Skip to main content

Full text of "Serxwebun 334 (2009 Cotmeh)"

See other formats


Barış elçileri geldi 

Demokratik siyasi çözümün önünü açın 


^'SERXWEBÛN 

ti serxwebûn û azadiye bi rûmettir tiştek nîne 

rv 

J ^Sal: 28 / Hejmar: 334 / Cotmeh 2009 


















REBER APO DEĞERLENDİRİYOR 

Lanetli tarihin tekerrürünü önlemek 
özgürlük devriminin başta gelen görevidir 


özelde Atina’da, genelde Avrupa’da şahsıma yönelik olarak 
gerçekleştirilen komplovari yaklaşımların sıradan bir kişiye 
karşı tesadüfen veya savcmm çok ustaca ve en ince ayrıntıları¬ 
na kadar sözde anlatmak istediği gibi olmadığı kesindir; çok 
açık olmasına rağmen, yine de bu yaklaşımları doğru ele alıp 
yorumlamak, tarihi olduğu kadar çarpıcı ğelişmelerl de doğura¬ 
cak anlama sahiptir. Bunlar şahsımla sınırlı olsaydı, bu kap¬ 
samda bir savunmayı ğerekli ğörmezdim. Kişiliğimde bir halk 
ve dostlan ‘vurdumduymazlığa’ ğetirilerek muazzam bir emeğin 
ürünü olan özğürlük çabalan, çıkarlar uğruna en alçakça bi¬ 
çimde peşkeş çekilmek istenmiştir. Şüphesiz komplo ve ihanet¬ 
te suçu sadece Atina oliğarşisine yüklemek doğru değildir. Çok 
tarafı vardır. Hepsini smırlı da olsa özlüce ifade etmek büyük 
öneme sahiptir. ABD'nin hesapların¬ 
dan AB’nin hesaplanna, Arap ülkele¬ 
rinden bazılannm tutumundan İsrail’¬ 
in ve Rusya’nın çıkarlarına kadar çok 
sayıda devlet düzeyinde siyasi ğücün 
rol oynadığını belirtmek ğerekir. 

Neden sorusuna verilecek yanıt, 
şüphesiz Kürt olğusundaki zayıflıklar 
ve sorunsalın ucuz hesaplara kurban 
edilebilecek özelliklere sahip olmasıdır. 

Tarih boyunca hakim işbirlikçi tabaka¬ 
lar da dahil, üzerinde hüküm süren 
ğüçler, fazla bedel ödemeden diledikleri 
ğibi bu alanı halk ve ülke olarak kulla¬ 
nabilmişlerdir. Hesap sorabilecek bir 
aydın siyasi ğüce yeterince sahip olu¬ 
namamıştır. Bir şeyler yapmaya kal¬ 
kanlar, eğer onurlarını koruyarak so¬ 
nuç almak istemişlerse başlarına fela¬ 
ketler yığılmış, hesabım sonradan so¬ 
ranı da pek olmamıştır. Yakıştırılan, ‘Alavere-dalavere, Kürt 
Mehmet nöbete’ deyişi adeta bir kural olmuştur. 

Çok acı da olsa söylemek durumundayım ki, kerhane işlet¬ 
mesinde, patron, bekçi ve kullamlan kullar ilişkisinde bir ticaret 
ve yaşam mantığı vardır. Az çok herkes ne yaptığını bilir. Kader 
felsefesine derinden boyun eğerek, ğereken neyse düzeni öyle 
sürdürüp giderler. Kürdistan ve içindeki Kürt toplumsal olgusu 
o hale getirilmiştir ki, kırk haramilerin soygun düzeninden bile 
daha geri insanlık dışı uygulamalara sahne olmuştur. Ne doğru 
dürüst hesap alam, ne de soranı vardır. En başta kendine karşı 
katmerli ihaneti ve yabancılaşmayı yaşayan sözde Kürt bireyi, 
üstteki işbirlikçisinden en diptekine kadar kendi öz varlığına 
karşı ya kara cahil, ya ukala-lafazan, ya da çok bilinçli hain du¬ 


rumundadır. Bir tavuk ve köpek için adam vurur; ama tarihin 
artık kanıtlanmış ilk büyük insanlık devrimi olan ‘neolitik devri¬ 
mi’ ğerçekleştiren kültürün toplumsal dokusunun ayakta kalan 
en eski halkı olduğu halde, en azından on beş bin yıllık biçimle¬ 
nen kültürel varlığa sahip çıkmaya, bunun için bir damla ter 
dökmeye yanaşmaz. Ucubelik, ironi buradadır. Tüm lanetlilik, 
zorbalık, yalan ve ğerilik bu ğerçeklikte ğizlidir. 

Benim çıkışımın en ğenel anlamıyla bir özgürlük hareketi ol¬ 
ma imkânlarım ortaya çıkarması, bu tabloyu baştan aşağıya 
sarstı. İşbirlikçisinden tüm stratejik çıkar sahibi devletlere ka¬ 
dar bir araya ğelerek tedbir ğeliştirmeye çalıştılar. 1990'lar 
sonrası bunun yoğun çabasına tanıktır. Özellikle ABD, AB, 
Rusya ve Ortadoğu ülkeleri çok ilgilendiler. Benim basit bir 
kukla olarak kullanılmayacak durum¬ 
da olmam, her odağı kendi çıkarlarına 
göre bir PKK ve Kürt politikası geliştir¬ 
meye itti. Bu politikaların da önünde 
en büyük engel olduğum anlaşılınca, 
beni dışlamaya ve ğiderek tasfiye et¬ 
meye niyetlendiler. Asğari temel insan 
hakları ve demokratik yaklaşımlar 
esirğendi. Kendi Kürt işbirlikçilerine 
alan açmak için açık-ğizli işbirliğine 
yöneldiler. Özellikle İraklı Kürt işbir¬ 
likçilerle Türk, ABD ve İnğiliz yetkilile¬ 
ri Ankara-Londra-Washinğton hattın¬ 
da işi resmi bir antlaşmaya kadar var¬ 
dırdılar. Bunun başarısı için AB nöt¬ 
ralize edilirken, Atina oliğarşisi maşa 
olarak kullanılmaya çalışıldı. 

Komplonun dayandığı zemin, ğeli- 
şim felsefesi ve siyaseti böylesi bir öze 
sahiptir. Eğer kendime ve şahsımda 
Kürt halkına ve dostlarıma karşı oynanan komplo ve ihaneti 
büyük bir onur savaşma dönüştüremezsek, lanetli tarih bir 
kez daha hükmünü icra etmiş olacaktır. Halbuki yalnız bu 
olaya ilişkin yüzleri aşkın can yoldaşı, ğenç kız ve erkek kendi¬ 
lerini cayır cayır yaktılar, kurşunlara hedef oldular, tutuklan¬ 
dılar. Sırf onların anısına, olaya kapsamlı yaklaşmak ğereği 
tartışmasızdır. Daha da ötesi, lanetli tarihin tekerrürünü ön¬ 
lemek özğürlük devriminin başta ğelen ğörevidir. Tarihsel kırıl¬ 
mayı lanetli kölelikten özğürlük yönüne doğru çevirmek, bu 
ğörevin başarısı olacaktır. 

* Bu yazı Reber Apo’nun Özgür İnsan Savunması adlı 
kitabından alınmıştır 









İçindekiler 


Ve rimli hilal kaynaklı toplumsal gelişme 
ve yaşamı doğru yorumlamak 


ReberApo 


Bu başlık altında büyük bir önemle açıklamaya 
çalıştığım husus, belli bir toplumsal zaman ve mekân 
boyutunun belli bir yaşam tarzı... (13’te) 

Komploya karşı mücadele 

Kürt h alicini güçlendirdi ve olgunlaştırdı 

Uluslararası komplonun küresel sistemi yeniden 
oluşturmak isteyen ABD politikaları doğrultusunda 
gerçekleştirdiği bir gerçektir. Bu, aslında.. .(21’de) 

Demokratik siyaseti derinlikli ve ustaca yürütmek 
en doğru ve kazandıran tutum olacaktır 

Önderliğin 9 Ekim tarihli görüşme notunda, siyasi 
sürecin ilerletilmesi, var olan tıkanıklığın aşılması ve 
müzakere sürecinin gelişmesi... (33’te) 

Demokratik siyasi çözümün önünü açm 

ReberApo 

Bu Kürt Konferansı önemli. Tüm Kürtlerin katılacağı 
Konferans ya da Kongrenin' kararlan çok önemlidir. 
Hayret ediyorum, siyasetçiyiz diyorlar, bu Kongre’nin 



önemini nasıl arjlamıyorlar?... (45’te) 


Kürt halkı inkar politikasının 


Pratikte yaşanan zayıflıklar 
zihniyet ^dliğinden geliyor 

İdeolojik mücadele açısından bu geçen sürecin en önem- 


yeni biçiminin hakim kılmmasma 
izin vermeyecektir 


♦ li olayı. Önder Apo’nun geliştirdiği savunmalar oldu. Bu 
vunmaları Demokratik Toplum... (57de) 



“Türkiye dikkat çekici siyasal gelişm_._ 
rin yaşandığı bir süreçten geçmektedir. Bu 
siyasal sürecin merkezinde ise Kürt sorunu 
vardır. Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi 


kültür sanat çalışmaları bir h alkın 
yaşam faaliyeüeridir 

4. TEV-ÇAND Konferansı ülkemizde ve bölgemizde 


yoğun siyasi ve toplumsal gelişmelerin yaşandığı bir 



dönemde gerçekleşti. Konferansımız... (68’de) 


Akademiler neden gerekli 

Önderliğimizin uzun zamandan beri gündemde tuttuğu 
ve oluşumu için hayli ısrarlı olduğu akademiler konu¬ 
sunda bir adım atıldı ve akademilerin... (81’de) 


İnsan toplnmuyla toplum ahlakımda ayakta durur 


Evrende varlık olmayı başarmış her olgunun bir anlamı 
vardır. Evrende anlamsız herhangi bir şeyin var 
olduğunu düşünmek mümkün... (86’da) 

Eğitim zamanı 

Güneş gittikçe kendini daha şiddetli hissettirmeye 
başlamıştı. Havalar ısınmış, ilkbahardan yaz mevsimi¬ 
ne yavaş yavaş geçiliyordu. Artık... (91’de) 

Dağlılarm intikam yemini 

Adı, namı, tarihteki kadim yeriyle bilinen Zagroslarda 
gerillacılık yapıyordum. Gerillaya katılmadan öncede 
Zagroslar hakkında çok şey okumuş ve duymuştum. 
Çocukluk günlerimde ninem... (94’te) 












2 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


KÜRT HALKI İNKAR POLİTİKASININ YENİ BİÇİMİNİN 
HAKİM KILINMASINA İZİN VERMEYECEKTİR 


“Ordunun çerçevesini çizdiği yeni Kürt politikası Mecliste de tartışılacaktır. Büyük ihtimalle CHP yumuşayacak, 
söylemi değişecektir. Zaten CHP'nin politikasında da yeni bir millet yaratılmadığı taktirde bireysel haklar 
kullanılabilir ifadesi bulunmaktadır. Ordunun ortaya koyduğu yeni Kürt politikasında Kürtleri farklı bir kimlik, farklı 
bir ulus, farklı bir halk olarak kabul etme yoktur. MHP ise milliyetçiliğin gereği tek millet, tek bayrak, tek devlet, 
tek ulus nakaratının en katı savunucusu olduğundan bu konuda üslupta, araçta, yöntemde de yumuşamaya karşı 
çıkmasını sürdürecektir. Tüm bu tutumlar ve politikalar devletin verdiği rol çerçevesinde ortaya konulmaktadır” 


Türkiye dikkat çekici siyasal ge¬ 
lişmelerin yaşandığı bir süreçten 
geçmektedir. Bu siyasal sürecin 
merkezinde ise Kürt sorunu vardır. 
Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi 
sonucu gelinen aşamada Türk devle¬ 
tinin eski Kürt polttikaları iflas et¬ 
miştir. Artık eskt politikaların Öz¬ 
gürlük Hareketi ve mücadelesi karşı¬ 
sında dayanma gücünün kalmadığı 
görülmüştür. Türk devletinin tari¬ 
hinde olmadığı kadar bir siyasal sı¬ 
kışıklık yaşamaktadır. Kürt halkının 
Özgürlük Mücadelesi karşısmda di¬ 
kiş tutturamayan, sürekli gerileyen, 
teşhir ve tecrit olan bir Türkiye ger¬ 
çeği ortaya çıkmıştır. Özelltkle 29 
Mart seçimleriyle birlikte Türk devle¬ 
tinin Kürdistan’daki klasik politika- 
lannm etkili olamayacağı, bu klasik 
politikalar hangi araç ve yöntemlerle 
sürdürülürse sürdürülsün, hangt 
imkânlar kullanılırsa kullanılsın, 
kimden destek alırsa alsm Özgürlük 
Mücadelesi karşısmda gerileyeceği 
ve yenilgiye uğrayacağı anlaşılmıştır. 

Türk devletinin Kürt Özgürlük Ha¬ 
reketi karşısında sürekli gerilemesini 
durdurmak ve Kürt Özgürlük Hare¬ 
ketini etkisiz kılmak için Zap direni¬ 
şinden sonra Başbakan Erdoğan ve 
İlker Başbuğ’un yaptığı bir görüşme 
vardı. O görüşmede Kürt h a lkının Öz¬ 
gürlük Mücadelesini bastırmak için 
yeni yöntem, araç ve üsluba ihtiyaç 
duyulduğu konusunda görüş birliği¬ 
ne varmışlardır. Btr taraftan işlemez 
hale gelen eski politikayı bazı enstrü¬ 


manlarla yenilerken, diğer taraftan 
da askeri saldırılar ve siyasi baskılar¬ 
la Özgürlük Hareketini etkisizleştirip 
magtnalleştirme hedeflenmiştir. Bu 
yönüyle siyasal saldırılarla askeri sal- 
dınlann yan yana yürütüldüğü bir 
süreç başlatılmıştır. Siyasal mücade¬ 
le ve psikolojik savaşm arttırıldığı ye¬ 
ni bir dönem başlatılmıştır. 

Özgürlük Hareketini yenilgiye 
uğratmak için dış destek de alınmıştı 

Özellikle yerel seçimler öncesi TRT 
6 gibi bazı şeyler yaparak, yine Kür- 
doloji bölümleri kuracağız gibi açık¬ 
lamalarda bulunarak siyasi pozis¬ 
yonlarını güçlendirip 29 Mart seçim¬ 
lerinde Kürt Özgürlük Hareketini ye¬ 
nilgiye uğratmak istemişlerdir. Bunu 
başardıklan takdirde, bakın Kürtler 
PKK’yi desteklemiyor; Kürtlertn te¬ 
mel sorunu aş-iş sorunudur; Kürtler 
AKP’nin seçimden önce belirttiği gibi 
tek millet politikasına onay vermiş 
diyeceklerdi. Böyle bir seçim başarı¬ 
sına dayanarak askeri ve siyasi sal¬ 
dırılarını arttırıp Özgürlük Mücade¬ 
lesini tümden bastırmaya yönelecek¬ 
lerdi. Bu konuda dış destek de alın¬ 
mıştı. Yine Güney Kürdistan’daki si¬ 
yasi güçlerin desteği alınacak, PKK- 
ye silah bıraktırma dayatması yapı¬ 
lacaktı. PKK silah bıraktığı takdirde 
zaten tasfiye olmuş olacaktı. Bırak¬ 
madığı takdirde, bir Kürt konferansı¬ 
nın aldığı kararları bile kabul etme¬ 
yen PKK’nin üzerine Türk devleti her 


bakımdan daha fazla kolayca gidip 
tasfiye etmeye yönelecekti. 

Ancak 29 Mart seçimlerinden son¬ 
ra bu plan tutmadı. Attıkları adımla¬ 
rın, aldıkları tedbirlerin yeterli olma¬ 
dığı görüldü. Bu açıdan birçok boyut¬ 
ları olan ve sisteme kavuşturulmuş 
yeni bir politika geliştirme ihtiyacı 
duydular. Cumhurbaşkam iyi şeyler 
olacak dedi; fırsatlardan söz etti. Böy¬ 
lelikle Kürt politikasına yeni bir yak¬ 
laşım göstereceklerini açıkça ilan etti¬ 
ler. Nitekim seçimden sonra bu tu¬ 
tumlarım ortaya koydular. Bir yan¬ 
dan seçimlerden hemen sonra askeri 
operasyonları arttırdılar, diğer yan¬ 
dan 13 Nisan’da DTP’lilere yönelik 
operasyon yaptılar. Tam da aynı gün¬ 
lerde Genelkurmay basının karşısına 
çıkarak Türkiye’deki en temel sorun¬ 
larda siyaseti belirleyen güç olduğu¬ 
nu gösterdi. Yaptığı uzun konuşma 
ile inşa edecekleri yeni Kürt politika- 
sımn çerçevesini çizdi. Atatürk’ün 
1920’lerde söylediği ‘Türkiye’de yaşa¬ 
yan herkes Türkiye halkıdır” sözünü 
kullandı. ‘Türkiye halkı” kavramını 
ortaya attı, ama arkasmdan da ‘‘Tür¬ 
kiye’de yaşayan herkes Türk’tür, 
Türk milleti içindedir” diyerek yeni 
Kürt politikasmm ideolojik ve teorik 
temelinin nasıl olacağım ortaya koy¬ 
du. Ordunun belirlediği çerçeve aslın¬ 
da bütün siyasilere ve bütün topluma 
dayatılacak çerçeve olmuştur. Bu yö¬ 
nüyle Kürtler gibi başka topluluklar 
da vardır, bunlarm tümüne Türkiye 
h a lkı denilir, ama hepsi Türk milleti- 












3 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


dir değerlendirmesiyle farklılıkları ka¬ 
bul ediyoruz, ama hepsini Türk mille¬ 
ti içinde eriteceğiz denilmiştir. Türki¬ 
ye’de farklı bir etnik topluluğu, farklı 
milleti, farklı bir ulusu kabul etmeye¬ 
ceklerini, böyle bir uluslaşma ve böy¬ 
le bir kimlikle muhatap olarak görül¬ 
meyi kabul etmeyeceklerini net bir bi¬ 
çimde ortaya koymuşlardır. Etnik 
kökleri söylenebilir, bireysel olarak 
Kürt’üm diyebilirler, Kürtçe de konu¬ 
şabilirler, ama bir halk olarak bir top¬ 
lum olarak, bir ulus olarak, toplum 
olmaktan kaynaklı hakların kabul 
edilmeyeceğini ortaya koyan yeni bir 
Kürt politikası belirlenmiştir. Daha 
doğrusu Genelkurmay başkanı, ideo¬ 
lojik ve teorik olarak Kürt politikası- 
mn çerçevesini çizmiş, AKP’ye de böy¬ 
le bir politikanın oluşturulmasını ve 
bunun pratik politikayla Kürtlere, 
Türkiye toplumuna ve dünyaya kabul 
ettirilmesini istemiştir. 

Türk devleti, Kürt sorununda yeni 
bir politika izleyeceğini, açılım yapa¬ 
cağım, bunun artık zamanm geldiği¬ 
ni söyleyerek, askeri yöntemler ya- 
mnda siyasi yöntemleri de deneye¬ 
rek Kürt Özgürlük Mücadelesinin 
önünü almayı amaçlamaktadır. Böy¬ 
le bir yeni politika tespit etmek zo¬ 
runda kalmıştır. Kürt Özgürlük Ha¬ 
reketine karşı mücadeleyi başka tür¬ 
lü yürütemeyeceğini görmüştür. 

Kürt Özgürlük Hareketi ise Türk 
devletinin eski politikasmm iflas etti¬ 
ğini, artık yeni bir Kürt politikası be¬ 
nimsemek zorunda kaldığım, Türki¬ 


ye’nin böyle bir yol ayırımına geldiği¬ 
ni, böyle bir durumla karşı karşıya ol¬ 
duğunu tespit etmiştir. Bunun için de 
demokratik siyasal mücadeleyi 3 mk- 
seltip Kürt h a lkının özgürlük müca¬ 
delesiyle kazandığı inisiyatifi elde tu¬ 
tarak ve demokratik siyasal mücadele 
araçlarım ve yöntemlerini geliştirerek 
böyle bir süreçte Türkiye’yi demokra¬ 
tik çözüme zorlamak istemiştir. 

Kürt sorununda restorasyon değil 
kalıcı çözüm geliştirilmeli 

Bu yönüyle iki politika çarpışmak¬ 
tadır. Birincisi, sıkışan, zorlanan, es¬ 
ki politikaları iflas eden Türkiye; sı¬ 
nırlı bazı adımlar atarak yeni bir 
Kürt politikası inşa ederek, bu yeni 
politikasını iç ve dış kamuoyuna ka¬ 
bul ettirip Kürt Özgürlük Hareketine 
karşı saldırıp tasfiye etmeyi ve bu so¬ 
rundan kurtulmayı amaçlamaktadır. 
Yani Kürt sorununda köklü bir çözü¬ 
mü değil, bir restorasyonu düşün¬ 
mektedir. Zihniyette, politikada kök¬ 
lü değişiklikler yapma yerine, araçta, 
yöntemde, üslupta değişiklikler ya¬ 
parak, çok sınırlı adımlarla cilalan¬ 
mış yeni bir politika benimseyerek 
Kürtler üzerinde hâkimiyetini sür¬ 
dürme karan almışlardır. Yani siyasi 
meşruiyeti kalmayan eski Kürt politi¬ 
kasını yeni enstrümanlarla yenileye¬ 
rek meşruiyet kazandınp bu temelde 
Kürtler üzerindeki egemenliğini sür¬ 
dürmeyi hedeflemektedir. 


İkinci politika ise Kürt Özgürlük 
Hareketinin, Kürt halkının izlediği 
politikadır. Türk devletinin askeri 
zorla yürüttüğü inkâr ve imha politi¬ 
kasmm en baskıcı yollarla ve özel 
savaş yöntemleriyle bu mücadeleyi 
ezemeyeceği netleşmiştir. Gelinen 
aşamada Türkiye açısından bir poli¬ 
tika değişikliği zorunlu hale gelmiş¬ 
tir. Kürt Özgürlük Hareketi Türki¬ 
ye’nin politika değiştirmesi gerektiği 
bir noktada bu politika değişikliğinin 
kalıcı bir demokratik çözümle so- 
nuçlanmasım sağlayacak bir politi¬ 
kaya ihtiyaç olduğunu görüp buna 
göre adımlar atmayı önüne koymuş¬ 
tur. Bu yönüyle Türk devletinin eski 
politikayı restore etmesine fırsat ver¬ 
meden, demokratik siyasal yöntem¬ 
lerle, demokrasi güçlerini demokra¬ 
tik çözüm etrafında toparlayarak ve 
Kürt halkının demokratik siyasal 
mücadelesini geliştirerek Türkiye’ye 
kalıcı bir çözüm projesini dayatma 
politikasını benimsemiştir. 

Nitekim Önder Apo, demokratik 
çözüm imkânlarının arttığını, ama 
Türk devletinin bir çözüm politikası 
izleme yerine, Kürt halkı üzerindeki 
egemenliğini ve tasfiyeyi farklı bi¬ 
çimde sürdürmek istediğini görmüş 
ve buna fırsat vermemek için Kürt 
sorununun çözümü için yol haritası 
hazırlayacağım diyerek inisiyatifi ele 
geçirmiştir. Çünkü iç ve dış kamuo¬ 
yunda esas olarak bu sorunun şid¬ 
detle çözülemeyeceği, siyasal yön¬ 
temlerle mutlaka köklü bir çözü¬ 
mün geliştirilmesi gerektiği konu¬ 
sunda bir kanaat oluşmuştur. Kürt 
Özgürlük Hareketi ve Önder Apo, 
Türkiye toplumunda ve uluslararası 
güçlerde ortaya çıkan çözüm eğili¬ 
mini kalıcı bir çözüm projesi etrafm- 
da toparlayarak Türkiye’nin demok¬ 
ratikleşmesini ve Kürt sorununun 
çözümünü amaçlayan bir yaklaşım 
içinde olmuştur. Nitekim Önder 
Apo’nun yol haritasını açıklayaca¬ 
ğım demesiyle birlikte iç ve dış ka¬ 
muoyu Önder Apo’nun bu projesine 
kilitlenmiştir. Çünkü iç ve dış ka¬ 
muoyu Türk devletinin bir siyasal 
proje üretemeyeceğine, bir çözüm 
yaratamayacağına inanmaktadır. 












Ekim 2009 | serxwebûn 


4 


Türkiye halkı da Kürt sorununun 
demokratik banşçıl çözümünü istiyor 

Önder Apo’nun yol haritasını ha¬ 
zırlayacağım demesinden sonra hü¬ 
kümet ben de açılım yapacağım de¬ 
miştir. Ancak toplumun merak ettiği 
esas olarak Önder Apo’nun yol hari¬ 
tası olmuştur. Bu çerçevede Kürt so¬ 
rununun demokratik çözümü konu¬ 
sunda önemli tarüşmalar olmuştur. 
Gerçekten de Kürt sorununun de¬ 
mokratik çözümü açısından Türkiye 
toplumunda bu sorunu tartışma, bu 
sorun etrafında bir çözüm zihniyeti 
oluşturma konusunda önemli bir ge¬ 
lişme yaşanmıştır. Hatta Türkiye top- 
lumunun önemli bir bölümünün Kürt 
sorununun demokratik çözümünü is¬ 
tediği daha iyi anlaşılmıştır. 

Bu gerçeklik, Türk devleti ve hü¬ 
kümetinin bir çözüm politikası olma¬ 
sa da, Türkiye’nin demokratikleşmesi 
ve Kürt sorununun demokratik çözü¬ 
münü içeren bir programla hareket 
edilip demokrasi güçleri bu doğru po¬ 
litika etrafında toparlanıp demokratik 
siyasal mücadele geliştirdiğinde, Tür¬ 
kiye’de Türk toplumuna dayanarak 
Kürt sorununun demokratik çözü¬ 
münü gerçekleştirmenin imkân dahi¬ 
linde olduğu görülmüştür. Türkiye 
toplumuna dayalı olarak böyle bir ge¬ 
lişme yaratılabileceğinin ortaya çık¬ 
ması hem Türkiye açısmdan hem de 
Kürt Özgürlük Hareketi açısından te¬ 
mel bir kazamm olarak değerlendiril¬ 
melidir. Kuşkusuz halklarm kardeşU- 
gine dayalı demokratik ve adil çözüm 
de esas olarak böyle bir toplumsal ve 
siyasal zemine dayanarak gelişebilir. 
Bu yönüyle Kürt sorununun demok¬ 
ratik çözümü açısmdan Türkiye top- 
lumunun uygun hale geldiğini söyle¬ 
mek gerekir. Dolayısıyla Kürt sorunu¬ 
nun demokratik çözümü ve Türki¬ 
ye’nin demokratikleşmesi açısından 
umutlu olmak, eskisinden çok daha 
fazla böyle bir çözümün, böyle bir ge¬ 
lişmenin ortaya çıkma imkânlanmn 
arttığını görmek gerekiyor. 

Bu yaz ortaya çıkan tartışmalar 
çerçevesinde bu gerçeği Türk devleti 
de gördü. Özellikle yeni Kürt politika¬ 


sını inşa etmenin ideolojik ve teorik 
çerçevesini ortaya koyan ordu, eğer 
bu gelişmelerin önü almmazsa kendi¬ 
lerinin smırb adımlarla yaratacaklan 
yeni Kürt politikasımn boşa çıkacağı¬ 
nı görmüşlerdir. Böylelikle yeni bir 
Kürt politikası inşa ederek Kürt Öz¬ 
gürlük Hareketini tasfiye etmelerinin 
önünün almacağmı ve inisiyatifin el¬ 
lerinden kaçacağım görerek bu sürece 
müdahale etmişlerdir. 22 Ağustos’ta 
toplanan MGK, önü alınmadığı 
takdirde Türkiye’de, Kürdistan’da ve 
dünya kamuoyunda Kürt sorunu ek¬ 
seninde ortaya çıkan gelişmelerin 
kendilerinin politikaları açısmdan 
olumsuz olacağını ve Kürt sorununun 
demokratik çözümünü getirebileceği¬ 
ni, PKK’nin izlediği politikalarm başa- 
nya ulaşacağını düşünmüşlerdir. 

