubesi soygunu, Amerikan askeri tesis¬ 
lerinin basılarak bir Amerikalının kaçı¬ 
rılması ve daha sonra dört Amerikalının 
kaçırılması eylemlerinde gösterdiği gözü 
pek tavrı ve kararlılığıyla THKO'nun var¬ 
lığında büyük etki sahibi olur. 24 Mart 
1971'de Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde 
yakalanır. 'THKO'nun beyni denebilecek 
kişidir. Aslında Deniz'den daha çok ha¬ 
reketli önder konumdadır. Çekirdek lider 
durumundadır. Ama o değişik özeliklere 
sahiptir. Katiyen geniş kalabalıklar onun 
ne olduğunu, kim olduğunu bilmezler. O, 
örgütçü bir kişiliktir. Her şeyin arkasında 
durur, kendini belli etmez. Hüseyin ken¬ 
dini mahkemede belli eder. Mahkemede 
savunmanın asıl kısmını Hüseyin yap¬ 
mıştır. Ona gelinceye kadar Deniz'le bir 
başka kişi savunma yapmıştır, Onlar yazılı 
okumuşlardır. O günkü fikirlerini çok net 
özetlemiştir. Ne için böyle bir harekete 
kalkıştıklarını anlatmıştır. Düşünceleri ve 
kafası çok net olan biridir. Hüseyin inan'ın 
mücadele yaşamı boyunca pek çok üze¬ 
rinde durulması gereken nokta vardır. 
Ancak günümüz gençliğinin siyaset ve 
örgüt tarzı konusunda örnek alacağı iki 
temel konudan biri popülist olmama¬ 
sıdır. Örgüt lideri olmasına karşı bunu 
kimseye belli etmeyen bir duruşu vardır, 
ve örgütün gelişmesinde pratik anlamda 
da eylemsel ve teorik açıdan en çok çaba 
harcayan kişidir. Gençlik hareketlerinin 
yeniden yapılanma sorunlarının tartışıl¬ 
dığı bu süreçte böyle öncülükler önem¬ 
le üzerinde tartışılması gereken öncü¬ 


İdeolojik-Teorik Dergi 


lüklerdir. Ayrıca silahlı eğitim almak için 
gittiği Filistin'de Filistin halkıyla birlikte 
İsrail'le savaşa girmesi, taşıdığı enternas- 
yonalist ruh örnek alınacak bir duruştur. 
Günümüzde bırakalım farklı halklar için 
örneğin Rojava halkına dönük saldırılar 
karşısında Hüseyin'ce tavır günümüz de¬ 
mokrasi mücadelesinin ön açıcı gücü ola¬ 
caktır. 

Kürdistan Gençlik Hareketi: 

Kürdistan gençlik hareketinin tarihini 
incelerken tüm Kürdistan'a etkide bulun¬ 
muş bir gençlik hareketinin PKK öncesin¬ 
de çok gelişmediğini görüyoruz. Yerel, 
parçayla sınırlı kalan hareketler gelişmiş 
olsalar da tüm Kürdistan'ı kapsayan bir 
hareket Önder Apo'nun öncülüğünde 
gelişmiştir. Önder Apo bu hareketi baş¬ 
latırken hem dünya hem de Kürdistan'da 
gelişen hareketleri incelemiş bunların 
deneyimlerinden yararlanmıştır. PKK bir 
gençlik hareketi olarak doğmuş, halk ha¬ 
reketi haline gelmiş olsa da gençlik ha¬ 
reketi özünü hep korumuştur. Kırk yıla 
varan bir mücadelede yüzlerce Önder 
gençlik kadrosu çıkmıştır. Biz bu yazımız¬ 
da dört arkadaşı işleyeceğiz. 

Ali Çiçek: 

Ali Çiçek Hilvan'lıdır. Apocu hareketin 
Kürdistan'a yöneldiği süreçte hareketle 
ilişkilenir ve hareketin kadrosu olur. Ali Çi¬ 
çek denilince genç olması ve 14 Temmuz 
Ölüm orucu eyleminde şahadete ulaşmış 
olması ilk akla gelen şeylerdir. Ancak akla 
gelenler, büyük bir tempo ve kararlılıkla 
yürütülmüş özgürlük mücadelesini ta¬ 
nımlamak açısından çok yetersizdir. 

Bunu gidermek için Ali Çiçek'in müca¬ 
dele yaşamını ana hatlarıyla anlatmaya 
çalışacağız. Ali Çiçek harekete katıldığına 
yaşı çok küçük olduğu için arkadaşlar ge¬ 
nellikle bildiri dağıtma gibi çalışmalarda 
görevlendirirler. Ali Çiçek arkadaşın ilk 
büyük çalışması Kemal Pir arkadaşı urfa 
zindanından kaçırmaktır. Bu çalışmayı 
üstlenen grup içerisindedir. Bu görevi 
başarıyla yerine getirir. Ve mücadele açı¬ 
sından önemli bir görev başarılmış olur. 


53 






Sayı 60 2014 

Ali Çiçek 1979'da Urfa merkezde bir grup 
arkadaşla birlikte hayvan pazarındaki kit¬ 
lelere parti bildirilerini dağıtmaktadır. Bil¬ 
diri dağıtımının güvenliğinden Ali Çiçek 
sorumludur. Polis müdahale eder. Engel 
olmaya ve arkadaşları yakalamaya çalışır. 
Ali arkadaş polisle çatışarak kurtulmayı 
başarır. Bu olaydan sonra deşifre olur ve 
Hilvan çalışmalarına görevlendirilir. O 
dönem Hilvan çok sıcak bir mücadele sü¬ 
reci yaşar. Hilvan direnişinde kısa sürede 
halkamsında sevilen bir öncü halinegelir. 
Önceleri çok genç yaşta olmasından kay¬ 
naklı herkes ona "Küçük Ali"der. Ali Çiçek 
o dönem Hilvan kırsalında feodal komp¬ 
rador güçlere karşı mücadele etmek için 
büyük bir hırs ve istek duyar. Ancak ya¬ 
şının küçüklüğünden dolayı arkadaşlar 
izin vermezler. Bir gün Bucak'ın feodal 
eşkıyaları Hilvan'ın bir köyünü basarlar 
ve çatışma çıkar. Haber alınır alınmaz 
köylülerin yardımına gitmek için yurt¬ 
severlerden ve partizanlardan bir grup 
silahlanıp bir traktör römorkuna binerek 
yardıma gitmeye hazırlanırlar. Ali burada 
ısrarlı davranır. "Bana da bir silah verin, 
ben de çatışmaya geleceğim" der. Ancak 
tüm ısrarlarına rağmen Bedran(Mehmet 
Sevgat) arkadaş kendisine silah vermez. 
O döneme kadar kırsal alanda çatışmala¬ 
ra katılmadığı için tecrübesizdir. Bundan 
dolayı da kendisine bir zarar gelmesini is¬ 
temez. Ama Ali ısrarından vazgeçmez, en 
sonunda bir partizan onu ikna etmek için; 
"Silah kalmadı, onun için seni götüreme- 
yeceğiz. Bir başka zaman gelirsin"der. Ali 
de bunun üzerine kimsenin rağbet etme¬ 
diği bir Ingiliz mavzerini eline alarak"Ben 
bu silahla geleceğim" der. Yurtseverler¬ 
den biri "Ali, o mavzer senin boyundan 
uzun" diyerek vazgeçirmeye çalışırsa da 
Ali, kararlı davranarak İngiliz mavzeriyle 
Bucaklar'a karşı çatışmaya gider. O'nun 
bu ısrarı karşısında Bedran yoldaş da bir 
şey yapamaz. Ve artık elinde İngiliz mav¬ 
zeriyle Ali'nin kararlılığına cesaretine, 
partiye olan inanç ve mücadele azmine 
tanık olan yurtseverler onun bu yiğit ve 
kararlı tavrını her yerde anlatırlar. İngiliz 
mavzerini eline alıp Bucaklar'a karşı na- 


KOMÜNAR 

sil korkusuzca çatışmaya gittiği halk ara¬ 
sında dilden dile anlatılır. Halk O'nun bu 
cesaretini birbirine anlata anlata, öve öve, 
hem Ali'ye olan sevgisini dile getirir hem 
de O'na sahiplenmiş olur. Bu olaydan 
sonra Hilvan halkı O'na "Küçük Ali"yerine, 
taşıdığı silah ve olaydan dolayı "İngiliz Ali" 
demeye başlar. 

Hilvan içinde yapılan birçok askeri ve 
diğer protesto eylemlerine hem yönlen¬ 
dirici olarak ve hem de fiili olarak katılır. 
Ve başarıyla gerçekleştirir. Hilvan'da 21 
Mart Nevvroz kutlamalarını organize eder. 
En yoğun eylemlilik süreçlerinden biri de 
1980'de özgürlük hareketinin yakalanma¬ 
lar ve şehadetler karşısında mücadeleyi 
yükseltmek için ilan ettiği Kızıl haftadır. 
İşte bu haftaya Hilvan adliye binasına 
sabotaj eyleminden, çeşitli ajanların, po¬ 
lislerin cezalandırmasına kadar her güne 
birkaç eylem sığdırabilen bir militandır 
Ali Çiçek. Ali Çiçek arkadaşın yaptığı yö¬ 
nettiği eylemler saymakla bitmeyecek 
gibidir. Aslında günümüzde demokrasi 
mücadelesi yürüten sivil güçler hem de 
gerilla güçlerinin Ali Çiçek'in yaşamını 
dikkatle incelemeleri gerekir. Her fırsatta 
en uygun eylemi yapabilmek, yaptığını 
hiç yeterli görmemek Ali Çiçek'in ayırt 
edici özelliğidir. 

Ali Çiçek hareketin tüm kadroları yurt- 
dışına çekme kararı gereğince yurtdışı- 
na çıkmayı beklediği bir süreçte Urfa'da 
yakalanır. O dönemin en yoğun işkence¬ 
lerine maruz kalır. Her devrimci için en 
önemli sınav alanlarından biri işkence- 
hanelerdir. Orada devrimcinin ne denli 
ideallerine bağlı, inançlı, kararlı, cesaretli, 
direngen olduğu ortaya çıkar. Ali Çiçek 
genç yaşına rağmen işkenceci polislerin 
tüm baskı ve işkencelerine çok net cevap¬ 
lar vermiştir. "Ben Ali Çiçek'im ben hiçbir 
sırrımızı size vermem benim görevim bu- 
dur. Sizin göreviniz de bana işkence yap¬ 
maktır. Benim görevim direnmektir. Ben 
partiden bunu öğrendim."demiştir. iki 
ayı aşkın süre devam eden işkencelerde 
hiçbir şey söylememiştir. Parti görüşlerini 
her ortamda savunmuştur. Ali Çiçek'in bu 
tavrı tutuklanma ihtimalinin her zaman 


54 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


olduğu tüm demokrasi güçlerince her 
zaman uygulanması gereken bir tavırdır. 

Bu yaklaşımı götürüldüğü Amed zinda¬ 
nında da devam etmiştir. Tarihin en ağır 
işkenceci zindanında Amed'de her şeye 
rağmen onurlu direnişçi duruşun sahibi 
olmuştur. 

Baskı ve işkencelere karşı O'nun kahra¬ 
manlığının özü, Kürdistan halkının tarihi 
ve halkın mevcut ortamda içinde bu¬ 
lunduğu koşullarla bağlantılı bir olaydır. 
O'nun eylemini bu gerçeklik içinde de¬ 
ğerlendirmek gerekir. 

Kürt halkı binlerce yıldan beri özgürlü¬ 
ğünden yoksun bırakılmış, köleliğe mah- 


Edip(Cafer Demirel): 

Özgürlük hareketi Amed Zindanın¬ 
da gelişen direnişle doğrultu kazanmış, 
1984 Eruh eylemiyle büyük bir hamle 
yapmış, Kürt halkının zihninde oluşmuş 
ön yargıları parçalamıştır. Bunun sonucu 
olarak hızla kitleselleşmiş, bir halk hare¬ 
keti haline gelmiştir. Tabi bunda PKK'nin 
özünde bulunan gençlik hareketi olma¬ 
sının payı büyüktür. Bu gençlik özünün 
daha örgütlü bir şekilde hareket etmesi 
ve tarihi rolünü oynaması için 1987'de 
YCK ismiyle örgütlenmeye başlamıştır. 
YCK şehirlerde yarattığı örgütlenme ve 
eylemlilikle mücadeleye önemli bir di- 


Bu gençlik özünün daka örgütlü kir şekilde karekef 
etmesi ve Tariki rolünü oynaması için "1987^0 
ismiyle örgütlenmeye başlamıştır. ^ASK şekirlerde 
yarattığı örgütlenme ve eylem lilikle ynüczade-l eye 
önemli kir dinamizm katmıştır. ^ASK kem eylemlilik ve 
örgütlülüğü kem de mücadelenin pek çok alanına akan 
kadrolarıyla kir efsane kaline gelmiştir. 


kum edilmiş, mazlum, emekçi bir halktır. 
Mevcut koşullarda ise düşman onu tarih 
sahnesinden silmek için tüm yöntemlere 
başvurmaktadır. Burada bir halkın kaderi 
söz konusudur. Ya düşmanın bu olağa¬ 
nüstü uygulama ve çabaları sonucunda 
yok oluşa gidecek ya da olağanüstü bir 
karşı koyuşla, bir kahramanlıkla düşma¬ 
nın uygulamaları boşa çıkartılarak halkın 
kaderi tersine çevrilecektir. Tarih Amed 
zindanlarında böyle bir ikilem dayatmış¬ 
tır. Bu ikilemi var oluşa evrilten direniş 
sayesinde otuz yılı aşan bir mücadele var 
olmuştur. Eğer dağlarda binlerce gerilla 
halen mücadele yürütüyor, sokaklarda, 
meydanlarda milyonlar yürüyebiliyorsa 
bu Ali Çiçek ve arkadaşlarının duruşun¬ 
dan kaynaklıdır. Ali Çiçek'i Özgürlük ha¬ 
reketinin kızıl yıldızı yapan yaşamının her 
anında bir an bile terk etmediği devrimci 
duruşu ve coşkulu yürüyüşüdür. 


namizm katmıştır. YCK hem eylemlilik ve 
örgütlülüğü hem de mücadelenin pek 
çok alanına akan kadrolarıyla bir efsane 
haline gelmiştir. YCK'de yer almış Şehit 
Hogır, Şehit Erdal, Şehit Dılxwaz, Şehit Ali 
İhsan ve daha ismini burada sayamadığı¬ 
mız yüzlerce öncü kadro Kürdistan'ın dört 
bir yanında hem halk örgütlemesi hem 
de gerilla örgütlemesinde, Kürdistan 
özgürlük hareketinde önemli gelişme¬ 
ler yaratmışlardır. YCK denilince pek çok 
arkadaş akla gelir. Zorlandığımız temel 
konu hangisini işlemek gerektiğiydi. Ca¬ 
fer Demirel arkadaş YCK'de kadrolaşmış 
ve YCK'de öncü konumda mücadelesini 
yürütürken şahadete ulaşmış bir arkadaş 
olarak bu yazıda işleyeceğimiz arkadaştır. 
Halen gençlik hareketi denilince, YCK de¬ 
nilince ilk akla gelen süreç 1990'lı yıllardır. 
Ve İstanbul'dur. O dönemin YCK öncüle¬ 
rinden biri Cafer Demirel arkadaştır. 

Mücadelenin Türkiye metropollerine 
yansıması öncelikle öğrenci gençlikte 


55 








KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

büyük bir yankıya dönüşmüştür. Kürdis- 
tanlı öğrenciler sömürgeci faşist rejimin 
12 Eylül koşullarında oluşturduğu psiko¬ 
lojik ortamı gerilla savaşının da etkisiyle 
kırma çabası içerisine girmiştir. Cafer ar- 
kadaş1987-8 yıllarında YCK çalışmalarına 
girmiştir. 

1990 Yılının kışı bitmek üzeredir. Birkaç 
hafta sonra başlayacak Nusaybin-Cizre 
serhıldanlarının, Kürdistan'da tarihin gidi¬ 
şatını değiştirecek gelişmelerin arifesidir. 
Türkiye devrimci gençlik gruplarıyla ortak 
hazırlanan bir forumda Yurtsever Gençlik 
adına Cafer arkadaş konuşmuştur. İstan¬ 
bul üniversitesi merkez kampüsünde, 
iktisat ile siyasal bilgiler fakülteleri ara¬ 
sındaki meydanda soğuk havaya rağmen 
400-500 civarında öğrenci toplandığı bir 
meydanda Cafer Demirel (Edip) arka¬ 
daş Kürdistan'daki mücadeleyi anlatan, 
gençliği aktif mücadeleye çağıran ve sol 
grupların sosyal şoven anlayışlarından 
dolayı mücadeleyi görmezden geldiğini 
eleştiren bir konuşma yapar. Heyecanlı ve 
ajitasyon yüklü bir konuşmadır. Kendine 
güveniyle dikkatleri üzerinde toplamıştır. 

Yurtsever öğrenci gençliğin örgütlen¬ 
mesinde gizlilik kurallarına oldukça fazla 
riayet edilirdi. O denli ki, sınıf arkadaşları 
bile bazen birbirlerini farklı örgüt evlerin¬ 
de görünce şaşırırlardı. Bu durum bir yö¬ 
nüyle çalışmanın ciddiyetini gösterirken, 
diğer yandan çalışmanın kendi potan¬ 
siyeline ulaşmasını engellemekte, hatta 
bazen kendi adına eylemsellik geliştir¬ 
meyi olumsuz yönden etkilemektedir. Bu 
durum gençlik içinde de tartışılmakta ve 
aslında bir çıkış aranmaktadır. Çünkü ol¬ 
dukça profesyonel örgütlenmiş bir genç¬ 
lik örgütü vardır. Kürdistan'daki gerilla 
savaşı, serhıldan sürecinin başlaması bu 
yönüyle gençliğin de artık örgütlü müca¬ 
delesini diğer grupların dışında ve kendi 
inisiyatifi ile geliştirmesinin ortamını ya¬ 
ratmıştır. Bu anlamda 1990 Nevvrozu bin¬ 
leri aşan bir öğrenci topluluğuyla kutlan¬ 
mıştır. Bu bir çeşit rüştünü ispat durumu 
olmuştur. 

1990 yılında Mahsum Korkmaz akade¬ 
misine gitmiş bir devre eğitim gördükten 


sonra 1991 baharında gençlik çalışmala¬ 
rı için İstanbul'a gelmiştir. Hem öğrenci 
gençlik hareketinin örgütsel durumuna 
hakimiyeti hem de öğrenci gençliğin ka¬ 
rakterini iyi tanıdığı için kısa sürede aktif 
bir şekilde çalışmalara katılmış, büyük ge¬ 
lişmelere öncülük etmiştir. 

Cafer arkadaş öğrenci çalışmasına eği¬ 
tim çalışmalarından başlamıştır. Gruplar 
halinde, öğrencilere siyasi eğitim vermiş, 
örgütsel sorunları tartışmış ve tüm üni¬ 
versitelerin, hatta fakültelerin komitele¬ 
rine varana dek tüm kadroları kapsayan 
bir eğitim çalışması yürütmüştür. Bu eği¬ 
tim çalışmaları ile örgütsel yapının daha 
iyi çalışması ve genişlemesi sağlanmıştır. 
Bununla birlikte yeni tarz gençlik eylem- 
selliği gelişmiştir. Büyük gruplar halinde 
yapılan sokak eylemliliklerinin yanında, 
özellikle akşam ve geceleri koordineli ey¬ 
lemliliklerle aynı gece, aynı saatte bazen 
yüz, bazen daha fazla noktada eylemlilik¬ 
ler geliştirilmiştir. İkişer-üçer kişilik eylem 
gruplarıyla önceden belirlenen hedefler 
vurulmakta ve aynı şekilde koordineli 
bir şekilde geri çekilme sağlanmaktadır. 
Hem eğitim hem de bu eylem tarzı Cafer 
arkadaş tarafından geliştirilmiştir. Bunun¬ 
la gençliğin siyasal ve örgütsel bilincinin 
gelişmesi sağlanmış, hem de gençlik ey- 
lemsel kılınmıştır. Cafer Demirel arkada¬ 
şın çalışmalarında görülen üçüncü özellik 
de üniversite gençliği ile sınırlı kalmama¬ 
sıdır. Pek çok alanda öğrencilerin sınıfsal 
yapılarından kaynaklı üniversite öğrenci¬ 
leriyle sınırlı kalan YCK'nin tüm Kürdistan 
gençliğinin örgütü kılan öncülüğü Cafer 
arkadaş başarıyla yürütebilmiştir. Başta 
lise gençliği olmak üzere, bazı mahalle¬ 
lerde ve işçi gençlik arasındaki örgütlen¬ 
meler, komiteleşmeler Cafer arkadaşla 
başlamıştır. Metropollerdeki Kürdistan 
gençliğini YCK'de örgütleyip, mücade¬ 
leye katma, gerillaya yoğun katılımların 
sağlanması temel bir çalışma niteliğinde 
olup bu konuda da oldukça başarı sağ¬ 
lanmıştır. 

Eğitim ve eylem politikasını geliştiril¬ 
mesi, gençlik çalışmasının temel ihti¬ 
yaçlarını tespit ettiğinin göstergesidir. 


56 



KOMÜNAR , 

Gençlikte bilinç ve eylemsellik birbirini 
besleyen durumlardır. Dolayısıyla Cafer 
arkadaş dönem taktiğini gençlik örgütü¬ 
ne taşırma ve uygulamada büyük bir ba¬ 
şarı sağlamıştır. Bunun bir sonucu olarak 
YCK en çok bu dönemde büyümüş ve ge¬ 
lişmiştir. Bunda arkadaşın kişisel özellik¬ 
lerinin de payı vardır. Sürekli güleryüzlü 
olması ve her arkadaşla birebir ilgilenme¬ 
si tüm arkadaşlar üzerinde olumlu bir at¬ 
mosferin oluşmasını sağlamıştır. YCK'nin 
örgütsel disiplinini bozmadan potansiye¬ 
line ulaşmasını sağlaması için büyük bir 
çaba içerisinde olmuştur. Bunda da ciddi 
başarılar sağlamıştır. Öğrencilerin 'korsan 
gösteri' dedikleri eylemlerin hem sayısı 
artmış hem de bu gösterilere katılım ni- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


men hiçbir kadın gençlik hareketi yoktur 
hissi ve algısı yaratılmaya çalışılır. Oysaki 
gençlik hareketlerinin her zaman önem¬ 
li bir kısmı kadınlardan oluşur. Bu zih¬ 
niyetin sonucu yaptığımız okumalarda 
isim düzeyinde gençlik hareketlerinde 
öncü olan kadın göremesek de bunun 
erkek egemen tarih yazımının bir sonu¬ 
cu olduğunu biliyoruz. Ancak Kürt Öz¬ 
gürlük hareketi bu tarihi kabul etmemiş 
buna karşı da mücadele etmiştir. Sakine 
Cansız'la başlayan, Çiçek Selcan, Sultan 
Yavuz, Bınevş Agal, Gülnaz Karataş, Sema 
Yüce'yle devam edip, (Yerivan) Gülistan 
Basutçu'ya, ve ismini sayamadığımız yüz¬ 
lerce öncü kadronun, hem Kürdistan hem 
Ortadoğu kadını hem de gençliğinin ör- 


Sakiue (Zan sı z'\a başlayan, içek Selcan, S ul+an 
Yavuz, Bınevş jAgal, (Süluaz Karataş, Sema Y/öce/yle 
devam edip, (Y/eH van) (Sülis+an Basutçuya, ve 
ismini sayamadığımız yüzlerce öncü kadronun, kem 
Kürdis+an kem (Z^iaJioğu kadını kem de gençliğinin 
örgütlenmesinde büyük katkıları olmuştur. 


çelik olarak artmıştır. Sadece söyleyen de¬ 
ğil eylemleri bire bir yapan bir öncüdür O. 
Kişiliğinde yarattığı eylemciliği tüm genç¬ 
lik örgütüne hakim kılmayı başarmıştır. 

İki arkadaşıyla birlikte Zeytinburnu'nda 
gerçekleştirdikleri bir eylemden geri çeki¬ 
lirken takibetakılır. Polisle yaşanan temas 
sonucu çıkan çatışmada yaralı olarak düş¬ 
manın eline geçer. Nasıl ki Cafer arkadaş 
düşmanı tanıyorsa, düşman da onu bili¬ 
yor, tanıyordun işkenceyle katledildiğin¬ 
de 1992 Nevvroz'una birkaç gün vardır. 

YCK bu değerli komutanını hiçbir za¬ 
man unutmamıştır. 

Gülnaz Karataş(Beritan) 

Erkek egemen tarih anlayışının sonucu 
olarak tüm alanlarda olduğu gibi kadın¬ 
ların gençlik hareketlerindeki rolleri hiç 
görülmek istenmez. Tarihte hemen he- 


gütlenmesinde büyük katkıları olmuştur. 
Sakine Beselerin isyancı geleneğini bu¬ 
güne taşımıştır. BınevşAgal Cizre'de sön¬ 
dürülmeyen bir başkaldırı ateşi yakmış, 
Beritan (Gülnaz Karataş) en zor koşullarda 
bile nasıl yaşamalıyı çok net biçimde or¬ 
taya koymuştur. Yerivan (Gülistan Basut- 
çu) canlı kalkan eyleminde halkın barış 
isteminin fedai militanı olmayı bilmiştir. 
Her biri gerek halk içinde yürüttükleri ça¬ 
lışmayla, gerekse de gerillada yürüttükle¬ 
ri çalışmalarla gençlik hareketinin geliş¬ 
mesinde büyük katkıları olmuştur. Eğer 
şimdi Kürdistan kadını Ortadoğu ve dün¬ 
ya kadın hareketine ilham kaynağı olacak 
bir düzeye geldiyse ismini sayamadığımız 
yüzlerce genç kadının emeğini görmek 
önemlidir. Özgürlük hareketinin kırk yılı¬ 
nın her anına büyük etkileri, katkıları olan 
bu yoldaşlardan hangisini kaleme almak 


57 




Sayı 60 2014 

bizim açımızdan gerçekten zordur. Önder 
Apo'nunBeritan'ı özgürlük hareketinin 
Jan Dark'ı olarak tanımladı. Pek çok çö¬ 
zümlemede yaşama katılımının her anını 
değerlendirmiştir. 

Beritan arkadaş İstanbul'da üniversite 
öğrenimini görürken YCK ile tanışır ve 
kısa sürede örgüte profesyonel olarak ka¬ 
tılım kararı verir. Dersim kadınının boyun 
eğmez özelliklerini yaşamının her anında 
gururla taşıyan bir yapıya sahiptir Beritan 
yoldaş. İstanbul'da gençlik çalışmalarında 
bir süre kaldıktan sonra büyüyen gerilla 
savaşına katılmak gerekiyordun Beritan 
yoldaş gereğini hiç tereddüte girmeden 
yapmıştır. Bir an bile arkasına bakmadan 
nişanlı olmasına rağmen, en büyük aşkın 
halka ve yüce değerlere olan aşk olduğu¬ 
nu bilerek yürümüştür dağlara. 

Gerillaya geldiğinde başarılı bir gerilla 
olmanın dağ yaşamına adapte olmaktan, 
kendini eğitmekten geçtiğini bilerek ken¬ 
dini her an eğiten bir militan olmuştur. 
HevalBeritan, yoldaşlarıyla ilişkilerinden, 
silahını tutuşuna kadar her anı özenle 
örülmüş, yapılandırılmış bir militan kişi¬ 
liktir. Dağda bir süre basın çalışmalarında 
kaldıktan sonra Güney savaşı başlamıştır. 
Özgürlük hareketini yoketmekiçin oligar- 
şik devlet güçleriyle işbirlikçi feodal KDP 
güçlerinin saldırılarına karşı Kürdistan 
gerillası büyük bir direniş sergilemiştir. Bu 
savaşta Beritan arkadaş takım komutanı 
olarak görev yapmıştır. Osman şahsında 
açığa çıkan teslimiyetçi yaklaşımın yaşan¬ 
dığı günlerde Beritan yoldaş yaşanan bir 
çatışmada son mermisine kadar savaşmış 
daha sonra silahını imha ederek kendini 
uçurumdan atmıştır. Bu çizgi Kürt halkı¬ 
nın yaşam felsefesi olmuştur. Önder Apo 
bunu daha sonra şöyle formüle etmiştir. 
"YA ÖZGÜR YAŞAM YA HİÇ!" 

Beritan yoldaş bu felsefenin en kritik za¬ 
manda uygulayıcısı olmuştur ve böylelik¬ 
le Beritan yoldaşdünyanın dört bir yanın¬ 
da egemen sistemin saldırıları karşısında 
farklı bir yaşam arayışı olan milyonlarca 
gence sönmeyen bir meşale olmuştur. 

Emrah Bayer (Baz Mordem) 


KOMÜNAR 

Baz arkadaş Kürdistan özgürlük hare¬ 
ketinde YCK'denKomaleyenCivvan ör¬ 
gütlenmesine geçiş sürecinde öncülük 
yapmıştır. 1998'de okuduğu İstanbul Mar¬ 
mara Hukuk fakültesinde YCK ile tanışıp 
kısa süre içerisinde aktif bir kadro olarak 
çalışmalara katılmıştır. Romanya'da yapı¬ 
lan bir eğitim devresine katıldıktan sonra 
daha büyük sorumluluklar üslenerek tek¬ 
rar Türkiye çalışmalarına katılmıştır. Öz¬ 
gürlük hareketinin paradigma değişimiy¬ 
le yaşadığı zorlanmaları gençlik hareketi 
de yoğun bir şekilde yaşamıştır. Baz yol¬ 
daş, nasıl bir örgütlenme, nasıl bir eylem 
konusunda yaşanılan arayışların ve dene¬ 
melerin içinde gelişen bir örgütlenmenin 
her zaman en önünde yürümüştür. Kür¬ 
distan gençlik hareketinin 2000 sonrasın¬ 
da yaptığı en büyük eylem olan Anadilde 
eğitim kampanyasının fikrini ilk O ortaya 
atmıştır. Tabi sadece fikri ortaya atmakla 
kalmamış bu kampanyanın örgütlen¬ 
mesinde en yoğun çaba harcayanlardan 
biri olmuştur. Ki bu eylemin en etkili bir 
şekilde örgütlendiği Marmara bölgesin¬ 
deki üniversitelerin genel sorumlusu Baz 
arkadaştır. Daha sonra sadece İstanbul ve 
birkaç büyük üniversitede örgütlü olan 
üniversite gençlik örgütünün Kars'tan, 
Siirt'e, Trabzon'a, Edirne'ye pek çok yer¬ 
de örgütlenme hamlesinin başlatıcıların- 
dandır. 2002-2003 yılında Kürdistan böl¬ 
ge sorumlusu olarak çalışma yürüttüğü 
dönemde Amed'de örgütlediği 15 Şubat'ı 
protesto eylemleriyleAmed'de bir siner¬ 
ji yaratmıştır. Üniversite gençliğinin bir 
kenti harekete geçirebilme potansiyeli en 
iyi o eylem süreciyle görülebilmiştir. Aynı 
süreçte Dicle Üniversitesinin başlattığı ve 
Türkiye'nin pek çok üniversitesine yayı- 
lan(56 üniversiteye yayılmıştır)" üniversi¬ 
temi istiyorum"adlı kampanyanın koordi¬ 
nesidir. Bu kampanya hem üniversitelerin 
demokratikleşmesi, yök'ün kaldırılması 
ve anadilde eğitimde üniversite öğren¬ 
cilerinin ısrarını gösteren bir eylemdir. 
Bölgede yaşanan gelişmeler, tüm Kürdis¬ 
tan ve Ortadoğu'ya öncülük edecek bir 
gençlik hareketinin geliştirmesi ihtiyacını 
doğmuştur. Tüm Kürdistan'daki gençlik 


58 



KOMÜNÂR , 

hareketlerini bütünleştirecek, Kürdistan 
gençliğini birlikte hareket etmeye yönel¬ 
tecek hareket olma iddiasıyla TECAK is¬ 
miyle yani Kürdistan özgür gençlik hare¬ 
keti olarak örgütlenmiş daha sonra yaptığı 
ikinci Kongreyle Komeleyen Civvan'a dö¬ 
nüşmüştür. Baz yoldaş YCK'den TECAK'a, 
TECAK'tan KomaleyenCivvan'a Kürdistan 
gençlik hareketinin gelişiminde önem¬ 
li bir yeri vardır. Özgürlük hareketinin iç 
tasfiyeyi yaşadığı süreçte gençlik hare¬ 
keti de bu tasfiyecilikten etkilenmiş an¬ 
cak Baz yoldaş Önderlik çizgisinde yürü¬ 
mekte ısrarlı olmuştur. Bu tasfiyecilerin 
alanlardaki etkisini yok etmek için Kuzey 
Kürdistan'da başlatılan "Önderlik Siyasi 
irademdir" kampanyasının başlaması ve 
gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. 
Gençlik hareketindeki çalışma temposu 
ve tarzından dolayı KCK yürütme konseyi 
üyeliğine seçilmiş, bu görevi de başarıyla 
yürütmüştür. Gençlik hareketinin toplu¬ 
mun öz savunma gücü olarak örgütlen¬ 
mesinde, serhıldanların geliştirilmesinde 
büyük çaba harcamıştır. Sekiz yıl süren 
gençlik örgütü çalışmaları ardından 2006 
yılının son baharında HPG'ye katılmış, 
gençlik hareketinde kazandığı örgütsel 
birikim ve dinamizmi HPG'ye taşırmasını 
bilmiştir. Mahsum Korkmaz Akademisi¬ 
nin eğitim devresine kurul olarak katıl¬ 
dıktan sonra Botan alanına geçmiştir. Yıl¬ 
larca Botan sahasının Haftanin, Hakkari, 
Başkale alanlarında halkın savunma gücü 
olarak gerillanın örgütlenmesinde yer al¬ 
mıştır. 

Baz yoldaş on yıla büyük başarılar sığ¬ 
dırmış bir gençlik hareketi önderidir. On 
yıl gibi bir süreye Kuzey Kürdistan üni¬ 
versite gençliğinin örgütlenmesinden, 
tüm Kürdistan'daki gençlik hareketlerinin 
örgütlenmesi çalışmalarında öncü dü¬ 
zeyde sorumluluklar üslenmiştir. Büyük 
başarılar elde etmiştir. Sürecin gerillaya 
katılımı gerektirdiği anda HPG'ye geçmiş, 
Kürdistan'ın en büyük gençlik örgütü 
olan HPG'ye katılmış, hiç bitmeyen ener¬ 
jisiyle üzerine düşen sorumlulukları yeri¬ 
ne getirmiştir. Baz yoldaş bulunduğu her 
alanda yeni kadro katılımı ve eğitimini te¬ 


İdeolojik-Teorik Dergi 


mel bir çalışma olarak ele almıştır. Gençli¬ 
ğin örgütle güçleneceği, özgürleşeceğini, 
örgütü büyütmenin gençliği daha fazla 
eğitmekten ve örgüte katmaktan geçtiği¬ 
nin bilinciyle var gücüyle çalışmıştır. 

Sonuç: 

Egemen tarih yazımının bir sonucu 
olarak insanlık tarihinde önemli katkıları 
olmuş pek çok öncünün ismi yoktur. Bu 
yazımızda en zorlandığımız şey bu ta¬ 
rih yazımının yarattığı sonuçlardı. Bir de 
yazımızın sınırları olduğundan kaynaklı 
pek çok gençlik önderini işleyemedik. Bu 
konu bir yazıyla ancak ana hatlarıyla yazı¬ 
labilirdi. Her bir genç önderin onca kitabı, 
onlar üzerine yazılmış onca kitap varken 
kısa bir yazıyla bunları işlemek gerçekten 
çok zordur. Deniz Gezmiş, Orhan Yılmaz- 
kaya, Haki(Senar Mete), Hüseyin Çelebi 
ve daha ismini burada yazamadığımız 
yüzlerce kahramanın yaşamı topluma 
mal edilmek, anıları ve umutları yaşatıl¬ 
mak zorundadır. Bu bizlerin temel göre¬ 
vidir. 

Sonuçolarakşu söylenebilir. Egemenle¬ 
rin tüm hakikat çarpıtmaları, gizlemeleri¬ 
ne karşı hakikat arayışında genç önderler 
insanlık için büyük bir miras bırakmış¬ 
lardır. Gençlik toplumun ümididir denir. 
Eğer toplum varlığını koruyor ve demok¬ 
rasi mücadelesi sürüyorsa gençliğin bu 
özünden kaynaklıdır. Ancak tarihsiz bir 
ümit kalıcı ve somut olamaz. Topluma 
ümit olabilmek tarihini bilmekten geçer, 
işte bu yazı bu tarih bilme çalışmasına bir 

damla bile olsa katkı sunmak için yazıldı. 

*** 


(1) Aktaran (Che ve yeni devrimci in¬ 
san yazısında - VuTrung My) 

(2) Aktaran (Che ve yeni devrimci in¬ 
san yazısında - VuTrung My) 

(3) Bianet(Bağımsız iletişim-haber 
sitesi) - Açlık Grevi: İrlanda Deneyimi - 
Çeviri: Başak Can, Samet Çamoğlu 


59 




Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


DÜNDEN DÜĞÜNE KÜRT GENÇLİĞİNİN 
505Y0L0JİK İNCELENİŞİ 


Kürdistan'da gençliğin sosyolojik ince- 
lenişini ele alırken tarihe inmemiz gerek¬ 
mektedir. Tarihte olup bitenlerin ışığında 
gençliğin oynadığı rolü daha iyi görebi¬ 
liriz. Bu bağlamda Kürdistan gençliğinin 
de sosyolojisini inceleyebiliriz. Özcesi biz- 
ler elimizde var olan veriler temelinde bu 
hususu ele almaya çalışacağız. 

"Sosyoloji kavramı, Yunanca “bilgi", "bi¬ 
lim" anlamına gelen "iogy" deyimi ile Latin- 
cede genel anlamda insanı işaret eden üye, 
arkadaş ya da dost anlamındaki "socius" 
kelimesinden gelen "socio" deyiminin bir¬ 
leştirilmesiyle oluşturulmuş olup toplum¬ 
bilimi anlamında" kullanılmaktadır. Yine: 
"Sosyoloji (toplumbilim); tarih, coğrafya, 
psikoloji, siyaset, antropoloji, ekonomi gibi 
sosyal bilimlerden biridir. Sosyolojinin alanı 
en genel anlamıyla toplumdur. Yani; genel¬ 
de insan topluluklarının tabiatını ve sosyal 
davranış özelliğini inceleyen, tanımlamaya 
ve açıklamaya çalışan bir bilim dalı olarak 
kabul edilmektedir, insan topluluklarının 
zaman ve mekân içindeki oluşumu, deği¬ 
şimleri, gelişen sosyal kurumlaşmalar, örf 
ve adetler, insan guruplarının ilişki ve et¬ 
kileşimleri, sosyal tutum ve davranışları ve 
buna benzer nitelikte olan tüm sosyal özel¬ 
lik ve yapılaşmalar sosyolojinin ilgi alanını 
oluşturur. Bu bağlamda; sosyoloji, toplumu 
bilimsel olarak açıklayan ve onun anlaşıl¬ 
masını sağlayan bir bilimdir. İnsanlar ta¬ 


rih boyunca çevrelerinde meydana gelen 
olayları ve bunların nedenlerini, nasıl oluş¬ 
tuklarını anlamaya çalışmışlardır. İçinde 
yaşadığımız toplumu, toplumsal grupları, 
kurumlan ve ilişkileri bilimsel olarak anla¬ 
yıp açıklamak için sosyoloji ilminden yarar¬ 
lanılmaktadır." 

Sosyoloji kavramını ilk kullanan kişi Au- 
gust Comte olsa da toplumsal sahaya en 
etkili uygulayan kişiler Engels ve Mark'ın 
tarihsel diyalektik materyalizmle gerçek¬ 
leştirmişlerdir. Birçok bilimci ise sosyoloji 
ilmini 1300'lerin ortalarında yaşamış olan 
Ibni Haldun'a kadar götürmektedirler. 

Zaman içerisinde özelde August 
Comte'nin öncülüğünde geliştirilmiş olan 
sosyolojiye pozitivist sosyoloji denilmiş¬ 
tir. Pozitivist sosyoloji esasta sadece veri¬ 
lere dayanan ya da dayandırılan sosyoloji 
olduğu için aşırı maddeci bir yaklaşım 
sergilediği için kaba materyalist olarakta 
ifade edilmiştir. Bu yaklaşıma göre insa¬ 
nın ya da toplumların üzerinde etki eden 
ruhsal saha yok sayılmaktadır. Metafizik 
bu sosyolojide bir yer tutmamaktadır. 
Çünkü esas aldıkları tabiatta var olan fi¬ 
zik, kimya, matematik gibi verilere dayalı 
olan ilimler olduğu için elle, gözle, duyu¬ 
larla ölçülemeyen gerçekler göz ardı edil¬ 
mişlerdir. Mark ve Engels tümden böyle 
yaklaşmasalar bile esasta onların da var¬ 
dıkları yer bu gerçekliktir. 


60 



KOMÜNÂR [ 

Bu sosyolojiye göre yola çıkmış olsak 
Kürdistan'da olup bitenlere anlam ver¬ 
memiz çok zor olacaktır. Çünkü Kürdis- 
tan tarihinin üstü betonlanmıştır. Boşuna 
80 yıl önce Ağrı Direnişi ardından TC'nin 
sözde demokratik gazetelerinde boy boy: 
"Muhayyel Kürdistan burada meftundur" 
denilmemiştir. Yerin birkaç katı altında 
meftun olan bir Kürdistan esasta olmayan 
ve asla olmayacak olan bir Kürdistan'dır. 
Yani öyle bir gerçeklik yok demektir. Kaldı 
ki bu tarihten sonra da Kürt ve Kürdistan 
gerçekliğinin üstünün nasıl fiziki ve kültü¬ 
rel soykırımlarla örtündüğünü bu işle az 
çok ilgisi olan bilir. Özcesi, Kürdistan ger¬ 
çekliği pozitivist sosyolojiye göre yoktur. 

Unutulmamalıdır ki Kürdistan'da yazılı 
belgeler çok sınırlıdır. Var olan yazılı bel¬ 
gelerinse, bugün itibariyle hepsini kul¬ 
lanabilmekten mahrumuz. Nedeni ise 
açıktır: Kürdistan yaklaşık yüz yıldır par¬ 
çalanmış bir haldedir, ilk parçalanış ise 
yaklaşık 400 yıl öncesine kadar uzanıyor. 
Yine çok uzun tarihi bir süreçten bu yana 
Kürdistan'ın sürekli işgali ve talanı da bu 
nedenleri kapsıyor. 

Başkan Apo bu gerçekliğe: "Tarihselve 
sosyolojik kavramlarla Kürtlük değişik 
yöntemlerle izah edilmeye, kanıtlanma¬ 
ya çalışılmaktadır. Akademisyenlerin 
uğraşısı daha çok bu yönlüdür. İdeolo¬ 
jik temelli yaklaşımlar daha fazla kur- 
tuluşçu idealler taşımalarının yanı sıra, 
hakikat olarak ifadeleşmeye de önemli 
katkılarda bulunuyorlar." 

Başka bir yerde ise Başkan Apo: "Ta¬ 
rih ve sosyoloji biliminin halen en zayıf 
yanı, kültür ve uygarlık arasındaki iliş¬ 
kinin teorik ve pratik yönlerini yeterince 
çözümleyememesidir... Tarih ve sosyo¬ 
loji sadece analitik yöntemlerle bilim¬ 
selleştirilemez. Tarihte nasıl olmuşsa 
öyle anlaşılmadıkça tarih, toplum nasıl 
ise öyle kavranmadıkça sosyoloji bilim¬ 
selleştirilemez" demektedir. 

Daha çarpıcı bir tanımlamayı ise Baş¬ 
kan Apo: "Toplumu güncel gerçekliği 
içinde ele alan analizler karşısında çok 
dikkatli olmak gerekir. Kapitalist mo- 
dernite sosyolojisi, toplumsal gerçekliği 


İdeolojik-Teorik Dergi 


'şimdiki an'a boğar. Toplumun tarihle, 
geçmişle bağını çok acımasızca, aynı 
zamanda bilimsellik adı altında büyük 
bir yalan, saptırma ve maskelemeyle 
keser" demektedir. 

Kürdistan'da sağlıklı sosyolojik tespitler 
yapılmak isteniyorsa önce tarihe inilme- 
lidir. Bu bağlamda Kürdistan tarihinde 
esasta bu sorunu görmek için öncelikli 
olarak toplumsal problemin ortaya çıkı¬ 
şından bugüne alıp gelmek gerekiyor. 

Bilebildiğimiz ilk müdahale Kürdistan 
coğrafyasına Gılgameş yani Sümer önce¬ 
si sürece kadar gidebiliyor.Tarihte Enkidu 
hikayesi esasta Kürdistan'a ilkmüdahaley- 
le birlikte sosyal yapıdaki parçalanış başlı¬ 
yor. Bizler biliyoruz ki bu müdahaleye ya 
da müdahalelerle Kürdistan'da Ari köken¬ 
li ve kültürlü olan bu coğrafyanın insanla¬ 
rı çok sert direnişlerle cevaplar veriyorlar. 
Verilen cevaplar; klan, kabile, aşiret, aşiret 
konfederasyonlarıyla geliştiriliyor. Bu di¬ 
reniş sürecinin oldukça büyük bir zaman 
dilimini aldığını da bizlere tarih, yazılı- 
sözlü olarak veriyor. Direniş ve müdahale 
iç içe Kürdistan'da neredeyse tamamen 
bir toplumsal gerçeklik olarak bu toplum¬ 
da her yetişen insanın genlerine işliyor. 
Tarihte bu ikileme; kahramanlık ve ihanet 
ya da işbirlikçi ikilem deniliyor. Bir yandan 
dıştan gelen müdahalelere karşı çok sert 
bir direniş ki biz buna tarihten süzülüp 
gelen kahramanlık diyoruz, diğer yandan 
ise toplumsal daha doğrusu toplumun 
üst sınıflarınca işgale gelenlerin yanında, 
yanına geçerek, onlarla birlikte teslimi¬ 
yeti ve işgali meşrulaştıran egemenlerin 
ihaneti ve işbirlikçiliği yaşanıyor. 

Bu bağlamda Kürdistan tarihi bu iki 
karakteriyle her zaman iç içe geçerek 
bugünlere gelebilmiştir. Örneğin M.Ö 
1400'lerde Mitannilerde Tuşratta'nın 
oğlu olan Matizavva'nın Hititlerin yanına 
geçerek Mitannilerin parçalanmasına 
yol açan ihaneti biliniyor. Ve tabii M.Ö 
550'lerde Med imparatorluğuna karşı 
Perslerle işbirliğine giren Harpagos'un 
ihanetiyle yıkılan bir Med imparatorluğu 
da biliniyor. Dahası M.Ö 521-522 yılların¬ 
da Perslerin egemenlerince boydan boya 


61 






Sayı 60 2014 

Kürt mağları, aydın beyinleri, gelişmeye 
açık genç aydın zihinlerin katledilişleri de 
biliniyor.Tarih bu Mag kıyımına Magamo- 
ni diyor. Bir nevi Kürtlerin zihinsel olarak 
tarihten sökülüp atılması oluyor... 

Benzer bir kıyımı ancak bu kez salt fiziki 
olarak değil -tabi onu da içeren kıyımın- 
iskender'in M.Ö 330'larda Persepolis'i 
yakıp yıkmasıyla birlikte Ortadoğu'ya ve 
özelde de Kürdistan coğrafyasına hakim 
olan Helenizmle yaşıyoruz. Bu kıyımlar 
esasta sürüp gidiyor. 

Belki de tarih Pers Magomonisi kadar 
etkili olan bir soykırım ise İslam'ı kendi¬ 
sine kalkan yapan Arap egemenlerinin 
Kürdistan'ı işgalleri ifade ediyor. Arap 
egemenleri sadece İslam'ı Kürdistan'a 
getirmiyorlar. Bilakis kendi gerçekliğine 
karşı derin saldırı kültürünü de getiriyor¬ 
lar. Öyle ki kendi özüne yabancılaşmayı 
marifet bilen bir Kürt üst sınıfın oluşarak 
bugüne kadar gelmesi belki de bu ger¬ 
çeklikle bağlantılıdır. Arapça isimlendir¬ 
meler, Arapça konuşmalar, Arap tarzında 
giyimler, Arap tarzında folklorik şekilleniş 
derken Araplaşan bir zihin ve beyin. Bun¬ 
ların yapılması ya da yaşanması belki bir 
yere kadar kültürlerin iç içe geçmesi ola¬ 
rak anlaşılırdır. Lâkin bizler biliyoruz ki 
yaşanan bu değildir, yaşanan tamamen 
başka bir kültürün yani Kürt kültürünün 
tahrip edilmesi, yasaklanması, horlan¬ 
ması ve giderek kendinden uzaklaştırılıp 
yabancılaşmadır. Böyle olunca yaşanmış 
olanın ne kadar tahrip edildiği açıktır. 

Çok sonraları bu ilmiklere başka 
ilmiklerde eklenecektir. Örneğin M. S. 
1000 yıllarında gelişen feodal beylikler¬ 
de bu Arap kültürünün etkilerini bariz bir 
şekilde görebiliriz. Her beylik neredeyse 
istisnasız kendini "ibn, bin" ile yani Arap¬ 
ça "oğul" ile tanımlamaya çalışacaktır. Bad 
Bin Dostik gibi. Yani Dostik'in oğlu Bad. 
Belirttiğimiz gibi bu durumu neredeyse 
gelişecek her yeni bir kurumsallaşma için¬ 
de görebiliyoruz. Yine benzer bir hattı bu 
kez M.S. 1500'lerde Safevi ve OsmanlIlar 
arasında sıkışan Kürt beyliklerinde görü¬ 
yoruz. En bariz bir şekilde ise Idris i Bitlis'i 
ismindeki çeşitli saraylarda daha önce 


KOMÜNAR 

katip olarak çalışan ismi görüyoruz. Öyle 
ki bu tarihi kesit aslında zihinsel olarak 
Arap egemenlerince Kürt egemenlerinin 
ne kadar derinliğine etkilendiklerini bize 
gösteriyor. Ve tabii değişen sadece bağ¬ 
lılık yani sadakat gösterilen kurumdur. 
Daha önce Araplar iken bu kez Osman¬ 
lIlardır. Ve bizler OsmanlIlara neredeyse 
göbekten bağlanmayı bu kez 19. yy'da 
boya boya yaşanan isyan, direnişlerden 
görüyoruz. Ve bu direnişler 20. yy'ın baş¬ 
larına geldiğimizde yine kesintisiz süre¬ 
cektir. 

Özcesi; dünyanın çeşitli yerlerinde 
yaşanan tarihler bilinmektedir. 
Kürdistan yüz yıllarca hep baskı altında 
tutulmasından özelde de son yüz yıl 
boyunca yoğun bir fiziki ve kültürel 
soykırıma tabi tutulduğu için az olan tarihi 
verileri de silinip yakılmıştır. Yakılmayanlar 
ise saklanmıştır, gizlenmiştir. Arşivlerin 
üstü adeta betonlanmıştır. 

Evet, bunun için Kürdistan tarihinin de¬ 
rinlerine inerek gençliğin sosyolojik geli¬ 
şimini verilere dayandırarak yazmak zor¬ 
dur. Hatta yer yer imkansızdır. Gençliğin 
sosyolojisini Kürdistan'da somut verilerle 
verebilmek için öncelikli olarak sözlü des¬ 
tanların dilini bir bir çözmek gerekiyor. 
Dilini çözmek demek yorumlamak de¬ 
mektir. Böyle bir çalışma şimdilik ortada 
duruyor. Tarihçiler, dil bilimciler, sosyal 
bilimciler ve belki de edebiyatçılar bu işe 
bir gün el atarlar. Ancak kendi geçmişini 
araştıran ve araştırarak kendisi için sonuç¬ 
lar çıkarmak isteyen gençliğin öncelikli 
olarak böyle bir çalışmaya başvurması ya 
da başlaması çok anlamlı olabilir. 

Başkan Apo bu gerçekliği çok çarpı¬ 
cı bir şekilde şöyle dile getirmektedir: 
"Toplumsal problemin tanımını nasıl 
yapmalı sorusu düşündürücüdür. Bazı 
düşünceler toplumsal fakirliği, bazı¬ 
ları devletsizliği, diğer bir kısmı askeri 
zayıflığı, başkaları politik sistem yan¬ 
lışlıklarını, kimileri ekonomiyi, ahlaki 
düşkünlüğü problem sayarlar. Belki de 
problem sayılmadık tek bir toplumsal 
alan bulunmaz. Tüm bu görüşlerde doğ¬ 
ru yanlar olabilir. Ama problemin özü- 


62 







KOMÜNÂR , 

nü yansıtmaktan uzaktırlar. Toplumsal 
problemi, toplumun temel dinamiğini 
çiğnemek olarak sunmak bana daha 
anlamlı gelmektedir" diye tanımlamak¬ 
tadır. 

Kürdistan'da Direnişler ve Gençlik 

Biz Kürdistan tarihinin derinliklerine 
gitmeyeceğiz. Çünkü dediğimiz gibi el¬ 
limizde veriler sınırlıdır. Var olan sınırlı 
bilgiler üzerinde Kürdistan'da gençliğin 
sosyolojisine dönük birkaç şey söylemek 
istiyoruz. 

Tarihte Kürdistan gençliğinin sosyolojik 
durumu üzerine dururken öncelikli olarak 
unutmamalıyız ki 18'ci yüzyıl Kürt'ler için 
boydan boya direniş ve isyanlar demekti. 
Bu direniş ve isyanlarda on binlerce insa- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


belki de 1800'lerde yaşananlar etkide 
bulunmuş olabilirler. Çünkü Kürtlerin 
toplumsal yapısı en çokta bu yüz yılda 
değişime uğramıştır. 1800'lerin başında 
Kürdistan'da yaşanan toplumsal gerçeklik 
daha çok kabile ve aşiretsel yapı gerçek¬ 
liğidir. 

Başkan Apo aşiret kültürü için: "Aşiret 
kültürünü sosyolojide tanımlandığı gibi 
kan bağına dayalı bir kültür olarak de¬ 
ğil, uygarlığa karşı direnişin belirlediği 
bir varoluş tarzı ve özgür yaşam kültü¬ 
rü olarak tanımlamak daha doğrudur. 
Kürtlerde aşiret kültürünün çok güçlü 
olmasında, tüm uygarlık tarihi boyunca 
hep direniş konumunda varlığını koru¬ 
ma ve özgür yaşam iradesi rol oynamış¬ 
tır" demektedir. 


m 


jAşmeT küİTümuü sosyolojide Tanımlandığı giki kem boğma 
dayalı km küİTür* olarak değil, uygarlığa karşı direnişir 
belirlediği kir varoluş Tarzı ve özgür yaşam küİTürü 
olarak Tanımlamak daka doğmdun 


mmız yaşamını yitirmiştir. Yaşamlarını yi¬ 
tirenlerin ağırlıklı olarak gençlerden oluş¬ 
tuğunu bilmekteyiz. Düşman güçlerine 
direnişin ön cephelerinde ölümü kahra¬ 
manca göğüsleyenlerin genç yürekler ol¬ 
duğu da kesindir. 

Tam yüz yıl süren direniş ve isyanlar 
tamamen yenilgilerle sonuçlanmışlardır. 
19. yy.ın sonlarına geldiğimizde direniş 
ve isyanlarda yenilenlerin evlatlarının bir¬ 
çoğunu İstanbul'a yani Babıali'ye getire¬ 
ceklerdir. Direnişler ve isyanlar bastırılmış 
olsalar bile her zaman tehlike arz ederler. 
Çünkü genç yürekler kolay kolay baskı- 
ya-zora, tahakküme gelmezler. Bu ise her 
zaman egemenler ve jerontokratlar için 
tehlike demektir. Bunun için bu gençliği 
denetime almaları gerekir. 

“Kürtler aniden parlayan atılgan insan¬ 
lardır ve yaptıklarının sonucunu pek dü¬ 
şünmezler" demektedir İngiliz seyyah 
Hamilton. Bunun altında elbette tarihte 
yaşananlar yatmaktadır. Ancak en çok 


Kürdistan'da o yüz yılda yaşanmış olan¬ 
ları anlamak için yapılan katliamlara bak¬ 
mak yeterli olacaktır. Bizler Babanların, 
Revvanduzluların, Bedirxanlıların derken 
Übeydullahlara karşı yapılanları az çok 
biliyoruz. Halbuki bunların arasında ne 
kadar da çok katliam ve soykırımlar vardır 
ki halen bilmiyoruz. 

Garzan seferi için Moltke kitabının bir 
paragrafında: "79. Piyade alayı, iki hassa 
süvari alayı, birkaç yüz sipahi, yüzlerle ba¬ 
şıbozuk ve üç topla yani hepsi birden 3000 
kişi ile yola çıkılmıştır" dedikten sonra bu 
sefere Şirvan Beyi olan Mut Paşa'nın da bu 
saldırıda yerini aldığını eklemektedir, iha¬ 
net böyle yeniden yeniden tekrarlanarak 
yaşanmaktadır. Aynı seferde: “Oraya gani¬ 
metleri ve esirleri getiriyorlardı. Kanlı yara¬ 
lar içinde erkekler ve kadınlar memedeki- 
lerinden itibaren her yaşta çocuklar, kesik 
başlar ve kulaklar. Bunların hepsini getiren 
50-100 kuruşluk bir bahşişle ödüllendirili¬ 
yordu" diyerek gerçekleştirilen katliam- 


63 






Sayı 60 2014 

ların düzeyini gözler önüne sermektedir. 
Bu katliama benzer birçok katliamı Molt- 
ke sıralamaktadır. Temmuz ayında yapı¬ 
lan başka bir saldırıda: "Yukarıya varınca 
gözü dönmüş olan askerler karşı koyan kim 
varsa vurup kırdılar. 400-500 Kürt öldürül¬ 
müştü. Elli kadar kadın götürülmek istenir¬ 
ken kabarmış olan dağ deresinde boğuldu" 
demektedir. Unutulmasın ki katledilenler 
köylülerdir. Sıradan Kürt köylerine kar¬ 
şı OsmanlIlar büyük bir plan dahilinde 
saldırılar yürütmektedirler. Kürtlerin bu 
saldırılara karşı yaptıkları ise sadece ve 
sadece direnmektir. Katliamların dozajı 
o kadar yüksektir ki Prusyalı asker yer yer 
bu katliamlara katılmadığı için mutlu ol¬ 
duğunu belirtme gereği duymuştur. 