Türkiye toplumunda, iç ve dış ka¬ 
muoyunda Kürt sorununun çözümü 
açısmdan olumlu gelişmelerin olduğu 
bir süreçte Önder Apo da yol haritası¬ 
nı teslim etmiştir. Önderliğin yol hari¬ 
tasıyla Türkiye’de oluşan bu ortam 
birleştiğinde, Kürt sorununun de¬ 
mokratik çözümünden kaçamayacak- 
lanm, çözmek zorunda kalacaklarını 
görerek paniğe kapılmışlardır. MGK- 
da hem Türkiye’deki bu gelişmelerin 
önünü almak hem de Önder Apo’nun 
hazırladığı yol haritasımn toplumda 
etkili olmasmm önüne geçerek kendi 
yeni Kürt politikalarınm boşa çıkma¬ 
sını engelleyip inisiyatifi ele geçirerek 
kendi politikalarım pratikleştirme ko¬ 
nusunda kararlar almışlar ve pratik¬ 
leşmeye gitmişlerdir. Nitekim bu 
MGK’dan sonra söylem değişmiştir. 
Kürt Özgürlük Hareketi ve DTP aley¬ 
hinde yoğun bir ajitasyon ve propa¬ 
ganda başlatmışlardır. Türkiye toplu- 
mundaki bu gelişmeleri geriletmek, 
ortaya çıkan çözüm eğilimini etkisiz¬ 
leştirmek için sert söylemlerle demok¬ 
ratik güçleri baskı altma almaya yö¬ 
nelmişlerdir. Türkiye toplumunun de¬ 
mokratik çözüme yatkın hale geldiği 
böyle bir ortamda gerçek demokratik 
çözümden kaçmak için, “DTP ve Kürt 
Özgürlük Hareketi çıtayı yükseltiyor, 
çözüme yardımcı olmuyor” diyerek, 
bir psikolojik savaş saldırısı içine gir¬ 
mişlerdir. Bununla kendilerinin çö¬ 


züm olmayan, Kürt Özgürlük Hareke¬ 
tini tasfiyeyi amaçlayan yeni Kürt po- 
litikasım kabul ettirmeyi hedeflemiş¬ 
lerdir. Ortaya çıkan çözüm eğilimini, 
Kürt sorununda çözüm yaklaşımmı 
bertaraf edip Kürt halkını ve demok¬ 
rasi güçlerini kendi politikalarına 
mecbur kılmak için bir ideolojik ve si¬ 
yasi saldın başlatmışlardır. ^ 

Psikolojik savaş yanında siyastf ^ 
ve askeri saldırılar da tırmâhdırıirntştır 

Bu karar ve planlamadan sonra 
basm elbirliğiyle Kürt Özgürlük Hare¬ 
ketinin çözüm projesi ve kazandığı 
inisiyatifi geri plana itip AKP’nin poli- 
tikalarmı destekleyen bir çaba içine 
girmişlerdir. Bu psikolojik savaş ya¬ 
nında askeri saldınlar ve siyasi bas¬ 
kılar da tırmandırılmıştır. DTP’lilere 
yönelik baskı ve tutuklamalar günlük 
bir uygulama haline gelmiştir. Böyle- 
ce Kürt sorununun gerçek anlamda 
demokratik çözümü için ortaya çıkan 
rüzgârları durdurup siyasal ortamı 
kendi lehlerine çevirmeyi amaçlamış¬ 
lardır. Nitekim bu MGK’dan sonra 
Kürt açılımı kavramı bırakılıp demok¬ 
ratik açılım denmiş, sonradan bu da 
bırakılıp Milli Birlik ve Beraberlik 
projesi olarak tanıtılmaya çalışılmış¬ 
tır. Özellikle CHP ve MHP sert bir mu¬ 
halefet yapmaya yönelmişlerdir. Böy¬ 
lelikle iç ve dış kamuo 5 ama ve herke¬ 
se bu sorun kolay çözülmez, fazla bir 
şey istememek lazım, AKP ne verirse 
onu kabul etmek gerekir gibi bir siya¬ 
sal iklim ortaya çıkarmayı amaçla¬ 
mışlardır. Bu politikanm koordina¬ 
törlüğünü yapan ordudur. Ordu, iflas 
eden eski politika karşısında yeni 
Kürt politikası inşa etme görevini 
AKP’ye vermiştir. Bu politikanm da 
Kürt h a l kın ın kimliğini, iradesini ve 
varlığını tanıyarak gerçek bir çözümü 
gerçekleştirmeyi değil de siyasi meş¬ 
ruiyeti yenileyen bazı smırh adımlarla 
iç ve dış kamuoyunun desteğini ala¬ 
rak Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye 
etmeyi amaçladığı her geçen gün da¬ 
ha iyi anlaşılmıştır. Bu açıdan ordu, 
CHP ve MHP’nin sert politika yaparak 
iç ve dış kamuoyunu, Kürtleri, Türki- 




5 - 

ye toplumunu, demokratları kendi 
projelerine, inşa edilecek yeni Kürt 
politikasma mahkûm olmalannı sağ¬ 
lamaya çalışmaktadırlar. 

Tezkere Kuzey ve Güney 
Kürdistan'da savaşa devam kararıdır 

Şimdi AKP’nin 3 mrüttüğü politika 
budur. CHP’nin de amacı budur. MHP 
ise her zaman Türk devletinin inkâr 
ve imha politikasında kullandığı bir 
siyasal akım olmaya devam edecektir. 
Onlar her zaman her türlü demokra¬ 
tik gelişmeye karşı çıkarak devletin 
antidemokratik karakterini koruma¬ 
da, toplum ve çeşitli güçler üzerinde 
bir baskı aracı olarak kullanılan bir 
hareket olacaktır. Dün de bugün de 
görevi budur, yann da görevi bu ola¬ 
caktır. Aslında MHP kısa sürede tasfi¬ 
ye olacak bir harekettir, ama devletin 
derinlikleri böyle bir harekete Türki¬ 
ye’nin her zaman ihtiyacı olduğunu 
düşünerek belirli bir gücü olan siya¬ 
sal akım olarak elde tutmaktadırlar. 

Türk devleti inşa etmek istediği ye¬ 
ni Kürt politikasmı kabul ettirmek 
için birçok taktik izlemektedir. Yine 
farklı siyasi argümanlarla, söylemler¬ 
le, ilişkilerle bu yeni Kürt politikasımn 
iç ve dış kamuo 5 mnda kabul edilmesi¬ 
ni sağlamaya çalışmaktadır. CHP, 
MHP bu rolü oynayan odaklar olduğu 
gibi, Türk devleti savaş tezkeresiyle de 
Güney Kürdistan’ı ve Irak’ı da baskı 
altma alarak bu politikaya destek ol- 
malarmı sağlamaya çalışmaktadırlar. 
Savaş tezkeresi bu amacı gerçekleştir¬ 
mek için hem Kürt Özgürlük Hareketi 
üzerinde hem Kürt halkı üzerinde 
hem de Güney Kürdistan’daki siyasi 
güçler üzerinde bir baskı kurmayı 
amaçlamaktadır. Ya benim yeni inşa 
etmek istediğim bu Kürt politikasmı 
kabul edersiniz ya da sizin üzerinize 
her türlü askeri, siyasi saldırıyla gele¬ 
rek ezerim mesajım vermektedir. Tez¬ 
kere bu yönüyle hem Kuzey hem de 
Güney Kürdistan için bir tehdit ve 
şantaj aracı olarak kuUamlmaktadır. 

Zaten Kuzey Kürdistan’da ope¬ 
rasyonları sürekli yapmaktadırlar. 
Medya Savunma Alanlarına hava 


saldırıları yapılmaktadır. Karadan 
karaya atılan füzelerle bu saldırı sü- 
reklileşmektedir. Bunların kesinlik¬ 
le inşa edilmeye çalışılan yeni Kürt 
politikasıyla alakası vardır. Bütün 
askeri, siyasi saldırılar ve bir mer¬ 
kezden yönlendirilen propaganda 
çabalan bu yeni Kürt politikasını 
kabul ettirmeye yöneliktir. Kürt hal¬ 
kının ve demokrasi güçlerinin bu 
gerçeği çok iyi bilmesi gerekir. 

Son zamanlarda DTP’ye yönelik 
saldınlar artmıştır. Kürt sorununun 
demokratik çözümü için en ağır be¬ 
delleri ödeyen, en temel amaçların¬ 
dan biri Kürt sorununun demokratik 
çözümü olan bir partiye, Kürt halkı¬ 
nı inkâr ve imha etmek isteyen bir 
devlet ve onun hükümeti, sen açılı¬ 
ma destek vermiyorsun, yan çiziyor¬ 
sun demektedir. Bu anlaşılırdır. Bu 
aslında DTP’yi baskıyla, zorla teslim 
alarak tasfiye politikalarına alet et¬ 
mek için yürütülen bir özel savaş 
taktiğidir. Sınırlı bir iki adım atıyo¬ 
ruz, bununla tatmin olun, TRT 6 ya¬ 
yın yapıyor, Kürtçe kurs var, yarın 
isim değiştiririz, hastanelerde, belirli 
yerlerde Kürtçe tercüman kullanırız, 
yerel yönetimlere de biraz daha yetki 
veririz ve bunu da kabul etmelisiniz 
demektedirler. Ama Kürt Özgürlük 
Hareketi ve DTP bunu kabul etme¬ 
yince, bu defa bir karşı saldırıya geç¬ 
mişlerdir. Kürt Özgürlük Hareketi¬ 
nin ve DTP’nin yarattığı demokratik 
çözüm eğilimini, toplumdaki demok¬ 
ratik çözüm isteğini, demokrasi güç¬ 
lerinde ortaya çıkan çözüm isteğini, 
Kürt Özgürlük Hareketi aleyhinde 
kullanmaya çalışmaktadırlar. Biz 
Kürt sorununda açılım yapmak isti¬ 
yoruz, ama DTP ve Kürt Özgürlük 
Hareketi çözüm istemiyor, diyerek 
bu güçleri Kürt Özgürlük Hareketi¬ 
nin ve DTP’nin üzerine sürme taktiği 
izlemektedirler. Aslında bu politika¬ 
nın esas amacı, Kürt sorununda çö¬ 
züm olmayan yaklaşımlarmm psiko¬ 
lojik bir savaş temelinde, sanal bi¬ 
çimde örtülmesidir. Yapacaklarımn, 
adım dedikleri tedbirin Kürt Özgür¬ 
lük Hareketi tarafından, Kürt halkı 
tarafından, DTP tarafından kabul 
edilmeyeceğini bildiklerinden, bir çö- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

züm politikaları olmayışlarım bu tür 
bir özel savaş politikasıyla örtmeye 
çalışmaktadırlar. AKP’nin ve devletin 
şu anda yürüttüğü psikolojik sava¬ 
şın, politikamn amacı budur. 

AKP kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor 

AKP’nin herhangi bir çözüm anlayı¬ 
şı da yaklaşımı da yoktur. Tamamen 
Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye 
yönelik bir politika gütmektedir. Dev¬ 
let ve ordu yeni bir Kürt politikasım 
inşa etmek için böyle bir sürecin önü¬ 
nü açmıştır. AKP devletin bu politika¬ 
sı üzerinden kendi ömrünü uzatmayı 
hedeflemektedir. Aslında AKP için 
Kürt sorununun çözümü çok öncelik¬ 
li, önemli olmadığı gibi, asimda öyle 
çok kararh, tutarh bir biçimde yeni bir 
Kürt politikası inşa edecek bütünlük¬ 
lü bir yaklaşım içinde de değildir. Ön¬ 
der Apo’nun da belirttiği gibi ne toplu¬ 
mu ne devleti düşünmektedir. Bu yö¬ 
nüyle çok çıkarcıdır. Dolayısıyla en 
tehlikeli bir politik duruşun içindedir. 
Bu açıdan da AKP’nin bir çözüm poli¬ 
tikası olmadığmı, sadece devletin tas¬ 
fiye politikasında kullamlan bir siyasi 
güç olduğunu, daha doğrusu kendisi¬ 
ni kullandırarak ömrünü uzatmayı 
hedeflemesi söz konusudur. Devlete 
yeni Kürt politikası inşa etmek istiyor¬ 
san, Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye 
etmek istiyorsan benden başka seçe¬ 
nek yoktur diyerek kendisini tek seçe¬ 
nek haline getirerek bir dönem daha 
iktidarda kalma}!! hesaplamaktadır. 

7 yıldır bu yönlü politikalarla ken¬ 
disini aslında ekonomik, sosyal, si¬ 
yasi ve kültürel olarak palazlandır- 
mıştır. Kendisini tek seçenek olarak 
dayatıp hükümet olma imkânlarm- 
dan yararlanarak kalıcı bir siyasal 
güç yapmaya çalışmaktadır. Siyasal 
İslamcı kesimler geçen yüzyılda eko¬ 
nomik, siyasal ve sosyal alandan 
dışlanmışlardır. Böyle bir sıkmtı ve 
zorluk yaşamışlardır. Şimdi ele ge¬ 
çen bu imkânları, fırsatları kaybet¬ 
memek için çok pragmatik bir politi¬ 
ka izlemektedirler. Kendini yaşat¬ 
maktan başka bir şey düşünmemek¬ 
tedirler. Bu açıdan da aslında toplu- 



Ekim 2009 | serxwebûn 


6 


“Devlet AKP'yi kullanarak, CHP'yi ve MHP'yi kullanarak PKK'yi tasfiye 
etme planlaması yapmıştır. TKK'yi tasfiye etmek için bazı adımlar atabiliriz, 
yeni bir Kürt politikası inşa edebiliriz' diyerek açılım adını verdiği bu 
politikanın inşası görevini AKP'ye vermiştir. Dolayısıyla Kürt sorununda 
çözüm politikası olan bir AKP değil de, sıkışan Türk devletinin bu 
sıkışıklıktan kurtulmak için öngördüğü bir AKP gerçeği vardır” 


mun demokrasi özlemlerini de, öz¬ 
gürlük özlemlerini de, Kürt sorunu¬ 
nun demokratik çözüm imkânlarmı 
da kendi çıkarları doğrultusunda 
kullanmaya çalışmaktadırlar. Her 
şeyi kendi çıkarlan doğrultusunda 
kullanan, yozlaştıran böyle bir poli¬ 
tik güçle karşı karşıyayız. 

AKP devletin eski Kürt politikasının 
iflas ettiğini açıkça görmüştür 

AKP gerçekten çok kurnaz bir poli¬ 
tika izlemektedir. Kendisinin bir çö¬ 
züm politikası olmadığı gibi, ordu¬ 
nun, devletin kendisine verdiği yeni 
Kürt politikası inşa etme görevini de 
kendisi için kullanmaya çalışmakta¬ 
dır. Devletin yeni inşa edilen Kürt po- 
litikasmm çözüm olmadığım bildiği 
için, gerçek yüzünün açığa çıkmama¬ 
sı için bunu da hemen açığa vurma¬ 
maktadır. Nitekim bu sorun kısa, or¬ 
ta, uzun vadelidir, kolay çözülmez di¬ 
yerek, aslında çözüm projesi olmayan 
kendi gerçekliğini gizlemeye çalış¬ 
maktadır. Böylelikle seçimler öncesi 
beklenti yaratarak oyalama, bazı ufak 
tefek şeyleri seçimden önce yapma, 
daha başka şeyleri de ancak seçim¬ 
den sonra yapabiliriz diyerek beklen¬ 
ti yaratıp oyalamayla yeni bir seçim 
daha kazanmayı hesaplamaktadır. 
Şu anda AKP’nin izlediği politik stra¬ 
tejiyi bu çerçevede değerlendirmek 
gerekmektedir. Devlet ise AKP’yi kul¬ 
lanarak, CHP’yi ve MHP’yi kullanarak 
PKK’yi tasfiye etme planlaması yap¬ 
mıştır. “PKK’yi tasfiye etmek için bazı 
adımlar atabiliriz, yeni bir Kürt politi¬ 
kası inşa edebiliriz” diyerek açılım 
adının verildiği bu politikanın inşası 
görevi AKP’ye verilmiştir. Dolayısıyla 


Kürt sorununda çözüm politikası 
olan bir AKP değil de, sıkışan Türk 
devletinin bu sıkışıklıktan kurtulmak 
için öngördüğü politik restorasyonu 
bir açılım gibi Kürt toplumuna, dün¬ 
yaya, Türkiye toplumuna yutturmak 
isteyen bir AKP gerçeği vardır. 

AKP şimdi bu politikayı 5 mrütmek- 
tedir. Gelinen aşamada görüldüğü gibi 
bu politikasım mecliste görüşmeler ya¬ 
parak tüm topluma kabul ettirmeye 
çalışmaktadır. Tabii meclis oturumu 
şu açıdan önemlidir: Türkiye tarihinde 
ilk defa Kürt politikasım belirlemek 
için bir oturum yapılmaktadır, bir tar¬ 
tışma yapılmaktadır. Her ne kadar 
adına Milli Birlik Beraberlik projesi de¬ 
nilse de, demokratik açılım denilse de 
asimda ordunun, Genelkurmaym or¬ 
taya koyduğu yeni Kürt politikasmm 
mecliste bir mil li irade haline getiril¬ 
mesine çahşılmaktadır. Nitekim AKP 
bu benim politikam değildir, devletin 
politikasıdır demiştir. Gerçekten de bir 
devlet politikasıyla karşı karşıyayız. 
Asimda asker-sMl bürokrasisi sıkış- 
masaydı, Kürt politikasında yeni siya¬ 
si argümanlara ihtiyaç duymasaydı 
AKP’nin açılımdan söz etmesi düşünü¬ 
lemezdi. Ordu önünü açmasaydı, ce- 
saretlendrrmeseydi AKP bu konuda ta¬ 
mamen klasik söylemi sürdürmeye 
devam eder ve sonunda da bitmeyle 
karşı karşıya kalırdı. Ama AKP’nin 
şansı devletin eski Kürt politikasmm 
iflas ettiğinin açıkça görmesidir. Bu 
durum, AKP’ye Kürt Özgürlük Hareke¬ 
ti karşısmda bitmesini engelleyen, ona 
bir nefes alma ve oyalama fırsatı ver¬ 
miştir. Yoksa AKP biterdi. AKP’ 3 d ayak¬ 
ta tutan, asker-sM bürokrasinin, or¬ 
dunun eski politikalarm sonuç alma¬ 
dığım görerek yeni bir Kürt politikası 
inşa etme ihtiyacı dujmıuş olmasıdır. 


Kürt politikası Mecliste de tartışılacaktır 

Ordunun çerçevesini çizdiği yeni 
Kürt politikası Mecliste de tartışıla¬ 
caktır. Büjnik ihtimalle CHP yumuşa- 
yacaktır. Daha doğrusu bu söylemi 
değişecektir. Zaten CHP’nin politika- 
smda da yeni bir millet yaratılmadığı 
taktirde bireysel haklar kullamlabilir 
ifadesi bulunmaktadır. Ordunun or¬ 
taya koyduğu yeni Kürt politikasmda 
Kültleri farklı bir kimlik, farklı bir 
ulus, farkh bir halk olarak kabul etme 
yoktur. Bu açıdan CHP, AKP ile ordu¬ 
nun benimsediği bu politikaya ilk ön¬ 
ce ayak sürtecek, ama daha sonra be¬ 
nimseyecektir. Daha doğrusu bu poli¬ 
tikanın iç ve dış kamuojmna kabul et¬ 
tirilmesi imkâm doğarsa ve Kürtlere 
de kabul ettirileceğine inanırsa, yani 
bu politikanm işe yarayacağmı görür¬ 
se eski tutumunu bırakacak ve bu 
devlet politikasını destekleyecektir. 
Ama bu politikayı Kürt Özgürlük Ha¬ 
reketi boşa çıkarırsa, bu politikamn 
işe yaramadığı görülürse CHP eski üs¬ 
lubunu ve sertliğini bırakmayacaktır. 

Görülmektedir ki ordu, asker-sivil 
bürokrasi, AKP bu politikanm işe ya¬ 
rayacağım, iç ve dış kamuoyunu ikna 
edeceklerini, buna dayanarak da 
Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye et¬ 
me ve bu sorundan kurtulma imkânı 
bulabileceklerini düşünmektedirler. 
Bu yönüyle GHP’nin meclisteki otu¬ 
rumlardan sonra engel olmaktan çık¬ 
ması, bu politikaya destek vermesi ya 
da daha pasif bir yaklaşım gösterme¬ 
si beklenebilir. MHP ise milliyetçiliğin 
gereği tek millet, tek bayrak, tek dev¬ 
let, tek ulus nakaratının en katı sa¬ 
vunucusu olduğundan bu konuda 
üslupta, araçta, yöntemde de yumu¬ 
şamaya karşı çıkmasım sürdürecek¬ 
tir. Tüm bu tutumlar ve politikalar 
devletin verdiği rol çerçevesinde orta¬ 
ya konulmaktadır. Dolayısıyla MHP 
Kürt halkı üzerinde sürdürülecek 
egemenlik için kullanılan bir aktör ol¬ 
maya devam edecektir. Sadece Kürt 
politikasmda değil, şoven-milliyetçi 
zihniyeti dillendirerek ulus-devlet h⬠
kimiyetini şöyle veya böyle devam et¬ 
tirmek için MHP kullamlan bir araç 











7 - 

olmaya dün olduğu gibi bugün de 
devam edecektir. 

Devletin genel politikası, yaklaşımı 
budur. Ancak Özgürlük Mücadelesi de 
Türk devletinin bu yeni konseptini, 
tasfiye planını boşa çıkarmak için 
hem siyasal mücadele yürütmektedir 
hem ajitasyon-propagandayı bir de¬ 
mokratik çözüm doğrultusunda geliş¬ 
tirmeye çalışmaktadır. Diğer taraftan 
da askeri ve siyasi saldırılara karşı 
meşru bir savunma pozisyonunu ko¬ 
rumakta ve güçlendirmektedir. Tasfi¬ 
ye planlarmı boşa çıkarmak için başta 
serhıldanlar olmak üzere siyasal mü¬ 
cadeleyi çok yönlü geliştirmektedir. 
Gelinen aşamada tümden Kürt soru¬ 
nunun demokratik çözümünü dayata¬ 
cak bir başan elde edememiştir, ama 
Kürt sorununun demokratik çözümü¬ 
nü gündemleştirmiş ve mücadele yük¬ 
seltildiği taktirde yakın zamanda ger¬ 
çekleşebilir bir düzey ortaya çıkarmış¬ 
tır. Bu yönüyle özellikle 29 Mart se¬ 
çimlerinden sonra izlediği politika 
doğrudur ve sonuçlar almıştır. Ama 
Türk devletinin Kürt Özgürlük Hare¬ 
ketini tasfiye etmede bir meşruiyet ze¬ 
mini olarak düşündüğü yeni Kürt po- 
liükasım tümden boşa çıkaramamış 
olsa da, önemli oranda deşifre etmiş¬ 
tir. Kürt toplumu açısından Türk dev¬ 
letinin bu yeni politikasımn deşifre 
edilmesi, onlann tasfiye politikalannı, 
planlarını olumsuz etkilemektedir. 
Hem Kürt kamuoyunu hem Türkiye’¬ 
deki demokratik kamuoyunu hem 
Güneyli güçleri hem de uluslararası 
güçleri yanma almak için yürüttüğü 
çabalar engelle karşılaşmaktadır. 

Bu yönüyle askeri ve siyasi müca¬ 
delenin şiddetle süreceğini söylemek 
gerekiyor. Kürt Özgürlük Hareketi 
şimdiye kadar tek taraflı ateşkeslerle 
tek taraflı bir sonuç aldı. Siyasal mü¬ 
cadeleyle de belirli bir sonuç aldı. An¬ 
cak gelinen aşamada artık tek taraflı 
ateşkes imkânlan azalmıştır. Çünkü 
Türk devleti bu demokratik siyasal 
mücadelenin önünü askeri ve siyasi 
baskılarla almıştır. Çünkü gelişmele¬ 
rin aleyhine döndüğünü, Kürt Özgür¬ 
lük Hareketinin ve Önder Apo’nun ini¬ 
siyatif kazandığım ve bunu önlemezse 
demokratik çözümün kaçınılmaz ol¬ 


duğunu görmüştür. Demokratik çö¬ 
züme hazır olmadıgmdan belli bir sü¬ 
re kendisi için de gerekli olan 5 aımu- 
şak ortamı bırakarak siyasi ve askeri 
açıdan sert bir politikaya yönelmiştir. 
Tezkerenin çıkarılmasmı, DTP’ye yö¬ 
nelik saldırıları, siyasal çalışma alam- 
nın daraltılmasmı, basmm üzerindeki 
baskılan, Türk devletinin kendi politi- 
kasmı kabul ettirmek için önündeki 
engelleri temizleme operasyonu olarak 
görmek gerekiyor. Özcesi bu politikayı 
kabul etmeyenler üzerinde baskı kur¬ 
mak istediği açıkça görülmektedir. 

Açılım projesinin özü tasfiye 
konseptinin yaşama geçirilmesidir 

Kürt Özgürlük Hareketi tabii ki bir 
taraftan meşru savunmayı sürdüre¬ 
cek, bir taraftan da demokratik siyasal 
mücadeleyi 3 mrütecektir. Çünkü Türk 
devleti içerde ve dışanda yarattığı siya¬ 
sal ittifaklarla, yine büyük bir propa¬ 
ganda savaşıyla, özel savaşla kendisi¬ 
nin çözüm istediğini, Kürt Özgürlük 
Hareketinin bunu engellediğini, soru¬ 
nun çözümsüzlüğünün nedeninin 
Kürt Özgürlük Hareketi olduğunu gös¬ 
termeyi ve bu temelde de tasfiye politi- 
kasmı rahat gerçekleştirmeyi düşün¬ 
mektedir. Bu yönüyle de tabii ki Kürt 
Özgürlük Hareketi de hem ajitasyon ve 
propaganda da hem de siyasal taktik¬ 
lerinde kendisinin hedeflediği gerçek 
demokratik çözümü topluma benim¬ 
setme, devletin özel savaşım ve dema¬ 
gojisini boşa çıkararak bir çözüm poli¬ 


tikası olmadığım, bu nedenle de çö¬ 
zümsüzlüğü dayatarun, eski politika¬ 
da ısrar edenin Türk devleti olduğunu 
gösterme çabasmı bundan sonra da 
sürdürecektir. En önemlisi de demok¬ 
rasi güçlerini arkasma alarak, Türkiye 
toplumunu arkasma alarak Kürt soru¬ 
nunun demokratik temelde çözülmesi 
politikasmda dün olduğu gibi bugün 
de ısrarlı olacaktır. Kürt Özgürlük Ha¬ 
reketinin şu andaki temel politikası 
budur. Benimsediği yeni stratejinin 
gereği de bu politikayı izlemektedir. 

Türk devletinin tasfiye planlanm 
boşa çıkarmak ve demokratik siyasetin 
önünü açmak için de meşru savunma¬ 
yı güçlü tutacaktır. Çünkü Kürt Öz¬ 
gürlük Hareketi ezildiği taktirde de¬ 
mokratik çözüm ortamı tamamen orta¬ 
dan kalkacaktır. Demokratik çözüm 
zemininin devam etmesi, gelişmesi, 
gündemde kalması, Kürt sorununun 
demokratik çözümünün gerçekleşmesi 
açısından kesinlikle Kürt Özgürlük 
Hareketinin meşru savunma gücünü 
güçlü tutması, ayakta tutması ve de¬ 
mokratik siyasal mücadeleyi serhıl- 
danlar başta olmak üzere sürdürmesi 
gerekmektedir. Türk devleti de Kürt 
Özgürlük Hareketini askeri ve siyasi 
saldırılarla ezerek demokratik çözüm 
seçeneğini gündemden çıkarmaya, 
onun yerine tasfiye seçeneğini dayat¬ 
maya ve böylelikle sonuç almaya çalış¬ 
maktadır. Şu anda da kıyasıya süren 
mücadele bu çerçevede sürmektedir. 

Türk devleti Kürt Özgürlük Hareke¬ 
tini ezme açısından uluslararası güçle¬ 
rin desteğini almaya büyük ihtiyaç 












Ekim 2009 | serxwebûn 


8 


duymaktadır. Bu desteği almadan Öz¬ 
gürlük Hareketini ezemeyeceğini dü¬ 
şünmektedir. Ne var ki 29 Mart seçim¬ 
lerinden sonra uluslararası güçler de 
eski politikanm 5 mrümedigini görerek 
Türkiye’ye sorunun çözümü konusun¬ 
da yeni bir yaklaşım göstermesi gerek¬ 
tiğini söylemektedirler. PKK’nin askeri 
yöntemlerle ezilmeyeceğini görerek 
farklı yollarla kendi politikalanna çek¬ 
me yaklaşımı içine girmişlerdir. Kürt 
halkmm özlemlerini karşılamasa da 
böyle bir yaklaşım içinde olmalan, 
Türkiye’yi zorlayan bir etken olmakta¬ 
dır. Onlar da artık Türkiye’yi, Kürt so¬ 
rununun varligmı kabul etmesi ve bu 
konuda bir çözüm bulması konusun¬ 
da sıkıştırdıkları da söylenebilir. Bu 
açıdan Türk devleti son zamanlarda 
diplomasisini arttırmıştır. Yeni bir 
Kürt politikası olduğunu ortaya koya¬ 
rak içerde ve dışarıda demokratik çö¬ 
züm baskısmı hafifletmeye, azaltma¬ 
ya, üstünden atmaya çalışmaktadır. 
Türk devletinin açılımdan söz etmesi¬ 
nin bir nedeni de, iç ve dış kamuoyun- 
daki demokratik çözüm baskılanm 
hafifletmek, savuşturmaktır. 

Kürilerin ortak tutum takınmaya 
ihtiyacı yaşamsal düzeydedir 

Türk devleti, Kürt Özgürlük Hare¬ 
ketinin ezilmesinin dış koşullanndan 
söz ederken en başta da İran’ı, Irak’ı, 
Suriye’yi yanma almayı çok önemli 
görmektedir. Zaten Kürt sorunu olan 
bu ülkelerle geçmişte de ortak politika¬ 
larla Kürt hal kın ın Özgürlük Mücade¬ 
lesini ezmeyi hedeflemişlerdir. Şimdi 
de a 5 mı politikayı sürdürmektedirler. 
Özellikle İrak ve Güney Kürdistan hü¬ 
kümetini yanlarma almayı Kürt halkı- 
mn Özgürlük Mücadelesini ezmek için 
çok önemli görmektedirler. Bu açıdan 
yıllardır ABD üzerinden, İrak üzerin¬ 
den ve çeşitli biçimlerde Güney Kür- 
distanlı güçler üzerinden askeri ve si¬ 
yasi baskı kurmuşlar ve onları 
PKK’nin üzerine sürmeyi hedeflemiş¬ 
lerdir. Mevcut durumda da hala bu 
politikadan vazgeçmiş değillerdir. Da- 
vutoglu’nun Ortadoğu’da mekik doku¬ 
ması, Irak’a gitmesi. Güney Kürdistan- 


lı güçlerle görüşmesi tamamen Kürt 
Özgürlük Hareketinin uluslararası 
alanda kuşatılmasıyla ilişkilidir. Erdo¬ 
ğan da Irak’a gitmiş ve bu yönlü anlaş¬ 
malar yapmıştır. İrak hükümetinin 
Güney Kürdistan üzerinde baskı yap- 
masmı hedefleyen bir görüşme olduğu 
açıktır. Tüm bu görüşmelerdeki esas 
amaçlardan biri de inkâr ve imhanm 
yeni koşullarda sürdürülmesini ifade 
eden açılım adım verdikleri politikası¬ 
na Irak’ın ve Güney Kürdistan’m des¬ 
teğini almaktır. Nasıl ki 2007 seçimle¬ 
rinde Güney Kürdistanlı güçlerin des¬ 
teğini alarak Kürdistan’da etkili olma¬ 
ya çalışmışsa, yine 29 Mart seçimleri 
öncesi de belirli düzeyde destek almış¬ 
sa, şimdi de bu yeni Kürt politikasma 
destek alarak Kürt Özgürlük Hareketi¬ 
nin ezilmesinin bu önemli ayağım da 
tamamlamaya çalışmaktadır. 

Tabii bu konuda sonuç almaları es¬ 
kiye göre kolay değildir. Özellikle 29 
Mart yerel seçimlerinden soma hazır¬ 
lanmak istenen tasfiye amaçlı Kürt 
konferansmm etkisizleştirilmesinden 
soma, Kürt kamuo 5 mnda Kürt Özgür¬ 
lük Hareketinin ve DTP’nin etkisi art- 
mışür. Eskisi gibi Güney Kürdistan si¬ 
yasi güçlerini içine alan bir tasfiye pla¬ 
nı gerçekleştirmek kolay değildir. Tabii 
tümden olmayacağını söylemek de 
doğru değildir. Türk devleti bunun için 
çaba göstermektedir. Yine uluslararası 
güçler bu konuda Türk devletine des¬ 
tek vermektedirler. Güneydeki siyasi 
güçler de bu konuda tutarsızdırlar. 
Ama Kürt halkımn mücadelesinin gel¬ 
diği düzey, Kürt kamuo 5 mnda ulusal 
demokratik düşüncelerin etkili hale 
gelmesi. Kültler arası bir savaşı iste¬ 
memeleri, özellikle Türkiye’nin Kürt 
sorunundaki politikalanna karşı bü¬ 
tün Kürt örgütlerinin ve Kürt kamuo¬ 
yunun kuşku duyması, devletin bu 
politikalarımn başanlı olmasım engel¬ 
leyen önemli bir faktör olarak görül¬ 
melidir. Ancak Türk devletinin bu bas¬ 
kılarla tam olmasa da Güneyli güçler¬ 
den belirli konularda destek alacağı 
anlaşılmaktadır. Nitekim daha ne ol¬ 
duğu belli olmayan, daha doğrusu 
esas olarak bir tasfiye konseptinin 
parçası olarak ele alman açılım söyle¬ 
mine destek vermesi bunu göstermek¬ 


tedir. Başka biçimlerde de Türk devle¬ 
tinin politikasma destek verileceğini 
öngörmek gerekir. Bu yönüyle bu giri¬ 
şimlerin tümden boş olduğunu, hiç so¬ 
nuç almayacağım söylemek yanlıştır. 

Önümüzdeki dönemde KDP ve 
YNK’nin Kürt Özgürlük Hareketine 
karşı bazı sıkıntılar yaratacağım şim¬ 
diden söylemek mümkündür. Bu açı¬ 
dan tabii ki Kürt demokratik güçleri¬ 
nin de Türk devletinin ve çeşitli güçle¬ 
rin politikalarmı bilerek Kürt kamuo¬ 
yunu bilgilendirme, bu konuda duyar¬ 
lı kılma ve böylelikle Güneyli güçlerin 
Kürt Özgürlük Hareketine karşı olum¬ 
suz tutumlar içine girmelerinin önüne 
geçmesi doğrultusunda çaba göster¬ 
meleri gerekmektedir. Bunun için de 
29 Mart seçimlerinde Kürt Özgürlük 
Hareketinin aleyhine kullanılmak is¬ 
tenen konferansı bu defa Kürt kamu¬ 
oyu, Kürt Özgürlük Hareketi, yurtse¬ 
ver demokratik çevreler dayatarak 
böyle bir konferansm bir an önce sağ¬ 
lanmasını isteyerek özgürlük ve de¬ 
mokrasi doğrultusunda ve tüm parça- 
larm çıkarlarım gözeten ulusal politi¬ 
kalar belirleyerek bu tür dayatmaların 
önüne geçilmesi gerekmektedir. Kaldı 
ki bölge güçlerinin hala Kürtlerin var- 
hğmı kabul etmemeleri, fırsat bulduğu 
taktirde ezme, tasfiye etme politikaları 
gütmeleri nedeniyle Kürtlerin böyle 
bir konferansa, ortak tutum takınma¬ 
ya ihtiyacı yaşamsal düzeydedir. 

Ulusal konferans dönemsel bir 
çalışma olarak görülmemelidir 

Kürt h a l kın ın özgürlük umutlarmm 
arttığı, örgütlü ve mücadele gücünün 
yüksek olduğu bir süreçte, yine ulus¬ 
lararası ve bölgesel güçlerin hala belir¬ 
li düzeyde Kürtlerin lehine olduğu bir 
dönemde böyle bir ulusal konferans 
inkarcı sömürgeci güçleri boşa çıkara¬ 
cağı gibi, Kürtlerin onlarca yıldır orta¬ 
ya çıkmış mücadelesini, eneıjisini bir¬ 
leştirerek Kürt sorununun demokratik 
çözümünü tüm parçalarda gerçekleş¬ 
tirme imkânlanm da yaratacaktır. Şu 
bir gerçektir ki Türkiye’de Kürt sorunu 
çözüldüğü takdirde Ortadoğu’da Kürt 
sorunu çözülecektir. Türkiye’de Kürt 



9 - 

sorunu çözüldüğü takdirde Güney 
Kürdistan’daki Kürt federasyonu ra¬ 
hatlayacaktır. Bu açıdan bütün Kürt 
kamuoyunun, özgürlük ve demokrasi 
güçlerinin Kürt sorununun demokra¬ 
tik çözümünün yakmlaştıgı Türkiye’de 
bu durumu değerlendirmek, bir ulusal 
konferansla ortak tutum ortaya koya¬ 
rak, Türkiye’nin politika değiştirmek 
zorunda kaldığı bu süreçte, bu poliü- 
kanm yeni bir tasfiye politikası biçi¬ 
minde ortaya çıkmasmı değil de, de¬ 
mokratik çözüm temelinde bir politika- 
mn h âkim kılınması için doğru bir tu¬ 
tumu ortaya koymalan gerekmektedir. 

Önder Âpo muhatap alınmadan 
Kürt sorunu çözülemez 

Eğer bu ulusal konferans olur, 
Kürtler ortak tutum içine girer ve 
Türk devletinin tasfiye politikasına bı¬ 
rakalım cesaret vermeyi, Türk devleti¬ 
nin Kültleri birbirine karşı kullana¬ 
rak PKK’yi, Kürt Özgürlük Hareketini 
tasfiye etme umutlarım kırarlarsa, 
Türkiye Kürt sorununu demokratik 
çözüme kavuşturmak zorunda kala¬ 
caktır. Bu temelde demokratikleşen 
Türkiye gerçeği, aslında Kürt sorunu¬ 
nun bütün parçalarda çözülmesinin 
ve sadece Türkiye’nin demokratikleş¬ 
mesini değil de bölge ülkelerinin de¬ 
mokratikleşmesinin de önünü aça¬ 
caktır. Bu yönüyle de ulusal konfe¬ 
ransı, kongreyi toplamak, dönemsel 
bir çalışma olarak görülmemelidir. 
Kürtler açısmdan tarihi ve stratejik 
bir çalışma görülerek bir an önce top¬ 
lanması gerçekleşttrilmelidir. Bunun 
için de tüm demokratik güçlerin, si¬ 
yasi güçlerin sorumlu davranarak 
fazla gecikmeden böyle bir konferan- 
sm pratikleşmesi için üzerine düşen 
sorumluluğu yerine getirmesi gerekir. 

Türkiye’de Kürt sorununun demok¬ 
ratik çözümünün gerçekleşmesi açı¬ 
smdan demokrasi güçlerinin bir araya 
gelmesi, ortak hareket etmesi de çok 
önemlidir. Demokratik siyasi ve sosya¬ 
list hareketler ülkenin sorunlarmı çöz¬ 
mek için vardır, h a l kın sorunlarım çöz¬ 
mek için vardır. H a l kın ve ülkenin so¬ 
runlarına alternatif çözüm üretmekle 


anlamlı hale gelebilirler. Bu yönüyle de 
şu anda Türkiye’de en temel sorun 
olan Kürt sorununun demokratik çö¬ 
zümü ve Türkiye’nin demokratikleş¬ 
mesi demokrasi güçlerinin öncelikleri 
arasında olmak zorundadır. Türki¬ 
ye’nin önceliğinin Kürt sorunu olduğu 
açıkça görülmektedir. Bunu sağa sola 
çekmenin hiçbir anlamı yoktur. Tabii 
ki Türkiye’nin başka sorunları da var¬ 
dır; ekonomik sorunlan vardır, sosyal 
sorunları vardır, kültürel sorunları 
vardır, sağlık sorunlan vardır, eğitim 
ve birçok sorunlan vardır. Ancak en 
temel sorun ve diğer sorunlann çözü¬ 
münü engelleyen Kürt sorunudur. 
Kürt sorunu çözülmediği takdirde Tür¬ 
kiye demokratikleşmiyor, Türkiye de¬ 
mokratikleşmediği için de başta eko¬ 
nomik sorunlar olmak üzere ülkenin 
diğer sorunlanm emekçilerin, demok¬ 
rasi güçlerinin ve tüm halkm isteği 
doğrultusunda çözmek de zorlaşıyor. 

Türk devletinin demokrasiye karşı 
bu direnci esas olarak Kürt sorunu¬ 
nun çözümsüzlüğünden kaynaklam- 
yor. Kürt sorunu çözüldüğü takdirde 
Türkiye’nin demokratikleşmesinin 
önü açılacak, demokratik mücadele¬ 
nin imkânları artacak, bu açıdan da 
ülkenin diğer sorunlanm çözmek de 
daha fazla imkân dahiline girecektir. 
Bu açıdan demokrasi güçlerinin bir 
an önce ortak hareket etmesi gereki¬ 
yor. Bu çatı hareketi olabilir, demok¬ 
ratik anayasa hareketi olabilir, de¬ 
mokrasi için birlik hareketi olabilir, 
ismi ne olursa olsun esas amacı Tür¬ 
kiye’nin demokratikleşmesi, Kürt so¬ 
rununun demokratik çözümü olacak¬ 
tır. Bu yönüyle gelinen siyasal aşa¬ 
mada radikal demokratlar başta ol¬ 
mak üzere tüm demokratik güçlere 
tarihi sorumluluk düşmektedir. 

Önder Apo’nun yol haritasım ha¬ 
zırlayacağım açıklamasmdan sonra 
Türkiye’de Kürt sorununun demokra¬ 
tik çözümünün tartışmaları artmıştır 
ve halkm büyük bir çoğunluğunun 
bu sorunu çözmek istediği ortaya çık¬ 
mıştır. Bu aslında güçlü bir toplum¬ 
sal zemindir. Bunu demokrasi güçle¬ 
rinin de, sol güçlerin de, radikal de¬ 
mokratların da, sosyalistlerin de tü¬ 
müyle değerlendirmesi gerekmekte- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

dir. Esas olarak da böyle zamanlarda 
siyasete müdahale gerekmektedir. 
Tam da böyle zamanlarda devrimcilik 
gerekmektedir. Böyle zamanlar tam 
da mücadele etmenin, devrimci olma- 
nm, sosyalist olmamn, demokrat ol¬ 
manın zamanıdır. Bunun en doğru 
biçimde kullamiması gerekmektedir. 

Tabii ki Kürt sorununun demokra¬ 
tik çözümünü esas sonuca götürecek 
olan, Kürt halkmm özgürlük ve de¬ 
mokrasi mücadelesidir. Bu konuda 
göstereceği irade ve kararlılıktır. Böy¬ 
le bir karar içinde olduğunu da 9 
Ekim komplosunun 3 aldönümünde 
Kürt halkı açıkça ortaya koymuştur. 
Önder Apo muhatap almmadan, yol 
haritası verilmeden, operasyonlar 
durdurulmadan sorunun çözülmeye¬ 
ceğini açıkça dile getirmiştir. İçişleri 
Bakanı Amed’e gittiğinde kepenklerin 
kapatılması, Kürt sorununun muha- 
tabmm kim olduğu, kiminle çözülme¬ 
si gerektiğini açıkça ortaya koymuş¬ 
tur. Bu yönüyle Kürt h a l kın ın demok¬ 
ratik çözüm konusunda duyarlılığı or¬ 
tadadır. Kürt h a l kın ın iradesi dikkate 
almmadan bir çözüm olamayacağı da 
ortaya konulmuştur. Demokratik bir 
çözümün ancak bir h a l kın iradesi ve 
talepleri dikkate alınarak sağlanacağı 
9 Ekim’de bir daha gösterilmiştir. 
Kürt halkı bütün baskılara rağmen 
bu mücadeleyi sonuna kadar sürdür¬ 
me iradesini gösterebileceğini bu ey¬ 
lemleriyle açığı çıkarmıştır. 

Uluslararası komplonun başarıya 
ulaşmadığı açığa çıkmıştır 

9 Ekim’de ortaya konulan tutum, 
komplonun önemli oranda boşa çıka- 
nldığmm ifadesidir. Komplo esas ola¬ 
rak Önder Apo’yu, Önder Apo şahsın¬ 
da PKK’yi tasfiye etmeyi, Ortadoğu 
politikalannda ve Kürt politikasında 
bir aktör olmaktan çıkarmayı amaçlı¬ 
yordu. Ancak gelinen nokta bu politi- 
kamn başarıya ulaşmadığım göster¬ 
miştir. Aksine Önder Apo ve PKK’nin 
eskisinden daha fazla Kürt halkmm 
siyasi iradesi olduğu ortaya çıkmıştır. 

Son yılların açıkça kanıtladığı gibi 
Kürt halkı gerçekten örgütlenmeye de 



Ekim 2009 | serxwebûn 


10 


“Kürt halkı gerçekten örgütlenmeye de mücadeleye de her türlü bedel 
vermeye de hazırdır. Bu kadar bedel veren, bu kadar bedellerle mayalanan 
bir Özgürlük Mücadelesinin tasfiye edilmesi kolay olmayacaktır. Bu açıdan 
Kürt halkı ortaya çıkan demokratik çözüm imkânını sonuna kadar 
zorlayarak Türk devletini tasfiye politikasından vazgeçirip halkların 
kardeşliğine dayalı demokratik çözüm noktasına getirecektir” 


mücadeleye de hazırdır. Her türlü be¬ 
del vermeye de hazırdır. Zaten sürek¬ 
li bedel vermektedir. Bu kadar bedel 
veren, bu kadar bedellerle mayalanan 
bir Özgürlük Mücadelesinin tasflye 
edilmesi kolay olmayacakür. Bu açı¬ 
dan Kürt halkı ortaya çıkan demokra¬ 
tik çözüm imkânını sonuna kadar 
zorlayarak Türk devletini tasfiye poli¬ 
tikasından vazgeçirip halklann kar¬ 
deşliğine dayalı demokratik çözüm 
noktasma getirecektir. 

Tutuklamalar DTP'nin iradesini 
kıramayacaktır 

Türk devletinin açılım politikası an¬ 
cak somutlaştığı taktirde bir anlam 
bulabilir. Somutlaşmadığı müddetçe, 
laflarla, sözlerle bu sorunun çözüle¬ 
meyeceği açıktır. Demirel de Kürt ira¬ 
desini tammışü. Çiller Bask modelin¬ 
den bahsetmişti, Mesut Yılmaz AB’nin 
yolu Diyarbakır’dan geçer demişti, 
CHP Kürt raporlan hazırlamıştı. Baş- 
bakanm söylediği gibi CHP’nin Kürt 
raporlan bugünkü AKP’nin söyledikle¬ 
rinden daha ilerdeydi. Geçmişten bu 
yana bu konuda çok şey söylendiği 
halde şimdiye kadar Kürt sorunu ko¬ 
nusunda TRT 6 dışmda ciddi bir adım 
atılmamıştır. Bu adımm da Kürt soru¬ 
nunun demokratik çözümü için değil 
de. Özgürlük Hareketinin tasfiye edil¬ 
mesi için atıldığı tartışmasızdır. Çün¬ 
kü zihniyet değişmemiştir. Zihniyette 
hala inkarcılık vardır. İnkârcılığı yeni¬ 
den cilalama, imaj tazeleyerek Kürt 
Özgürlük Hareketini ezme, buna daya¬ 
narak sadece Kuzey Kürdistan’da de¬ 
ğil, bütün parçalar üzerinde sömürge¬ 
ci egemenliği sürdürme amaçlanmak¬ 
tadır. Ancak Kürt halkı artık bunları 
kabul etmiyor. Politikleşmiş bir halk¬ 


tır. Özgürlüğünde ve demokrasisinde 
ısrarlıdır. Türkiye devletinin de özgür¬ 
lük ve demokrasi iradesine saygı gös¬ 
termesini beklemektedir. 

Ne var ki Türk devleti askeri operas¬ 
yonlarla, siyasi operasyonlarla, belirli 
siyasi enstrümanlarla eski politikalan 
farklı biçimde sürdürmek istemesi. 
Özgürlük Hareketi üzerindeki tasfiye 
politikasından vazgeçmediğini, bunda 
ısrarlı olduğunu ortaya koymaktadır. 
Açıktır ki Kürt h a lkı buna izin verme¬ 
yecektir. Artık operasyonlarla sonuç 
almak mümkün değildir. Siyasi ope¬ 
rasyonlar oluyor, birçok demokratik 
siyasetçi tutuklamyor, ama Kürt halkı 
yerini dolduruyor. Son demokratik 
Toplum Kongresinde olduğu gibi tu- 
tuklamalann yeri doldurulmuştur. 
Tutuklamalar bırakalım DTP’nin ira¬ 
desini kırmasım, daha da kararlı hale 
getirmiştir. Özel savaş yöntemleriyle 
DTP üzerinde baskı yaparak, DTP’yi 
bölüp parçalayarak, DTP’ 5 d ürküterek, 
DTP’ye geri adım attırarak Türk devle¬ 
ti kendi politikasmı kabul ettirmek is¬ 
tiyor. Ama DTP de bir günlük parti de¬ 
ğildir. 1990’lann başmdan beri bir si¬ 
yasi tecrübesi olan, topluma dayanan 
bir partidir. Bu açıdan DTP’nin iradesi 
toplumun iradesidir, toplumun iradesi 
DTP’nin iradesidir. Bu yönüyle Türk 
devletinin de bu politikalardan vazgeç¬ 
mesi, DTP’jd tek muhatap olarak değil, 
ama muhataplardan biri olarak göre¬ 
rek saygılı olması gerekmektedir. 

Diğer yandan operasyonlarla so¬ 
nuç alma politikasmı bırakması ge¬ 
rekmektedir. Eğer bu devam ederse 
Kürt halkı bu operasyonlan durdur- 
masmı da bilecektir. Kürdistan’da bu 
operasyonlara giden operasyon birlik¬ 
lerinin önünü kesecektir. Bunların 
operasyon yapmasma müsaade etme¬ 
yecektir. Operasyonların olmadığı, si- 


lahlann konuşmadığı bir ortamda de¬ 
mokratik siyasal çözümün sağlanma¬ 
sı için üzerine düşen bu sorumluluğu 
yerine getirecektir. Artık bu operas- 
yonlann ne haklılığı ne meşruiyeti 
kalmıştır. Kürtler artık ne haklılığı ne 
de meşruiyeti olan bu operasyon güç¬ 
lerinin kollarını, konvoylannı durdu¬ 
racaktır. Bu, Kürt halkımn, demokra¬ 
si güçlerinin en temel hakkıdır. Türk 
devleti eğer mevcut politikalardan 
vazgeçmezse Kürt halkı bunu da 
mutlaka başaracaktır. Türk devleti¬ 
nin, hükümetinin operasyonlan dur¬ 
durma, savaşı durdurma konusunda 
gösteremediği siyasi iradeyi, barışçıl, 
demokratik çözüm konusunda göste¬ 
remediği siyasi iradeyi, Kürt halkı 
operasyonlara karşı durarak Kürt so¬ 
rununun demokratik çözümünün ko- 
şullarmı ortaya çıkaracaktır. 

Banş elçileri Kültlerin ne istediğini 
partilere ve Meclise sunacaklar 

Kürt Özgürlük Hareketi 13 Nisan’da 
6. defa tek taraflı eylemsizlik karannı 
vermiştir. Böylece çatışmasızlığı sağla¬ 
yarak sorunun demokratik siyasal çö¬ 
zümüne fırsat vermek istemiştir. An¬ 
cak gelinen aşamada Türk devletinin 
ben eylemsizlik ve çatışmasızlık dinle¬ 
mem, tek bir gerilla kalana kadar ope¬ 
rasyonu sürdürür ve Kürt Özgürlük 
Hareketini ezerim yaklaşımmda ısrar 
etmektedir. Kürt açılımı dediği politi¬ 
kası da sonra demokratik açılım, daha 
sonra Milli Birlik ve Bütünlük projesi¬ 
ne dönüşmüştür. Bu durum karşısın¬ 
da Kürt Özgürlük Hareketi mevcut po¬ 
zisyonunu koruyacağım, ama yeni bir 
eylemsizlik kararımysa Türk devletinin 
politikalarma bakarak verebileceğini 
söylemiştir. Türk devletinden eylemsiz¬ 
lik karanna olumlu cevap vererek bu¬ 
nu iki taraflı bir çaüşmasızlığa götür¬ 
meyi talep etmiştir. Kürt sorununun 
çözümünün silah bırak, teslim ol çağ- 
nlanyla mümkün olmayacağmı, zihni¬ 
yet değişikliği temelinde Kürt hal kın ın 
siyasal güçlerini muhatap alma ve de¬ 
mokratik müzakereyle temel demokra¬ 
tik haklannm kabul edilmesi temelin¬ 
de gerçekleşebileceğini vurgulamıştır. 









11 - 

Kürt halkı demokratik çözüm elçilerini 
muhteşem bir biçimde sahiplendi 

Kürt Halk Önderi, Meclis’te Kürt so¬ 
rununun tartışıldığı süreçte h a lkın ta¬ 
leplerinin ne olduğunu ortaya koymak 
ve Türk devletinin tutumunu netleştir¬ 
mek için iki pratik öneri sunmuştur. 
Birincisi; Avrupa’dan, Maxmur ve 
Kandil’den banş gruplannm gelmesini 
istemiştir. Bu banş elçilerinin Kürtle- 
rin ne istediğini siyasi partilere, hükü¬ 
mete ve meclise sunmasım önermiştir. 
Böylece Meclis’te Kürt sorunu tartışı¬ 
lırken Kültler de bu tartışmaya katıl¬ 
mış olacaktır. Meclis’te Türkiye’nin en 
ciddi sorunu tartışılırken bu sorunu¬ 
nun esas muhatabınm ne düşündüğü 
önemlidir. Çünkü Kürt sorunu gerçek 
ve kalıcı çözüme ancak böyle kavuşur. 

Kürt Halk Önderi bu banş grupla- 
rmm gitmesini isteyerek Kürtlerin de¬ 
mokratik çözüm ve banşta ne kadar 
ısrarlı olduğunu göstermiştir. Geç¬ 
mişte gönderilen barış grupları döne¬ 
mindeki fırsatın bir defa daha kaçınl- 
maması gerektiği mesajım vermek is¬ 
temiştir. 1999 yılında giden banş 
gruplarına bir barış elçisi gibi yakla- 
şılmamıştır. Elçiye zeval olmaz derler. 
Ne var ki Türkiye elçi melçi dinleme¬ 
miş, giden banş gruplannı cezaevine 
atmıştı. Böylece insanlık tarihindeki 
bir geleneği de çiğnemişti. Kürt Halk 
Önderi bu girişimlerle bizde demok¬ 
ratik çözüm ve barış iradesi var, sizde 
de bu irade varsa bu sorun kısa süre¬ 
de çözülür diyor. Meclisin bu tarihi 
fırsatı değerlendirmesini istiyor. Bu¬ 
gün gerçekten de Kürt Özgürlük Ha¬ 
reketinin tasfiyesi için değil, Kürt so¬ 
rununun çözümü için bir tarihi fırsat 
ortaya çıkmış bulunuyor. 

Özgürlük Hareketi Önder Apo’nun 
bu çagnsma uyarak Maxmur ve Kan- 
dil’den banş gruplarım demokratik 
siyasetin önünü açmak için Türki¬ 
ye’ye gönderdi ve Kürt halkı demokra¬ 
tik çözüm elçilerini muhteşem bir bi¬ 
çimde sahiplendi. PKK’ 5 d Kürt halkın¬ 
dan ayırmak isteyen tüm politikalar 
çöktü. Başbakan’ın PKK ve DTP Kürt 
halkının temsilcileri olamaz söylemi¬ 
nin ne kadar boş olduğu bir daha gö¬ 


rüldü. Aslında halk bir yönüyle de 
Kürt halk Önderi, PKK ve DTP’nin 
Kültleri temsil etmeyeceğini söyleyen 
Başbakana cevap verdi. Ortaya çıkan 
bu fotoğraftan Türkiye’de herkes ders 
çıkarmalıdır. Bu sorunun çözümsüz 
kalmasmm Türkiye zarar verdiğini 
görmelidir. Çünkü bu sorun bir gün 
mutlaka çözülecektir. Türkiye’den 
bazı çevreler Kürt h a lkının demokra¬ 
tik çözüm elçilerinin coşkulu karşı- 
lanmasmdan rahatsız oluyor. PKK’li- 
1er kahramanlar olarak karşılanıyor 
diyorlar. Hiç kızmaya gerek yok. Dev¬ 
letin politikaları sonucu Kürtlerle 
Türkiye toplumunun duygulan farklı¬ 
laşmıştır. Bunu bir yönüyle yaratan 
Türk devletinin psikolojik savaşıdır. 
Kürt h a lkının tepkileri ve bu gruplara 
sahiplenmesi normaldir. Normal ol¬ 
mayan, kardeş denilen Kürt halkının 
duygularmm anlaşılmamasıdır. 

Gelenler demokratik çözüm ve ba¬ 
rış için geliyor. Barışm ve kardeşli¬ 
ğin kazanması için geliyor. Halk da 
sahip çıkarak Türk devlet yetkilileri¬ 
ne sorunu demokratik temelde çö¬ 
zün diyor. Kürt halkı sahip çıkma¬ 
saydı kim bu grupların attığı adımı 
ciddiye alırdı? Halk demokratik çö¬ 
züm ve banş ciddiye almsm diye bu 
elçilere sahip çıkmıştır. 

Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi 
adü, demokratik bir çözüm ve banş 
istiyor. Kürt halkının bu tutumu 
Türkiye için bir şanstır. Böyle bir halk 
sorunu Türkiye ile aramızda çözelim 
diyor. Dış güçlerin etkisine girmeden, 
Türkiye h a lklarının çıkarma bir duruş 
gösteriyor. Türkiye’yi seven herkesin 
böyle bir halkı selamlaması gerekir. 

Halkın operasyonları durdurma 
çabalarına destek verilmelidir 

Kürt Halk Önderinin ikinci pratik 
önerisi: Operasyonlarm durdurulma¬ 
sına yöneliktir. Halkın, askeri birlik¬ 
lerin ya da karakollarm bulunduğu 
yerlere giderek, buranm komutanla¬ 
rından operasyona çıkmamalannı is¬ 
temelerini öneriyor. Halkın da ope¬ 
rasyonları durdurma elçisi olmasını 
istiyor. Çünkü operasyonlardan vaz- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

geçildiği an çözümün yansının ger¬ 
çekleşeceğini düşünüyor. Hüküme¬ 
tin göstermediği operasyonları dur¬ 
durma iradesinin halkın girişimiyle 
gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. 

Kürt Özgürlük Hareketi eylemsizlik 
karan alıyor, çatışmasızlığı sağlamak 
istiyor. Ne var ki Türk devleti operas¬ 
yonlar yaparak çatişmasızlığın gerçek¬ 
leşmesini engelliyor. Bu nedenle Kürt 
Özgürlük Hareketinin tek yanlı çaba¬ 
lan sonuçsuz kalıyor. Kürt Halk Önde¬ 
ri operasyonlann durdurulmasmı sağ¬ 
layarak çözüm önündeki bu tıkanıklı¬ 
ğı da aşmaya çalışıyor. Bu çabalarm 
sonuç vermesi için tüm demokrasi 
güçlerinin hem demokratik çözüm el¬ 
çilerine hem de halkın operasyonu 
durdurma çabalanna destek vermeleri 
gerekir. Banş elçilerine sahip çıkarak 
onlarla beraber hareket ederek Kürt 
sorununun demokratik çözümünü 
birlikte dile getirmelidirler. Yine ope¬ 
rasyonu durdurmak isteyen inisiyatif¬ 
lerle birlikte hareket ederek, halkm gi¬ 
rişimine destek vererek bu operasyon¬ 
lann durdurulması sağlanılmalıdır. 
Kürt Halk Önderinin çözüm için yaptı¬ 
ğı bu çağniann Kürt h a lkı ve tüm de¬ 
mokratik güçler tarafından güçlü bir 
biçimde sahiplenilerek demokratik çö¬ 
züm ve siyasal sürecin önünün aç¬ 
ılması için çalışılmalıdır. 