Evet, böyle katliamlar ve soykırımlar 
ardından Kürdistan boydan boya 
dediğimiz gibi işgal edilerek var olan 
tarihi gerçeklik alt üst edilmiştir. Biliyoruz 
ki Kürdistan'da bu yüz yılda aşiret kül¬ 
türü oldukça büyük dejenerasyona 
uğratılmıştır. Önce Mirlik Kurumu tasfiye 
edilmiş, bunun yerine Kürdistan'da bela 
haline gelen Ağalık Kurumu, Nakşiben¬ 
dilik Tarikatı derken İngilizlerin böl par¬ 
çala ve yönet siyasetiyle de Kürt'ler bu 
coğrafyada başka halklarla karşı karşıya 
getirilerek enerjileri büyük oranda içe 
çevrilmiştir. Hamidiye Alayları diye bili¬ 
nen kurumun özünde hem kendi içyapı- 
sına, hem de başka halkların başına bela 
haline getirilmiş olduğu gibi kendi tarihi 
kültüründe de adım adım kopma anlamı¬ 
na geldiği kesindir. Tarih böyle bu yüzyıl¬ 
da seyrederken birde Aşiret Mektepleri 
diye bilinen halkların genç beyinlerini öz 
kültüründe koparma merkezlerine giriş 
yapıldığını da ekleyelim. 

4 Ekim 1892 tarihinde, Aşiret Mektep¬ 
leri resmi olarak açılır. Bir yazar: "Aşiret 
Mektebi'nin Arap aşiretlerinin çocukları 
için açıldığı sıkça vurgulanmıştır. Zaten 
mektebin hazırlanmış olan ilk nizamname¬ 
sinin birinci maddesinde de “Aşiret-i Urban 
etfalinin talim ve terbiyesine mahsus ol¬ 
mak üzere" şeklindeki ifadenin bulunması, 
mektebin açılmasındaki asıl hedefin Arap 
aşiretleri olduğunu bize göstermektedir. 


KOMÜNAR 

Diyarbakır dışında, Kürt coğrafyasında bu¬ 
lunan aşiretler bu mektebin kapsamı içe¬ 
risine alınmamıştır" dese de; biz bizatihi 
Nuri Dersimi'nin hatıralarından biliyoruz 
ki, Kürtlerin önde gelenlerinin çocukları 
ve gençleri bu okullarda okutulmuşlardır. 
Hem de Hamidiye Alaylarında yer alan, 
komutanlık yapan birçok Kürt ileri geleni 
adeta dayatarak çocuklarını başlangıçta 
bu yeni açılan mekteplere göndermek 
istemişlerdir. Nitekim süreçle çok sayıda 
böyle Kürt eliti, çocuklarını bu okullara 
göndermişlerdir. 

Eğme/Eğitme Merkezleri; Aşiret 
Mektepleri 

Aşiret Mektepleri'nde hocalık yapmış 
olan Selim Sırrı Tarcan anılarında: "Kısme¬ 
timde Aşiret mektebinde hocalık yapmak 
da varmış! Bu okul (...) tahsil yurdundan 
ziyade ıslahhane idi. Ekseriya isyan halin¬ 
de bulunan, derebeylik hayatının çerçeve¬ 
si içinde yaşayan Arap, Kürt, Dürzi aşiret 
beylerinin çocukları güya burada terbiye 
görecek ve medenileşeceklerdi. On sekiz ile 
yirmi beş yaşları arasında bulunan bu de¬ 
likanlılara Teğmen rütbesi verilmiş ve göz 
boyamak için de 'Yaveranı hazreti şehriyari' 
sınıfına dahil edilmişlerdi. Kabataş'ta, Çifte 
Konaklarda bulunan Aşiret Mektebi aşiret 
hayatının devamından başka bir şey de¬ 
ğildi. Talimatname, duvarda asılı kalmıştı! 
O kadar ki, bir gün dövüş sırasında öğret¬ 
menlerden biri bile ölmüştü! İşte Müşir Zeki 
Paşa beni böyle bir tahsil ve terbiye mü- 
essesesine (!) mürebbi yapmıştı. Hiç unut¬ 
mam, Müdür Kolağası Kamil Bey'in ilk sözü: 
'Oğlum, bunlar aşiret değil haşerati' demek 
olmuştu.' Okul müdürünüzün size haşerat 
diye baktığı bir okulda, (ıslahhane mi de¬ 
meliydim?) kardeşliği öğrenme şansınız 
var mıdır? Kök ve gövde olma ayrıcalığını 
kendisine saklayıp size dal ve yaprak olma 
eşitliğini önerenlere siz güvenir miydiniz? 
Görünen o ki, Aşiret Mektebi'nin Arnavut, 
Arap ve Kürt öğrencileri güvenmemeyi ter¬ 
cih ettiler" diye yazmıştır. 

Evet, Osmanlı gelecekte kendileri için 
tehlikeli olabilecek gençleri fethetmek 
için İstanbul'a çekecektir. Burada eğitme- 


64 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


ye çalışacaktır. Yukarıda da ifade ettiğimiz 
gibi Nuri Dersimi onlardan bir tanesidir. 

Genel bir doğru olarak şunu peşinen 
söylemek gerekiyor. Kendi kültürüyle bu¬ 
luşmayan kişiler, toplulukların kesinlikle 
kendilerine hayrı olmazlar. Kendi kültü¬ 
rüyle kendisiyle sağlıklı buluşamamış 
kişilikler, topluluklar başka halklarla da 
sağlıklı ilişki kuramazlar. Kendi toprak¬ 
larından uzak bir birey kesinlikle kendi 
köklerinden koparılmıştır. Kendi kökle¬ 
rinden koparılmış bir birey esasta kendi 
içerisinde parçalanmıştır. Parçalanmış 
kişilik nedir? Duygusallıktır, tepkiselliktir, 
küçüklük kompleksidir, sistemleşemeyen 


genç bu okullarda aldıkları eğitimle kendi 
ülke gerçekliğini görerek Kürtlüğe adım 
atacaklardır. Buralarda tüm asimile ve en¬ 
tegrasyon çabalarına rağmen kendi ülke¬ 
si için bir şeyler çıkarmaya çalışacaklardır. 

1900 yılının ilk yıllarında azda olsa esen 
demokrasi ya da kendi olma rüzgarını 
Kürtlerde fırsat bilerek onlarca dernekler 
kuracaklardır. Bu derneklerin birçoğuna 
öncülük edecek olanların başını gençler 
daha doğrusu aydın gençler çekecektir. 

Bu derneklerden gençlerin çok aktif iç¬ 
lerinde yer aldıkları: Cıvata Talebeyi Kurda 
(Hevi) derneğidir. 


CÂ,e.v\e\ bir 1 doğru olarok şunu peşi nen söylemek 
gerekiyor. Kemdi kültürüyle buluşmayan kişiler, 
Topluluklarım kesimlikle kemdilerime kayrı olmazlar. Kemdi 
kültürüyle kemdisiyle sağlıklı buluşamamış kişilikler, 
topluluklar başka halklarla da sağlıklı ilişki kuramazlar. 
Kemdi Topraklarımdan uzak bir birey kesimlikle kemdi 
köklerimden koparılmıştır. 


bir kişiliktir ve farklı farklı hastalıkların ya¬ 
şanması demektir. Böyle bir bireyin başka 
kültürlerle buluşması, topluma sağlıklı 
katılması mümkün müdür? Sen istediğin 
kadar başka kültürler içerisinde yaşa ve 
başka kültürleri özümsediğini söyle, orta¬ 
ya çıkacak şey sadece bir yapmacıklıktır. 
Suni bir ilişkidir. Başka kültürü özümseye- 
bilmek için bile bireyin kişiliğinin sağlam 
bir yapıya oturabilmesi gerekiyor. 

Böyle olduğu için zaten birçok genç 
ayak uyduramayarak bu okullardan ay¬ 
rılacaktır. Ancak kimisi ise bu okullarda 
OsmanlInın çok iyi birer memuru ve dev¬ 
let adamı olacaktır. Örneğin daha sonra 
Türkiye'nin sözde saygın tarihçilerinden 
olacak olanlardan bir tanesi Baban ai¬ 
lesinden olup da daha sonraları Türkiye 
cumhuriyeti devletinde Anayasa Prof, 
olacak olan Babanzade İ. Hakkı'dır! 

Yine bir kesim genç ise ne böyle er¬ 
kenden tepki duyarak geri çekilecek ne 
de OsmanlInın adamı olacaktır. Bir kısım 


Kürt Gençliğinde Dernek ve Cemi¬ 
yetler 

Cıvata Talebeyi Kurda (Hevi) 1912'de 
İstanbul'da kurulur. Kurucuları Zınar Si- 
lopi, Ömer Cemil, Van Milletvekili Cemil 
Beyin oğlu Fuat Temo, Memduh Selim 
Bey'd ir. 

O yıllarda bu gençlik derneği üç tane 
farklı isimlerde, farklı içeriklerde ve farklı 
dillerde dergi çıkartacaklardır. 

Örneğin bu cemiyetin yayın organının 
adı Yekbun'dur. Yine Hatevvi Kurd yani 
Kürtlerin Geleceği diye başka bir dergileri 
de vardır. Bu dergi hem Kurmanci, hem 
Soranice, hem deTürkçe yayın yapar. Yine 
cemiyetin KurdTeavun ve Terakki diye bir 
de gazeteleri vardır. 

Süleymaniyeli Abdülkerim Bey, 1913'te 
bu cemiyet bünyesinde Roja Kurd ve 
yarı Türkçe olan Jin dergisini çıkartır. Jin 
dergisinin Türkçe bölümüne yazanlar ise 
Anayasa Prof. Babanzade İ. Hakkı, Vanlı 
Memduh Selim, Bitlisli Ziya Bey'dir. 


65 





Sayı 60 2014 

Dikkat edelim sözünü ettiğimiz çalış¬ 
malar yüz yıl önce olan çalışmalardır. Yu¬ 
karıda ismi geçen Kürt genç aydınlarının 
birçoğu ileri de gelişecek olan direniş sü¬ 
reçlerine de katılacaklardır. 

Örneğin bir Nuri Dersimi, Koçgiri'de 
Kürdistan Teali Cemiyeti'nin (Kürdistan 
Yükselme Derneği), şubesini kuranlar 
arasında yerini alacaktır. Kurulan toplam 
19 şubesinin de öncülüğünü genelde 
aydın gençler yapacaklardır. 

1920'lerden sonra gelişen direnişlerin 
çoğuna yine gençler damgalarını vura¬ 
caklardır. 

Cibranlı Xalıt, Azadi örgütünün kurucu 
önderlerindendir. Daha önce Hamidiye 
Alaylarında komutanlık yapmış bir kişidir 
de aynı zamanda. 

Aydın gençliğin Kürdistan tarihinde 


_ KOMÜNAR 

sorunların çözümü için Taşnak Cemiye¬ 
ti ile de ilişki kurar, ABD, İtalya, İngiltere, 
Fransa yetkililerine mektuplar gönderir. 
Süreyya Bedirxan'ın, Xoybûn temsilcisi 
olarak ABD'ye bir ziyarette bulunduğu 
söylenir. Xoybûn, tüm Kürtlerin ulusal bir¬ 
liğini hedefler. Ancak başarılı olduğunu 
söylemek zor olsa da tarihe ismini altın 
harflerle yazdığını belirtelim. 

Tuhaf gelebilir ancak dile getirmekte 
yarar vardır. Suriye, Fransa mandası altın¬ 
dayken Kürt aydınlarının kültür, tarih ve 
dil çalışmaları yapmalarına, dergi çıkar¬ 
malarına ve hatta 1927 yılında Lübnan'da 
Xoybûn hareketinin kurulmasına izin 
verdiği söylenir. Ancak biz de Osman 
Sabri'nin anılarından biliyoruz ki, yalnız¬ 
ca Osman Sabri Fransız Manda yönetimi 
tarafından tam 11 kez sürgüne gönde- 


ne Fransa’nın o yıllarda, dimi azınlıklara özerklik 
vermesine karşın Kürtlerin özerklik Talebini kabul 
etmemiş olması ayrıca ciddi bir şekilde ele alınması 
gerekli olan bir yaklaşım olmaktadır. 


damgasını belirgin vurduğu bir oluşum¬ 
da Xoybûn oluşumudur. Hiç şüphe yok¬ 
tur ki bu oluşumda ileri tecrübeleriyle 
yaşlı olan Kürt, Ermeni, Asuri aydınlarda 
bulunmaktadır. 

Kürtlerde direniş öncesinin en kapsam¬ 
lı örgütlülüğü Xoybûn Cemiyeti, 1927'de 
Lübnan'da kurulur. Dört parçanın Kürt¬ 
lerini de içine alır. Üyeleri arasında Kürt 
aristokrasisinin öncü kişilikleri ağırlıkta 
olsa da kadınlar, öğrenciler, köylüler, işçi¬ 
ler de yer almaktadır. Kürt Teali Cemiyeti, 
Teşkilatı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkasının 
da kimi eski üyeleri Xoybûn'un kurulu¬ 
şunda yer almaktadır. Xoybûn'un kuru¬ 
luşunda Bedirxan ailesinin fertlerinden 
Celadet Kamuran ve Süreyya Bedirxan 
yer alır. Sonradan Suriye de kurulacak 
olan Havvar ve Ronahi dergileri için en 
büyük desteği Fransızlardan aldığını, Ce¬ 
ladet Bedirxan'ın kendisi belirtir. Xoybûn 
Örgütü; Ermeni Hıncak Cemiyeti ve yine 


rilmiştir. Nedeni açıktır; Osman Sabri Ku¬ 
zey Kürdistan'a dönük siyasi çalışmalar 
yürütmektedir. Yine Fransa'nın o yıllarda, 
dini azınlıklara özerklik vermesine karşın 
Kürtlerin özerklik talebini kabul etmemiş 
olması ayrıca ciddi bir şekilde ele alınması 
gerekli olan bir yaklaşım olmaktadır. 

Ağrı direnişinin liderliğini iki met¬ 
re boyuyla Ihsan Nuri Paşa yapacaktır. 
Xoybun'un hem üyesi hem de büyük bir 
gerilla komutanıdır. İhsan Nuri elindeki il¬ 
kel bir matbaa ile"Agirî"ve"Gaziya VVelat" 
adında iki gazete çıkartıp propaganda 
çalışması yapar."Agirî Agir Dibarîne"(Ağrı 
Ateş Yağdırıyor) başlıklı bir bildiri yayınla¬ 
yıp, direnişin amaçlarını halka açıklar. 

Kuzey Kürdistan'da direnişler sert bas¬ 
tırılır. Büyük katliamlar yapılır. Kıyımlar 
eksik olmaz. Tam yirmi yıl boyunca kuzey 
Kürdistan boydan boya direnişle sarsılır 
ancak sömürgeciler ise uluslararası güç¬ 
lerden aldıkları güçle-Lozan'ı yapanlar 


66 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


aynı zamanda bu uluslararası güçlerin 
kendileridir-, fiziki bir soykırım gerçekleş¬ 
tirirler. Kuzey Kürdistan'ı mateme ve kana 
boyadıktan sonra Kürt'ler uzun yıllar Be¬ 
yaz Katliam denilen kültürel soykırım 
diye bilinen dünyanın en kirli politikala¬ 
rıyla yüz yüze kalırlar. 

Bu olaydan sonra, geride kalan yurt¬ 
sever duygulara da ipotek konulmuştur. 
Halk sindirilmiştir. Bu seçim de herhalde 
tesadüf olmamalıdır. 

Soykırım Sürecinde Kürt Gençliği 

Kürdistan'da fiziki soykırım henüz yü¬ 
rürlükteyken Güney Kürdistan'da genç 
aydınların öncülüğünde büyük aydınlan¬ 
ma, örgütlenme çalışmaları yapılacak ve 
örgütler kurulacaktır. İlk örgütlerin kurul¬ 
duğu yer Süleymaniye şehridir. 

Süleymaniye, Kürt direnişçiliğinin ve 
aydınlanma hareketinin gelişkin olduğu 
bir alandır. 1937 yılında Komala Darker, 
yani Oduncu Derneği kurulur. Kurucusu 
Dildar'dır. Dildar, aynı zamanda Ey Raqip 
Marşı'nı yazan şairdir. Önemli Kürt simala¬ 
rı olan Refik Hilmi ve Hamza Abdullah da 
bu örgütte yerlerini alacaklardır. 

1939 yılında Hiwa örgütü kurulur. Baş¬ 
kanı Refik Hilmi'dir. Hiwa örgütü, 1945 
yılına kadar hem Doğu Kürdistan'da hem 
de Güney Kürdistan'da çok etkilidir. Öyle 
ki; Mahabad Cumhuriyeti kurulduğunda 
hem eğitimci ve sanatçı, hem de subay 
düzeyinde kadrolar gönderecektir. Mo¬ 
dern bir hareketin tüm özeliklerini gös¬ 
teren Hiwa Hareketi, Kürdistan'da önemli 
bir aşamaya tekabül etmektedir. 

Barzaniler özelde de Mustafa Barza- 
ni, burada Hiwa hareketiyle ilişkilenip 
etkilenecektir. Daha sonra Barzani'nin 
Mahabad'a gitmesindeki en temel etki¬ 
leyici güç, Hiwa Hareketinin kendisidir. 
Hiwa hareketinin kendi dönemindeki 
birçok harekete göre çok daha gelişkin 
yönleri bulunmaktadır. Araştıran ve ince¬ 
leyen bilimsel bir yaklaşımı esas alıp belli 
bir ideolojik çizgiye sahip olan Hiwa Ha¬ 
reketi, ilk başlarken bir öğrenci hareketi 
olup daha sonra da dediğimiz gibi Doğu 
ve Güney'de kurulacak olan hareketlere 


ilham kaynağı olacaktır. 

Bu yıllarda daha sonra kurulan başka 
örgütler de bulunmaktadır, örneğin Hiz¬ 
bi Rızgari, Hizbi Şoreş gibi. Bunlar ağırlıklı 
olarak aydın çalışması yürütürler. Ancak 
dar kalmaktan kendilerini kurtaramazlar. 

Yıl 1943'tür. Doğu Kürdistan'da Kürt 
halkının bir kalkışması söz konusudur, ilk 
defa modern bir Kürt partisinin kurulma 
aşamalarıdır. J. K yani Komalaye Jiyana- 
vey Kurdistan kurulmuş ve bununla bir¬ 
likte Mahabad'ta Komala ve Kürdistan 
Demokrat Partisinin kuruluş yılları ya¬ 
şanmaktadır. Kurulan örgütler de vardır. 
Kürtler adım adım kendilerini örgütle¬ 
mektedir. Jiyanavey Kurdistan hareketi 
tümden gençlerden oluşan bir hareket¬ 
tir. Gelecekte sosyalist hareketlerin de 
öncüsü olacak olan bu J.K. hareketidir. O 
yıllarda Mamosta Hemin, Mamosta Hejar, 
Mamosta Gani ve başka birçok şair de bu 
hareketlere aktif katılım sunar. 

Kuzey Kürdistan'da bu kez Ape Musa'nın 
deyimiyle sıfırın altından sıfıra getirilme 
süreçlerinden bir tanesi yaşanmaktadır. 
Tarihe daha sonra 49'lar diye geçecek 
olay ilginçliklerle doludur. 31 Ağustos 
1959 günü Ape Musa "ileri Yurt" dergi¬ 
sinde KIMIL adında Kürtçe bir şiir yazar. 
'Gımıl', 'Süne' ile birlikte, bir türlü baş edi¬ 
lemeyen bir tahıl haşeresidir. Şiir'in konu¬ 
su şöyledir: Siverekli bir kız, kımıl zararlısı 
tarafından samana döndürülmüş bir tor¬ 
ba buğdayı çerçiye götürüyor, çerçi buğ¬ 
dayın işe yaramadığını görünce, buğdaya 
karşılık mal veremeyeceğini söylüyor. Kız¬ 
cağız da, üzüntüsünü bir türküyle dile ge¬ 
tiriyor: “Bi çiya ketim lo apo, çiya melûlbûn 
rebeno/ Ceh şeridi lo apo, genim hûrbûn 
evdalo/ Qimil hatî lo apo, bi refaye rebe- 
no/Xwar genimi lo apo, hişte kaye rebeno" 
Musa amca yazının sonunda şiiri okuyan 
kıza şöyle diyor: "Üzülme bacım, seni kımıl, 
süne ve sömürenlerin zararından kurtara¬ 
cak kardeşlerin yetişiyor artık." 

6 Eylül 1959 tarihli Cumhuriyet ga¬ 
zetesinde bu şiire dönük birçok karşıt 
yazı yazılır. Beklendiği üzere ileri Yurt ve 
Musa Anter aleyhine dava açılır. Bir ta¬ 
raftan davanın yapılacak olması diğer 


67 







Sayı 60 2014 

taraftan kimi aydınların bu şiiri savun¬ 
ması Ankara'nın canını o kadar sıkmıştır 
ki; dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar 
Diyarbakır Valisi'ne telefon açar ve Musa 
Anter'in "kafasının ezilmesini" ister. 

MİT "Kürt raporu" hazırlar. Raporda, 
1.000 ila 2.500 sayıda Kürdün"tenkil"edil- 
mesi önerilmektedir. Celal Bayar'ın "bin 
kişiyi sallandıralım" şeklindeki meşhur 
sözünü, bu öneri üzerine yaptığı söylenir. 
'Sallandırma' işine prensip olarak karşı 
çıkmayan Başbakan Adnan Menderes, 
Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu'nun 
uyarısı ile 50 kişilik bir idam listesi ile 
yetinmeye karar verir. Türkiye'nin dört bir 
yanındaki tutuklamalar, 17 Aralık 1959 
günü başlar. 

MİT kimi öneriyorsa, 50 kişilik listeye 
onun adı yazılır ve tutuklanır, istanbul- 


KOMÜNAR 

ağasını, şeyhini, aşiret reisini, alimini, 
mellesini derken feodal kompradorunu 
Sivas'ta kampa alarak aylarca tutacaktır. 

Hem 400'lerin hem de 49'ların olayı bir¬ 
de o yılların gözüyle ele aldığımızda ya¬ 
pılan daha iyi anlaşılacaktır. 13 Temmuz 
1958'de Irak'ta Irak krallığını ortadan kal¬ 
dıran Abdulkerim Kaseem devrimi esasta 
Kürtlere birçok hak tanımış ve Kürtleri 
hükümetin ortağı yapan bir duruma ge¬ 
tirmiştir. Bu hem objektif hem de sübjek¬ 
tif sahada Kürtleri yok etmek ve bitirmek 
üzere kurulmuş olan TC faşizan zihniyeti 
için oldukça büyük bir tehlikedir. Bu teh¬ 
likenin önünün alınmasını ise TC devle¬ 
ti yukarıda dile getirildiği gibi 49'lar ve 
400'lerin olayında görüldüğü üzere pra¬ 
tikte uygulamıştır. 

KDP'ye bilindiği gibi bu yıllarda Barza- 


jApe. JV\usa gibi bazı Kür+ aydmlam delgiler 
çıkarmışlardır 1 , "Rey a /vJu ve Deng gibi dergiler, 49 / lamn 
dummu ve Doğu mitingleri derken yavaş yavaş 
betonlanmış gerçekliğe karşı ciliz da olsa Kürt sesi 
yükselme emaresi gösterir. 


Harbiye'de 40 hücre bulunduğu için, tu¬ 
tuklanması öngörülen elli kişiden geriye 
kalan 10 kişinin tutuksuz yargılanmasına 
karar verilir. Mehmet Emin Batu mide 
kanamasından ölünce, geriye 49 kişi ka¬ 
lır. Daha sonra davaya iki kişi daha dahil 
edilse de dava kamuoyunda hep '49'lar 
Davası'diye bilinecektir. 

1959'larda başlayan 49'ların davası, 
1965'de Ankara'da sona erir. Ape Musa 
gibi bazı Kürt aydınları dergiler çıkar¬ 
mışlardır. Reya Nu ve Deng gibi dergiler, 
49'ların durumu ve Doğu mitingleri der¬ 
ken yavaş yavaş betonlanmış gerçekliğe 
karşı cılız da olsa Kürt sesi yükselme ema¬ 
resi gösterir. 49'ların içerisinde Dr. Şıvan, 
Sait Elçi, Necati Siyahkan, Şerafettin Elçi 
gibi isimler de vardır. 

TC devleti bu kadar aydın genci tutuk¬ 
lamayı yetersiz görmüş olmalıdır ki bu 
kez 400'den fazla Kürt ileri gelenini yani; 


niler liderlik yapmaktadır. KDP'nin ön¬ 
derlik ettiği hareket 1964 yılında faşist 
sayılabilecek Abdulkerim Kaseem gibi 
Kürtlere yakın duran bir ismi askeri dar¬ 
beyle devirdikten sonra katleden BAAS 
rejimiyle anlaşmaya adım atınca birçok 
Kürdistanlı genç devrimci rahatsızlıklarını 
belirteceklerdir. Ancak o yıllarda nüveler 
halinde olan bu gençlik hareketi KDP'nin 
giderek yozlaşmasıyla kendi renkleriyle 
adım adım meydana çıkacaklardır. 

KDP; Bir "Kürt Kapanı" Projesi 

Çok talihsiz ve Kürtlerin tarihinde 
kapanmayan bir yara daha açılır. Doğu 
Kürdistan devrimcileri İran devletine karşı 
silahlı mücadele kararı alırlarken-kaldı 
ki bir nevi Doğu Kürdistan devrimcileri 
1967'de zorunlu olarak silahlı direnişe 
geçmek zorunda bırakılırlar. Ne var ki 
KDP yani bugünün PDK'si Molla Mustafa 


68 





komümE .ı 

Barzani öncülüğünde hemen İ-KDP'ye 
karşı tamamen tavır alarak Şah'a destek 
sunar. Silahlı direnişi başlatan birçok Kürt 
öncü yakalanarak idam edilir. I-KDP'nin 
genç aydın öncülerinden Süleyman 
Muini, Mele Avare ve İsmail Şehzade 
bizzat Barzanilerin eliyle tasfiye edilirler. 
Belirttiğimiz gibi KDP tarafından açılan 
bu yara halen açık durup irin salmaktadır, 
ihanetin ve işbirlikçiliğin İrinini... 

Kürdistan tarihinde belki de PKK'den 
sonra özenle üzerinde durulması gerekli 
bir harekette Komeleyî Marksî Lenînî ha¬ 
reketidir. 

Bu hareket Güney Kürdistan'ın Süley- 
maniye ve Bağdat kentinde kurulacaktır. 
Kürt öğrenci gençlik tarafından kurulan 
Komeleyî Marksî Lenînî esasta 1970'lerde 
kurulmuştur. Dört parça için mücadele 
etmeyi esas alan, halka yakın, aydın genç¬ 
liğin içlerinde yoğun yer alan, kadro eğiti¬ 
mi gören ve çizgi olarakta sosyalist bir ha¬ 
rekettir. Sekreterleri Şehab Şex Nuri daha 
tanınmış ismiyle Xale Şehab'tır. Şehab 
Şex Nuri ve birkaç yoldaşı İran devleti 
tarafından yakalandıktan sonra Irak'a 
teslim edilirler. Irak bu aydın ve devrimci 
Kürt gençlerini idam eder. İdam öncesi 
Xale Şehab ve yoldaşlarının: "Jiyana kem 
û Jiyana Gel"yani"Azyaşa ama halkın için 
yaşa"anlamındaki slogan birçok çevreyi o 
yıllarda etkileyecektir. 

Xela Şehab'tan sonra yerine geçen 
Şasuvvar Celal kod adıyla Aram Komala 
hareketinin başına geçecek ve 31 Ocak 
1978 yılında Karadağ'da şehitler kerva¬ 
nına katılacaktır. Ardından ise bugün 
Goran hareketinin lideri olan Nevvşîrvvan 
Mıstefa bu hareketin yani Komala'nın 
başına geçecektir. Komala hareketi 1979 
yılında gerçekleştirilen bir konferansında 
ismini değiştirerek Komeleyî Rençderanî 
Kürdistan yapacaktır. Şehit Aram'ın şaha¬ 
detine kadar Komala ismindeki hareket 
düzenli bir şekilde kendi içinde kadro 
eğitimi düzeyinde eğitimler sürdürmüş, 
ancak Aram'ın şahadeti ardından giderek 
1983 yılında zayıflayacak ve 1992 yılın¬ 
da YNK içinde son bulacaktır. Başka bir 
gurup ise Kürdistan Demokrat Sosyalist 


İdeolojik-Teorik Dergi 


Hareketi'dir. Ali Asker, Tahir VVali Beg, Dr. 
Xalıt Seid, Ömer Mıstefa, Ali Hejar, Kar- 
do Gelali, Ednan Mufti, Şeyda Salih Yusuf 
yine daha sonra Sosyalist Partiyi 1981 
yılında kuracak olan Resul Mamend, Dr. 
Mahmut Osman, Şeyda gibi devrimci kişi¬ 
likler de bu harekette o zamanlaryerlerini 
alacaklardır. Genel Hat'ı yani Helî Gıştî'yi 
Celal Talabani, Fuad Muhammed ve arka¬ 
daşları kuracaklardır. 

Sonuç itibariyle, 1 Haziran 1976 tari¬ 
hinde yukarıda dile getirilen hareket¬ 
ler yani Komala, Kürdistan Demokrat 
Sosyalist Hareketi ve Helî Gıştî, Yekîtîya 
Nîştîmanî Kurdîstan-YNK'yi bir cephe ola¬ 
rak ilan ederler. 1976'lerde üç örgütten 
oluşan YNK'de en etkili isim Ali Asker'dir. 
YNK'yi Şehit Aram küçük burjuva karak¬ 
terli olarak gördüğü için katılmayacaktır. 
Aram'dan sonra hareketin başına geçen 
Nevvşîrvvan daha sonra YNK'ye katılacak¬ 
tır. 

Yukarıda isimlerini verdiğimiz genç ay¬ 
dın devrimcilerin değerini daha iyi yad 
etmek için bir iki şey ekleyelim. 

Ali Asker ve yoldaşları, Güney 
Kürdistan'da yaşanan iç çatışmalardan 
dolayı çalışma zemininin bulunmadığını 
düşünerek 1000 kişilik seçme bir peşmer- 
ge gücüyle Kuzey Kürdistan'a geçerek 
direnişi başlatmayı planlarlar. Ne var ki, 
henüz daha Oramar'a bile ulaşamadan 
KDP'nin karşı örgütlemesi sonucunda 
yöre insanları Ali Asker ve arkadaşlarına 
saldırırlar. Bunun üzerine, Ali Asker güçle¬ 
rini alıp Botan'a geçer. 

KDP'nin kendi dışındaki Kürt örgütlerini 
tasfiye etmedeki marifeti sonuç verir. Ne 
yazık ki bu süreç, Ali Asker ve arkadaşla¬ 
rının tasfiyesiyle sonuçlanır. Saddam'ın 
daha doğrusu BAAS ajanlarının bölgede 
gezdiğini yöre halkına bildiren KDP, hal¬ 
kın Ali Asker ve arkadaşlarına yönelmele¬ 
rine neden olur. 1978'de Taştamerge'de 
-Beytüşşebap zozanlarında- Ali Asker ve 
arkadaşlarının etrafı kuşatılır. Bu çatışma¬ 
larda yaklaşık 700 peşmerge katledilir. 
300'ü esir düşer. Ali Asker, Tahir VVali Beg, 
Hüseyin Baba Şex (Ezidi) ve Dr. Xalıt esir 
düştükten sonra katledilirler. İhanet yine 


69 




Sayı 60 2014 

doludizgindir ve bir kez daha yüzlerce fe¬ 
dai Kürt gencinin şahadetiyle sonuçlan¬ 
mıştır. 

Kürt gençleri için: "Kürt kişiliğinin bir 
özelliği de yaptığı işin sonucunu düşün¬ 
meden girişimde bulunmasıdır ve onların 
bu yönü birbirlerinden bağımsız araştır¬ 
macılar ve seyyahiarca tespit edilip, dile 
getirilmiştir. Belki de cesaretlerinin sebebi 
de buradan kaynaklanmaktadır. Çabuk 
tepkide bulunmaları, bir işin sonucunu dü¬ 
şünmemeleri, aniden parlamaları... İnsan 
bir işin sonucunu düşündüğünde riski gö¬ 
rüp kaçınabilir ama yapılacak işin sonucu 
düşünülmediğinde en tehlikeli girişimlerde 


KOMÜNAR 

oyunlara gelmediklerinde ise: "Kan dö¬ 
kücüler, sürekli çatışma yaratan, sürekli 
kargaşa ve bela arayan soyguncu ve eşkı¬ 
ya; hepsi de kötü niyetler taşıyan bir halk. 
Ve kötü alışkanlıklarının şeytanları, akla ve 
mantığa pek önem vermeyen ama cesur ve 
korkunç bir ırk... "tan imini yapmaktan çe¬ 
kinmemiştir. 

Kürtlerin hep savaşçı bir halk olduğu 
söylendi. Bu doğrudur. Savaşçılıktan çok 
kavgacı olduklarını biz ekleyerek düzelte¬ 
lim. Ancak kimse neden Kürtlerin bu hale 
getirildiklerini dile getirmez. Bir yönü 
elbette kabile ve aşiret yapılarıyla onları 
kavgacı kılan özgürlüğe olan sevdalan¬ 


ıp, ürfl enn Kep savaşçı Kir 4 Kalk olduğu söylendi. Bu 
doğmdun Savaşçılıktan çok kavgacı olduklarım Ki 2 
ekleyerek düzeltelim. ;Ancak kimse neden Kürflerm ku 
Kale getirildiklerim dile getirmez. Bir yönü elbette kabile 
ve aşiret yapılarıyla oulam kavgacı kılan özgürlüğe 
olan sevdalandır. jAncak bir diğer daka önemli yön 
ise kesinli kle K ürdistardm sürekli işgale ve talana 
uğramasına karşı gösterilen sert tepkidir. 


bulunulması kaçınılmazdır. Siyaset, ya¬ 
pılan işin sonucunu düşünerek adım atıp 
uygulamaktır. Kürtlerin cesur olmaları, 
yapacakları işin sonucunu düşünmeyen 
karakterleri ile siyasete yabancı olmaları 
geldiğini" belirtilmektedir. 

Ancak Ermeni yazarı Haçator Abofi- 
yan ise: "Eğer Kürtler düzenli ve uygar 
bir hayat yaşama olanağı bulsalardı, 
kelimenin tam anlamı ile doğunun en 
kahraman ulusu olurlardı" derken nor¬ 
mal, sömürge ve baskı altına alınmamış 
kendi doğal seyrinde gelişen bir halk ger¬ 
çekliğinde söz ettiği herhalde anlaşılırdır. 

Tuhaf gelebilir lâkin yukarıda ifade 
etmeye çalıştığımız ve Ortadoğu halk¬ 
larının başına "böl, parçala ve yönet" si¬ 
yasetlerinin yanı sıra halkların jenosidini 
getiren Ulus Devlet gerçekliğinin taşıyı¬ 
cılarından olan İngiliz Soane Kürt>ler bu 


dır. Ancak bir diğer daha önemli yön ise 
kesinlikle Kürdistan'ın sürekli işgale ve 
talana uğramasına karşı gösterilen sert 
tepkidir. Direniştir. Ve yukarıda dile getir¬ 
diğimiz gibi işgalciler, sömürgeciler ve de 
emperyal güçlerin temsilcileri bu duruma 
"kan dökücüler, sürekli çatışma yaratanlar" 
diye hakaret etmekten geri durmamışlar¬ 
dır. 

Halbuki tarihte Kürdistan'dan bir kez 
geçmiş olan Ksenephon bu gerçekliği 
daha iyi ifadeye kavuşturarak: “Onlar ok 
atmada hedef şaşırmazlardı ve yayları he¬ 
men hemen üç, okları ise iki dirsekten fazla 
uzunluktaydı. Okları kalkan ve zırhları delip 
geçiyordu" derken direnişçiliklerini daha 
fazla öne çıkarmıştır. 

Benzer bir durumu ise yine Hamilton 
adındaki gezgin ifade etmiştir: “Dağ keçi¬ 
leri gibi kıvrak, ele geçmez bu insanlar bu 


70 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


vahşi mekânlarda her yolu ve saklanabi¬ 
lecekleri her deliği biliyorlar ve gri mavi el¬ 
biseleri kayalıklara tam bir uyum sağlıyor. 
Doğuştan avcıdırlar ve mükemmel silah 
kullanırlar, nadiren hedef şaşırırlar. Kürt- 
ler, vahşi ve inatçı savaşçılardır. Dağ tak¬ 
tiklerinde, kendileri gibi dağlı olmayan ve 
dağları bilmeyen askerlere karşı üstün ge¬ 
lirler" dedikten sonra onların karakterine 
ilişkin ise: “Kürtler aniden parlayan atılgan 
insanlardır ve yaptıklarının sonucunu pek 
düşünmezler." Aynı yazar özelde 1800'ler- 
den Kürdistan'ın boydan boya işgal edilişi 
ardından ortaya çıkan baskılanmış, par¬ 
çalanmış, toplumsal değer yargıları bile 
çiğnenmiş olan bu gerçeklik içerisinde: 
“Bir Kürde, pek ciddi olmayan kavgalarını 
unutturabilmenin bir tek yolu olduğunu 
gördüm; Bu insanlar arasında pek çok kav¬ 
ga hemen hemen ortada bir şey yokken 
çıkardı. Saçma sapan küçük şeyler yüzün¬ 
den tartışılır, gürültü patırtı kopartılır, ama 
iş en sonunda ciddiye biner ve hiç olmadık 
bir nedenden kan dökülmesine kadar var- 
dırılabilirdi" derken olup biteni ne kadar 
güçlü gözlemlediğini de görüyoruz. 

Yine 1830'ların ortalarında yıllarca 
Kürdistan'da OsmanlIlarla birlikte asker¬ 
lik yapan daha sonraki yıllarda Prusya'nın 
meşhur Genelkurmay Başkanı olacak 
olan Moltke ise: "Buna karşılık, Kürt ihtiyaç 
yüzünden çiftçi, eğilimi yüzünden de sa¬ 
vaşçıdır. Bu sebeple köyler ve tarlalar ova¬ 
da, palankalar ve kaleler dağlardadır. Yaya 
olarak savaşır, duvar ve dağlar onun siperi, 
tüfeği de silahıdır. Kürt mükemmel bir ni¬ 
şancıdır, zengin kakmalı ve telkari işlemeli 
tüfeği babadan oğula miras kalır ve Kürt 
onun en eski çocukluk arkadaşı gibi tanır" 
tespiti Kürtlerin neden öz savunmasına 
sonuna kadar bağlı yaşadığını dile getir¬ 
miş olur. Çünkü Kürtler neolitiğin önemli 
yaratıcılarından olan bir halk olarak özgür 
yaşamayı derinden yaşamaya halen de¬ 
vam etmektedirler. Ya da onca tahribata 
rağmen bu gerçeklik kendini dominant 
bir özellik olarak halen o güne kadar ko¬ 
rumuştur. 

Başka bir yazar ve araştırmacı ise Sul¬ 
tan Murad Han'ın müderrisi Mevlana 


Sadettin'dir. Kürtlerin niteliği ve yaradılışı 
konusunda şöyle diyor: "Kürtler birbirleri¬ 
nin sözlerine uymazlar; aralarında ittifak ve 
işbirliği yoktur. Her biri, dağ doruklarında 
ve vadi derinliklerinde tek başına ve özgür 
yaşamayı tercih ederek, keyfince ve münfe¬ 
rit yaşama bayrağını kaldırır. Allah'ın birli¬ 
ğini ifade eden Müslümanlıktaki Kelime-î 
Şahadet'ten başka, onları birbirine bağ¬ 
layan bir bağ yoktur. Kürtler arasında 
şimdilik, genel olarak emrine uyulacak ve 
yargısı uygulanacak bir kimse bulunmadı¬ 
ğı için, çoğu kan döker, güvenlik ve düzen 
kurallarını çiğnerler. Kürtler en ufak ve en 
önemsiz nedenlerle ayaklanarak, önemsiz 
hatalar ve küçük suçlar yüzünden büyük 
suçlar işlerler. Sonra bir kişinin öldürülmesi 
karşılığında diyet kabul ederler; bu diyet ya 
bir kızdır veya bir attır ya da birkaç keçidir" 
derken de büyük bir gözlem gücüne sa¬ 
hip olduğunu bugün olup bitenlerde an¬ 
layabiliriz. 

Tarih Şimdidir... 

"Tarih, şimdidir" derken bugünde ya¬ 
şananların geçmişte nasıl vuku buldukla¬ 
rını rahatlıkla kestirebiliriz. Bugünde onca 
bedeli ağır olan büyük direnişe rağmen 
halen kendi ailesel çıkarları için bazıları¬ 
nın Kürdistan değerlerini halen satmaya 
devam ettiklerini dile getirmek gerekli mi¬ 
dir? İnadına, ısrarlıca halen bugün bile 
Kürtlerin birliğinin önünde tamamen 
bir set gibi duran bu çıkarcıları da dile 
getirmek gerekli midir? 

Ve birde bugünü daha iyi anlamak için 
20. Yüz yılda yaşanmış olanları yazmak 
gerekmektedir. Çünkü 20. Yy. Kürt'ler 
için özelde de Kürdistan gençliği için 
tamamen bir felakettir. Kürdistan dör¬ 
de bölünmüştür. Ve her parçada ayrı bir 
kültürel soykırım projesi uygulanmıştır. 
Bizler resmi olarak 24 Eylül 1925 yılında 
Türkiye cumhuriyeti devleti tarafından 
uygulanmış olan Şark Islahat Planı'nı bu¬ 
gün az çok biliyoruz. Yine 1963 yılında 
Suriye'de BAAS parti tarafından pratik¬ 
leştirilen ve ismine Arap Kemer'i denilen 
benzer uygulamayı da biliyoruz. Yine 
daha 1925'lerden itibaren Atatürk'ün 


71 




Sayı 60 2014 

Türkiye'de yaptığını, İran'a kendisini yeni 
şah olarak atayan Rıza Han yapmaya 
başlar. Atatürk'ün Kuzey Kürdistan'da 
uygulamaya koyduğu birçok yasağı Rıza 
Han'da İran'da uygulamaya çalışacaktır. 
Örneğin; yerel dilleri yasaklayacaktır, ye¬ 
rel kıyafetlerin giyilmesini yasaklayacak¬ 
tır. Bunun yerine Avrupa tarzı elbiseyi 
dayatacaktır. Türbanı yasaklayacaktır. Öz- 
cesi militarizmi ve ulus devletçiliği adım 
adım geliştirmeye çalışırken, birçok farklı 
halkı devre dışı bırakacak, ezecek ve gücü 
yettiğinde asimile etmeye çalışacaktır. Bu 
ise, İran gibi renkli bir coğrafyayı kana bo¬ 
yamaktan başka bir sonuç yaratmayacak¬ 
tır. Saddam'ın ve daha öncesinde BAAS'ın 
yaptıkları Halepçe ile ayan beyan ortada¬ 
dır. 

Özcesi Kürdistan 20. yüz yılda 
boydan boya talandır, işgaldir ve birde 
katmerli sömürge altına alınmadır. 

İsmail Hoca, "Devletler Arası Sömürge 
Kürdistan" kitabında bu olguya ilişkin; 
"Böl-yönet politikalarının hedefi olmak, 
bir ulusun tarihinde uğrayabileceği en bü¬ 
yük felaketlerden biridir. Çünkü böl-yönet 
politikası, ulusun beynini dağıtmaktadır, 
iskeletini parçalamaktadır. Böylesine güçlü 
bir darbe yiyen halk bir daha kendini kolay 
kolay toparlayamamaktadır" diye yaz¬ 
maktadır. 

Albert Memmi ise bu duruma: "Bu meş¬ 
ruluğun tam olabilmesi için sömürge insa¬ 
nının köle olması yeterli değildir, bu rolü 
kabul etmesi de gerekir. Sömürgeciyle sö¬ 
mürgeleştirilen arasındaki bağ bu yüzden 
yıkıcı ve yaratıcıdır... Sömürgeleştirmeye 
hoşgörü gösterdiği sürece sömürge insa¬ 
nının tek olası alternatifleri asimilasyon ya 
da donup taş kesilmektir" demektedir. Bu 
durumu aşmanın tek yolu vardır diyor 
Frantz Fanon, "Siyah Deri, Beyaz Maske" 
adlı yapıtında: "Kendi omuzları üzerinde 
başkalarının kafasını taşımaya-gezdirme- 
ye razı” hale getirilme durumu olarak ta¬ 
nımlamaktadır. Ve bunun aşılması için de 
"Sömürge durumuna alışılamaz; demir bir 
yaka gibi ancak kırılabilir" demektedir. 

Sözü uzatmayalım, yazılacak çok şey 
vardır. Ancak yazılanların sağlıklı yazı¬ 


KOMÜNAR 

labilmesi için öncelikli olarak Kürtlerin 
tarihi dokusunu sözlü tarih diye adlan¬ 
dırdığımız destanları, türküleri, dengbej- 
lerin dillerinde düşmeyen kılamlarını ve 
de analarımızdan, ninelerimizden din¬ 
lediğimiz hikayeleri bir bir çözmeliyiz. 
Kürdistan'da tarihin çeşitli evrelerinden 
gelmiş, geçmiş, yazmış, anılarına eklemiş 
olan seyyahların bıraktıklarına da bakma¬ 
lıyız. 

Gerekirse farklı dillerde yazılmış olan¬ 
ları nakış nakış ele alarak çözüp orada 
yazılardan geçmişe, dolayısıyla bugüne 
uzana bilmeliyiz. 

Bunlar yapıldığında yazılmamış olanları 
yeniden yazılmış hale getirerek Kürtlerin 
ve Kürt gerçekliği içerisinde de özelde de 
Kürt gençliğinin hem tarihini hem de sos¬ 
yolojisini daha iyi tanımlamayabilir hale 
gelebiliriz. 

Bugün -daha doğrusu PKK'nin orta¬ 
ya çıkışıyla birlikte -Kürdistan'da yeni bir 
sosyolojik gerçeklik ortaya çıkmaya baş¬ 
lamıştır. O da ilk kurşun teorisi olarak bi¬ 
linen, kendi içindeki sömürgeci kültüre 
sıkılan kurşun teorisidir. Yani beyinleri 
fethetmiş olan sömürgeciliğe ilk mermi¬ 
yi sıkarak kendini bu sömürge kültürden 
arındırmaktır. Onun duygularından arın¬ 
dırmaktır. "Önce Duygularda Özgürleş¬ 
meli." Sadece bilinç dünyamızı kontrol 
etmenin yetmediğini aynı zamanda duy¬ 
gularımızı özgürleştirerek büyük amacın 
hizmetini koymanın en önemli eylem 
olduğunu söylemeliyiz. Yine hem kapi¬ 
talist modernitenin hem de özelde sö¬ 
mürgeciliğin sömürge altına aldığı Kürt 
insanının tüm duygularını da etkilediği 
hatta bunlar yön ve biçim vermiş olduğu 
gerçeğini bilerek bir yaklaşım içerisinde 
olunmalıdır. Başka bir deyimle, sömürge¬ 
cilik Kürtleri kürtlükten uzaklaştırmıştı 
Onları kendisine benzetmek için adeta 
Kürtleri Türkleştirmiştir. Bunun için ilk 
gerekli ve zorunlu olan önce duygular¬ 
da özgürleşmektir. Düşmanın bizlerde 
yarattığı duygulardan özgürleşmektir. 
Bu gerçekleştikten sonra özgürlüğe giriş 
yapılabilir. Bunu yapabilmek için büyük 
duygu dehası olmak gerekiyor. Nitekim 


72 



KOMÖNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


PKK 1973'lerde bu duyguları yaşamış, 
1978 yılında bu durumu politik zemine 
taşımış ve 1984 yılından itibaren ise biza¬ 
tihi tüm yaşam alanlarına sıçratarak adım 
adım kürdün yeniden dirilişini sağlaya¬ 
rak, bugüne değin kurtuluşunun yolunu 
açmıştır. 

Dikkat edelim "Kendi omuzlan üzerin¬ 
de başkalarının kafasını taşımaya-gezdir- 
meye razı" bir konumdan sömürgeciliği 
tümden beyinlerden, yüreklerden söküp 
atan bir kişiliğe doğru ilerleyerek; kendi 
olan, başkasına ait olmayan, bildiğine 
ve inandığına göre yaşayan bir Kürt 
gerçekliği ortaya çıkarılmıştır, işte bu 
DUYGULARDA ÖZGÜRLEŞMİŞ ÖZGÜR 
İNSAN demektir. Bunun yeni bir kişilik 
özelde de yeni bir genç kişilik yaratacağı 
elbette açıktır. 

Başkan Apo böyle olmuş bir gençlik 
için: "Özgürlüğe yürüyen bir gençliği 
tutmak zordur. Gençlik sistemlerin ba¬ 
şına en başta bela olan kesimdir. Tarih 
boyunca bu çok iyi bilindiği için, eğitim 
adı altında gençlik kurban edilmekten 
tutalım, akla hayale gelmez uygula¬ 
malara tabi tutulmuştur. Hiyerarşik 
toplumun yükselişinde kadından son¬ 
ra gençliğin bu duruma düşürülmesi 
belirleyici rol oynar. Gençliği kontrole 
alan düzenin kendini en güçlü hisseden 
düzen sayması boşuna değildir. Daha 
sonraki devletçi toplum sistemlerinin 
tümü gençliğe benzer bir uygulamayı 
dayatacaklarıdır. Zihni böyle yıkanan 
gençlik her işe koşturulabilir. Savaş da¬ 
hil en zor işi meslek edinebilir. En önde 
tüm zor işlere sürülür. Özcesi yaşlıların 
zaaf ve gücünden kaynaklanan gençliği 
bağımlılaştırma ve güdümleme ilişkisi 
hızından ve yoğunluğundan hiç kaybet¬ 
meden hakim sistemlerin en güçlü sür- 
dürücüleri kılınmışlardır. Tekrar vurgu- 
lamalıyım: Gençlik fiziki bir olay değil 
toplumsal bir olaydır. Tıpkı kadınlığın 
fiziksel değil toplumsal bir olgu olması 
gibi. Bu iki olay üzerindeki çarpıtmaları 
kaynağına inerek açığa çıkartmak sos¬ 
yal bilimin en temel görevidir." 

Başka bir yerde ise Başkan Apo: "Bu 


anlamda sosyolojiyi sınırlı da olsa kav¬ 
ramak, toplumsal dönüşümün en güçlü 
yanıdır. Fakat bu yetmez. Şu hususu iyi 
bilmek gerekir ki, insanlık tarihindeki 
tüm mitolojik, dinsel, felsefi ve bilim¬ 
sel çalışmalar son tahlilde toplumsal 
kaynaklıdır ve toplumun gerçeğini, so¬ 
runları ve çözümlerini aydınlatmak ve 
gereklerini yerine getirmek için inşa 
edilmişlerdir. Toplumdan ayrı bir var¬ 
lıkları yoktur. Toplumu anlamadan ne 
bireyi, ne eşya ve doğayı hakkıyla kav¬ 
ramak mümkündür. Toplumun başına 
gelen insansa! felaketlerin temelinde 
"savaş ve iktidarlar, devlet" cehalet ve 
zorbalık yatmaktadır. Ancak toplumu 
kavradıkça bu cehalet ve zorbalık ku- 
rumlarını aşabiliriz. Devlet, iktidar ve 
savaş analitik zekanın sapık ürünleri 
olduğu halde, aşılmaları da ancak ana¬ 
litik ve duygusal zekanın el ele verme¬ 
siyle mümkün olacaktır. Devlet, iktidar 
ve savaş "dolayısıyla barış" meselesiyle 
uğraşanlar, toplum kavramını mutlaka 
yetkin ve yeterli kılmaya öncelik verme¬ 
lidir" diyerek gençliğin önünde duran gö¬ 
revlere açık bir şekilde işaret etmektedir. 

Unutmayalım ki: "Gençlik insanın en di¬ 
namik çağıdır. Gençlik toplumsal değişim 
ve yenilenmenin vazgeçilmez gücüdür 
Gençlik bir ruh, duygu düşünce ve davranış 
biçimidir." Başkan Apo bir çözümlemesin¬ 
de: "Yönetimimiz kırk yaşında, komuta¬ 
mız otuz yaşında, savaşçımız yirmi ya¬ 
şında... PKK en ideal çağında" demiştir. 
Ve tabi daha da çarpıcı olan bir ifadesi ise 
"Genç başladık, genç başaracağız" sö¬ 
züdür. 

Ve uzatmadan ekleyelim ki bugün 
Kürdistan'da Kürt gençliğinin yaşaması 
gerektiği ruh ve duygu, beyin ve yürek bu 
gerçeklik olmalıdır. Böyle olan bir gençli¬ 
ğin, toplumsal olarak kendisini sağlıklı 
hale getirmiş olan bir gençliğin, önünü 
kimse ama kimse de alamaz. 


73 









Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


DEMOKRATİK ULU5 İNŞASININ ÖNCÜ GÜCÜ 

GENÇ KADINLAR 


"Eğer devrim, kaybetmek istemiyorsa, 
devrim feodalizmin çitlerinde parçalanıp 
gitmek istemiyorsa, küçük-burjuvazinin 
karşı-devrimciliğinde, yozluğunda yitiril¬ 
mek istenilmiyorsa, genç kızın devrimciliği¬ 
ni geliştirmek büyük özen ister. 

Tıpkı bir ülkenin bağımsızlığı gibi, tıpkı bir 
halkın özgürlüğünü sağlar gibi, genç kızın 
özgürlüğünü duru tutmaya çalışacağız." 

Kadınlık ve gençlik özelliklerinin bileş¬ 
kesi olan genç kadın gerçekliği toplum 
içerisinde ayrı bir yere sahiptir. Bu tarihsel 
olarak da böyledir. Bu yüzden üzerinde 
yoğunca durulması, tartışılması gereken 
bir konudur aslında genç kadın olmak. 
Genç kadın bir kimliktir. Hem kadın hem 
de genç olmanın kendine has yanları¬ 
nın bütünleşmesini ifade eder. Kadının 
yaratıcı, kapsayıcı, öncü, bilge, toplum¬ 
sallaştırıcı yanları ile gençliğin dinamik, 
her zaman arayış içerisinde olan, var 
olanı kolay kabul etmeyen ve değişime 
açık olan potansiyel yapısının bir araya 
gelmesi güçlü bir kimlik gerçeğini ifade 
eder. Kadın enerjisinin oldukça akışkan, 
kıpır kıpır ve yeni yaratımlara, arayışlara 
dönük çabaların yoğunlaştığı bir süreç¬ 
tir aynı zamanda genç kadınlık. Sistemin 
kirliliklerine bulaşmamış bir masumiyeti, 
haksızlığa karşı tepkiyi kendi içinde ba¬ 
rındırır. 


Toplumsallığın ilk evrelerinde yaş ola¬ 
rak genç olan kadınlar toplum öncülü¬ 
ğünde kutsallaşan kadın imgesi ile ön 
planda yer almışlardır. Ancak devletli uy¬ 
garlık sistemi ile bu gerçek alt üst edilmiş, 
hiyerarşik-iktidarcı yapılanma en fazla 
genç kadınlara saldırmıştır. Kadını, genç 
kadını ne kadar çok kendi denetimi altına 
alabilirse o kadar toplumu da kendi cev¬ 
herinden uzaklaştırır, köleleştirir. Elbette 
ki bu durum karşısında kadın bir müca¬ 
dele içerisinde olmuştur. Tarih içerisinde 
bunun örnekleri ile karşılaşıyoruz. Fakat 
şu da bir gerçek ki, günümüzde genç ka¬ 
dın kimliği büyük bir darbe almıştır. Hem 
kadın hem de genç olmasından ötürü ka¬ 
dın ve gençliği bastırma üzerinden uygu¬ 
lanan politikaların toplam bileşkesi genç 
kadınlar üzerinden uygulanmaktadır. Bu 
yüzden sisteme karşı en fazla mücadele 
içerisinde olması gerekenler genç kadın¬ 
lardır. Ve kadınlar son üç yüzyıllık devrim 
geleneğinde bunu yapmıştır, devrimlerin 
tarihini incelersek birçok devrimci genç 
kadın ile karşılaşırız. Her devrimin sem- 
bolleşen kadın devrimcileri vardır. Yılla¬ 
rını devrime adayan, en büyük zorlukları, 
tehlikeleri göze alan, büyük direnişlerin 
sahibi olan kahramanlardır onlar. Kadın 
ve genç olmanın inanılmaz enerjisi, ya¬ 
ratıcılığı büyük bir güce sahiptir ve bu 


74 




KOMÜNAR , 

güç örgütlülüğe dönüştü mü, rahatlıkla 
devrimlerde öncülük yapabilir. Yıllardır 
Kürdistan'da yaşananlar da bu geleneğin 
mirasıdır. Kadınlar bin yıllarca önce açı¬ 
ğa çıkardıkları toplumsallaşma gücünü, 
şimdi de sistemin tüm baskılarına rağ¬ 
men demokratik ulusu inşa ederek gös¬ 
teriyorlar. 