Kürt halkı. Özgürlük Hareketi ve 
demokrasi güçleri gerçekten demok¬ 
ratik adımlar atıldığında, Kürt soru¬ 
nunun demokratik çözümünde her¬ 
hangi bir irade ortaya çıktığında bunu 
kesinlikle destekleyecektir. Bu konu¬ 
da kararlıdır. Kürt Özgürlük Hareketi¬ 
nin ve Kürt h a lkının temel demokratik 
haklarınm kabulü dışmda bir siyasal 
smır değiştirme, bir devlet iktidarı is¬ 
teme anlammda bir talebi de bir yak¬ 
laşımı da yoktur. Aksine devletin ve 
iktidarın özgürlük ve demokrasi olma¬ 
dığım, devletin h a lkların sorunlarına 
çözüm getirmediğini söyleyen bir siya¬ 
sal hareket söz konusudur. Bu yö¬ 
nüyle Kürt halkı da Özgürlük Hareke¬ 
ti de, Kürt halk Önderi de Kürt soru¬ 
nunun demokratik çözümü için kabul 
edilebilir makul bir yaklaşım içinde¬ 
dirler. Bu yaklaşıma cevap vermemek 
aslında inkârcıhğın devam ettirilmek 




Ekim 2009 | serxwebûn 


12 


istendiği anlamına gelmektedir. İn¬ 
karcılıktan vazgeçenler derhal Kürt 
Özgürlük Hareketiyle ve Önder 
Apo’yla diyalog kurarlar ve bu sorunu 
gözerler. Çünkü bundan daha makul 
bir siyasal yaklaşım gösterecek bir 
Kürt politikası ve Kürt politikacısı bu¬ 
lunamaz. Bu makul yaklaşıma cevap 
vermeyen arayışlar kesinlikle tasfiye 
arayıştandır. Ya da işbirlikçi Kürt ara¬ 
yışıdır. Arük bunu Kürt halkı da görü¬ 
yor, Kürt Özgürlük Hareketi de görü¬ 
yor. Bu yönüyle Türk devleti kendini 
kandırmadan bu makul yaklaşımı 
Türkiye’nin geleceği açısından, Türki¬ 
ye’nin istikran açısından, Türkiye’nin 
demokrasisi açısmdan bırakalım bir 
tehlike, bir şans olarak görüp diyalo¬ 
gu ve demokratik müzakereleri baş¬ 
latması gerekmektedir. Yoksa ben 
yaptım oldu yaklaşımları olamaz. Bu 
demokratik bir yaklaşım değildir. 

Demokratik çözüm demek, de¬ 
mokratik açılım demek, muhatabıyla 
konuşup tartışmak demektir. Ya da 
talep edenin makul haklarmı kabul 
etmek demektir. Bu açıdan Türk 
devletinin çözümde samimi olup ol¬ 
madığının ölçütü demokratik bir du¬ 
ruş göstermesi, sorunların çözü¬ 
münde demokratik yöntemi esas al¬ 
masıdır. Bu da kendini dayatmayla 
değil, Kürt halkını ve siyasal temsil¬ 
cilerini muhatap alıp müzakereyle 
çözmekle olur. Bunun dışmda farkb 
arayışlar kesinlikle sonuçsuz kala¬ 
caktır. İstenildiği kadar dış destek 
abnsm, istenildiği kadar bölge ülke¬ 
leriyle ilişki kurulsun Kürt halkının 
bu iradesi, örgütlülük düzeyi ve mü¬ 
cadele kararlılığı karşısında bütün 
bu tasfiye planları, klasik zihniyet¬ 
ten kaynaklanan bastırma politika¬ 
ları kesinlikle sonuç alamayacaktır. 

Ancak Türk devletinin gelinen aşa¬ 
mada inkâr ve imhadan vazgeçip bir 
çözüm politikası noktasma geldiği gö¬ 
rülmemektedir. Suriye ile ilişkileri, 
Irak’la ilişkileri PKK’nln tasfiyesi üze¬ 
rine kurulmaktadır. Hatta Ermenis¬ 
tan’la ilişkilerin yumuşatılması bile 
Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiye 
edilmek istenmesiyle ilgilidir. Zaten 
tasfiye politikasma destek almak için 
Amerika’da bir dizi görüşmeler ger¬ 


çekleştirdiler. Anlaşılıyor ki tümden 
olmasa da belirli bir destek almıştır. 
Bu tür diplomatik görüşmelerle, dip¬ 
lomatik faaliyetlerle kuşatmayı ta¬ 
mamlamaya çalışmaktadır. 

Kürt sorunu hala 

terör sorunu olarak görülüyor 

Türk devletinin içerde ise Kürt Öz¬ 
gürlük Hareketini ya da Kürt halkım 
muhatap almayacağım, kesinlikle so¬ 
runu bir terör sorunu olarak gördüğü¬ 
nü, hala terör ve terörist kavramım sık 
sık kullanmaya devam ettiğini görüyo¬ 
ruz. Kürt sorunu, terör ve terörizm so¬ 
runu olarak görüldüğü müddetçe, bu 
dil bırakılmadığı müddetçe, yani bu 
sorunun Kürt sorunu ve Kürt soru¬ 
nundan kaynaklanan h a lkın bir dire¬ 
nişi olduğu kabul edilmediği takdirde 
tabii ki sorunlann çözülmesi de müm¬ 
kün değildir. Bu durumda da Kürt 
b a lkının ve demokrasi güçlerinin mü¬ 
cadeleyi 5 mkseltmekten başka yolu 
kalmamaktadır. Nitekim bir taraftan 
açılım denilecek, diğer taraftan savaş 
tezkeresi çıkarılacak. Çocukların, 
gençlerin vurulması sürdürülecek; 
DTP üzerinde baskı kurulacak; DTP 
milletvekilleri tutuklanmayla tehdit 
edilecek, demokratik güçler, çeşitli 
güçler üzerinde yargılama terörü esti¬ 
rilecek. Tüm bu uygulamalar Türk 
devletinin hala bir demokratik çözüm¬ 
de karar kılmamasınm, bir tasfiye 
konsepti jdirütmesinin sonucudur. 

Demokratik açılım dediği yeni Kürt 
politikasını inşa etme ve kabul ettir¬ 
me çalışmaları bu çok boyutlu baskı¬ 
larla birlikte sürdürülmektedir. Bun¬ 
lar birbirine tezat görünmektedir. 
Gerçek anlamda demokratik açılım 
ve Kürt sorununu çözme yaklaşımı ve 
iradesi olsaydı tabii ki bu tür uygula¬ 
malar olmazdı; bu tür çelişkili du¬ 
rumlar olmazdı. Ama mevcut duru¬ 
mu çelişkili olarak görmemek lazım¬ 
dır. Çünkü çözüm politikalan yoktur, 
tasfiye politikaları vardır. Bunlar bir¬ 
birini tamamlayan politikalar olarak 
sürmektedir. Kürt Özgürlük Hareke¬ 
ti, Kürt halkı da bu gerçeği görmüş¬ 
tür. Bu açıdan önümüzdeki dönem 


mücadelenin kıyasıya süreceğini söy¬ 
lemek gerekmektedir. 

Türk devleti iç ve dış kamuo 5 mnun 
da desteğini aldıgma inandığı taktirde 
kapsamlı bir operasyonu hem Kuzey 
Kürdistan’da hem de smır ötesine ge¬ 
çerek gerçekleştirip gerillayı ezmeyi 
deneyecektir. Bu açıdan Türk devleti 
tezkereyi boşuna çıkarmamıştır. Ge¬ 
rektiğinde, fırsatını bulduğunda, iç ve 
dış kamuoyunun buna imkân verdi¬ 
ğini düşündüğü ve böyle bir operas¬ 
yona tepkilerin gelmeyeceğini ya da 
az geleceğini düşündüğü anda askeri 
operasyona başvuracaktır. Hatta iç ve 
dış kamuoyunu demokratik çözüm 
denen, açılım denen tasfiye projesine 
inandırabilirse, bu konuda destek 
alabilirse, sadece askeri operasyonla- 
n değil, bugünkü siyasi operasyonla¬ 
rı, DTP’yi grup olarak çıkarmak ve 
kapatmak dahil, her türlü baskı sis¬ 
temini de gündeme sokacaktır. 

Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi¬ 
ne, kadrolarına, sempatizanlarına, ta¬ 
raftarlarına, halka önemli görevler 
düşmektedir. Bu görevler en başta da 
örgütlülüğünü güçlendirmesidir. Ör¬ 
gütlülüğünü sokaktan, mahalleden, 
köyden, kasabadan başlayarak yay¬ 
gın bir örgütlenme ağı haline getirme¬ 
sidir. Her tarafı örgütlenmeyle öre öre 
tüm toplumu örgütleyen bir güce ka¬ 
vuşması gerekmektedir. Demokratik 
konfederalizm dediğimiz tabandan 
demokratik örgütlenmenin gerçekleş¬ 
mesi ve bunların konfederal bir ilişki 
temelinde örgütlenerek demokratik 
bir kurumlaşma haline getirilmesi ge¬ 
rekmektedir. Bunu gerçekleştirdiği 
taktirde Türk devletinin politikalan 
Kürt h a lkının kendi iradisiyle, kendi 
öz örgütlenmeleriyle önemli oranda 
boşa çıkarılmış olacaktır. Kaldı ki 
böyle bir örgütlülük Türk devletinin 
politikalarmı boşa çıkaracağı gibi, 
böyle bir örgütlülüğün ortaya çıktığı 
bir toplumla mücadelede çok boyutlu 
olarak kesintisiz sürecektir. Böyle bir 
örgütlenmeye dayalı olarak kesintisiz 
bir demokrasi ve Özgürlük Mücadele¬ 
si sürecektir. Bu karakterdeki bir 
mücadele de Kürt sorunun demokra¬ 
tik çözümüne ve Türkiye’yi demokra¬ 
tikleştirme amacma ulaştıracaktır. 




Ekim 2009 | serxwebûn 


13 


VERİMLİ HİLAL KAYNAKLI TOPLUMSAL 
GELİŞME ve YAŞAMI DOĞRU YORUMLAMAK 


“Verimli Hilal'deki toplumsal gelişmeleri bir kez de bu sosyolojik bakış açılarıyla araştırdığımızda; özgürlük 
sosyolojisinin bölgede neolitik devrim sürecinde toplum tarihi açısından en verimli bir kaos aralığına tanıklık 
ettiğini görürüz. Gezginci avcı ve toplayıcılıkla geçinen gruplar, buzulların hızla dağların doruk noktalarına 
çekilmesiyle daha önceki dönem tecrübelerinden kaynaklı toplum yapılanmalarını çözerek yerleşik yaşama, 
tarımla geçinmeye dayalı bir arayışa girdiler. Yüz binlerce yıllık klan toplulukları yerini daha geniş yapılara 
bırakmayla karşı karşıyalar. Tam bir zihniyet dönüşümü, patlaması yapılan bir aşamadayız” 

Bu yazı Reber Apo’nun UYGARLIK kitabından alınmıştır 


Bu başlık altında bÜ 3 mk bir önem¬ 
le açıklamaya çalıştığım husus, belli 
bir toplumsal zaman ve mekân bo 3 aı- 
tunun belli bir yaşam tarzı üzerinde¬ 
ki etkisine ilişkindir. Yöntem soru¬ 
nunda da uzunca üzerinde durmaya 
çalıştığım konu, toplumsal gerçeklik¬ 
lerin insan eliyle ‘inşa edilmiş gerçek¬ 
ler’ olduğudur. Bu konu o kadar 
önemlidir ki, tam anl a mını bulmadan 
girişilecek her tür bilinçlenme faaliye¬ 
ti ‘öğrenme 3 d’, ‘anlamı’ cehaletin ve 
anlamsızlığın konusuna dönüştürü¬ 
lebilir. İddiam odur ki, kapitalist mo- 
demitedeki cehalet, bÜ 3 mk dinlerin 
çıkış koşullarında eleştirip lanetledik¬ 
leri ‘Ebucehil’ cehaletinden daha bü¬ 
yüktür. Bunun da en temel nedeni, 
belki de en sığ materyalizm çıkışlı din 
olan pozitivizmdir. ‘Olguculuk’ olarak 
tercüme edebileceğimiz bu din, bizzat 
insan zihniyetinin ürünü olm^aral^ 
terinden ötürü zaten metafiziMr. ^ 
İnsanın zihniyet itibariyle metafi¬ 
zik karakterli bir varlık olduğunu bu 
amaçla yöntem bölümünde uzunca 
işlemiştim. Pozitivizm, farkmda olma¬ 
dan, bu olguculuğun eski dönemin 
en sığ ‘putçuluğu’ olduğunu göremi¬ 
yor. Olguculuk = putçuluk ideamı 
önemle ileri sürüyorum. Olguculuk 
bir gerçeği yorumlayış biçimi değildir. 
Ne kadar tersini iddia etse de, olgula¬ 
ra dayalı bilimin felsefesi de değildir. 
Çünkü böyle bir felsefe olamaz. Göze 
çarpan, kulağı titreten her görüntü 
ve ses olgudur. Her hissediş de olgu¬ 
dur. Evren gerçekliğinin bunlardan 


ibaret olduğunu hangi çılgın veya ca¬ 
hil idea edebilir? Eflatun’un görüşüy¬ 
le olgular görüntü bile sa 3 nlmaz. Olsa 
olsa Nietzsche bakışıyla basit birer 
algı olabilirler. Algı-olgu ilişkisi üze¬ 
rinde durulabilir. Tıpkı nesne-özne 
üzerinde durduğumuz gibi. 

Ne yazık ki, modemite olguculuk 
üzerine inşa edilmiş bir yaşamm res¬ 
midir. Bilinçli olarak ‘resmidir’ keli¬ 
mesini kullamyorum. Çünkü moder- 
nite yaşamm özüyle değil, en 3 nizey- 
sel biçimiyle ilgilidir. Adomo’nun dile 
getirip de çözemediği “Yanlış hayat 
doğru yaşanmaz” deyimi, Yahudi 
soykırımı karşısmda duyduğu bÜ 3 mk 
hayal kınklığmm sonucudur. Bu as¬ 
lında k ilit bir deyimdir. Ama açıkla¬ 
masızdır. Hayatın temel yanlışlığı ne¬ 
rededir? Yanlış hayattan kim sorum¬ 
ludur? Nasıl inşa edilmiştir? H â kim 
toplum sistemiyle ilişkisi nedir? Ben¬ 
zer bu tip sorularm cevabı yoktur. 
Sadece kökenlerini Aydınlanma ve 
rasyonalite sürecine dayandırmakla 
yetinmişlerdir. Konu, yani yanlış olan 
hayat biçimi muğlâk bırakılmıştır. 

Benzer çaba Michel Foucault’da 
da vardır. Foucault, “Modemite in¬ 
sanın ölümüdür” der ve bır a kır. Bu 
kadar ünlü bir filozof nasıl da insa¬ 
nın ölümü gibi çok hayati bir konu¬ 
yu bir cümleye sığdırıp bırakabilir? 
Açıklayacakken, erken ölümden 
bahsetmek fazla anlam taşımaz. 
Önemli bir hakikat, yomm son ne¬ 
feste de olsa açıklanma}^ gerektirir. 
Kopernik ölüm döşeğindeyken. 


‘Dünyanm güneş etrafında döndü¬ 
ğünü’ açıklayan eserini ya 3 nnlatma 3 n 
ihmal etmez. Benzer birçok hakikat 
yommlayıcısı hem Batıda, hem Do¬ 
ğuda vardır. Postmodernite eleştiri¬ 
cileri modemitenin yaşam suçuna 
çok bulaştıkları için, gerçekleri biraz 
da utangaçça dile getirirler. Yani kö¬ 
leliğe, iktidara bulaşmış, onun bilgi 
sistematiğinden şerbetlenmiş, bu¬ 
laşmış olanların ortak üslubunu 
kullanırlar. Biraz da Ezop üslubu! 

Açıklamaya çalıştığımız husus, 
tekrar edelim ki, doğm ve yanlış ha¬ 
yat kurgulamalarıdır. Sadece moder- 
nitenin (kapitalist) değil, diğer eski 
uygarlıkların dayattığı hayat doğm 
kurgulanmış olabilir mi? Sümer ra¬ 
hiplerinden tanrı-krallarma, Mısır 
tanrı-krallarmdan İran Kisralarma, 
İskender’den Roma imparatorlarma, 
İslam sultanlarından Avrupa mo- 
narklarma kadar hayatı resmen te¬ 
mellendiren sistemleri de hayatı 
yanlış temellendirmede en az kapita¬ 
list modemite kadar sommiu tutula¬ 
mazlar mı? Bir zincirin halkaları mi¬ 
sali toplumsal gelişmenin bo 3 nıuna 
taktıkları bu halkalarla yanlış yaşam 
gittikçe temellendirilmiş olmuyor 
mu? Yanlış hayat tarzından yalnız 
modemiteyi ve onun savaş ve soykı¬ 
rım düzenini sommiu tutmak yet¬ 
mez. Sorunun kökü kadar cevabı da 
derindedir. Verimli Hilal’deki bÜ 3 mk 
kültürel devrim ve yol açtığı yaşam 
tarzı üzerinde dururken, tüm bu so- 
mnlann kaynağına inmek istedik. 













14 


“Zorunlu ihtiyaçlar, güvenlik ve çoğalma, canlıların neredeyse tümünü 
bağlayan üçgendir. Bunun sınırlı zihniyetle bağını yorumlamıştık. Yaşamda 
farkın gelişmesi demek, zihniyetin esnekliğinin gelişmesi, dilde simgesel 
anlatıma geçiş ve bunun mümkün kıldığı maddi yapılanmalara daha çok 
erişim demektir. O halde kültürel gelişme; zihnin esnekliği ve simgesel 
dilin gelişmesiyle birlikte artan maddi nesnelerin toplam ifadesidir” 


Şüphesiz kültürle toplumu tama¬ 
men izah edemeyiz. Birçok öğeyi bu¬ 
na eklemek gerekecektir. Ama teme¬ 
lin kültür olduğu da çok az yadsına¬ 
bilir. Geçerken ‘kültür’ kavramına 
yüklediğimiz anlamı da açıklamalı¬ 
yız. Bununla anl a mlı bir ‘uzun süre’ 
tarihle toplumun yaşamasmda vaz¬ 
geçilmez özelliklere sahip bir mekânı, 
coğrafya}^ kastediyoruz. Toplumu sı¬ 
fırdan bu süreli tarih ve coğrafyayla 
anlamlandırmıyoruz. Fakat çok sayı¬ 
da olan inşa edilmiş toplumsal ya¬ 
şam biçimlenmesinde temel rol 03010- 
dıklarmı belirtmek istiyoruz. Top- 
lumlann zaman ve mekânla kayıtlı 
yaşam halkalarından oluştuğunu, 
her halkanın diğerine bağlılığı kadar 
kendine özgü bir farkı olduğunu da 
bu açıklamanın gereği sa3mıakta3oz. 

Semitik ve Çin toplumlannm on 
bin yıl önceki temellere dayalı yaşam 
farklılıkları günümüzdeki yaşamlan- 
m belirle3dci ölçüde anlamlandırmak¬ 
tadır. Aryenik yaşam kültürü için de 
aynı husus belirtilebilir. Öte yandan 
temeldeki bu yaşam kültürünü, hiye¬ 
rarşide ve devlette, kendi maskeli ve¬ 
ya maskesiz, örtük ve çıplak krallar 
yönetiminde resmileştirerek bÜ3mk 
anlam çarpıtmalanna, saptırmalara 
uğrabp her türlü çirkinliğe, savaşla¬ 
ra ve soykırımlara açık hale getirdik¬ 
lerini ‘anlambiliminden’ çıkarabil- 
mekte3dz. Dikey olarak resmi-ga3ni 
resmi yaşamlar kadar, yatay olarak 
da farklı halkalar halinde yaşamlar 
söz konusu olabilmektedir. Yine de 
ana ka3maktaki toplumsal yaşam 
tüm bu halkalardaki biçimleri belir¬ 
leyen öz niteliğindedir. 

Kültür kavramının içeriğini biraz 
daha açalım. Şüphesiz klan toplumu 
da bir kültüre, dolayısıyla yaşama 
sahiptir. İnsan toplumunda evrensel 


bir özellik gösteren klan toplumun- 
daki yaşamın anlamı benzerdir. Dil 
ve düşünce yapısı işaretlerle 3mrü- 
tülmektedir. Primatlarla, dolayısıyla 
hayvanlarla arasındaki mesafe fazla 
açılmamıştır. Bir klan yaşammı hi¬ 
kâye etmek, hepsini anlatmak gibi¬ 
dir. Zorunlu ihtiyaçlar, güvenlik ve 
çoğalma, canlıların neredeyse tümü¬ 
nü bağlayan üçgendir. Bunun sınırlı 
zihniyetle bağım yorumlamıştık. Ya¬ 
şamda farkın gelişmesi demek, zih¬ 
niyetin esnekliğinin gelişmesi, dilde 
simgesel anlatıma geçiş ve bunun 
mümkün kıldığı maddi yapılanmala¬ 
ra daha çok erişim demektir. 

Her büyük kültür kuşağı büyük ve 
farklı bir yaşamın gelişmesi demektir 

O halde kültürel gelişme, zihnin 
esnekliği ve simgesel dilin gelişme¬ 
siyle birlikte artan maddi nesnelerin 
toplam ifadesidir. Dar anlamda kül¬ 
tür bir toplumun zihniyetini, düşün¬ 
me kalıplarını, dilini ifadelendirir¬ 
ken, geniş anlamda buna maddi bi¬ 
rikimlerinin de (ihtiyaçları gideren 
tüm araç gereçler, besinle besin 
üretme, saklama, dönüştürme bi¬ 
çimleri, ulaşım, savunma, tapınma, 
güzellik araçlarının toplamı) eklen¬ 
mesini ifade eder. Kültür zihniyeti ve 
araçlarındaki benzerlik ve farklılık¬ 
larla yoksullukları ve zenginlikleri 
arasındaki eşitsizlikler, farklı ve ben¬ 
zer yaşam düzeylerini belirler. 

Zihinsel ve maddi birikimlerin biz¬ 
zat insan yeteneğiyle inşa edildikleri¬ 
ni, bu anlamda toplumsal gerçeklik 
halinde ifadeye kavuştuklarım yine 
tekrar belirtmeliyiz. Bu durumda tüm 
eski taş devrinde milyonlarca 30I sür¬ 
müş klan-toplum yaşammm benzerli¬ 
ğini ve özgün far klı lıklara pek sahip 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

olmadıklarını belirtmek ciddi bir an¬ 
lam kaybma yol açmayacaktır. Bü3nik 
kültürel kuşaklarm ortaya çıkışına bu 
nedenle yüksek anlam biçtik. Zira her 
bÜ3mk kültür kuşağı, bÜ3mk ve farklı 
bir yaşamın gelişmesi demektir. Top¬ 
lumsal gelişme3d bu anlamda kültürel 
gelişmeyle özdeşleştirmek mümkün¬ 
dür. Formülleştirirsek, ne kadar zihin 
esnekliği, özgürlüğü, o kadar simgesel 
dil anlamcıhğı, düşünce zenginliği, 
buradan da daha çok maddi kültür 
araçlarma sahip olmak o denli top¬ 
lumsal yaşamm gelişmesi demektir. 

Bu bölümün temel varsa3nmı olan 
inşa edilmiş gerçeklik olarak toplum¬ 
sallık, esas olarak insan yaratımı de¬ 
mektir. Şüphesiz ondaki madde mik¬ 
tarı, biyolojik gelişim göz ardı edilmi¬ 
yor. Bunların fizik, kimya ve biyoloji 
gerçekleri olarak araştırıldıklarını bi¬ 
liyoruz. Ayrıca insanı tür ve zihin 
olarak inceleyen antropoloji ve psiko¬ 
loji kendi alanlarında anlam üret¬ 
mektedirler. Eleştirilerimiz de olsa, 
bilimin parçalanmış halinden öğre¬ 
nebildiklerimiz vardır. Toplumsal 
gerçekliğin farklı bir algılama düze}^ 
olduğunu sıkça belirtmemiz, diğer 
bilimlerle aradaki farkı İ3n kavramak 
içindir. Bu farkı yakalamadan, pozi- 
tivistlerin düştüğü bÜ3mk hataya dü¬ 
şüp ‘bilimcilik’ hastalığından kurtu- 
lama3nz. Bunun sonucu ise, kapita¬ 
list modemitede sonuçlanan soykı¬ 
rımdır. Soykırım, tekrar vurgulama- 
li3nm ki, Adomo’3m dehşete düşüren 
ve olmasını hiçbir tanrısal ve insani 
yaklaşımm izah edemeyeceği, bütün 
kitapların bir anlamda ateşe atılması 
gerektiğini düşündüğü ve hayatın 
yanlış kurulmasına dayandırdığı bü- 
3mk suçtur. Soykırım mazlumlannm 
bunun dışında bir anlamla anılama- 
yacağı önemli bir tespittir. Modem 
yaşam, pozitivizm bu gerçeği kabul 
etmemekte direniyor. Sanki 3dne de 
soykırımlara rağmen toplumsal ya¬ 
şamm yaşanabileceğini sanıyor. Ve¬ 
ya bu suçu temel dayanaklarıyla yok 
etmeden, o suça yol açan zihniyet 
çarpıtmaları ve maddi uygarlık de¬ 
ğerleriyle birlikte yaşanabileceğine 
cüret ediyor. Adomo hiçbir kitapta, 
dola3nsıyla zihinde yer bulmaması 









Ekim 2009 | serxwebûn 


15 


gereken bu cüretten dola)^ irkiliyor, 
kabuğuna çekiliyor ve ölüyor. 

Hâkim kültürün kadını kapatmasına 
asla hoşgörü göstermedim 

Benim yapmaya çalıştığım, bu 
‘CÜRET’in kaynaklarmı ve olası aşıl¬ 
ma biçimlerini sorunsallaştmp cevap 
verme yeteneklerimizi açığa çıkara¬ 
rak anlam ve eyleme kavuşturmak¬ 
tır. Sürüp giden modemitenin gittik¬ 
çe kurumlaşmış soykırım odaklarma 
yol açtığmı hiç göz ardı edeme3dz. Gö¬ 
zümüzün önündeki İrak gerçeği, açık 
veya örtük, Ortadoğu’nun tüm rejim¬ 
lerinin soykınmsal niteliğini ve suç 
ortaklığını gayet açık ve dehşet için¬ 
de, sadece içerisinde yanarak eriyen¬ 
lere değil, gözlemleyenlere de hisset¬ 
tirmektedir. Ama diğer yandan mu¬ 
azzam bir özgür yaşam arayışı da 
vardır. Ya özgür yaşam, ya soykırım 
asla birlikte yaşanacak bir ikilem 
olamaz. Böyle yaşayarak bu suça as¬ 
la ortak olamayız. Nasıl oldu da yaşa¬ 
mın en zengin anlamına yol açan bu 
topraklar, bu tarih bu hale geldi? Bir 
tarafında yaşamın ilk anlamına yol 
açmış etnisitelerin savaşı, diğer yan¬ 
dan modemitenin son bÜ3mk tannsı- 
nm önderliğindeki savaşlar? Demek 
ki, konuya döne dolaşa 3mklenmek- 
ten, cevabını vermek ve eylemini ger¬ 
çekleştirmekten kaçmılamaz. 

Verimli Hilal’deki yaşamın tadını 
biraz da edebi dille anlatmali3nm. 
Sözüme Diyarbakır-Çayönü kazıla¬ 
rını başlatan Bradway’m bir gözle¬ 
miyle başlayayım. Bradway, “Yaşam 
dünyanın hiçbir yerinde Zagros-To- 
ros dağ silsilelerinin kavisli etekle¬ 
rindeki kadar anlamlı olamaz” der. 
Acaba çok uzak bir kültürde yetiş¬ 
miş bu insana, bu sözü neler his¬ 
settirdi? Uygarlığı 130 tanıyan bir ar¬ 
keolog, tarihçi olarak, neden en an¬ 
lamlı yaşamı bu kültürel sahada gö¬ 
rüyor? Hâlbuki buraların bugünkü 
yaşayanları Avrupa’daki en düşük 
bir ücrete bile kırk takla atıp veba¬ 
dan kaçar gibi bu topraklardan 
kaçmak istiyorlar. Hiçbir kutsallan 
ve estetik değerleri kalmamış, bir 


daha elde edilemeyecekmiş gibi, gö¬ 
çü kader gibi karşılıyorlar. 

İtiraf etmeli3dm ki, bir dönem ben 
de modemite hastalığma tutularak, 
ana-baba dahil, bu topraklann her 
şeyinden kaçmak istedim. Hayatta en 
bÜ3mk yanılgımm bu olduğunu ken¬ 
dime sıkça itiraf ederim. Ama Brad- 
way’in gözleminden tümüyle kopma¬ 
dığımı biliyorum: o eteklerin çocuğu 
olarak, dağlarm başını tann ve tann- 
çalarm kutsal tahtı, eteklerini ise bol¬ 
ca yarattıklan cennetin köşe parçala- 
n olarak görüp hep dolaşmak iste¬ 
dim. Adım daha çocukken ‘dağ deli¬ 
si’ olarak çıkmıştı. Bu yaşamın daha 
çok tann Dionysos’a ait olduğunu 
sonradan öğrendim. Dionysos, peşin¬ 
de ve paş’mda (Kürtçe, önünde ve ar¬ 
kasında) Bakha’lar adlı özgür ve sa¬ 
natkâr kızlar grubuyla dolaşırmış. 
Birlikte yi3dp içip eğlenirlermiş. Bu 
tannsal yaşamı sevmiştim. Filozof Ni- 
etzsche de bu tann}n Zeus’a tercih et¬ 
miş. Hatta birçok özdeyişinin altma 
‘Dionysos’un Çömezi’ unvanım atar¬ 
mış. Köydeyken ve dinin gereklerine 
pek uymasa da, kızlarla nişan, baş 
göz 03mnlanndan çok, birlikte oyna¬ 
maya çok istekliydim. Doğalı da bana 
göre böyle olmalıydı. Hâkim kültürün 
kadını kapatmasına asla hoşgörü 
göstermedim. Namus dedikleri kanu¬ 
nu tanımadım. Halen kadınla smırsız 
özgür tartışmaya, oynamaya, yaşa- 
mm diğer tüm kutsallannı paylaşma¬ 
ya yanıüm evet, ama birbiriyle adına 
ne dersek diyelim, gerekçesi ne olur¬ 
sa olsun, güç temelinde ve mülkiyet 
kokan köleliklere bağlılıklara ise ya¬ 
nıtım sonuna kadar ha3nrdır. 