Sistem Çarkında Nefessiz Bırakılan Bir 
Kesim; Genç Kadınlar 

Sistemin kendine göre bir kadın tanım¬ 
laması var. Bin yıllardır topluma düşünsel 
olarak da hükmeden bu duruma göre 
kadın pasif, akılsız, güçsüz, erkeğin ma- 
lı-mülkü, çocuk doğurmaktan başka bir 
katkısı olmayan bir varlık olarak görülür. 
Kadının kendisi de kendini bu şekilde 
ele alır. Çaresizdir, eli kolu bağlıdır, efen- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


pıtmak için hedef seçilen genç kadınlar¬ 
dır. Jerontokrasi ve ataerkilliğin birleşme¬ 
sidir genç kadın üzerinde yürütülen baskı 
sistemi. Hem cinsinden ötürü hem de 
yaşından ötürü sistemin bütün okları ona 
yöneltilmiştir. Sistem böylece hem kadı¬ 
nın hem de gençliğin güçlü potansiyelin¬ 
den yararlanarak kendi ömrünü daha çok 
uzatacaktır. Beraberinde gençlik içerisin¬ 
de kadın kimliği silinmeye çalışılır. Genç 
denince akla nedense hep erkek gelir, 
delikanlı denince akla erkek gelir. Genç¬ 
lik kavramı bile cinsiyetçi kılınır. Oysaki 
kadın toplumun kök hücresidir, temeli¬ 
dir, gelişen toplumsal form kadın aklıyla, 
eliyle olur. Bu yüzden sistemin ilk hedefi 
özgür toplumun kök hücresi kadındır. 
Kök hücrenin değişmesi genel dokunun 
da değişmesi, farklı bir kimliğe bürün- 


yVfaer*killiğin oHaya çıkışından bu yana kullanılan 
semboller ile kadınlık özellikle de genç kadınlık yoğun 
ideolojik^ düşünsel bombardıman a l+ınd a tutulur. 


bi ı 


dişine hizmetten başka bir yolu yok¬ 
tur algısı oluşturulur kadında. Bununla 
birlikte sistemin bir diğer saldırı hedefi 
gençliktir. Ana karnında belirlenen cinsi- 
yetçilik düzenleri çocukluk aşamasında 
öğretilmeye başlar ve gençken kullanı¬ 
lan yöntemler daha da çeşitlenir. İnsanın 
gençlik dönemi aynı zamanda özgürlüğe 
en yakın olduğu dönemlerdir, arayışların 
en yoğun olduğu dönemlerdir. Doğru 
bir yön kazanırsa ulaşamayacağı hakikat 
yoktur. Bu gerçeği iyi tahlil eden sistem 
en etkili saldırılarını bu dönemde yapar. 
Gençler aynı zamanda toplumun gelece¬ 
ği olduğu için egemen sistem kendi zih¬ 
niyet argümanları ile gençliğin beynini iyi 
yıkamalıdır. Gençler için kullanılan hayata 
atılma tabiri aslında günümüzde sistemin 
çarklarının arasında sıkıştırılmadır, sistem 
içine çekilmeleridir. Bu yüzden gençlerin 
gençliklerini yaşamalarına izin verilmez, 
hemen büyümeli, olgunlaşmalıdırlar. 

Bu durumun genç kadınlar üzerindeki 
yansımaları daha yoğundur. Hakikati çar- 


mesi demektir. Zamanında yaşamın, top¬ 
lumsallığın kutsallığını ifade eden kadın 
kimliği iktidarcı-hiyerarşik sistemin oluş¬ 
ması için çarpıtılarak, baskı altına alınır ve 
sistem kendine göre bir biçim verir. 

Genç Kadınların Önündeki En Büyük 
Handikap Aile 

Ataerkil aile kurumuna o kadar çok kut¬ 
sallık atfedilir ki, yere göğe sığdırılma¬ 
yan bu kurum aynı zamanda kadınların 
sistem için eğitildikleri, daha doğrusu 
terbiye edildikleri karargahlar gibidir. 
Ataerkilliğin ortaya çıkışından bu yana 
kullanılan semboller ile kadınlık özellik¬ 
le de genç kadınlık yoğun bir ideolojik, 
düşünsel bombardıman altında tutulur. 
Kadın ne kadar çok bu sembollere ka¬ 
narsa, gelecek nesillerin kontrol edilme¬ 
si o kadar rahat olur. Çünkü yeni neslin 
annesi, öğretmeni kadındır. O yüzden 
genç kadınlar hayatın her aşamasında 
belirli kurallar içerisinde tutulmalı, kafası¬ 
nı kaldırmasına fırsat verilmemelidir. Top- 


75 









Sayı 60 2014 

lum da bu şekilde alıştırılır. Kadın olmak 
hele de genç olmak her zaman kötülüğe 
açıkmış gibi bir algı oluşmuştur insanların 
kafasında. Hepimiz biliriz bazı sözleri, ör¬ 
neğin "kızını dövmezsen dizini döversin 
ya da kızını bırakırsan ya davulcuya ya 
da zurnacıya kaçar" gibi. Yani kızını her 
zaman baskı altında tut, kafası çalışmaz 
onun, her an bir hata yapabilir, namu¬ 
sunu beş paralık edebilir, çünkü o zayıf 
tohumdur, günaha, yanlışa meyillidir, o 
yüzden gölgen hep üzerinde olsun, he¬ 
men başı bağlanmalı der bu "atasözleri". 
Aynı zamanda bu gibi durumlar genç 
kadınların hangi geleceğe hazırlandıkla¬ 
rını iyi ifade eder. Egemen erkek aklı için 


KOMÜNAR 

meleri, nasıl konuşmaları, kendilerine 
nasıl biçim vermeleri konularında yoğun 
bir eğitim altındadır. Birçoğumuz evdey¬ 
ken sürekli toplumun bize nasıl bir hanım 
hanımcık kız olmamız gereken nasihatle¬ 
ri ile yaşamışızdır. Birçoğumuzun annesi 
bize defalarca "komşunun kızını görüyor 
musun, ne kadar akıllı, ne kadar terbiyeli, 
evin her işini yapıyor, çeyizini hazırlıyor, 
büyüklerinin karşısında ağzından bir laf 
çıkmıyor" gibi kendilerince doğru nasi¬ 
hatlerde bulunurlar. Elbette bu konuda 
sadece annelerimizi eleştirmiyoruz, çün¬ 
kü onlar da kendi büyüklerinden böyle 
öğrendiler ve bu bir zincirleme olarak 
ilerlemeye devam ediyor. Toplumsal cin- 


CÂenç kadmlar* yıl!arca iyi bir eş, iyi bir anne- olmak 
içirv bazırlarur. Kadın jarklı işlerle de uğraşabilir ama 
neticede bir genç kızın en iyi bilmesi gereken şey ^evinin 
banımı, kocasının eşi, çocuklarının annesi” olmaktır. 


kadın elde edilmesi gereken bir avdır. Bu 
avlama süreci kadın için çocukken başlar 
ve hayatının sonuna kadar devam eder. 
Gençlik aşaması bunun en acımasız süre¬ 
cidir. Geleceği elinden alınır, hayalleri ka¬ 
rartılır, henüz arayış içerisinde olan ruhu 
esaret altına alınır. Her şeyin farkında olan 
ve iyinin cazibesine kapılmaktan vazgeç¬ 
meyen, onarıcı ve iyileştirici masumiyeti 
işe yaramaz, ahmakça denerek yargılanır. 
Genç kadınların sistemin tuzağına düş¬ 
mesi için ne gerekiyorsa fazlasıyla yapılır. 

Ailede, okulda, sokakta, işte yani yaşa¬ 
mın her alanında kadını terbiye etme, bi¬ 
çim verme mekanizmaları oluşturulmuş¬ 
tur. Kadın başını nereye çevirse, yönünü 
nereye yöneltse sistemin sembolleri ile 
karşılaşır. Gözünün başka bir şey görme¬ 
mesi gerekir, kulağı farklı bir şey işitme- 
melidir. Sistem ne diyorsa o kadar bilmeli, 
o kadar anlamalıdır. Düşüncesi sistemin 
izin verdiği bilgilerden oluşmalıdır. Genç 
kızlar nasıl davranmaları, nelerle ilgilen- 


siyetçilik aileyi öyle bir hale getirmiştir ki, 
aile kızını bir köle, elden çıkarılacak bir 
eşya olarak görür. 

Genç kadınlar yıllarca iyi bir eş, iyi bir 
anne olmak için hazırlanır. Kadın farklı iş¬ 
lerle de uğraşabilir ama neticede bir genç 
kızın en iyi bilmesi gereken şey "evinin 
hanımı, kocasının eşi, çocuklarının anne¬ 
si" olmaktır. Çünkü sistemin genç kızlar 
için gelecekteki yaşamları bu semboller 
etrafında şekillenir. Genç bir kadın mut¬ 
laka beyaz atlı prensi ile evlenecek, anne 
olacak, aile kuracaktır. Ama işin özünde 
beyaz atlı prens imgesinin arkasında onu 
bekleyen korkunç bir mavi sakal vardır. 
Onun ruhunu, benliğini, kişiliğini parça¬ 
layan bir mavi sakal. Ve günümüzde mil¬ 
yonlarca genç kadın yaşam enerjisini yi¬ 
tirmiş bir şekilde sistemin acımasızlığına 
kurban edilir. 


76 






KOMÜNAR , 

Kapitalizm Genç Kadınların En Bü¬ 
yük Düşmanı 

Kapitalizmin zihniyet oluşturma argü¬ 
manları yirmi dört saat boyunca toplum 
aleyhine çalışır. Toplumun denetim altı¬ 
na alınmadık bir yanı bırakılmaz. Hayal 
dünyası dahi sistemin kısır döngüsü içi¬ 
ne alınır. Özellikle de genç kadınlar için 
biçimlendirilmiş tozpembe hayaller oluş¬ 
turulur. Sistemin sahte özgürlük anlayışı¬ 
nın damgasını vurduğu insan algısından 
bu hayaller de nasibini alır doğal olarak. 
Hayalinde hep canının istediğini yapmak, 
istediği ilişkiyi yaşamak, pahalı zevklerini 
elde etmek vardır. Buradan dahi kadınla¬ 
rın ne kadar bastırıldıklarını anlayabiliriz. 
O kadar kendine ötekileştirilmiş ki ek¬ 
mek ve sudan daha çok ihtiyacı olduğu 
özgürleşmeyi düşünemez bile. Çünkü 
kendince canının istediğini yaparsa za¬ 
ten özgürdür. Hayallerini süsleyen zengin 
bir yaşam ve yakışıklı bir kocadır. Elbette 
ki sistemiçileştirmenin tek yanı düşünsel 
anlamda değildir. Ekonomik anlamda da 
en çok sömürülen kesim genç kadınlar¬ 
dır. Kadının ekonomik katılım açısından 
belirli bazı alanları vardır, diğer alanlar 
erkek işidir. Bir yönüyle ekonomik olarak 
etkisizleştirilen kadın, bir diğer anlamıyla 
da hem sistemin işçisi hem de işçi doğur¬ 
ma fabrikasıdır. Bununla birlikte pazar 
anlamında da sistemin en temel hedef 
kitlesi genç kadınlardır. 

Genç kadınlar için en büyük mutluluk 
tüketim alanının genişlemesidir. Müthiş 
bir tüketim çılgınlığı oluşturulur. Bu an¬ 
lamda en çok başvurulan yöntem çarpıl¬ 
mış estetik ölçüleridir. Sistemin estetik 
anlayışı erkeğin beğeni ölçülerine göre 
dizayn edilmiştir. Kadın da bu ölçülere 
göre olmalıdır. Estetik sadece biçimle 
bağlantılıdır, o da erkeğin istediği şekilde 
olmalıdır. Burada kadına dayatılan kendi 
doğasından uzaklaşmadır. Çünkü kadın 
doğasına göre olan güzel değildir. Erkeğe 
göre olan güzeldir. Kadının beden ölçüle¬ 
rinden tutalım, konuşma tarzına, hal hare¬ 
ketlerine kadar her şey bu estetik aslında 
estetiksizlik anlayışına göre şekillenir. İşte 
burada moda, kozmetik, reklam devreye 


İdeolojik-Teorik Dergi 


girer. Sistemde en çok para getiren işler¬ 
dir. Yine Türkiye gibi bir toplumda özel¬ 
likle televizyon kanalları yirmi dört saat 
dizilerinden, magazin programlarına, 
yemek tarifi programlarından, reklamla¬ 
ra kadar kadınların kafasında ideal kadın 
tiplemesini oluştururlar. Bu konuda hem 
kullanılan, hem de hitap edilen kadındır. 
Bu şekilde sistem genç kadınları bu yala¬ 
na özendirir, sisteme entegre eder. 

Beraberinde sistemin her türlü yoz ya¬ 
şamı genç kadınları kullanarak geliştirir. 
En somut örnek fuhşun bu kadar yaygın¬ 
laşmasıdır. Bu çirkinliğin ağına düşürülen 
hep genç kadınlardır. Bu dibe vurma nok¬ 
tasıdır. Kadının ruhu, bedeni, hayalleri, 
duyguları tüketilir. Tüketilen kadın ger¬ 
çeğine bırakılan tek yol ise kendi canına 
kıymaktır. 3S'lerin en çok hitap ettiği ke¬ 
sim olan genç kadınlar artık sistemin en 
kırılgan halkası olmuştur. 

Bu şekilde sistem gençliğin anarşist, 
devrimci yönünü kaybettirmek ister. Ya¬ 
şadığı çelişkileri liberalleştirerek içinde 
bulunduğu duruma başkaldırmasına izin 
vermez. Sanal, sahte, yoz yaşama mah¬ 
kum edilen gençliğin sisteme tehdit olan 
yanları törpülenir, radikalliği yumuşatılır. 
Oysaki önceden gençler içerisinde dev¬ 
rimci bir gelenek vardı. Özellikle de dev¬ 
rimin en öncü gücü öğrenci gençlikti. 
Şimdi sisteme en çok entegre edilen öğ¬ 
renci gençlik oluyor. 68'in devrimci genç¬ 
liği dünyayı bir devrim havasına soktu, 
Kürdistan ve Türkiye'de de güçlü gençlik 
hareketleri yaşandı. Bu gerçeği bertaraf 
etmek isteyen sistem 12 Eylül ile yeni bir 
genç kuşak yaratmak istedi ancak istediği 
başarıyı yakalayamadı. Gençliğe olumsuz 
etkileri oldu ancak şu an yine bu coğraf¬ 
yada gençler devrimlere öncülük yapı¬ 
yorlar. Gençlik içerisinde hala büyük bir 
devrimci potansiyel var. 

Tüm bu gerçekler Kürdistan'da çok 
daha ağır bir şekilde yaşanıyor. Özgürlük 
hareketinin açığa çıkardığı değerleri boşa 
çıkarmak için sistem en fazla gençlere el 
atıyor. Aileyi, eğitimi, modern kültürü, 
bilim- tekniği kullanıyor bunun için. Kürt 
gençlerinin köksüz, bilinçsiz, hafızasız 


77 






Sayı 60 2014 

olması için sistemin en büyük araçları 
olan 3 S'ler en çok Kürt gençlerine hitap 
edecek şekilde kullanılıyor. Hem maddi 
hem de manevi anlamda yokluk içinde 
bırakılan gençler ajanlaştırma, fuhuş, 
uyuşturucu kullanımı gibi en yoz yaşam 
biçimlerinin içine çekiliyor. Genç kadınlar 
çok bilinçli bir şekilde erken yaşta evlilik¬ 
lere, töre cinayetlerine kurban ediliyor. Ve 
sonuç olarak yüzlerce kadının intiharları 
ile karşılaşıyoruz. Bütün bunların hepsi 
bir irade kırma politikası olarak devam 
ettiriliyor. Bu politikalara, imha ve asimi¬ 
lasyona karşı verilecek en büyük cevap 
demokratik ulusu hızla inşa etmektir. Kürt 
gençlerinin en büyük görevi demokratik 
ulus inşasıdır. 

Demokratik Ulusun İnşasında En Ör¬ 
gütlü Güç Genç Kadınlar Olmalı 

"Genç bir kız ölü olamaz, dirilişin temsil¬ 
cisi olacak, 

sevgi kaynağı olacak, çekici ve yakıcı 
olacak." 

Genç kızlar, kadınlar öz olarak devrim¬ 
cidirler, çünkü mal-mülk edinmeye ve 
olmaya her zaman tepkileri vardır. En ra¬ 
dikal devrimci güç genç kadın örgütlen¬ 
mesi içinden çıkmaktadır. Gücünü açığa 
çıkarabileceği bir ortamda genç kadınları 
durduracak bir güç olamaz. Bu anlamda 
genç kadınların en başta yapması gere¬ 
ken ideolojik olarak kendini eğitmektir. 
Sistemin kölelik kodlarını kendi kişilikle¬ 
rinde çözümlemek, bu anlamda kendini 
tanımak, sorunlarını tespit etmek, bilinç¬ 
lenmek, kendini eğitmek ve sisteme karşı 
kendini güçlü kılmaktır. Kadınlar cins bi¬ 
linci ve özgürlük bilincini harmanlayarak, 
kendini örgütlü bir güç haline getirerek 
sisteme karşı koyabilirler. Bunun için öz¬ 
gürlük hareketinin birçok ideolojik argü¬ 
manı yine pratik mücadele mirası vardır. 
Genç kadınlar için bu değerlere hem sa¬ 
hip, çıkmak hem de geliştirmek en büyük 
görevdir. Genç kadınların en örgütlü 
olduğu zemin aynı zamanda mücadele¬ 
nin güçlü olduğu zeminlerdir. Önderliğin 
bu konunun nasıl ele alınması gerektiği 
konusunda oldukça somut çözümleme¬ 


KOMÜNAR 

leri vardır; "Özellikle genç kızları, bilinçsiz 
kadınları, köle kadınları kesin geliştirmek 
zorundasınız. Geliştirmeyinceye kadar er¬ 
keklerle ilişkiyi adeta yasaklayın. Yetişme¬ 
yen bir genç kızı, köle bir kadını erkek ege¬ 
menlikli etkilere açık bırakamazsınız. Genç 
kızlar devrim tarafından şekillenmeye en 
müsait özneler durumundadırlar. Devrimci 
değişime en yakın objelersiniz. En iyi şekil 
sizlere verilebilir. Hem kendinizi erkekler¬ 
den daha fazla şekillendirme, hem de kişi¬ 
lik özellikleriniz buna uygundur, içinizden 
çok yaman özgürlük savaşçıları çıkabilir" 
elemektedir. 

Sistem genç kadınları o kadar olumsuz 
etkilemiştir ki ve kadının kendisi de bunu 
o kadar kanıksamıştır ki, doğal olarak 
devrim saflarında da sistemden alınan 
yanlışlar, yanılgılar yaşanabilmektedir. 
Sistemin alışkanlıkları mücadele safları¬ 
na taşınabilmektedir. Bunun aşılması için 
radikal bir kişilik dönüşümü gereklidir, 
kişilik dönüşümünün zemini ise kendini 
ideolojik olarak eğitmek ve güçlenmek 
ile olur. 

Önderliğin kadın hareketinin önüne 
koyduğu kadın ordulaşması, kadın kur¬ 
tuluş ideolojisi ve kopuş teorisi gerçeği 
en başta genç kadınların sistemden kur¬ 
tulmasını ifade eder. Kadın ordulaşması 
eşitsizliğe, köleliğe karşı eşitliğin, özgür¬ 
lüğün mücadelesini veren kadın örgüt¬ 
lenmesini ifade eder. Bunun için hem yaş, 
hem de konum olarak en uygun kesim 
genç kadınlardır. Her anlamda savaşı yük¬ 
seltip bunun öncülüğünü yapma misyo¬ 
nu en başta genç kadına aittir. Kendini ör¬ 
gütlü kılan genç kadın sistem karşısında 
en aktif savaş gücü olabilir. Sisteme karşı 
her anlamda savaş yürütebilir. Demok¬ 
ratik ulusun argümanlarından biri de öz 
savunmadır. Saldırılara en çok maruz ka¬ 
lan kesim olarak genç kadınlar öz savun¬ 
mayı da en bilinçli, örgütlü, sistematik bir 
biçimde, sadece silahlı boyutunu değil 
her yönünü geliştirmelidirler. Sistemin 
asimilasyon, ajanlaştırma, fuhuş, top¬ 
luma inkar ve imha politikalarına karşı, 
gençleri köksüzlüğe götüren uygulama¬ 
larına karşı meşru savunma çerçevesinde 


78 






KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


toplumun her yerinde öz savunma örgüt¬ 
lenmesi oturtulmalıdır. Genç kadınların 
yaşamın her boyutunda öz savunmasını 
geliştirmeleri sistem karşısında donanım¬ 
lı bir güç olmaları demektir. 

Kadın kurtuluş ideolojisinin ilkeleri 
olan yurtseverlik, örgütlülük, irade olma, 
estetik, mücadele gücü haline gelme 
boyutları genç kadın örgütlenmesinin 
de temel ilkeleridir. Sistem Kürt kızlarını 
kendi coğrafyasının değerlerinden 
koparmak, kendi kültüründen, mane¬ 
viyatından uzaklaştırmak, asimile et¬ 
meye çalışıyor. Beraberinde bu durum 
karşısında kadınların bilinçlenmesini, 
örgütlenmesini ve bir irade olarak mü¬ 
cadele etmesini engellemeye çalışıyor. 
Örgütlenerek mücadele gücüne dönüşen 
kadından ziyade her türlü baskıya boyun 
eğen ezik ve donanımsız kadın karakteri¬ 
ni esas alıyor. Bütün bunlarla birlikte ge¬ 
leneksel kadın profili yaratmada en teh¬ 
likeli argümanlardan biri olan sistemin 
estetik anlayışına alternatif, kadın doğası¬ 
nı esas alan, biçime değil öze, düşünceye, 
duyguya, emeğe önem veren bir estetik 
anlayışı olmalıdır Bu ilkeleri yaşamsallaş¬ 
tırmak özgür kadın kimliğine ulaşmaktır. 
Bu ilkeleri yaşamın her yerinde oturtmak 
demokratik ulusu zihniyet olarak da güç¬ 
lü yaşamaktır. 

Kadın kendini sistemin zihniyetinden 
arındırdıkça düşünceleri anlam kazana¬ 
caktır. Yaşamın nasıl olması gerektiğini 
bu şekilde anlayacaktır. Özgür ve iradeli 
birey ve toplum gerçeği verili zihniyet 
kalıplarının yıkılması ile oluşturulmaya 
başlayacaktır. Bu sistemin zihniyetinden, 
erkeğin aklından kopuş demektir. Bunun 
için her yerde güçlü mücadele zeminle¬ 
ri yaratılmalıdır. Genç kadınların olduğu 
her zemin bir mücadele zeminidir. Bu or¬ 
tamlarda her türlü geriliğe karşı mücade¬ 
le edilir. Gençliğin öncüsü olan genç ka¬ 
dınlar örgütlü, savaşçı, direnişçi olmalıdır, 
duygularını dahi bu şekilde örgütlemeli, 
yanlışlara, geriliklere karşı hep radikal bir 
değiştirici güç olmalıdır. Yanlışlara göz 
yummamalı, benzeşmemek, eleştirmeli, 
alternatifi yaratmalıdır. Gençlerin arayış¬ 


larına yön verilmeli, gençler sistemin in¬ 
safına bırakılmamalıdır. Sistemin özellikle 
Kürdistan'daki bütün yoz yaşam mekan¬ 
ları ortadan kaldırılmalı, gençler arasında 
yoz yaşamı geliştirmek isteyen kesimlere 
yaşam zemini bırakılmamalıdır. 

inkar ve imha sistemi Kürt kültürünü, 
dilini, kimliğini, geleneklerini yok 
saymakta, küçük düşürmektedir. Buna 
karşı en büyük cevap genç kadınlardan 
gelmelidir. Bir toplumun kültürünü, dilini, 
geleneklerini, kimliğini en çok yaşayan 
kadınlardır. Kadınlar kendi ulusal özellik¬ 
lerini ne kadar güçlü yaşarlarsa o toplu¬ 
mun da ulusal yanları o kadar gelişkin ve 
zengin olur. Bu anlamda Kürt kültürünü, 
değerlerini geliştirmek, asimilasyonun 
etkisinden kurtarmak için her yerde bu 
konuda kurumlaşmalara, örgütlenmele¬ 
re gidilmeli, halkta kendi kültürüne sahip 
çıkmanın bilinci oluşturulmalıdır. Genç¬ 
leri sistemin kirinden koparmak için her 
yerde gençlik örgütlenmeleri geliştiril¬ 
meli, gençler eğitilmelidir. Özellikle genç 
kadın eğitim akademileri, merkezleri ku¬ 
rulmalıdır. Siyasetten sanata, ekonomiye, 
kültüre, öz savunmaya ve daha bir çok 
demokratik ulus boyutu üzerine gençler 
eğitilmelidir. Bu eğitimler sadece teorik 
boyutta kalmamalı, ilk başta gençlerin 
bakış açısı ve algısında özgür ve irade¬ 
li birey, toplum zihniyeti oluşturulmaya 
çalışılmalıdır. Bu şekilde toplumun kafa¬ 
sındaki asi-avare, başıbozuk, aklı bir karış, 
sorumsuz gençlik algısı da silinecektir. 
Yine genç kadın akademileri kurularak 
genç kadınlar cins bilinci ve kadın özgür¬ 
lüğü konularında eğitilmelidir. 

Her Alanda Demokratik Ulusun Ze¬ 
minini Atmak 

Demokratik ulusun boyutlarının gelişti¬ 
rilmesinde genç kadınların üzerine düşen 
misyon büyüktür. Ekonomiden, siyasete, 
kültüre, sağlığa, diplomasiye kadar her 
çalışmada yer almalı, kendi özgün ör¬ 
gütlülüğünü kurmalı, genel mücadeleye 
ivme kazandırmalı, genç kadın farkını or¬ 
taya çıkarmalıdır. Kadın komünal ekono¬ 
miyi yaratarak, bu alanda da örgütlü güce 


79 







Sayı 60 2014 

dönüşerek sömürü zeminlerini kurutma- 
lıdır. Kadınların emeklerini sömürge ol¬ 
maktan çıkaracakları ekonomik zeminler 
oluşturulmalıdır. Kadın ekonomik anlam¬ 
da erkeğe muhtaç olmaktan kurtarılma¬ 
lıdır. Kooperatif tarzı, alternatif ekonomik 
zeminler, atölye örgütlenmeleri genç 
kadınların girişimleri ile oluşturulabilir. 
Buna en çok ihtiyacı olan kesimdir genç 
kadınlar, kendi emeklerinin satışa sunul¬ 
masına dur demelidirler. Toplumu bu ko¬ 
nuda bilinçlendirmek, örgütlü kılmak için 
sistem dışı mekanlar oluşturulmalıdır. Bu 
anlamda sadece pratik koşuşturan kesim 
olmaktan da çıkmalı, kendi enerjisini, 
akışkan zekasını mücadeleye akıtmalıdır, 
iktidarcı yapılanmalarda yaşlılar söyler, 
gençler yapar. Genç kadınlara ise yapma 
hakkı bile tanınmaz. Oysa demokratik 
ulusun hem bilinç gücü hem de uygu¬ 
layıcı gücü gençlerdir, genç kadınlardır. 
Örgütlü genç kadın hem teorisyen hem 
de pratisyen olacak güce sahiptir. Genç 
kadın örgütlenmesi ne kadar aktifleşir ve 
büyürse demokratik ulus da o kadar sağ¬ 
lam temeller üzerine inşa edilir. 

Siyasal alanda da Kürt kadınlarının 
birçok kazanımı var. Belirleyici bir konu¬ 
mu var. Siyasal alanda da toplumsal po¬ 
litikanın devrimci-dinamik öznesi genç 
kadınlardır. Birçok kadının bu kadar erken 
yaşta siyasete atılması, ilgi göstermesi, 
kendini geliştirmesi önemli bir kazanım. 
Bu toplumu da çok etkilemekte, kadına 
karşı güven oluşturmaktadır. Oysaki sis¬ 
tem ölçülerine göre genç kadınlar hep 
siyaset dışı tutulmuşlardır. İlgisiz kılınmış¬ 
lardır. İlgi alanları farklı yerlere çekilmiştir. 
Gençlik siyasete ne kadar ilgisiz olursa 
devletçi sistem o kadar rahat nefes alır. 
Genç kadınların siyasetle uğraşmamala¬ 
rı gerekir, bir kadın olarak elinin hamuru 
ile ne işi vardır erkek işi olan siyasette? 
Toplumun kafasında ısrarla böyle bir algı 
oluşturulur. Fakat kadın özgürlük hareke¬ 
ti yıllarca sürdürdüğü mücadele ile siya¬ 
set arenasında önemli bir aktör olmuştur. 
Bu durum klasik iktirdarcı siyaset algısını 
aşarak, halkın siyaset yapmaya başlaması 
demektir. Demokratik ulusun en somut 


KOMÜNAR 

örgütlenme biçimi öz yönetimlerdir, de¬ 
mokratik özerkliktir. Bu tarz örgütlenme 
toplumun siyaset yapması, farklı siyasal 
aktörlerin de oluşması demektir. Demok¬ 
ratik ulusun inşası sürecinde kadınlar her 
yerde farklı örgütlenme biçimleri ile alter¬ 
natif siyaseti, kadın eksenli demokratik 
siyaseti geliştirmelidirler. Burada kadın 
siyaset akademilerinin önemi büyüktür, 
genç kadın örgütleri bu misyonu üstle¬ 
nerek kadınların eğitilmesinde, örgütlen¬ 
mesinde, pratikleşmesinde aktifleşmeli- 
dir. 

Siyaset bir dinamizm işidir, bu dina¬ 
mizme, düşüncede yaratıcılığa, iktidarcı 
siyaset anlayışına karşı demokratik siya¬ 
set anlayışını en çok geliştirecek ve sa¬ 
hiplenecek kesimdir genç kadınlar. Roja- 
va devrimi büyük örnektir buna. Aslında 
Rojava devrimini kadın devrimi olarak da 
tanımlayabiliriz. Genç kadınların emeği, 
katılımı öncü konumda olmalarını sağla¬ 
mıştır. Bu gün de savaştan, örgütlenme¬ 
ye, eğitime, sistemin oturtulmasına kadar 
genç kadınlar her yerde ön saflarda yer 
alıyor ve bu durum aktif bir mücadele so¬ 
nucu kadın devriminin gerçekleşeceğini 
gösteriyor. 

Jineoloji Genç Kadın Örgütlenmesin¬ 
de Büyük Bir Yere Sahip 

Toplumsal cinsiyetçiliğin uygulamaları¬ 
na en çok maruz kalan kesim genç kadın¬ 
lar olduğu için alternatif olarak jineolojiyi 
en çok kurumsallaştırması gereken de 
genç kadınlardır. Jineoloji genç kadınla¬ 
rın yaşadığı bütün sorunlara çözüm üre¬ 
tebilecek bir alandır. Jineoloji açısından 
genç kadın kimliği özenle ele alınması 
gereken ve yeniden tanımlanması 
gereken bir husustur. Akademik anlam¬ 
da çok geniş ve kapsamlı bir çalışma 
yürütülmeli ve bu toplumsallaşmalıdır. 
Sistemin bilim kurumlan olan eğitim 
mekanları özellikle de üniversiteler aynı 
zamanda en cinsiyetçi kurumlardır. Mil¬ 
yonlara genç kadın bu kurumlarda bilim¬ 
ciliğin referans gösterdiği bakış açısı ile 
eğitilmektedir. Genç kadınlar bu konu¬ 
daki düşünsel istismara karşı koymak açı- 


80 




KOMÜNÂR , 

sından jineoloji kapsamında kendi eğitim 
alanlarını oluşturmalı, bilimciliği aşan, 
kadın özgürlüğünü esas alan toplumsal 
bir bilim anlayışı konusunda her zaman 
bir arayış, tartışma, pratikleştirme çabası 
içerisinde olmalıdır. Bilgiye ilk ulaşan 
genç kadının merakı, çabası, toplum için 
gerekirse kendini feda etme kararlılığıydı, 
şimdi de genç kadınlar jineoloji ile yeni¬ 
den bilime, bilmeye kadın bakış açısını 
oturtmalı. Sistemin verili kadın tanımla¬ 
masına karşı olarak genç kadınlar kadın 
doğasının yeniden tanımlanmasından 
sorumludur. Klasik kadın tanımlaması er¬ 
keğin bakış açısına göre yapılmıştır. Kadı¬ 
nı erkek tanımlamıştır. Kadın ancak kendi 
kendini tanımlayarak, bu düşünce gücü¬ 
ne ulaşarak bu duruma bir son verebilir. 
Bu da en çok jineolojinin geliştirilmesi ile 
mümkün olacaktır. Sistem tarafından de¬ 
jenere edilen kadının akışkan enerjisi, ruh 
dünyası bu şekilde yeniden hakikatle bu¬ 
laşabilir. Jineoloji ekseninde ilk yapılması 
gereken kadını, kadın doğasını, varlığını 
tanımlamaktır, kadın tarihini resmi tari¬ 
hin bakış açısından uzak bir şekilde ele al¬ 
maktır. Gençliğin dinamizmi, yaratıcılığı, 
araştırma merakı, yeniyi yaratma istemi 
ile şekillenecek olan bir jineoloji demok¬ 
ratik ulus inşasında oldukça önemli bir 
yere sahiptir. 

Sistemin Kölelik Sembollerine Karşı 
Kadınlar Kendi Özgürlük Sembolleri¬ 
ni Yaratıyorlar Demokratik ulusun kav- 
ramsal-kuramsal ve pratik çerçevesi ön¬ 
derliğimiz tarafından ortaya konmuştur. 
Demokratik ulus halkların, kültürlerin, 
toplumların, kadınların, gençlerin inşa 
edeceği bir sistemdir. Demokratik ulus 
bir kadın sistemidir. Çünkü demokrasi 
kavram olarak da kadın özünü içeren bir 
gerçektir. Bin yıllar öncesinin özgür, de¬ 
mokratik, ahlaki ve politik toplum formu 
yeniden güncelleniyor. En çok baskıya 
maruz kalan kesim olan genç kadınlar 
demokratik ulusun inşasında öncü ol¬ 
malılar. Nasıl ki sistem ilk hırsızlığını genç 
kadının toplumsal yaratımları üzerinden 
yapmışsa, çalınan değerlerin geri alınma¬ 


İdeolojik-Teorik Dergi 

sının mücadelesini veren ve her zaman 
verecek olan genç kadınlardır. 

Özgür kadın hareketi bu mücadeleye 
genç başladı ve hala genç olarak devam 
ediyor. Buna en güzel örnek heval Sara 
oluyor. Heval Sara çok genç yaşlarında 
hem kadın olmanın hem de genç olma¬ 
nın verdiği arayışlar ile mücadele safla¬ 
rına katıldı. Yaşadığı müddet içerisinde 
aynı heyecan, coşku, kararlılık ve bağlılık 
ile mücadelesine devam etti. Sistemin 
kendine göre biçimlendirdiği sembolleri 
biliyoruz. Bu kölelik sembollerine karşı 
olarak özgürlük hareketi de özgür kadın 
sembollerini yarattı. Binlerce şehit kadın 
yoldaşımız buna örnektir, heval Sara, he¬ 
val Zilan, Heval Beritan, Heval Sema buna 
örnektir. Kürt kızlarının kendilerine örnek 
alarak yollarına devam etmelerini sağla¬ 
yacak olanlar kahramanlaşan şehit yol- 
daşlarımızdır. Genç kadın kimliği, kişiliği 
bu zemin üzerine oturtularak gelişecek, 
derinleşecektir. Özgürleşme konusunda 
en büyük potansiyele sahip kesim genç 
kadınlardır. Özgürlük hareketi sistemin 
tuzaklarını bertaraf ederek, özgürlüğü 
amaçlayan ve bunun için mücadele eden 
kadın kişiliğini yaratmıştır. Genç kadınlar 
sistemin malı, mülkü olmaktan çıkmış, 
bir halkın, bir ulusun değerleri olmuştur. 
Demokratik ulusun inşası ile genç ka¬ 
dınlar bin yıllar öncesinin özgürlük sem¬ 
bolü olan kutsal tanrıça özünü çağımıza 
taşıyacaktır. 


Kaynakça 

Abdullah Öcalan- Eşitliğe Ve Özgür¬ 
lüğe Yürüyüş (Kadın Ordulaşması Üze¬ 
rine) 


81 








Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


GENÇLİK NA5IL DİRENMELİ 


Öncelikle kültürün genel bir tanımıyla 
başlamak yararlı olabilir. Çok çeşitli ta¬ 
nımlar yapılmaktadır. İnsanın kendisin¬ 
den doğaya kattığı her şey kültür olarak 
tanımlanmaktadır. Çokça dillendirilen 
bu tanımın önemli bir eksikliği vardır. 
İnsanın doğadan almadan, direkt ken¬ 
disinden doğaya kattığı ne olduğu so¬ 
rulabilir. "Metafizik" dışında verilecek bir 
yanıt yoktur. Almadan vermek doğaya 
özgüdür, insan her şeyini doğadan alır, 
soyutlama gücüyle yoğurur, yeniden ve 
sentezleyerek doğaya geri verir. 

Bu işin teorisi ile uğraşanların yüzün 
üzerinde kültür tanımı yapmış olmalarına 
rağmen, halen de "tamam, bu tanım 
kültürü tam olarak ifade ediyor!" 
diyebileceğimiz bir tanım geliştirilebilmiş 
değildir. Kuşkusuz yapılan tanımların 
hemen hepsi belli yönleriyle kültürü ifa¬ 
de ederler. Buna karşın en geniş ve özü 
en iyi ifade eden tanım Önder APO'nun 
geliştirmiş olduğu tanımdır: 

"Kültürü insan toplumunun tarihsel sü¬ 
reç içinde oluşturduğu tüm yapısallıklar 
ve anlamlılıklar bütünü olarak genel bir 
tanıma kavuşturabiliriz. Yapısallıkları dö¬ 
nüşüme açık kurumların bütünü, anlam¬ 
lılıkları ise dönüşen kurumların zenginle¬ 
şen ve çeşitlenen eşgüdümlü anlamlılık 


düzeyi veya içeriği olarak tanımlamak 
mümkündür... 

Kültürün dar anlamda tanımı da ol¬ 
dukça sık kullanılmaktadır. Burada kültür 
daha çok anlam, içerik, yapının yasası ve 
canlılığı olarak belirlenmeye çalışılmakta¬ 
dır. Toplum söz konusu olduğunda, dar 
anlamda kültürü toplumun anlam dün¬ 
yası, ahlâk yasası, zihniyeti, sanatı ve bili¬ 
mi olarak tanımlıyoruz. Politik, ekonomik 
ve sosyal kurumlar bu dar anlamla bütün¬ 
leştirilerek geniş anlamda genel kültür ta¬ 
nımına geçilir..." 

insan salt maddi bir varlık değil, manevi 
yanı başat olan bir varlıktır. Bilebildiğimiz 
kadarıyla doğada insan dışında anlamlılık 
diye bir arayış ya da kavramlaşma yoktur. 
Buna ihtiyaç duyulduğunu da sanmıyo¬ 
ruz. Yine bilinebildiği kadarıyla, mikro 
kozmos olarak insanın yaşadığı, duyum¬ 
sadığı, gördüğü ve duyduğu her şeyi an¬ 
lamlandırmak, anlamla zenginleştirmek 
ve güzelleştirmek gücünü gösteren tek 
varlık olduğu sanılmaktadır. Bu çerçeve¬ 
de anlamlılık insanda gerçekleşmekte, 
insanla mümkün olabilmektedir. 

Kültürü insan yaratımı, toplumsallaşmış 
insan emeğinin yaratımı olarak değer¬ 
lendirmek yanlış olmayacaktır. Yapısallık¬ 
lar toplum yaşamını mümkün kılan tüm 


82 




KOMÜNAR , 

sosyal, siyasal, ekonomik, etnik, dinsel vb. 
kurumlaşmalar bütünüdür. Bu yapısallık¬ 
ları içeriksiz, maneviyatsız yani metafi¬ 
ziksiz olarak düşünmek mümkün değil¬ 
dir. Yapısallıklara ruh katan, anlam veren 
inanç, sanat, estetik vb. metafizik olgular 
da anlamlılıklar bütünü olarak tanımla¬ 
nabilir. Dolayısıyla kültür ne tek başına 
yapısallıklar, yani kurumlaşmalar; ne de 
tek başına anlamlılıklar, yani içerik, inanç, 
sanat, estetik vb. olarak tanımlanabilir. 
Biri olmadan diğerinin anlam bulması, 
dahası oluşması bile mümkün görülme¬ 
mektedir. Anlamlılığını yitirmiş kurum- 
sallıklar başkalarının üzerinde istedikleri 
gibi tasarrufta bulanacakları nesneler yı- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


rel -kültürsüzlük demek daha doğru ola¬ 
bilir-formasyonla arasındaki ayırımı kalın 
çizgilerle netleştirmesi, farkını toplumsal 
direnişle yarattığı yeni kültürel formas¬ 
yonla belirginleştirmesi zorunludur. Bu 
yolla ancak o toplum, o ideolojik grup ya 
da çıkış kendisine ait bir toplumsal kişilik 
ve kimlik haline gelebilir. Aksi halde id¬ 
diası ne denli büyük ve güçlü olursa ol¬ 
sun, var olana eklemlenmekten, hatta var 
olan tarafından yutulmaktan kurtulamaz. 
Kültürü toplumların varlık koşulu olarak 
değerlendirirsek -ki öyledir-, kendisi 
olmanın, bu anlamda toplumsal varlık 
olmanın yolu kendine özgü bir kişilik ve 
kimlik yaratmaktan, yani kendi kültürleş- 


Kül+üm iop\L\m\av‘\n varlık koşulu olarak değerlendirirsek 
-ki öyledir-, kendisi o\mcxv\\n / ku anlamda toplumsal 
varlık olmanın yolu kendine özgü kir kişilik ve kimlik 
yaratmaktan, yani kendi kültürleşmesini sağlamaktan 

g eçmekted i r. 


ğını olarak değerlendirilebilir. Yapısallık 
kazanamamış anlamlılıklar da toplumsal 
tarihte çokça görülen güzel düşünceler 
yığını olmaktan kurtulamazlar. 

Kültür için yapılan tanımların çokluğu, 
farklı toplumsal grupların kültürü kendi 
çıkarlarına uygun olarak tanımladıkları 
anlamına gelir, işin özüne bakıldığında 
halkların-toplumların yaşam tarzını, var¬ 
lıklarını devam ettirmelerini, yenileme¬ 
lerini, geliştirmelerini sağlayan kültür ile 
buna karşıtlık temelinde oluşan egemen 
sistemi meşrulaştıran, güçlendiren ve 
yeniden üretilmesini sağlayan kültür ola¬ 
rak iki ana başlık altında toplamak müm¬ 
kündür. 

Bu genel çerçeveden değerlendiril¬ 
diğinde ise, herhangi bir toplumun, bir 
ideolojik grubun ya da alternatif bir çıkı¬ 
şın varlığını devam ettirebilmesi, kendini 
topluma mal etmesi ve başarılı olabilmesi 
için yeni bir gelenekler bütünü yaratması, 
kendini toplumsal bir kültüre dönüştür¬ 
mesi gerekir. Reddedilen hastalıklı kültü- 


mesini sağlamaktan geçmektedir. 

Kapitalizm Kültür Karşıtlığıdır 

Toplumsallaşma ile kültürleşme olmaz¬ 
sa olmaz biçimde birbirine bağlıdır. Biri 
olmadan diğerinin varlığından söz edile¬ 
mez. Toplumsallıktan kopuk, toplumsal¬ 
lığa karşıt bir kültürden, kültürleşmeden 
söz edilemez. İnsan toplumunun tarih 
boyunca oluşturduğu yapısallıklar ve 
anlamlılıklar bütünü olarak tanımlanan 
kültür, aynı zamanda toplum, toplumsallık 
tanımıyla da eşanlamlıdır. Toplum, 
bireylerin rastgele bir araya gelişleriyle 
oluşan matematiksel bir toplam ya da 
yığın; toplumsallaşma da bir yığınlaşma 
değildir. Bir anavatan üzerinde yaşanan 
ortak tarihi süreç içinde oluşan ve kül¬ 
türel birlikte ifadesini bulan ruhsal şekil¬ 
lenme (ortak sevinç ve üzüntüleri) birliği, 
yani benzer zihinsel formasyonları olan 
insan kümeleri toplum olarak anlamlan- 
dırılmaktadır. Yani toplum ve kültür ortak 
bir mekân ve zamanın ürünüdür. 


83 






Sayı 60 2014 

Kapitalizm ise hegemonik iktidar siste¬ 
mini korumak ve yaygınlaştırabilmek için 
toplumu atomlarına kadar parçalamak, 
dağıtmak zorundadır. Başka türlü hege¬ 
monik egemenliğini sürdürmesi müm¬ 
kün değildir. Toplumu parçalamak, da¬ 
ğıtmak için her yol ve yöntemi geliştiren 
kapitalist modernite, tam bir toplum kar¬ 
şıtlığıdır. Temel mayası olan ahlaki ve po¬ 
litik dokusu yok edilmeden hiçbir toplum 
uzun süre egemenlik altında tutulamaz. 
Kapitalizm isetümtoplumsalyaşamın her 
anı ve alanını işgal ettiği hukukuyla ahla¬ 
ki dokusunu, özyönetim hak ve mekaniz¬ 
malarını gasp ederek politik dokusunu, 
maddi ve manevi üretimden kopararak 
toplumun ekonomik dokusunu yok 
etmeye çalışır. Dolayısıyla tam bir toplum 
karşıtlığı sistemi, toplumkırım sistemidir. 

Kapitalizm Bu işlevlerini yerine geti¬ 
rebilmek için toplumun sırtına yükledi¬ 
ği bir kambur olarak orta sınıfı, sivil ve 
askeri bürokrasisi, mahkemeleri, ceza¬ 
evleri, okulları, üniversiteleri, özel savaş 
merkezleri ve ideolojik hegemonya aracı 
medyası ve popüler kültür endüstrisiyle 
topluma karşı tam bir savaş mekanizması 
olarak örgütlenmiştir. Bu sistemin koçba¬ 
şı ulus devletin "modern Leviathan" ola¬ 
rak adlandırılması da bu niteliklerinden 
ötürüdür. 

Kapitalizmin toplum karşıtlığı, esas ola¬ 
rak ulus devlet ve endüstriyalizmle birlik¬ 
te kültür karşıtlığı biçiminde somutlaş¬ 
maktadır. Kapitalist özel savaş merkezleri 
kapitalizmin toplum ve kültür karşıtlığını 
gizleyebilmek için "kapitalist toplum, 
kapitalist kültür" kavramlarını bilerek ve 
isteyerek kullanmaktadırlar. Bu tam bir 
çarpıtmadır. Kapitalizm toplum değil top¬ 
lum karşıtlığı olduğu oranda kültür değil 
kültür karşıtlığıdır da. 

Sınıflı, Devletli uygarlığın doğuşundan 
günümüze kadar toplum ile egemen¬ 
ler arasında ideolojik, politik ve kültürel 
mücadele kesintisiz bir biçimde süre¬ 
gelmiştir. Bu mücadelenin toplumsal 
kültür aleyhine en çok derinleştiği süreç 
kapitalist modernite sürecidir. Kapitalist 
modernitenin büyümesi, derinleşmesi 


KOMÜNAR 

ve yaygınlaşmasıyla birlikte sermaye ve 
iktidar tekelleri çeşitli araç ve biçimlerde 
kültürü de hakimiyetleri altına alarak üre¬ 
timini, içeriğini, ifade biçimi ve rollerini 
de değiştirmişlerdir. Kapitalist moderni¬ 
te, toplumun kültürel üretim yeteneği ve 
yöntemlerini gasp ederek yerine merkezi, 
tekelleşmiş ve endüstrileştirilmiş üretim 
yöntemlerini geçirmiş; içeriğine bireyci¬ 
lik, bencillik, tüketicilik, belleksizlik, haz¬ 
cılık ve eğlence ile zaman öldürmeyi ye¬ 
direrek kendisini hâkim kılmıştır. Devasa 
ölçeklerde gelişen kitle iletişim araçları 
ve medya da bu kültürün üretildiği ve pa- 
zarlandığı temel alan haline getirilmiştir. 
Başta küresel medya tekelleri olmak üze¬ 
re kültür endüstrisini oluşturan tekeller 
'halk adına halk için' kültürün -kültürsüz¬ 
lüğün- üreticisi haline gelmişlerdir. 

Toplum ve kültür karşıtı bu yönelimle¬ 
rin temelinde toplumların, halkların ken¬ 
di kültürlerini oluşturması ve sürdürmesi 
yeteneği, hak ve görevinin gasp edilme¬ 
si vardır. Beğeni ve tercihleri, kabul ve 
ret, güzel ve çirkin, iyi ve kötü ölçülerini 
üretme olanakları toplumların elinden 
alınmaktadır. Bunun yerini önce ulus- 
devletler, sonra uluslararası ve giderek 
uluslar üstü tekellerin geliştirdikleri öl¬ 
çüler almaktadır. Beğeniler ve tercihler 
bunların biçimlendirdiği kültüre ve onun 
ürünlerine odaklandırıl maktadır. Toplum¬ 
lar artık kültür üreten konumundan çıka¬ 
rılmakta, kültür satın alan ve tüketen bir 
konuma itilmektedir. Satın alınan "kültür" 
ise, kültür endüstrisi tarafından sistemin 
mantığına ve çıkarına göre tasarlanarak 
üretilen; yani, sistemin her gün, her saat 
kendisini yeniden ürettiği kültür-siz bunu 
kültürsüzlük olarak okuyun- olmaktadır. 

Popüler Kültür Toplumların Varlık 
Koşullarına Saldırıdır 

Büyük toplumsal yarılmanın en açık 
göstergesi olarak yaşanan devletli sis¬ 
tem ve onun kültürü ile onunla mücadele 
içinde olan toplumun komünal demok¬ 
ratik kültürü çatışması kapitalist moder- 
niteye kadar belli bir denge içinde süre¬ 
gelmiştir. Sınıflı, devletli, hegemonik ve 


84 




komümE .ı 

cinsiyetçi uygarlığın kapitalist modernite 
aşamasında kültürel parçalanma ve çatış¬ 
ma, toplum aleyhine toplumkırım düze¬ 
yine varmıştır. Artık toplumun tümünün 
ortak malı olan bir kültürden söz etmek 
mümkün değildir. Kapitalist modernite 
koşullarında toplumun ahlaki-politik do¬ 
kusu ve ekonomik yapısına karşı gelişti¬ 
rilen saldırı, giderek toplumun tüm kut¬ 
sallıklarını kapsamına alarak genişlemiş, 
toplumkırım boyutlarına ulaştırılmıştır. 
Burada artık toplumdan çok toplum ol¬ 
maktan çıkış söz konusudur. Bu amacı 
gerçekleştirmede kapitalizmin başvur¬ 
duğu araçların başında ise popüler kültür 
gelmektedir. 

Kendi kültürünü üretme ve yeniden 
üretme -güncelleme- olanakları gasp 
edilen toplumun toplum olma özelliği 
ortadan kaldırılmış demektir. Bu duruma 
düşürülmüş toplumlar 'kitle toplumu' 
'yığın' ya da 'sürü toplum' kavramları ile 
tanımlanmaktadır. Yaşam tarzı demek 
olan kültürünü üretme yeteneği ve gücü 
egemenler tarafından gasp edilerek yok 
edilmiş, kar ve iktidar amacıyla yeniden 
üretilen kültürün tüketicisi haline getiril¬ 
miş toplumu anlatan bu kavramlar daha 
da çoğaltılabilir. Ama işin özü kendisi ol¬ 
maktan, toplumsallıktan çıkma durumu¬ 
dur. Popüler kültür kavramı da toplum 
olmaktan çıkmış bu kitleye pazarlanan 
kültürü anlatmaktadır. 

Kapitalist modernist sistemde tüm 
maddi ve manevi değerler pazara sürü¬ 
lerek meta haline getirilir. Bu değerler ne 
denli hızlı tüketilirse kâr, sermaye ve ikti¬ 
dar olanakları da o kadar büyür. Bu yüz¬ 
den tüketimin hızlandırılması ve yoğun¬ 
laştırılması zorunludur. Hiç gerekmediği 
halde bir malı zorunlu ihtiyaç gibi gös¬ 
termek sistemin, kapitalist pazarlamacı¬ 
lığın temel üstünlüklerindendir. Tüketim 
olmadan sistemin yaşaması mümkün 
değildir. Bu özelliklere sahip sistemin 
kültüre ve kültürel ürünlere yaklaşımı da 
kültürü özünden ve içeriğinden boşalt¬ 
mak ve sistemin meşruiyetini sağlama 
aracı haline getirmek temelinde olacaktır. 

Kültürün ve kültürel ürünlerin temel 


İdeolojik-Teorik Dergi 


özelliği kalıcılıktır. Bir özelliğin kültürleş¬ 
mesi toplumsallaşması ile mümkündür. 
Bu da kalıcılığı gerektirir. Kültürel ürünler 
ve bunlar üzerinden taşırılan toplumsal 
değerler kalıcı olduğundan, tüketimi çok 
zaman alır. Bu da azami kâr ve iktidarın 
azalması demektir. Kapitalizm sürekli ve 
daha çok tükettirerek biriktirmek man¬ 
tığı üzerine inşa edildiği için kalıcılığa 
düşmandır. Kalıcı olması gereken tek top¬ 
lumsal faaliyet tüketmek, tüketmek ve 
yine tüketmektir. Bu nedenle de her şeyi, 
her değeri mümkün olan en kısa sürede 
ve azami miktarda tükettirmektir. 

Kültürel değerler toplumsal emeğin 
sonucu olduğundan toplum tarafından 
titizlikle korunur. Kapitalist modernist 
sistemin oluşum mantığında ise başta 
kültür olmak üzere tüm maddi ve manevi 
değerlerin ayrım yapılmadan pazara sü¬ 
rütebilmesi, yani metalaştırılması vardır. 
Bunun için de toplumun kendi emeği¬ 
ne ve emeğinin sonucu olarak yarattığı 
değerlere yabancılaşması, bu değerle¬ 
rin "satılabilir" olduğu düşüncesine ikna 
edilmesi gerekir. Bunun da adı toplum 
olmaktan çıkmaktır. Üretimden kopana, 
ürettiğine yabancılaşana toplum demek 
zorlama olur. Toplum üretmek, yeni de¬ 
ğerler yaratmak temelinde işleyen canlı 
bir organizmadır. Bu organizma ihtiyaç¬ 
tan fazlasını üreten bir özelliğe sahiptir. 
Kültürleşme de bu özellikte gerçekleş¬ 
mektedir. Toplumsal üretim fazlalığı 
eşitsizliği ve sömürüyü değil, toplumsal 
zenginliği artırır. Kapitalistler ise toplum¬ 
sallığı dağıtabildiği oranda her değeri 
alım satım konusu yapabileceklerini, top¬ 
lumsal işleyişi tüketim lehine çevirerek 
sonuç alabileceklerini deneyimleriyle iyi 
bilmektedirler. 

Kapitalist sistem açısından alım-satım 
esas olduğu için tüm değerlerin pazara 
sürütecek, alınıp satılacak derekeye düşü¬ 
rülmesi; bunu için de tüm kutsallığından, 
maneviyatından soyundurulması zorun¬ 
ludur. Kutsal ve değerli olan şey alınıp 
satılamayacağına göre yapılması gereken 
onu insan bilincinde değersizleştirmektir. 

Kapitalist pazarlamacılık, kültürü 


85 








komOnar 


Sayı 60 2014 

popülerleştirerek satma konusunda uz¬ 
manlaşmıştır. Kültürel değerler tüm in¬ 
sanlığa ait oldukları için, satışa sürüldü¬ 
ğünde tüm insanlığın da hedef alıcı kitlesi 
olması doğaldır. Kültür insanı manevi ola¬ 
rak beslediğinden pazara sürüldüğünde 
alıcısı bol olur.Toplumsal kültürün, kültü¬ 
rel değerlerin tüm insanlığın malı olması 
ile insanı manevi yönden besleme özel¬ 
likleri sistem tarafından istismar edilerek 
pazara düşürülür. Yani popüler kültür 
haline getirilir. "Toplum toptan metalaş- 
maktadır. Alım satım konusu olmayan 
hiçbir değer kalmamıştır. Kutsallık, tarih, 
kültür, doğa, her şey metalaşıyor. Bu ger- 

Popüler* 

kelimesinden gelin \^an\ 
keme ke+le 
som sorulabilir*, 
binlerce 
sevinçleri 


kapitalist hegemonik sistemin, kapitalist 
modernitenin kendisini üretmesine ve 
egemen kılmasına hizmet eden, pazara 
düşürülmüş kültürsüzlüktür söz konusu 
olan. Yani geniş kitlelerin tükettiği kültür¬ 
dür. 

Bu çerçevede bozulmaya uğratılmamış, 
içeriği ve biçimiyle oynanmamış hiçbir 
toplumsal-kültürel değer bırakılmamış¬ 
tır. Popüler kültür kapitalist modernist 
sistemin, onun sanat ve medya sektörü, 
ideolojik kurumlan, düşünce kuruluşları, 
algı oluşturma ve yönetme ile özel savaş 
merkezleri tarafından sermaye ve ikti¬ 
dar tekellerinin zihni, duygusal ve sosyal 


kül+ür* kavrammm kökü 1-^eople (kalk) 

ka Ik kü Itürn demektir*. Sur*adan 
kalk kültümuÜKv uesiue kar*şı çıkılıyok*?^ gibi bir 
Burada sözü edileu ^kültür*^ top!um!ar*ı 
yıllık tar*iki sür*eç içiude büyük emekle, acı!ar*ı, 
2 or*luklar*ı ve boşluklarıyla oluşturdukları 
toplumsal kültür değildir. 


n 


çeklik de toplumsal kanserleşmedir ve 
kaosa götürür." 

Tam da bu nedenlerle kapitalist moder- 
nite sürecinde toplumdan çok yığından, 
toplumsallaşmaktan çok kitleleşmekten- 
yığınlaşmak- söz edilmektedir. Yığın ise 
kendisi için maddi ve manevi üretim ya¬ 
pamayan tüketici toplum demektir. 

Popüler kültür kavramının kökü People 
(halk) kelimesinden gelir. Yani halk kül¬ 
türü demektir. Buradan hareketle "halk 
kültürünün nesine karşı çıkılıyor?"gibi bir 
soru sorulabilir. Burada sözü edilen "kül¬ 
tür" toplumların binlerce yıllık tarihi süreç 
içinde büyük emekle, acıları, sevinçleri, 
zorlukları ve hoşluklarıyla oluşturdukları 
toplumsal kültür değildir. Toplumun ken¬ 
disini yeniden üretmesini, bu anlamda 
sürekliliğini sağlayan otantik kültür de¬ 
ğil söz konusu olan. Tersine, bu kültüre 
düşmanlık temelinde gelişerek onu içe¬ 
riğinden, toplumsallığından boşaltarak 


ölçülerini hâkim kılmak üzere üretilen 
kültürdür. Dolayısıyla halkla, toplumla va- 
roluşsal bir bağı kalmamıştır. 

Halk kültürü yerelliğini, özgünlüğünü, 
otantikliğini koruduğu ölçüde halkın ola¬ 
rak kalmaktadır. Popüler kültür ise "kültür 
endüstrisi tarafından üretilen ürünlerin 
yaygın kullanımı"anlamına gelmekte; do¬ 
layısıyla, kapitalist modernitenin iktidar 
ve pazarının bir parçası haline getirilmiş 
olup ona hizmet etmektedir. Popüler kül¬ 
tür kavramı modernite tarafından dönü¬ 
şüme, bozunuma uğratılmıştır. Böylece 
halk kültürü demek olan popüler kültür 
kavramı ait olduğu toplumdan gasp edi¬ 
lerek, kâr ve iktidar amacıyla üretilen ve 
satılan bir metaya dönüştürülmüştür. Po¬ 
püler kültür esas olarak egemen sistemin 
kendini yeniden üretmesi amacıyla üreti¬ 
len kültür olmaktadır. 

Popüler kültür sermaye tekellerinin 
azami kâr elde etmek ve pazarını geniş- 


86 








KOMÜNÂR , 

letmek, ideolojik olarak da toplum üze¬ 
rinde egemenliğini yeniden inşa etmek, 
yeniden kurgulamak amacıyla sürdür¬ 
düğü planlı çabaların ürünü olarak orta¬ 
ya çıkmaktadır. Bu amaç için son dere¬ 
ce güçlü mekanizmalar oluşturmuştur. 
Popüler kültür oldukça kârlı bir sektör 
ve sistemin ayakta kalmasında etkili bir 
araçtır. Bu sektörle sistemin zihniyet ve 
duygu dünyası, davranış ve ilişki kalıpları, 
algı ve algı yönetimi her gün, her saat ye¬ 
niden üretilmektedir. Bireycilik, bencillik, 
rekabet, karamsarlık, belleksizlik, kader¬ 
cilik, hazcılık ve cinsiyetçilik gibi sağlıklı 
toplumsallığı kemiren kişilik özellikleri 
ve davranış kalıpları yeniden ve yeniden 
üretilmektedir. Toplumun ahlaki ve poli¬ 
tik özden soyutlanması, sistemin zihinsel 
kalıplarına hapsedilmesi en çok da popü¬ 
ler kültür üzerinden gerçekleştirilmekte- 
dir. 

Kültürün endüstriyel üretimi olanakları 
ve çağdaş kitle iletişim araçları kullanıla¬ 
rak yerel kültürler işgal edilmiş, saflığı bo¬ 
zulmuş, özünden uzaklaştırılmıştır. Halk¬ 
ların yaşamıyla bütünleşmiş maddi ve 
manevi kültür değerleri ya ortadan kal¬ 
dırılmış, ya ilkellik ve gerilikle suçlanarak 
marjinal duruma düşürülmüş ya da ser¬ 
mayenin çıkarına göre yeniden biçimlen¬ 
dirilmiştir. Halk oyunlarının modern dans 
haline getirilmesi, Semah'ın türkü bar ve 
TV'lerde gösteriye dönüştürülmesi, tür¬ 
külerin aranje edilerek poplaştırılması, 
bakkalın süpermarket, berberin kuaför 
olması gibi öz nitelikleri bozularak top¬ 
luma yabancı üretim ve topluma yabancı 
ürün haline getirilmiştir. 

Bir anlamda popüler kültür parayla sa¬ 
tın alınan paketlenmiş kültür oluyor. Bu 
nedenle bir paket çerez ya da bir şişe 
meyve suyundan farkı yoktur. Parasını ve¬ 
rerek alabildiği kadarıyla tüketicinin malı¬ 
dır. Toplumun kültür üzerinde daha fazla 
bir sahipliği yoktur. Hâkim olan eğlence, 
kullanma ve tüketmedir. Yani toplumsal¬ 
lığın üretildiği en temel alan olarak kültür, 
toplumun tükettiği ve tüketildiği bir alan 
haline getirilmiş bulunmaktadır. 

Her malın, her yayın organı ya da her 


İdeolojik-Teorik Dergi 


düşüncenin farklı bir hedef kitlesi, etki¬ 
lemeyi amaçladığı bir toplumsal kesim 
vardır. Popüler kültürle yaşamın her anı 
ve alanı doldurulduğundan toplumun 
tümü hedeflenmekte ve toplum kitleleş- 
tirilmektedir. Popüler kültür sayesinde 
kapitalist modernitenin saldırılarından 
azade hiçbir toplumsal kesim ya da bi¬ 
rey bırakılmamaktadır. Tam bir tüketim 
çılgınlığı geliştirilerek toplumlar sürüleş- 
tirilmeye çalışılmaktadır. Toplumun en 
dinamik, yeniliklere açık ve haksızlıklara 
karşı isyan yeteneğine sahip kesimi genç¬ 
ler olduğundan, bu saldırıların en güzide 
hedef kitlesi ve kurbanları ise gençler ol¬ 
maktadır. 

Popüler Kültür Saldırılarına Karşı 
Gençlik Nasıl Direnmeli? 

Kürdistan ve Kürt halkı üzerinde dün¬ 
yada eşi olmayan bir kültürel soykırım 
(özellikle de 13 Şubat 1925'ten bu yana) 
yürütülmektedir. En tehlikeli biçim¬ 
de, kültürkırım düzeyinde yozlaştırma 
geliştirilmektedir. En önemlisi de Kür¬ 
distan gençliği bu büyük yozlaştırma 
harekâtının boy hedefi durumundadır. 
Kürdistan tarihsel toplumsal kültüründe 
rastlanmayan düzeyde anavatandan ka¬ 
çış, sömürgeci egemenlerin diline sevda¬ 
lanma, ulusal-toplumsal kimliğini inkâr, 
uyuşturucu kullanımı, fuhuş, kumar, ege¬ 
menlere özenme, cinsel sapkınlıklar vb. 
sömürgeci egemenliklerin ajan kurumlan 
eliyle son derece planlı bir biçimde ge¬ 
liştirilip yaygınlaştırılmaktadır. Zindanlar 
tarihte olduğu gibi günümüzde de ehli¬ 
leştirme, asileri sömürgeci sisteme enteg¬ 
re etme merkezleri olarak rol oynamaya 
devam etmektedir. 

Anaokulundan üniversitelere kadarki 
asimilasyonist eğitim kurumlarının hepsi 
Kürt ve diğer etnisetelere mensup ço¬ 
cuklarla gençleri Türkleştirmek, Araplaş¬ 
tırmak, Farslaştırmak için en ince ayrın¬ 
tılarına değin programlanmış politikalar 
uygulamaktadırlar. 

Okul dışı zamanlarda da bu politika¬ 
ların aralıksız sürdürülmesi için internet 
kafeler, kafeler, parklar, sinemalar ve 


87 






KOMÛNAR 


Sayı 60 2014 

stadyum gibi yaşamın hemen her alanı 
özel savaş mevzileri olarak değerlendiril¬ 
mektedir. TV dizileri, "sosyal programları", 
magazin vb. ile aile ocakları bile sömür¬ 
geci ajitasyon ve propaganda bombardı¬ 
manı altında tutulmaktadır.Tüm bunların 
eksik bıraktıklarını tamamlamak üzere 
spor, özellikle de futbol, sanat, özellikle 
de müzik ve reklamın her türü devreye 
sokulmaktadır. Zaten adı geçen tüm bu 
politikaların topluma yedirilmesinde ku¬ 
rumsal olarak reklam sektörü başrolü oy¬ 
namaktadır. 

Reklam popüler kültürün olmazsa ol¬ 
mazıdır. Algı yaratma ve yönetmenin en 
güçlü araçlarının başında reklam ve rek¬ 
lamcılık gelmektedir. Sanıldığının aksine 
toplumları siyasi partiler ve liderler değil, 
algı oluşturma ve yönlendirme tekelini 
ellerinde tuttuklarından daha çok rek- 


yönlendirebilir. Ekonomi, sanat, spor, ba¬ 
rınma, ulaşım, cinsellik; yani yaşamla ilgili 
akla gelebilecek her şey popüler kültürün 
nesnesi olarak değer bulur. Sistemi meş¬ 
rulaştırdığı oranda değerlidir. 

Asıl önemlisi konunun ideolojik 
boyutudur. Toplumun günlük olarak 
kendini ve kendine ait olanı kendine, 
yaşam tarzı ve tarihine uygun olarak 
üretebilmesi popüler kültür yoluyla en¬ 
gellenmektedir. Dahası, kapitalist mo- 
dernite sürecinde toplumlar ve kültürler 
tarihsel üretim biçimleriyle birlikte yok 
edilmektedir. Modern üretim yöntemleri 
ve araçlarıyla (endüstriyalizm ve kitle ile¬ 
tişim araçları-medya) topluma ait tüm ye- 
rellikler tarihten silinmektedir. Bir yandan 
son derece planlı-programlı bir çabayla 
yerellik yok edilirken, diğer yandan ise 
sistemin propaganda araçları ve sözcüleri 


Sanıldığıma aksine Toplumları siyasi parfiler ve liderler 
değil,/ algı oluşTurma ve yönlendirme Tekelini ellerinde 
TuTTuklamndan daka çok reklam şirkeTİeri yöneTmekTedir 
denirse, kir gerçeklik ifade edilmiş olur. 


lam şirketleri yönetmektedir denirse, bir 
gerçeklik ifade edilmiş olur. Bu gerçeklik, 
başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere 
dünyanın birçok ülkesindeki seçimle¬ 
rin dev reklam şirketlerinin yarışmasına 
dönüşmüş olmasıyla da kanıtlanmakta¬ 
dır. Seçimlerde halkın tercihlerinden çok, 
algı yaratma ve algı yönetimi yöntemle¬ 
riyle reklam şirketlerinin, sermaye ve ikti¬ 
dar tekellerinin istedikleri parti ve liderler 
halka seçtirilmektedir. Reklam sektörü en 
çok kar sağlamasının yanı sıra, siyasi ik¬ 
tidarları kontrol altında tutmakla da öne 
çıkmaktadır. 

Reklam projesi oluşturulurken, 'algı 
farkı yaratma' felsefesiyle hareket ederek 
sonuç alabiliyorlar. Temel yöntemleri, tü¬ 
keticiye "bu markada benden bir şeyler 
var, beni anlıyor, benim gibi düşünüyor" 
duygusunu vermektir. Tüketici kesimde 
bu algıyı yarattıktan sonra istediği gibi 


yerelleşme ve yerel değerlerin korunma¬ 
sından bahsedebilmektedirler. 

ideolojik ve siyasi olarak yerelliği, top- 
lumların özyönetimi bilincini ve uygula¬ 
masını yok ederek yaşam bulan kapitalist 
modernist sistem, en çok kadını ve genç¬ 
liği reklam sektörünün nesnesi olarak 
kullanmaktadır. Gençliğin hep doğruyu, 
iyiyi, güzeli, yeniyi arayan ve ulaşmak için 
mücadele etme potansiyelini reklam sek¬ 
törü kaldıraç gibi değerlendirmektedir. 
Yarattığı algılarla da gençliğin geleceği¬ 
nin sanal dünyada olduğunu yaymaya ça¬ 
lışmaktadır. Hak, adalet, özgürlük, eşitlik 
gibi ülküler uğruna mücadele ile ahlaklı- 
erdemli insan olmaya çalışmanın, bunun 
yol ve yöntemlerini aramanın beyhude, 
geri/gerici tutumlar olarak yansıtmak 
için büyük çabalar sarf etmektedir. Bu 
çabalarla gençliği ne ölçüde etkileyebil¬ 
mektedir? Bu sorunun yanıtı gençliği sos- 


88 



KOMÜNÂR , 

yolojik bir gerçeklik olarak iyi tanıyarak 
verilebilir. 

Gençlik, demografik olarak çeşitli yaş 
grupları biçiminde tanımlanmaya çalı¬ 
şılmaktadır. Sosyolojik bir kesim olarak, 
tarihsel toplum ve kültür bağlamında 
değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım 
olacaktır. Gençlik toplumsal bir formas¬ 
yondur. Gençlik, salt biyolojik özellikler¬ 
den çok, toplumsal özelliklerini yaşayan 
ve yaşatanları tanımlar. Gençlik toplu¬ 
mun en dinamik, öğrenmeye ve dolayı¬ 
sıyla gelişmeye en açık, toplum aleyhine 
içeriden ve dışarıdan her türlü saldırıya 
karşı özsavunma yapmaya, isyan etmeye 
meyilli olan kesimdir. Dolayısıyla, toplum 
karşıtları için ciddi bir tehlike potansiyeli 
oluşturan ve pratik olarak da toplumun 
öncü gücüdür. 

Toplum ve kültür karşıtlığını sistemati- 
ze eden Kapitalist modernite için tehlikeli 
olabilecek toplumun bu en aktif kesimi¬ 
nin etkisizleştirilmesi, dahası sermaye ve 
iktidar tekellerinin amaçlarının gerçek¬ 
leştirilmesinin hizmetine koşulması için 
ellerinden gelenin fazlasını yapacaklarına 
kuşku yoktur. 

Popüler kültürün üretilmesi sürecinde 
gençlik, özellikle de genç kadın yıldızlaş¬ 
tırılarak, vücudunun her parçasına ayrı bir 
rol yükleyip ayrı bir fiyat biçilerek tam bir 
nesne haline getirilmektedir. Toplum bu 
üretim sürecinin dışında bırakılmaktadır. 
Çoğunluğun beğenerek istediği iddia¬ 
sıyla piyasaya çıkarılan kültürel ürünler 
toplumsallıkla ve toplumun ölçüleriyle 
bağlantılı değildir. Bu ürünlerin içeriği 
ve mesajlarına bakıldığında bu durum 
daha net anlaşılır, içerik ve mesajlarında 
cinsiyetçilik, devletçilik, iktidardık, mil¬ 
liyetçilik, bilimcilik, dincilik, kadercilik, 
karamsarlık, belleksizlik, rekabetçilik, tak¬ 
litçilik, tüketicilik, egemenlere benzeme, 
onlara hayranlık duyma, kıskançlık, ero¬ 
tizm, pazarlamacılık, gösterişçilik, biçim¬ 
cilik, köşe dönmecilik, amaca ulaşmak 
için her yolu mubah görme, bana neci- 
lik ve daha buna benzer yığınla özellik 
esas temaları oluşturmaktadır. Toplumun 
on binlerce yıl boyu lanetlediği, Kutsal 


İdeolojik-Teorik Dergi 


Kitapların ve dinsel metinlerin haram 
saydığı özellikler özenilecek kişilik özel¬ 
likleri haline getirilmektedir. 

Popüler kültür kimi zaman sisteme dö¬ 
nük eleştiriler de içermektedir. Ancak bu 
eleştiriler sistemin özüne ve yapısallığına 
dokunmamaktadır. Sistemin alternatifini 
de önermemektedir. Bu eleştiriler aslın¬ 
da sisteme duyulan toplumsal öfkenin 
yumuşatılması, statükonun savunulması 
ve meşrulaştırılmasına hizmet etmekte¬ 
dir. Bir başka deyişle toplumun öfke ve 
tepkisinin sulandırılması, direniş yerine 
muhalefet, isyan yerine protesto ika¬ 
me edilmesine çalışılmaktadır. Özünde 
toplumun değişim arayan devrimci duy¬ 
gularının saptırılmasıdır. Bununla da 
anormal olanı normalleştirmek, sapkın 
olanı asıl gibi göstermek, toplumsal vic¬ 
dan ve ahlaka karşıtlık içeren her şeyi ise 
popülerleştirilip kabul edilebilir hale ge¬ 
tirmek istemektedirler. 

Diğer yandan gençlikte en üst temsilini 
bulan verili olanı sorgulama, yeniyi ara¬ 
ma, haksızlığa/yanlışa tavır alma, zulme 
karşı direnme, bireyciliğe karşı toplumcu¬ 
luk, farklılıklara saygı, ilkeli ve değerlere 
bağlı olma gibi asıl toplumsal değerler 
gözden düşürülmeye çalışılmaktadır. 
Sonra da bu özelliklerin yanlış, kötü ve 
uzak durulması gereken tehlikeli ve geri 
özellikler oldukları ilan edilmektedir. 

Devrimcilik, örgütlenme istemi, 
sömürgeci politikalar ve devletin zul¬ 
müne karşı direnme, Kürt Özgürlük 
Hareketi'ni olumlama, gerilla, grevci iş¬ 
çiler, hak arayan emekçiler, cinsiyetçiliğe 
ve bunun devlet eliyle yürütülmesine 
karşı direnen kadınlar, askere gitmeyi 
reddeden gençler, kayıp anaları vb. bu 
tehlikeli duruşlar ve sahipleri olarak gös¬ 
terilmektedir. Bunlar popülerleştirilmez, 
aksine gayri meşru ilan edilir, değersiz 
gösterilmeye çalışır. 

Değer ve değerli olan nedir? Sistemin 
öne çıkardığı ve popüler hale getirdiği¬ 
dir. Popüler olan nedir? "Halkın tuttuğu 
ve sevdiği" olarak ilan edilendir. Popüler 
olmayansa, "Halkın tutmadığı ve sevme¬ 
diği" denilenlerdir. Dikkat edilirse, popü- 


89 






KOMUNÂR 


Sayı 60 2014 

ler olan ve olmayan, kıymetli ya da kıy¬ 
metsiz olan şeyler hep sistem tarafından 
belirlendiği halde, sanki halk tarafından 
belirleniyormuş gibi sunulmakta, böyle- 
ce iktidarın istediği ve belirlediği şeyler 
halka mal edilmektedir. Gençlik söz ko¬ 
nusu olduğunda ise bu politika çok daha 
incelikli olarak uygulanmaktadır. Bu belir¬ 
lenim tarzını gençliğin tarzı olarak kabu¬ 
le, dahası teorize ederek savunmaya hazır 
satın alınmışlar da her zaman el altında 
bulundurulmaktadır. 

Sermaye ve iktidar tekelleri yönlendir¬ 
dikleri, içeriğini, hedeflerini ve amaçlarını 
belirledikleri kültür endüstrisiyle popü¬ 
ler kültüre damgalarını vurmaktadırlar. 
Bu nedenle popüler kültür sorunu aynı 
zamanda kapitalist modernist sistem ile 
halklara karşı yürütülen kültürel soykı¬ 
rımı da içeren küresel bir sorundur. Yani 
popüler kültür, küresel hegemonik özel 
savaş merkezlerince esasları, hedefleri, 
yöntemleri, araçları belirlenen ve planla¬ 
narak uygulanan büyük bir kültürkırım ve 
toplumkırım hareketidir. 

Bu büyük kültür ve toplumkırım politi¬ 
kalarının hedefi tüm toplum olmakla bir¬ 
likte, birincil ve en başta geleni gençliktir, 
kadındır. Ulusal ve toplumsal kurtuluş 
mücadelelerinde kadın ve gençliğin öncü 
olmalarının temelinde de bu gerçeklik 
vardır. Küresel sermaye ve iktidar tekelle¬ 
riyle bölgesel hegemonik güçlerin büyük 
bir pervasızlıkla uyguladıkları bu kültür- 
kırım ve toplumkırım politikalarını boşa 
çıkarmak, etkisiz kılmak; daha da önem¬ 
lisi onların yerine halklarımızın farklılıkla¬ 
rı temelinde eşitlik, özgürlük ve gönüllü 
birlikte yaşamını ören çalışmaların 
geliştirilmesi olacaktadır. 

Gençlik, kapitalist modernitenin göz 
alıcı ambalajlar içinde sunduğu sanal 
cenneti, insanlıktan çıkarıcı büyük yalana 
dayalı yozlaşmayı ve tüm biçimleriyle po¬ 
püler kültürü reddetmeli; onun sunduk¬ 
larının tersini yaparak özgün, otantik ola¬ 
na yönelmelidir. Kapitalist modernite ve 
onun meşrulaştırıcı aracı popüler kültüre 
karşı en güçlü direniş yerele, özgün ola¬ 
na, her şeyin aslına yönelmek biçiminde 


başarıya ulaşabilir ancak. 

Halkların diline ve kültürüne karşı en 
ufak bir karşıtlık ya da düşmanlığımızın 
olması mümkün değildir. Sömürgecilerin 
zoraki asimilasyon politikalarıyla dilimizi 
unutturmak ve kendi dillerini zorla be¬ 
nimsetmek istemeleri halkların dillerine 
karşı bir düşmanlığın gerekçesi olamaz. 
Bir o kadar ısrarla belirtmemiz gerekir 
ki, yaşamın her anı ve alanında anadili¬ 
mizi etkin olarak kullanmak da ertelene¬ 
mez ve hiçbir gerekçeyle savsaklanamaz 
hakkımız ve görevimizdir. Anadiline bile 
sahip çıkamayanın hiçbir şeye sahip çı¬ 
kamayacağı kanıt gerektirmeyecek kadar 
açıktır. 

Sömürgeci egemenlerin ekonomik, 
sosyal ve siyasal olarak Kürdistan'ı insan- 
sızlaştırmak amacıyla mecburi iskan, sür¬ 
gün, ekonomik nedenlerle göç ve en son 
37 yıllık savaş sürecinde köylerimizi yakıp 
yıkarak anavatanla bağımızı koparmaya 
çalışmaları nedensiz değildir. Bu nedenle 
de, düşmanlarımıza inat Anavatana tutku 
düzeyinde bağlanmak esastır. Yurtsever¬ 
liğin olmadığı yerde ne onur, ne sosya¬ 
lizm ne de insanlık vardır. Sömürgeciliğe 
karşı büyük bir öfke duymadan güçlü 
bir mücadele içine girmek mümkün de¬ 
ğildir. Düşman kavramını güncellemek, 
dostumuza dost, düşmanımıza da tam 
düşmanlık yapmak durumundayız. Türk, 
Arap, Fars toplumları ve tüm komşu halk 
topluluklarıyla farklılıkları temelinde eşit¬ 
lik, özgürlük ve gönüllü birlikte yaşamın 
geliştirilmesi için üzerimize düşen tüm 
çabaları sergilemeli. Ancak, egemen sö¬ 
mürgeci rejimlerin de ortak düşmanımız 
olduğu gerçeğiyle mücadele geliştirme¬ 
miz gerektiği açıktır. Bunun da yolu yurt¬ 
severliğe iman derecesinde bağlanmak¬ 
tan geçer. 

Popüler kültürün asıl etki alanları, mer¬ 
kezi kentlerdir. Bu tespitten kırsalın etki¬ 
lenmediği anlamı çıkarılmamalıdır. Ama 
başat olduğu alan kentlerdir. Kentler 
toplumsallığın, otantik kültürel değerle¬ 
rin yutulduğu alanlardır. Türk egemenleri 
ve sözcüleri sık sık "En büyük Kürt kenti 
İstanbul'dur" derler. Bunu da Kürtlerle 


90 




KOMÜNÂR , 

Türklerin ne denli iç içe geçmiş oldukları¬ 
nı kanıtlamak için söylerler. Biz rahatlıkla 
"En büyük Kürt mezarlığı istanbul'dur"di- 
yebiliriz. Kürtlüğün adı, dili, kültürü, top¬ 
lumsallığı ile öldürüldüğü, yok edildiği 
en büyük çukurdur İstanbul. 4500 kadar 
köyümüzün yakılıp yıkılmasının stratejik 
hedefini doğru tespit etmemiz yaşamsal 
önemdedir. Köylerinden kaçırtılan in¬ 
sanlarımız başta yakın çevredeki kasaba 
ve şehirlere, giderek Türkiye'nin metro¬ 
pollerine göçmek zorunda kaldılar. Tüm 
birikmiş değerlerine el konulmuş halde 
sürgüne gönderilen milyonların açlıkla 
terbiye edilerek sömürgeciliğin kölesi 
olacağı hesaplanmıştı. Varoşlarda NAN'a 
muhtaç olacak insanlarımız en tortu 
işlerde karın tokluğuna her işe koşturula- 
caklardı. 

Bu durumda yapılacak en doğru şey, 3 
milyonu aşan insanımızın köye dönüş¬ 
lerini örgütlü tarzda gerçekleştirmektir. 
Gençlik özellikle de bu konuda belirleyici 
bir rol oynayabilir, oynamalıdır. Yakılıp yı¬ 
kılan köylerin yeniden inşasında, korun¬ 
masında ve komünal-ekonomik ve eko¬ 
lojik yaşamın inşasında aktif olarak yer 
alabilir, almalıdır. Demokratik Kurtuluş 
ve Özgür Yaşamı inşa stratejisinin yaşam 
bulması da gençliğin bu rolünü oynama¬ 
sına bağlıdır. 

Popüler kültürün panzehiri otantik 
kültüre sadık kalmak, güncellemek ve 
yaşatmaktır. Halklarımızın folklorunun 
güncellenmesi; yok olmaya yüz tutmuş 
çîroklarının, klamlarının, destan ve ser- 
hildan yaşanmışlıklarının gün yüzüne 
çıkarılması popüler kültürün önünü ala¬ 
cak ilk adımlar olarak değerlendirilebilir. 
Yaklaşık 40 yıllık mücadele ile yaratılan 
değerlerin roman, destan, şiir, deneme 
ile edebiyatının; tiyatro, sinema, müzik, 
resim, heykel vb. ile devrimci sanatını ge¬ 
liştirmek devrimin olmazsa olmazı olarak 
ele alınmalıdır. 

İçeriden ve dışarıdan, nereden ve 
kimlerden gelirse gelsin mücadelenin 
kazanımlarına, halkımızın ulusal 
demokratik hak ve özgürlüklerine 
dönük her türlü saldırıya karşı, saldırının 


İdeolojik-Teorik Dergi 


niteliğine bağlı olarak yaşamın her anı 
ve alanında öz savunmayı geliştirmek 
yaşama hakkını kazanma ve kullanmanın 
yegâne yoludur. Kürdistan'da yürürlükte 
olan sömürgecilik dünyanın en vahşi, en 
kural tanımaz, en katliamcı, en soykırım¬ 
cı rejimlerince uygulanmaktadır. Hitler'e 
bile ilham kaynağı olmuş soykırımların 
mimarı bir anlayışın -beyaz yeşil renkleri 
dahil- hala iktidarda olduğu rejimler al¬ 
tında insan onuruna uygun bir yaşam öz 
savunmasız mümkün değildir. Bunun da 
başat öncü gücü gençliktir. 

Popüler kültüre karşı en güçlü duruşun 
nasıl olacağı mücadele tarihimizde abi¬ 
deleşmiş şehitlerimizle somutlaşmıştır. 
Başta Şehit Ali Çiçek, Şehit Sefkan, Şehit 
Mizgîn, Şehit Selçuk, Şehit Delîla, Şehit 
Erdal en güçlü savaşım abideleri olarak 
gençliğin yol göstericileridir. 

Önder APO "Kürt Sorunu ve Demok¬ 
ratik Ulus Çözümü" (Kültürel Soykırım 
Kıskancında Kürtleri Savunmak) adlı ese¬ 
rinde Dervveşe Ebdî'ye hitaben yazdığı 
dizeler aslında tüm gençlik için bir çağrı 
niteliğindedir. Kürdistan'ın tüm gençleri, 
Dervveş ve Edûleleri Önderliğin istediği 
mekanlarla buluşarak arınmak, arınarak 
yücelmek ve dönemin görev ve sorum¬ 
luluklarına sahip çıkmak durumundadır¬ 
lar. "Her kuş kendi sürüsüyle uçar" denir. 
Kürtçe de ise "Her gîha li ser koka xwe şîn 
dibe!" deyimi önemlidir. Kürdistan genç¬ 
liğinin de kökü, Kabe'si ülkesidir. Nan'ın 
Ülkesine, kültürleşmenin, toplumsallaşa¬ 
rak insanlaşmanın kaynağına dönmek, 
doruklarda kartal gibi süzülmek ve şahin 
gibi dalışlar yapmak varken, kapitalist 
modernitenin izbelerinde sürünmek 
niye? 


91 






Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


DEMOKRATİK GENÇLİK KONFEDERALİZMİNİN 
ÖRGÜTLENME HATTI 


Gençlik toplumsal yapı içerisinde 
önemli bir yer tutmaktadır. Daha da 
önemlisi çok fazla bilinmese de toplum¬ 
sal tarihin akışında etkili bir rol oynamak¬ 
tadır. Belirleyiciliğinin çok görülmediği 
doğrudur. Aslında kasıtlı olarak görünür 
hale gelmesi istenmemektedir. Buna rağ¬ 
men tarihte böylesi doğal bir rol oynadığı 
gayet iyi bilinmektedir. Özellikle sistem 
gençliğin bu rolünü iyi görmekte ama 
bunu herkesin görmesini istememekte¬ 
dir. Bunu kendisi açısından potansiyel bir 
tehdit durumu olarak gördüğü için böyle 
yapmaktadır. Gençliğin enerjisini ısrarla 
farklı alanlara yöneltmektedir. Gençlik bu 
anlamda birçok tuzakla karşı karşıyadır. 
Kapitalizmin cezbedici yüzlerce hilesi 
karşısında neye uğradığını bile henüz 
anlamamışken, devletçi sistem gençliğe 
kendi sistemini ayakta tutması için bir¬ 
çok yük yüklemektedir. Devletçi sistem¬ 
lerde gençlik tıpkı kadın gibi bir sömürü 
objesi olarak ele alınmaktadır. Sistemin 
potansiyel iş gücünü gören, orduda ve iş 
yerlerinde, fabrikalarda kaba emeğinden 
faydalanılan konumda tutulmak isten¬ 
mektedir. 

Sistemin tüm bu yaklaşımları göz önün¬ 
de bulundurularak Demokratik Konfede- 


ralizm mücadelesinde gençliğe daha öz¬ 
gün yaklaşmak gereklilik arz etmektedir. 
Gençliğin eğitimi, örgütlenmesi, eylemi 
ile özgün olarak ilgilenmek, toplumu ör¬ 
gütlerken gençliği de bir toplumsal kim¬ 
lik olarak örgütlemek gerekmektedir. Bu 
anlamda toplumsal sistem olarak öngö¬ 
rülen demokratik konfederal sistemde, 
gençliğin kendi öz örgütlülüğü ile yer 
alması önem taşımaktadır. Kendi içinde 
örgütlenme, eylem, eğitim, kadro sorun¬ 
larını çözen bir gençlik ancak toplumsal 
sisteme öncülük edebilir. Kendi içindeki 
ahlaki, politik ve demokratikleşme prob¬ 
lemlerini çözmüş birgençliköncülüğe so¬ 
yunabilir. Özgürlük ve demokrasi ölçüleri 
öncelikle gençliğin kendi içinde oturma¬ 
lıdır. Komün bilinci, özgür yurttaş bilinci 
öncelikle gençlik içerisinde anlayış olarak 
oturtulmalıdır. Onun zihniyetini gençlik 
öncelikle kendi içinde oluşturabilmelidir. 
Kendi yaşam sisteminin örgütlenmesi 
öncelikle gençlikte somutluk kazanma¬ 
lıdır. Bu anlamda bir netleşme olmadan 
dışa dönük üretim, katkı ve öncülük ya¬ 
pılabilmesi oldukça zordur. Kendi içinde 
komünal yaşamı geliştirememiş bir genç¬ 
lik toplumda komünalitenin gelişmesine 
nasıl öncülükyapabilir? Kendilerini özgür 


92 




komümE .ı 

kılmayanlar özgürlüğe öncülük edemez¬ 
ler. Gençliğin mevcut konumdan çıkıp 
bir özgürlük gücü haline gelmesi, ahlaki- 
politik ve demokratik güç haline gelmesi 
öncelikle toplumsal bir kimlik olarak ken¬ 
disini örgütlemesinden geçer. Devlet dışı 
alternatif bir yaşam sistemini kendi içinde 
kurması ve bu alternatif yaşam sistemi ile 
tüm topluma öncülük edip toplumu da 
kendisiyle birlikte devletin kontrolünden 
kurtarması gerekmektedir. Toplumu bu 
tarzda devlet dışında kurmak ve o top¬ 
lumu devlete karşı savunmak, gençliği 
sadece herhangi bir kimlik örgütlenmesi 
olmaktan çıkaran, onu öncü bir toplum¬ 
sal kimlik haline getiren temel özelliği ol¬ 
maktadır. 

Demokratik Gençliğin Örgütlenmesi 

Gençliğin örgütlenme hattı açısından 
siyasi parti kolları örgütlenmesi veya sa¬ 
dece kendisi ile sınırlı kalıp gençliğin ge¬ 
nel konfederal yapısına katılmayan dar 
öğrenci örgütlülükleri gibi örgütlenme¬ 
ler klasik ölçüleri aşamamayı ifade eder. 
Demokratik Gençlik Konfederalizminin 
örgütlenme hattı bunları aşan bir kapsa¬ 
ma sahiptir. Demokratik Gençlik Konfe¬ 
deralizminin örgütlenme hattı temelinde 
toplumsal sorunlar üzerinden şekillenir. 
Genelde toplumun, özelde ise gençliğin 
sorunlarına cevap olacak kapsam ve 
içerikte geniş örgütlenmelere gitmek 
temel örgütlenme hattını oluşturur. 
Örgütlenme çizgisinin esası budur. Genç¬ 
lik açısından çok farklı ve çeşitli alanlarda 
çok yönlü örgütlülüklere ihtiyaç vardır. 
Her farklı alan da birbirini tamamlayan 
özelliklere sahiptir. Çünkü bütün farklı¬ 
lıklar demokratik gençlik kimliği ortak 
paydasında buluşmaktadır. Demokra¬ 
tik Gençlik kimliği ortak paydadır. Kendi 
içerisinde birçok farklılık vardır. Öğrenci 
gençlik vardır, işçi, işsiz-lümpen gençler 
vardır, sporcu gençler vardır, kültür-sanat 
ile ilgilenen gençler vardır, köylü genç¬ 
ler vardır. Bunların hepsi ve daha fazlası 
gençliğin çeşitliliği olarak vardır ve yaşan¬ 
maktadır. Gençlik kimliği ise belirttiğimiz 
gibi tümünün ortak paydasıdır, işte de- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


mokratik gençlik konfederalizmi o ortak 
paydanın, ortak gençlik kimlikleşmesinin 
ismidir. Demokratik gençlik konfede¬ 
ralizminin örgütlenmesi bu temeldeki 
birçok örgütlenmeyi kapsayan gençlik 
meclisleri tarzındaki yapılanmalarıdır. 
Gençlik meclisleri ise gücünü gençlik 
komünlerinden almaktadır. Komün; 
köy, kasaba, mahalle, lise, üniversite 
gençliğinin örgütlü duruşudur. Komün 
doğrudan demokrasinin uygulanma 
biçimidir. Gençlik komünleri ve meclisle¬ 
ri gençlik konfederalizminin örgütlenme 
yöntemleridir. Gençlik kimliğini örgütle¬ 
menin ilk adımı onu gençlik meclisleri ile 
politik duyarlılığı olan bir güç haline ge¬ 
tirmekten geçmektedir. Kendi kimliği ile 
örgütlenen, kendi iradesi ile karar alan ve 
kendi öz gücü ile uygulayan konuma gel¬ 
mesi gençlik açısından son derece önem¬ 
li bir husus olmaktadır. Gençliğin birçok 
sorunu etrafında oluşan komünleşmeler 
bu temel mantığa göre şekillenmelidir. 
Gençlik konfederalizmi ile ortaklaşan 
sportif, eğitsel, kültürel, mesleki birçok 
alanda komünleşmeler, atölyeler kurul¬ 
malıdır. Tüm örgütlülüklerde komün ruhu 
ortak olmalıdır. Demokratik, katılımcı ol¬ 
mak kadar demokratik sosyalist temelde 
ortak yaşam alanları geliştirmek de esas 
olmalıdır. Her gençlik komünü bir genç 
için kendini özgür ifade etmesinin, üret¬ 
mesinin, böylece topluma demokratik 
katılımının adı olmalıdır, işleyiş açık ve 
denetlenebilir olmalıdır. İktidarcı tarzda 
merkezileşme olmamalıdır. Yürütülen 
tüm çalışmalar konfederalizm mantığı 
gereğince yerel inisiyatife dayanmalıdır. 
Tabandan örgütlenme yöntemi demok¬ 
ratik konfederalizmde olduğu gibi de¬ 
mokratik gençlik konfederalizminde de 
esas olmalıdır. Alan örgütlenmeleri tüm 
örgütsel organlarına ve karar süreçlerine 
tabanın katılımını sağlamalıdır. Demokra¬ 
tik konfederal eksende ve Apocu çizgide 
örgütlenen gençlik, komün ve meclisleş- 
melerinin demokratik gençlik konfedera- 
lizmine katılımı alanlarda oluşturacakları 
konfederal birlikler temelinde olmalıdır. 
Oluşturulan konfederal birliklerin en üst 


93 






Sayı 60 2014 

karar alma organları yerellerce ihtiyaçlar 
doğrultusunda belirlenmelidir. Komün ve 
meclis örgütlenmeleri bu temelde gelişti¬ 
rilmek durumundadır. 

Gençliğin Örgütlülüğü Nasıl İşleme¬ 
lidir? 

Demokratik Gençlik Konfederalizmi 
bir çatı örgütü, platform veya cepheler 
ittifakı değildir. Gençlik Konfederalizmi 
komple bir toplumsal sistemdir. İçerisin¬ 
de örgütler, platformlar, çatılar, ittifaklar 
olabilir ancak demokratik gençlik kon¬ 
federalizmi tüm bunları aşan, gençliğin 
sosyal, siyasal, kültürel bir bütün 
yaşamsal faaliyetlerinin tümünü ifade 
eden bir gençlik sistemidir. Demokratik 
gençlik konfederalizmi toplumdaki tüm 
gençlik kesimlerinin devlet dışı örgütlen¬ 
me ve yaşam sistematiğidir diyebiliriz. 
Gençliğin devlet dışı yaşamını kurmasıdır. 
Çevre, eğitim, sağlık, spor, siyaset, kültür 
faaliyetlerinin gençlik cephesinden ör- 
gütlendirilmesidir. Toplumsal yaşamın 
gençlik cephesinden örülmüş biçimine 
Demokratik Gençlik Konfederalizmi di¬ 
yoruz. Bu anlamda kapsamlı ve derin bir 
projedir. İçerisinde mahalle gençliği, lise 
gençliği, işçi-işsiz gençlik ve üniversite 
gençliğinin örgütlenebileceği, onlarca 
federasyon, yüzlerce dernek, binlerce 
komün ve meclis, çeşitli yayın organları, 
kültür merkezlerinin yer alabileceği, kap¬ 
samı oldukça geniş bir sistemdir. Demok¬ 
ratik Gençlik Konfederalizminin temel 
amaçlarından birisi geniş gençlik yığınla¬ 
rını irade ve özne haline getirmektir. Tüm 
gençliği ve toplumu örgütleyebilmek tek 
tip ve tek model örgütsel yapı ile müm¬ 
kün değildir. Mümkün olması için toplu¬ 
mun ve gençliğin homojen olması gere¬ 
kirdi ki böyle bir toplum da, gençlik de 
hiçbir zaman olmamıştır. O halde değişik 
biçim ve karakterlerdeki örgütlenmelerin 
önünü açmak, gençliğin demokratik kon- 
federal sistemin içindeki gelişiminin önü¬ 
nü açmak gerekmektedir. İdeolojik öncü, 
kadro örgütü kadar değişik ilgi, yetenek 
ve ihtiyaç alanlarına da seslenecek esnek 
birliklere açık olmak gerekmektedir. Kül¬ 


KOMÜNAR 

türel, sanatsal, sosyal, mesleki örgütlülük¬ 
lerden geçici veya kalıcı birliklere kadar 
her türlü örgütlenme ile gençliğe hitap 
edilebilmelidir. Toplum karmaşık ve çok 
yönlüdür. Tüm bu çeşitlilikleri tek bir tip 
örgütlenmeye almaya çalışmak doğru ol¬ 
mayacaktır. Vurguladığımız gibi geçlik de 
kompleks bir yapıdadır ve ancak böylesi 
geniş bir yelpazede örgütlülüğe kavuş- 
turulabilir. Bu biçimiyle örgütlenilerek 
devlet aşılıp geride bırakılır ve toplumsal 
dokuda kalıcı yer bulunabilir, kurumsalla- 
şılabilir. Gençlik yaşamsal faaliyetlerinin 
örgütlendirilmesi için böylesi bir kon- 
federal sistem kurmazsa devletçi solun 
yaptığı hataya düşmekten kurtulamaz. 
Dolayısıyla bunu ertelenemez bir görev 
olarak önüne koymak durumundadır. 

Demokratik Gençlik Konfede- 
ralizmini bütüne katılmış bir klasik kol 
faaliyeti biçiminde ele almak da yanlış 
olacaktır, içine düşülmemesi gereken en 
önemli yanılgılı yaklaşımlardan biri de 
bu olmaktadır. Gençlik kimliğini bütün 
farklılıklarıyla bir toplumsal kimlik olarak 
ele alıyoruz. Devletçi sistem içerisinde 
gençliğin sosyal, politik, ahlaki, kültürel 
yapısının bozulduğunu belirtiyoruz. O 
halde kendisinin başlıbaşına örgütlendi¬ 
rilmesi ve bir alternatif sisteme kavuştu¬ 
rulması gerekmektedir. Dolayısıyla bir kol 
faaliyeti veya genelin paralel bir faaliyeti 
gibi ele alınmamalıdır. Gençliğin kendi 
gücünü açığa çıkarmaya ihtiyacı vardır. 
Demokratik Gençlik Konfederalizmi ken¬ 
di gücüyle ve kendisini oluşturarak De¬ 
mokratik Konfederalizme bütünlüklü bir 
katılımı gerçekleştirmelidir. Konfederal 
oluşumlar paralel oluşumlar değildir. Pa¬ 
ralellik özgünlük demek değildir. Paralel 
oluşum egemenlik oluşumudur. Özgün¬ 
lük oluşumu ise kendi özgünlük alanını 
tüm alanlarda genel ile birlikte örgütle¬ 
mektir. Paralel örgütlenme iktidar payla¬ 
şımıdır. Özgünlüğün örgütlenmesi ise ge¬ 
nişleme ve zenginleşmedir. Bu anlamda 
özgünlük genel ilişkisi doğru kavranmalı- 
dır. Özgünlük genel içinde erime de değil, 
genelden kopma da değildir. Konfedera- 
lizm birbirinden farklı örgütlenmelerin 


94 





KOMÜNAR , 

farklılıklarını kendi içerinde birleştiren bir 
birliktir. Bütünlük özgünlükleri güvence¬ 
ye almakta, özgünlük ise bütünlüğü zen¬ 
ginleştirmekte ve renk vermektedir. 

Öncü Güç Olarak; Komalen Civvan... 

Demokratik Gençlik Konfederalizmi- 
nin öncü gücü Kürdistan Apocu genç¬ 
lik hareketi olarak KOMALEN CİVVAN'dır. 
Demokratik Gençlik Konfederalizminin 
kurmay örgütüdür de diyebiliriz. Gençlik 
konfederalizminin öncü örgütlenmesi, 
temel tutkalı konumundadır. Amacı De¬ 
mokratik Gençlik Konfederalizminin ku¬ 
ruluşuna her alanda öncülük yapmaktır. 
Özgünlükleri ve yereli dikkate alan bir 


İdeolojik-Teorik Dergi 


lar. Başta Kürdistan gençliği olmak üzere, 
komşu halkların da farklı gençlik kesimle¬ 
rini bu kapsamda örgütlenmeler içerisin¬ 
de birleştirip etkili bir özgürlük gücüne 
dönüştürerek demokratik komünal top¬ 
lumun kuruluşunda, öncülük misyonunu 
yerine getirme gücüne ulaşmaya çalışır. 
Bu örgütlenmeleri yaşamın bütün temel 
alanlarında etkin olacak düzeyde geliş¬ 
tirmek temel hedefidir. Sistemin zihinleri 
köreltip ezbercileştiren eğitim kurumları- 
na karşı gençliğin özgür düşünce akade¬ 
milerini geliştirmek, gençliğin ekonomik 
bağımlılıkla denetlenmesine karşı kolek¬ 
tif üretim ve eşit paylaşım anlayışının esas 
olduğu üretim kooperatifleri kurmak, 


;Apocu gençliğin öncü kon-federeıl örgütlenmesi olan 

A l 

KOMA-L^A) <dk7WjA7\] gençliğin potansiyelini sınıj'lı- 
devletli yapılanmayı yıkma ve demokratik komünal 
toplumu kurma gücüne dönüştürebilecek örgütlenmeleri 
ker alanda geliştirmeyi kedej'edinir, önençliğin temel 
somununu sömürgecilik ve kapitalizm olarak tanımlar. 


öncülük yaklaşımıyla bu kurucu çalışma¬ 
yı yürütmekten sorumludur. Demokratik 
Gençlik Konfederalizminin ideolojik poli¬ 
tik kimliğini netleştiren, ortak konfederal 
iradeye dahiliyeti sağlayan öncü kadro 
örgütlülüğüdür. KOMALENCİVVAN örgüt¬ 
lenmede legal illegal örgütlülükleri yer 
ve koşullara göre ayrı ayrı kullanır. Ken¬ 
dini salt legal veya salt illegal çalışma ile 
sınırlandırmaz. Esasta kendini meşruluk 
üzerinden örgütler. Toplumsal örgütlen¬ 
menin meşruluğuna dayanır. Koşulları 
tahlil eder ve legal veya illegal çalışmayı o 
koşulların durumuna göre belirler. 

Apocu gençliğin öncü konfederal ör¬ 
gütlenmesi olan KOMALEN CİVVAN genç¬ 
liğin potansiyelini sınıflı-devletli yapılan¬ 
mayı yıkma ve demokratik komünal top¬ 
lumu kurma gücüne dönüştürebilecek 
örgütlenmeleri her alanda geliştirmeyi 
hedef edinir. Gençliğin temel sorununu 
sömürgecilik ve kapitalizm olarak tanım- 


gençliğin kendisiyle ilgili kararlar alıp 
uyguladığı siyasal organizasyonları daha 
da yaygınlaştırarak demokratik komünal 
toplumun hayat bulduğu alanları yarat¬ 
mak KOMALEN CİVVAN'ın örgütlenme 
hattını ifade eder. 

Gençliğin Gücü; Örgütüdür! 

Demokratik Gençlik Konfederalizmi¬ 
nin örgütlenme hattında kitleselleşme 
sorununu da ele almak gerekmektedir. 
Demokratik Gençlik Konfederalizminin 
örgütlenme düzeyi başarı veya başarısız¬ 
lığını belirleyecek temel etkendir. Müca¬ 
dele tarihimizden çıkardığımız dersler¬ 
den çok iyi biliyoruz ki güç olmak örgüt 
olmak demektir. Bireyi ve toplumu güç 
yapan onun örgütlülük düzeyidir. Söz ko¬ 
nusu gençlik olunca bu durum çok daha 
fazla geçerlidir. Gençlik hareketinin ör¬ 
gütlülüğü gücünün kaynağı durumunda¬ 
dır. Gençlik ne kadar örgütlü ise o kadar 


95 






KOMÛNAR 


Sayı 60 2014 

güç haline, irade haline gelmiş demektir. 
Bu noktada tüm gençliğin Demokratik 
Gençlik Konfederalizmi'ne bir yerden ka¬ 
tılması, herkesin örgütlü olması, kimsenin 
dışarda kalmaması önemli olmaktadır. 
Örgütsüz tek bir gencin bile kalmamasını 
hedeflemek ütopik bir yaklaşım olarak ele 
alınmamalıdır. Hangi kesimlerin nasıl ör¬ 
gütleneceği, sisteme nereden katılacağı 
tespit edilir, sorunları, çelişkileri irdelenir 
ve bu doğrultuda kararlılıkla pratikleşi- 
lirse demokratik gençlik konfederaliz- 
mi tüm gençleri kapsayabilir. Böylesi bir 
içeriğe, anlama ve örgütsel potansiyele 
sahiptir. 

Kürt özgürlük hareketinin açığa çıkardı¬ 
ğı kitle tabanı hazırda örgütlenmiş temel 
bir güçtür. Bu anlamda hareketin genciy¬ 
le, kadınıyla, yaşlısıyla hazır bir kitle taba¬ 
nı mevcuttur. Bu kitle tabanı yılların biri¬ 
kimi ve emeği ile açığa çıkmıştır. Bu kitle 
tabanını sadece "kitle" olmaktan çıkarıp, 
onları alternatif yaşam sistemi içerisine 
çekmek elbette önemlidir. Zira temel ça¬ 
lışma da bu yönlü olmalıdır. Fakat bunu 
yaparken sadece özgürlük hareketinin 
açığa çıkardığı hazır tabandan hareket et¬ 
mek dar kalmayı getirir. Bu temel kesim¬ 
den hareket ederek gençliğin diğer tüm 
kesimlerine ulaşılmalıdır. Gençlik hareke¬ 
ti bu şekilde kitle tabanını genişletmeli 
ve genişleyen bu kitle tabanını demok¬ 
ratik gençlik konfederalizmi içerisindeki 
alternatif yaşamla buluşturmalıdır. işsiz- 
işçi, öğrenci, köylü gençliğin her birini 
özgün olarak örgütlemelidir. Farklı genç¬ 
lik kesimlerine özgün yaklaşmalıdır. Sis¬ 
tem ile olan çelişkilerini, psikososyal du¬ 
rumlarını anlamalı ve ona göre politika 
geliştirmelidir. 

işsiz kesim örgütleme açısından 
en önemli hedef kesimlerinden biri olabi¬ 
lir. Bu kesimler sistem içinde kendine yer 
bulamamış, sistemde yer edinmemiş ke¬ 
simlerdir. Sisteme dahil olmayan, onun¬ 
la zıtlıklar yaşayan her kesim devrimin 
kitle tabanıdır. Sisteme dahil olmadıkları 
için doğal bir muhalefet veya doğal bir 
ayrıksılık durumları vardır. Gerekli olan 
bunu bilinçli bir toplumsal muhalefete 


dönüştürmektir. Bu anlamda demokratik 
gençlik konfederalizminin örgütlenme 
hattında işsiz gençliğe dönük özel bir po¬ 
litikası olmalıdır. Örgütlenmeye, demok¬ 
ratik ulusun ve gençlik konfederalizminin 
temel bileşenleri haline gelmeye, devri¬ 
me kanalize olmaya eğilimli bir kesimdir. 
Sistemle çelikiyi yoğun yaşamaktadır, işçi 
sistemin içinde istediği gibi yer alıp al¬ 
mama çelişkisi değil, sistemin içinde yer 
alıp almam çelişkisi yaşamaktadır. Dola¬ 
yısıyla işsiz gençler gençlik devriminin 
ana unsurlarından biri olmaya adaydırlar. 
Yüzbinlerce işsiz gencin devrime kanalize 
olması muazzam sonuçlar açığa çıkarma 
potansiyelindedir. 

İşçi-emekçi gençliğin de devrime 
kazandırılması gerekmektedir. Ulus 
devletlerin göç ettirme politikaları 
sonucu köylü gençliğin bir kısmı da bu 
zemine kaymıştır. Dolayısıyla nicelik 
olarak bu kesim de önemli bir yoğunluğu 
yaşamaktadır, işçiler işsizlikle korkutulup 
bastırılsa da sistemle yaşadığı çelişkiler 
yoğundur. Elindekini çok uzun süre 
korumasının mümkün olmadığını, 
aslında elindekinin de çok fazla bir 
gelecek getirmediğini, geleceğinin şirket 
partronlarının iki dudağı arasında oldu¬ 
ğunu bilince çıkardıklarında demokratik 
muhalefet olarak kendi alternatif yaşam 
arayışlarına yöneleceklerdir. Bunun için 
yaşadıkları çelişkilerin açığa çıkarılması, 
görünür kılınması gerekmektedir. Bu 
da gençlik hareketine bu kesimleri 
örgütlemek açısından önemli görevler 
yüklemektedir. 

Köylü gençlik yeniyi yaratmak için ze¬ 
mini en güçlü olan gençliktir. Sisteme 
çok bulaşmamış, özel savaştan az etkilen¬ 
miş, kendini korumuş, çevreye ve doğa¬ 
ya daha yakın kalmış, temizliğini görece 
korumuştur. Sistemde erimemiştir. Kapi¬ 
talizmden uzak kalmış olması büyük bir 
avantajdır. Devrime katılmaya açıktır. Eği¬ 
timsizliği önündeki en önemli engeldir. 
Bu yönü zayıf olsa da hareketin en kitlesel 
katılımları yine köylü gençlik üzerinden 
olmuştur. Ulusal diriliş devriminde oyna¬ 
dığı rol belirleyicidir. Bu kesim güçlü bir 


96 




KOMÜNAR , 

örgütleme ve eğitim çalışması ile demok¬ 
ratik ulusun inşa çalışmalarına çekilebilir. 
Köylü gençlik toplumsal inşada halkçı bir 
rol oynayabilir. Gençlik hareketine halkçı 
karakteri verecek esas kesim köylü genç¬ 
liktir. 

Liseli gençlik gençliğin ilk dönemlerini 
yaşıyor olması, kişiliğinin oturmamış ol¬ 
ması nedeniyle etkiye en çok açık olan 
gençlik kesimidir. Örgütlendirilmeye açık 
oluşu olumlu olsa da sistem tarafından 
yönlendirilmeye de son derece açık olu¬ 
şu liseli gençliğin temel sorunudur. Bu 
durum liseli gençlik için özgün, onu siste¬ 
min tuzaklarından çekebilecek ve" özüne 
uygun birtoplumsal eğitimi zorunlu kılar. 
Daha yoğun eğitilmesi ve örgütlenmesi 
gerekmektedir. Liseli gençliğin eğitimi 
büyük çaba ve sabır isteyen bir iştir fa¬ 
kat harekete geçtiğinde de müthiş so¬ 
nuçlar yaratmaya çok yakındır. Çabuk 
harekete geçebilen bir potansiyeldedir. 
Örgütlendirilirse sonuç almaya yakındır. 
Hareketimizin tarihinde de ortaöğretim 
gençliğinin katılımı başından itibaren 
çok güçlü olmuş ve önemli sonuçlar da 
açığa çıkarmıştır. Bu miras temelinde 
ortaöğrenim gençliği devrim saflarına 
katılımı en yoğun sağlanması gereken 
kesimlerdendir. 

Üniversite gençliğinin gençlik hareketi 
içerisinde önemli bir misyonu vardır. Bu 
misyonu iyi tanımlamak gerekmektedir. 
Nasıl ki gençlik toplum içerisinde öncü 
konuma sahipse, gençlik içerisinde de 
öğrenci gençliköncü bir konuma sahiptir. 
Biraz daha okuması, bilime yakın olması, 
anlamaya yatkınlığı, kendini geliştirmeye 
ve ideolojikleşmeye meyilli oluşu öğrenci 
gençliğinin öncülüğünü kendisiyle birlik¬ 
te getirmektedir. Gençlik hareketini yön¬ 
lendirecek, ona ideoljik,politik ve pratik 
olarak öncülük yapabilecek bir güçtür. 
Tarihsel açıdan da tüm devrimci hare¬ 
ketlerin çıkış noktasının öğrenci gençlik 
olması tesadüfi bir durum değildir. Top- 
lumları en önde aydınlatan, bilinçlen¬ 
diren aydın-öğrenci gençlik hareketleri 
olmuştur. Özellikle sömürge toplumlarda 
aydın-gençlerin sömürgeci metropoller¬ 


İdeolojik-Teorik Dergi 


de okuduktan sonra kendi toplumlarına 
dönerek sömürgeciliğe karşı çıkış yapma¬ 
larının örneği oldukça fazladır. Özgürlük 
hareketinin tarihi açısından da değerlen¬ 
dirildiğinde bu durum aynen geçerli ol¬ 
muştur. Türkiye metropollerinde okuyan 
yükseköğrenim(üniversite) gençliği ve 
ardından Kürdistan kentlerinde okuyan 
ortaöğrenim gençliği hareketin ilk çıkış 
zeminleri olmuşlardır. Halk PKK'nin ilk 
kadrolarını "talebeler" olarak tanımıştır. 
Çıkışın ilk halkası öğrenci gençlik olmuş¬ 
tur. Bu bakımdan öğrenci gençlik demok¬ 
ratik ulus inşasında ve demokratik gençlik 
konfederalizminin örgütlendirilmesinde 
de öncü konumda olmalıdır. Hem toplu¬ 
ma hem de gençliğe öncülük yapma so¬ 
rumluluğu ile karşı karşıyadır. Bu nedenle 
öğrenci gençliğin özgün ve özerk örgüt¬ 
lülüğü öğrenci kofederasyonu tarzındaki 
örgütlenmelerle derinleştirilmelidir. 