Bu dağlarda özgür kadm gruplan- 
nı hep tanrıça esiniyle selamla3np öy¬ 
le ‘anlamlaşmaya’ çahşüm. Sıkça ha¬ 
berlerde geçen “Kamyon ve traktör 
kasalarına doldurulmuş bir grup Gü¬ 
neydoğulu kadm filan bölgede ırgatçı- 
hğa giderken yol kazasında öldüler” 
cümlesini duydukça, sözde bu kadm- 
lann sahibi erkek, aile, hiyerarşi ve 
devletine olan öfkemi hiçbir olaya da¬ 
ha göstermediğimi de sıkça hatırla- 
nm. Tanrıça so3mndan geriye bu ka¬ 
dar düşüş nasıl olabilir? Aklımın, ru¬ 
humun kesinlikle kabullenmediği bu 


düşüşü zihnime asla yedirmedim. Be¬ 
nim için kadm ya tanrıça kutsallığı 
içinde olacak, ya da hiç olmayacaktı. 
Şu sözün doğruluğunu hep düşünü¬ 
rüm: “Bir toplumun kadmlannm ya¬ 
şam düzeyi, o toplumun tanımında 
esas ölçüttür." Anam için neolitiğin 
‘ana tannça kültüründen kalma’ sö¬ 
zünü kullanmıştım. Onlar gibi şiş¬ 
mandı. Modemitenin yapay ana inşa¬ 
sı ondaki kutsallığı görmemi engelle¬ 
mişti. Hayatımda bü}mk acılar yaşa¬ 
mama rağmen, hiçbir olaya ciddi ola¬ 
rak ağlamadım. Fakat modemite ka- 
lıplarmı 3nktıktan sonra, başta anam 
ve onun şahsmda tüm bölge (Ortado¬ 
ğu) analarım hep içim burkularak ve 
gözlerim yaşararak hatırlanm, baka¬ 
rım. Anamın zorbela taşıdığı ku3m 
bakracından daha yan yoldayken ye¬ 
re indirip }aıdumladığım su3mn anla- 
mma, en seçkin ve yürek burkucu 
hatıralarım olarak bakanm. Herkesin 
yaşadığı ana-baba ilişkilerine, moder- 
nite3d tüm zihin kahplarmda yıkhk- 
tan sonra bakmalannı tavsiye ede¬ 
rim. A3mı bakış açılannı tüm neolitik¬ 
ten kalma ‘köyün ilişkilerine’ de yan- 
sıtmalarmı isterim. Modemitenin en 
bü}mk zaferi, şüphesiz on beş bin yıl¬ 
lık inşa edilmiş kültür bakışımızı yık¬ 
ması ve hiçe indirgemesini başarma¬ 
sıdır. Bu kadar 3nkılmış ve hiçe indir¬ 
genmiş birey ve topluluklanndan soy¬ 
lu, özgür bir bakış, direniş ve yaşam 
tutkusu beklenemeyeceği anlaşılırdır. 

Köyden kaçamasına kente sığınmayı 
bir suç gibi görüyorum 

Kavisin dağ eteklerindeki her bitki 
ve hayvan canlısı benim için bir tut¬ 
ku nesnesiydi. Onlarda sanki kutsal 
bir mana varmış gibi bakardım. On¬ 
lar benim için, ben onlar için yaratıl¬ 
mış birer arkadaştık. Peşlerinden çok 
koştum. Aşkla. Benim aşkım biraz 
böyleydi. Halen bu konuda en affet¬ 
mediğim hareketim, avladığım kuşla¬ 
rın başım hiçbir acıma hissi du3mıa- 
dan koparmamdı. Özne-nesne anla- 
3aşı altmdaki derin tehlikeyi görmem¬ 
de bu olaylar kadar hiçbir anlatım 
beni etkilemedi. Ekolojik tercihim ço- 



16 - 

cukluğumun bu tutku ve suçunun 
itirafıyla yakından bağlantılıdır. Avcı¬ 
lık kültüründen kalma bu bÜ3mk ruh 
tehlikesini birer avcılıktan ibaret olan 
‘güçlü sömürgen, bu3aırgan adamm’ 
sanatı olan iktidar ve savaşlarının 
maskesini düşürmekle (maskeli ve 
maskesiz tanrılarla örtük ve çıplak 
krallar) ancak giderebilecektim. Bitki 
ve hayvanlarm dilini anlamadıkça ne 
kendimizi anlayabilecek, ne de ekolo¬ 
jik toplumcu olabilecektik. Beni bı¬ 
rakmayan bitki ve hayvanlarımın 
anılarına böyle anlam verecektim. 

Dağların eteklerinden hemen 
başlayan ovaların bahar açıhşmdan 
güz kapanışına kadar üretime hazır- 
lanmasım, ürünlerin derlenmesini, 
harmanlanmasını, tanelerin toplan¬ 
masını hahamın çiftçiliğinden hatır¬ 
ladıkça, hiçbir romanın vermediği 
duygu yüklenimlerimi zor tutarım. 
BÜ3mk hayıflanmam var: Neden o 
tanrı yolcularını tam anla3np arka¬ 
daş olamadık? Gerçi tüm ilişkilerim 
arkadaşlık içindeydi. Ama o kor¬ 
kunç modemite ilişkileri 3nizünden, 
babamın ölümünün bile büyük ya¬ 
sını tutamamayı halen affedemiyo¬ 
rum. Babam belki de babaların en 
güçsüz, ama saf, temiz tanrı kulla¬ 
rından biriydi. Fakat bana göre çift¬ 
çi babalar en değerlisidir yine. 

Tüm köy ilişkileri bana vaktini dol¬ 
durmuş, bilinmeyen bir dönemin öl¬ 
gün çabalan gibi gelmiştir. Köyden 
kaçarcasma kente sığmmayı da bir 
suç gibi görüyorum. İnsan için ideal 


yaşamm modemitenin (tüm uygarlı- 
ğm) kanserli kent yapısmda değil, 
ekolojik köylerinde sağlanacağmdan 
kuşku duymuyorum. Kent ancak eko¬ 
lojik köylerle tam U3mmlu olduğunda 
izin verilecek bir mekân olabilir. 

Modemitenin aptallarını 
oynamaktan kurtulmalıyız 

Amanoslardan Zagroslara kadar 
bu silsileler altında yaşamış ve halen 
yaşayan halklan, dağların zirvesin¬ 
deki tahtlarında oturan tann ve tan- 
rıçalann kutsal yolculan olarak de¬ 
ğerlendiririm. Modemiteye göre geri¬ 
lik suçlamasının artık kesinlikle ter¬ 
sinin doğru olduğuna inanıyorum. 
İlerilik-gerilik bir ideolojik yargı 
olup, sadece geri değil, insanlık düş¬ 
manı olan kapitalist-modernite zih¬ 
niyetini iyi çözmek, gerçek insani te¬ 
mellere inmek olduğundan, özgürlü¬ 
ğe bü3mk dönüş sağladığıma inanı¬ 
yorum. Kârcılık, endüstriyalizm ve 
ulus-devletçilikten ibaret modemite 
cehenneminden kurtulmakla her şey 
daha 130 anlaşılıyor ve yaşamm an¬ 
lam zenginliğine yol açıyor. Neolitik¬ 
ten kalma bir höyüğe gösterdiğim il- 
gi3d ve tutkuyu Newyork’la değiş¬ 
mem. İçinde hiçbir anlam barmdır- 
mayan, bütün kapılarını daha ‘kârlı 
yaşam’a, insamn ‘demir kafes’ altma 
alınmasına ve yaşam katili ‘endüstri¬ 
yalizm canavar’larma açmış kent; 
hiç kimsenin birbirinden bir şey an- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

lamadığı ‘yetmiş iki dilli Babil’in da¬ 
ha da anlamsız kopyalarından başka 
anlama sahip değildir. İnsanlığın 
kurtuluşunun bu kentizmin kanser¬ 
li yapısmm 3nkılmasmdan geçtiğine 
dair kuşkum yoktur. 

Bu kısa öykü3m hangi yaşam kül¬ 
türünden geldiğimize ilişkin bir çağ¬ 
rıştırma yapmak için anlattım. İnşa 
edilen toplumsal gerçekliğin bir üre¬ 
timi olan bu yaşam tarzını yetkince 
anlayamazsak, ‘modemitenin aptal¬ 
larını’ oynamaktan kurtulamayız. 
Dağdaki çobana kadar herkesi esir 
alan, özünde yaşamm bitmesi anla- 
mına geldiğini en yetkin filozofların 
ağzından çıkan sözlerle vermeye ça¬ 
lıştığımız ve hepsinden çok kendimin 
de öyle olduğundan kuşku du3mıadı- 
ğım kanserli modemite yaşamından 
kurtulmadıkça, zihniyet ve irademiz¬ 
le (düşünce-örgüt-eylem) mümkün 
kıldığımız özgür yaşamı, kaynağıyla 
birlikte edindiği tüm zenginlikleri 
içinde yaşayamayız. Er veya geç ‘yan¬ 
lış kurgulanmış hayatlarımızm doğm 
yaşanmayacağını’ anlayacağız. 

Bilimsel dille öykümüzü biraz da¬ 
ha açalım. Verimli Hilal’de inşa edilen 
toplumsal gerçeklikler ana hatlanyla 
bugünkü yaşamm sürdürülmesinde 
de varlıklarmı sürdürmektedir. Hem 
zihniyet hem maddi kültür unsurları 
bazı nicel ve nitel değişikliklere rağ¬ 
men özde benzerdirler. Dil temel yapı- 
smda ortaktır. Düşünce biçimleri bi¬ 
limsel, dinsel ve sanatsal alanlarda 
aynmlanmış olarak sürmektedir. Sa¬ 
vunma ve saldın savaşlan dün de, 
bugün de vardır. Temel kurum olarak 
aile, gerçekliğini sürdürmektedir. 

Aradaki farklar devlet kurumu- 
nun bÜ3mmesine dayalı olarak geliş¬ 
miştir. Toplumun aleyhine sürekli 
alanını genişleten devlet, ihtiyaçlan 
temelinde toplumsal zihniyet ve 
maddi kültür birikimlerini mülkiye¬ 
tine geçirdikçe, sürekli nicel ve nitel 
değişime uğratmıştır. Sanıldığmm 
aksine, toplumsal gelişmeler devlete 
rağmen sürdürülmüştür. Sümer ra¬ 
hip devletinden kapitalist moderni- 
tenin ulus-devletine kadar devlet 
oluşumlarmm toplumsal sonuçlanm 
ve yol açtıklan uygarlık denilen kent 

















17 


Ekim 2009 I serxwebûn 


kültürünün esas işlevini anlamlaş- 
tırmaya çalışacağız. Özellikle sınıf- 
sallaşmanın devleti değil, daha çok 
devletin sınıflaşma}^ dal budak ha¬ 
linde yaydığını göreceğiz. 

Süre kavramının toplumsal 
gelişmedeki rolü kavranmıyor 

Fernand Braudel’in süre kavra- 
mmın toplumsal gelişmedeki rolü¬ 
nün yeterince kavranmadığı kanı¬ 
sındayım. Özellikle süre-kültür, 
süre-uygarhk ve süre-toplum bi¬ 
çimleri açımlanmaya muhtaç kav¬ 
ramlardır; tarihe güçlü bir katkıdır. 
Fakat tarih bilimine yetkince uygu¬ 
lanamamaktadır. Buradaki çözüm¬ 
lemede bu kavramı cesaretlice aça¬ 
rak kullanmaya çalışacağım. 

a- ‘En uzun süre’, dördüncü bu¬ 
zul döneminin sona ermesinden 
sonra, neolitik devrimde ana nehri 
oluşturan Verimli Hilal toplumu 
için, ancak ya benzer yeni bir buzul 
dönemi, ya nükleer bir felaket ve ön¬ 
lenemeyen bir hastalık veya benzeri 
nedenlerle varlığını fiziksel olarak 
sürdüremez zamana kadar geçerlili¬ 
ğini sürdürmek durumundadır. Çin 
ve Semitik kökenli kültürler birer 
kol olarak bu ‘uzun süre’ toplumun- 
da yer alırlar. Diğer küçük kültürel 
kollar ana nehir için birer ırmak gi¬ 
bidir. Tezin içyapısım İ3d anlam^ 
gerekir. İnşa edilen toplum zihni}^ 
ve maddi kültürel öğeleriyle o denli 
güçlüdür ki, hiçbir iç toplumsal ne^ 
den bu süre dahilinde bu toplumu 
3akamaz. Temel kültürel toplum’ 
kavramını bu süre karşılığında kul¬ 
lanabiliriz. Kabplarmı, içerik ve biri¬ 
kimlerini tekraren de olsa sıkça ver¬ 
memin nedeni budur; ‘en uzun sü¬ 
re’ kavramına denk düşen ‘temel 
kültürel toplum’ tanımma ulaşmak 
içindir. Çünkü süre ve toplum kav- 
ramlan bu yeni anlamlarıyla top¬ 
lumbilimine katkı sağlayıcı nitelik¬ 
tedir. Liberal toplumcular daha şim¬ 
diden ‘tarihin sonu’ kavramıyla ken¬ 
di toplumsal algılarını sahte bir me¬ 
tafizikle sonsuza dek geçerli saymak 
isterler. Marksistler ve diğer ‘mah- 


şerci’ yaklaşımlar, zaman-mekân 
bo3mtundan kopuk bir ‘ebedi saadet 
çağı’nı vaat ederler. Kötümserler da¬ 
ha çok geçmiş ‘altm çağ’ anla3nşmı 
anımsayarak, şimdiki ‘teneke çağı’- 
nm anlamsızlığından dem vururlar. 

En uzun süre kavramı tüm bu 
toplumsal teorilere göre daha bi¬ 
limseldir. Somut koşullar kadar, 
toplumsal sistemin başı ve sonu 
için anlaşılır argümanlar sunmak¬ 
tadır. Tarihi ne olaylar yığını halin¬ 
de boğmakta, ne de dar toplum bi¬ 
çimlerinin dönemsellik basitliğine 
düşmektedir. Ne anlık olaylar ne de 
toplum biçimleri hayatın anlamını 
kapsamlı yorumlama yeteneğinde 
olamaz. Bunlar ancak kısmi anla¬ 
tımları başarabilirler. 

En uzun süre kapsamında temel 
kültürel toplumda her tür din, dev¬ 
let, sanat, hukuk, ekonomik, politik 
ve diğer temel kurumlara yer vardır. 
Kurumlar nicel ve nitel yönleriyle sü¬ 
rekli değişirler. Bazıları çok küçülür, 
karşıtlan bÜ3mr. Azı yok olurken, iş¬ 
levleri ya başka kurumlarda ya da 
yenilerinde anlamı n ı sürdürür. Top¬ 
tancı bir anla)aşla diyebiliriz ki, tüm 
kavram ve kurumlan arasında oluş¬ 
turucu bir diyalektik ilişki vardır. 
Ana kültürel toplumun tekliği, onu 
güçlü ortaklarmdan ve yeni iç olu- 
şumlanndan yoksun kılmamaktadır. 

Bu noktada ‘evrimcilerle’ ‘yara- 
ilşr* arasındaki kavgayı anlaya- 
Yaratımcılar ‘en uzun süre’ 
ihramının farkındadırlar. Esas 
güçlerini buradan almaktadırlar. 
Tannnm evreni yaratım süresi ve so¬ 
nu hakkmdaki ayetleri kültürel an¬ 
layışla açıklanabilir. Sosyolojik ola¬ 
rak yorumlarsak, yaratıcı görüş inşa 
edilen toplumun kutsal, 3mce, gör¬ 
kemli özelliğinin farkındadır. Zaten 
Kitabı Mukaddeslerin üçü de (Tev¬ 
rat, İncil ve Kuran) Verimli Hilal’deki 
büyüleyici, kutsal yaşamı izah etme¬ 
ye çalışan yorumlardır. İnsanlığın 
büyük çoğunluğunun bu üç dine 
mensubiyeti, oluşturdukları yorum¬ 
ların niteliğinden ileri gelmektedir. 
Mucizevî olarak gerçekleşen (dönem 
insanlığı için bu kavram anlaşılırdır) 
yeni kültürel yaşamm ebediyete ka¬ 



dar süreceğini iddia etmek, bunu te¬ 
mel inanış haline getirmek bu kültü¬ 
rün etkile)dci gücünü göstermekte¬ 
dir. Düşünelim: Milyonlarca 3^! klan 
olmaktan ve bir nevi primat olmak¬ 
tan kurtulamamış insan kümeleri. 
Verimli Hilal’deki devrimle çok ola¬ 
ğanüstü, ancak mucize terimiyle 
izah edilebilecek bir toplumsal in¬ 
şayla karşılaşıyorlar. Bunu kutsal, 
)mce, ilahi, bayramsa! olarak karşı¬ 
lamaktan geri kalabilirler mi? 

İnsanlık kendi öyküsünün derin 
hafızasına sahiptir 

Hemen hatırlatalım ki, Durkheim 
gibi sosyologlar ve diğer bilimciler, 
toplumu olaylar ve kurumlar topla¬ 
mından oluşmuş insan gruplan say¬ 
maktan öteye gitmiş sa3nlmazlar. Sı¬ 
nıfsallık, devlet, ekonomi, hukuk, 
politika, felsefe ve din gibi anlatım¬ 
lar olay ve kurum mantığını aşmaz. 
Fakat bu yaklaşımlar neden bir Ki¬ 
tabı Mukaddes kadar değer bulma¬ 
dıklarını bir türlü anlamak istemez¬ 
ler. Anlatımlarının en önemli zaafı, 
en uzun süre toplumunun önemini 
kavramamış olmalannda yatar. Şu¬ 
nu yine önemle belirtmeli3dm ki, in¬ 
sanlık kendi öyküsünün derin hafı¬ 
zasına sahiptir ve bunu kolay terk 
etmez. Samidığımn aksine, toplum- 
larm kutsal din kitaplarma bağlılığı 
soyut bir tanrı ve bazı ritüelleri teş¬ 
kil etmesinden ötürü değildir. Kendi 
yaşam öykülerinin anlamını ve izini 
bu kitaplarda sezdikleri için bÜ3nik 
saygı duyarlar. Bir nevi yaşayan 
toplumun hafızası rolünü oynadık¬ 
ları için bu kitaplar vazgeçilmezler 
arasındadırlar. İçindeki olay ve kav¬ 
ramların doğru olup olmaması ikin¬ 
ci planda kalan ayrıntılardır. Fer¬ 
nand Braudel, çok yerinde olarak, 
“Tarih sosyolojikleşmeli, sosyoloji 
tarihselleşmeli” derken, temel bir 
yöntem ve bilim yanlışlığına dikkat 
çekmektedir. Tarihin de süre-top- 
lum ilişkileri anlamlıca belirlenme¬ 
dikçe, ayrı ayrı tarih ve sosyoloji an¬ 
latımları toplumsal gerçekliği bü)mk 
yaralamaktan, anlam yitimine uğ- 




18 - 

Tatmaktan kurtulamazlar. İstediği¬ 
niz kadar belgelere dayalı olay yığın, 
istediğiniz kadar toplumsal kurum 
ve kural belle3dn, belgelerle açıkla¬ 
yın; nerede, ne zaman, hangi içerik¬ 
te, yaşayanlar ne diyor sorularma 
yanıt verilmedikçe, tarih ve sosyolo¬ 
jinin anlambilimine katkıları kaba 
malzeme olmaktan öteye gitmez. 

Hafızasını yitirmiş toplumlar 
asimile edilmekten kurtulamazlar 

Evrimciler olay ve olguları daha iyi 
tespit etmelerine rağmen, toplumsal 
süre kavrammm anlamından yoksun 
oldukları için eleştirilmekten kurtu¬ 
lamazlar. Toplumsal hafıza olgular ve 
olayların evriminden daha önemlidir. 
İnsan için anlambilim, olgu kayıtla¬ 
rından önce gelir. Orada yaşamları¬ 
nın nehir gibi akışı söz konusudur. 
Tanrıdan da vazgeçmeyişleri toplum¬ 
sal h a fızanın gücünden ileri gelmek¬ 
tedir. İleride daha kapsamlı yorumla¬ 
yabileceğimiz gibi, toplum tann kav¬ 
ramıyla geçmiş hafızasını özdeşleştir¬ 
mektedir. Olguculuk bir modemite 
hastalığı olup, esasında toplumun 
hafızasına, dola3asıyla metafiziğine 
karşı durdukça eleştirilmekten kur¬ 
tulamaz. Nasıl hafızasız insan ya¬ 
şamda bü3mk güçlüklerle karşılaşıp 
çocuklaşırsa, hafızasını yitirmiş top¬ 
lumlar da kendilerini unutup yitirme 
tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. 
Hafızasını yitirmiş toplumlar kolay 
sömürülme, işgal edilme ve asimile 
edilmekten kurtulamazlar. 

Pozitivist olgucular toplumu bi¬ 
limsel olarak tanımladıklarmı iddia 
etmelerine rağmen, pozitivist olgu¬ 
culuk toplumun gerçek akışını en 
az tanıyan düşünce okuludur. Top¬ 
lumu tarihsiz, kaba materyalist bir 
yığın gibi yorumlayarak, en çarpık, 
eksik bir tanımıyla en tehlikeli top¬ 
lumsal operasyonların yolunu açar¬ 
lar. Toplumsal mühendislik kavra¬ 
mı pozitivizmle bağlantılıdır. Bun¬ 
lar dıştan müdahaleyle topluma is¬ 
tenilen şekli verebileceklerini sanır¬ 
lar. Modernitenin de resmi anla3nşı 
olan bu yaklaşımlar, toplumun 


içinde ve dışında }mrütülen iktidar 
ve istismar savaşlarının meşru ge¬ 
rekçelerini oluştururlar. 

b- Yapısal süre kavramını top¬ 
lumsal gelişmede temel kurumsal 
dönüşümlere uyarlayabiliriz. Temel 
yapıların inşa ediliş ve yıkılış sürele¬ 
rini tanımlamak, toplumsal gerçek¬ 
liğin anlamlandırılmasmda katkı ya¬ 
pabilir. İnsanm baskı ve istismar 
durumu baz almarak köleci, feodal, 
kapitalist ve sosyalist toplum ayrım¬ 
ları anlamlı yorumlara konu olabilir. 
Yapısal süreleri bu toplum biçimle¬ 
riyle bağlantılandırmak önemli bir 
literatüre yol açmıştır. Fakat en 
uzun ve kısa süre kavramlarıyla 
bağlantısını anlamlı kuramadığı için 
pek verimli olamamakta, klişe an¬ 
lam tekrarma düşmektedir. 

Neolitik toplum hem yapısal top¬ 
lum, hem temel kültürel toplum sü¬ 
releriyle iç içe yorumlanabilir. Kendi¬ 
sine özgü kurumsal yapılar, zihniyet 
ve maddi yaşam birikimlerinin olma¬ 
sı ‘yapısal süreyle’ izah edilebileceği 
gibi, halen sürüp giden kültürel etki¬ 
lerinin fiziksel imha veya yıkılışa ka¬ 
dar devam etmesi nedeniyle ‘en uzun 
süre’ kavramıyla da izahatı müm¬ 
kündür. Temel kültürel toplum sü¬ 
relerinin konusunu esas olarak bi¬ 
lim, sanat, din, dil, aile, etnisite-ka- 
vim gibi, sürenin sonuna kadar çe¬ 
şitli değişiklikler geçirseler de, hep 
ayakta kalması kuvvetle muhtemel 
olan zihniyet biçimleri ve geniş insan 
gruplan teşkil eder. A3Tica ekoloji, 
tüm bilim kollarının sonuçlanyla 
bağlantılı olarak, bu dönemde eko¬ 
nomik kurumlaşma bilimi olarak 
baş köşeye oturtulabilecek konular¬ 
dandır. Demokratik siyaset de hem 
bilim hem kumm olarak sürekli ya¬ 
şaması gereken konulardandır. 

Yapısal sürelerin en temel kuru¬ 
mu devlet kuruluş ve yaşamlan ol¬ 
makla birlikte, devletle birlikte var 
olan hiyerarşi, sınıflar, devlet sınır¬ 
ları olarak mülk, toprak-vatan, dev¬ 
let biçimleri olarak rahip devleti, ha¬ 
nedanlık devletleri, cumhuriyet ve 
ulus-devletler önemli konulardan¬ 
dır. Din biçimleri de önemli konu 
teşkil ederler. Toplumlun üretim 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

tarzlan olarak (neolitik, köleci, feo¬ 
dal, kapitalist, sosyalist) a3Timlayan 
konular da yapısal süre konulann- 
dandır. Kummlarm çöküş konusu 
da yapısal süre dahilindedir. 

Yapısal konulan inceleyen sosyo¬ 
loji alt dalma ‘yapısal sosyoloji’ de¬ 
mek uygun bir adlandırma olabilir. 
En uzun süre inceleme konulanm 
da ‘temel kültür sosyolojisi’ olarak 
adlandırmak, bütünleyici kapsam 
itibariyle yerinde olacaktır. 

Bireyin toplumsallaşma faaliyetleri 
de kısa sürenin baş konularındandır 

c- Orta ve kısa süre konulan hem 
sa3nsal, hem niteliksel olarak çoklu 
olay ve olgulan konu edinirler. Kısa 
ve orta süreler dahilinde tüm kültürel 
ve yapısal değişim ve dönüşüm olay- 
lannı temel konu edinirler. Orta dö¬ 
nem konulan biraz daha uzun ömür¬ 
lü olan, ama a}mı yapısal kummlar 
içinde meydana gelen değişiklikleri 
konu edinirler. Örneğin ekonomik 
bunalımlar, siyasi rejim değişiklikleri, 
ekonomik, sosyal, siyasal ve eylemsel 
her tür örgüt kuruluşlan bu kapsam¬ 
da düşünülebilir. Bireyin tüm top¬ 
lumsal ve toplumsallaşma faaliyetleri 
de kısa sürenin baş konulanndandır. 
Medya daha çok kısa süreli olay ve ol¬ 
gulan esas alır. Her yapısal kurum¬ 
daki günlük olaylar da kısa sürenin 
başköşesinde yer işgal ederler. 

Kısa süre dahilindeki olaylan temel 
aldığı için, bu sosyolojiye Auguste 
Comte sosyolojisi demek yerinde bir 
adlandırma olabilir. Diğer deyişle ‘po¬ 
zitif sosyoloji’ adlandınnası (temel 
eleştirisini göz ardı etmeden) uygun 
düşebilir. Gerçekten sosyolojinin olay¬ 
lar dalım inceleyen bir bölümü olmalı¬ 
dır. Özellikle kaotik dönemlerde olay¬ 
lar ağırlık ve belirleyicilik kazamrlar. 
Sosyolojinin temel kültür ve yapısal 
sosyolojiyle birlikte olaysal anlatım 
olan pozitif sosyolojiyle bütünleştiril¬ 
mesi tamamla3ncı nitelikte olacaktır. 

d- A3nıca toplumsal olaylar dahil, 
tüm evrensel olay ve oluşumlar, ku- 
antum ve kaotik dediğimiz bir orta¬ 
mı gereksinirler. Kuantum ve kaotik 



Ekim 2009 | serxwebûn 


19 


ortamlar yaratılış ortamlarıdır. He¬ 
nüz derinliğine incelenmemiş olsalar 
da, varlıkları kesindir. Tüm uzun, 
orta ve kısa süreli oluşumların hem 
‘her an’, hem ‘kısa aralıklarda’ki 
‘olup bitenler’ tarafından ayakta tu¬ 
tuldukları, bilimin giderek ilgilendiği 
temel konulardandır. ‘Kuantum 
anı’ ve ‘kaos aralığı’ olarak da adlan¬ 
dırabileceğimiz bir nevi ‘yaratılış 
anı’ ihmale gelmez. Evrende özgür¬ 
lük olasılığı bu ‘an’da gerçekleşmek¬ 
tedir. Özgürlüğün kendisi ‘yaratılış 
anı’yla ilgilidir. Tüm doğa ve toplum¬ 
daki yapılar hem inşa olarak, hem 
ayakta kalma ve yaşam süreleri ba¬ 
kımından farklı nitelikleri de olsa, 
‘yaratılış anlan’na ihtiyaç duyarlar. 