Bu kesimler örgütlemeye, kadrolaşma¬ 
ya açık olmakla birlikte sistemle bağlarını 
güçlendirme aşamasındaki kesimlerdir. 
Kazanılmamaları halinde tümüyle kaybe¬ 
dilmeleri söz konusudur. Tersi de geçerli- 
dir. Sistemle bu denli bağ kurmuşken ve 
düzenle bütünleşmeye ramak kalmışken 
sistemden kopan kesimler büyük oranda 
tümüyle kazanılmaktadırlar. Dolayısıyla 
öğrenci gençliği sistemin üniversitelerine 
karşı bilinçlendirilmen, tıpkı ortaçağ kili¬ 
selerinin dağıttığı cennet tapuları misali 
dünya tapuları olan diplomaların peşinde 
koşmaktan vazgeçirilmelidir. Demokratik 
ulusun akademi ve bilim dünyası ile bu¬ 
luşmaları için yoğun bir düşünsel faaliyet 
içinde olunmalıdır.Tabiki gençlik hareketi 
kitleselleşmede kendini bir boyutla hiç¬ 
bir zaman sınırlandırmamalıdır. Sadece 
öğrenci gençlik üzerinden kitleselleşme 
yakalanamaz. Hiçbir kesim ihmal edilme¬ 
melidir. Hele ki küçük burjuva eğilimlerle 
sadece öğrenciler ve şehirler üzerinden 
örgütlenmelere gitme kesinlikle olma¬ 
malıdır. Gençlik hareketinde elitleşme 
asla olmamalıdır, kabul edilmemelidir. 
Halkçı yaklaşım her zaman esas alınma¬ 
lıdır. 


97 





Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


NE YAPMALI, NEREDEN 3AŞLAMAL! VE 
NA5IL YAŞAMALI? 


Günümüzde yapılan birçok araştır¬ 
ma ve incelemelerde gençliğin yaşadığı 
sorunlar ve bu sorunların neticesinde 
yaşanan ciddi kayıplar; çoğu zaman ka- 
muoyuyla da paylaşılmaktadır. Örneğin 
suça bulaşmış gençler üzerine yapılan 
araştırmalar ya da gençler arasında yaşa¬ 
nan internet bağlılığı gibi onlarca örnek 
günlük hayatın içinde, gazetelerde veya 
Tv'lerde sürekli dile getirilmektedir. Tüm 
bunların olması ne gençliğin yaşadığı 
sorunları çözebiliyor, ne de olanı ortadan 
kaldırabiliyor. Çünkü sistem dediğimiz 
işleyiş, bunun bioiktidara dayalı kültürü 
ve saldırısı sürekli olarak kendisini bu kıl¬ 
cal damarlar üzerinden inşa ederek soru¬ 
na çözüm arıyormuş gibi görünüp, özün¬ 
de kendini ve sorunların ana kaynağını 
maskelemeye çalışmaktadır. 

Toplumsal işleyişin ayrıntılarında nere¬ 
deyse durmak bilmeyen bu saldırılar ve 
işleyiş hali; özce gençliği sisteme hazırla¬ 
manın dışında farklı bir işleyişe sahip de¬ 
ğildir. Ya da gerçek niyetini bu şekilde ifşa 
etmekten imtinayla kaçınarak, gençleri 
ve toplumun bütününü ilgilendiren bu 
tür sorunların görünmesini ve tartışılma¬ 
sını engellemek istemektedir. Böyle bir 
gerçekliğin bilince dönüşmesi durumun¬ 
da; iktidarın kendisi ve erklerin yaşam 


alanları kalmayacağından ötürü aslında 
toplumsal siyasetin ve mücadelenin kilit 
noktasını burası oluşturmaktadır. Günü¬ 
müzde gençliğin temel mücadele alanı 
olarak öne çıkan bu realite üzerinden 
gençliğin nasıl bir mücadele ve nasıl bir 
demokratik ulus yapılanmasına yönelik 
sorular sorması-cevaplar araması, 
buradan hareketle demokratik moderni- 
te de kendi rol ve misyonunu doğru belir¬ 
lemesi önemli olacaktır. 

Özellikle günümüzde sıcak mücadele 
alanlarında ve günlük eylem akışı içinde 
sürekli hareket halinde olan, en ön 
siperlerde mücadele eden ve her an bu 
mücadelenin gereği olarak büyük bedel 
ve direniş gösteren gençliğin bunu 
bilmesi, bunun üzerinden toplumsal 
hayatın her alanında bilince dönüşmüş 
hareketini daha da akışkan ve güçlü 
kılması; kendi sorunları şahsında 
toplumun sorunlarını çözmek adına da 
hayati bir öneme sahip olmaktadır. 

Ne Yapmalı? 

Politik ahlaki toplumun özünde; bu 
soru günlük olarak kendini dayatır! Gü¬ 
nümüzde ise neredeyse her olay ve olgu 
karşısında, öne çıkan bu soru gerçek an¬ 
lamda çözümü veya olması gerekeni de- 


98 




KOMÜNAR , 

ğil de, olanı izah etme de ve kabulün te¬ 
orisini işlemede kullanılmaktadır. Çünkü 
soru ortaya çıktığında dayandığı zemin; 
saldırıların görünür haline yönelik olmak¬ 
tadır. Bunu örneklemek gerekirse; her¬ 
hangi bir eylemde sistemin kolluk güçleri 
saldırı halinde olduğunda, bu soru ortaya 
çıkar bunun karşısında gençler de aktif 
bir eylem içine girerler. Bu bir bakıma ol¬ 
ması gerekendir, fakat gerçek anlamda 
sorunun politik ve ahlaki toplum işleyi¬ 
şinde nasıl bir karşılığı olduğu göz önüne 
getirilirse, ortaya çıkan eylem hali tek ba¬ 
şına demokratik modernitenin inşasında 
yeterli olmayacaktır. 

Günümüzde neredeyse bütün müca¬ 
dele alanlarında gençliğin mevcut pozis¬ 
yonunda bu örneği güçlendirecek, hatta 
daha da ileri aşamalara götürecek onlarca 
gerçeklikle karşılaşmaktayız. Sorun veya 
soru; günlük eylemlerle cevaplanamıyor! 
Aslında toplumsal kaosun ve sıkıntıların 
derinleşerek devam etmesinde yatan 
temel noktalardan bir tanesi bu oluyor. 
Burada ön plana çıkan ve üzerinde daha 
ehemmiyetli bir şekilde durmayı dayatan 
temel nokta; gençliğin değişim dinamiği 
ve diyalektik işlerliğini çözümlemek olu¬ 
yor. 

Gençliğin değişiğim dinamiği nasıldır? 
Arayışçılığı nedir? Bu hususları yaşamda 
gözlemlememiz gerekiyor. Dün ve bu¬ 
gün olgusu tanımlanırken; "bugün dün¬ 
den ileri, yarından geriyiz" deniliyor. Bir 
çocuk; anne veya babasından ileri, çocu¬ 
ğundan geri olarak tanımlanır. Bu sözler, 
toplumsal yenilenmeyi ifade eden söz¬ 
lerdir. Demek ki, insan ve toplum yaşamı 
bir tekerrürü ifade etmiyor. Nasıl ki yaşam 
bir tekerrürü ifade etmiyorsa, insan ve 
toplum ilerleyişi de bir tekerrürü ifade 
etmiyor. Sürekli bir gelişimi ve değişimi 
içeriyor. Belirtilenler, metafizik ve diya¬ 
lektik arasındaki bir tartışmayı ifade edi¬ 
yor. Metafiziğe göre her şey bir öncekinin 
tekrarıdır. Diyalektik ise bunu reddediyor. 
Dıştan bakıldığında yaşayan türler için 
öyle gözüküyor olabilir, ama özüne inildi- 
ğine, bunun öyle olmadığı, yani bir tekra¬ 
rı yaşamadığı görülecektir. Her şeyde ol¬ 


İdeolojik-Teorik Dergi 


duğu gibi, insan ve toplum yaşamında da 
sürekli bir yenilenme, gelişim ve değişim 
söz konusudur. Bu değişimi, gelişimi ve 
yenilenmeyi topluma yaşatan da gençlik¬ 
tir. O nedenle gençlik demek, bir öncekini 
reddetmek, çelişmek, ona karşı mücadele 
etmek demektir. Bir öncekiyle çelişme¬ 
yen, onu reddederek aşmaya çalışmayan 
genç olamaz. Bu, sosyalist hareketler için 
de geçerlidir. Diyalektik herkes ve her şey 
için geçerlidir. Bütün canlılar, hareketler 
ve olgular için geçerlidir. Ama en fazla da 
değişim felsefesine, ideolojisine ve hare¬ 
ketine sahip sosyalist ve devrimci hare¬ 
ketler için geçerlidir. Bu değişim ve diya¬ 
lektik bilinci oluşturmak için "Ne Yapmalı" 
sorusu öğretici bir pozisyonda yer alıyor, 
bunu doğru cevaplamak ve demokratik 
modernitenin inşasında hem görevlere 
yaklaşımda, hem de mücadele yürütme 
de sürekli akılda tutmak gerekiyor. 

Gençliğin yaklaşımları ve arayışları bir 
toplum açısından çok önemli! Günümüz 
dünyasında gençlik hareketine sahip 
olmayan bir toplum, güçlü bir gelişim 
içinde olamaz. Öyle bir toplum ağır aksak 
yürür, ilerleme gücünü ve umudunu 
kaybetmiş bir toplum haline gelir. Yaşam 
insanlar için zehir olur. Günümüzde bazı 
toplumlar böyle bir zorlanmayı yaşıyorlar. 
Örneğin Avrupa>da teknik çok gelişmiş 
olmasına rağmen, bazı toplumlar 
böyle bir durumu yaşıyorlar. Diğer 
yandan gençliğin çok örgütlü olduğu 
veya yeni bilinçler edindiği, kendini 
örgütleyebildiği, dolayısıyla değişimde 
rol oynadığı, kendisinden önceki kuşakla 
çelişki ve çatışmaya girdiği toplumlarda 
ise her bakımdan büyük sarsıntılar 
yaşanıyor. Bu toplumlar, maddi ve manevi 
anlamda ciddi değişiklikler yaşıyorlar. 
Hem ruhsal, hem duygusal, hem de 
yaşamsal olarak çok ciddi değişiklikler 
yaşıyorlar. Bu tür toplumlarda sarsıntı, 
çelişki ve çatışma çok yoğun oluyor. 
Bu da bir zorlayıcılığı ifade ediyor. 
Değişimin yoğunluğu toplumun bütün iç 
dengelerini, yine insanın maddi manevi 
yaşamının dengelerini bozuyor. Eğer 
değişime yön verilmezse, bu bireyde ve 


99 






Sayı 60 2014 

toplumda ciddi tahribatlara yol açabilir. 
Ama eğer yön verilirse, birey ve toplum 
kendini yeniden şekillendirerek, büyük 
bir gelişmeyi ortaya çıkarır. 

Tüm bunlar "Ne Yapmalı" sorusuyla/so¬ 
runuyla bağlantılı olarak ele alındığında, 
değişimin ve diyalektiğin işleyişi doğ¬ 
rultusunda, gençliğin toplumsal yaşam 
alanlarında yapacaklarını, yapabilecekle¬ 
rini de net bir şekilde ortaya koyacaktır. 
Dikkat edilirse, burada yapılabilecekler 
değişim adına ve diyalektiğin temel ger¬ 
çekliği uğruna esas alınacaktır. Bu bile 
günlük olarak ne yapmalı sorusunu ce¬ 
vaplamayla mümkün olabilir. Günlük ola¬ 
rak kendini yenileyen, toplumsal yaşam 
alanlarında ihtiyacı duyulan her türlü ça¬ 
lışmayı örgütleyen ve öncülüğünü yapan 
kesimin gençlik olacağını ortaya koya¬ 
caktır. Bununla bağlantılı olarak demok¬ 
ratik modernite de yakıcı olan bir diğer 
soru ise "Nereden Başlamalı" oluyor. De¬ 
ğişim dediğimiz olgu; doğru bir politika¬ 
ya ve gerçekçi alanlara yönelik olmadığı 
müddetçe yaşanan biraz da marjinallik 
adı altında sisteme ve var olana eklem¬ 
lenme oluyor. Bu da gençliğin yaşadığı 
günümüz sorunlarının önemli bir kısmını 
ortaya çıkarmaktadır. 

Nereden Başlamalı? 

Zamanımızda dünyanın her tarafında 
gençliğin yaşadığı duruma ve mevcut 
profiline baktığımızda ortaya çıkan temel 
görüntü; olanı kabul etmeme ve buna 
yönelik bir yerlerden başlayarak kendi 
yaşam gerçekliğini oluşturma çabası ol¬ 
maktadır. Bunun dokularını ve kodlama¬ 
larını doğru okuyamamak; sosyalist ve 
toplumsal hareketler açısından tarihsel 
bir hata olmaktadır. Bu anlamıyla geçmiş 
mirası da göz önünde bulundurarak, gü¬ 
nümüzde gençliğin sorunları karşısında, 
tepki olarak ortaya koydukları duruş sis¬ 
temin basit bir uzantısı olmanın ötesinde 
bir anlama sahip olamamaktadır. 

Demokratik modernite tartışmalarında 
ve uygulamalarında "nereden başlamalı" 
sorusu gençlik için hayati bir önemi ba¬ 
rındırmaktadır. Bu soruya verilecek anlık 


KOMÜNAR 

ve gerçekçi yanıtlar; demokratik ulus zih¬ 
niyetine sahip bir demokratik moderni- 
tenin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Aksi 
halde zihniyetini ve politik-ahlaki kişili¬ 
ğini buna göre yetiştirmeyen ve soruyu/ 
sorunu doğru okumayan gençlik güçlü 
bir mücadeleyi ortaya koyamayacağı gibi 
daha çok dar ve yüzeysel bir yaklaşımın 
içine düşmekten başka bir şey yapama¬ 
yacaktır. 

Bu anlamıyla demokratik modernite 
de gençliğin görev tanımına giderken, 
stratejik bir yaklaşım geliştirmek ve bunu 
böyle ele almak büyük bir önem kazanı¬ 
yor. Stratejik yaklaşım itibariyle de genç¬ 
lik, demokratik halk hareketinin örgüt¬ 
lenme ve eylem alanına öncülük etme, 
onun kadrosal gücünü, yine en dinamik 
eylemci kitle gücünü oluşturma bakımın¬ 
dan temel bir yer tutuyor. Geçmişte daha 
çok sınıf mücadelesi temelinde yürüttü¬ 
ğümüz mücadelenin şimdi geldiği de¬ 
mokratik halk hareketi düzeyi ve demok¬ 
ratik ulusun inşası, stratejik yapılanma, 
öncü ve ittifakların belirlenmesi konula¬ 
rında da belli bir ayırımı ortaya çıkardı. 
Özgür kadın hareketi bu dönemde ideo¬ 
lojik ve örgütsel açılardan, yine bir eylem 
gücü olarak öne çıktı ve pratik gelişme 
sağladı. Kadın hareketine paralel olarak 
gençlik hareketi de benzer bir stratejik 
konum kazandı. Demokratik devrimin 
derinleştirilmesi mücadelesinde kadın 
ve gençlik hareketinin, halkın ortak de¬ 
mokratik eylemliliğine öncülük edecek 
düzeye getirilmesi, temel bir çalışma ha¬ 
line geldi. Bu nedenle gençlik hareketini 
daha özgün ele almak ve tartışmak önem 
arz ediyor. Serhildan hareketi açısından 
öncülüğün iyi tanımlanması ve örgütlü 
kılınması, mücadelenin başarılı olması 
için gerekliliği gün aşırı ortaya çıkan bir 
olguya dönüşüyor. Halk hareketine bağlı 
olarak yaşadığı sorunları, görevleri ve ya¬ 
pılanmasını anlamak, sorunlarına çözüm 
üretmek için gençlik hareketini değer¬ 
lendirmek gerekiyor. Tüm bu tartışma ve 
değerlendirmeler gençliğin bu dönemde 
nasıl bir eylem planına sahip olacağını da 
net bir şekilde ortaya koymak zorundadır. 


100 





KOMÜNAR , 

Gençlik hareketinin örgütsel ve kad- 
rosal sorunlarını tartışmadan; genelde 
gençlik kitlesini aktifleştirme sorunlarını 
çözmeden, demokratik halk hareketini 
geliştiremeyiz. Bunu yapamazsak Özgür 
kadın hareketi de ittifaksız kalır. Bu da 
demokratik halk hareketini geliştirmeyi 
zorlar. Bu bakımdan gençlik hareketinin 
özgün tarzda ele alınıp tartışılması, örgüt 
ve eylemin bütünlüklü geliştirilmesinin 
esas alınması, demokratik devrimi ge¬ 
liştirebilmek açısından zorunludur. Aksi 
halde köklü bir toplumsal demokrasi mü¬ 
cadelesi verilemez. Devrimci demokratik 
değişim motorsuz ve öncüsüz kalarak, 
kendiliğindenliğe sürüklenir; kaldı ki bu 
durumda olan gençlik, gericilik tarafın- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


Gençliğin en önemli ve en temel özelli¬ 
ği; arayışçılığıdır. Bunun geleceğe dönük 
tavrı, bugüne fazla bağlanmaması gibi 
daha birçok özelliği sıralanabilir. Çıkara 
bulaşmamış olması, saf, temiz ve umutlu 
olması, geleceğe dönük ve günceli yaşa¬ 
mayan bir karaktere sahip olması kuşku¬ 
suz önemlidir. Bu özellikler devrimci, aynı 
zamanda da sosyalist bir karakter arz edi¬ 
yor. "Gençler solcu olur"söylemi, buradan 
ileri geliyor. Günlük yaşama, güncele bu¬ 
laşmamıştır; yani çıkar peşinde değildir. 
Daha çok eşitlikten ve adaletten yanadır. 
Varolanı kabul etmez; dolayısıyla deği¬ 
şimden yanadır. Kendi gelişimini ve dina¬ 
mizmini kullanmak ister. Yine özgürlükten 
yanadır. Bütün bu saydığımız özellikler 


(Âe.v\ç lik ka^eke+min örgütsel ve kadrosal sorunlarım 
tartışmadan; genelde gençlik kitlesini aktifleştirme 
sorunlarını çözmeden, demokratik kalk kareketini 
geliştiremeyiz. Bunu yapamazsak Özgür kadın kareketi 
de ittifaksız kalır. B u da demokratik kalk kareketini 

geliştirmeyi zor*lar\ 


dan çarpıtabilir de. Bu bakımdan gençlik 
hareketi, dönemin önemli bir hareketi 
olarak gündeme geliyor. Aslında gerillayı 
geliştirerek kitleleri harekete geçirirken 
de gençlik hareketi gündeme gelmişti. 
Gerillanın güçlendirilmesi açısından da 
önem taşımıştı. Fakat gençliği artık eski 
konumuyla ele alamayız. Şöyle düşünüle¬ 
bilir; ne olursa olsun geçmişte de her şeyi 
yürüten gençlikti. Gerilla bir gençlik ör¬ 
gütüydü ve savaş gençliğin mücadelesiy- 
di. Kitle mücadelesi içerisinde de gençlik 
önemli bir rol oynadı. Kitle örgütlenme¬ 
sine dair ilk adımları atarken de üzerinde 
en çok durduğumuz çalışma yine genç¬ 
lik çalışması oldu. Bunların hepsi doğru; 
gençler katıldılar, çalıştılar, kadro örgüt ve 
mücadele sorunlarını omuzladılar. Fakat 
mücadele içerisinde özgün özellikleriyle 
çok etkili, öncü ve aktif katılan bir gençlik 
hareketi oluşturulamadı. 


gençliğin, dolayısıyla gençlik hareketinin 
temel özelliklerini oluşturuyor. Söz konu¬ 
su özellikler, sosyalizme denk düşüyor. 
Özgürlük ve eşitlik militanı olmaya denk 
düşüyor. Gençlik, sosyal karakterin en çok 
geliştiği bir dönemi ifade ediyor. Gençlik 
hareketi, sosyalist hareketin bir parça¬ 
sı, hem de öncü parçasıdır. En dinamik 
parçası olduğundan, motor gücüdür. O 
nedenle sosyalist hareketler her zaman 
gençlik hareketlerine önem vermişlerdir. 
Fakat geçmişte dar sınıfsal yaklaşımlar 
çok fazla olduğundan dolayı gençlik ha¬ 
reketleri, sosyalist hareketler içinde tam 
olarak yerlerini alamamışlardır. Demokra¬ 
tik modernite gerçekliğinde bunların aşıl¬ 
ması ve toplumsal düzlemde katılımcı bir 
yapılanmanın esas alınması söz konusu¬ 
dur. Bu bağlamda gençliğin kendini tüm 
alanlarda örgütleyerek, toplumsal alan¬ 
larda kendi gücünü ve örgütlülüğünü 


101 






Sayı 60 2014 

toplumun çalışmaları ve yaşamına 
adaması temel görev olmaktadır. Geçmiş¬ 
te işçi abartması çok fazla oldu. Kadın öz¬ 
gürlüğü ve gençlik hareketi, söz konusu 
işçi abartmasının tamamlayıcıları oldular. 
Bu, sosyalist hareketlerin yetersizliğiydi. 
Şimdi bunu düzeltmenin mücadelesi de 
gençliğin önünde durmaktadır. Önderlik 
savunmalarla, sosyalist harekete yeni bir 
tanım getirerek, açılım sağlattı. Çünkü işçi 
fetişizmine bağlanmış sosyalist hareket¬ 
lerin, ekonomist ve dar çıkarlar peşinde 
koştuklarını gördük. Birçoğu ütopyadan 
koparak, sendikalist hareketler oldular. 
Oysa ütopya, gençlik hareketinde vardır. 
Gençlik, baştan başa bir ütopyadır. Gele¬ 
ceğin özlemi ve umududur. Kadın özgür¬ 
lüğü de öyledir. Maddi yanından ziyade, 
toplum yaşamını dengeli ve düzenli kılma 
yanı vardır. Özgürlük ve eşitlik yanı fazla¬ 
dır. Kadın ve gençlik hareketi, işçi hareketi 
gibi dar, kaba ve maddi eşitçilik öngören 
bir yaklaşım içerisinde olamaz. Biz bunu 
küçük burjuva eğilim olarak tanımlıyoruz. 
Kuşkusuz bu, ideolojik bir yaklaşımı ifade 
ediyor. Özgür kadın hareketinin özü ve 
esası, özgürlük ütopyasını dar çıkarlardan 
soyutlayarak, toplumsal yaşamın temel 
özelliklerine uygun kılınmasıdır. Bu, sos¬ 
yalizmin özünün derinleştirilmesi oluyor. 
Gençlik hareketi açısından da benzer bir 
tanım yapmamız gerekiyor. Buradan bak¬ 
tığımızda, gençlikçağı insanın sosyalizme 
en yakın, özgürlük ve eşitlik idealleriyle 
dolu olduğu; yardımlaşma, paylaşma ve 
dayanışma yönlerinin en güçlü olduğu 
bir çağdır. Çıkara bulaşmadığı, kar hırsına 
kapılmadığı, dolayısıyla hileye ve aldat¬ 
maya baş vurmadığı bir çağdır. En temiz 
ve en sade çağıdır. Dinamizmini en çok 
koruduğu, günü yaşayarak güncel yaşam 
içinde kaybolmak yerine, insanlık için öz¬ 
gür ve mutlu bir yaşam ortaya çıkartmak 
için kendini feda etmeye hazır olduğu, 
bu anlamda oldukça fedakar ve cesaretli 
olduğu bir çağdır. Gençlik, bu özellikleriy¬ 
le kendisini ortaya koyuyor. Kendisini bu 
şekilde, diğer çağlardan ayırıyor. Gençlik 
hareketi de, bu özelliklerden oluşan bir 
hareket oluyor. Gençliğin bu özelliklerini 


KOMÜNAR 

kendi bünyesinde toplayan ve biriktiren 
bir harekettir. Tüm bunlar bir kere daha 
"nereden başlamalı" sorusuna güçlü ce¬ 
vapları ortaya koyarken, aynı zamanda 
bir eylem planına ve görev bildirgesine 
de dönüşüyor! 

Bunun dışında gençliğin mevcut duru¬ 
munu aşmada, yine demokratik moder- 
nitenin yapılandırılmasında cevaplaması 
gereken temel sorulardan bir tanesi de 
"Nasıl Yaşamalı"oluyor. Belki buraya kadar 
değindiğimiz bölümlerde bu soruya da 
cevap teşkil edebilecek noktalara vurgu 
yaptık. Fakat bu sorunun önemi ve ciddi¬ 
yeti açısından daha derinlikli ele almak ve 
güçlü cevapları hem zihniyette, hem de 
pratik alanlarda ortaya koymak devrimci 
zamanın kendini dayattığı böylesi bir sü¬ 
reçte daha da önemli oluyor. Yaşamı biyo¬ 
lojik olarak yorumlamanın dışında; amaç¬ 
ları ve ideaları ekseninde ele alan gençlik, 
nasıl bir yaşam sorusuna güçlü cevaplar 
verebileceği gibi toplumsal işleyişte de 
bunun gereğini zengin bir şekilde ortaya 
koyacaktır. Yaşamı doğru okumak, sorula- 
rını/sorunlarını çözümleyerek bunun kar¬ 
şısında eylemini bir bilince dönüştürmek 
gençliğin temel görevlerinin başında yer 
almaktadır. Özellikle günümüz dünyasın¬ 
da ve kapitalist modernitenin her türlü 
saldırıyı geliştirdiği yaşam alanlarında; 
yaşam aşkını mücadeleye ve hakikate 
adamayan bir gençliğin, demokratik mo¬ 
dernitenin gelişiminde öncülük yapabil¬ 
mesi bir yana, günden güne erimesi ve 
güdüsel sanallıklara hapsolması kaçınıl¬ 
maz olarak ortaya çıkacaktır. 

Nasıl Yaşamalı? 

Toplumun oluşumundan günümüze 
değin; hem toplumsal ritüeller, hem de 
bireysel arayışlarda cevabı en çok ara¬ 
nan soruların başında "Nasıl Yaşamalı" 
gelmektedir. Mevcut anlamda evrenin 
bilinebilen bütün alanlarında-farklılıklar 
arz etse de bir yaşamın olduğunu söyle¬ 
mek mümkündür. Aslında insandan ve 
toplumdan önce olan yaşamın varlığı 
söz konusu olduğunda; soruyu sorarken 
amacımız şudur; uzantısı ve bir parçası 


102 





KOMÜNAR , 

olduğumuz bu büyük fotoğrafta nasıl ya¬ 
şamak gerekiyor? Yaşamı bizim oluştura¬ 
bileceğimiz nasıl bir gerçekse, olan yaşa¬ 
mı her yönüyle kabul etmek ve o şekilde 
yaşamak da son derece gerçek olmakta¬ 
dır. Günümüzde bu gerçekliği hayatın her 
alanında yalın ve çarpıcı bir şekilde göre¬ 
bilmekteyiz. Nasıl yaşamak gerekiyor ve 
olanı kabul etmek arasındaki ince ayrım; 
belki bu sorunun cevabını her yönüyle 
ortaya koymaktadır. Bu konuda büyük 
düşünür ibn-i Haldun'un; "homosapiens 
iki tür insanın ortaya çıkmasıdır. Biri güdü¬ 
leri ve biyolojik temelli yaşayan insan olur¬ 
ken, diğeri aşkın ve hakikatin peşinde ya¬ 
şayan insan olmaktadır" belirlemesi son 


İdeolojik-Teorik Dergi 


li bir öğreticiliğe sahiptir. Bu anlamda 
Sokrates'in felsefesi ve soruları aslında 
"Nasıl Yaşamalı" üzerine iken, dönemin 
iktidar güçleri bunu bir tehlike ve gelecek 
açısından büyük bir sorun olarak görmüş 
ve Sokrates'in idamını da milattan önce 
15 ŞUBAT 399 yılında gerçekleştirmiştir. 

Şimdi bütün bunlardan ne tür 
sonuçlar çıkarmalıyız? Bir defa gençliği 
tanımalıyız. Gençliğin toplumdaki 
rolünü doğru anlamalı ve o rolün 
oynanmasını sağlamalıyız. Tabii devrimci 
ve sosyalist hareket ile gençlik ilişkisini iyi 
tanımalıyız. Eğer kendimizi bu özelliklerle 
tanımlıyorsak, o zaman genç olmasını 
bileceğiz. Aksi taktirde sistemimizi yürü- 


Sok^a+es^Kv felsefesi ve somlan aslında "AJası! yaşama İd 
üzenine iken, dönemin iktidar güçleri bunu bir teklike 
ve gelecek açısından büyük bir somn olarak görmüş ve 
Sokrafes^n idamını da milaf+an önce i 5 ^bl3y\X 399 
yılında gerçekleştirmiştir. 


derece önemli olmaktadır. 

Demek ki, gençliğin bu soruyla yüzleş¬ 
mesi ve hangi yaşamın peşinde olduğu¬ 
na dair güçlü kararlar vermesi, eylem bi¬ 
lincini buna göre şekillendirmesi olmazsa 
olmaz kabilindedir. insanlığın bütün bü¬ 
yük çıkışlarında, zihniyet devrimlerinde 
ve toplumsal değişimlerinde bu sorunun 
önemi ve oynadığı rol çok iyi bilinmekte¬ 
dir. Belki bunlardan en çarpıcı ve dikkat 
çekeni ise Sokrates'in çıkışı ve geliştirdiği 
felsefi düşünce sistemi olmaktadır. Bi¬ 
lindiği gibi Sokrates yaşadığı dönem ve 
toplumsal yapılanmada sürekli etrafın¬ 
dakilere sorular sorarak; aslında bilinen 
her şeyin doğru olup olmadığını sorgu- 
latmaya çalışırmış. Onun hayatını ve öğ¬ 
retisini konu alan birçok yazılı eserlerde 
dikkat çekilen temel nokta ise; etrafında 
sürekli gençlerin toplanması olmakta¬ 
dır. Nihayetinde Sokrates'i yargılayanlar 
onu ölüme gönderirken gerekçe olarak; 
"tanrılarla alay etmesi ve gençlerin kafa¬ 
larını karıştırması"-™ belirtmeleri önem- 


temeyiz ve çökeriz. Onun için kuşak çeliş¬ 
kisini, toplumun değişiminde gençliğin 
oynadığı rolü ve özellikleri göreceğiz. 
Bununla birlikte onun üzerinden geliştiri¬ 
len ve yürütülen politikaları da göreceğiz. 
Tabi tüm bunlar için de temel sorularla 
yüzleşerek doğru cevapları aramanın-or- 
taya koymanın ve yaşamsallaştırmanın 
mücadelesini sürekli kılacağız. Bu konu¬ 
da da geçtiğimiz dönemde gerçekleşen 
gençliğin yapılanma kongresinde Önder 
Apo'nun sunduğu mesajı doğru okumak 
ve açığa çıkardığı perspektiflerin gücünü 
demokratik modernitenin yapılanmasın¬ 
da ve demokratik ulusun yaşamsal alan¬ 
larında her yönüyle hayata geçirmek için 
hafızalarımıza işlemek temel mücadele 
olacaktır; 

"Gelişmek ve kendini savunmak isteyen 
bir toplum için gençlik vazgeçilmez bir ha¬ 
zinedir. 

Gençlik meclisi olarak tarihi ve güncel 
birçok sorumlulukla karşı karşıya olduğu¬ 
nuz, bu sorumluluğun gereği olarak ideolo- 


103 






Sayı 60 2014 

jik, politik, örgütsel ve insani açıdan yerine 
getirilmesi gereken görevlerinizin olduğu 
aşikardır. 

35 yıllık amansız mücadelemizin doğuşu 
kadar oluşu da çok sancılı bir süreçten ge¬ 
çerek bugünlere geldi. 

Kalıcı bir varlık haline gelmemizde özgür 
yaşam' ısrarımızın rolü en belirgindir. 

'Özgür yaşam' ısrarımızı süreklileştirerek 
bugünlere getiren taşıyıcı temel kolonları¬ 
mızdan biri gençlik diğeri de eğitim olmuş¬ 
tur. 

Eğitim, bizim için hep vazgeçilmez bir var 
oluş sorunu olageldi. 

PKK, bir gençlik ve eğitim hareketi olarak 
doğmuş ve kendini amansız eğiterek bir 
halk hareketine evirilmiştir. 

Sümer rahip tapınağından beri tüm 
sistemler, örgütler ve başta devlet olmak 
üzere ihtiyacı olan kadroyu, kendi oluştur¬ 
dukları eğitim mekanizmaları içinde şekil¬ 
lendirdikleri bireylerle oluşturmaktadırlar. 

Bireyler devlet, okul, akademi vb. kurum- 
ların hepsinde sömürü ve sınıflı toplum 
egemenliğinin devamı doğrultusunda gö¬ 
nüllü birer nesneye dönüştürülürler. 

Bu faaliyetin bütün özü bireyselleşmeyi 
yok etmek ve inanan müritler yaratmak 
içindir. 

İnanç devrimciliğini anlamakla, 
bilgilenmekle ve bilinçlenmeyle 
tamamlamak durumundasınız. 

Her türlü iktidara, milliyetçi, cinsiyetçi, 
köreltici dinci ve liberal anlayış ve ideolo¬ 
jilerden uzak durmak, büyük bir hakikat 
derdiyle yola revan olmak özgürlüğün ve 
yoldaşlığın güçlü temsiline vesile olacaktır. 

Özgür birey; irade sahibi, özgür 
düşünen, tartışan, tartıştıran, kolektif 
yaşamı her şeyin üstünde tutan birer 
hakikat arayişçisidir. 

Özgür birey olmanın yegane yolu kendi¬ 
ni eğitmektir. Kendinizi muazzam derecede 
eğitmediğiniz sürece toplumu savunamaz¬ 
sınız. 

Toplumu savunmak her dönem için 
gençliğin en önemli görevidir. 

Toplumu savunmadan siyaset yapıla¬ 
maz. 

Öz savunmayla birlikte, demokratik 


KOMÜNAR 

siyaset, dönem politikacılığın özüdür. 

Çünkü demokrasi evrenin dilidir. 

Demokrasinin işlevi, politika yapılırken, 
kararlar alınırken ilgili tüm toplumun ifade 
gücü, örgütlenme gücü olarak sürece katı¬ 
lımı ifade eder. 

İktidar her toplumsal birime ve bireye 
dayandığına göre politika da her birim ve 
bireye dayanmak durumundadır. 

Günümüzde resmi moderniteyle ilişki ve 
çelişki içinde 'iktidar ağları her yerde' ol¬ 
duğuna göre, politika da her yerde olmak 
durumundadır. 

Politikanın olduğu her yerde de gençlik 
olmak durumundadır. 

Kürt halkı tarihindeki en güçlü politikleş¬ 
me dönemini yaşarken Kürt gençliği, ulus 
devletçiliği aşarak, demokratik modernite- 
nin inşa edilmesinde öncülük rolünü oyna- 
yabilmelidir. 

Bunun için öncelikle kapitalist moderni- 
teye karşı ideolojik-politik, ahlaki ve örgüt¬ 
sel yeterliliği olan bir duruşun gerçekleştiril¬ 
mesi elzemdir. 

Bu duruş demokratik ulus inşasındaki ba¬ 
şarı güvencesidir. 

Gençlik, kazanılmış Kürt kimliğini ve öz¬ 
gür yaşam arzusunu demokratik ulus inşa¬ 
sına çevirmenin politikasında harç görevi 
görecektir. 

Daha görkemli olanı, kendi toplumsal 
doğamıza ve bireysel etkinliğimize uygun 
demokratik modernite değerlerini, onun 
demokratik ulus, komünal ekonomik ve 
ekolojik yaşam tarzını, bunun bilimini, 
felsefesini ve sanatını özgürce, eşitçe ve 
demokratikçe paylaşmak ve topluma mal 
etmektir. 

Genç başladık, genç başaracağız." 

Kaynak 

-Demokratik Uygarlık Manifestosu/ 
Abdullah ÖCALAN 

-Mukaddime/ibn-i HALDUN 

-Gençlik Kongresi Mesajı/ Abdullah 
ÖCALAN 


104 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


GENÇLİK VE ÖZ5AVUNMA 


Gençlik ve öz savunma olguları tarih 
boyunca en çok iç içe geçmiş iki olgu¬ 
dur. Çokça belirtilen; "gençlik toplumun 
öncü gücüdür", "gençlik toplumun ah- 
laki-politik değer yargılarını koruyan¬ 
dır" "gençlik toplumun eylem gücüdür", 
“gençlik toplumu savunup özgür yarınlara 
kavuşturandır"gibi birçok söylem bu ger¬ 
çeklik üzerinden dillendirilmiştir. Doğru¬ 
yu ifade eden bu söylemlerin yanı sıra; 
toplumların bugün hala egemen sistem 
karşısında direniş halinde olması, verili 
olan yaşamı kabul etmemesi ve özgür-ya- 
şanılır bir yaşam oluşturma istem, arzu ve 
çabası bu gerçeklerin ürünü olarak sürek- 
lileşmektedir. Şöyle ki; toplumlar, gençliği 
bilinçli, örgütlü ve eylem halinde olduğu 
sürece sistem tarafından geliştirilen ve 
geliştirilebilecek her türden saldırı karşı¬ 
sında da doğru bir duruş sahibi olabilir. 
Özcesi gençlik/kendini bil'diği, karşısında 
mücadele verdiği sistemi ve ait olduğu 
toplumun hayat koşullarını doğru analiz 
edip tanıdığı oranda toplumun 'öncü', 'sa¬ 
vunan've'oluşturan'gücü olabilir. 

Gençliğin yapısal özellikleri bu durum 
üzerinde etkide bulunmaktadır. Toplum¬ 
sal kesimler içindeki özgünlüğü, gençli¬ 
ğin toplumsal öz savunmada daha aktif 
ve öncü olmasını beraberinde getirir. 


Konum ve yapısal özellikleri nedeniyle 
her türden gelişime açıktır. Sorgulayan, 
sorguladıkça doğru ve yanlış yaşamı çö¬ 
zümleyen gençlik, açığa çıkan ve anlama 
kavuşturduğu toplumsal sorunlara en 
önce, etkin ve etkili bir şekilde tepki verir. 
Gençlik, toplumun en özgün kesiminden 
biridir. Bu özgünlük fiziksel olmaktan zi¬ 
yade toplum içindeki konumundan ileri 
gelmektedir. Önder APO "Gençlik fiziki bir 
olay değil toplumsal bir olaydır" demekte¬ 
dir. Canlı, hareketli ve sürekli bir akış ha¬ 
linde olan gençlik toplumun en dinamik 
gücüdür. Değişimi mümkün kılan top¬ 
lumsal güç olması itibariyle, toplumsal öz 
savunmanın sağlanmasında da öncülük 
rolünü oynamaktadır. 

Toplumlar nasıl ki gençlikten yoksun 
olarak düşünülemiyor ise, öz savunmanın 
yitimi de toplumlar için ölümden başka 
bir şey değildir. Gençlik kesimi olmadan 
toplumlar ayakta duramayacağı gibi öz 
savunması olmayan toplumlar da param¬ 
parça olmaktan ve sisteme tabi olmaktan 
kurtulamaz. Bu gerçeklik belki de en çok 
Kürt toplumu açısından geçerlidir. Kültü¬ 
rel soykırım politikalarının en vahşisine 
maruz kalan Kürt toplumuna hiçbir şe¬ 
kilde yaşam hakkı tanınmamaktadır. Her 
yönüyle varlığı tehdit altında olan Kürt 


105 






komOnar 


Sayı 60 2014 

toplumu öz savunmasını özgür gençlikle 
geliştirmeksizin varlığını koruyamayacak¬ 
tır. Varlığını korumak ve bu temel üzerin¬ 
den demokratik sistemini inşa öz savun¬ 
mayla mümkündür. 

Başta Kürt halkı olmak üzere; bir bütü- 
nen toplumlar açısından gençlik ve öz 
savunma birbirinden koparılamayacak 
derecede bağlıdır. Biri diğeri olmadan 
olamaz. Toplumlar açısından gençliği ve 
öz savunmayı anlamlı kılan temel ger¬ 
çeklik birbirini tamamlayan iki gerçeklik 
olmalarıdır. 

Öz Savunma 

Kavram olarak savunma; her hangi bir 
canlının yaşamına veya kendisine ait 
olana karşı gelişen bir saldırı karşısında 
korumaya geçmesi durumudur. Saldırı( 
öldürme, yok etme, yaralama, korkutma, 


refleksidir; hatta canlılığın yaşama garan¬ 
tisi, atardamarıdır denilse yanlış olmaya¬ 
caktır. 

Her canlının kendisini savunma yetisi 
mevcuttur. Toplumsal gerçeklikte bu du¬ 
rum daha farklıdır, insan, diğer canlılar 
gibi doğuştan kendisini savunabilecek 
yetenekte ve güçte değildir. Güldeki di¬ 
ken, kedideki tırnak, kartaldaki pençe, 
kurttaki sivri diş veya kalın deriler gibi 
kendini savunma ve koruma araçlarına 
sahip değildir. Bir insan yavrusu tek başı¬ 
na doğaya bırakıldığında çok kısa bir sü¬ 
rede yok olmaktan kurtulamaz. 

insan, diğer canlılara oranla yetersiz 
kaldığı bu özelliklerini düşünceyle 
tamamladı. Gelişen düşünce gücü, insanı 
diğer tüm canlılardan farklı kıldı, insan 
düşünce gücünü kullanarak geliştirdiği 
ilişki biçimi ve araçlar yoluyla tüm fiziksel 


■Her 1 ccmlmm kendisini s avunma ye+isi mevcuttur, 
Top! umsal gerçeklikte bu durum daka farklıdır. Tnsan, 
diğer canlılar gibi doğuştan kendisini savunabilecek 
yetenekte ve güçte değildir. 


yakalayıp etkisiz hale getirme gibi) amaç¬ 
ları farklı olsa da, savunma tek bir amaçla 
yapılır: varlığını korumak. 

Varlığını koruma ihtiyacı her canlıda bu¬ 
lunur. Her canlı varolmak ister. Bu istem 
evrensel oluşumun en temel ilkesidir. Sü¬ 
rekli akış halinde olan ve her an kendisini 
yeniden şekillendiren canlı bir evren ger¬ 
çekliği var karşımızda. Tek hücrelilerden 
çok hücrelilere, bitkilerden hayvanlara 
ve insanlara kadar her canlı yaşamak için 
çaba sahibi olur. Bu çabanın öz savun¬ 
mayla yoğun bağlantısı vardır. Varlığını 
koruma kendini savunmayı gerekli kılar. 
Bu temelde varlığı tehdit eden, gelişen 
her türden dış yönelim karşısında refleks 
göstermesi, karşılık vermesi her canlının 
en doğal ve vazgeçilmez hakkıdır. 

Kendini savunmak en kutsal haktır ve 
vazgeçilmezdir. Öyle ki, en temel yaşam 


güçsüzlüklerini güce dönüştürdü. Geliş¬ 
tirdiği yeni ve hiçbir canlıda görülmeyen 
ilişki biçimiyle dezavantajlarını avantaja, 
doğayı ihtiyaçlarını giderme temelinde 
dönüştürme gücüne kavuştu. Bu sayede 
hiçbir canlıda olmayan bir konum kazan¬ 
dı ve doğa içinde yeni bir doğa yarattı. 

İnsanın varlığını koruyabilmesi ve 
yaşamını sürdürmesi için o güne dek 
olmayan, hiçbir canlıda gelişmeyen bir 
durum gelişti. Düşünce gücüyle buluş¬ 
turulan toplumsallık, evrenin en gelişmiş 
ifade tarzı halini aldı. Yanı sıra; toplumsal¬ 
lığını sağlayan insan varlığını da güven¬ 
ceye aldı. Belli amaçlar doğrultusunda, 
ortak hareket tarzıyla bir araya gelen in¬ 
sanlar birlikten güç doğduğunu görerek 
toplumsallığı daha da geliştirdiler. Özcesi 
toplumsallık; insanın varlığını koruması 
ve yaşamını sürdürmesi durumudur. Bir 


106 




KOMÜNÂR , 

anlamda insanın en temel öz savunması 
toplumsallığıdır. Toplumsal süreklilik sağ¬ 
landığı oranda insan, insan olarak varol¬ 
maktan da bahsedebilir. İnsan açısından 
varoluş mücadelesi toplumsallıkla anla¬ 
ma kavuşur. Toplumsallık korunabildiği 
oranda yaşanılır, biryaşam oluşturulabilir. 

Toplumsallığın gelişimiyle beraber in¬ 
sanın karşılaştığı yaşamsal sorunlar fark¬ 
lılaşmıştır. Özellikle hiyerarşik-devletçi 
sistemin ortaya çıkması ile birlikte toplu¬ 
mun yüzleşmek zorunda olduğu sorunlar 
da olabildiğine farklılaşmıştır. Öncesinde 
yoğunluklu olarak fiziksel saldırılar karşı¬ 
sında gelişen savunma durumu, zaman¬ 
la gelişen sistem saldırılarıyla yeni bir 
boyut kazanmıştır. İlk toplumsallaşma 
süreçlerinde daha çok doğa 
koşullarından(yaşanan sel felaketleri, 
dondurucu soğuklar, kavurucu sıcaklar, 
depremler vb.) ve doğada yaşayan diğer 
canlılara av olmamak için savunmasını 
geliştirmekteydi. Ancak egemen sistem¬ 
le beraber bu gerçeklikler birincil tehlike 
olmaktan çıkıp yerine kendi türünden ko¬ 
runma zorunluluğunu doğurmuştur. 

Hiyerarşik-devletçi sistemin yaydığı aç 
gözlülük, doyumsuzluk, hep daha fazla¬ 
sına sahip olma arzusu ve bunun ürünü 
olan savaş, talan, yağma ve yıkım, toplu¬ 
mu tarih boyunca hiç karşılaşmadığı so¬ 
runlarla yüzleştirmiştir. Ahlaki ve politik 
olan toplum, en büyük saldırıları da bu 
alanda almıştır. Sistem kendisini yaydığı 
oranda ekonomik, kültürel, sosyal, ta¬ 
rihsel, sanatsal ve ideolojik saldırılarını 
da derinleştirmiştir. Günümüz kapitalist 
modernitesinde bu saldırılar zirve duru¬ 
muna ulaşmıştır. Tarihin her döneminde 
amacı bir olan bu saldırılar, dönemlere 
göre araçlar değiştirerek bugüne kadar 
kendisini sürdürmüştür. 

Anı anına gelişen teknik, bugün iti¬ 
bariyle gençliğin toplumsallığından 
koparılması amacıyla kapitalist sistem 
tarafından en çok kullanılan araç konu¬ 
mundadır. Özünde toplumsal olan ama 
egemen sistem tarafından özü çarpıtılan 
teknik, gençliği yok olmaya doğru 
sürüklemektedir. Özellikle bilgi ve ileti¬ 


İdeolojik-Teorik Dergi 


şim teknolojisi gençliği toplumsallıktan, 
yaşamsal sorunlardan ve bu sorunlar kar¬ 
şısında çözüm gücü olma özelliğinden 
kopararak sistemin en temel besleyeni 
haline getirmektedir. Kırsal alanlardan, 
köy yaşamından koparılan bir gençlik 
gerçekliği var karşımızda. Her şey tek- 
niki ele alınıp gençler robotlaştırılmış 
durumdadır. Bir dönem elleri ayakları 
prangalara vurulup pazarlarda köle ola¬ 
rak satılan gençlik, bugün şehirlere çeki- 
lerek'Gönüllü kölelik'statüsünde işçi-işsiz 
yığınları halinde sistemin avucuna bakar 
hale getirilmiştir. Moda sektörü yoluyla 
gençler doyumsuz hale getirilerek, kapi¬ 
talist sistemin oluşturduğu pazarların baş 
tüketici unsuru kılınmıştır. 

Gençliğin Öz Savunma Bilinci 

Önder APO “Ahlaki ve politik toplumun 
günümüzde yaşadığı gerçeklik, yani ön¬ 
celikli sorunu özgürlük, eşitlik ve demok¬ 
ratikleşmenin de öncesinde var oluşsaldır. 
Varlığı tehlikededir. Modernitenin çok yön¬ 
lü saldırısı, her şeyden önce varlığını savun¬ 
mayı öncelikli kılar. Demokratik moderni- 
tenin bu saldırıya karşı cevabı, öz savunma 
anlamında direniştir" demektedir. Bu dire¬ 
nişin öncüsü de gençliktir. Gençlik doğru 
bilinçlendiği oranda bu direnişte yer ala¬ 
bilir ve öncülük rolünü yerine getirebilir. 

Egemen sistem tarihinin en başından 
beri saldırılarının merkezine aldığı top¬ 
lumsal kesimlerin başında gençlik gel¬ 
mektedir. Kadını düşürmek ve kendi er¬ 
kek egemenlikli düzenini oluşturmak için 
de ilk olarak gençliğe yönelmiştir. Genç¬ 
liği denetimi altına aldığı oranda toplu¬ 
ma gereğince yön verebilmiştir. Gençlik 
güçsüzleştirilip pasifleştirildiği derece 
toplum köleleştirilebilmiştir. Gençlik top¬ 
lumsal görev ve sorumluluklarından ko- 
parıldığı ve işlevsiz kılındığı oranda da 
toplum kendi olmaktan çıkmıştır. Özcesi 
toplumun ahlaki-politik yapısından kop¬ 
muş gençlikle toplumlar daha derinliğine 
sömürülmüştür. 

Egemen sistemin kadını düşürme te¬ 
melli öncelikli olarakgençliği hedef alma¬ 
sı ve kendi yanına çekme çabası bunun 


107 




Sayı 60 2014 

ürünüdür. Nitekim gençliğin düşürülüşü 
sonucunda egemen sistem kadına karşı 
saldırılarını yaşamın her alanında pratik- 
leştirmiştir. 

Ancak gençlik tarih boyunca özgürlük 
istemini hep korumuş ve bu temelde bir 
yürüyüşün sahibi olmuştur. Yaşlı erkeğin 
kadına karşı güç elde etmek için yanına 
çekmeye çalıştığı ve kendi çıkarları te¬ 
melinde kullanmaya çalıştığı toplumsal 
kesim olması nedeniyle gençlik, tarih bo¬ 
yunca özgürlük arayışından vazgeçme¬ 
miştir. Özgürlük istemi ve arayışı, yaşanan 
toplumsal sorunlardan ve açığa çıkan ih¬ 
tiyaçlardan kaynağını alır. Gençliği dinç 
ve ayakta olan toplumlar egemen sistem 
karşısında bugünlere kadar özünü koru¬ 
yarak gelebilmişken; gençliği özünden 
koparılan ve denetim altına alınan top- 


KOMÜNAR 

bilinçle mücadeleye giriştiği oranda ya¬ 
şama da bütünsel bakabilir. Öz savunma 
da dönemsel olmak yerine, hayati olması 
bakımından, sürekliliğini gençliğin duru¬ 
şunda, tutum ve davranışında sağlaya¬ 
caktır. 

Gençlik öz savunma bilincinden kopuk 
bir şekilde toplumu savunabileceğinden, 
koruyup kollayabileceğinden ve toplum¬ 
sal yaşamın inşasında doğru rol alabile¬ 
ceğinden bahsedemez. Gençliğe bakış 
açısında yaşanan en temel yetersizlik¬ 
lerden bir tanesi de; "bilinçli olsa da olur 
olmasa da olur" yaklaşımıdır. Çoğunlukla 
"olmasa da olur"anlayışı baskın çıkmakta 
ve gençliği bu tarzda ele alma durumu 
yaşanmaktadır. Gençliğe misyon biçme, 
öncülük görevini gereğince yerine getir¬ 
me ve ön açıcı olma konusunda yoğun 


Sistemim temel saldım noktası toplumsallıksa, temel 
savunulması ve korumaya alınması gereken de toplum 
olmalıdır 1 . Xoplumsal sürekliliğim sağlanması ve yaşanılır, 
özgür kir yaşamın oluşturulması da toplum gerçekliğini 
doğru kavramaktan geçer. 


lumlar ise sistem içinde erimekten, sis¬ 
teme tabi olmaktan ve kendi dışında her 
şey olmaktan kurtulamamıştır. Sistem tek 
bir yönlü saldırıda bulunmaz. Sistem her 
şeyi değerlendirerek, en zayıf yerden el 
atar. Bu şekilde sonuç da alır. 

Sistemin temel saldırı noktası toplum¬ 
sallıksa, temel savunulması ve korumaya 
alınması gereken de toplum olmalıdır. 
Toplumsal sürekliliğin sağlanması ve ya¬ 
şanılır, özgür bir yaşamın oluşturulması 
da toplum gerçekliğini doğru kavramak¬ 
tan geçer. Nasıl ki yaşlı erkek gençliği 
kadından kopararak toplumsallığından 
kopardıysa; bugün itibariyle aynı zihniyet 
gençliği toplumsallığından uzaklaştırma 
ve koparma amacındadır. Bu nedenle 
gençliğin en öncelikli görevi, insanlığın 
en temel öz savunması olan toplumsal¬ 
lığını anlaması olmaktadır. Gençlik top¬ 
lumsallığını sağladığında ve toplumsal 


bir bastırma durumu gelişmektedir. 

Öz savunma bilinci toplumun tüm 
kesimleri açısından önemli olduğu kadar 
en çok da gençliğin buna ihtiyacı var¬ 
dır. Tarih boyunca egemen sistemin her 
türden soykırım politikaları karşısında 
duran ve bu uygulamalara cevap olan 
gençlik olmuştur. Gençlik her zaman için 
ötekileştirilen, sömürü ve baskı altına 
alınan ve ezilen halkların haklı davasının 
savunuculuğunu yapmıştır. Yakın tari¬ 
himizde Che'den tutalım Mahirlere, De¬ 
nizlerden ibrahimlere ve Kürt özgürlük 
mücadelesinde Hakilerden Kemallere, Ali 
Çiçeklerden Ferhatlara kadar toplumsal 
öncülüğü gençlik üstlenmiştir. Bu 
doğrultuda canları pahasına mücadele 
saflarında yer almışlardır. Saydığımız 
öncüler yaşanan toplumsal sorunlar 
karşısında farklı yöntemlerle öz 
savunmaya geçmişlerdir. Che gerilla 


108 







KOMÜNAR , 

mücadelesiyle hiç bilmediği, görmediği 
alanlarda halklarla omuz omuza müca¬ 
deleye girişirken, Mahirler yoldaşlarını 
kurtarma uğruna ölümüne mücadele 
etmiştir. Kimi işkencelere karşı onurluca 
direndi, kimi halkının özlemlerini gün yü¬ 
züyle buluşturmak için bedenlerini ölü¬ 
me yatırdı. Kimi bomba olup kendini düş¬ 
manın beyninde patlattı, kimi ihanetin 
çemberini kararlı duruşuyla paramparça 
etti. Hepsinin ortak noktası: yaptıklarını 
doğru bilinçle örmeleriydi. 

Bu temelde değerlendirildiğinde; ege¬ 
men sistemin gelişen saldırılarının nere¬ 
den, nasıl geldiğini anlayabilme, bunlara 
karşı nasıl bir duruş ve tutum içerisine 
girileceğini kavrayabilme doğru bilinç¬ 
lenmeyle mümkündür. Doğru bilinç ken¬ 
dini tanımaktan geçer. Gençlik kendini, 
toplumsal gerçekliğini ve tarihselliğini 
bilince çıkardığı oranda egemen sistemin 
gelişen saldırılarını da boşa çıkarabilir. Bil¬ 
geler'kendini bil'derken nereden başla¬ 
nılması gerektiğini bizlere söylemektedir. 
Başlangıç noktası insanın kendisi olmalı¬ 
dır. Kendinden başlayan, kendisini objek¬ 
tif olarak ele alıp değerlendiren gençlik, 
karşısında mücadele yürüttüğü gerçekli¬ 
ği de daha somut anlayabilir. Kendi ger¬ 
çekliğiyle, kişiliğinde yaratılmış hasta¬ 
lıklarla ve sistemin sapkın özellikleriyle 
yüzleşebilen gençlik, varlığını koruma ve 
yaşamını sürdürme mücadelesinde başa¬ 
rılı adımlar atabilir. 

Özünde 'öncü' olan gençlik, bugün 
birilerinin, bir yerlerin yönlendirmesi 
altındadır. Temel görevi toplumun öz de¬ 
ğerlerini savunmak olan gençlik, egemen 
sistemin temel ve vazgeçilmez savunma 
aracı olmuş durumdadır. Nasıl ki toplum¬ 
lar gençliği olmaksızın ayakta duramazsa, 
egemenler de gençliğin enerjisini kul¬ 
lanarak kendilerini ayakta tutmakta ve 
süreklileştirmektedir. Gençliğin enerjisini 
ve gücünü kendi çıkarları temelinde kul¬ 
lanan egemenler, ordularını gençlikten 
oluşturmaktadır. Gençlik egemen sistem 
pazarlarının en temel tüketicisi, ideoloji¬ 
sinin yaşamsal uygulayıcısı haline getiril¬ 
miştir. Doğru bir bilince kavuşan gençlik, 


İdeolojik-Teorik Dergi 

egemenlerin askeri ve besleyeni olmak 
yerine toplumsal değer yargılarının öz sa¬ 
vunucusu olacaktır. 