O halde kısalarm en kısa süresin¬ 
deki yaratılış konulannı toplumsal 
açıdan ele alan sosyolojiye de bir ad 
düşünmek uygun olacaktır. Benim 
şahsi önerim, ‘yaratılış anı’nı toplum¬ 
sal olaylarda konu edinen sosyolojiye 
‘özgürlük sosyolojisi’ demenin yerin¬ 
de olacağıdır. Daha da önemlisi, top¬ 
lumsallık tarafından eşsiz bir kabili¬ 
yete erişen insan zihniyetindeki müt¬ 
hiş esneklik ve yol açtığı yaratılıcılık 
nedeniyle bir nevi zihniyet sosyolojisi 
de diyebileceğimiz özgürlük sosyoloji¬ 
sinin son derece gerekli bir dal oldu¬ 
ğu kanısındayım. Özgürlük düşünce¬ 
sini ve iradesini incelemek en başta 
gelen konu olsa gerekir. Kaldı ki, ya¬ 
ratılış anındaki gelişme özgürlük ya¬ 
nı olan gelişme olduğuna göre, bir ne¬ 
vi Yaratılış Sosyolojisi de diyebileceği¬ 
miz bu kısalar kısası ‘kuantum anı’ 


ve ‘kaos aralığı’ en çok toplumsal ala¬ 
nı kapsadığından, dola3asıyla ilgilen¬ 
dirdiğinden ötürü, özgürlük sosyolo¬ 
jisi en çok geliştirilecek sosyoloji ko- 
nulannm başmda gelmektedir. 

Ayrıca konumuzu ilgilendirme¬ 
yen, genel fikir babmda bir de ‘astro¬ 
nomik süre’den bahsetmek gerekir. 
Henüz bu sürenin konulan belirle¬ 
nememiştir. Fakat ana hatlanyla 
‘güneş’ ve ‘gök adalan’nm oluşumla- 
n, çöküşleri, evrenin muhtemel ‘ge¬ 
nişleme’ ve ‘daralma’ karakteri ve 
buna bağlı olarak temel ‘çekim’ ve 
‘itim’ kuvvetlerini ‘astronomik süre’ 
kavram ve konulanna dahil edebili¬ 
riz. Evrenin ömrü de tartışılacak ko¬ 
nulana başında gelmektedir. 

Klan bağları etnik bağlara dönüşüyor 

Sosyolojik inceleme yöntemi hak- 
kındaki bu düşüncelerimizi yeri gel¬ 
dikçe ilgili konulara ilişkin hem aça¬ 
cağız, hem de uygulamaya çalışaca¬ 
ğız. Deneme niteliğinde çalıştığım 
unutulmamalıdır. Düşüncelerimizin 
tasansal değer arz etmeleri doğaldır. 

Verimli Hilal’deki toplumsal geliş¬ 
meleri bir kez de bu sosyolojik bakış 
açılarıyla araştırdığımızda; özgürlük 
sosyolojisinin bölgede neolitik dev¬ 
rim sürecinde toplum tarihi açısın¬ 
dan en verimli bir kaos aralığına ta- 
mklık ettiğini görürüz. Gezginci avcı 
ve toplayıcılıkla geçinen gruplar, 
buzulların hızla dağların doruk 
noktalarına çekilmesiyle daha önce¬ 
ki dönem tecrübelerinden ka5nıaklı 


toplum yapılanmalarını çözerek yer¬ 
leşik yaşama, tarımla geçinmeye da¬ 
yalı bir arayışa girdiler. Yüz binlerce 
3nlbk klan toplulukları yerini daha 
geniş yapılara bırakmayla karşı kar- 
şıyalar. Tam bir zihniyet dönüşü¬ 
mü, patlaması yapılan bir aşamada- 
y\z. Eski klan zihniyeti ve işaret di¬ 
linden tam kopmamış dil yapısı ye¬ 
rine, daha geniş köy halkı ve etnisi- 
tesi zihniyetine geçiş söz konusu¬ 
dur. Simgesel dil düzeni hızla geliş¬ 
mektedir. Sa3asız besin maddeleri, 
ulaşım, dokuma, çömlek, öğütme, 
mimari, dinsel ve sanatsal konular 
ortaya çıkmış olup, hepsi yeni bir 
adlandırma düzeni ve zihin kalıplan 
gerektirmektedir. 

Yeni toplum ağırlıklı olarak köy ya- 
şamma dayamrken, klan bağlan et¬ 
nik bağlara dönüşüyor. Maddi yapı- 
lanmanm bu yeni biçimleri daha an¬ 
lamlı zihniyet çerçevesi olmadan yü¬ 
rüyemez, hatta başlayamaz. Zihniyet 
dönüşümü ve dili, eski klan toplu- 
munun kimliği olan ‘totem’ sürmekle 
birlikte, neolitik toplumun simgesi 
‘ana-tannça’ figürüdür. Totem figür¬ 
leri azalırken, ana-tannça figürleri 
ortalığı kaplamaktadır. Ana kadının 
3mkselen rolünü simgeliyor. Dinsel 
açıdan bu bir üst aşama olup, çok 
zengin bir kavramlaştırmayı berabe¬ 
rinde getiriyor. Dilde kadın eki öne çı¬ 
kıyor. Simgesel dil eklerinde kadın 
öğesi başat durumunu uzun süre ko¬ 
ruyor. Bugün bile birçok dilde bu 
özelliği bulmakta3nz. Ana-tannçayla 
birlikte toplumsallık yoğun bir kut¬ 
sallığa da bürünüyor. Yeni toplum 
yeni kavram ve adlandırma demektir. 
Zihniyet devrimi dediğimiz süreç ya¬ 
ratıcılığı gerektirdiğinden, özgürlük 
sosyolojisine dahil etmemiz gerekir. 
Bu sürecin yoğun yaşandığı önde ge¬ 
len tarihçilerin üzerinde birleştikleri 
bir konudur. Binlerce olgu, binlerce 
zihniyet devrimi ve ad demektir. Av¬ 
rupa’daki zihniyet devriminden daha 
kapsamlı, orijinal ve yaratıcı çaba is¬ 
teyen bir patlama söz konusudur. 
Bugün kullandığımız tüm kavram ve 
buluşların bü3mk çoğunluğunun bu 
dönemde yaratıldıkları tarihen tespit 
edilebilen bir husustur. 














20 - 

Toplumsal yapılar Verimli Hilal'de 
güçlü bir oluşum sergilemektedir 

Kaba bir tasnif yaparsak, yandan 
az sa3nlamayacak bir toplumsal ya¬ 
ratıcılık dönemi söz konusudur. Din, 
sanat, bilim, ulaşım, mimari, tahıl, 
meyve, sığır (bÜ3mk ve küçükbaş 
olarak), dokuma, çömlekçilik, öğütü- 
eülük, mutfak, ba3Tam, aile, hiye¬ 
rarşi, yönetim, savunma ve saldın, 
armağan, tanmsal araçlar ve daha 
da sıralanabileeek bir liste, nieel ve 
nitel gelişmeye uğramış haliyle bu¬ 
gün de toplumsal yaşamın temel lis¬ 
tesi düzeyindedir. Neolitik’ten kalma 
köy ve aile yapışma baktığımızda, en 
asil ve topluma güç veren, yaşamı 
anlamlı kılan toplumsal ahlak; say¬ 
gı, sevgi, komşuluk, yardımlaşma 
başta olmak üzere, kapitalist moder- 
nitenin değer yargılannm (veya ah¬ 
laksızlığının) çok üstündedir. Hiç es¬ 
kimeyerek toplumun temel zihniyet 
kalıpları esas olarak bu dönemin 
damgasını taşımaktadır. 

Pozitif sosyoloji açısından bölgede¬ 
ki olaysal yaşam da dönemine göre 
çok zengindir. Klan toplumunun yek¬ 
nesak aveılık, savunma ve toplayıeı- 
lık yaşamına kıyasla Verimli Hilal’de- 
ki olaylar ve yeni olgular tam patlama 
halindedir. Yeni bir adlandırmaya ka¬ 
vuşmuş sa3nsız olay ve olgu insan se¬ 
sini, eylemini en zengin haliyle sergi¬ 
lemektedir. Dönemin insan zihnine 
bıraktığı temel anlamın daha sonra¬ 
ları ‘eennet’ kavramına yol açtığını 
Kutsal Kitaplardaki anlatımlardan da 
çıkarabilmekte3dz. Belki de pozitif 
sosyolojinin en şanslı anlarından bi¬ 
riyle karşı karşıyayız. İnsanlık üze¬ 
rinde 3nldız yağmuru misâli bir geliş¬ 
me söz konusudur. Dünyanın dört 
yanını birer ışık, yıldız aydınlığında 
olan olay ve olgularla yağmurlamak¬ 
ta, toplumsal gelişmenin eennet ha¬ 
yalini, hatta gerçekleşme anlarmı ek¬ 
mektedir; Kültürleştirmektedir. 

Yapısal sosyoloji açısından top¬ 
lumsal gelişmeye damgasını vurmuş 
tüm kurumsal düzenlemelerin izini 
Verimli Hilal’de gözlemek mümkün¬ 
dür. Özellikle M.Ö. 6000-4000 döne¬ 
mi tam bir kurumlaşma dönemidir. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


Tüm köy ve kent yapılannm temel 
alaeagı yerleşim alanlan belirlenmiş, 
yerleşkelere geçilmiş, hiyerarşi doğ¬ 
muş, din kurumlaşmış, ilk mabetler 
ortaya çıkmış, etnisite varlık kazan¬ 
mış, dil yapılan netleşmiş, komşuluk 
gelenekleri oturmuş, ahlakla yönetim 
en güçlü dönemini kurmuş gibidir. 
Diğer bir deyişle neolitik toplumun, 
tanm ve köy devriminin kalıeılığı, do¬ 
layısıyla kurumlaşması kesinleşmiş 
gibidir. Yapısal sosyolojinin temel ko¬ 
nusunu oluşturan toplumsal yapılar 
ilk defa Verimli Hilal’de bu denli güç¬ 
lü bir oluşum sergilemektedir. Oriji¬ 
nal kurumlaşmalar olarak bugün de 
ineelenme3d gerektiren bu yapılaşma 
gerçeğinden halen öğreneeeğimiz çok 
şey vardır. Hatta insanlığm ilk ku¬ 
rumlaşmış değerleri olarak alandaki 
yapıları ne kadar ineelersek, yapısal 
sosyolojinin kuruluşu hakkında o 
denli sağlam sonuçlara erişebilece¬ 
ğiz. Çok İ3d bilmek gerekir ki, günü¬ 
müz yapısal sosyolojisi eiddi bir ‘an- 
lambilim’ yoksunluğu yaşamaktadır. 
Genel sosyolojinin bir parçası olarak 
kendini gözden geçirirse, anlambili- 
min yetkin bir ifadesi olabilir. 

Temel kültür sosyolojisinin konusu 
olarak Verimli Hilal’de temeli atılan dil 
ve kültürün yeri orijinal kaynak değe¬ 
rindedir. Alanda kurulan toplum en 
uzun süreli olma konumundadır. Da¬ 
ha önce belirttiğimiz gibi, doğal veya 
toplumsal bir afetle insan yaşamı eid¬ 
di oranlarda ortadan kalkmadıkça 
(mesela yeniden klan çağma dönül¬ 
medikçe), Verimli Hilal’e dayalı olarak 
ortaya çıkan toplumsal kültür ve uy¬ 
garlık kuşağı başatlığını sürdürebile- 
eek kapsamdadır. Çin veya Semitik 
kültür kaynaklı bir uygarlığın hege- 
monik güç haline gelebilmesi, kapsam 
itibariyle teorik olarak imkânsız olma¬ 
sa da, pratik olarak çok zordur. Nite¬ 
kim hem Islami saldırılar’ hem de 
‘Moğolitik’ ka3nıaklı çok büyük saldm- 
1 ar gerçekleştirilmesine rağmen, Hint- 
Avrupa kültürü (dolayısıyla kaynak 
kültür, Aryen dil ve kültürü) hegemo- 
nik karakterini hiç yitirmedi. İlerde 
belki Çin yeni bir saldınya girişebilir. 
Fakat dünya çapmda anlamlı bir yer¬ 
leşikliğe sahip Hint-Avrupa kültürünü 


işgal ve istila etmesi, sömürgeleştirme 
ve kolonileştirmeye tabi tutması, dış 
etkenlerin mueizevî bir desteği olma¬ 
dan (örneğin Çin kültür bölgesi dışın¬ 
da bÜ3mk doğal ve toplumsal felaket¬ 
ler) çok zayıf bir olasıhkür. 


Uygar toplum esas olarak 
Verimli Hilarin kültürüne dayam 


Temel kültür sosyolojisifîî genel 
sosyolojiyle de özdeşleştirebiliriz. -^Bu 
durumda zihniyet biçimleri, aile ku¬ 
rumu ve etnik-kavimsel varlıkların 
(başta üç büyük kültüre dayalı ol¬ 
mak üzere, diğer tüm kültürlere da¬ 
hil olanlar) değişim ve dönüşümleri 
genel sosyoloji konusu yapılabilir. 
Daha da önemlisi, özgürlük sosyolo¬ 
jisiyle yapısal sosyolojinin karşılaş¬ 
tıkları, dayanakları ve sonuçlan ola¬ 
rak yaşadıklan ‘kaos ve çürüme or¬ 
tamları’ konu olarak genel sosyoloji¬ 
nin kapsamında ineelenebilir. 

Verimli Hilal’de 3mkselen toplumun 
ikinci bü}mk aşaması olan ve ‘Sümer 
Rahip Devleti’yle başlayan aşaması 
‘uygar toplum’ aşaması olaeakür. Uy¬ 
gar toplum esas olarak Verimli Hi- 
lal’in kültürüne dayanan hiyerarşi- 
hanedan kökenli bir çıkışür. Özü, be¬ 
sin bolluğu ve çeşitliliğinin üretim 
tarzıyla bağlantılı olan sınıfs a llık ola- 
naklan kentleşmeyle birleşinee, her¬ 
hangi bir hanedan-hiyerarşik grubu¬ 
nun eskiden kalma ‘güçlü adam’m 
olanaklarmı harekete geçirip ‘devlet’ 
örgütlenmesine geçebilmesidir. Ve¬ 
rimli Hilal’de sadeee Aşağı Mezopo¬ 
tamya’da değil, Yukan ve Orta Mezo¬ 
potamya’da da bu yönlü çok sa3nda 
girişime tanık olmaktayız. Bazıları ka- 
lıeılaştıklan halde, b a zıları koşullar 
gereği tutunamıyor. Devlet Kutsal Ki¬ 
tapta Leviathan (denizden çıkan ea- 
navar) olarak yorumlamr. Bu eanava- 
rm toplumsal gelişme üzerindeki kan¬ 
lı, istismareı ve zaman zaman soykı- 
nmcı yürüyüşünü; maskeli ve maske¬ 
siz, örtük ve çıplak krallar yönetimin¬ 
de insanı köleleştirerek sömürme bi¬ 
çimleri ve bunu meşrulaşürma ava¬ 
danlıklarıyla birlikte ineelemek bun¬ 
dan sonraki konularım ız olaeakür. 




Ekim 2009 | serxwebûn 


21 


KOMPLOYA KAŞRI MÜCADELE KÜRT HALKINI 
GÜÇLENDİRDİ VE OLGUNLAŞTIRDI 

“Gerçekten de 11. yılda komplo öldü. Artık daha fazla çürüme, yozlaşma, zehirleme yaratmaması 
için hu öhnüş cesedin yok edilmesi gerekiyor. 12. yılmda komploya karşı mücadele ile bu 
yapılmalıdır. PKK’nin imhası artık imkânsız hale gelmiştir. Stratejik olarak hu kamtlandı. 
Dolayısıyla PKK’yi içine alacak hir büyük demokratik açılım, demokratikleşme süreci gelişmek 
durumundadır. İşte komploya karşı 12. mücadele yılı bu tür gelişmelere açıktır. Bunun kapılan 
açılmıştır. Halk olarak tüm emekçiler, işçiler, kadınlar, tüm demokratik çevreler olarak 12. yılda 
uluslararası komploya karşı böyle hir yaklaşımla ve hu hedefler temelinde mücadele etmeliyiz” 


Uluslararası komplonun küresel 
sistemi yeniden oluşturmak isteyen 
ABD politikaları doğrultusunda ger¬ 
çekleştirdiği bir gerçektir. Bu, aslm- 
da 1998 öncesinden başladı. Sovyet- 
1 er Birliği çözülüşü ardından Yeni 
Dünya Düzeni adıyla ABD yeni bir 
strateji geliştirdi. Buna yeni küresel 
sistemin inşa edilmesi de deniliyor. 
Bu süreç Üçüncü Dünya Savaşı ola¬ 
rak da tanımlandı. Bu stratejinin 
dünyanın bütün değişik alanlarma 
dönük planlan vardı. Kuşkusuz bu¬ 
nun merkezinde de Ortadoğu vardı. 
Zaten dikkat edilirse Sovyetler Birli- 
ği’nin çözülüşü ardından ilk büyük 
çatışma Ortadoğu’da oldu. Körfez Sa¬ 
vaşı süreci denen süreç 1990-91 yıl- 
lannda gelişti. ABD’nin dünya çapın¬ 
da Sovyet sisteminin çözülüşüne da¬ 
yalı olarak yaptığı ilk gövde gösterisi 
oldu. ABD’nüı yeni Ortadoğu politi¬ 
kası bu süreçte şekillendi ve planlan¬ 
dı. Bugüne kadar da bu uygulamyor. 

Giderek adına büyük Ortadoğu 
projesi denildi. Asimda 20 . yüzyılda 
ortaya çıkan Ortadoğu’daki ulus-dev- 
let yapılarmm küresel sistemle çeli¬ 
şen yanlannı törpüleyerek, küresel 
sermayeye hizmet eden yeni bir Orta¬ 
doğu yaratma hareketi oluyor bu. Bu 
temelde mücadelenin seyrine göre 
ABD politikalar oluşturuyor, planlar 
yapıyor. Büyük Ortadoğu Projesi ola¬ 
rak tanımladığı bu stratejik planla¬ 
manın içini dolduruyor. Bu çerçevede 
küresel sistemin, onun öncülüğünü 
yapan ABD’nin Ortadoğu’ya müda¬ 
halesinde iki hedef seçildi. 


PKK’ye karşı yürütülen savaşı 
ABD ve NATO yürütüyordu 

Birincisi: Kürdistan’da gelişen ve 
Ortadoğu’yu etkileyen PKK hareke¬ 
tiydi. PKK, Kuzey ve Batı Kürdistan’¬ 
da, yurtdışmda Kürt toplumu içinde 
etkili hale gelmişti. Güney ve Doğu 
Kürdistan’a yayılmak üzereydi. Ku¬ 
zey Kürdistan’da yarattığı gelişmeyle 
Türkiye yönetimini ciddi bir zorluk 
içine sokmuştu. Halk serhıldanlan 
gelişmişti, gerilla büyük bir kuvvet 
olarak Türk ordusunu zora so¬ 
kuyordu. Türk devletinin yaşadığı si¬ 
yasi, ekonomik ve askeri zorlanma 
elbette içinde yer aldığı sistemi, onun 
öncülüğü olarak da ABD’yi, NATO’yu 
zorluyordu. Türkiye’deki bu mücade¬ 
le doğrudan NATO’ya yansıyordu. 
PKK’ye karşı yürütülen savaşı ABD 
ve NATO yürütüyordu. Türk ordusu¬ 
nun, devletinin ardında bu güçler 
vardı. Türk devletine, PKK’ye karşı 
savaşta her türlü askeri, ekonomik, 
siyasi destek veriliyordu. Diğer yan¬ 
dan PKK sadece Kuzey’le kalmıyor, 
İrak politikasını, İran politikasını, 
dolayısıyla bütün Ortadoğu politika¬ 
sını etkileme yönünde gelişme kay¬ 
dediyordu. Güney Kürdistan’ı da, do¬ 
layısıyla Irak’ı da tıpkı Türkiye’deki 
gibi etkiler hale gelme olasılığı taşı¬ 
yordu. Bu etki Doğu’ya da taşmdı- 
ğmda Kürt sorununun çözümü te¬ 
melinde yeni bir Ortadoğu siyasi ya¬ 
pısı şekillenecekti. Bu, ABD’nin kü¬ 
resel sisteme entegre edilmiş bir Or¬ 
tadoğu yaratma politikasıyla çeliş¬ 


iyordu. Dolayısıyla hem PKK’nin 
Kürdistan’m diğer parçalarına yayıl- 
masmı engellemek, hem de Kuzey- 
’deki etkinliğini kumak ABD’nüı Or¬ 
tadoğu’yu küresel sisteme entegre et¬ 
me politikası için gerekliydi. Bunun 
için yeni gelişmekte olan ve h a lkların 
kardeşçe, demokratik birliğine daya¬ 
lı bir Ortadoğu yaratmak isteyen 
PKK’nüı etkisizleşmesi gerekiyordu. 

İkincisi de. Birinci Dünya Savaşı ar¬ 
dından İngiltere, Fransa ittifakı teme¬ 
linde oluşturulmuş ulus-devlet siste¬ 
minin o diktatoryal, katı yapışım biraz 
törpülenmesi, çok partililik sistemi da¬ 
hilinde kısmen Batı demokrasisi de¬ 
nen sistemle uygun hale getirilmesinin 
sağlanmasıydı. Bu çerçevede de ulus 
devlet sistemini en merkezden, çok ka¬ 
tı, diktatoryal bir düzeyde temsil eden 
güçlerin başmda İrak geliyordu. Bu 
bakımdan da ulus-devleü törpüleme 
hedefinde birinci sıraya İrak girdi. 
Böylece körfez savaşı ABD-Irak savaşı 
olarak başladı. Savaşm sonunda ABD 
Ortadoğu’da bir sistem oluşturdu. 
1990-91 Körfez Savaşı ve buna yol 
açan Saddam Hüseyin yönetiminin 
Kuveyt’i işgali çok önemlidir. Bunlar 
adeta bir senaryonun parçası olarak 
da değerlendirilebilir. Sanki her şey bir 
merkezden planlanmış, yapılmış gibi¬ 
dir. Böyle bir savaş sonunda ABD Or¬ 
tadoğu’ya girdi, birçok yerde askeri üst 
kurdu. Şimdi Ortadoğu’nun en büyük 
askeri gücü konumundadır. Bu askeri 
güç olmarun başlangıcı 199 rdeki kör¬ 
fez savaşıdır. Ondan önce ABD’nin 
böyle bir askeri gücü yoktu. 














22 - 

Askeri güce dayanarak siyasi et¬ 
kinlikler geliştirmeye yöneldi. Sad- 
dam Hüseyin yönetimini Bağdat et¬ 
rafına sıkıştırdı. Diğer yandan ise 
Güney Kürdistan’ı çekiç güç denen 
güçle bir güvenceye aldı. Burayı 
Saddam Hüseyin yönetimine karşı 
koruyor izlenimi verildi. Fakat ger¬ 
çekte PKK’ye karşı korumayı ifade 
eden bir sistem oluşturuldu. Çünkü 
Türkiye-ABD ittifakıyla oluşturuldu. 
Güney Kürdistan sahası Türk ordu¬ 
sunun saldırılarma açıldı. Türk or¬ 
dusunun saldırılarıyla Güney Kür- 
distan’da PKK’nin gelişmesinin önü 
alınmaya, PKK varlığmm ve etkinliği¬ 
nin yok edilmesine çalışıldı. Böylece 
ilk önce PKK’yi sınırlandırma politi¬ 
kası izlediler. 1998’e kadar gelen sü¬ 
reç budur. PKK’nin Güney’e ve Do¬ 
ğu'ya yayılmasını sınırlandırmak, 
Kuzey Kürdistan’da da belli bir kon¬ 
trolde tutmak bu politikanın temel 
hedefiydi. İkinci hamle 9 Ekim 1998 
uluslararası komplo dediğimiz saldı- 
nyla da Kuzey Kürdistan’da sözde 
kuşatılmış olarak görülen PKK’nin 
imha ve tasfiye edilmesi saldırısı 
başlatıldı. Önder Apo’nun imhası, 
PKK’nin tasfiyesi hedefine dönük bir 
saldırı geliştirildi. Bununla Kürdis¬ 
tan üzerindeki inkâr ve imha siyase¬ 
ti başarıya götürülmek isteniyordu. 

Komplo küresel sistemin Ortadoğu’ya 

dönük geliştirdiği bir müdahaleydi 

PKK ve Önderlik var oldukça bu 
siyaset hayata geçirilemiyordu. 
ABD’nin aslında 1990’lı yıllarda Kör¬ 
fez Savaşı ardmdan Yeni Dünya Dü¬ 
zeni adıyla oluşturduğu stratejinin 
ilk aşaması, 1990’lı yıllarda Ortado¬ 
ğu’da stratejik noktalan oluşturma, 
hedefleri belirleme ve onlan kontrol 
altına alma, sınırlama, kuşatma ha¬ 
reketiydi. Dünyanın diğer alanlann- 
da buna dayanarak saldırılar yürüt¬ 
tü. Örneğin Balkanlarda, Kafkaslar- 
da. Doğu Avrupa’da, hatta Ameri¬ 
ka’nın, Latin Amerika’nın, Asya’nm 
bazı alanlarında kendisiyle karşıt 
olan siyasi gelişmeleri tasfiye etmek 
üzere saldmlar yürüttüğü bilinmek¬ 
tedir. Diğer alanları bu biçimde küre¬ 


sel sistemle uyumlu hale getirirken, 
Ortadoğu’da kendine karşı gelişmele¬ 
ri sınırlandırma, kontrol altına alma 
ve güç hazırlığı yapma sürecini sür¬ 
dürdü. İkinci aşama diğer alanlarda 
edindiği gelişmelere dayanarak, yine 
Ortadoğu’da oluşturduğu etkinliğe, 
yarattığı hazırlıklara dayanarak bir 
saldın süreci geliştirildi. 

İşte bu saldırı sürecinin birinci 
hamlesi 9 Ekim 1998’de Önder Apo 
şahsında PKK’ye karşı başlatılan 
uluslararası komplodur. Bu, küresel 
sistemin Ortadoğu’ya dönük Sovyet 
sisteminin çözülmesi ardmdan geliş¬ 
tirdiği, Körfez Savaşıyla başlattığı 
müdahalenin ikinci aşamasıydı. Bi¬ 
rinci aşama. Körfez Savaşma dayalı 
olarak bölgede geliştirdiği etkinlik 
sistemi ve bu temelde oluşturduğu 
hazırlıklardı. İkinci aşama ise var 
olan hedeflerin tasfiye edilmesini 
amaçlıyordu. 9 Ekim uluslararası 
komplosu. Önder Apo’nun 15 Şu- 
bat’ta esaret altına alınmasına ka¬ 
dar sürdürüldü. Bu saldınnm bölge¬ 
ye dönük daha somut, pratik, yeni 
bir savaş, askeri saldın haline gel¬ 
mesi için çeşitli gerekçeler yaratıl¬ 
mak istendi. 11 Eylül 2001 saldırıla¬ 
rı böyle ortaya çıktı. Bu saldırılar ge¬ 
rekçe yapılarak 1998’de PKK’ye kar¬ 
şı komplo temelinde bölgeye dönük 
başlattığı müdahaleyi var olan ulus 
devlet yapılarına karşı yürütülen sa¬ 
vaş düzeyine çıkardı. 2001 sonunda 
Afganistan’a dönük askeri saldınyı 
geliştirdi. Bunu 2003 Mart’mda 
Irak’a yönelik kapsamlı saldın takip 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

etti. Hem Afganistan hem de İrak yö¬ 
netimlerini yıktı. İki binli yıllar bo¬ 
yunca Afganistan ve İrak yönetimle¬ 
rini yıkıp buralarda belirli bir etkin¬ 
lik kurma temelinde Ortadoğu’ya 
dönük müdahalesini başanya götür¬ 
mek istedi. Herhalde buna dayana¬ 
rak bir üçüncü hamle yapmak isti¬ 
yordu. Çünkü hedefinde İran ve Su¬ 
riye vardı. İki binlerin başında ikti¬ 
dara getirilen Bush yönetiminin as¬ 
keri hedefleri bu yönlü bir kapsam¬ 
daydı. Fakat Afganistan ve İrak yö¬ 
netimlerini yıkmış olsa da tam bir 
istikrar sağlayamadı. Yeteli bir aske¬ 
ri sonuç elde edemedi. Bu nedenle 
siyasi sistem oluşturmakta da zorla¬ 
nıyor. Hem Irak’ta hem Afganis¬ 
tan’da örnek olacak siyasi sistemler 
geliştirilemedi. Henüz kukla denile¬ 
bilecek düzeyde yönetimler var. Do¬ 
layısıyla yeni saldırılara girişemedi. 

Obama yönetimi ABD’nin bölgeye 
müdahalesinin bir parçasıdır 

Şimdi Obama yönetimiyle 1990’lı 
yıllarda Clinton yönetimi altmda yapı¬ 
lana benzer yeni bir siyaset izlenmeye 
çalışıyor. Üçüncü aşama böyle gelişi¬ 
yor. Bush yönetimi altmda gelişen 
saldmlar daha ileri gidemedi. Gücü 
yetmedi ABD’nin. 1990’lı yıllarda na¬ 
sıl ki baba Bush’un körfez savaşı ar¬ 
dmdan “demokrat” Clinton yönetimi 
büyük bir h az ırlık yaparak yeni bir 
ABD saldırısının zeminini oluştur- 
duysa, şimdi de “demokrat” Obama 
yönetimi altmda Afganistan ve İrak 














Ekim 2009 | serxwebûn 


23 


savaş sonuçlanna dayanarak daha 
etkili bir askeri müdahale için yeni bir 
h az ırlık süreci yaşaülmak isteniyor. 
Dolayısıyla müdahale devam ediyor. 
Obama yönetimi de ABD’nin bölgeye 
müdahalesinin bir parçasıdır. 1992’- 
de somut olarak planladıklan, Yeni 
Dünya Düzeni dedikleri küresel stra¬ 
tejinin uygulanması oluyor. ABD o 
stratejiyi devam ettiriyor. Obama yö¬ 
netiminin uyguladığı politikalar da o 
sbateji dahilindedir. Fakat stratejinin 
askeri boyutu var, siyasi, ekonomik 
boyutu var. Bazı dönemler askeri sal¬ 
dın öne çıkarılıyor, bazı dönemler 
ekonomik, siyasi baskılar, saldınlar 
öne çıkanlıyor. Bunlar yaşanan çaüş- 
manm durumuna göre belirleniyor. 