Olabildiğine savunmasız kılınan genç¬ 
liğin, günümüz koşullarında gelişen 
saldırıların nereden, nasıl, kim tarafın¬ 
dan geldiğini anlayamayacak derece¬ 
de bilinçsizleştirildiği-aptallaştırıldığı 
görülmektedir. Aslında bunları düşün¬ 
memesi gerektiğine de inandırılmıştır. 
Kendisine sunulan yaşama boyun eğ¬ 
diği oranda yaşama imkânı bulabilece¬ 
ğine ikna edilmiştir. Bu temelde sistem 
imkânlar sunmakta, birçok kirli ve hasta¬ 
lıklı araçla kendisine çekmekte ve kendi¬ 
sine bağlamaktadır. Kendisine 'özgürlük' 
diye yutturulan her şey aslında gençliğin, 
gençlik şahsında da toplumun tükenişi¬ 
ni getirmektedir. Bilinçsizlikle nitelenen 
gençlik, sağlıklı kararlar alamayacağına 
inandırılmış durumdadır. Hafızası ipotek 
altına alınan gençlik, tarihinden, kültü¬ 
ründen, ahlakından, sanat ve estetiğin¬ 
den koparılmıştır 

Yaşamın her alanına saldıran egemen 
sistem gerçekliği anlaşılmak durumunda¬ 
dır. Gençlik bunu ancak sorgulayıcı özelli¬ 
ği ile yapabilir. Çok hızlı kavrama gücüne 
sahip olan gençlik, yaşamı sorguladığı 
oranda anlamlandırabilir. Dayatılan, ya¬ 
şanılması zorunluluk haline getirilen 
hayat toplumsal sürekliliği sağlayamaya¬ 
cak derecede çürütülmüş, hastalıklı bir 
yaşamdır. Eğitimden tutalım ekonomiye, 
ahlaktan politikaya, kültürden sanata ve 
estetiğe kadar sistem saldırılarına maruz 
kalan toplumsal yaşam alanları koruma¬ 
ya alınmak durumundadır. Nasıl ki sistem 
saldırıları sadece askeri boyutta değilse, 
toplumsal yaşamın öz savunması da her 
alanda geliştirilmek durumundadır. Doğ¬ 
ru bilinçlenme, ideolojik bir perspektife 
sahip olma gerekliliği bu nedenle bü¬ 
yük önem arz ediyor. Bu konuda özgür 
yaşamda ikna olan gençlik, uğruna ölüm¬ 
lere gittiği inançlarını sonsuza evirebilir. 
Bu da yaşamı sevmekten geçer. Yaşam¬ 
dan umudu olanlar, yaşama ölümüne 
bağlananlar amaçlarını bilinçle yoğurup 
doğru sözün ve eylemin sahibi olur. 


109 






KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

Bilinçli olmak duyarlılık demektir. Her 
an her şeye gerektiği şekilde cevap olmak 
demektir. Belki de bugün Kürt gençliğinin 
en temel sorunu yeterli düzeyde duyarlı 
olamayışıdır. Mesele birebir kendinin bazı 
uygulamalara maruz kalması değildir. 
Toplumsal olan gençliktopluma karşı du- 
yarlıdır. Topluma karşı gelişen her türden 
saldırıya duyarlıdır. Örneğin; zindanlar¬ 
da yoldaşlarına karşı gelişen kötü mua¬ 
mele ve olumsuz yaklaşımlar karşısında 
bazen hedefler belirleyerek sonuç alıcı 
pratikler geliştirmesi gençliğin duyarlı 
yaklaşımıyla bağlantılıdır. Bir gardiyan 
eğer çok rahat bir şekilde yoldaşlarımıza 
zindan içinde zindan hayatı yaşatıyorsa 
ve bu karşılıksız kalıyorsa, öz savunmada 
ne derece yetersiz bilinçlendiğimizi gös¬ 
terir. Mahirlerin, Denizleri darağacından 
kurtarmak amacıyla geliştirdikleri eyle¬ 
min kaynağında toplumsal duyarlılıkları 
yani doğru bilinçlenmeleri yer alıyordu. 
Sonucu kendi canları pahasına bile olsa 
yoldaşları için bunu yapma kararlılığını, 
duyarlılığını ve özveriyi göstermişlerdir. 

Özcesi; gençliğin öz savunma bilincine 
sahip olması toplumların başarı şansını 
daha da güçlendirir. Madem savunulan 
toplumdur, o zaman toplumsal 
olunacaktır.Toplumsal bilinci önce kendi¬ 
sinde oluşturacaktır. Korunması gereken 
toplumun ahlaki-politik değer yargılarıy¬ 
sa, önce gençlik ahlaki ve politik olacak¬ 
tır. Gelişen saldırılar karşısında korunması 
gereken bir bütün yaşamın kendisiyse, 
o zaman ilk önce gençlik özgür yaşama 
aşk düzeyinde, ölümüne bağlı olacaktır. 
Gençlik bunu başarırsa doğru olana ula¬ 
şır. Öz savunma bilinci toplumsal bilinç¬ 
ten başka bir şey değildir. Toplumsallık 
insanlığın en temel savunmasıysa, o hal¬ 
de öz savunma toplumsal bilincin gelişti¬ 
rilmesinden başka bir şey değildir. 

Gençliğin Öz Savunma Örgütlülüğü 

insanlığın en temel öz savunması olan 
toplumsallık, aynı zamanda ilk örgütlen¬ 
me biçimidir de. insan türü varlığını sür¬ 
dürmek için bilinçlice örgütlenmeye ihti¬ 
yaç duyar. Tüm canlılarda sınırlı düzeyde 


bir örgütlülük vardır; ama toplumda olan 
bilinçli örgütlenmedir. Toplumsal bilinç 
temelinde örgütlülüklerini sağlayan in¬ 
sanlar nasıl yaşayacaklarını, nereden 
başlayacaklarını ve ne yapacaklarını iyi 
bilirler, insanın varoluş koşulu olan top¬ 
lumsallığın sürekliliği de toplumsal ör¬ 
gütlülüğün güçlendirilmesiyle mümkün 
olmaktadır. 

Toplumsal öz savunma örgütlülüğü¬ 
nü süreklileştirmede gençlik birincil rol 
oynar. Toplumun öncü gücü olması iti¬ 
bariyle, toplumun varlığını koruma ve 
örgütlülüğün sağlanmasında da öncü 
misyonu gençliğe biçilmiştir. Bugün 
ile gelecek arasında köprü olan genç¬ 
lik, kişiliğinde özgür yaşam bilincini 
derinleştirerek gelişkin bir politik 
perspektifle mücadele alanlarında en 
önde yer alır. Sorgulayan, üreten, aktif 
katılan gençlik, gelişkin inisiyatifiyle ya¬ 
ratıcı düşünceler ışığında toplumu hep 
ileriye sürükleyen konumdadır. Tarih 
boyunca toplumlara önderlik eden, top¬ 
lumla omuz omuza düşmanın üzerine 
en önce yürüyen gençliğin; kendisi ve 
toplumu için yararlı olduğuna inandığı 
hedeflerini başarıya ulaştırmak için güçlü 
örgütlülükler geliştirmekten öte başarı 
şansı mümkün değildir. 

Gençlik çağı insanın en dinamik oldu¬ 
ğu çağdır. Bu çağda duygu, düşünce ve 
davranışlar en aktif haldedir. Gençlik ça¬ 
ğının her anı devrim ve yeniyi yaratma 
anıdır denilse yeridir. Sonsuz araştırma 
istemine sahip olması, merakla sorgu¬ 
laması, duygu ve düşüncelerini sürekli 
yeniyi inşa etme temelinde harekete ge¬ 
çirmesi gençliğin temel yapısal özellikleri 
olarak dışa yansır. Önemli olan bu duygu, 
düşünce ve davranışlardaki enerji akışını 
toplumsal örgütlülüğe kavuşturabilme- 
dir. Demokratik toplum hareketlerinde, 
gençliğin örgütlü gücü başarı ve başarı¬ 
sızlıkları belirler konumdadır. 

Öz savunma bilincinin örgütlülüğe 
kavuşturulması gerekir. Örgütlenmiş 
birey ve toplum özgürlüğe bir adım daha 
yakınlaşır.Toplumsalveevrensel ihtiyaçlar 
doğrultusunda kendini örgütlülüğe 


110 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


ulaştıran gençlik, özgür yarınların 
inşasında rol alabilir. Örgütlenmemiş 
gençlik potansiyelinin daralmaktan, za¬ 
manla marjinalleşmekten kurtulma şan¬ 
sı yoktur. Örgütlülükle buluşturulmamış 
bir dinamizm yeniyi yaratamayacağı gibi 
hiçbir caydırıcılığı da olmaz. Günümüz 
egemen sistem saldırıları karşısında ör¬ 
gütsüz hareket tarzının yaşama şansı çok 
sınırlıdır. 

Öz savunma, gençliğin en vazgeçilmez 
örgütlenme alanıdır. Sistemin her an ge¬ 
nişleyen ve derinleşen saldırılarına cevap 
olmak ve bu saldırıları boşa çıkarmak 
bunu gerektirmektedir. 

Sistemin Kürt gençliği üzerinde yoğun 
yozlaştırma, çürütme ve özgür yaşam 
mücadelesinden koparma uygulamala¬ 
rının her geçen gün daha da vahşileştiği 
kapitalist sistem gerçekliğinde öz sa¬ 
vunma örgütlülüğü olmaksızın uygula¬ 
malara karşılık vermek pek de mümkün 
görünmüyor. Kapitalist sistemin kültürel 
anlamda gerçekleştirdiği soykırımlara 
karşı sıradan yaklaşım bitişin kendisidir. 
Buna karşı demokratik uygarlık ışığında 
kültürel değerlerin oluşturulması gerekir. 
Sıradan yaklaşma gibi bir gaflete girmek 
en basitinden sistem çıkarlarına kendini 
yatırmak anlamına gelecektir. 

Çoğu zaman sıradan yaklaşımlar 
nedeniyle gençliğin çok basit bir şekilde 
gözaltına alınıp, tutuklandığı, yıllarca 
zindanlara atıldığını biliyoruz. Devlet 
güçleri çok rahat bir şekilde gelip 
gençleri mahallesinden, sokağından, 
evinden yaka paça halde, peşinden 
sürükleyerek çekip götürüyorsa ve buna 
karşı bir refleks gelişmiyorsa; gençliğin 
öz savunma örgütlülüğünü tekrardan 
gözden geçirmesi gerekir. Oysaki toplum 
içinde büyük avantajlara sahip olan genç¬ 
liğin böylesi gafil avlanması şaşılacak bir 
durumdur. Daha kendisini koruyama¬ 
yan, kendi güvenliğini örgütleyemeyen 
gençliğin toplumu ve yaşamı koruması 
nasıl beklenebilir? Böylesi bir beklenti 
beyhudedir. Gençliğin silkinmesi ve 
kendine gelmesi gerekir. Basit hatalar yü¬ 
zünden ne kendisini, ne de toplumu sis¬ 


temin pençelerinde ezmemelidir. Yaptığı 
çalışmanın ciddiyetinde hareket etmeli¬ 
dir. Toplumu, toplumsal yaşamı ciddiye 
almalıdır. Sistemi ve sistem saldırılarını 
ciddiye almalıdır. Bir oyun değildir içinde 
olduğu. Olabildiğine gerçek ve hayatidir. 

Çürümeye yüz tutmuş bu zamanlar 
gençlik ruhuyla tekrardan canlandırılabi¬ 
lir. Bu da gençliğin her alanda, işçisinden 
üniversitelisine, köylüsünden liselisine, 
kadınından erkeğine kadar öz savunma 
örgütlülüğünü sağlamakla mümkün ola¬ 
caktır. Tarihsel bütünlük içinde özgür top¬ 
lum inşasında yer almak isteyen gençlik 
konuştuğu kadar, konuştuklarını örgüt¬ 
lülüğe kavuşturduğu oranda sorumlu¬ 
luklarını yerine getirebilir. Bu temelde; 
gençliğin her anını örgütlenme anı ola¬ 
rak değerlendirip, tüm çalışma alanlarını 
örgütlülüğe kavuşturması gerekir. 

Barikatlar ardında sistem güçleriyle ça¬ 
tışmanın ötesine geçilerek, sistem mantı¬ 
ğını her yönüyle anlama kavuşturarak ve 
toplumu tükenişe götürdüğü her türlü 
uygulamasına karşı savunmaya geçebil¬ 
mek gerekir. Sistem askerliğini yapmama, 
popüler kültür endüstrisinin vazgeçilmez 
müşterisi olmama vb. konularda daha 
derinliğine yoğunlaşmaya ihtiyacı olan 
gençliğin; sorunlar karşısında kendi top¬ 
lumsal çözümünü geliştirme güç ve ye¬ 
teneğini sergileyebilmesi gerekir. Toplu¬ 
mun ahlaki-politik yaşamı çerçevesinde, 
Ortadoğu dervişliğini seçerek kendisini, 
toplumunu ve öz değerlerini savunmaya 
alabilmelidir. 

Başta kendinde olmak üzere; bir bütü- 
nen toplumda öz savunma sistemini sü- 
reklileştiremediğinden kültürel, sanatsal, 
psikolojik, ekonomik, siyasi ve daha bir¬ 
çok saldırıyı göremiyor. Görse bile buna 
karşı çıkamıyor. Tepki duysa da, yaşanan¬ 
lara karşı durulması gerektiğini bilse de, 
yeri geldiğinde canını bile verse de nası¬ 
lına doğru cevap olamadığından erimek¬ 
ten, çürümekten ve sonuç itibariyle siste¬ 
me tabi olmaktan kurtulamıyor. 

Sömürü sistemi böylesine azgınlaş- 
mışken gençliğin topluma, toplumsal 
örgütlülüğe dayanmaksızın yaşaması 


111 







Sayı 60 2014 

mümkün değildir. Ahlaki-politik toplu¬ 
mun korunması öz savunmanın yaşamın 
her alanında gençlik öncülüğünde ör- 
gütlendirilmesiyle mümkündür. Öncülük 
ahlaki-politiktir. Ahlak ve politikasını yitir¬ 
mek demek her türden yönelime açık ol¬ 
mak demektir. Bu durumda gençliğin öz 
savunma örgütlülüğü hayati önemdedir. 
Öz savunmadan yoksun toplumlar ahlak 
ve politikasını yitirir ve egemen sistem 
çarkları içinde çiğnenir; ama gençliği ve 
öz savunması canlı ve dinamik olan top¬ 
lumlar egemen sistem karşısında varlığı¬ 
nı koruyup özgür yaşamını oluşturabilir. 
Ahlaki-politik toplumun güvenlik politikası 
olan öz savunma, gençliğin güçlü örgüt¬ 
lülüğüyle yaşamsal kılınabilir. 

Toplumlar yaşamın her alanında top¬ 
lumsal sürekliliğin sağlanması için genç¬ 
liğe, gençliğin enerji ve potansiyeline 
ihtiyaç duyar. İhtiyaçlar gelişen saldırılar 
karşısında belirlenir. Askeriyse askeri, kül¬ 
türelse kültürel, siyasalsa siyasal karşılık 
verilir. Gençlik için tek yönlü kalmak bitiş 
demektir. Tek alanla sınırlı kalması diğer 
alanların saldırılar karşısında savunmasız 
kalması demektir. Yaşamın tüm alanların¬ 
da öz savunma örgütlülüğünü sağlayan 
gençlik toplumsal ihtiyaçlara cevap ola¬ 
bildiğini iddia edebilir. Kapitalist sistem 
toplumsal yaşam alanlarının tümünde bir 
virüs gibi yayılmaya devam ediyor. Çok 
farklı yol ve yöntemler kullanarak gençliği 
pasifize etmeye ve kendine bağlamaya 
çalışan sistem, yaşamın her alanına, kılcal 
damarlarına kadar sızmış durumdayken 
örgütlenme sağlanmadan karşılık vere¬ 
bileceğini düşünmek en büyük yanılgıdır, 
istediği zaman, istediği yerde, istediği 
gibi toplumu, toplumun ahlaki-politik 
öz değer yargılarını paramparça eden 
sistemi boşa çıkarmak doğru örgütlenme 
tarzıyla mümkün olacaktır. 

Gençliğin Öz Savunma Eylemi 

"Öz savunmadan yoksun toplumlar kim¬ 
liklerini, politik özelliklerini ve demokra¬ 
tikleşmelerini yitirme tehlikesiyle yüz yüze 
kalırlar. Bu nedenle öz savunma boyutu 
toplumlar için basit bir askeri savunma 


KOMÜNAR 

olgusu değildir. Kimliklerini koruma, poli- 
tikleşmelerini sağlama ve demokratikleş¬ 
melerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir. 
Toplum ancak kendini savunabiliyorsa 
kimliğini koruduğundan, politikleşmesini 
sağladığından ve demokratik siyaset yapa¬ 
bildiğinden bahsedebilir." 

Toplumun eylem gücü olması itiba¬ 
riyle gençliğin belki de en çok kendin¬ 
de netleştirmesi gereken nokta eylem 
anlayışıdır. Eylemi ele alış anlayışı doğru 
anlaşılmadığı takdirde bugün toplumla- 
rın karşılaşmak zorunda kaldığı sorunları 
tekrar tekrar yaşamaktan kurtulamayaca¬ 
ğı kesindir. Bilinç ve örgütlülükten kopuk 
olarak gelişen eylemin başarı şansı da gü¬ 
nümüz koşullarında pek mümkün görül¬ 
memektedir. Başarı gibi görünen bazı ge¬ 
lişmelerin de çok kısa birzaman diliminde 
karşı eylem haline dönmesi yüksek olası¬ 
lıktır. Nitekim toplumların tarih boyunca 
gelişen birçok gençlik öncülüklü hare¬ 
ketin bir süre sonra sistemin yedek gücü 
haline gelmesinin temelinde bu gerçeklik 
bulunmaktadır. Çok güçlü eylemler geliş¬ 
tirilmesine karşın, hatta sistemi radikal 
değişikliklere itecek düzeyde olmasına 
karşın dönemsel olması ve güçlü bilinç 
ve örgütlenmelerle beslenilmediğinden 
erimekten kurtulamamıştır. Ya sistemle 
bütünleşmiş ya da karşısında mücadele 
ettiği sistemin başka bir versiyonu olmuş¬ 
tur. Bu nedenle Önder APÖ "düşüncesi 
bizim olmayanın eylemi de bizim olamaz" 
demektedir. Bu gerçeklikten de yola çıka¬ 
cak olursak; hakikatin bütünselliği çerçe¬ 
vesinde öz savunma eylemini ele almak 
büyük önem arz ediyor. 

Eylem, edinilen bir amaç doğrultu¬ 
sunda karşı güce ve toplumun diğer 
kesimlerine istemlerini hissettirme anla¬ 
yışıyla tepki gösterme, harekete geçme 
durumudur. Eylem biçimleri farklı olabi¬ 
lir. Biçimleri farklı olsa da her eylem tar¬ 
zının amacı birdir: DEĞİŞİM. Öz savunma 
eyleminin temel perspektifi toplumsal 
olmaktır. Toplumun ahlaki-politik öz 
değer yargıları tehlikede ve saldırı altında 
olan gençlik için her tür eylem(toplumsal 
olmak koşuluyla) mubahtır. Perspektifini 


112 



KOMÜNAR , 

ahlaki-politiklikten alan gençliğin ege¬ 
men sistem karşısındaki her eylemi dev¬ 
rimci niteliktedir. 

Değişimi getiren eylemin etki düzeyidir. 
Etkiyi belirleyen de eylemin doğru yer ve 
zamanda geliştirilmesidir. Bazı eylemler 
vardır ki; normal koşullarda çok etkili ola¬ 
bilecekken zaman ve mekân değerlendir¬ 
mesi derinlikli yapılmadığından ters tep¬ 
me olasılığı da yüksektir. Eylemin küçüğü 
büyüğü yoktur. Hiçbir eylem tarzının ba¬ 
sit görülmemesi gerekir. Önemli-önemsiz 
ayrımına girildiği an eylemin amacı da 
sapmaya uğrar. Her bir eylemin önemi 
etki gücünde saklıdır. Eğer toplumsal de¬ 
ğişimi mümkün kılıyorsa ve egemen sis¬ 
tem karşısında başarıyı mümkün kılıyorsa 


İdeolojik-Teorik Dergi 


kendi dilinde konuşmak ve kültüründe 
yaşamayı seçmek bir eylemdir. Şehrin, 
metropollerin kalabalığından, kanserli 
yapısından kaparak köye dönüş, öze dö¬ 
nüş bir eylem biçimidir. Egemen sistemin 
yaydığı işsizlik ve açlık karşısında ortak 
komünler, kooperatifler oluşturmak, bu 
faaliyetin içinde yer almak bir eylemdir. 
Sokağındaki, mahallesindeki, köyünde¬ 
ki, şehrindeki su sorununu, yol sorunu, 
enerji sorununu, ekonomi sorununu 
çözmeye çalışmak bir eylemdir. Yapılan 
barajlar karşısında refleks sahibi olmak, 
kadına karşı geliştirilen şiddet ve katliam 
politikalarına karşı ayakta olmak, çocuk 
istismarı, taciz ve tecavüzüne karşı olmak, 
zindanlardaki uygulamalar karşısında 


\^aşanan k ö\\v\e- yaşam, sis+emm gelişen uygulama ve 
saldırılan karşısında gençliğin eylem alanı olabildiğine 
geniştir, ^/oğunlaşan asimilasyon po litikal arına karşı 
kendi dilinde konuşmak ve kültüründe yaşamayı seçmek 

bir eylemdir. 


her eylem önemlidir. 

Bağlantılı olarak; doğru bilinçle yoğ¬ 
rulmuş, güçlü bir örgütlülüğe kavuşmuş 
eylemin etki düzeyi de çok farklıdır. En 
basitmiş gibi görünen eylem biçiminden 
tutalım, en haklı olunan ve hayati düzey¬ 
de olan eylem biçimine kadar toplumun 
tüm kesimlerini içinde barındırdığı oran¬ 
da başarıya ulaşabilir. Bu şekilde bakıldı¬ 
ğında gençliğin sistem tarafından özel 
politikalarla koparıldığı toplumsal yaşam 
alanlarındaki etki düzeyi daha iyi anlaşıla¬ 
caktır. Demokratik siyasetten tutalım ide¬ 
olojik çalışmalara, kültür-sanat çalışma¬ 
larından tutalım ekonomik faaliyetlere 
kadar gençlik doğru ve etkili eylem sahibi 
olduğu sürece toplumsal öz savunmasını 
gereğince yerine getirdiğinden bahsedi¬ 
lebilir. 

Yaşanan köhne yaşam, sistemin gelişen 
uygulama ve saldırıları karşısında gençli¬ 
ğin eylem alanı olabildiğine geniştir. Yo¬ 
ğunlaşan asimilasyon politikalarına karşı 


hassasiyet oluşturmak ve sesini yükselt¬ 
mek, siyasi bir duruşa sahip olmak, eğitim 
alanlarını genişletmek, fuhuş ve uyuştu¬ 
rucu çetelerine karşı toplumu bilinçlendi¬ 
rip duyarlı hale getirmek, hepsi ve daha 
birçok şey eylem kapsamına girer. Bu ey¬ 
lemlerin hepsi aynı zamanda öz savunma 
kapsamındadır da. Yaşanan bu toplumsal 
sorunların hepsinin kaynağında egemen 
sistem yönelimleri bulunmaktadır. Bu so¬ 
runların her biri toplumsal ahlaki-politik 
öz değer yargılarını tehdit niteliğindedir. 
Bunların hepsi toplumsal varoluşa dönük 
saldırılardır. Tüm mesele bu yaşanılanla¬ 
rın her birinin sistem eliyle geliştirildiğini 
anlayabilmektir. Bu temelde bir bütünen 
egemen sistem zihniyetine karşı müca¬ 
dele yürütmek öz savunma eylemlerini 
daha da anlamlandıracaktır. Egemen sis¬ 
teme ve yerel işbirlikçilerine karşı dur¬ 
mak, yaşamın tüm alanlarına yayılmış 
sistem sızmalarını, yerinde ve zamanında 
boşa çıkarmak doğru eylem biçimine sa- 


113 






Sayı 60 2014 

hip olmaktan geçer. 

Beklentiler toplumsaldır. Çünkü gençlik 
toplumun bel kemiğidir. Ama gençliğin 
eylemlerinde süreklilik sağlaması hayati 
önemdedir. Bazen bir bakıyoruz ki hiç bek¬ 
lenmedik bir anda on binlerce genç so¬ 
kaklara dökülmüş, devlet güçleriyle çatı¬ 
şıyor. Günlerce bu çatışmalarını sürdürüp 
toplumda büyük bir heyecan yaratıyor. Bir 
şeylerin değişeceği umudunu doğuruyor. 
Ancak bir bakıyoruz ki hiç sönmemesi 
gereken gençlik ateşi bir anda sönüp 
gidiyor. Sürekliliği sağlamada tıkanma 
yaşanır ve sanki yaşanmamış gibi herkes 
kendi evine, köşesine çekilir. 

Yine günlerce devlet güçleriyle taşlı 
sopalı, barikatlı, molotoflu hatta farklı 
silahlarla çatışabilecek kararlılık ve ce¬ 
sarete sahip olan gençlik, yanı başında 
yürütülen fuhuşa, tecavüze, kültürsüzlük 
ve ahlaksızlıklara sessiz kalabiliyor. Sanki 
bunları yapan sistemin kendisi değilmiş 
gibi sisteme öfke duyulmuyor. Gün yok ki 
Kürdistan'ın bir yerinde bir çocuk devlet 
güçleri tarafından katledilmesin. Yine zin¬ 
danlarda çocuklar tecavüze uğruyor. Kürt 
çocukları kaçırılıp, devletin yerel güçleri 
tarafından en vahşi, insanlık dışı uygula¬ 
malarına maruz kalıyor. Kameralar karşı¬ 
sında çocukların kolları kırılıyor, dipçikler¬ 
le ölümüne dövülüyor. Polisin saldırıları 
sonucunda gözünü kaybeden, günlerce 
komada kalan, psikolojik anlamda çöken, 
kendinden utanırduruma gelen çocukve 
genç sayısı da az değildir. Ama şimdiye 
kadar gençlik hangi eylemiyle bu saldı¬ 
rılara cevap olabilmiştir. Tecavüz eden o 
gardiyan, polis ya da diğer görevlilerin 
hangisi cezalandırıldı. Devlet onları ödül¬ 
lendirip bir başka yere gönderiyor. Bizde 
izliyor ve yeni uygulamalar için böylesi 
soysuzlara zemin sunuyoruz. Caydırıcı 
eylemler gelişmediğinden daha beterini 
mubah görüyorlar. Öfkelenmek ve bu öf¬ 
kemizi düşmanın beyninde kusmak yeri¬ 
ne devlet hukukuna, yine tecavüz eden, 
öldüren, işkence eden devlet güçlerine 
havale ediyoruz. Bundan dolayı da; genç¬ 
lik ve geliştirdiği eylemler sistemin da¬ 
ralttığı sınırlar içinde erimekten kurtula¬ 


KOMÜNAR 

mıyor. Sistemin en tehlikeli düşmanı olan 
gençlik, var olan potansiyelini genelleşti¬ 
remiyor, yaşamın her alanına yayamıyor. 

Mesele varoluşsa eğer ve saldırılar var¬ 
lığı yok etme temelliyse her tür savun¬ 
ma durumu meşrudur. Yeri geldiğinde 
topyekûn serhıldanlar geliştirerek top¬ 
lumsal tepki dışa vurulur. Yeri geldiğinde 
yürüyüşlerle, basın açıklamalarıyla, grev¬ 
lerle vb. eylemlerle refleks gösterilir. Ne 
var ki devlet hukuku ekseninde gelişen 
eylemler cevap olup caydırmadığı gibi 
sistemin yerel güçlerine yeni saldırı alan¬ 
ları doğuruyor. Geliştirdiği ya da gelişti¬ 
receği eylemleri sistem hukuku çerçeve¬ 
sinde geliştirmeye çalışması gençliğin ne 
derece marjinalleştiğinin en temel gös¬ 
tergesidir. Sistemin izin verip vermeye¬ 
ceğini bekleyerek, o temelde hareket et¬ 
mek toplumsal meşruiyete terstir. Gençlik 
gücünü, kararlılığını toplumdan alıyorsa 
o zaman izni de toplumsal ihtiyaçlar be¬ 
lirler. Seçtiği eylem biçiminin dönemin 
ruhuna denk ve işlevsel olmasına özen 
göstermesi gereken gençlik hukukun be¬ 
lirleyiciliğini kendine esas almak yerine, 
var olan hukuku da değiştirecek pratikler 
içerisine girebilmelidir. Hukuki zemine 
dayanmadan, daha inisiyatifli zengin ey¬ 
lem biçimleriyle sistemi caydıracak ey¬ 
lemlere başvurabilmelidir. 

Günümüz egemen sistemin temel sal¬ 
dırı alanları kültüreldir, ideolojik ve siyasi¬ 
dir. Kültürel soykırımlar yoluyla toplumlar 
uyuşturulmakta ve işlevsiz kılınmaktadır. 
Gençliğin en büyük öz savunma eylemi 
ideolojik-teorik gelişimini doğru örgüt¬ 
lülük temelinde sağlamasıdır, ideolojik 
anlamda paramparça edilen gençliğin 
bu alandaki rolünü çok iyi görmesi gere¬ 
kir. Yine kültürel, demokratik siyaset ve 
ekonomik alanlardaki misyonunu öz sa¬ 
vunma temelinde ele alması bir zorunlu¬ 
luktur. Gençlik toplumun eylem gücüy¬ 
se, koruyup kollayanıysa, ahlaki-politik 
değer yargılarını geliştirip demokratik 
uygarlık inşasını sağlayansa bu alanlar¬ 
da aktif olarak yer almayı en büyük ey¬ 
lem olarak görmesi gerekir. Yaşamın tüm 
alanlarında doğru bilinçle, güçlü örgüt- 


114 







komünaR , 

lülükle, başarılı eylemlerle toplumu ko¬ 
ruyacak olan gençlik o zaman anlamlı bir 
duruşun da sahibi olabilecektir. 

Toplumsal sorunlar karşısındaki duyar¬ 
lılığıyla geliştirdiği eylemler toplumun 
her kesimini duyarlı hale getiriyorsa o ey¬ 
lem olumludur. Şayet toplumsal kesimle¬ 
ri bilinçlendirme işlevi görüyorsa o eylem 
doğrudur. Toplumları yaşadığı bunalım¬ 
dan çıkarıyorsa ve moral destek oluyor¬ 
sa o eylem yerindedir. Düşmanı zorlayıp 
sıkıştırıyorsa, caydırıyorsa, bir şeyler yap¬ 
maya itiyorsa ve düşmanın moralini bo¬ 
zup sinir sistemlerini alt-üst ediyorsa o 
eylem etkilidir. Yok, şayet gelişen eylem 
toplumu duyarlı hale getirmek ve bilinç¬ 
lendirmek yerine düşmana moral veriyor¬ 
sa o eylem doğru olmayıp etkili de olmaz. 

Her eylem dönemsel koşullar içinde 
devrimci gelişmelere sebep olur. Bu ne¬ 
denle içinden geçilen dönemsel koşul¬ 
lar çok iyi analiz edilmek durumundadır. 
Kavrama düzeyi yüksek olan gençliğin 
bu noktada kendisini yorması gerekir. 
Dönemsel koşulları iyi tahlil edemeyen 
gençliğin gelişkin bir öz savunma sergile¬ 
mesi de pek mümkün değildir.Toplumun 
yaşam koşullarını, sistemin saldırı tarz ve 
yöntemlerini, genel siyasi ve ideolojik ha¬ 
vayı derinlikli ele alan gençlik nerede, na¬ 
sıl, ne yapacağını çok daha iyi bilir. 

Gençliğin cesur ve kararlı özelliği sa¬ 
yesinde her an geliştireceği öz savunma 
taktikleriyle, farklı eylem tarzlarıyla düş¬ 
manı sersemlettiği görülecektir. Gençlik, 
elindeki araçlar konusunda sistemle kı¬ 
yaslanamayacak derecede zayıf olmasına 
karşın gençliğin toplumun haklı davasıyla 
bütünselleşmiş cesaret, kararlılık, moral 
ve büyük yaratıcılıkla geliştireceği eylem¬ 
lerle sistem saldırılarını boşa çıkarması 
mümkündür. Varolan gençlik dinamiği¬ 
nin tüm toplumsal kesimlere yaydırılması 
her zaman için farklılıklara açık olmakla 
ve farklı eylemler geliştirmekle mümkün¬ 
dür. Akış halinde olan gençlik düşüncesi, 
farklı eylem biçimleri konusunda da akış¬ 
kan olabilmelidir. Gençlik için hareket¬ 
sizlik, eylemsizlik ölümden başka bir şey 
değildir. 


İdeolojik-Teorik Dergi 

İnisiyatifli olmak gençliğin en temel ni¬ 
teliğidir. Sonsuz hayal gücüne sahip olan 
gençlik esnek ve kendisini her koşula 
uyarlayabilecek yetenektedir. Bu da inisi¬ 
yatifini güçlendirir. Karşılaşılan bir durum 
karşısında afallamamak, şaşırıp ortada 
kalmamak için gençliğin koşulları değer¬ 
lendirme ve çok çabuk kavrama potansi¬ 
yelini her zaman için canlı tutması gere¬ 
kir. Koşullar farklılaştığı an yöntemlerimiz 
de değişecek düzeyde olmak durumun¬ 
dadır. Bir yerlerden talimat beklemek ve 
talimatlar çerçevesinde harekete geçmek 
gençliğin içine girmemesi gereken bir 
durumdur. Burada inisiyatif devreye gir¬ 
mektedir. Anı anına gelişen sistem saldı¬ 
rıları inisiyatifli öz savunma eylemleriyle 
bertaraf edilebilir. 

Gençliğin öz savunma konusunda te¬ 
mel kaygısı toplumsal gerçek temelinde 
olması gerekir. Bunun dışında farklı kay¬ 
gılara, hassasiyetlere, hesaplara kapılma¬ 
sı yersizdir. Bu, sistemin tabiriyle 'başıboş¬ 
luk' 'hovardalık'ya da 'bilinçsizce hareket 
etmek'değildir. Mutlaka gençliğin kaygı¬ 
ları olacaktır ama temel kaygılar, hassa¬ 
siyetler ve hesaplar toplumsal ihtiyaçlar 
temelinde olması gerekir. Gençlik eline 
geçen her fırsatı harekete dönüştürerek 
en uygun çözüm yollarını geliştirmelidir. 

Toplumsal İnşa Gençliksiz ve Öz 
Savunmasız Gelişemez 

"Gelişmek ve kendini savunmak isteyen 
bir toplum için gençlik vazgeçilmez bir 
hazinedir" diyen Önder APO, gençliğin 
özgür yaşam inşasındaki görev ve sorum¬ 
luluklarını da bize sunmaktadır. Gençliğin 
en temel görevi olarak toplumunu savun¬ 
mak, olmazsa olmaz konumundadır.Top¬ 
lumunu, değer yargılarını, öz kimliğini ko¬ 
ruduğu oranda, gençlik toplumsal yaşam 
içinde yer alabileceği gibi toplumunu da 
her an için geliştirebilir. Bunun için de her 
an için gençliğin dinamik, canlı, eylemci, 
moralli, inisiyatifli özelliklerini kaybet¬ 
meksizin toplumsal öz savunmadaki ön¬ 
cülüğünü yürütmesi gerekir. 

Toplumların ayakta kalması ve varlığını 
sürdürmesi gençliğinin sağlıklı olmasın- 


115 





Sayı 60 2014 

dan geçer. Toplumun dinamik gücü olan 
gençlik, toplumsal sürekliliği sağlamada 
diğer toplumsal kesimlerden daha çok 
sorumluluk sahibidir. Bu sorumluluklar 
doğası gereği, toplumsal ihtiyaçlar teme¬ 
linde belirlenmiştir. Buna denk hareket 
eden gençlik, toplumun öz savunmasını 
gereğince yerine getirir. 

Muhakkak ki öz savunma, toplum için¬ 
de yaşayan herkesin görevidir. Yedisin¬ 
den yetmişine kadar; kadını erkeği, ço¬ 
cuğu yaşlısı herkes bir şekilde toplumsal 
varlığını korumak ve yaşamını sağlamak 
amacıyla öz savunmasını yapar. Öz sa¬ 
vunma birilerine, bir yerlere havale edi¬ 
lecek bir gerçeklik değildir. Bir yerlere ha¬ 
vale eden yaklaşım yanılgılarla yüklüdür. 
Yanılgıların somut sonuçlarını günümüz 
kapitalist sistemin toplumlar üzerindeki 
hâkimiyetinden görmekteyiz. Egemen 
sistemin çıkışından bu yana, egemen¬ 
ler toplumların savunmasını çökerterek 
kendi tekelleri altında tutmaktadır. Bu 
sayede istedikleri zaman, istedikleri gibi 
toplumun gücünden ve enerjisinden 
yararlanmakta ve kendilerine mahkûm 
bırakmaktadır. 

Gençliğin popülizmden uzak durması 
gerekir. Özellikle geliştirdiği eylemlerin 
amacına sadık olabilmelidir. Gençlik ey¬ 
lem geliştirdiğinde bir toplumsal sorun 
karşısında duyduğu tepkiyi ve bu tepki 
sonucunda yeniyi inşa etmeyi hedefler. 
Sırf gösteriş olsun diye ne kendisini, ne 
de toplumsal değerleri tehlikeye atma- 
malıdır. Basına çıkıp oraya buraya poz 
vermek yerine, daha gizli bir şekilde ey¬ 
lemlerini gerçekleştirerek eylemin işlev¬ 
selliğine özen göstermesi gerekir. Geliş¬ 
tireceği istihbarat ağlarıyla, küçük ama 
işlevli birimlerle devlet güçlerini şaşırtan 
eylemler geliştirerek hem kendisini hem 
toplumsal savunmasını daha derinliğine 
yaşamsallaştırabilir. 

Sistem içinde sistemle mücadele yü¬ 
rütmek kolay değildir. Anı anına gelişen 
saldırıları anlamak ve bu temelde karşılık 
vermek güçlü irade, inisiyatif ve kararlı¬ 
lık ister. Devlet karşısında özgür yaşamın 
inşası temelinde mücadele veren Kürt 


KOMÜNAR 

gençliğinin hiçbir zaman için tedbiri el¬ 
den bırakmaması gerekir. Bundan dolayı 
da her zaman için yaptıklarını saklı yap¬ 
ması gerekir. Bunu yaparken tüm toplu¬ 
ma ulaşmaktan vazgeçmemelidir. Hak¬ 
lılık toplumsallıktan gelir. Meşruluk da 
toplumsal destekten gelir. Sisteme karşı 
olabildiğine illegal olacak olan gençlik, 
her fırsatta tüm toplumu katabilmelidir. 

Gençlik kararsız olamaz. Bir eylem ne 
kadar iyi örgütlenmiş olursa olsun eğer 
uygulayıcısı olan gençlikte kararsızlık, 
çekingenlik ve tereddüt varsa başarıya 
ulaşması mümkün değildir. Kararlı ol¬ 
mak inançla, istekle ve yürekten katılımla 
bağlantılıdır. Bir şeyler yapabileceğine, 
toplumsal yaşamı değiştirip dönüştü¬ 
rebileceğine inanan gençlik öz savuma 
eyleminde de kararlı olur ve büyük zaferi 
kazanan olur. Gençlik açısından eyleme 
girişmeden önce ciddi bir kararlaşmaya 
gitmesi zorunluluktur. Hakim sistem kar¬ 
şısında sürekli eylem halinde olmak kolay 
değildir. Bunun yanında gençlik de basit 
ve kolay zapt edilecek bir gerçeklik değil¬ 
dir. Bu nedenle geliştirilecek eylem ister 
basit ister karışık olsun, ister kolay ister 
zor olsun; gençliğin, başaracağına olan 
büyük inançla kişiliğinde güçlü kararlılık 
oluşturması gerekir. Suçlu olan sistemdir. 
Sistemin bu suçunu yüzüne vurmak, bu 
suçlarından dolayı onu mahkum etmek 
gençliğin görevidir. Çünkü gençlik hak¬ 
lıdır. Gençlik haklılığını haklı davasından 
alıyor. 

Bilinçlenmiş, özgür toplumsallık teme¬ 
linde örgütlenmiş, inançla, cesaretle, mo¬ 
ralli ve kararlıca eyleme geçen gençliğin 
başarısız olması mümkün değildir. Ger¬ 
çeklik budur. Bu gerçeklik temelinde ha¬ 
reket etmek ve öz savunmasını sağlamak 
her gencin en temel görevidir. İdeolojik, 
eğitsel, politik, ekonomik, kültürel yaşam 
alanlarının her birinde aktif olarak yer ala¬ 
rak, gelişen sistem saldırılarını boşa çıkar¬ 
mak ve özgür yaşamın inşasını sağlamak 
mümkündür. 

Hakikatin bütünselliğinden yola çıktı¬ 
ğımızda, bugün itibariyle egemen sistem 
tarafından olabildiğine parçalanmış bir 


116 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


toplumsal gerçeklikle karşılaşırız. Bu par¬ 
çalanmadan en çok nasibini alan kesim 
gençliktir. Gençliğin toplumsal görev ve 
sorumlulukları konusunda yettiğince ihti¬ 
yaçlara cevap olamaması bu parçalanmış 
yapısından ötürüdür. Sistemin özel yöne¬ 
limleri sonucunda parçalanma daha da 
derinleşmiştir. Öyle ki kör düğüm halini 
almış durumdadır. Öz savunma konusun¬ 
da toplumlara, toplum şahsında gençliğe 
dayatılanlara baktığımızda olan ile olması 
gereken arasındaki uçurumu çok net gör¬ 
mekteyiz. 

Başlangıçta da belirttiğimiz üzere'genç- 
lik toplumun öncü ve eylem gücüdür.' Bu 
gerçeklik neticesinde gençliğin öz sa¬ 
vunma görev ve sorumluluklarını değer¬ 
lendirdiğimizde, gençliğin öz savunmayı 
yeniden değerlendirmesi gerektiği anla¬ 
şılmaktadır. Şöyle ki; öz savunma bilinç- 
örgütlenme-eylem birlikteliğiyle anlama 
kavuşabilir. Yine eyleme biçilen dar an¬ 
lam, sadece bazı çalışma alanlarıyla sınırlı 
bırakmak yerine daha geniş ve yaşamın 
her alanına yayma gerekliliği doğmak¬ 
tadır. Sistemin bugün itibariyle gençliğe 
getirdiği'toy','heyecanlı''hoyrat','başıboş' 
ve 'bilinçsiz' gibi tanımlamalar da gençli¬ 
ğin öz savunma misyonuna getirilen dar 
yaklaşımdan kaynağını almaktadır. Oysa¬ 
ki gençlik toplumsal sorunlar karşısında 
en duyarlı olan kesimdir. Yapısı itibariyle 
diğer kesimlerden en önce müdahil olan 
ve yeniyi inşa edendir. 

Bu gerçeklik öz savunmaya olan bakış 
açısındaki yanlışlıktan da kaynağını al¬ 
maktadır. Öz savunma sadece fiziksel bir 
saldırı karşısında savunmaya geçmek ve 
bunun karşısında refleks göstermek de¬ 
ğildir. Öz itibariyle gerçeklik bu olsa da; 
toplumsal gelişim ve karşı gelişim halin¬ 
de olan hiyerarşik devletçi zihniyetin var¬ 
lığı, öz savunmayı yaşamın her alanında 
gerekli kılmaktadır. Doğru bilince sahip 
olmak, güçlü örgütlülükler kurmak ve 
sonuç alıcı eylemler geliştirmek yaşamın 
her alanında öz savunmasını geliştirmek¬ 
le mümkün olacaktır. Yanı sıra öz savun¬ 
ma yıkmayı değil oluşturmayı esas alır. 
Bir diğer anlamda toplumsal inşayı hedef 


alır.Toplumun oluşturucu gücü olması iti¬ 
bariyle, gençliğin öz savunmanın yaşam¬ 
sallaştırılmasında öncülük misyonunu et¬ 
kili bir şekilde yürütmesi gerekir. 

Çokça belirttiğimiz fikir-zikir-eylem, te- 
ori-pratik ya da bilirıç-örgütlenme-eylem 
birlikteliğinin bu açıdan değerlendiril¬ 
mesi gerekir. Bu temelde; gençliğin öz 
savunma bilinç, örgütlenme ve eylemini 
bütünsel gerçeklik içinde ele alması ve 
buna göre kendisini oluşturarak hareket 
etmesi mücadeleyi anlamlı kılacaktır. Öz 
savunma doğru anlaşıldığı oranda genç¬ 
liğin toplum içindeki öncülüğü de anla¬ 
ma kavuşacaktır. Geliştireceği eylemler 
de başarıya ulaşacaktır. 

Özgür yaşamı inşa iddiasında 
olan gençliğin bu yaşamı koruyacak 
sistemden yoksun olması kabul edilecek 
bir durum değildir. Demokrasi, barış, 
özgürlük, siyaset, kardeşlik ve eşitlik 
öz savunması güçlü olan toplumlarda 
başarı şansı bulur. Bu değerler topluma 
aittir. Ve sistemin en yoğun saldırı altına 
aldığı değerler de bunlardır. Kadın ve 
gençlik aracılığıyla bu değerlere el 
atmakta ve kendi egemenlikçi zihniyetini 
şekillendirmektedir. Bunun gelişmemesi 
için, bu özünü toplumsallıktan alan 
her türden değerin korunması ve 
özgür yaşamın inşasının sağlanması öz 
savunmadaki doğru bilinç, örgütlenme 
ve eylemden geçer. Bunu yapacak olan 
da gençliktir. Bunun farkına varan ve bu 
temelde hareket eden gençlik özverili 
ve kendine özgüveni olan gençliktir. De¬ 
mokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü ya¬ 
şamın tüm insanlığa mal olmasını sağla¬ 
yacak olan da toplumsal öz savunmasını 
sağlamış gençlik olacaktır. 


117 







Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


YAŞAM! HEP GENÇ TUTMA VE 
GENÇLİK RUHU İLE MÜCADELE ETME 


Bir an yaşam denilen anlamlar bütünü¬ 
nü ve zamanını genç bir insan olarak dü¬ 
şünelim: Yaşam dipdiri ve canlıdır. Yaşam 
her zaman değişmektedir. Yaşam hep 
akıcı ve dinamiktir. Yaşam hep çelişkili ve 
kavgalıdır. Yaşam hep direnir. Yaşam hep 
asi ve isyancıdır. Genç yaşam eğilir ama 
kırılmaz. Yaşam çok yaratıcıdır. Yaşam 
çok renklidir, bayramlıdır ve demokra¬ 
tiktir. Yaşam kalubeladan beri söylenmiş 
konulmuş kurallara göre değildir. Yaşam 
asla yaşlı değildir. Yaşlanan insan ve insa¬ 
nın kalıplara sığdırdığı hayattır. Toplum¬ 
sal yaşamda gençlik kuşağı denildiğinde 
akla gelen birkaç özeliği bizzat yaşamın 
kendisine yükleyerek bu tanımlamaları 
yazdık. 

Yaşamı anlam ve zaman diyalektiği ile 
düşündüğümüzde göreceğiz ki yaşam 
hep genç bir insandır. Burada 'madem 
yaşam hep gençse toplumsal bir kuşak 
olarak gençler neden hayat içinde hep 
sorunlu ve mağdur gibi durmaktalar' so¬ 
rusu akla gelebilir. Çok çelişkili gibi gö¬ 
rünen bu duruma cevap iktidar denilen 
kültürün yaşamı dondurmasıdır. İktidar 
hayatı, donmuşluk, hareketsizlik ve ka¬ 
tılaşmak ile direkt bağlantılı kanunlar 
dizininden oluşur. Dogmalar ya da dog¬ 
matizm denilen algının iktidarın hayat 


felsefesi olması ne boşunadır ne de tesa¬ 
düfüdür. Yaşamda kendine has bir ritim 
ile değişmeyen tek bir şey yoktur. Yaşamı 
gençliğinden alı koyan iktidar denilen ol¬ 
gudur. Gençliğin hep genç gibi olan ya¬ 
şamla çelişkisinin temel sebebi yaşlı ikti¬ 
dar ve onun devlet kanunlarıdır. 

Genç Yaşamak... 

Toplumsal kuşaklar bakımından biyo¬ 
lojik olarak yaşlılık denilen döneme te¬ 
kabül eden hayata iktidarın yaşam biçimi 
demek yerinde olur. Dolayısıyla iktidar 
kültürü ile yüklü yaşama ihtiyar bir yaşam 
demek yerinde bir tespit olacaktır. İktidar 
yaşamı çok hayat biriktirmiştir. Daha doğ¬ 
rusu çok hayat yutmuş ve şişmiştir. Han¬ 
tal ve hareketsizdir. Dolayısıyla hep genç 
olan yaşama ters bir yaşam vardır iktidar 
kültürünün hakim olduğu yaşamda. Basit 
bir akıl yürütmeyle denilebilir ki iktidar 
kültürü hakimiyetindeki yaşamda genç 
olmaz. Daha net bir ifade ile belirtirsek 
iktidar kültürünün egemen olduğu ya¬ 
şamda genç olunamaz. Olunsa da bunun 
tek bir hayat ile olabileceğini belirtmek 
abartı sayılmamalı; genç yaşam bu yaşlılı¬ 
ğa karşı direnir, asidir ve isyancıdır! İktida¬ 
rın olduğu bir hayat içinde genç kalma¬ 
nın şimdilik görünen tek yolu ve gençlik 


118 






komümE ., 

formülü budur. Bundan kaynaklı kimi 
toplantı ve yürüyüşlerde gençlerin "haydi 
isyana"sloganları anlamlıdır. 

Gençliğin yaşamla değil yaşamı 
yaşlandıran iktidar hayatıyla sorunları 
vardır. Bu tespiti, yaşlı olduğu halde ken¬ 
disini genç gibi sunan iktidar hayatının 
tuzaklarından korunmakiçin önemsemek 
gerekir. Bu vurgu yaşamı genç hayatın 
aktığı kanala yeniden kavuşturmak için 
önemlidir, iktidar her zaman yaşama karşı 
kendisinin sınırlarını belirlediği moderni- 
teleri çıkarmış ve ona bir biçim vermeye 
çalışmıştır. Bundan kaynaklı iktidar yüklü 
moderniteler yaşama biçim vermeye 
çalışırken ruhsuz yaşlılıklarından ötürü 
her zaman çok acımazsız olmuşlardır. Bu 
acımasızlığın ilk olmasa bile en çok mağ¬ 
durları gençler olmuştur. Demek ki top¬ 
lumsal yaşamı tekrardan mecrasına soka¬ 
cak hayat tarzı, iktidar modernitelerinin 
hayat alışkanlıklarını reddetmeyi gerekli 
kılar. Genç yaşam asi ve isyancıdır der¬ 
ken asıl bunu kast etmekteyiz. O zaman 
"haydi isyana" sözünü daha somut ola¬ 
rak "kapitalist modernite alışkanlıklarına 
karşı haydi isyana" biçiminde formüle et¬ 
mek daha genççe olacaktır. Ünlü filozof 
Adorno'nun "yanlış hayat doğru yaşan¬ 
maz" sözünü de burada meramımızı izah 
için destek amaçlı kullanırsak anlatmaya 
çalıştığımız daha iyi anlaşılmış olur. 

Kapitalist modernite dönemini 
yaşamaktayız. Yaşanmış moderniteler 
içinde kendisini en fazla genç göstermeye 
çalışan bu modernitedir. Bunun kendi¬ 
sinin ölüme doğru gitmesiyle bir bağı 
vardır. Kapitalist modernitenin elinde gi¬ 
debileceği bir adres, sığınacağı başka bir 
liman görünmemektedir. Artık kurduğu 
hayatla yaşamı daha fazla oyalayamaz. 
Gerçek yaşamda şeklini değiştirerek, bo¬ 
yayarak, DNA'sını bozarak, estetik cerra¬ 
hilerden geçirerek kendisine mal edip ye¬ 
niymiş gibi sunacak tek bir şey bırakmadı. 
Bunun için tüm savaşını ve saldırısını sa¬ 
nal alem yoluyla veriyor şimdi. Kapitalist 
modernitenin kendisinden önceki iktidar 
modernitelerinden daha çok saldırgan 
olmasının sebebi tükenmişliğinden ve 


İdeolojik-Teorik Dergi 


kendine güvensizliğindendir. Kapitalizm 
ve onun modernitesini temsil eden züm¬ 
reler ve her türlü kültürü hakkında insan¬ 
lık, ilerde kölecilikten daha çarpıcı şeyler 
yazacak ve çizecektir. Kendisini kadınlar 
ve gençlerle dayayarak ayakta tutmaya 
çalışan bu modernite, iktidar kültürü¬ 
nün en son aşaması olduğu için en yaşlı 
hayatın icatçısı ve sahibidir. Kadınlara ve 
Gençliğe çok yönelmesinin felsefik ve 
ideolojik arka planında bu gerçeklik ve 
kendisini sürdürülebilir gösterme mantık 
ve amacı vardır. 

Genç Yaşama Tuzak Kuran; Kapitalist 
Modernite... 

Kapitalist modernite gençlik yaşamı¬ 
na karşı tuzak kurma ustasıdır. Yaşamın 
genç olma karakterinin verdiği esnekliği 
kullanarak yaşamı bükmüş, bin bir zin¬ 
cirle bir daha doğrulmaması için adeta 
kayalara bağlamıştır. Ahlak kurallarını 
yaşamdan uzaklaştırmış, bunun yol aç¬ 
tığı ölçü tanımazlığı yaşamın esnek hali 
diye topluma sunmuştur. Bu işte özellikle 
genç kuşakları kullanmaktadır. Kapitalist 
modernite, insan bireyine rahat hareket 
etme olanağı tanıyan yaşamdaki esnek¬ 
likten toplumsal yaşama saldırıyı çıkar¬ 
mıştır. Esneklik yaşama istediğin saldırıyı 
yapabilirsine dönüştürülmüştür. Bu kapi¬ 
talist tuzağı bilgi ve komünal bilinçle aş¬ 
mak önemlidir. Ve bu görevin başarısı her 
kesimden önce gençliğin önünde dur¬ 
maktadır. Kapitalist bireyci serkeşliğin içi 
boş çılgınlığına bilinçle yoğrulmuş Apocu 
isyancılık gibi karşılık verilmelidir. 

Kapitalist modernite yaşamı baştan 
sona iktidar kültürü ile yükü olduğu için 
demokratik toplum yaşamına saldırısı ha¬ 
yatını sürdürme gerekçesidir. Yine kendi¬ 
sinden önceki iktidar olan feodal dönem 
modernitesine ait yaşam kalıplarını ele 
geçirip kendi karakterine göre biçimlen¬ 
dirmeyi de topluma ilericilik olarak hep 
sunmuştur. Bu iki yöntem kapitalist mo¬ 
dernitenin var olma biçimidir. Yeni bir 
hayat ve toplumsal inşaya giderken bu 
temel özellikleri bir an olsun unutmamak 
başarı için bir diğer şarttır. 


119 








KOMUNAR 


Sayı 60 2014 

Kendisini hayatın demokratik değerle¬ 
rine saldırı ve eski modernitenin aşılması 
arkasına saklayarak sunan kapitalist mo¬ 
dern yaşam, demokratik yaşama saldı¬ 
rısındaki birinci hedef kitlesi kadınlar ve 
gençlerdir. "Ben yeniyim" derken sundu¬ 
ğu her şeyde de bu iki toplumsal kesim 
ilk hedeftir. Örneğin hemen her gün on¬ 
larca kadının katledilmesine rağmen ka¬ 
pitalizmin kadınlara "özgürlük" getirdiği 
sözü en çok duyduğumuz sözdür. Kötü 
alışkanlıklara bulaştırdıkları için her 
gün onlarca tehlikeli suç işleyen ve ölen 
gençlere rağmen "en rahat ifade ortamını 
gençlere"kapitalizm döneminde yaratıldı 
sözü sıkça duyduğumuz bir diğer ifade¬ 
dir. Bu yalanlara karşı ahlaki toplum kural¬ 
larını öne çıkararak doğru namuslu yaşa¬ 
mı göstermek gerekir. Gençleri tüketenin 
kötü şeylerin müptelası yapanın kendisi 
olduğunu ondan uzaklaşarak tüm toplu¬ 
ma göstermek mümkündür. 

Milliyetçiliğin başta eğitim olmak üze¬ 
re kültürel yaşamın her hücresine bulaş¬ 
tırılması yine yerine ve zamanına göre 
başta dincilik olmak üzere diğer ideolojik 
argümanlarla hayatı zehirlemesi gençler 
önüne kapitalist hayat tarzının çıkardığı 
en büyük tuzaklardan bir diğeridir. Ka¬ 
pitalist hayat ruhsuzluğu ve değersiz¬ 
liği yarattı. Gençliğin kendini bulması 
ve kimlik sahibi olması önünde en bü¬ 
yük engellerin başında bu özelliği gelir. 
Gençler toplumsal yaşamda kendilerini 
anlayanların olmadığını bunun için hep 
yalnız kaldıklarını belirtirler. Bunun asıl 
sebebi kapitalist ruhsuzluk ve değersiz¬ 
liğin kişinin psikolojisinde topluma karşı 
yaratığı güvensizlik ve inançsızlıktır. Daha 
doğrusu bireyine karşı sorumlu olan bir 
toplumsallık ortada bırakılmamıştır. Bu 
hayat tarzından kaynaklı gençler toplum¬ 
dan uzaklaştırılmıştır. Maalesef bunda 
epeyce bir yol alınmıştır. Bu saldırıdan 
kaynaklı yaşamın her zaman genç olması 
özelliği her zaman dinamik olan gençliği¬ 
ni önemli oranda kaybetmeyle yüz yüze 
kalmış ve adeta her zaman olması gere¬ 
ken yaşamın yaşlı halidir sonucuna yol 
açmıştır. Toplumdan uzaklaşmak, olay ve 


olgular karşısında duyarsız kalarak adeta 
yaşlı biri gibi bu dünyadan el etek çekip 
son nefesini vermeyi beklemek gibi ol¬ 
mak tam bir yaşlılık hali değil midir? Bu 
saldırıya karşı gençlik kendi toplumsallı¬ 
ğını komünlerini kurarak alternatif yaşam 
alanlarını yaratmalıdır. Bilindiği gibi ikinci 
dünya savaşından sonra bu yönlü birçok 
arayış olmuş ve nihayetinde de toplumsal 
ve siyasal etkileri halen devam eden 1968 
kuşağı ortaya çıkmıştır. 