ABD ileride bölgeye 

yeni bir askeri hamle yapabilir 

Şimdi yeniden ekonomik siyasi 
baskılann öne çıkanidığı bir dönem 
yaşanıyor. Çünkü 200rden 2007’ye 
kadar Bush yönetimi altmda yoğun 
bir askeri saldın içinde olundu ve an¬ 
cak bu kadar yapılabildi. ABD siyasi, 
askeri olarak yıprandı. Askeri saldı- 
nyla daha ileri gidemez hale geldi. 
Şimdi Obama yönetimi ekonomik-si- 
yasi baskıyı öne çıkartan bb siyaset 
izliyor. Bunun iki yönü vardır. Bir. 
Geçen dönemde yürütülen saldınlar- 
la ABD’nm elde ettiği kazammlan ör- 
gütlüyorlar, sağlamlaştınyorlar; kalıcı 
bir siyasi yapıya dönüştürüyorlar. 
İkincisi ise: Tabii gelecek için h az ı r lık 
yapıyorlar. Ekonomik-siyasi bakım¬ 
dan kendi etkinliğini güçlendirir, as¬ 
keri olarak da konumlanmasmı yeni¬ 
den düzenlerse ABD ilerde bölgeye 
yeni bir askeri hamle yapabilir. Eğer 
var olan karşıüanm, örneğin İran’ı 
Obama yönetiminin uyguladığı eko¬ 
nomik-siyasi yöntemlerle etkisizleşti- 
remez, kendi sistemine tümüyle en¬ 
tegre edemezse, ardmdan bu süreçte 
sağlayacağı gelişmelere dayanarak 
yeni bir saldın geliştirebilir. 

Sonuç olarak şunu söyleyebilbiz: 
Aslında stratejide bb değişiklik yok¬ 
tur. Yeni Dünya Düzeni denen, ar¬ 
dmdan Büyük Ortadoğu Projesi ola¬ 
rak adlandırılan stratejik siyasi 


planlama doğrultusunda 1990’larm 
başından bu yana ABD stratejik bir 
saldın yürütüyor. Bu, Ortadoğu’yu 
küresel sermaye sistemine entegre 
etme saldırısıdır. Görüldüğü gibi dö¬ 
nemlerin karakterine göre bu saldın- 
nm yöntemlerinde değişiklik oluyor. 
1990’lı yıllar Körfez Savaşma dayalı 
olarak yapılan bir planlamaydı. 
2000’li yıllar farklı bir planlamaydı. 
Hem uluslararası komploya hem 
2001 11 Eylül olaylarına dayanarak 
bölgeye dönük askeri saldın gelişti¬ 
rildi. Bb yandan uluslararası komp¬ 
loyla PKK zayıflatılarak, önü alına¬ 
rak, diğer yandan da 11 Eylül olay¬ 
larıyla bölgeye askeri müdahalede 
bulunmanın kabul edilir, herkesçe 
itiraz edilmez zemini yaratılarak as¬ 
keri saldın yürütüldü. 

Obama’yla geliştirilen üçüncü 
hamle böyle bir sürecin arkasından 
gelmektedir. Ekonomik, siyasi ağır¬ 
lıklı bir süreç yaşatılmak isteniyor. 
Irak’ta elde edilen kazanımlar siyasi 
yapıya dönüştürülmeye çabşıbyor; 
Filistin-İsrail sorunu bir siyasi süre¬ 
ce sokulmak isteniyor. Kürdis- 
tan’da, Kürt sorununda yaşanan ça¬ 
tışmalarda bir siyasi durum yaratıl¬ 
maya çabşıbyor. El Kaide, Taliban 
darbelenerek Afganistan’da Pakis¬ 
tan’la birlikte askeri- siyasi hâkimi¬ 
yet yaratılmaya çalışılıyor. Ancak Af¬ 
ganistan’da durumlarının zor oldu¬ 
ğu görülüyor. Eğer yapabilirlerse 
burada da Taliban’la kendilerini ra¬ 
hatlatacak bir anlaşmaya gidebilir¬ 
ler. İran’la da gizli gizli ilişkiler ku¬ 
ruluyor. Bütün bunlar dikkat edilir¬ 
se İran’ın kuşatılması oluyor. Diğer 
yandan da İran’la da ilişki sürdürü¬ 
yorlar, uzlaşmaya çalışıyorlar. İran’ı 
kuşatarak el uzatıyorlar. Yani bir 
tehdit var, gel bir yerde teslim ol, bi¬ 
zimle uzlaş diyorlar. Uzlaşmazsan 
arkada tehdit vardır. İran’ın ne ya¬ 
pacağını gelecekte göreceğiz. İran, 
şimdiye kadar çeşitli güçlere daya¬ 
narak bu durumu etkisizleştirmeye 
çalıştı. Ama bu nereye gider, daha 
ne kadar bu durumu sürdürebilir 
önümüzdeki süreçte göreceğiz. 

Kürt politikalarında görünüştü de¬ 
ğişiklik vardı, ama özde bir birlik ya¬ 


şanıyordu. Aslında Kürt inkârı ve im¬ 
hasında, Kültlerin reddedilmesinde 
bir stratejik birlik vardı. Zaten 20. 
yüzyıl boyunca Kürdistan üzerindeki 
hâkimiyet bölge devletlerinin ulus¬ 
lararası sisteme dayalı olarak geliştir¬ 
dikleri ittifak temelinde yürütülmüş¬ 
tü. Fakat dünyadaki, çelişkiler ve 
ABD Sovyet çatışmasma dayalı olarak 
İran-Irak çelişkisi, Türkiye-Suriye çe¬ 
lişkileri öne çıktı. Bu çatışma da bu 
güçlerin taktik olarak belli ölçüde 
Kürtlere dayanmalannı beraberinde 
getirdi. İran ve Suriye’nin PKK’ye kar¬ 
şı 1980’li-90’lı yıllarda biraz müsama¬ 
hakâr davranması bundan kaynak¬ 
landı. Farklı bir Kürt poUtikalan, an¬ 
layıştan olmasından dolayı değil. 


9 Ekim 1998 komplosunun içinde bu 
güçler de yer aldılar. Önder Apo’nun 
Suriye’den çıkartılması sürecinde en 
aktif olan güçlerden birisi İran’dır. 
Dönemin İran Dışişleri Bakam’mn 
Tahran, Şam, Ankara arasında me¬ 
kik dokuduğunu biliyoruz. Ardmdan 
Önder Apo Moskova’ya ve Roma’ya 
gidince İran Dışişleri Bakanı da Mos¬ 
kova ve Roma yollarmı tuttu. Önder 
Apo’nun özgür hareket eden bir ko¬ 
numa gelmesinden ürküyorlardı. Öy¬ 
le bir duruma gelb, denetimden çı¬ 
karsa kendileri için de tehlikeli olur 
kaygısını, korkusunu taşıyorlardı. 
İran’ın diplomasisi tamamen bunun 
üzerineydi. Biz bunları iyi biliyoruz, 
açığa çıkardık. 15 Şubat Komplosu 
olduktan sonra bu güçler de Önder 
Apo denetim altma almdı diye rahat¬ 
ladılar. Ondan sonra da PKK’nin ka¬ 
lan gücü, mbasmı kendi çıkarları 
için kullanabilb miyiz diye bb arayı¬ 
şın içine girdiler. Özellikle İran bu 
tür hesaplan çok yaptı. Çünkü Orta¬ 
doğu politikasmı bbçok örgüte da¬ 
yandırarak yürüten bir güçtür. PKK 
de böyle bir örgüt haline getirilemez 
mi diye böyle bb arayış ve çabalarm 
içine gbdi. Lübnan’daki, Filistin’deki 
bazı örgütler gibi, Irak’taki bazı ör¬ 
gütler konumuna getirmek istiyordu. 
Öte yandan çeşitli güçlerle itttfaklar 


Önderliğin Suriye’den çıkartılmasında 
en aktif olan güçlerden birisi Iran’dn 







24 - 

yaparak PKK’yi kuşatıp teslim alma¬ 
ya çalıştı. Fakat bütün bunlar PKK 
yönetimi tarafmdan boşa çıkartılmca 
yeniden Türkiye yönetimiyle ittifaka 
yöneldiler. En somut örneğini 2007- 
2008 sürecinde gördük. Şimdi de 
kısmen devam ediyor. 

Birbirine en karşıt güçler bile PKK’ye 
karşı ortak cephede birleşti 

ABD Türkiye ittifakının ortak düş¬ 
man diyerek PKK’ye karşı yürüttüğü 
topyekün imha saldırısına bir uç ola¬ 
rak İran da katıldı. İlginçtir, dünyada 
en karşıt olan güç ABD ve İran’dı, 
bunlann ikisi 2007-2008 sürecinde 
PKK’ye karşı savaşta ortak cephede 
birleştiler ve ortak savaş yürüttüler. 
Bu objektif olarak böyle olmadı, bu 
doğrultuda ABD-İran yönetimleri bir¬ 
çok görüşme yaptılar, aralarmda an¬ 
laşma yaptılar, askeri ittifak yaptılar. 
Örneğin ABD belli bir alanı İran top¬ 
çusunun atışma açtı, izin verdi. Yok¬ 
sa İran İrak topraklarına nasıl top 
atabilir! Hatta bazen asker bile soku¬ 
yor. Irak’a komşu ülkelerin dışişleri 
bakanlan toplantıları oluyordu. O 
toplantılann esas gündemi Kürtleri, 
Kürdistan’ı kontrol altında tutmaydı. 
Yine bu ABD’nin İrak savaşı ardın¬ 
dan Türkiye-İran-Suriye ittifakı geliş¬ 
tirildi. Bu, Kürtleri denetim altmda 
tutmak, PKK’ye karşı ortak siyaset 
geliştirme ittifakıydı. Bu ittifaka gide¬ 
rek İrak yönetimini katmaya çalıştı¬ 
lar. Şimdi Güney Kürdistan yöneti¬ 
mini katmaya çalışıyorlar. Mevcut 
durumda Kürdistan üzerinde ege¬ 
menliğin nasıl sürdüğü, parçalanmış 
Kürdistan’m her parçası üzerinde 
egemen olan devletin diğer devletler¬ 
le nasıl bir işbirliği içinde olduğu açı¬ 
ğa çıktı. Asimda daha baştan Kürdis¬ 
tan üzerinde bu egemenlik geliştiri¬ 
lirken bu sistem oluşturulmuştu. 
Kahire Konferansı denen sistem as¬ 
lında Kürdistan’m böyle bölünüp bu 
temelde ortak bir inkâr ve imha süre¬ 
cine almmasmı ifade ediyordu. Daha 
sonra SENTO ve Bağdat Paktıydı, bu 
devletler de Kürtlere karşı ulus¬ 
lararası sisteme dayalı olarak ortak 
politikalarla egemenliklerini sürdür- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


“Esas olarak Türkiye’nin sert, 
katı, inkâr ve imha politikası 
ve bu temelde PKK’ye karşı 
yürüttüğü savaş bütün diğer 
devletlerin de Kürt 
politikasmı yönlendiriyor. 

Giderek bu temelde PKK 
karşıtı bir ittifak oluşuyor. 
Şimdi siyasi, askeri, ekonomik, 
psikolojik ve her bakımdan 
ortak politikalar yürütüyorlar” 


düler. Günümüzde de onlara benzer 
bir durum var. Aslında İran’la Türki¬ 
ye Kürtler dışında diğer her konuda 
karşıttırlar. Fakat ittifakları askeri, 
siyasi, ekonomik ittrfaklan var. Bu 
sadece Kürt karşıtı politikadan kay¬ 
naklanıyor. Şu anda işbirlikleri sade¬ 
ce Kürtleri denetleme üzerinedir. 

Henüz yeni bir Kürt politikası 
oluşturabilmiş değiller. Aslında önce¬ 
likle Güney Kürdistan’daki gelişmele¬ 
ri de engellemek istiyorlardı, fakat 
ABD askeri zorla İrak yönetimini yı¬ 
kınca Güney Kürdistan’daki mevcut 
durum gelişti. Onu artık engelleyemi¬ 
yorlar. Güney Kürdistan yönetimiyle 
ittifak yaparak onları sınırlandırma¬ 
ya, Güney’deki gelişmelerin Kürdis¬ 
tan’m diğer parçalarma yansımasını 
engellemeye çalışıyorlar. Politikaları 
bu çerçevededir. Bu ülkelerin Kürt 
politikaları birbirine yakındır. Esas 
olarak Türkiye’nin sert, katı, inkâr ve 
imha politikası ve bu temelde PKK’ye 
karşı yürüttüğü savaş bütün diğer 
devletlerin de Kürt politikasını yön¬ 
lendiriyor. Giderek bu temelde PKK 
karşıtı bir ittifak oluştu. Şimdi siyasi 
olarak, askeri olarak, ekonomik ola¬ 
rak, psikolojik olarak her bakımdan 
ortak politikalar yürütüyorlar. Do- 
ğu’da, Batı’da, Güney’de uygulanan 
politikalar Türk devletinin PKK’ye ve 
Kürtlere karşı uyguladığı politikalar¬ 
dır. Toplamyorlar, birlikte planlama 
yapıyorlar. Örneğin gerillaya katılı¬ 
mın engellenmesi, gençliğin yozlaşü- 
nlması, ajanlaştırma çalışmaları. 


ekonomik olarak yoksulluğa yol açıp 
halkı göç ettirmek, sınırların kontro¬ 
lü, askeri ittifak ve ortak operasyon¬ 
lar böyle gelişiyor. Bütün bunlann 
hepsi Türkiye-İran-Suriye yönetimle¬ 
rinin ortak politikalan olarak sürdü¬ 
rülüyor. Dolayısıyla henüz ciddi bir 
politika değişikliği yoktur. 

İnkâr ve imha zihniyeti devletiıfl 
siyasetini belirlemeye devam^^iyon 

Açılım adı altmda Türkiye’de yaşa¬ 
nanlar, AKP’nin 29 Mart yerel seçim 
sonrasında ortaya çıkan siyasi duru¬ 
mun etkisi altmda ortaya çıkmıştır. 
Herhalde diğer devletler de izliyorlar. 
Zaten Suriye devleti de yakından izle¬ 
diklerini açıkladı ve Türkiye’nin poli¬ 
tikalarına destek verdiklerini söyledi. 
İran’la da görüşmeler çerçevesinde 
bu politikalan yürütüyorlar. Türki¬ 
ye’nin yürütmeye çalıştığı politika, 
yenilgiye uğramış, başansız kalmış 
yöntemlerin yenilenmesi oluyor. İn¬ 
kâr ve imha siyasetinde ve zihniye¬ 
tinde bir değişiklik yoktur. Fakat 
bunları hayata geçiren yöntemler, 
araçlar başansız kaldı. Geçen dö¬ 
nemde kaba ret ve şiddet yöntemi 
vardı. Şimdi açıktan o biçimde inkâr 
ve imha siyasetini yürütemiyor. Çün¬ 
kü bu yaklaşım içte ve dışta kabul 
görmüyor. Onun yerine demokrasi, 
açılım söylemleriyle eski politikayı 
hayata geçirmek için fırsat toplama¬ 
ya, yeni bir meşruiyet yaratmaya, ya¬ 
ni yenilgiye uğramış yöntem ve araç- 
larmı yeni araçlarla takviye etmeye, 
restore etmeye çalışıyor. Aslında 
mevcut durumda Türkiye yönetimi¬ 
nin yapmak istediği budur. 

Zihniyette ve amaçlarda özde bir 
değişiklik yoktur. Yani inkâr ve imha 
zihniyeti, devletin siyasetini belirle¬ 
yen merkezde sürüyor. Politikayı da 
bu merkezin zihniyeti belirliyor. 
Uluslararası komplonun başlangı¬ 
cından bu yana geçen 11 yıllık süre 
içerisinde çok yoğun bir mücadele 
yürüttüler. Öncesinde savaşın her 
türünü geliştirmişlerdir. Topyekün 
saldın yapmışlardı, özel savaş uygu¬ 
lamışlardı. PKK mücadelesini dış 
destekle yürütüyor dediler, ulus- 









Ekim 2009 | serxwebûn 


25 


lararası komployla Önder Apo’yu İm- 
ralı sistemi altına aldılar. Buna daya¬ 
lı olarak PKK’yi tasfiye etmek için 11 
yıldır her türlü ekonomik, sosyal, si¬ 
yasi, psikolojik, askeri, kültürel sal¬ 
dın yürüttüler. İlker Başbuğ PKK’ye 
karşı mücadelenin hangi alanlarda 
yürütüldüğünü birçok kez ifade etti. 
Ne var ki kaba inkârcı, retçi ve şidde¬ 
te dayalı, yok etmeyi öngören politi¬ 
kalarla tasflye yapmayı başaramadı¬ 
lar. Aslında şimdi gelinen nokta bu- 
dur. Uluslararası komplocular tara¬ 
fından da bu durumun iyi değerlen¬ 
dirilmesi gerekiyor. 

29 Mart yerel seçim sonuçlan 
PKK’nin yeni stratejisinin başansıdır 

29 Mart yerel seçim sonuçlan bu 
noktada önemlidir. 29 Mart seçimleri 
için referandum denildi. Kimler ara- 
smda oldu bu referandum? AKP ile 
DTP arasında. Neyin referandumuy¬ 
du bu? Erdoğan seçimden önce sık 
sık tek milletten söz etti. AKP, inkâr 
ve imha zihniyetini ve politikasını 
temsil ediyordu. Bütün iç ve dış güç¬ 
ler AKP arkasında birleştiler. DTP de 
Kürt sorununun demokratik siyasi 
çözümünü benimsiyordu. Kürt soru¬ 
nunun demokratik çözümünden yana 
olanlar da DTP’yi desteklediler. Refe¬ 
randumu DTP kazandı. Hem de yüzde 
70’in üzerinde bir oranla. DTP’nin 
Kürt sorununu demokratik özerklik 
temelindeki çözüm politikasına evet 
denildi, onay verildi. AKP yenilgiye 
uğradı. Yani inkâr ve imha siyaseti 
yenilgiye uğradı. Bu sonuç net çıkü 
ortaya. Bu seçim bir referandumdu ve 
Kürt halkımn görüşünü ortaya koy¬ 
du. H a lkın PKK’nin politikalarıyla bir¬ 
liğini, uyumunu ortaya koydu. 

Bu gebşme, elbette ki PKK’nin yü¬ 
rüttüğü mücadeleye dayandı. Önder 
Apo’nun geliştirdiği yeni çizgiye da¬ 
yandı. Asimda referandum kazana¬ 
cak kadar güçlü bir siyasi sonucu al¬ 
mak, izlenen bir stratejinin, çizginin 
başansı oldu. Bu Apocu çizginin ka¬ 
zandığı başarıdır. Bu çizgi nasıl böyle 
bir başarı kazandı? Demek ki PKK 
Kürt sorununun çözümünü gerçek¬ 
leştirecek bir güç haline geldi de ha¬ 


şan kazandı. Bu bir ideolojik yenilen¬ 
meydi, stratejik değişimdi, örgütsel 
yeniden yapılanmaydı. Aslında 29 
Mart yerel seçimleri ardından sağla¬ 
nan gelişme PKK’nin yeni stratejisi¬ 
nin kazandığı başanydı. Kürt sorunu 
siyasi sorun haline getirme ve siyasi 
mücadeleyle çözme stratejisinin ha¬ 
şan kazanmasıydı. Seçim sonucu şu 
anlama geldi: Demek ki PKK stratejik 
değişimi başarmıştır. Eski ulusal 
kurtuluş stratejisini değiştirmiş, yeri¬ 
ne yeni bir kurtuluş strateji koymuş¬ 
tur. Eski halk savaşı stratejisini de¬ 
ğiştirmiş yerine yeni bir strateji koy¬ 
muştur. Bu stratejiyi hem tanımlamış 
hem özümsemiş hem de örgütünü 
buna göre yeniden yapılandırmıştır. 
Böyle olmasaydı 29 Mart yerel seçim 
sonuçlanmn sağladığı gelişme ortaya 
çıkmazdı; referandum kazamlamazdı. 
Dolayısıyla ortaya çıkan sadece bir 
seçim sonucu değildir. 

Uluslararası komplo stratejik 
değişimi engelleme hareketiydi 

2007-2009 arasmda ABD, İran, 
Türkiye birleştiler, PKK’yi tasflye et¬ 
mek için topyekün saldın yürüttüler. 
Askeri alanda yürüttüler, ideolojik 
alanda yürüttüler, siyasi alanda yü¬ 
rüttüler. Her üç alanda da bu saldın- 
1ar kınidı. 29 Mart yerel seçimi ardm- 
dan ortaya çıkan sonuç PKK’ye karşı 
bütün alanlarda yürütülen saldırının 
kınimasıydı. PKK her alanda bir ha¬ 
şan sağladı. Bu işte stratejik değişik¬ 
liği gerçekleştirdiğinin işaretidir, ka¬ 
nıtıdır. Öyle olmasaydı bu başarılar 
sağlanmazdı. Bunun önemi nedir? 
Uluslararası komplo yenilmiştir. 
Çünkü uluslararası komplo stratejik 
değişimi engelleme hareketiydi. 
Uluslararası komplo neydi? PKK eski 
stratejiyi değiştirip stratejik değişim 
ve örgütsel yeniden yapılandırmayı 
gerçekleştirmek isterken bunu yap¬ 
madan vurup imha ve tasflye etmek¬ 
ti. Aslında PKK’nin Kürt sorununu 
siyasi mücadele alamna çekmesini ve 
kendini bu siyasi mücadeleyi yürü¬ 
ten örgüt haline getirmesini engelle¬ 
me girişimiydi. Bunu boşa çıkartma 
hareketiydi. PKK stratejik değişimi 


yaptığı ve bu temelde başarılar sağla¬ 
dığına göre o zaman uluslararası 
komplo başarısız kalmıştır. 11. 
Komplo yılmda yaşanan, kanıtlanan 
en büyük gerçekleşme budur. Artık 
şunu söyleyebiliriz: Uluslararası 
komplo ölmüştür, gömmek lazım. 
Fakat bu cesedi gömecek güç bulun¬ 
muyor. Ortada o yoktur. Kimse buna 
cesaret edemiyor, ortaya çıkamıyor. 
Bu durum da her tarafa koku salı¬ 
yor, zehir saçıyor, hastalık yayıyor. 
Türkiye toplumunun yaşadıklarma 
bakalım, bölgede yaşananlara baka¬ 
lım; cinnet geçiriyor insanlar nere¬ 
deyse. Çünkü çürümüş, çökmüş, ba¬ 
şarısız kalmış uluslararası komployu 
kaldırıp atamıyorlar. Bu durumda bu 
sorunlar ilgili herkesi çökertiyor. 

Strateji değiştiren PKK herkese 

stratejiyi değiştirmeyi dayatıyor 

Uluslararası komplonun boşa çık¬ 
ması karşısında zorlanan AKP birkaç 
şey söylüyor, ama hem nalına hem 
mıhına vuruyor. Yani güçsüzdür, il¬ 
kesizdir. Çok oportünist, çok prag¬ 
matist, çok iktidarcıdır. İlkelerden, 
dinden söz ediliyor, edebiyattan, şa¬ 
irlikten söz ediliyor, ama öyle bir dü¬ 
zeyi yoktur. Asimda 29 Mart seçimi 
ardından referandumun DTP tarafın¬ 
dan kazamimasıyla birlikte şu ger¬ 
çekleşti: PKK stratejik değişimle ye¬ 
niden yapılanmayı başarmıştır. Artık 
Kürt sorunu siyasi mücadele alanın¬ 
da yürütülen bir sorundur. Dolayı¬ 
sıyla PKK stratejisi başarı kazanıyor, 
süreci yönlendiriyor. Stratejiyi değiş¬ 
tiren PKK, her kese stratejiyi değiştir¬ 
meyi dayatıyor. Bu, Kürdistan’la, 
Kürt sorunuyla ilgili herkesin o za¬ 
mana kadar izlediği stratejinin yenil¬ 
gisi anlamma geliyor. 29 Mart refe¬ 
randumunun AKP tarafından kaybe¬ 
dilmesi, AKP’yi destekleyen bütün 
stratejilerin yenilgisi oldu. 

Bu temelde ABD hemen değişiklik 
yaptı. Bir hafta bile geçmeden yeni 
başkan Obama geldi Ankara’da Ah¬ 
met Türk’le görüştü. Oysa 15 gün 
önce Dışişleri Bakanı gelmiş, Ahmet 
Türk’e karşı yeni bir lider aramıştı. 
Ama 29 Mart seçimlerinde DTP’nm 





SERXWEBÛN I Ekim 2009 



26 - 

kazandığı oy oranını görünce, artık 
PKK’nin tasfiye edilemeyeceğini göre¬ 
rek politika değiştirdi. Bu politika 
değişikliğine Kürt politikasmda stra¬ 
tejik değişiklik de denilebilir. Şiddet¬ 
le PKK’nin yok edilemeyeceğini gör¬ 
dü. Kürt sorununu sadece bir İrak 
sorunu, Kürtleri sadece Güney Kür- 
distan Kürtleri olarak görmekten 
vazgeçti. İlk defa Türkiye’de bir Kürt 
siyasi liderle görüşüyorum, dedi. Ya¬ 
ni Kürtler Türkiye’de de var, Kürt so¬ 
runu Türkiye’nin de bir sorunudur. 
Dolayısıyla bu aynı zamanda İran 
için de, Suriye için de bir sorun gör¬ 
me anlamına geliyor. Böylece ABD 
değişiklik yaptı. Başka güçler de 
Kürt politikasmda değişikliğe gitme 
ihtiyacını duydular. 

AKP’nin tutarlı politika yapacak 
ne zihniyeti ne de gücü var 

Türkiye yönetimi bu gelişmeleri 
önlemek için seçim ardmdan eski 
yöntemlerle saldırıya başladı. Halka 
saldırdı, gerillaya saldırdı, DTP’ye 
saldırdı, komplolar yapmaya çalıştı. 
Mazıdağı’ndaki komplo başarılı ola¬ 
madı. Mazıdağı komplosunu gizleye- 
mediler. Halk direndi, gerilla direndi, 
komplo açığa çıktı. Bunun üzerine 
yöntem değişikliği yapmak zorunda 
kaldılar. Gördüler ki eski yöntemle¬ 
riyle, yani kaba retle, şiddetle artık 
PKK’ye karşı mücadele edemiyorlar. 
Direnç oluyor, bu mücadelede kimse¬ 
den destek alamıyorlar. Türk halkı 
destek vermiyor, ABD destek vermi¬ 
yor, Avrupa destek vermiyor. Onun 
için bir söylem değişikliğine gittiler. 
Şimdi bir açılım deniliyor. Önce Kürt 
açılımı denildi, demokratik açılım 
dendi, şimdi milli birlik projesi diyor¬ 
lar. Ordu müdahale etti biraz değiş¬ 
tirdiler. AKP’nin tutarlı politika yapa¬ 
cak ne zihniyeti ne de gücü var. AKP 
hem nalına hem mıhma vuruyor. Öy¬ 
le bir siyaset değiştirme ve onu yü¬ 
rütme cesareti, ilkesi yok. Fakat dev¬ 
let de eski politikayı yürütemiyor. 
Onun için şimdi söylemleri farklılaştı. 
Açılım diyorlar ama açılamıyorlar. 
Açılım diyorlar, ama eskiyi cilalayıp 
yeniden öne sürüyorlar. Kürt açılımı 


söylemini bile birkaç hafta sürdüre- 
mediler. Bir hafta birini söylüyorlar 
bir hafta başka bir şey söylüyorlar. 

AKP’nin yöneticileri bu konuda 
gerçekten de usta, haklarını vermek 
lazım. Müthiş yeni deyimler üreti¬ 
yorlar. Her hafta açılım bir ad alıyor, 
bir deyimle yürütülüyor. En son 
Tayyip Erdoğan AKP Kongresinde 
açılımlardan söz etti; yani devletin 
şimdiye kadar ret ettiklerini almak 
istiyor, ama nedense ölüleri almak 
istiyor. Diriler yoktur. Gömülmüş 
olanlar zaten yeni bir şey yapamı¬ 
yorlar. Bunları zikrederek güya açı¬ 
lım yaptığmı göstermeye çalışıyor. 
Bu yalandır, sahtedir. Böyle açılım 
falan olmaz. İsmini zikrettiklerinin 
düşüncelerini benimseme ve uygu¬ 
lama anlayışları da zaten yoktur. 

AKP açılamıyor, açılım yapamıyor. 
Türkiye’nin gerçekten de açılıma ihti¬ 
yacı var, demokratikleşmeye ihtiyacı 
var. Hem de çok geniş açılıma ihtiya¬ 
cı var. Türkiye PKK’yi içine alacak ka¬ 
dar açılmak zorunda. Genişleyerek 
büyümek durumunda. AKP’nin bir¬ 
kaç ölmüş insanı düzene entegre ede¬ 
rek bir şey kazanması mümkün değil¬ 
dir. Öyle yaparsa süreci yeniden şid¬ 
detli bir çatışmaya götürür. Bu çatış¬ 
mak süreçte Türkiye’nin başına neler 
gelir hiç belli olmaz. Oyun oynar gibi 
yapıyorlar, bu oyun oynanacak bir 
durum değil, çok tehlikeli bir pozis¬ 
yondular. Türkiye’nin açılım tarüşma- 
sı böyle olamaz. Türkiye’nin demokra¬ 
tik açılımmm çok geniş olması gereki¬ 
yor. PKK’yi içine alacak, PKK’yi de 


kapsayacak kadar, yani bütün Kürt¬ 
leri kapsayacak kadar açılımın geniş¬ 
lemeye ihtiyacı var. Bunun dışmdaki 
bir yaklaşım sorunu çözmez. Türki¬ 
ye’nin demokratikleşmesi de ancak 
böyle kapsamlı bir yaklaşımla gerçek¬ 
leşebilir. Bu olmadan öyle Türkiye’de 
demokratikleşme gerçekleşmez. 