Kapitalist modernite demek tek tip ol¬ 
mak demektir. Kapitalist modern yaşam 
asker polis kültürlü toplum demektir. Bu¬ 
gün neden sivil toplum olarak adlandırı¬ 
lan başka bir toplumsal gerçeklik arayışı 
ortaya çıktı sorusu üzerinde düşünülmesi 
gereken bir sorudur. Kime ve neye karşı 
sivil toplum? Kuşkusuz günümüzde kast 
edilen sivil toplum ile değişik bir gerçek¬ 
lik ifade edilmeye çalışılmaktadır. Ancak 
kendisini açıktoplumun kurucusu, özgür¬ 
lükçü toplumun öncüsü, demokrasi icat¬ 
çısı olarak sunan bu kapitalist modernite 
döneminde gerçek kendisinin söylediği 
gibi ise neden sivil toplum demokratik 
hakların korunması gibi kavramlar ve 
kurumlar oluşsun ki! Kapitalist modern 
yaşamın zirvesinin faşizm olduğunu bil¬ 
mek gerekir. Kapitalist modernite ger¬ 
çekleri ters yüz etme icatçısı olduğu için 
kendi özü olan faşizme karşıymış gibi 
kendisini sunmaktadır. Faşist kültür eril, 
düşüncesiz, yüzeysel, lümpen ve bireyci¬ 
liğin en örgütlü halidir. Çağımızın hakim 
modernitesi bu özsel saldırı tarzını her 
zaman en fazla gençliğe karşı yürütmüş¬ 
tür. Tek tipleştirilmiş bir hayat içine hap¬ 
sederek monotonluğa mahkum kılınmış 
gençlik kapitalizmin eseriyken kendisini 
sadece ve sade fiziki biçimlerdeki (birço¬ 
ğu ucubelik olan) farklılıklar üzerinden 
nasıl sunduğunu hepimiz bilmekteyiz ve 
görmekteyiz. Bu tam bir ibretlik durum¬ 
dur. Beğenmediğimiz feodal dönemde 
bile bir çırpıda onlarca sayabileceğimiz 
genç yaşta icat ve ekol sahibi olmuş alim, 
sanatçı ve entelektüel hata siyasetçi ol¬ 
duğunu biliyoruz. Yaşam enerjisi ile dolu 
olan gençlik, Kapitalizmde ise bir çırpıda 


120 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


milyon dolar kazana bilen topçu-popçu 
hayalleri ile derdest edilmiştir. Ancak gel 
gör ki "en gelişkin, en bilinçli ve bilimsel 
akıl ile düşünen gençlik benim gençlik" 
diye bilmektedir, işte birde bu sebepten 
kaynaklı gençliğin içinde demokratik 
toplum komünleri ile yaşadığı ayrı 
akademileri, tarım başta olmak üzere 
üretim çiftlikleri, spor kulüpleri, sanat 
kurumlan, siyasi örgüt ve birimleri olmak 
zorundadır. 

Bir kaç ahlaki değere dayanarak dahi 
kapitalist modernite eleştirisi yapıp onun 
gerçek yüzünü deşifre etmek mümkün¬ 
dür. Zaten bu sistemin gücüde güçsüz¬ 
lüğü de ahlaksızlığındandır. Yeni bir top¬ 
lumsal inşa işinde de bu elimizdeki en 


önemlidir. Hata birçokaçıdan kolaydırda. 
Ancak eleştirilenin yerine ne koyacağımız 
en az eleştirisi kadar gerekli ve önemli 
bir konudur. Kuşkusuz söz konusu olan 
yaşam ise eleştiriden kastımız toplumsal 
mühendislik yapmak değildir. Yeni bir ya¬ 
şam sunmak, hayatın tüm inceliklerinde 
sanatçı inceliği ile yaklaşmayı gerektirir 
ki bu çok zor bir iştir. Fakat bilinmelidir 
ki yaşamın kendini üretme diyalektiği ve 
üretirken akacağı bir mecrası vardır. İşte 
eleştiri ile o mecrayı bulmak hedeflen¬ 
mektedir. Ahlak ve politika bu işte baş kı¬ 
lavuz rolü oynayacaktır. Ahlak toplumda 
turnusol kağıdıdır. Neyin yararlı ve zararlı 
neyin iyi ve kötü olduğunu görmek için 
ahlak baş vurulacak yegane terazidir. Bil- 


Sm kaç aklaki değene dayamamak daki kapitalist 
modernite eleştirisi yapıp onun gerçek yüzünü deşifre 

etmek mümkündür. 


büyük silahtır. Kapitalist modernite şah¬ 
sında iktidar kültürü ile biçimlendirilmiş 
yaşama alternatif üretirken genelde ikti¬ 
dar orijinli modernitelere özelde de kapi¬ 
talist modernite yaşamını aşmak olmazsa 
olmazımızdır. Yeni bir toplumsal inşa yo¬ 
lunda ilerlerken en dikkat etmemiz gere¬ 
ken toplumsal ahlak kurallarıdır. Kapita¬ 
list modernite algısından kaynaklı ahlak 
denilince birçok kişi feodal değer yargı¬ 
ları olarak bilinen kurallardan bahsedil¬ 
diğini düşünmektedir. Bu doğru değildir. 
Bahsedilen bencillik yerine paylaşımcılık, 
tüketicilik yerine ölçülülük, maddiyatçılık 
yerine manevi paylaşım, yabancılaşmışlık 
yerine dostluktur. Yeni bir yaşam için bu 
tür ahlaki ve kültürel davranış ve kurallar 
en önde gençlik topluluklarında yaşam 
bulmalıdır. Çünkü çağımızın toplumsal 
mücadelelerinde öncülük kesinlikle ah¬ 
laki yanı ağır basan bir öncülüğü şart kıl¬ 
maktadır. 

Kapitalist İktidarın Yerine Geçecek 
Yaşam... 

Bir sistemi yaşamı ile eleştirmek 


dikgençlikalgısından da kaynaklı gençlik 
hareketlerinin kendi içinde ahlaki olmala¬ 
rı kadar sömürgeciliğe, iktidar ve devlete 
darbe vuracak ve aşacak başka bir eylem 
türü daha yoktur. 

Bir sistemi her anlamdaki kültürü ile 
aşmak istiyoruz. Yaşamına alternatif bir 
yaşam sunarak ilerlemek istiyoruz. Kesin 
ve kalıcı bir başarı için toplumsal bir varlık 
olduğumuzu bilerek ilerleyeceğiz. Kapi¬ 
talist modernite toplumu toplu olmaktan 
çıkardığı için bu ilke ile hareket ediyoruz. 
Toplum kurumlan ve toplulukları ile var¬ 
dır. Ana hatları ile toplumsal kurumların 
ve toplulukların işlevselliklerini bilince 
çıkaracağız. Egemen sistem toplum gibi 
kurumlarını ve bileşenlerini de parampar¬ 
ça etmiştir. Sistemin tahrip ettiği toplum¬ 
sal alanlar doğru tespit edilmez ve buna 
karşı yapılması gerekenler yerine getiril¬ 
mezse alternatif bir yaşam ve siyasal sis¬ 
tem yaratılmaz. 

Kürt Halk Önderliği, Demokratik Ekolo¬ 
jik Ve Kadın Özgürlükçü Toplum paradig¬ 
ması ile kapitalizmin temel argümanları¬ 
nın neler olduğunu ve bunları topluma 


121 





KOMUNÂR 


Sayı 60 2014 

karşı nasıl kullandığını kapsamlıca be¬ 
lirtmiştir. Bu bağlamda özellikle devlet 
ve devletin yarattığı ulus kavramlarını 
en azından bunları aşacak şekilde orta¬ 
ya koymuştur. Devlet sistemine alterna¬ 
tif olarak demokrasiyi, devletin ulusuna 
karşı ise demokratik ulusu tanımlamıştır. 
Demokratik ulus bir anlamda yeni kurum 
ve kuruluşları ile şekil alacak toplumsal 
yaşam demektir. Yani demokratik ulusu 
inşa etmek yeni bir toplumsal yaşam or¬ 
taya çıkarmak manasına gelecektir. Bu¬ 
nun için tüm belirtiklerimiz, toplumsal 
yaşama dair vurguladıklarımız demok¬ 
ratik ulus içinde geçerli olmaktadır. Kürt 
hak önderliği, yeni yaşam paradigmasın¬ 
da inşa işinin öncülüğünü farklı nedenleri 
yanında yaşamın genç olma özelliğinden 
de kaynaklı gençliğe ve sürekli üreten 
anacıl karakterinden kaynaklı kadınlara 
vermiştir. 

Gençlik toplumsal bir kuşak olarak bu 
öncülük görevini yerine getirirken önemli 
avantaj ve dezavantajlara sahiptir. Beş 
bin yıllık egemenlikli sistem toplumda 
gençlere dönük oldukça olumsuz bir 
algı oluşturmuştur. Bu konuda özellikle 
sistemin kendi yaşam tecrübesi ve top¬ 
lumda yarattığı iktidar kültürüne dayalı 
parçalanma, gençlerin yaşam içinde dik¬ 
kate alınmamasına yol açmıştır. Gençle¬ 
rin yaşamda dikkate alınmaması hayatın 
özellikle dinamik, heyecanlı ve hızlı ritimli 
değişkenliğini baltalamaktadır. Bu da in¬ 
sanda yaşamın sürekli sabit, monoton ol¬ 
duğu duygu ve düşüncesine yol açmakta¬ 
dır. Gençliksiz bir yaşam ihtiyarların yaşlı 
tecrübelerini topluma iktidar kültürüyle 
daha fazla dayatmalarına da yol açabilir. 
Yaşlı tecrübenin kendine duyduğu gü¬ 
venden de kaynaklı kalıpçı, durağan olma 
yanı vardır. Çok defa farkında olmadan 
bu özellik toplumsal yaşamın demokratik 
özelliğinin gelişmesine ve üretkenliğine 
engel olmaktadır. Kapitalist devlet ulusu¬ 
na alternatif demokratik ulusu inşa eder¬ 
ken gençliğin yaşamın genç olma özelliği 
ile hızla birleşmesi imkanı her zaman göz 
önünde bulundurulmalıdır. 

Uygarlık gençliği her zaman yaşam 


amatörü olarak tanımlamıştır. Bu tanım¬ 
lamasını haklı ve doğru göstermek için 
gerekli bilgi ve olanakları gençlerden sa¬ 
kınmış yaşam içinde gençleri kılavuzsuz 
bırakmıştır. Kılavuz gösterdikleri de her 
zaman kendi sistem adamları ve aygıt¬ 
ları olmuştur, yeni bir toplumsal formun 
inşası için gençlerin bu eksende yaratılan 
dogmaları parçalaması denebilir ki özgür 
yaşamın gelişip kökleşmesinde en önem¬ 
li katkıyı yapacaktır. Gençliğin bilinçle ve 
olgunlukla yaşama yaklaşması ve bu te¬ 
melde yaşama katılırken kendi özü olan 
arayışçılığını yaşamla birleştirmesi kadar 
özgür ve demokratik yaşamı topluma ka¬ 
bullendirecek başka bir yol daha yoktur. 
Demokratik ulus inşasında bundan daha 
etkili bir silahta az bulunur. Çünkü her 
egemenlikli sistem modernitesinin ba¬ 
site aldığı, küçümsediği ve sadece fiziki 
gücünü kullanma ihtiyacı duyduğunda 
hatırladığı gençliğin aklı ve hayalleri ile 
hem de kurumsal örgütlülüklerini ge¬ 
liştirerek toplumsal yaşama katılması 
yeni yaşamın etkisini ispatlamada altın 
değerinde olacaktır. Bu konuda tarihten 
bolca örnekler vermek mümkündür. En 
yakın dönem örneğimiz PKK'nin ilk dö¬ 
nem kadrolarının toplumda yaratığı etki¬ 
nin toplumda yol atığı köklü inançtır. Bu 
inancın Kürt toplumunda çeyrek asır gibi 
bir zamanda ortaya çıkardığı değişimdir. 
Yeri gelmişken PKKnin bir gençlik hare¬ 
keti olarak doğduğunu ve belirttiğimiz 
sebeplerden kaynaklı hep genç kaldığını 
vurgulamak gerekir. 

Demokratik Ulusa Doğru Genç Ya¬ 
şam... 

Demokratik ulusa doğru yol alırken 
gençliğin yeni yaşam arayışında en bü¬ 
yük avantajlarından biride toplumun 
gençliği yarınımız olarak tanımlaması ve 
eksikte olsa geleceğe yönelik gençlikten 
beklentilerinin olmasıdır. Demokratik 
ulus toplum paradigmasında gençlik ya¬ 
rın değil bizzat yaşanılan zamanın kendi¬ 
sidir. Bu felsefik ve ideolojik nedenlerden 
kaynaklı gençlik demokratik ulus top¬ 
lumu içinde yarını bugünden kurma ve 


122 




komümE .ı 

özgürleştirme rolü oynayacaktır, iktidar 
kültürünün kirlettiği devlet hakimiyetin¬ 
deki toplum, gençliği yarına hazırlarken 
kuşaktan kuşağa o kirli kültürü empo¬ 
ze etmektedir. Bundan kaynaklı gençlik 
günlük yaşamda çok bilinçli ve planlı ter¬ 
biye edilme yöntemlerine tabi tutulmak¬ 
tadır. Demokratik toplumda gençliğin 
kendi işlerinin hemen hepsi kendisince 
yürütülecektir. Bu direkt sorumluluk al¬ 
mak anlamına gelmektedir. O zaman 
hızla politikleşmek ve politik kurumlarını 
kurmak ile yükümlü olacak bir gençlikten 
bahsetmekte olduğumuz anlaşılmakta¬ 
dır. Demokratik ulus toplumu içindeki 
gençler ahlaki politik toplumun en yara¬ 
tıcı bileşeni oldukları için daha başından 
itibaren sağlam örgütlemelere sahip bir 
konumda olmak durumundadırlar. Genç- 
lik örgütlerinin demokratik ulus inşasında 
en temel bileşen oldukları gerçeği bir an 
bile olsun unutulmamalıdır. Kurumsal¬ 
laşıp örgütlendikçe gençlik, biyolojik bir 
olgu olmaktan çıkıp toplumsal bir bileşen 
olup kalıcılaşarakyaşamı her zaman genç 
tutacaktır. 

Toplumsal mücadelelerde gençliğin 
rolü konusu eski bir tartışmadır. Genel 
hatları ile bilinmektedir. Günümüzde 
gençliğin toplumsal mücadelelere katı¬ 
lırken aşılması gereken toplumsal gele¬ 
neklere takılmaması kendisiyle toplumu 
değiştirip dönüştürmesi konusu daha ya¬ 
rarlı bir tartışma olacaktır. Yani neyi nasıl 
değiştireceği, yeni olarak neyi getireceği 
konusu olması gereken tartışma ve pra¬ 
tiktir. Özellikle Ortadoğu gibi toplumcu¬ 
luğun, toplumsal algının, iktidarcı toplum 
geleneklerinin içine sızdığı yanları çokta 
olsa sahip olduğu ahlaki değerleri güçlü 
olan bir coğrafyada, asıl önemli olanın 
ne dediğin ve ne yaptığındır ilkesi her 
zaman hatırda olmalıdır. Bunun için Or¬ 
tadoğu'daki toplumsal mücadeleler tarihi 
iyi okunmalıdır. Sol ve sosyalist düşünce¬ 
lerin ve hareketlerin neden etkili olama¬ 
dıkları üzerinde çok düşünülmelidir. Bu 
konularda 68 kuşağından sonraki Türkiye 
solu iyi bir inceleme konusudur. Kürdis- 
tan ve kısmen de Filistin gibi ülkeler istis- 


İdeolojik-Teorik Dergi 


naşı dışında neden Ortadoğu'da hemen 
her zaman dinci ve sağcı fikirler-örgüt- 
ler toplumda daha baskın olmuştur ko¬ 
nusunu iyi tartışmak ve sonuç çıkarmak 
gerekmektedir. Bu konuda da Kürdistan 
özgürlük mücadelesi anlaşılması ve öğ¬ 
renilmesi gereken en somut ve çarpıcı 
olgudur. Demokratik toplum mücade¬ 
lesi verilirken gençlik hareketinin kendi 
coğrafyasını iyi tanıması ve gelenekleri¬ 
ni iyi bilmesi başarısı için şarttır. Çünkü 
söz konusu olan bir toplumsal formdan 
başka bir toplumsal forma geçmektir. Bu 
çerçevedeki tartışma ve akabinde atıla¬ 
cak pratik adımlar toplumsal dogmaları 
parçalayarak yol almayı sağlayacaktır. 
Zaten gençliğin yeni bir toplum inşa mü¬ 
cadelesindeki bir diğer görevi de iktidar 
kültürünü ihtiva ve ifade eden dogmala¬ 
rı her kesimden daha cesaretli adımlarla 
parçalama pratiğini yerine getirme gücü¬ 
nü göstermesidir. 

Gençlikte kadına benzer biçimde yaşa¬ 
mın her alanında mevcut olan sosyolojik 
bir toplum bileşendir. Bu gerçeklik genç¬ 
liğin doğru ve yeterince bilinçlenmesi ve 
örgütlenmesi hallinde toplumsal yaşamı 
direkt etkileyecek bir güç olduğunu gös¬ 
termektedir. Gençliğin toplum içindeki 
bu konumundan ötürü Kürdistan özgür¬ 
lük mücadelesinde gençlik bir kongre 
şeklinde ele alınmıştır. Ayrı bileşenleri 
olan bir toplum gibi örgütlenmiştir. Yine 
genç kadın benzer biçimde kendi alt bi¬ 
leşenlerini örgütleyerek özgün kimliğini 
oluşturmaktadır. Özcesi yeni yaşamın 
yaratılıp kurumsallaştırması işinin siyasal 
boyutunda da gençlik öncü bir konum¬ 
dadır. Demokratik ulus inşasında genç¬ 
lik ne feodal kültürün beğendiği sesiz, 
onaylayan, utangaç, her emre amede ne 
de kapitalist kültürün yaratığı sorumsuz 
düşüncesiz ve anti toplumcu kişisidir. 
Demokratik ulus inşasında gençlik, alim, 
siyasetçi, savaşçı, sanatçı, sporcu, üreten 
kısacası hayatın her alanı genç ruhu ile 
katılarak hem mücadelesini hem de yaşa¬ 
mını gençleştirip genç tutacaktır. 


123 







Sayı 60 2014 


KOMUNÂR 


IŞIĞI TANRILARDAN ÇALMAYA HAZIR 
GENÇ PROMETELER OLMALI 


"Gençlerini kaybeden toplum veya tersi¬ 
ne toplumunu kaybeden gençlik yenilmiş 
olmaktan öteye kendi varlık hakkını kay¬ 
betmiş, ona ihanet etmiş demektir. Gerisi 
çürüme, dağılma ve yok olmadır. Buna karşı 
toplumun temel görevi, varoluşunun temel 
araçları olarak kendi eğitim kurumlarını 
geliştirmektir. İçerik olarak bilimsel, felsefi, 
sanatsal ve dilsel yorumlarını bilim-iktidar 
yapılanmasından ayrıştırmak, anlam dev- 
rimini başarmaktır. Aksi halde toplumsal 
varlığın ahlâki ve politik dokularını işlevsel 
kılmak mümkün olmaz." Önder Apo 

Bir toplum gençlerini nasıl kaybeder? 
Bedensel olarak varlığını sürdüren top¬ 
lum, her yaştan insandan oluşmasına rağ¬ 
men gençlerini nasıl kaybeder? Bir toplu¬ 
mun gençlerini kaybetmesi, o toplumun 
genç kuşaklarının o toplumun toplum¬ 
sallığına, varoluş zihniyetine, kimliğine, 
kültürüne göre yaşamaması demektir. 
Kapitalist modernitenin tüm toplumlara 
yaptığı saldırıların amacında toplumlara 
gençlerini kaybettirmek vardır. Bilgi-ikti- 
dar yapılanmalarının karşı devrim olarak 
gerçekleştirdikleri bu eylem karşısında 
yapılması gereken, bir yandan toplum- 
ların gençlerini bu yapılanmalardan kur¬ 
tarması için kendi eğitim kurumlarını 


geliştirerek yeni sosyal bilimsel inşalar 
gerçekleştirmesidir. Diğer yandan da 
gençlerin kendi kaybolmuşluklarının far¬ 
kına vararak özgür kendiliklerini yaşaya¬ 
cak kurumlaşmaların inşasına öncülük 
etmek, bu vesileyle toplumlarının kendi 
kendine ihanet içinde olmasını engelle¬ 
mek, bir anlamda toplumu özgürleştir¬ 
mektir. 

Gençlik hareketleri demokratik uygar¬ 
lığın temel bileşenlerinden biridir. Çünkü 
tarihi yapanlar toplumlardır ve toplumun 
zihinsel ve bedensel olarak en dinamik 
kesimi gençlik kesimidir. Gençlik kendi 
özgünlüğünden dolayı devrimsel müca¬ 
delenin tüm dinamiklerinde yer almak, 
hatta daha öncelikli olarak dinamikleri de 
kendi konumlarına göre belirlemek du¬ 
rumundadırlar. Toplum karşıtı saldırılar, 
tarihte ilk karşı devrim olarak niteleye¬ 
bileceğimiz hiyerarşinin doğuşu ağırlıklı 
olarak hile ve yalana, zihniyet gücüne da¬ 
yanıyorsa, mücadelenin zihniyet boyutu 
tabi ki öncelik arzedecektir. Özgürlük mü¬ 
cadelelerinde zihniyet devrimi yapılmaz¬ 
sa toplumun dönüşmesi, değişmesi de 
beklenemez. Gençliğin zihniyet devrimi 
yapabilmesi ve bunu toplumsal devrime 
taşıyabilmesinin ön koşulu sosyal bilim 
alanını en temel mücadele alanı olarak 


124 



KOMÜNAR , 

görmesidir. 

Bugünün en yetkin sosyologlarının "He¬ 
pimiz burjuvazinin kutsal mabedinde aynı 
şerbeti içtik" diyerek öz eleştiri verdikleri 
durum gençlik için olmuş ve bitmiş bir 
şey değildir. Gençlik, burjuvazinin kutsal 
mabedinde şerbeti içmiş bitirmiş değil¬ 
ler henüz, bu eylem geçmiş zamandaki 
bir eylem değildir. Gençlik şu an, nerede 
olursa olsun, hangi konumda, sınıfta, iş 
yerinde, mekânda bulunursa bulunsun, 
bu şerbet yanılsamalı zehri içmeye zor- 
lanmaktadır. Sosyal bilimlere yönelmek 
bu zehrin farkına varmayı ya da şerbet 
yanılsamasını sorgulamayı önceller. Ay¬ 
dın gençlik diyebileceğimiz öğrenci 
gençliğin de sistemin farkında olmasına 
rağmen aynı zehri şerbet niyetine içmeyi 
kabullendiğini tespit etmek zor değildir. 
Gençlik birey ya da hareketleri için, sis¬ 
tem içinde sistemin bilincinde, farkında 
olduğunu savunmak, bu durumdan kur¬ 
tulmadıkça gençliği sistemin mezhepleri¬ 
ni yaratan gönüllü hizmetkârlara dönüş¬ 
türmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü 
bu durumlar ya da kesimler, sistemin kri¬ 
zini aştıracak devinimleri de kendi var¬ 
lıklarında barındırmaktadırlar. Devrimler 
tarihi boyunca bu konumdaki insanların 
sistemin inşasında ne kadar büyük roller 
oynadıkları bilinmektedir. Türkiye sol ha¬ 
reketlerinin 68 devrimci çıkışına rağmen 
bugün içinde bulundukları durum bunu 
açıklamaya yetecek düzeydedir. 

Tüm devrimler zihniyette başlamakta¬ 
dır. Bundan dolayı kendi ufkuna zihniyet 
devrimini yerleştiremeyen gençlik siste¬ 
min zehriyle ölüm sınırlarında yaşamak¬ 
tan asla kurtulamayacaktır. Zihniyet dev¬ 
rimi nedir, nasıl gerçekleştirilmelidir? 

Genç kuşaklar açısından zihniyet devri- 
minin ilk koşulu gençliğin sistem içileşti- 
rildiği eğitim kurumlarının sorgulanması 
ve reddedilmesidir. Mevcut hâkim 
sistemin dayattığı eğitim kurumlarını, 
bilgi yapılanmalarını aşmanın ilk koşulu 
budur. Hiç doğru bulmadığı halde sınıf 
geçmek için hiçbir yanlışı ezberlemek 
zorunda değildir gençler. Ezberlenen her 
yanlış, yanlışlara aşinalık ve katlanılırlık, 


İdeolojik-Teorik Dergi 


giderek yanlışların -çoğunda hiç farkında 
olmadan- dogmatikçe savunuculuğunu 
getirdiği gibi özgür iradeyi felç etmek¬ 
te ve genç yaşlarda iradeyi kırarak siste¬ 
me bağımlılığın duvarlarını örmektedir. 
Gençliğin zihniyette felç edilme duru¬ 
muna karşı büyük bir itinayla ve kararlı¬ 
lıkla hayal kurması, ütopya oluşturması 
ve bu ütopyalarını koruyacak öz örgüt¬ 
lülük oluşturması gerekir. Ütopyalar bir 
toplumun özgürlük düzeyini gösterir. 
Hayaller insanların özgürlük düzeyini ve 
yaşam penceresinin genişliğini gösterir. 
Hayalleri özgür olan bir genç ona daya¬ 
tılan köleleştirici yaklaşımları asla kabul 
etmez. Özgürlük eğilimi olan kişi “bana 
dayatıldığı gibi yaşamak zorunda değilim" 
diyebilecek güçtedir ve bu düşüncenin 
gerektirdiği eyleme yönelebilir. 

Eyleme yönelebilmenin zihniyet dev- 
rimine yönelmekle başladığı bir gerçek¬ 
tir. Zihniyet devrimi gerçekleştirilmezse 
gelişecek eylemlerin birikip dolacağı bir 
özgür bilinç ve aydınlanmış zihniyet ha¬ 
vuzu olamayacaktır. Kapitalist modernite 
karşısında kendi özgürlük ideallerimizi 
yaşayacağımız demokratik modernitemi- 
zi yaratmak çağın bilgi sınırlarını aşmakla 
mümkündür. Aydınlanmanın farklı yol ve 
yöntemleri vardır. Gençlik dinamizmi açı¬ 
sından gerekli olan yol ise aydın gençliğe 
dayatılan bilgi yapılanmalarını bilmek, 
bunların aydınlık değil karanlık yarattığı¬ 
nı fark etmek ve kendi karanlığından kur¬ 
tulmanın yöntem arayışına yönelmektir. 

Yöntem arayışı özsel ve biçimsel ola¬ 
rak her iki boyutta da gelişmelidir. Ör¬ 
neğin milyonlarca insanın moda adı al¬ 
tında faşizm yaşadığını bilmek gerekir. 
Bugün tek tip giysiler sadece hane kül¬ 
türünün hâkim kılındığı hapishanelerde, 
hastanelerde, ordugâhlarda değil sokak¬ 
ta, evlerin içinde de dayatılmaktadır. Sis¬ 
temin moda diye dayattığı makineden 
çıkmış insan tipini reddetmek, biçimsel 
olarak da kesinlikle belirlenmiş kalıplara 
girmemek, gençlik için zihniyetin köleliği 
reddettiğinin bir göstergesi olmaktadır. 
Devrimin ya da devrimsel eylemin temeli 
olmamakla birlikte kapitalist modernite- 


125 




Sayı 60 2014 

nin dayattığı giyim tarzına karşı Kürt kül¬ 
türel giysilerini giymenin bir zihniyet ey¬ 
lemi olduğunu bilmek gerekir. Bu küçük 
örnek, kendi yerelliğinden, kültüründen 
ya da göreneklerinden utanır hale geti¬ 
rilmiş Kürdün kölelik zincirlerini kırması 
demektir ki bunun için bir aydınlanma 
gerekmektedir. Çünkü demokratik 
uluslaşmanın temel şartı öncelikle kendi 
yerelliğini bilmek, bu anlamda kültürüne 
sahip çıkmak, kültürünü yaşatmak ve 
korumaktır. Bu öncül gerçekleştiğinde 
diğer uluslarla, etnik gruplarla ve inanç 
kesimleriyle ortaklıklar anlam kazanır. 
Yerelde özgürleşmeyen evrenselde 
özgürleşemez. Yereli bilmeyen evrenseli 
de doğru bilemez. 

Demokratik ulusun inşasında gençli¬ 
ğin entelektüel görevlerinin temelinde 
kapitalist modernitenin tüm unsurlarına 
karşı direnme yer almalıdır. Endüstriya- 
lizme, ulus devletçiliğe ve kapitalizme 
karşı direnmedikçe, köklü olarak sistem 
karşıtı bir konumda durmadıkça yaşam 
da mümkün değildir. Bu anlamdaki en¬ 
telektüel çabalar bilimi sermaye ya da 
hamallık olarak ele almayacak düzeyde 
olmalıdır. Ki bunun için de aydınlanma 
çalışmalarında direniş ilk koşul olmakta¬ 
dır. Bununla bağlantılı olarakda yapılacak 
araştırmaların konuları, içerikleri, araştır¬ 
ma yöntemleri bir bütün sistem karşıtı 
olmalı ve bilimin gerçek anlamına yakışır 
tarzda olmalıdır. Öncelikli olarak sosyal 
bilimin esas alınması tabi ki olağandır. 
Çünkü sosyal bilim artan toplumsal so¬ 
runlara çözüm bulma amacıyla ortaya 
çıkmışsa da mevcut sistem içi ve pozi- 
tivist haliyle sorun çözücü olamamak¬ 
ta, tam tersine yeni sorunlar yaratan bir 
araç haline gelmektedir. Bundan dolayı 
toplum biliminden başlamak, özellikle 
Önderliğimizin Özgürlük Sosyolojisi adlı 
savunmalarından yola çıkarak yeni bir 
sosyal bilim tanımı yapabilmek şarttır. 

Egemen sistem içinde mücadele yü- 
rütebilmenin, sistem karşıtı olmanın ve 
demokratik modernitenin aydınlanma 
görevlerini gerçekleştirmenin ilk koşu¬ 
lu sosyal bilim alanını gençliğin temel 


KOMÜNAR 

mücadele alanı olarak görmektir dedik. 
Bunun gerçekleşebilmesi için pozitiviz¬ 
min, somut olarak da mevcut sosyal bi¬ 
limlerin yol ve yöntemlerini sorgulamak 
ve hâkim yöntemlerin köleleştiriciliğini 
fark ederek aşmak şarttır. İdealizm ya da 
materyalizm olarak somutlaşan felsefi 
bakış açılarını sorgulamak ve eleştirmek 
kadar her ikisinin de ters uçlardan içine 
düştükleri yanlışları görmek ve yöntem 
sorgulamasını gerçekleştirmek gerekir. 
Zihniyet yapılanmasındaki düz çizgisel 
ilerlemeci, mutlakçı, kesintisizlikçi ve ev- 
renselci yöntemlerin farkına varmak, bu 
yöntemleri eleştirmek şarttır. 

Bu yöntemleri eleştirirken mutlakçılığın 
ve evrenselciliğin karşısına sonsuz göre- 
ciliği koymak da aynı derecede yanlış bir 
yöntem olmaktadırlar. Doğru tüm evren 
için bir değilken sonsuz sayıda da değil¬ 
dir. Her ikisi de toplum bilimler açısın¬ 
dan baktığımızda toplum oluşturmayan, 
toplumsallığa hizmet etmeyen zihniyet 
yapılanmaları olmaktadır, ilki faşizme 
götürürken İkincisi de toplumun sonsuz 
parçalanmasına, hatta bireyin dahi atomi- 
ze olduğu bir anlayışa götürecektir. Top¬ 
lumsal doğanın temel özelliği esnek zekâ 
kapasitesini en yüksek düzeyde barındır¬ 
masıdır. Zihniyetin özgürlük seçeneğine 
en fazla yakınlaştıran tarzda ilerlemesi 
de bu esnek zekâ sayesinde mümkündür. 
Önemli olan yöntemlerimizde bu esnek¬ 
liği evrenselci katı sınırlara hapsetmeden 
ve değişim adına sonsuz bir formsuzluğa 
yöneltmeden uygulayabilmektir. 

Kapitalist modernite karşısında demok¬ 
ratik moderniteyi inşa ederken sistem 
içinde sistemden farklılaşarak kendini 
varetmeye çalışan akımlar da incelen- 
melidir. Postmodernizm bu anlamda ele 
alınmalı ve ciddi analizlere tabi tutulma¬ 
lıdır. Hâkim modernitenin eleştirisinden 
yola çıkılıyorsa da postmoderniist yakla¬ 
şımların toplum doğasıyla buluştuğu ve 
ideal olduğu söylenemez. Bizim mücade¬ 
le yaklaşımımız "sistemi nasıl olursa olsun 
ya da hangi eksenden olursa olsun eleştire¬ 
lim" şeklinde ortaya çıkmamaktadır. Eleş¬ 
tirdiğimiz ve durduğumuz eksen, top- 


126 






komünaR ı 

lumsal, ahlaki-politik ve insan yaşamının 
özgürlüğüyle bağlantılıdır. Bundan dola¬ 
yı postmodernist akımların liberalizmle 
buluşan yanları iyi görülmeli ve eleştirel 
yaklaşım esas alınmalıdır. Modernite- 
nin aşırı evrenselci, mutlakçı ve nesnel¬ 
lik adına putlaştırıcı yöntemi karşısında 
postmodernitenin aşırı göreci ve öznellik 
yaklaşımı da hakikate götürmekten uzak¬ 
tır ve yanlış durumda olmaktan öte yanlı¬ 
şın hizmetkarı haline de getirebilir. Son¬ 
suz göreciliğin mutlakçılığın karşı kutbu 
olduğunu bilmek gerekir. Mutlakçılığın 
bilimcilik putları karşısında sonsuz gö¬ 
reciliğin sayısız öznel putları da anlamlı 
toplumsal yaşam yaratmaktan uzaktırlar. 

Gençliğin entelektüel görevlerini yeri- 


İdeolojik-Teorik Dergi 

sımasıdır. Doğanın, daha sonra kadının 
ve kölenin, en son tüm toplumun nesne 
konumuna indirgenmesi, bilimde halen 
kullanılan çok ünlü 'nesnellik kuralı' olarak 
karşımıza çıktı. Eskinin tanrı-kul ilişkisi öz- 
ne-nesne ilişkisine dönüştü. Daha eskinin 
canlı doğa anlayışı yerini ölü nesne doğa 
ile üzerinde tanrısal özne insana bıraktı." 

İkilemlerle düşünmek ve yaşamı bu 
düşünsel eksenle ele alarak yaşamak, 
özgür yaşam karşıtlığı anlamına 
gelir. Evrensel oluşuma ve yaşamın 
anlamına terstir. Çünkü yaşam özünde 
farklılaşmaya dayalıdır. Tüm doğada ve 
toplumsal yaşamda farklılaşarak varolma 
gerçeği esastır. Yaşamın özgür ve esnek 
olan, aynı zamanda esnek olduğu değiş- 


Bi! gmin ablaki, politik ve e+ik-esfefik yanı olmazsa bilgi 
adına toplum karşıtlığı yapılabilir ancak. Entelektüel 
görevler salt bilgiye, teoriye dayalı olmadığı gibi teorinin 
ve bilginin önemsenmemesi de değildir. 


ne getirebilmesinin önkoşullarından biri 
de insanlığın mahkûm edildiği özne-nes- 
ne zihniyetinden kurtulmanın adımlarını 
atmaktır. Özne nesne ikileminin ortaya 
çıkması bilginin ahlaktan kopmasının 
başlangıcıdır. Entelektüel alanın ahlak 
alanından kopması, toplumun varlığının 
ilk koşullarından olan ahlakı geri ve fazla¬ 
sıyla öznel bulması, aynı zamanda nesnel 
bilgi adına insan gerçeğinden ve insan 
yaşamını oluşturan gerçeklerden kop¬ 
ması entelektüel alanın toplum için bir 
aydınlanma formu olmasından çıkması¬ 
dır. Bu durum bilginin iktidar sahiplerinin 
eline geçmesiyle ortaya çıkmış olan bir 
durumdur. Bilgi, iktidarların eline geçince 
zaten toplumu aydınlanmaktan da uzak¬ 
laşmış olmaktadır. "En büyük felaketin ka¬ 
pısı keskin nesnelik-öznellik ayrımına git¬ 
mekle açıldı. Ardından ben-öteki ayrımıyla 
derinleşti. Daha sonra da birbirini yok eden 
diyalektik uçlara dönüştü. Bu ikilemler ke¬ 
sinlikle ahlâki ve politik toplumla sermaye 
ve iktidar ayrışmasının, çelişkisinin bir yan¬ 


ken olan gerçeğine ikilemlerle yaklaşmak 
yaşamı hapsetmek olacaktır. Farklılaşma 
tüm tarih, yaşam ve evren sorularına ve¬ 
rilecek temel ve ortak cevap olmaktadır. 
Bu ortak yaşam cevabına karşı yaşamı 
ikilemlere hapsetmek evren ve insan ha¬ 
kikatinin inkârı anlamına gelir. Bu esnek 
zekâ yoluyla zihniyetin gerçekleştirme¬ 
ye ve ulaşmaya çalıştığımız düzey, top¬ 
lumsallaşmanın varlık koşulu olan ahlaki 
ve politik toplum olma halidir. Zihniyet 
yapılanmaları eğer ahlaki ve politik top¬ 
luma yöneltmiyorsa ve bu varoluş zemi¬ 
nine dayanmıyorsa hiçbir şekilde özgür¬ 
lükçü olamazlar ve hâkim sistemlerin 
hizmetkârlığından da kurtulamazlar. Bu 
anlamda gençliğin tüm düşünsel çabala¬ 
rını ahlaki ve politiktoplum olmaya odak¬ 
lamaları, tüm düşünsel eylemlerini bu ha¬ 
kikatin ışığıyla süzmeleri gerekmektedir. 

Bilginin ahlaki, politik ve etik-estetik 
yanı olmazsa bilgi adına toplum karşıtlı¬ 
ğı yapılabilir ancak. Entelektüel görevler 
salt bilgiye, teoriye dayalı olmadığı gibi 


127 





KOMÛNAR 


Sayı 60 2014 

teorinin ve bilginin önemsenmemesi 
de değildir. Temelde bilginin nasıllığı¬ 
nı önemseyen demokratik modernite, 
gençliğin yeni ve güzel bilgiye en yakın 
toplum kesimi olduğu gerçeğine göre 
şekillenmek durumundadır. Demokratik 
modernitenin inşasında esas alınan ente¬ 
lektüel, ahlaki ve politik görevlerin birbi- 
riyle bağlantısı da önemlidir ve Önderliği¬ 
miz bu konuyu şöyle ortaya koymaktadır: 

"Üçü de birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılı 
olan bu görevler entelektüel, ahlâki ve 
politik boyuttadır. Fakat aralarındaki 
sıkı ve karşılıklı bağlantı, kurumsal 
olarak kesin bağımsız olmaları gereğini 
ortadan kaldırmıyor. Tersine, her alan 
kurum olarak tarihte de, günümüzde de, 
gelecekte de bağımsızlığını korumak du¬ 
rumundadır. Aksi halde işlevlerini hakkıyla 


dernite güçleri açısından esasta zor dışın¬ 
daki yöntemlerdir. Bunun en sağlam yolu 
da toplumun özü olan ahlak ve politikayı, 
demokratik, özgürlükçü ve farklılıkların 
eşitliğini esas alan yöntemlerin yaşamsal 
kılınacağı kurumlaşmalar oluşturmak ve 
toplumun kendi özgür varoluşunu yaşa¬ 
masını sağlamaktır. 

Mezopotamya'da yaşanan ilk entelektü¬ 
el devrimin gücü hala tüm modernitelere 
vurduğu damgayla varlığını hissettirmek¬ 
tedir. İlk buluşlar, keşifler ve yaşam inşa¬ 
sını yaratan aydınlanma ilk toplumsallaş¬ 
ma olarak tarihe geçmiş olsa da özünde 
de ilk ve tek toplumsallaşmadır. Tarihte 
toplum gerçeğinde belli değişimler olsa 
da toplumsallaşma diyebileceğimiz ikinci 
bir dönem ya da durum yoktur, olamaz 
da. Çünkü toplum bir defa oluşmuştur. 


AAezopofamya'da yaşanan ilk ervFeJek+üeJ devlimin gücü 
kala Tüm modemiTeJerc vurduğu damgayla varlığım 

kisseTTi rmekTed i r. 


yerine getiremezler. Tarihte oldukça iç içe 
geçen bu alanlarla ilgili kurumlaşma ve 
görevleri netleştirmek, nasıl işbirliği içinde 
bulunabileceklerini düzenlemek çözümlen¬ 
mesi gereken hususlardır." 

Sistemin yaşadığı kriz temelde bir zih¬ 
niyet krizidir ve öncelikle entelektüel 
alandan kaynağını almaktadır. Zihniyet 
devriminin gerçekleşmesinin önemini bu 
krizle bağlantılı olarak düşünmek şart¬ 
tır. Sosyal bilimde entelektüel açılımlar 
yoluyla arayışlar yaratan düşün insanları 
bu krizi sorgulatmada önemli roller oy¬ 
namaktadırlar. Ama bu rollerin yeni bir 
modernite inşasına yönelecek düzeyde 
olduğunu söylemek mümkün değildir. 
Toplum bilim araştırmaları ve çalışma¬ 
ları toplumu ahlaki ve politik yaşamına 
yakınlaştırdığı oranda anlam kazanabilir. 
Toplumlar üzerinde zor yoluyla inşa edi¬ 
len kapitalist modernite kurumlan karşı¬ 
sında mücadele edebilmek, güç olabil¬ 
mek ve yanlışı ortadan kaldırıp doğruyu 
yaşanılır kılmanın yolu, demokratik mo- 


Ondan sonrası oluşan toplumsallığın na¬ 
sıl süreceğine ilişkindir. Bundan sonrasın¬ 
da Sümer uygarlığının devrimsel etkisini 
görmek mümkündür. Son olarak da ka¬ 
pitalist modernitenin son dört yüzyıllık 
dönemde insanlığa bir din düzeyinde 
dayattığı bilimci bakış açısı, mekanik fi¬ 
ziğin kanunlarıyla oluşturulmuş ve tanrı- 
kul ikilemi yerine özne-nesne ikilemi 
yerleştirilmiş, nesnelcilik yeni tanrısallık 
olarak hâkim kılınarak iktidarların eline 
verilmiştir. Bilim, tarihin hiçbir dönemin¬ 
de bu dönemde olduğu kadar iktidar 
aracı haline gelmemiştir. Bilimin iktidar 
aracı haline getirilmesi kesinlikle bilim ol¬ 
maktan çıkması demektir. Çünkü toplum¬ 
sallığın oluşmasında bilgi ve iktidarın yan 
yana gelmesi mümkün değildir. Her iki 
olgunun doğasına da terstir. Bilgi tüm in¬ 
sanlık ve toplumsallık içindir. Yaşamak ve 
yaşamı süreklileştirmek içindir, iktidar ise 
insanlığın ölümü demektir. Bir grubun, 
kesimin çıkarına tüm diğerlerinin ölümü 
demektir. Yaşatmayı değil sömürmeyi, 


128 



komünaR , 

uzun vadede ölümü amaç edinir. Bundan 
dolayı ikisi birbirine terstir. 

Tüm bu veriler ışığında toplumun en di¬ 
namik kesimi olan gençliğe şunu sormak 
gerekir: 

Gençliğin iktidarın denetimine girme¬ 
yecek ve iktidarın duvarları arasında hap- 
solmayacak bilgi yapılanmalarına ulaşma 
ve bu yeni özgür bilmeleri yaşamsallaş¬ 
tırma iddiası var mıdır, yok mudur? Bu¬ 
gün demokratik modernitenin en güçlü 
temsilcisi olması gereken üniversiteler 
ve diğer akademik kurumlaşmalar genç¬ 
liğe hegemon sistem tarafından en fazla 
bilgi hamallığının yaptırıldığı kurumlar 
haline gelmiştir. Bu kurumlar, demokratik 
uygarlığın maddi ve manevi kültürünü, 
bilgi birikimini alarak yeni genç kuşakla¬ 
ra vermeyi, bu verme işlemini yaparken 
devletçi paradigmayı yeni kuşaklarda ha¬ 
kim kılmaya çalışmaktadırlar. Demokratik 
toplumların, örgütlenmelerin bu bilgi 
ve kültür birikimini kendi doğal toplum 
paradigmasıyla topluma verecek kurum¬ 
laşmalar oluşturmaması, toplumların en 
büyük kaybetme noktası olmaktadır. 

Önderliğimiz bu kurumlaşmaları 
ulus devletin yeni tapınakları olarak 
adlandırmaktadır. Buna karşın Avrupa 
merkezli sistem analizleri önemli oranda 
gelişmiş, sistem sorgulanmış ve farklı al¬ 
ternatifler ortaya konulmuştur fakat ka¬ 
pitalist modernite karşısında demokratik 
modernitenin inşası başarılamamıştır. 
"AvrupalI entelektüeller anlamlı açıklama¬ 
lar (manifestolar), bilimsel disiplinler, fel¬ 
sefi ekoller, sanatsal eğilimler ve etik öğre¬ 
tiler geliştirdiler. Fakat toplumun ahlâki ve 
politik karakterini koruyacak kadar başa¬ 
rılı olamadılar. Tersine, sermaye ve iktidar 
tekellerine bağlandıkça, ahlâki ve politik 
toplumun imhaya varana dek hedef haline 
getirilmesinde sadece yetmezlik, eksiklik ve 
yanlışlıklarla izah edilemeyecek denli suç 
ortaklığı yaptılar. Entelektüel kriz işte böyle 
başladı." 

Ulus devlet yapılanmasının temelin¬ 
de eğitim kurumlan vardır, çünkü bu 
kurumlaşma gençliğin, gençlik yoluyla 
devletin geleceğinin kazanılması ve ikti- 


İdeolojik-Teorik Dergi 

darın kurulması için şarttır. Eğitim, ulus 
devlete göre gençleri eğmenin temel 
kurumlandır. Ordularda bu eğme işi ta¬ 
mamlanır. Bundan dolayı da zorunlu eği¬ 
timler ve zorunlu askerlik konusu kesin¬ 
likle devredilmez bir hak olarak görülür 
ulus devletlerde. Oysa öğrenmenin tek 
ve vazgeçilmez yeri ulus devletin eğitim 
kurumlan değildir, insanlığın demokratik 
yaşamından süzülen bilgiyi salt okullar¬ 
da, üniversitelerde ya da herhangi dev¬ 
let kurumlaşmasının olduğu binalarda 
aramak yanlıştır. Bilgi, insanın olduğu her 
yerdedir. Tabi ki ulus devlet kurumlaşma¬ 
sı da insanlığın birikimi olan bilgiyi taşı¬ 
yıp yeni kuşaklara vermektedir. Ki bunu 
yapmadan asla kendini varedemeyecek- 
tir. Ama temelde reddedilmesi gereken 
noktalardan biri de bilginin veriliş tarzı, 
eğitim yöntemidir. Ortadoğu'da Kürtçe 
deyimle "bi darezore" tarzında eğitim ve¬ 
rilmektedir. Eğitim, terbiye etmenin, bir 
forma koymanın, sınırları belirleyerek o 
sınırlar içine hapsetmenin temel yöntemi 
olmaktadır. Eskiden sopa ile yapılırken 
bugün bu yöntem büyük oranda aşılmış¬ 
tır. Bugünkü yöntem, gençleri diplomasız 
kalmakla tehdit etmek, gençleri kaba de- 
yimle"yarış atı"gibi koşturmak, gençlerin 
başında kırbaç sallar gibi sistem tehdidini 
her an gündemde tutarak terbiye etmeye 
çalışmaktır. Bu tarz bir öğretme yöntemi 
kesinlikle özgürlükçü bir yöntem değildir 
ve reddedilmesi gereken, yerine doğru 
olanın konulması gereken bir yöntemdir. 

insanı okumasını bilen insan doğru 
bilgiye ulaşır ve iyi-güzel yaşamaya adım 
atabilir. Çünkü "bilgi ve bilim ahlâki ve poli¬ 
tik toplumun parçası"d\r. Bilginin oluşma¬ 
sı toplumsallıkla bağlantılı olduğundan 
kullanılması da toplumsallıkla bağlantılı¬ 
dır. Tüm bilgiler, insanı vareden ve koru¬ 
yan toplumun ayakta kalması ve sürekli¬ 
liği için kullanılır başka türlü kullanılması 
akla dahi gelmez. Taa ki uygarlık ortaya 
çıkana, yalan söylenene, saldırı gerçekle- 
şene, kadın köleleştirilene ve gençler salt 
işgücü olarak kullanılmaya başlanana ka¬ 
dar... İşte bu dönem bilginin toplumdan 
koparıldığı dönemlerdir. 


129 






KOMUNÂR 


Sayı 60 2014 

Promete efsanesi ateş sembolündeki 
aydınlığı, bilgiyi tanrılardan çalmayı, as¬ 
lında topluma ait olanı geri almayı anlatır. 
Buradaki ateş aydınlıktır. Aydınlığı yara¬ 
tan bilgidir. Bilginin toplumdan çalınma¬ 
sı; değerlerin, yasaların ve tüm üretimle¬ 
rin tanrıçalardan çalınarak erkek tanrılar 
tarafından tekelleştirilmesidir. Bu bilgiye 
ulaştıktan sonra gençliğe düşen görevler 
daha da belirginleşmektedir. Bugün bil¬ 
ginin sonsuz çalındığı bir çağdayız. Her 
gencin Promete olması gerektiği bir çağ¬ 
dayız. Her bir genç ateşi tanrılardan çalan 
Promete gibi aydınlığı, bilgiyi ve anlamı 
oluşturan değerleri hâkim sistemin elin¬ 
den çalma cesaretini göstermedikçe, bu¬ 
nun için adımlar atmadıkça bilginin ikti¬ 
dar odaklarının elinde tekel aracı olması 
da engellenemez. 


mak, gençliği tek tek bireyler ve toplum 
olarak kemiren ve eksilten sistem karşı¬ 
sından her gün kendini tamamlamayı, 
özgür bir varolma eylemi olarak bilmek 
ve bu gücü gösterebilmek müthiş bir ya¬ 
ratıcılık ister. Bugün gençliğin durumu 
daha çok ondan koparılanın ardından 
ağlamak, topluma dayatılan ve bireye 
toplum-aile tarafından uygulanan geri¬ 
likleri, sistemsel saldırıları görmek fakat 
bu gerçek karşısında kırılma yaşadığı¬ 
nı ifade etmek şeklinde görülmektedir. 
Ondan koparılanı misliyle yaratmaya ve 
geri almaya iddialı bir gençlik, öncelikle 
zihniyette kendini ve toplumunu varet- 
meye, varlığını korumaya kararlı bir genç¬ 
lik gerektirir. Gençlik, ulus devlet sınırları 
içindeki üniversite, akademi ya da benzer 
kurumlarda ne kadar bilgi toplarsa top- 


/vlevcut sosyal bilimin nesnelli k, bil imsellik^ msyonali+e 
söylemlerine sığınarak geliştirdiği putçu anlayış 

yıkılmalıdır 


Gençliğin bu cesareti olmalıdır. Cesa¬ 
retin olması için de öncelikle o bilginin, 
o aydınlığın topluma ait olduğuna ve 
egemenler tarafından çalındığına, bunun 
bir haksızlık olduğuna inanmak şarttır. 
Bu, özgür bilgidir. Eyleme götüren özgür 
bilgi insanın kendini gerçekleştirmesinin 
de temel yollarından biridir. Kendini ger¬ 
çekleştiren bir genç ancak eyleme cesa¬ 
ret edebilir. Cesaret edebilmek, eyleme 
geçildiğinde karşılaşılacak zorlukların bi¬ 
lincinde olmak ve bu zorluklar karşısında 
direnme iradesini gösterebilme kararlılı¬ 
ğında olmaktır. Promete'nin ciğerlerinin 
her gün kartallara yedirilmesi, bir parçası¬ 
nın her gün yok edilmesi ve her gün, gün 
doğumuna kadar Promete tarafından bu 
yok edilen parçanın yenilenmesi her bir 
gencin çözümlemesi ve kendine örnek 
alması gereken bir durumdur. 

Kapitalist sistemi de bu temelde ele 
alabiliriz. Gençliğin her gün bir parçasını 
yiyen ve yok eden sistem karşısında her 
gün o parçayı yenileyerek yerini doldur- 


lasın, o bilgiler topluma ait kılınamıyorsa 
gençliği de insanlığından koparacaktır. 
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Gençlik 
Prometeleşmelidir. 

Mevcut sosyal bilimin nesnellik, bilim¬ 
sellik, rasyonalite söylemlerine sığına¬ 
rak geliştirdiği putçu anlayış yıkılmalıdır. 
Nuh'un putları yıkması değerinde bir ey¬ 
lem gereklidir bunun için. Putları yıkacak 
cesaret de ancak Deniz Gezmiş, Mahir 
Çayan, Mazlum Doğan ve Abdullah Öca- 
lan ruhunu yaşayan gençlikte bulunabilir. 
Putlar, kapitalist modernitenin ulus dev¬ 
let formuyla inşa ettiği kölelik araçlarıdır. 
Demokratik ulus temelinde bir aydınlan¬ 
manın yaratılması için öncelikle ulus dev¬ 
letin toplumların farklılıklarını yontarak, 
katlederek, renkleri öldürerek ortaya çı¬ 
kardığı devletçi putlar, homojenleşmeyi 
süreklileştiren bir mekanizma yaratmak¬ 
ta, bunu da modern yaşam diye sunmak¬ 
tadır. 

“Modern yaşam denilen, pozitivizmin 
bu gerçeğinin, daha doğrusu gerçekleri 


130 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


katletmesinin sonuçlarından başka bir şey 
değildir. Artık sanal toplum çağına eriştik. 
Hiçbir gerçek sanal toplum kadar olgucu¬ 
luğu açıklayamaz. Olgucu toplum sanal 
toplumdur. Sanal toplum olgucu toplumun 
gerçek yüzü, yüzünün ötesinde hakikatin 
ta kendisidir. Olguların anlamsızlığı (daha 
doğrusu kan banyosu, hayali toplum, tü¬ 
ketim toplumu anlamında anlamsızlık 
anlaşılmalı) sanal toplumla zirve yapıyor. 
Medyatik toplum, şov toplumu, magazine! 
toplum hep nesnel, olgucu anlayışın, pozi¬ 
tivizmin açığa çıkmış hakikatidir. Bu da as¬ 
lında hakikatin inkârıdır." 

inkâr edilen hakikatler çağında gençlik 
kendi hakikatini bulmalı ve yaşamalıdır, 
ikilemlerden kurtulmalı, ikilemlerin top¬ 
lumu parçalayarak hakikati inkâr ettiğini 
ve bu inkâr sistemini sürekli ürettiğini 
bilmeli, bütünlüklü düşünebilmelidir. 
Özgür düşünceye ulaşmalı, bilgi hamalı 
olmamaya ve bilgi iktidarlarının aracı ha¬ 
line gelmemeye özen göstermelidir. Ha¬ 
kikat yitimi zihniyette başladıysa arayış 
ve buluş da zihniyette olmalıdır. "Yitirilen, 
ahlâkî ve politik değerlerle birlikte yitiril¬ 
miştir. Tekrar bulmak istiyorsan kaybettiğin 
yerde arayacaksın. Yani uygarlık ve mo- 
derniteye karşı ahlâki ve politik toplumu, 
onun gerçekliğini arayacaksın, bulacaksın. 
Bununla da yetinmeyeceksin; tanınmaz 
hale getirilen varoluşunu yeniden inşa ede¬ 
ceksin. O zaman tarih boyunca kaybettiğin 
altın değerindeki bütün hakikatleri tek tek 
bulduğunu göreceksin. Bu temelde daha 
mutlu olacaksın. Bunun da ahlâki ve politik 
toplumdan geçtiğini anlayacaksın." 

Tüm bu gerçekler ışığında şunu söyle¬ 
yebiliriz: Alternatif entelektüel çabalar 
alternatif kurumlaşmalarla somutlaştı- 
rılmazsa toplumsallaşamazlar. Bundan 
dolayı da ulus devletin kurumlaşmalarına 
karşı, bu kurumlaşmaların toplum gerçe¬ 
ğine olmadığını gösterecek ve toplumsal¬ 
laşmayı sağlayacak kurumların geliştiril¬ 
mesi şarttır. Kendi eğitim evleri, akademi 
ve alternatif üniversitelerin kurulmasıyla 
bu kurumlaşmalar geliştirilmelidir. Devle¬ 
tin üniversiteleri ancak devletçi insanlar 
ve devletçi zihniyetler üretir. Özgür top¬ 


lumun kurumlan ise özgür insanlar ve öz¬ 
gür zihniyetlerle oluşabilir. Bundan dolayı 
devlet kurumlaşmalarının kesinlikle aşıl¬ 
ması ve yerine alternatif kurumların oluş¬ 
turulması gerekir. Devlet kurumlarına 
hapsedilmiş ve bu kurumların icazetine 
bağlanmış bilimcilik kesinlikle özgürlük¬ 
çü olamaz ve bu bilimin hiçbir birikimiy¬ 
le demokratik modernite inşa edilemez. 
Kurumlaşmalara giderken hâkim zihni¬ 
yetle inşa edilen kurumlaşmaların taklit 
edilmemesine, zihniyet, yapılanma, prog¬ 
ram ve hatta biçim olarak da devlet ku¬ 
rumlaşmalarından ve benzeri olan hâkim 
kurum anlayışlarından uzak durmak ge¬ 
rekir. Sistemin iyi taklitleri sistemi daha 
iyi yaşatmayı getirir. Bu tuzağa düşme¬ 
mek için öncelikli olarak yapılması gere¬ 
ken, kurumlaşmayı demokratik bir zemin 
üzerinden gerçekleştirmektir. Bununla 
birlikte yeni entelektüel kurumlaşmala¬ 
rın devletten kesinlikle bağımsız ve özerk 
olarak kurulmalarıdır. Devletten bağımsız 
entelektüel kurumlaşmalara gitmenin bir 
koşulu da bu kurumlaşmalarda yer alacak 
çalışacak ve zihniyet devriminde iddialı 
olan bireylerin yetiştirilmesi, bu bireyle¬ 
rin kendilerini toplumsal özgürlüğe ada¬ 
yacak düzeyde bireyler olmalarıdır. Bu 
bireyler için belli bir bilim-bilgi altyapısı 
olması gerekirken bu gerekliliğin devle¬ 
tin diplomalarına bağlanmaması gerekir. 
Önderliğimizin deyimiyle "....dağdaki ço¬ 
bandan kentteki profesöre kadar ideası ve 
amacı olan herkesin katılım gösterebilece¬ 
ği öngörülebilir." 

Bu yeni kurumlaşmalar için öncelik¬ 
le bilim ve bilgi tarihi, aydınlanma tarihi 
derinlikli bir tarzda okunmalı, alternatif 
sosyal bilim ekolleri incelenmeli, miras¬ 
larından örnek alınacak yanlar kadar 
ders çıkarılacak yanlar da ortaya konul¬ 
malıdır. Bu çerçevede ütopik sosyalizmin 
mirası, anarşist eğilim ve örgütlenme¬ 
ler, Frankfurt ve Anales Ekolleri, gençlik 
hareketinin dünyayı değiştirebileceğini 
kanıtlayan ve Önderliğimizin Gençlik kül¬ 
tür devrimi dediği 68 hareketi, bununla 
birlikte feminist ve ekolojist hareketlerin 
incelenmesi şarttır. “Demokratik moderni- 


131 




Sayı 60 2014 

te hem uygarlık dönemi entelektüel pırıltı 
ve devrimlerini, hem de modernite karşıtı 
entelektüel çıkışların olumlu özelliklerini 
özümseme temelinde kendi entelektüel ve 
bilimsel devri mini yapmak durumundadır." 

Her bir sistem karşıtı hareket, her bir ör¬ 
gütlenme ahlaki ve politik toplumu oluş¬ 
turacak bir adım olarak değerlendirilme¬ 
lidir. Sistem karşıtı hareketlerin temelde 
gençlik gücünden ilham aldığı gerçeği 
gençliği bu hareketleri doğru okumaya 
sevketmelidir. Ki ancak kurumlaşma te¬ 
melinde çalışmalar somutlaştırılırsa en¬ 
telektüel devrim gerçekleştirilebilir. 
Demokratik ulus esprisiyle bu kurumlaş¬ 
maları oluşturmak kadar, kurumlaşmaları 
tüm dünyaya yaymak ve insanlığın ortak 
entelektüel kaynaklarını oluşturmak da 
bir gerekliliktir. Bu temelde gençliğin uf¬ 
kunda lokal, bölgesel, ulusal olduğu ka¬ 
dar kıtasal boyutta kurumlaşmalar da yer 
bulmalıdır. 

Demokratik modernite, entelektüel 
devrim yapılmadan gerçekleştirilemez. 
Ve bu devrim de mevcut entelektüel ya¬ 
pılanmayla gerçekleşemez. Demokratik 
modernitenin bu ihtiyacını karşılamak 
için aydınlanma kararlılığına ulaşmak ve 
yeni bir zihniyetle kadrolaşmak şarttır. 
Mevcut hiçbir kurumlaşmaya ve yapılan¬ 
maya benzemeyecek olan bir yapılanma 
şarttır. Önderliğimizin 2013 Nevvrozunda 
belirttiği "Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de 
eskisi gibi savaşacağız." belirlemesi, genç¬ 
liğin entelektüel alan için de esas alması 
gereken bir perspektiftir. Eskisi gibi dü¬ 
şünmeyeceğiz, eskisi gibi konuşmayaca¬ 
ğız, eskisi gibi bilmeyeceğiz ve eskisi gibi 
yaşamayacağız. Bu anlamda gençliğin 
yeni düşünme, yeni konuşma, yeni bilme 
ve yeni yaşama tarzımıza öncülük etmesi, 
özgür ve onurlu yaşam için bir zorunlu¬ 
luktur. 

Gençliğin aydınlanma şartlarından biri 
de tarih okumalarıdır. Tarihe baktığımız¬ 
da Kürt toplumunun ulus devletleşme- 
deki başarısızlıklarla dolu öyküleriyle 
karşılaşırız. Bu başarısızlıklar devletçi zih¬ 
niyete girememiş olmanın da bir göster¬ 
gesi olmaktadır. Tarihte karşımıza çıkan 


KOMÜNAR 

ve soykırım yöntemlerinden biri olarak 
toplumumuz karşısında bir silah gibi 
kullanılan devletsiz olma faktörünü, Ön¬ 
derliğimizin ortaya koyduğu demokratik 
uluslaşmayı oluşturmaya çalıştığımız bu 
çağda başarıya dönüştürmenin en bü¬ 
yük gerekçesi ve şansı olarak görmeliyiz. 
Eğer Ortadoğu'nun demokratik uluslaş¬ 
ma şansının var olduğunu söyleyebili- 
yorsak, bu, Kürtlerin devletsiz bir toplum 
olmalarından kaynağını almaktadır. Dün¬ 
ya insanlığının tek özgür yaşam ifadesi 
olacak demokratik modernite de işte bu 
demokratik ulus bütünlüğü üzerinden 
yükselme şansına kavuşacaktır. Aslolan 
sistem içinden çıkmayı, düşünsel farklılı¬ 
ğı ve yeni özgür yaşamın kurumlaşmala¬ 
rını geliştirerek demokratik uluslaşmayı 
oluşturmaktır. Atılan adımlar, yürütülen 
mücadele ve ortaya çıkan başarı düzeyi 
demokratik ulus sosyalizminin hangi bo¬ 
yutlarda yaşandığını da gösterecektir. 

“Demokratik modernitenin kendini köklü 
bir aydınlanma devrimiyle iç içe inşa etme¬ 
si, geçmişten öğrenilmesi gereken derslerin 
başında gelir. Bununla birlikte hemen vur- 
gulamalıyım ki, geçmiş şimdidir. Toplumsal 
doğanın asli varoluş biçimi olan ahlâki ve 
politik toplumun tüm geçmişinden fazla 
söz etmesek de (Ama özellikle neolitik top¬ 
lumun, köy-tarım toplumunun, göçebeli¬ 
ğin, kabile ve aşiretin, dinsel cemaatlerin 
halen yaşamsallıklarını inatla sürdürdükle¬ 
rini göz ardı etmemeliyiz), son beş bin yıllık 
sermaye birikim ve iktidar tekellerince kay¬ 
bettirilen değerleri yeniden kazanmak için 
devrimsel nitelikte entelektüel ve bilimsel 
üretim demokratik modernitenin inşasında 
en çok ihtiyaç duyulan desteği oluşturacak¬ 
tır. Olmazsa olmaz kabilinden bu ihtiyacı 
karşılamak için entelektüel görevlerimiz 
üzerinde yoğunlaşmamız, çözümleme ve 
çözme çabalarımızı yoğunlaştırmamız her 
zamankinden daha fazla hayati önem ta¬ 
şımaktadır." 

* 


132 





KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


İDEOLOJİK YOLDAŞLIK? 


Yeni yaşama dair aradıklarını Özgürlük 
Hareketi'nde bulmuş ve özgür yaşamak 
isteyen genç yoldaşların nasıl bir dünya¬ 
ya giriş yaptıklarını bilmeleri çok büyük 
önem taşır. Doğru bir başlangıç yapmak, 
doğru şekillenmek ve an'ı, geleceği bu 
doğru başlangıç üzerine kurmak özgürce 
solumak için gerekli. Özgürlük hareketi 
saflarında olunduğu halde, birbiriyle te¬ 
zat onca duruşun ortaya çıkmasında -baş¬ 
langıçlara çakılıp kalma anlamında olma¬ 
mak üzere- yapılan başlangıçların direkt 
etkisi vardır. Yolun gereklerine göre yola 
girip öyle yürüyenlerle, yolun gereklerine 
göre değil de kendi yollarının ölçülerine 
göre davrananların ulaştıkları yerler farklı 
olmuştur, olmaktadır. Özgürlük hareketi 
saflarındaki bu kadar farklı duruşun al¬ 
tında yatan gerçeklik tam da budur: yol¬ 
lar farklı. Yürüyüş yola göre mi, kendine 
göre mi? Dolayısıyla geleceklerini merak 
eden gençlerin kahin olmadan bunu gör¬ 
meleri mümkün. Toplumsal hafıza gereği 
öncüllerine bakarak, gelecekteki hallerini 
hemen anlayabilirler. Güzelleşmek, sevil¬ 
mek ve özgürleşmek amacında birleşen 
bu insanların bu amaçlarına göre oluş¬ 
maları için kimi gereklilikler var. Her işin, 
her oluşun bir usulü olduğu gibi APOCU- 
LAŞMANIN da bir usulü vardır. Usulüne 


göre yapılmayan işler nasıl ki başarısız 
oluyorsa, usulüne göre olmayan APO- 
CULUK da APOCULUK olmuyor. O halde 
APOCULUĞUN usulü nedir? 

Kendisiyle yoldaş olunmak istenen 
kimlik, yani Önderlik gerçekten de na¬ 
sıl bir gerçeklik? Özgürlük ve demokrasi 
için mücadele etmek, onunla yoldaş ol¬ 
mak için yeterli mi? Önderliğin çeperinde 
olmak, onun etki sahasında bulunmak, 
ondan beslenmek, onun söylediklerini 
tekrarlamak, onunla yoldaş olmaya yeter 
mi? Dahası bağlıları bu kadar çok olan ve 
çevresinde bu kadar insanın bulunduğu 
bu Önderliğin gerçek anlamda ne kadar 
yoldaşı var? Onunla yoldaş olmak dar 
anlamda iki kişinin aynı yolu paylaşması 
mıdır acaba? Çok önemli olan 'yol arka¬ 
daşlığı' Önderlik ve onunla yoldaş olmak 
isteyenlerin ilişki diyalektiğine ne kadar 
uygulanabilir? Yoldaş olmak mı, yola gir¬ 
mek mi? Peki, ya Önderlik yolun kendisi 
olmuşsa? 

Önderlik birilerinin sınırlarını çizdiği bir 
yola hiç girmemiştir. Başkalarının yolun¬ 
da değildir. Daha baştan beri kendi yo¬ 
lunu kendisi bulmaya çalışan, özgürlüğe, 
kendiliğe tutkuyla bağlı biridir. Daha yedi 
yaşındayken kendi annesinde sembolize 
edilen mevcut toplumsal gerçekliğin çiz- 


133 





Sayı 60 2014 

diği sınırları kabul etmeyen bir duruşta¬ 
dır. Kendi yolunu kendisi çizmeye daha o 
yaşta yeltenmektedir. O nedenle o hazır 
bir sisteme dahil olan değildir. Kuşkulu 
kişiliği sayesinde ince eleyip sık dokuyan, 
sorgulayan, arayan ve doğru yolu kendi¬ 
si bulandır. Mevcut sistem karşısında en 
iyimizde yaşandığı gibi dar-tepkisel bir 
duruşta da değildir. Pozisyonu tepki du¬ 
yan, daralıp küsen, kendini verili toplum¬ 
sallıktan yalıtan değildir. Tersine mevcut 
toplumsallığın bir çocuktan beklediğinin 
üstünde bir duruşun sahibidir ve eğer is¬ 
terse verili toplumsallığı en iyi yapabile¬ 
ceğini herkese göstermektedir. Herkeste 
saygı uyandıran bu duruşuna rağmen 
kuşkulu kişiliği sayesinde yerinde dur¬ 
maz, mevcut olanla yetinmez, yeniyi arar 


KOMÜNAR 

örneklerinde de görmekteyiz. Bencillik 
yolunda emin adımlarla ilerleyenler, her 
geçen an insanlıktan çıkmaktadırlar. İn¬ 
sanlık onlarla utanç duyuyor. Gerçek in¬ 
sanlık onlar gibi insan müsveddesi tipler 
kendi içlerinden çıktığından evrenden, 
evrenin tüm bileşenlerinden özür diliyor. 
Onlardan kurtularak evreni kurtarmayı 
amaçlıyor. Sadece insan toplumu için de¬ 
ğil oluş için kanserli bir yaratığa dönüşen 
egemen insan gerçekliği, bencillikyoluna 
düşmüşleri adına, sanına, ırkına, cinsiye¬ 
tine, yaşına bakmaksızın aynı yere çıkarı¬ 
yor: insanlıktan düşüş. 

Ezilenler için de aynı şey geçerlidir. Ha¬ 
kikatin yitiminden sonra onu arayanlar, 
hakikat yoluna girenler, kendilerini insa¬ 
nın doğasına bağlayanlar da aynı sonuca 


V°l a gidilmişse, yol kimseyi kayılmaz, kimseye Todpil 
yapmaz, adil davrarw, kendisini Tedcik edenledi, yolda 
yüdüyenled yüdüdükledi müddetçe, aynı yede çıkadid. 


ve bulur. Bekleyen değil, alternatifi orta¬ 
ya koyandır. Yani inşacıdır. Gerçekten de 
Önderliğin daha başından beri en temel 
karakteristik özelliği yapıcılığıdır. Kendini 
oluşturan, kendisini doğuran bir gerçek¬ 
leşmedir, yaşanan. Zaten Önderlik ile en 
temel ayrım noktamız da bu oluyor. Biz 
başkaları tarafından şekillendirilirken, o 
kendisini yaratıyor. Biz nesne pozisyo¬ 
nundan yeterince çıkmazken, o nesne 
olma halini ortadan tamamen kaldırıyor. 
Bir oluşum akışı halinde günümüze ka¬ 
dar gelen bu Önderlik gerçeğinin vardığı 
bir yer var. Bu yeri doğru anlamak ve ona 
göre pozisyon almak doğru yolda yürü¬ 
menin de anahtarı oluyor. 

Yolcu Olmaktan YOL Olmaya Geçiş 

Yola girilmişse, yol kimseyi kayırmaz, 
kimseye torpil yapmaz, adil davranır, ken¬ 
disini tercih edenleri, yolda yürüyenler 
yürüdükleri müddetçe, aynı yere çıkarır. 
Nitekim bunu hem egemenler hem de 
ezilenler cephesinden tarihi ve güncel 


ulaşmışlardır. Terzi Hermes insan-tanrı 
diyalektiğini insan merkezli koyarken, 
Hallaç'En'el Hak'derken, Buda Nirvana'ya 
ulaşırken ve Önderlik de 'ben evrenim' 
derken hep aynı yolun yolcuları olarak 
aynı sonucu dillendirdiler. Aynı yolda yü¬ 
rüdüler ve o yol hepsine de adil davran¬ 
dı, onlara kendi içlerindeki ışığı göster¬ 
di. Böylelikle girdikleri hakikat yolunda, 
yol'un kendisi oldular. 

Önderlikte yaşanan bu hakikat ger¬ 
çekleşmesinden dolayı, onunla yoldaş 
olmak, iki kişinin yaşadığı bir yoldaşlığın 
ötesindedir. Önderlik mevcut durumda 
bir yaşam duruşudur, bir özgür insan ger¬ 
çekleşmesidir, bir tarzdır, girilmesi gere¬ 
ken yoldur. Yolun kendisi olmuş bir haki¬ 
kattir. O artık anlaşılmış gerçekliktir. İspat¬ 
lanmış başarıdır. Onun izinden gidilerek 
onunla yoldaş olunabilir. Ona katılmak, 
onu pratikleştirmek, onunla yoldaş ola¬ 
bilmektir. Ona yoldaş olmak, onun yolu¬ 
na girmek ve o yolda yürümektir. Burada 
söz konusu olan aynı yola çıkmış olan iki 


134 



KOMÜNÂR , 

arkadaşın bir paylaşımı değildir. Esas olan 
özgür insana nasıl katılınacağı sorusuna 
doğru cevaplar verebilmektir. 

Önderlikle yoldaş olmaktan ziyade 
onun yoluna girmek daha doğru bir 
anlama düzeyidir. Zira girilmesi ve yü¬ 
rünmesi gereken yol bellidir. YOL'un adı 
APOCULUK'tur. YOL olmuş olan Önder¬ 
likle yoldaş olunmaz, o YOL'A girilir. APO- 
CULAŞMAK da an'da özgürlük gerçekleş¬ 
mesi olduğundan ve sürekli bir oluşmayı 
gerektirdiğinden, O da APOCULAŞMAYA 
çalıştığını belirtir. Böylelikle YOL olmuş 
Önderlik, aynı zamanda o YOL'da yürü¬ 
yen oluyor. 'İvmeli yürüyüş'ünü ulaştığı 
hakikat düzeyinin bir gerçekleşmesi olan 
o YOL'da sürdürürken, o YOL'da yürüyen¬ 
lerle YOLDAŞ da olmuş oluyor. Böylelikle 
hem YOL hem de YOLDAŞ olmuş oluyor, 
özgür insan duruşu. 

Yola Nasıl Girilecek, Nasıl Yoldaş Olu¬ 
nacak? 

Yolcu olabilmek için öncelikle yolda ol- 
makgerekir. Yoldaş olabilmek için de aynı 
yolda olmak gerekir. Peki, Önderlik ile 
yolumuz ne kadar bir, ne kadar aynı yol¬ 
da yürüyoruz? Yolumuz bir ise, aynı yol¬ 
da isek, peki tarzda, tempoda, duyguda, 
düşüncede ve bir bütün olarak duruşta 
yaşanan bu uçurum da neyin nesi? Yolun 
adil olduğundan ve kendisini takip eden 
herkesi aynı kapıya çıkardığından bahset¬ 
miş ve buna tarihten örnekler vermiştik. 

'Genelde devlet odaklı özelde kapitalist 
modern yaşamdan kopmuş've'hiyerarşik 
devletçi sistemden tam kopmayı' ken¬ 
di deyimiyle 'en büyük özeleştiri' olarak 
vermiş Önderlikle yoldaş olmak istiyoruz. 
Kiminle yola çıktığımızı, nasıl bir insanla 
karşı karşıya bulunduğumuzu, onunla 
olmanın bize nasıl bir sorumluluk yük¬ 
lediğini, bağlantılı olarak nasıl davran¬ 
mamız gerektiğini bilerek yola çıkmamız 
çok önemli. Neyle uğraştığımızı bilelim. 
Sistemle kurduğumuz ya da sistemin bi¬ 
zimle kurduğu bin bir bağlı gerçekliği¬ 
mize rağmen, sistemden tam bir kopuşu 
gerçekleştirmiş bir Önderlikle yoldaş ol¬ 
mak istediğimizi iddia ediyoruz. Doğru 


İdeolojik-Teorik Dergi 


anlamayı gerektiren bir sorunun olduğu 
açık. Nedenlerine girmeyeceğimiz bu so¬ 
rundan nasıl çıkacağımıza odaklanalım. 

Yoldaş olmak yani içinde erimek iste¬ 
diğimiz gerçekliğin özü şudur: hiyerarşik 
devletçi sistemden tam kopuş. Hemen 
"ya bunca yıldır üzerimizde etkide bulu¬ 
nan bu sistemden öyle hemen kurtulmak 
mümkün olmuyor" diyenlerimizin çoklu¬ 
ğu hissedilebiliyor. Eğer Önderlikle yol¬ 
daş olunacaksa bu tam olmalı. Öyle ya¬ 
rım, çeyrek katılımla yola girilemeyeceği, 
dolayısıyla yoldaş olunamayacağı açıktır. 
Bu duruşla olsa olsa Önderliğin çeperin¬ 
de yer alırız, etki sahasında bulunuruz. 
Bu duruşla Önderlikle olan farkımızı hep 
korumuş oluruz, ne onunla oluruz ne de 
onsuz yapabiliriz. YOL olan Önderliğimiz 
"Yoldaşlık ilişkilerini iyi kavramak gerekir." 
diye başladığı değerlendirmesinde, YOL'a 
girmenin, YOL'da yürümenin, dolayısıyla 
YOLDAŞ olmanın usulünü kendisi belir¬ 
liyor. Belirttiklerinin özünü olduğu gibi 
koruyarak, onları sadece maddeleştirerek 
tanımlarsak: 

"Yoldaşlık ilişkileri toplumsal ilişki¬ 
lerin özünü yansıtır veya yansıtmak duru¬ 
mundadır. 

Tarihsel toplumu olduğu kadar ge¬ 
leceğin toplumunu da yansıtır. 

Esas olarak ideolojik ilişkilerdir; 
ideolojinin açığa vurduğu ve ortaya çıkma¬ 
sına yol açtığı hakikat ilişkileridir. 

İki yoldaşın birliği bu anlamda sa¬ 
dece ideolojik birlik olmayıp, ideolojik ka¬ 
pasitenin yol açtığı hakikat birliği olarak 
yaşanmak durumundadır. İki yoldaş eğer 
gerçekten yoldaşlık sırrına erip birlik olmuş¬ 
larsa, bunu hakikatin güçlü temsili olarak 
kavramak gerekir. 

Yoldaşların yoldaşı olmak, temsil 
edilen hakikatten pay almak demektir. Bu¬ 
nun dışında boşuna yoldaş tanımı arama¬ 
mak gerekir." 

Hangi duruşlarla yola girilemez, yoldaş 
olunamaz: 

Büyük hakikat derdi olmayanların 
'yola' girmemeleri gerekir. 

Basit hevesler, güdüler ve çıkarla¬ 
rın peşinde olanlar asla yoldaş olamazlar. 


135 






Sayı 60 2014 

Bunlarla yoldaşlıkyapılamaz. 

Kör inançların, fanatik duyguların 
meczubu gibi olanlar da yoldaş olamaz. 

Hele hele karı-koca ideolojisini aş¬ 
mamış, basit eril-dişil ilişkisini kırıp zihniyet 
dünyasını özgürieştirememiş olanlar yol¬ 
daşlıktan dem vurmamak ve bu yola gir¬ 
meye boşuna heves etmemelidir. 

Yoldaşlık ilişkisi para, mal, mülki¬ 
yet, karılık-kocalık, tüketim eşyalarına he¬ 
ves etme, nefsinin peşinde koşma, iktidar 
derdine düşme, kör cesaret veya korkuya 
kapılma gibi hakikat yolcusu olmaktan ve 
temsil edici kimliğine varmaktan alıkoyucu 
her türlü ilişki, düşünce, söylem ve eylem¬ 
den uzak tutulmalıdır. 

Peki, ne yapmalı? 


KOMÜNAR 

nokta bellidir: öncüllerimizin hali. Do¬ 
layısıyla eğer yolumuzu değiştirmezsek 
önümüz öncüllerimizin halidir. Bu apaçık 
ortada olduğu ve bilindiği halde, bencil¬ 
lik, "olsun yine de ben görmek istiyorum, 
yaşamak istiyorum, denemek istiyorum" 
dedirtiyor ve uygulatıyor. İşte bu belir- 
lenmişliktir, kendine güç getirememedir, 
kendini yönetememedir, nesne olma ha¬ 
lidir. Böylesi bir şekillenişte var gibi gö¬ 
zükse de aslında yoktur irade. Duygular, 
güdüler, düşünceler, istemler, amaçlar 
hep belirlenmiştir. Oysaki yoldaş olmak 
istediğimiz Önderlik gerçeği farklı yerde 
durur. O insanlıkla kuklalarla oynar gibi 
oynayan bu ceberut sistemi reddetmiş, 
ondan kopmuş olandır. Onların istediği 


Böylesi bir* şekilleKviş+e var 1 gibi gözükse de aslında 
yoktur* irade. Duygular, güdüler, düşünceler, istemler, 
amaçlar kep belirlenmiştir. Oysaki yoldaş olmak 
istediğimiz Önderlik gerçeği -farklı yerde dr 


lurur. 


Bu yönlü tehlikelere başarıyla karşı 
koymalı; aynı zamanda büyük hakikatleri 
her koşul altında söylemleştirecek ve ey- 
lemleştirecek ideolojik, politik, ahlaki ve ör¬ 
gütsel donanımla yüklü olmalıdır. 

Birleşilmesi, birlik olunması düşü¬ 
nülen parti ancak bu kapsamdaki yoldaş¬ 
lık ilişkileriyle gerçekleştirilebilir, tarihsel 
toplumun ve geleceğinin sözcüsü ve iradesi 
olabilir. PKK de ancak bu ölçülerdeki yol¬ 
daşlık ilişkileriyle tarihsel ve toplumsal ro¬ 
lünü oynayabilir." (Demokratik Uygarlık 
Manifestosu- 5. Cilt) 

Aslında yapılacaklar nettir ve anlaşıl¬ 
maz da değildir. Duruşlarımız yapılması 
gerekenleri zorlu kılıyor, hepsi o. Kişilik¬ 
lerimiz bencillik tarafından o kadar sarılıp 
sarmalanmış ki, bizi çeken o kadar şey var 
ki, bunlardan sıyrılıp kendimizi yapılması 
gerekenlere veremiyoruz. Biz'deki top¬ 
lumsal gerçekliğimiz düşmüş yola, ilerli¬ 
yor. Mutlak kötü değil bu yol, ama haki¬ 
katin yolu da değildir. Bu yolun varacağı 


gibi olan değil, insan doğasına uygun 
olandır. 

Bu Önderliksel gerçekleşme gelinen 
aşamada kişisel, örgütsel, toplumsal ve 
tarihsel sorunların çözümünü 'demokra¬ 
tik, ekolojik ve kadın özgürlükçü' paradig¬ 
maya bağlamış haldedir. 

Psikolog aramaya gerek yoktur, yaşa¬ 
dığımız tüm kişisel sorunlar bu paradig¬ 
maya girmemeden kaynaklandığı gibi bu 
sorunlardan kurtuluş da bu paradigmaya 
giriş ve buna uygun pratikleşme ile ger¬ 
çekleşecektir. 

Örgütsel tüm krizlerimiz bu paradigma¬ 
ya göre olmamaktan kaynaklandığı gibi, 
krizli hali aşarak çözüm gücü olmak da bu 
paradigmaya göre olmaktan geçer. 

Toplumsal çürümüşlük ilk toplumun 
paradigması olan bu paradigmadan 
uzaklaşıldığı için gerçekleştiği gibi, top¬ 
lumsal doğaya dönüş de ancak bu para¬ 
digmayla mümkün olabilir. 

Tarih bu paradigmadan koptuğu oran¬ 
da lanetli hale geldi, sorun üretmenin 


136 



KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


zamanı oldu, bu paradigmayla tarihsel 
toplumun akışı olabilir, kendiliğini kaza¬ 
nır yeniden. 

Katıldığımız, katılmak istediğimiz, ken¬ 
dimizi yoldaşı yapmak istediğimiz Ön¬ 
derlik bize bu paradigmayla özgür insan 
olmanın, tüm toplumsal sorunları çözme¬ 
nin ve artık toplumsal sorun yaşamama¬ 
nın anahtarını veriyor. O halde bizi YOL'da 
tutacak, Önderliğin gerçek birer yoldaşı 
kılacak olan bu paradigmaya daha yakın¬ 
dan bakalım. 

Yeni Paradigma Rehberliğinde 
YOL'da Yürüyüş 

Kapitalist modernist güçlerin Önderli¬ 
ğimizi her açıdan yok etmek için kurgu- 


çözmek mümkün değildir. Çünkü devlet 
egemenlerin zihniyetinden çıkmıştır ve 
onların en örgütlü kurumudur. Hiçbir 
toplumda devletli kesimler %10'un üze¬ 
rine çıkmazlar, devlet birilerinindir, her¬ 
kesin değildir. Yeryüzünde ve tarihte tüm 
toplumun olan bir devlet yoktur, olma¬ 
mıştır. Devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi 
'Ne kadar çok toplum o kadar az devlet, 
ne kadar çok devlet o kadar az toplum' 
formülasyonu verir.Tarihi böyle okuyarak 
devleti kanserli hücreye benzetir. Nasıl ki 
kanserli hücre normal olmayıp, organiz¬ 
maya dıştan yerleşiyor ve sonrasında da 
diğer normal hücreleri yiyip bitiriyorsa, 
devletin toplum içinde oynadığı rol de 
böyledir. Devlet büyürken, toplum küçü- 


Devlef büyü^kem, ioplum küçülür 1 ; devlet güçlenirken 
Eoplum zayıflar. B u devlet olgusunun özüdür ve sıfatına 
bakılmaksızın tüm devletler için geçerli olan en temel 

Kusustur. 


layıp pratikleştirdiği imralı sisteminde, 
özgürlüğü temel karakteristiği haline 
getirmiş olan Önderliğimiz, çok büyük 
bir derinleşmeyi yaşadı. AİHM'e sunulan 
ilk savunmalar dizisi klasik bir savunma¬ 
nın ötesinde dünya-sistem analizidir. İşte 
bu kuramsal yoğunluk içinde 2003 yılı ve 
sonrası, hareketimizin yeni paradigmal 
dönemi olur. 'Demokratik-Ekolojik ve Ka¬ 
dın Özgürlükçü Paradigma' diye tanımla¬ 
nan bu paradigmayla devletçi paradig¬ 
madan kopulmuş oldu. 'Genelde devlet 
odaklı, özelde kapitalist modern yaşamdan 
kopuş' bu yeni paradigmanın özünü oluş¬ 
turan cümle oluyor. Toplumun komünal 
ve demokratik olan özünden, doğasın¬ 
dan kopmanın sonucu bir sapma olarak 
yaklaşık yedi bin yıl önce gelişen hiyerar¬ 
şik devletçi sistemden kopuş bu yeni pa¬ 
radigmaya göre, tüm toplumsal sorunlar¬ 
dan kurtulmanın yegâne yoludur. 

Bu paradigmaya göre, devletçi zihni¬ 
yetle ve devletleşerek toplumun -bağlan¬ 
tılı olarak örgütlerin, kişilerin- sorunlarını 


lür; devlet güçlenirken toplum zayıflar. 
Bu devlet olgusunun özüdür ve sıfatına 
bakılmaksızın tüm devletler için geçerli 
olan en temel husustur. İşte bu neden¬ 
ledir ki ezilen tüm toplumsal kesimlerin 
istemlerinin, amaçlarının devletleşerek 
gerçekleşeceğini sanmak yanlıştır ve bu 
olamaz. O nedenle ezilenler açısından 
gerekli olan, devletleşerek sorunları çöz¬ 
mek yerine, devletleşmeyerek, ona karşı 
direnerek toplumsal doğaya uygun ör¬ 
gütlenmelerle sorunların çözümünü esas 
almaktır. 

Hiyerarşik devletçi sistem ortaya çıktı¬ 
ğından beri özgürlük eğiliminin bir ge¬ 
reği olarak onu yalnız bırakmayan, ona 
karşı hep bir direniş içinde olan toplum¬ 
sal kesimlerin sisteme alternatif olama¬ 
malarının, bir süre sonra sistem içinde 
erimelerinin temel nedeni olarak devletçi 
sistemden kopamamayı görür. O neden¬ 
le toplumsal sorunların (iktidar Sorunu, 
Toplumun Ahlâk ve Politika Sorunu, Top¬ 
lumun Zihniyet Sorunları, Toplumun Eko- 


137 







Sayı 60 2014 

nomik Sorunları, Toplumun Endüstriya- 
lizm Sorunu, Toplumun Ekolojik Sorunu, 
Toplumsal Cinsiyetçilik, Aile, Kadın ve Nü¬ 
fus Sorunu, Toplumun Kentleşme Soru¬ 
nu, Toplumun Sınıf ve Bürokrasi Sorunu, 
Toplumun Eğitim ve Sağlık Sorunu, Top¬ 
lumun Militarizm Sorunu, Toplumun Ba¬ 
rış ve Demokrasi Sorunu...) çözümü için 
devlet dişiliği düşünmek ve devlet dışı 
olmak şarttır. Devletçi zihniyet ve devlet- 
leşmek sorunları çözemez, çünkü tüm bu 
sorunların yaratıcısı zaten bu zihniyet ve 
yapılanmadır. Sorunların kaynağı olan bir 
zihniyetle aynı sorunlar çözülemez. 

Tüm bu tespitler çerçevesinde PKK 
2003 yılından itibaren devlet kurabilme 
gücünün olup olmadığına bakılmaksızın 
ve sadece Kürtler için değil, tüm toplum¬ 
sal kesimler için devletleşmeyi bir tuzak 
olarak görür. Ahlaki ve politik toplum 
diye tanımladığı doğal toplumu, organik 
toplumu insan türünün var oluş koşulu, 
eko-sistemi olarak görür. Devleti de bu 
eko-sistemle oynama olarak görür. Bu ne¬ 
denle de devletçi zihniyeti ve devleti in- 
san-toplum olmaktan uzaklaşma, sapma, 
karşı-devrim olarak görür. Bundan uzak 
durulması gerektiğini belirtir, çünkü ta¬ 
rihte ve güncelde bundan kurtulamamış 
onca hareket olmuştur. Tarihte demok¬ 
ratik komünal değerlerin savunusunu 
yapan, bunun için egemenlere karşı mü¬ 
cadele veren tüm sistem karşıtı çıkışların 
sistem içinde erimelerinin nedeni olarak 
da devletçi sistemden kendini kurtara- 
mamayı görür. Geçmişin ulusal kurtuluş 
hareketleri olarak tanımladığımız etnisite 
direnişleri, geçmişin sosyal demokrat ha¬ 
reketleri olarak tanımladığımız peygam¬ 
berlik çıkışları, her türden ezilen sınıf kal¬ 
kışmaları, Marksizmin ekolleri (reel sosya¬ 
list sistem, ulusal kurtuluş hareketleri ve 
sosyal demokratlar) ve daha niceleri az 
bedel ödediklerinden, eksik çalıştıkların¬ 
dan dolayı sistemin içinde erimediler. Zih¬ 
niyetleri önemli ölçüde devletçi olduğun¬ 
dan, model olarak da devleti tüm sorun¬ 
ların çözüm anahtarı olarak gördüklerin¬ 
den eridiler. Yani araç olarak belledikleri 
devlet, amaç olarak belledikleri özgürlük, 


KOMÜNAR 

eşitlik, adalet vb demokratik komünal 
değerleri yuttu. Bu kaçınılmazdı, çünkü 
devletin mayası ve özü bozuktu. O kaçı¬ 
nılmaz olarak kötüydü, onunla toplumun 
sorunları çözülemezdi. Tam da bu nokta¬ 
da PKK Önderliği 'eğer eski paradigmayla 
başarıya ulaşsaydık, yani devletleşseydik, 
sonumuz KDP ve YNK gibi olacaktı' dedi. 
Ontolojik olarak karşı olduğu KDP ve YNK 
gibi olmamak, sistem içinde erimemek 
ve sistem karşıtı tüm güçlerin özlemleri¬ 
ni başarıya ulaştırabilmek için de merkezi 
uygarlık sisteminden ve onun güncel ver¬ 
siyonu kapitalist moderniteden kopmak 
yapılması gereken en öncelikli husustu. 
O açıdan PKK toplum için gerçek kurtulu¬ 
şu merkezi uygarlık sisteminden ve onun 
günümüzdeki temsilcisi kapitalist mo¬ 
derniteden kopuşta görür. 

Bu tarih okumasına göre, merkezi uy¬ 
garlık sisteminin her dönemi köleliktir. 
Marksizm köleci dönemi sadece doğal 
toplumla feodal dönem arasına sıkıştırır¬ 
ken, bizim tarih okumamızda hiyerarşik 
devletçi sistem tüm dönemleriyle birlikte 
bir kölelik sistemidir. Bu çerçevede do¬ 
ğal toplum ile devletin çıkışına kadarki 
dönemi, bizler 'hiyerarşik aşama' olarak 
tanımlıyoruz. Bu dönemde henüz bildik 
anlamda kölelik olmamasına karşın, je- 
rontokratların eğilimi bu olduğundan ve 
toplumun organik olan yapısından ilk 
kopuş bu dönemde geliştiğinden, biz bu 
döneme, 'Köle Toplumun Doğuşu' deriz. 
Bilinen köleci dönemi 'Köle Toplumun 
Oluşumu', bilinen feodal dönemi'Olgun¬ 
laşmış Kölelik Dönemi', bilinen kapitalist 
modernite dönemini de 'Genelleşmiş ve 
Derinleşmiş Kölelik' olarak adlandırıyo¬ 
ruz. 

Bu tarih okumasına göre, tarih ve top¬ 
lum hep ileriye doğru hareket etmez. 
Kaynağını Nevvton'un 'düzgün doğrusal 
hareket'inden alan ve tarihin hep ileriye 
doğru aktığını düşünen görüş, gelinen 
aşamada hem kuantum fiziğinin ortaya 
koyduğu yeni veriler temelinde yanlış- 
lanmıştır, hem de güncel yaşam tarihin 
ve toplumun hep ileriye doğru akmadı¬ 
ğını ortaya koymuştur. Yaşanan onca top- 


138 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


lumsal sorun, eko-sistemin yok edilmesi, 
ulus-devletlerin ve egonun yol açtığı 
dünya çapındaki amansız savaşlar, insan¬ 
larda yaşanan kölelik... tarihin, insanlığın 
hiç de zannedildiği gibi ilerlemediğini, 
bilakis bir gerilemenin yaşandığını ortaya 
koymaktadır. Merkezi uygarlık, tarihi ken¬ 
disinden ibaretmiş ve gerçek tarih ken¬ 
disinin tarihiymiş gibi yansıtsa da ve bu 
konuda gerçek anlamda bir tekel olsa da 
o bir sapmadır, insanlıktan düşme halidir, 
anormaldir, toplumun doğasında olma¬ 
yan bir şeydir. Bu nedenle de insanlığın 
ilelebet hem de kapitalizm koşullarında 
bu sistemle yaşaması mümkün değildir, 
insanlık ya kendi var oluş koşulu olan 
toplumsallığı yok ederek, kendi kökünü 


densel bütünlük halindedir toplum. 'Ha¬ 
kikat bütündür' tespitinin tüm özellikleri 
bu dönemde olduğu gibi yaşanır.Toplum 
tüm bileşenleriyle bir bütündür. Cinsler 
bir bütündür, insan-doğa bir bütündür, 
insanın kendisi bir bütündür, parçalanmış 
değildir, insanın düşündüğü ile yaptığı, 
yaptığı ile yapması gereken aynıdır. Her 
iki zekâ türünde denge vardır. Doğadan 
insan toplumuna da geçen simbiyotik 
ilişkidir. 'Ya hep ya hiç' kuralı bunu her 
yönüyle açıklar. Bu aynı zamanda neden 
'tüm hakikatlerin kaynağı olarak top¬ 
lumsal doğa'yı gördüğümüzü de açıklar. 
Bu ele alış aynı zamanda insan ve toplu¬ 
mun hakikatini de vermiş olur.Toplumsal 
güçler açısından yapılması gereken top- 


Zih inseJ ve bedensel bütünlük halindedir Toplum. 
ddakikaT bütündür'’ tespitinin tüm özellikleri bu dönemde 
olduğu gibi yaşanır. Toplum tüm bileşenleriyle bir 
bütündür. Zinsler bir bütündür. Znsan-doğa bir bütündür. 


kazacaktır ya da bu anormal sistem aşı¬ 
lacaktır. Egemenlerin sistemini tarihin 
çöp sepetine atabilmek için de toplumsal 
güçlere gerekli olan kendilerine ait, haki¬ 
kate uygun ve karşıtlarından daha güçlü 
bir zihniyet dünyasıdır. Çünkü toplumsal 
ve insansal gerçeklikler inşa edilmiş ger¬ 
çekliklerdir. İnşa mümkündür. Ezilenler 
bu kaderi yaşamak zorunda değildir, ge¬ 
rekli olan zihniyetin toplumsal doğaya 
uygun olmasıdır. 

Bu paradigmadan tarihe bakıldığında 
tüm yerelliklere karşın esasında iki te¬ 
mel zihniyetin, yaşam tarzının ve buna 
bağlı olarak paradigmanın yaşandığını 
görürüz. Bunlardan ilki kaynağını ilk top¬ 
lumdan alan, toplumun doğasına uygun 
zihniyettir. Her şeyi canlı olarak gören, 
bu nedenle de herhangi bir toplumsal ve 
ekolojik sorun yaratmayan bu zihniyetin 
ne kadar hakiki olduğunu, aradan geçen 
binlerce yıldan sonra kuantum fiziği de 
her şeyin canlı olduğunu söylediğinde 
insanlık daha iyi anladı. Zihinsel ve be- 


lumun doğasından doğan bu zihniyeti 
edinmek ve zihniyetten doğan simbiyo¬ 
tik ilişkiyi yaşamın her anına yedirmektir. 

Bu zihniyetin karşıt kutbunda da bah¬ 
settiğimiz nesneleştiren zihniyet ve on¬ 
dan doğan devletçi paradigma yer alır. 
Bu zihniyete en genel anlamıyla özne- 
leştiren-nesneleştiren zihniyet demek¬ 
teyiz. Bu zihniyet oluştuğu ilk günden 
beri yaşamı ve toplumun her alanını 
parçalamayı en temel işi bellemiştir. Ya¬ 
rattığı sanal parçalardan da birini aktif¬ 
leştirirken diğerini pasifleştirmekte, birini 
büyütürken diğerini küçültmekte, birini 
güçlendirirken diğerini güçsüzleştirmek- 
te, özcesi birini özneleştirirken, diğerini 
de nesneleştirmektedir. Bunu egemen 
insan (tanrı-kral)-ezilen insan (köle, kul), 
erkek-kadın, insan (erkek)-doğa ilişkisine 
yedirerek, çok sistematik bir şekilde teo- 
rileştirmiştir. Bunu mitolojik, dini, felsefik 
ve bilimsel düşünüş döneminde de gör¬ 
mek mümkündür. Başta Sümer mitolojisi 
olmak üzere tüm devletçi mitolojiler, tek 


139 







Sayı 60 2014 

tanrılı dinler, Uzakdoğu'da da en belirgin 
olarak Brahmanizm; başta Heraklitos, Pi- 
sagor, Platon ve Aristo olmak üzere belli 
başlı filozoflar; Galileo, F. Bacon, J. Locke, 
Descartes ve Nevvton gibi modernist pa¬ 
radigmanın temellerini atan bilim adam¬ 
ları çok mükemmel bir şekilde bu özne- 
nesne zihniyetini örmüşlerdir. Gelinen 
aşamada fizik bilimi ve toplumsal yaşam 
ilk insanların özne-nesne ayrımına yer 
vermeyen, her şeyi canlı gören zihniyeti¬ 
nin doğru olduğunu ortaya koysa da ne 
yazık ki ideolojik kimlikler adına yapılan¬ 
lar böylesi hakikat dışı olmuştur ve bu¬ 
gün de hakim algı yine budur. 

Bu zihniyetin temsilcileri, toplumu 
parçalayıp, sınıflar yaratarak demokrasi 


KOMÜNAR 

rinin hem kişisel hem de örgütsel bazda 
başarıya ulaşması da ancak böyle olur. 

a-) Canlı İnsan-Canlı Toplum 

Yeni paradigma bu zihniyete daya¬ 
lı bedenleşmeyi de demokratik konfe- 
deralizm olarak adlandırır. Demokratik 
konfederalizm toplumun devlet dışı ör¬ 
gütlenmesidir. Bu örgütlenme komün ve 
meclislere dayanır. Tüm toplumun aktif 
bir şekilde söz-tartışma ve karar hakkını 
bizzat kullanarak kendi kendini yönettiği 
bir sistemin ifadelendirilmesidir. Güdülen 
değil yöneten bir toplumun inşasını esas 
alır. Bu nedenle de doğrudan demokrasi 
temelinde örgütsüz tek bir insanın bile 
bırakılmamasını öngörür. Böylelikle top- 


O rvedervle bu ^/OlTda iusau, ioplumun gelişimi, 
güzelleşmesi içiu yoğuulaşm, kafa yomp arar*, bulur. 
Tüm bu edimlere politika deuir. Politika yapan insan 
ayuı zamanda bulduğu bu şeyleri uygular, yaui 
pratikleşir, gelişir, geliştirir, 


sorunlarını; kadın-erkek ilişkisini hakim- 
köle denklemine oturtarak cinsiyetçiliği; 
insan-doğa birlikteliğini ve bütünlüğü¬ 
nü insandan (erkekten) 'yana' bozarak 
da ekolojik sorunları yaratmıştır. Gelinen 
aşamada bu her üç konuda da insanlık 
tam bir çıkmazı yaşamaktadır. Herkes 
demokratikleşmeden, kadın-erkek eşitli¬ 
ğinden ve ekolojik dengenin öneminden 
bahseder hale gelmiştir. Bu aslında yaşa¬ 
mın kendisi anlamına gelen bu alanlarda 
ne kadar sapkın bir hale gelindiğini orta¬ 
ya koyar. 

İşte yeni paradigma 'demokratik, eko¬ 
lojik ve kadın özgürlükçü' olarak tanım¬ 
lanırken, devletçi sistemin kendisini üze¬ 
rine kurduğu üçlü ayağı yıkarak, yerine 
yaşamı kurmayı öngörür. Bu yönüyle her 
üç olgu da öylesine belirlenmiş husus¬ 
lar değildir. Her üç ayağın da kesinlikle 
özüne (toplumsal doğaya) uygun olarak 
yeniden örülmeye ihtiyacı vardır. Gerçek 
kurtuluş ve eşitlik-özgürlük mücadelele- 


lumun yönünün devlete dönmesi engel¬ 
lenmiş olur. 

Bu zihniyet yaşamı komün halinde al¬ 
gılarken, yanı sıra komünü yaşamın her 
alanındaki en temel örgütlenme biçimi 
olarak görür. İnsan tanımını ahlaki ve po¬ 
litik duruşa oturtan bu okumadan, herke¬ 
sin birbiriyle ilişkisinin toplumsal bir ka¬ 
rakterde olması gerektiği çıkar. Yani insan 
varoluşsal olarak toplumsal olduğundan 
ona dair her şey de toplumsal olmak du¬ 
rumundadır. O nedenle bu YOL'da insan, 
toplumun gelişimi, güzelleşmesi için yo¬ 
ğunlaşır, kafa yorar, arar, bulur. Tüm bu 
edimlere politika denir. Politika yapan 
insan aynı zamanda bulduğu bu şeyleri 
uygular, yani pratikleşir, gelişir, geliştirir, 
güzelleşir, güzelleştirir. Tüm bu edimle¬ 
rin adı da ahlak olur. Bir şeyin doğasını o 
şeyin hakikati olarak algıladığından insan 
türünün doğası olan ahlak ve politika¬ 
yı insan türünün hakikati olarak görür. 
Hakiki insan olabilmek için de ahlaki ve 


140 




KOMÜNAR 


İdeolojik-Teorik Dergi 


politik olmayı şart koşar, insan türünün 
var oluş koşulu olan toplumsallığın geliş¬ 
mesi için, tüm enerjisiyle bulan (politika), 
uygulayan (ahlak) ve komünal yaşayan 
insan YOL'da demektir, böyle davranan 
bir örgüt ve toplum YOL'dadır. Böylesi bir 
insanın, toplumun YOL'dan çıkması, top¬ 
lumsal sorun yaşaması mümkün değildir. 
Dahası insanlığın şu an yaşadığı tüm so¬ 
runlara YOL'un bulduğu çözüm de bu tip 
insandır. 

b-) Ekolojik Olmak 

Yeni paradigma ekolojiktir. Ekolojiyi en 
temel bir ideolojik bilinç olarak ele alır. 
Ekolojiyi dar çevrecilikten ayırır. Ekoloji- 


ma, bir olma ve dengenin olduğu bir canlı 
organizma olarakgörür. insanı da evrenin 
bir gerçekleşmesi olarak'ikinci doğa'ola¬ 
rak tanımlar. İnsan-doğa ilişkisini ana-ço- 
cuk ilişkisine benzetir. Hiyerarşik devletçi 
sistemle bütünlüğünü yitirmiş olan bu 
ilişkiyi 'üçüncü doğa' diye tanımladığı 
evrede, yeniden bilinçle örmeyi amaç¬ 
lar. Dolayısıyla YOL'da olmak isteyenlerin 
her şeyden önce kişisel eko-sistemlerini 
doğru kurmaları bir zorunluluktur. Kendi 
içinde bir bütünlüğü yakalayamayan bir 
kişinin bütün olan hakikati doğru kavra¬ 
ması ve onu temsile kalkışması mümkün 
değildir. Günümüzün her şeyi parçalayan 
dünyasında, Önderliğimize dikkatlice ba- 


Duygulamyla, düşünceleriyle, güdüleriyle, istem ve 
amaçlarıyla kendi bedeni ve ruhsallığını bir uyum halinde 
koordine edemeyen, kendini yönetemeyen, kendine güç 
getiremeyen bir kişinin hakikati temsil etmesi, dolayısıyla 
yOLda olması mümkün olmaz. yOL ; da olma hali, 
yani olma gerçekliği tüm bunları bir bütünlük 

halinde yapma düzeyiyle ölçülür. 


yi çevrecilikle sınırlı ele alan yaklaşımları 
sistemi reformdan geçirme ve sistemin 
ömrünü uzatma temelinde değerlendirir. 
Tüm ekolojik sorunların kaynağını sap¬ 
tırılmış toplumsal gerçeklik olarak gör¬ 
düğünden, ekoloji anlayışını 'toplumsal 
ekoloji'olarak kavramlaştırır. 

Toplumu da eko-sistemi olan ve mevcut 
durumda bütünlüğünü yitirmiş bir ger¬ 
çeklik olarak görür ve toplumun ekolojisi¬ 
ne kavuşmasıyla (çoklu yapının parçalılık- 
tan kurtularak birbirini tamamlamasıyla) 
tüm ekolojik sorunların halledileceğini 
değerlendirir. İnsanların simbiyotik (kar¬ 
şılıklı beslenme) ilişkiyi tekrardan oluş¬ 
turdukları ölçüde her türden toplumsal 
sorunun yanı sıra ekolojik sorunların da 
çözüleceğini belirler. 

Bu paradigmanın evren anlayışı ani- 
misttir. Bu paradigma evreni canlı ve öz¬ 
gürlük erekli görür. Evreni özünde daya¬ 
nışma, yardımlaşma, birbirini tamamla- 


kıldığında müthiş bir bütünlük hemen 
görülür. Duygularıyla, düşünceleriyle, 
güdüleriyle, istem ve amaçlarıyla kendi 
bedeni ve ruhsallığını bir uyum halinde 
koordine edemeyen, kendini yöneteme¬ 
yen, kendine güç getiremeyen bir kişinin 
hakikati temsil etmesi, dolayısıyla YOL'da 
olması mümkün olmaz. YOL'da olma hali, 
yani YOLDAŞ olma gerçekliği tüm bunla¬ 
rı bir bütünlük halinde yapma düzeyiyle 
ölçülür. Tüm büyük insanların çok güçlü 
bir nefs terbiyesiyle hakikate vardıkları 
bilinir, aynı şeyi Önderliğimizin de yaptığı 
apaçıktır. Dolayısıyla'evrenin en mükem¬ 
mel bir gerçekleşmesi' olan ve 'evrenin 
özeti'olarak tanımlanan insanın, mevcut 
kadavra halden çıkarak, kendi oluşum di¬ 
yalektiğine uygun olarak kendi ekolojisi¬ 
ni kurması YOL'a giriş için şarttır. Kendisi¬ 
ne böyle yaklaşan birinin, Önderliğimizin 
yeni paradigmasını başlatırken, geçmiş 
yıllarda kafasını kopardığı kuşlardan ne- 


141 





KOMUNÂR 


Sayı 60 2014 

den özür dilediğini ve bitki ve hayvanla¬ 
rın neden insanlara emanet edildiğini de 
anlamlandırması kolaylaşır. 

c-) Kadın Sistemine Dayanmak 

Kadını bir cins olmaktan çok, bir de¬ 
ğerler toplamı, bir yaşam tarzı ve sistem 
olarak değerlendirir. 'Doğal' 'organik', 'ko- 
münal' veya 'ahlaki-politik toplum' diye 
tanımladığımız ilk toplumu ana-kadın 
etrafında şekillenen bir toplum olarak de¬ 
ğerlendirir. Bu yönüyle hiyerarşik devlet¬ 
çi sistemi ana-kadın öncülüklü komünal 
topluma karşı bir çıkış olarak değerlen¬ 
dirir. Devletçi sistemi erkek egemenlikçi 
zihniyete, 'güçlü kurnaz adam'a dayan¬ 
dırırken, gerçek olan ilk toplumu da ko¬ 
münal zihniyetli 'ana-kadın'a dayandırır. 
Dolayısıyla her iki cinsi de toplumsal gö¬ 
ren ama her soluğu özgür olan toplum¬ 
sal doğayı da kadın sistemi olarak adlan¬ 
dıran bir tarihsel toplum okumasından 
bahsetmekteyiz. Paradigmamız özgür¬ 
lük, eşitlik, demokrasi eksenli yürütülen 
mücadelelerin, tıpkı 'amargi' örneğinde 
olduğu gibi, kadına dönüş arayışları ol¬ 
duğunu söyler. Tüm toplumsal sorunların 
kadının öncülük ettiği sistemden kopul- 
duğu için yaşandığını ve bu sorunlara 
da ancak kadının duygu yüklü zekasıyla 
toplumsal doğaya uygun çözümler bulu¬ 
nabileceğini belirtir. Bir bütün olarak da 
kadına yabancılaşmayı, yaşama yabancı¬ 
laşma, ondan uzaklaşmayı da yaşamdan 
uzaklaşma olarak görür. Kadınla yaşamı 
özdeş görür. Jin-jiyan denklemini özüm¬ 
ser, kendini buna uygun hale getirmeyi, 
insan olmanın temeline yerleştirir. Buna 
ulaşmak için de kadın aleyhinde gelişmiş 
olan birinci ve ikinci cinsel kırılmanın aşı¬ 
larak, verili erkekliğin aleyhine bir üçüncü 
kültürel kırılmanın yaşanmasını gerekli 
görür. Cinsiyet eşitliğini sağlayamayan 
veya bunu erteleyen kişilerin, hareketle¬ 
rin, çıkışların yenilmekten, sistemiçileş- 
mekten kurtulamayacaklarını en temel 
bir doğru olarak görür. 

Kadın köleliğini sınıf ve ulus köleliğin¬ 
den öncelikli görür. Bu nedenle de tüm 
özgürlüklerin temeline de bu kaynak 


olan köleliği kurutmayı koyar. Yani kadı¬ 
nın özgürleşmesiyle tüm toplumun da 
özgürleşeceğini savunur. Toplumun öz¬ 
gürlük düzeyini de kadının özgürlük dü¬ 
zeyi ile ölçer. Her iki cins arasındaki uyu¬ 
mu ve birbirini tamamlamayı da 'özgür-eş 
yaşam' olarak kavramlaştırır. Bu kavram- 
laştırmayla yaşamın herhangi bir biçimin¬ 
den değil, kendisinden bahseder. Yaşamı 
öyle anlar, öyle kurgular ve yaşar. Her iki 
cinsi varoluşsal olaraktoplumsal görmek¬ 
le birlikte yaşamın kadın etrafında şekil¬ 
lendiğini, yaşamı erkek egemenlikli siste¬ 
min aksine, kadın merkezli tanımlamak 
gerektiğini değerlendirir. 

Paradigmanın belirttiğimiz bu üç ayağı, 
bir lanet olan hiyerarşik devletçi sistemin 
dışına nasıl çıkılacağına dair bir iskelettir, 
içi daha da doldurulabilir, ancak bu üç 
ayaktan herhangi birinde yaşanacak bir 
aksama kişiyi, örgütü ve toplumu siste¬ 
min dışına çıkarmaz. Nasıl ki İslam'ın beş 
şartı var ise ve İslam olmak için bu şartla¬ 
rın tümüne koşulsuz bağlanmakgerekliy- 
se, aynı diyalektik APOCULUK yolunda da 
geçerlidir. Bu üç ayak, YOL'un iskeletidir, 
iskeletin içini daha pek çok ölçü doldur¬ 
muş haldedir. Ancak tüm hususlar bu is¬ 
keletle var olmaktadır. YOL'un yolcusu ol¬ 
mak isteyen kişilerin, örgütlerin, toplum¬ 
sal kesimlerin gerçekten de amaçladıkları 
özgür yaşam için bu YOL'un gereklerine 
göre yürümeleri olmazsa olmazdır. Aksi 
halde YOL'a girilmemiş, YOLDAŞ olun¬ 
mamış, dolayısıyla da devletçi sistemden 
kopulmamış olur. Bu da tüm özgürlük 
heveslerinin kursakta kalması, sistemi- 
çileşmekten kurtulamama ve öncülleri¬ 
mizin yaşadıklarının bir tekrarını yaşama 
anlamına gelecektir. Tekrarı yaşamaktan 
kurtulmanın tek yolu, YOL'un gereklerine 
göre davranmaktır. 


142 





Günümüz gençliği için yüksek hayaller, ancak 
toplumsal sistem krizinden nasıl çıkılacağına ilişkin 
olarak anlam taşıyabilir. Hayalleri olmayan bir gençlik 
yozlaşmaktan ve yaşamı tümden kaybetmekten 
ancak gerçek hayallere dönüşle kurtulabilir. 
Kapitalist sistemin sonul krizi olan kaotik durumu 
kavramak gençlik için çıkış yapma şartıdır. Bununla 
birlikte demokratik, cins özgürlüğü ve ekolojik 
toplum değerlerini özümsemiş olmak tarihsel başarı 
imkânını ona verecek, bir yandan kendini doğru 
yapılandırırken özlenen toplumu da yapılandırmada 
gerçek rolün sahibi kılacaktır.