Türkiye’yi demokrasi birleştirir 
milliyetçilik birleştirmez 

ABD’nin politika değişikliğinden 
bahsettik. Bunu söylerken ABD’nin 
PKK karşıtlığından vazgeçmiş oldu¬ 
ğunu kast etmiyoruz. Ama şunu gör¬ 
dü, şiddetle PKK yok edilemez. Uz¬ 
laşmayla etkisizleştirebilir miyim 
arayışı içindedir. İstediği kadar ça¬ 
lışsın Türkiye’nin şiddet politikasına 
artık destek vermez. 26 yıldır savaşı¬ 
yor bu ordu ve devlet PKK’yi yok ede¬ 
medi. Uluslararası komplo da oldu, 
tasfiye edemediler. Dolayısıyla PKK 
ne imha edilebildi ne tasfiye edilebil¬ 
di ne de eritilebilir. O zaman ne yap¬ 
mak lazım? Demokratik açılımla 
PKK’yi de içine alacak kadar, Kürtle¬ 
ri içine alacak kadar bir demokratik 
açılımla büyümek lazım. Sorunları 
böyle çözmek lazım. Bu Türkiye’yi 
zayıflatır mı? Hayır, güçlendirir. Bu 
Türkiye’yi böler mi? Hayır, birleşti¬ 
rir. Türkiye’yi demokrasi birleştirir, 
milliyetçilik birleştirmez. Türkiye 
Kürt’ü Türk yaparak güçlenmezler. 
Bu şekilde birlik de olmaz. Aslında 
bu politika kendi içinde çatışma et¬ 
kenini taşır. Bu zihniyetler nedeniy- 









Ekim 2009 | serxwebûn 


27 


le Türkiye strateji değiştiremiyor. Bu 
kadar zorlanmasına rağmen bu açı- 
lımlan yapamamasının nedeni, çok 
şoven, dar, milliyetçi bir zihniyet 
içinde olmasıdır. Bu zihniyet kırılmı¬ 
yor, demokratikleşemiyorlar. Soru¬ 
nun çözümü kesinlikle demokratik 
zihniyettedir: demokratik siyasette¬ 
dir, demokratik açılımdadır. Bunu 
yapmaz da şimdiye kadar olduğu gi¬ 
bi insanları avutmaya, kandırmaya 
çalışırlarsa, öyle açılım ve demokrasi 
söylemleriyle yeniden imha ve tasfiye 
planlarını hayata geçirmeye çalışır¬ 
larsa bu tehlikelidir. Bu şekilde so¬ 
run çözülemeyeceği gibi, hiç kimse 
aldatılamayacağı gibi, Türkiye daha 
sert bir çatışmanın içine sokulur. 

İnkâr ve imha süreci içerisinde 

Kürt halkı büyük acılar yaşadı 

Komplonun 12. yılına girerken 
Kürt sorununun durumu budur. Ya¬ 
ni çözümün yolu aydınlanmıştır, 
açığa çıkmış, birçok şey netleşmiş¬ 
tir. Artık PKK yok edilemiyor, edile¬ 
mez. Hiç kimse yok edemez. Bunu 
herkes kabul etmek zorundadır, 
başka çare yoktur. Demokratik çö¬ 
zümün yolunu da Önder Apo göster¬ 
di. Bunun için yol haritasmı kamuo¬ 
yuna sunmalılar. Bu temelde herkes 
tartışmalı, tartışarak birlikte deği¬ 
şiklikler yapılmalıdır. Ama bunlar 
olmaz, yol haritası gizlenir, sahte 
birkaç açılım söylemiyle sözde iç-dış 
kamuoyu aldatılarak zaman kazaml- 
maya, PKK bu arada tasfiye edilebilir 
mi diye oyunlar içerisine girilmeye 
çalışılırsa, bu her şeyden önce bunu 
yapanlann başında patlar. AKP al¬ 
tından kalkamaz. Bu siyaset AKP’yi 
de bitirir, Türkiye’ye de zarar verir. 
Şimdi komplonun 12. yılında bu du¬ 
rum netleşecek. Aslında Türkiye si¬ 
yaseti değişebilecek mi Kürt soru¬ 
nunda, gerçekten de demokratik açı¬ 
lım yapabilecek mi, yoksa yalan söy¬ 
lemlerle eski şiddet politikasını sür¬ 
dürecek mi bu açığa çıkacak. Eğer 
şiddet politikasmı sürdürürse şunu 
söyleyebiliriz: Zorla AKP’ye bu duru¬ 
mu kabul ettirirler. Kültler de kabul 
ettirir, dünya da kabul ettirir. 


Kürt b a lkındaki gelişme, değişim, 
yetkinleşme, yenilenme, özgürleşme, 
demokratikleşme hususlan çok çok 
önemli şeylerdir. İnkâr ve imha süre¬ 
ci içerisinde Kürt halkı büyük acılar 
yaşadı. Dünyada hiçbir halka reva gö¬ 
rülmeyen, uluslararası sistem tara¬ 
fından, İngiltere’nin oluşturduğu sis¬ 
tem tarafmdan Kültlere reva görüldü. 
Fiziki katledilmelerine, işkence gör¬ 
melerine değinmiyoruz bile. Kürtler 
bunlara katlanmaya ve mücadele et¬ 
meye yatkındırlar. Doğayla yaşamları 
da bu çerçevededir. Fiziki acı çekme¬ 
ye alışık bir toplumdur. Bunlan böyle 
olması doğrudur anlamında söylemi¬ 
yoruz, ama böyle bir yaşam duruşlan 
var. Bu tür durumlar Kültleri bu ka¬ 
dar zorlamazdı. Fakat yok sayılmala- 
n, inkâr edilmeleri bir hakaretti. Or¬ 
tadoğu’nun en eski ve bu kadar nüfu¬ 
sa sahip bir h a lkının böyle yok sayılıp 
inkâr edilmesi ve her şeyinin yasak¬ 
lanmaya, asimile edilmeye, yok edil¬ 
meye çalışılması en kötü soykmmdır. 
Büyük hakaret içeriyor. Bu anlamda 
geçen süreçte acı çekmişlerdi. Asimda 
12 Eylül askeri faşist askeri darbesi 
ardmdan geliştirilen işkenceler ve ya¬ 
saklamalar bunu daha da katmerli 
hale getirdi. Buna karşı PKK bir ışık 
oldu, bir kurtuluş bilinci, gücü, öz su¬ 
yu oldu. Zindan direnişi bu noktada 
önem taşıdı. Bütün bu hakarete ve iş¬ 
kenceye karşı insani duruş, özgür du¬ 
ruş ne olmalı sorusuna cevap verdi. 
Bu da halkta gerçekten de bir kendi¬ 
ne gelme, cesaret, fedakârlık kazan¬ 
ma, eski o tarihten oluşmuş olumlu 
karakterli, gururlu bir halk haline 
gelme, bunu mücadele ederek sağla¬ 
ma bilinci, duruşu gelişti. 

15 Ağustos Atılımı bunu bir eyleme 
ve yaşama dönüştürdü: mücadele bi¬ 
çimine kavuşturdu. Gerilla hamlesini 
ilk kurşun diye ifade ediyor sosyolog¬ 
lar: toplumda büyük değişiklik yarat¬ 
tı diyorlar. Kürtlerde çok büyük deği¬ 
şiklik yarattı diyorlar. Yasak ve baskı¬ 
ların yoğun olduğu yerlerde bu deği¬ 
şiklik içten içe oldu, ruhsal oldu, 
duygusal oldu, bilinçle oldu. Bazı yer¬ 
lerde, örneğin yuridışmdaki Kürtler¬ 
de bu gelişim anı anma bilgi alma te¬ 
melinde açıktan oldu. Büyük bir dev¬ 


rim süreci başladı. Bu, 1990’lann ba- 
şmda en zor koşullarda olmasma rağ¬ 
men kısa sürede halk ayaklanması¬ 
na, serhıldanma yol açtı. Büyük bir 
kimlik devrimi, kişilik devrimi, kültür 
devrimi, sosyal devrim, demokratik 
devrim, diriliş devrimi gerçekleşti. Ar¬ 
tık bu horlanmaya, hakarete edi beşe 
dedi Kürt toplumu, Kürt insanı. Ulu¬ 
sal kimlik ve kültürünü onurla, gu¬ 
rurla yaşama, bedeli ne olursa olsun 
büyük bir cesaret ve fedakârlılıkla, 
ama onurlu bir halk ve insan olarak 
yaşama gücü kazandı. 1990’larm ba- 
şmdaki diriliş devrimiyle yeni brr halk 
olarak doğuş gerçekleşti. Kürt inşam, 
kadını, gençleri büyük coşku ve heye¬ 
can yaşadı. Gerçekten bu heyecanı 
başkalarına da taşırdılar. Komşu 
halklara, uluslararası alana taşırdı¬ 
lar. İnsanlığm coşku ve heyecan gücü 
haline geldi Kürt halkı, Kürt toplumu. 
Bunlar yaşanmış gerçeklerdir. 

Kültler büyük acılar temelinde kendiiü 
sorgulayarak yenilenmeyi gerçekleştirdi 

Uluslararası komplo, böyle bir ge¬ 
lişme süreci içerisinde, böyle bir he¬ 
yecana kapılmış yürüyen toplumun 
yüreğinin bıçakla hançerlenmesi gibi 
oldu. Çok büyük bir acı yaşattı: kara 
gün ilan etti toplum. Kürtler kötülük¬ 
ler kovulsun, uzaklaşsın diye oruç 
tutuyor 15 Şubat’ta. Hiç beklemediği, 
artık olmasını istemediği, hiç h az ır 
olmadığı bir ortamda tarihin o bütün 
yok sayılan, hakaret edilen süreçlerin 
hepsini hatırlatacak şekilde, hepsine 
bedel bir saldırıyla karşılaşü. Bu tabii 
çok büyük bir acı verdi. 1990’larda 
yaşananlar bir hayal miydi? Bu bü¬ 
yük gelişmeler devam etmeyerek so¬ 
na mı erecek gibi kaygılar, endişeler, 
sorgulamalar oldu. Acı içerisinde 
kendini eğitme, yenileme yaşandı. 
Değişim bu temelde gerçekleşti. Ger¬ 
çekten de büyük acılar yaşama teme¬ 
linde kendini sorgulayarak, özeleştiri 
yaparak kendini yenilemeyi gerçek¬ 
leştirdi. Şimdi tekrar bu en ağır acı 
verici durumu bile giderecek gelişme¬ 
yi sağlayabileceği, demokratik devri¬ 
mi devam ettirebileceği, en zor koşul¬ 
larda bile eğer direnirse, örgütlü olur- 




28 - 

sa, cesaretini ve fedakârlığını daha 
fazla geliştirirse, özgür ve demokratik 
yaşamı yaratabileceğini geliştirebile¬ 
ceğini komploya karşı yürüttüğü ge¬ 
çen 11 yıllık mücadele içinde gördü. 
Gelinen noktada yeniden böyle bir 
güç ve irade kazandı. 

Komploya karşı mücadele bütünlüklü 

bir demokratik devrim sürecidir 

1990’larm başında gerçekleşen 
diriliş devrimi ve demokratik devrim 
bu 11 yıl içinde de derinleşerek daha 
nitelikli bir hal almıştır. Kürt serhıl- 
danı büyük bir demokratik devrim 
oldu, özgürlük devrimi oldu, kişilik 
devrimi oldu. Bütün toplumda, in¬ 
sanlarda bu etkiyi ortaya çıkardı. 
Teslimiyet, uyuşukluk, bireycilik, 
tembellik, iddiasızlık, basit şeylerle 
uğraşma kırıldı. Halk olma, güzel ya¬ 
şama, büyük yaşama, özgür yaşama 
bilinci gelişti. Bütün köleliklere kar¬ 
şı toplumsal özgürlük bilinci derin¬ 
leşti. Özgür kadın hareketi Kürt top- 
lumunun yaşadığı bu demokratik 
devrimin özgürlük smınnı geliştirdi. 
Özgürlük yaklaşımını en derin hale 
getirdi. Bütün toplumsal gerilikleri 
ve kölelikleri yıkma temelinde bir öz¬ 
gürleşme ve demokratikleşmeyi orta¬ 
ya çıkardı. Aslında uluslararası 
komploya karşı mücadele süreci 
böyle bütünlüklü bir demokratik 
devrim sürecidir. Bu süreçte 15 Şu¬ 
bat Komplosu gibi birey ve toplumun 
yüreğini hançerleyen acıyı da yaşa¬ 
yarak, ama büyük serhıldanlara kal¬ 
kıp bayram havası içinde mücadele 
etmenin sevincini de yaşayarak bu 
demokratik devrim hareketini ger¬ 
çekleştirdi. Geçen 11 yıl böyle oldu. 
Yani acıda da, zorlukta da, zulümde 
de sınandı; gelişmede de, sevinçte 
de, mutlulukta da, üretimde de sı¬ 
nandı. Hepsini iç içe, birlikte yaşadı. 
Hepsini ortalama değil, en uç nokta¬ 
larda yaşadı. Dolayısıyla birey ve 
toplumdaki değiştirici etkisi çoktur. 

Tabii ki 1990’lı yıllarda yaşanan 
değişiklik ilk büyük değişiklikti. Daha 
önce PKK’nin ortaya çıkışı bir öncü 
toplulukta bir değişiklik yaratü. Ar¬ 
dından 1990’larda diriliş devrimiyle 


toplumda bir demokratik değişim ol¬ 
du. Uluslararası komploya karşı mü¬ 
cadele ise demokratik devrimin kök¬ 
leşmesi sürecidir. Bütün bu değişim¬ 
ler her ortamda sınanarak köklü hale 
geldi. En zor, umutsuz, acı veren or¬ 
tamda da sınandı. Kürt halkı ve öz¬ 
gürlük gücü bu koşullarda kendisini 
yeniden var etmeyi bildi. Bir milyon 
insan Amed’te Newroz’u kutladı. O 
büyük coşku içinde de sınandı, ken¬ 
disini kaybetmedi. Zorluklar içinde 
ezilmedi, yenilmedi, imkânlar karşı¬ 
sında kendini kaybetmedi, başı dön¬ 
medi. Bütün bunlardan sonuç çıkar¬ 
tan, bütün bunları doğru anlayan, 
anlam veren ve bunlan örgüte dönüş¬ 
türme gücünün, iradesinin, olgunlu¬ 
ğunu gösteren bir birey ve toplum or¬ 
taya çıkü. Kürt insanı, emekçisi, ka¬ 
dını özellikle bu süreçte gelişti, olgun¬ 
laştı. Bilinç ve davranış olarak özgür 
ve demokratik yaşamı anlama, örgüt¬ 
leme ve yaratma gücü kazandı. Bu 
büyük bir gelişmedir. Değişiklikler bu 
anlamda bütün alanlarda vardır. 
Tüm bunlar çok önemli inceleme ko¬ 
nulandır. Örneğin, komplo ve komp¬ 
lodan bu yana geçen süreç Kürt insa- 
nm ruhunda, duygusunda ne tür de¬ 
ğişiklikler yarattı? Kürt kadımmn 
duygu ve ruhunda nasıl değişiklikler 
yaptı? Bunlar irdelenmesi gereken 
çok önemli hususlardır. 

Komploya kaşı mücadele günü¬ 
müze kadar geldi. Uluslararası 
komplo artık ölmüş diyoruz. Gerçek¬ 
ten de 29 Mart referandumu ulus- 
lararsı komplonun ölümünün ilanı¬ 
dır; gömülmesi gerekiyor. Artık kim¬ 
se onu yaşatamaz, diriltemez. Dolayı¬ 
sıyla kimse PKK’yi yok edemez. PKK’- 
yi yok edeceğim diye çalışanlar boş 
hayal ediyorlar. Aslında kimsenin 
bunu yapmaya gücü kalmadı. Türki¬ 
ye’yi yöneten çok şoven, dar bir elit 
var. Bu gerçeklikleri bunların havsa¬ 
lası almıyor ve anlamıyor. Daha doğ¬ 
rusu suçlu olma durumu eski zihni¬ 
yetten kopmasına engel oluyor. PKK 
var olursa acaba biz mi yok oluruz 
kaygısıyla diretiyor. Çok umudu yok, 
kendisine güveni yok, ama yok olsun 
diye diretiyor. Yoksa dışta ve içte hiç¬ 
bir güç PKK yok olur diye düşünmü- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

yor, böyle bir beklentileri kalmamış¬ 
tır. Dış güçler, PKK’nin artık bir de¬ 
mokratik uzlaşmayla toplum yaşamı¬ 
nın bir parsçı haline gelmesini, Kürt 
toplumunun bu temelde yaşar bir 
düzey kazanmasını istiyorlar. Bunun 
yarattığı sonuçlar irdelenmeli. 


Kürt insanının kendisine güveni 
iradesi ve bilinci gelişti * \ 

Uluslararası komplo, o orakıda 
yaşananlar insanın ruhunda, duygu¬ 
sunda ne değişiklikler yaptı, incelen¬ 
meli. Bir de şu an ulaşılan düzey ne 
değişiklik yaptı? Kürt insanmm, kadı- 
nmm duygusunda, ruhu, bilincinde 
ne tür etkiler yapıyor; davramşlarmda 
ne tür etkiler yapıyor? Toplumsal ha¬ 
reketlilikte ne tür etkiler yapmış, hep¬ 
si incelenmeye değer konular. Şunu 
söyleyebiliriz: Kürt kadım ve insam- 
nm kendisine güveni arttı. Zorlukları 
yenme iradesi ve bilinci gelişti. Örgüt¬ 
lenme ve bir olma bilinci gelişti. Cesa¬ 
ret ve fedakârlığı en üst düzeye çıkı. 
En zor koşullarda her türlü felaket 
karşısında çaba harcarsa kendi gü¬ 
cüyle özgür ve demokratik yaşamı ya¬ 
ratabileceğine dair kendine güveni, 
iddiası, iradesi oluştu. Bundan daha 
büyük bir gelişme olamaz. Bunlan 
kazanan bir toplum elbette ki artık 
yok edilemez, imha edilemez. Onu in¬ 
kâr etmeye çalışmak, kendini yok et¬ 
mekten başka bir sonuç vermez. As¬ 
lında onu göremiyorlar. Veya görüyor¬ 
lar da onu kabul edemiyorlar. 

Kürt toplumunda kesinlikle bu de¬ 
ğişiklik var. Bunun yanında diğer ka- 
zanımlan burada kapsamlıca belirt¬ 
meye gerek yok. Komplo Önder 
Apo’nun imhasını, PKK’nin tasflyesi- 
ni öngörüyordu. Şimdi en büyük PKK 
karşıtları bile itiraf ediyorlar ki PKK 
tarihinin en güçlü dönemindedir. Ör¬ 
gütlülüğünü daha etkin sürdürüyor. 
Eskiden sadece PKK örgütü vardı, 
gerilla vardı, şimdi bunlarm yamnda 
geniş bir halk örgütlülüğü var. De¬ 
mokratik halk örgütlülüğü sadece 
Kuzey’de de değil, Kürdistan’m bü¬ 
tün parçalarında var. Halk ulusal bi¬ 
linci, dili, kültürü geliştiriyor, de¬ 
mokratik yaşamı örgütlülüğü gelişti- 



Ekim 2009 | serxwebûn 


29 


riyor. Demokratik ulusal gelişme ya¬ 
şandı ve bir toplumsal ruh oluştu. 
Tasada ve kıvançta bir olan ve bunu 
büyük bir cesaret ve fedakârlıkla ya¬ 
pan, bunu kapitalist ya da devletçi 
düzenin bireyci, bencil yaklaşımları¬ 
nı aşarak büyük bir demokratik pay- 
laşımcılık içerisinde yapan, yürüten 
bir toplum ortaya çıktı. Kürt toplu- 
munun demokratikleşmesi, özgürlü¬ 
ğü öyle Avrupa’da gerçekleşen de¬ 
mokratikleşme gibi değildir. Bireyle¬ 
rin kendini kurtarmasına dayanmı¬ 
yor. Büyük bir toplumsal dayanış¬ 
maya dayanıyor, komünalizme daya¬ 
nıyor, farklılıkları gören bir eşitlik te¬ 
melinde özgürleşmeye dayanıyor. Bu 
çok çok önemlidir. Yani ortak duyan, 
anlayan, ortak çalışan, yaşayan bir 
toplum oluşuyor. Bu önemli bir geliş¬ 
me düzeyi kazanmış durumdadır. 
Zaten bu gelişme Kürt sorununun 
çözümünü bütün iç ve dış siyasete 
dayatarak olmazsa olmaz haline ge¬ 
tirmiştir. Bu tarihsel bir gelişmedir. 

Önderliğin tecridi tüm Kürtler için bir 
tecrit işkence ve baskı anlamına geliyor 

Kürtler bireysel düzeyde de top¬ 
lumsal düzeyde de en büyük gelişme¬ 
yi, yenilenmeyi ruhsal, duygusal, bi¬ 
linç olarak ve bir de pratik gelişmeyi 
uluslararası komploya karşı mücade¬ 
le içinde yaşadı. Tabii öncesi vardı. 
1990’lı yıllann, 1980’li yıllann halk 
direnişi, gerilla direnişi, zindan dire¬ 
nişi vardı. Bütün bunlar PKK öncülü¬ 
ğünde oldu. Bunlar Önder Apo’nun 
geliştirdiği bilinç ve eylemdir. Gerçek¬ 
ten de bu husus artık değerlendirme¬ 
den de öteye, biraz vicdani bir konu 
haline de geliyor. En son Önder Apo 
“değil 11 yıl, 11 gün binleri burada 
kalırsa kafalarını duvara çarpar, par¬ 
çalar, kendilerini yok ederler” dedi. 
Eğer yüce, büyük amaçlar olmazsa 
böyle bir ortama kesinlikle dayamla- 
maz, direnilemez, sabredilemez, diye¬ 
rek kendisinin bu temelde sabrettiği¬ 
ni söyledi. Şimdi artık dayanılacak bir 
durum değil dedi. Bu elbette sadece 
fiziki bir durum değil, ideolojik-siyasi 
bir durumdur. Elbette bir kişiye özgü 
bir durum da değildir. Önder Apo’nun 


“Beytüşşebap’ta yapılanlar 
biliniyor. Vuruyor, eziyorlar. 

Çeşitli kentlerde linç 
ediyorlar. Bunların hepsi 
gözdağ;ıdır, ezme, sindirme 
hareketidir. Baskıyla bir 
şeyleri kabul ettirmek ve 
bunu herkese örnek yapmak 
istiyorlar. Bütün toplumu 
bununla sindirmeye çalışmak 
faşistçe bir tutumdur” 


11 yıl böyle bir konumda tutulması, 
kırk milyonluk Kürt toplumu için bü¬ 
yük bir işkence, tecrit, baskı ve imha¬ 
ya alınma oluyor, hakaret oluyor. 
Herkes bunu böyle hissediyor. Sade¬ 
ce Kuzey’de, Güneybatı’da değil, Do- 
ğu’da ve Güney’de de bu duygular ge¬ 
lişiyor. Bu İmralı sistemini yaratan 
güçler Kültleri korkuturuz, sindiririz 
sanıyorlardı. Bundan etkilenen in- 
sanlan daraltırız diye düşünüyorlar¬ 
dı. Ama şu çıktı ortaya: Artık insanlar 
anlam veriyor ve karşı çıkıyorlar. 
Şimdi bu tutum en geniş düzeye ulaş¬ 
mıştır. PKK’ye destek vermeyenler bi¬ 
le Önder Apo’nun mevcut koşullarda 
tutulmasına karşı çıkıyorlar. En iş¬ 
birlikçi Kürt bile, düşündüğünde yü¬ 
reğinde bunu kmıyordur. Eğer öyle 
değilse zaten o canlı olamaz, insan 
olamaz. Bu bakımdan bu duruma 
son verilmesi gerekiyor. Başka türlü 
bu durum süremez. Sorun sadece 
sağlık sorunu değil tabii. Sorun psi¬ 
kolojik sorundur, zihinsel, duygusal 
sorundur. Hem Önder Apo’yu hem 
bütün toplumu yıpratıyor; çok fazla 
yıpratıyor. Ağır acılara yöneltiyor. 

Bunu yapanlarla devam ettirenler 
niye yapıyorlar, biz onu da düşünüyo¬ 
ruz, anlamaya çalışıyoruz. Anlaşılmaz 
değildir. Şöyle yaparız, baskı altmda 
tutarız, psikolojisini bozarız, duygula- 
nnı bozarız, direncini kırarız diye dü¬ 
şünüyorlar. Hakaret altında tutarız, 
direnme gücünü, dolayısıyla insani 
özelliğini yok ederiz hesabı yapıyorlar. 
Önder Apo üzerinde bu uygulanıyor. 


Bu, bütün Kürt insanlanna ve toplu- 
muna da aynı şekilde dayatılıyor. Ön¬ 
der Apo’nun durumu mücadele et¬ 
mek isteyen herkese bir tehdit olarak 
gösteriliyor. B akın mücadele ederse¬ 
niz başmıza bunu getiririz diyorlar. 

Baskılar insanları daha fazla 
Önder Apo gerçeğine bağlıyor f' 

Beytüşşebap’ta yapılanlar bilini¬ 
yor. Vuruyor, eziyorlar. Çeşitli kent¬ 
lerde linç ediyorlar. Bunların hepsi 
göz dağıdır, ezme, sindirme hareketi¬ 
dir. Bililerine baskıyla bir şeyleri ka¬ 
bul ettirmek ve bunu herkese örnek 
yapmak istiyorlar. Bütün topluma 
yapılanları bir örnek gibi göstermek 
ve bununla toplumu sindirmeye ça¬ 
lışmak çok faşistçe bir tutumdur. 
Yani bunu tarihte hiçbir düşman 
düşmanma yapmamıştır. Ama mev¬ 
cut devlet Önder Apo’ya ve onun şah- 
smda bütün Kürt b a lkına yapıyor. 
Ondan sonra da, bu insanlar ne bu¬ 
luyorlar, neden vazgeçmiyorlar Ön¬ 
der Apo’dan diyorlar. Niye vazgeçsin¬ 
ler? Anlamıyor bunu. Demek ki mad¬ 
di baskı ve işkencenin gücüne o ka¬ 
dar çok inanmışlar. Hâlbuki sen 
Kültlere her türlü hakareti Önder 
Apo şahsında yapıyorsun. Bu insan¬ 
ları daha çok bilinçlendiriyor, insan- 
lan daha fazla Önder Apo gerçeğine 
bağlıyor. Önder Apo orada kişisel çı¬ 
karları için yürüttüğü mücadelenin 
sonucunda bulunmuyor ki! Orada ki¬ 
şisel bir davayı yürütmüyor ki! Her¬ 
kes görüyor, herkes anlıyor bunu. Bu 
bakımdan bununla toplum korkutu- 
lamaz, ürkütülemez, sindirilemez. 
Direnişten vazgeçirilemez. PKK ile 
Kürt insanı, Kürt toplumu bu duru¬ 
mu çoktan kırdı. On beş bin, yirmi 
bin şehidi var. Bunlar büyük cesaret 
veriyor; intikam ruhu veriyor; irade 
kazandırıyor. Herkes bunu bilmeli. O 
nedenle eski politikalar başan getir¬ 
mez. Tersine daha fazla Kürtleri bir¬ 
leştirir. Nitekim daha fazla eğitiyor, 
etkiliyor, mücadele gelişiyor. Kimse¬ 
nin bundan kuşkusu olmasm. 

Biz bu yöntemle mücadele gelişsin 
istemiyoruz. Bu, insani bir yöntem 
değil, demokratik bir yöntem değil. 





30 - 

Bununla kazanalım istemiyoruz. 
Bundan vazgeçilmesi lazım. Bu du¬ 
rumun sona erdirilmesi gereklidir. 
Şimdi bunun yarattığı eiddi psikolo¬ 
jik sorunlar var. Önder Apo’nun sağ¬ 
lık durumunu öneelikli olarak böyle 
ele almalı. Toplumda yarattığı psiko¬ 
lojik durum var. Kürt geneinde, kadı¬ 
nında, insanında açtığı derin yaralar 
var. Duygusunda, psikolojisinde ya¬ 
rattıkları var. Bunu toplum çeşitli bi¬ 
çimlerde dışa da vuruyor zaten. Di¬ 
yorlar ki Kürt gençleri sağı solu yakı¬ 
yor, yıkıyor. Peki, bu ortamdan daha 
başka ne bekliyorsun? Çok daha faz¬ 
lasını da yaparlar. Bilime inanıyoruz 
diyorlarsa bu durumları ineelesinler. 
O zaman Kürt gençlerinin psikolojisi¬ 
ni, manevi dünyasını, kendi yapükla- 
n baskmm ve Önder Apo şahsmda 
Kürt toplumuna yapılan hakaretin 
insanlarda ne tür etkilenmelere yol 
açtığım öğrenebilirler. Buna kendile¬ 
rinin yol açtığım görürler. 

Önder Apo’nun sağlık durumu için 

her türlü mücadele yürütülmeli 

Fiziki olarak da dayanılmayaeak 
bir baskı uygulanıyor. Son notlarda 
Önder Apo buna ilişkin daha çok 
vurgu yapıyor. Kürt Özgürlük Hare¬ 
keti 2007 Mart başında bir kronik ze¬ 
hirlenme durumunu açıkladı. Ulus¬ 
lararası kurumlar gitti ineeleme yap¬ 
tılar, bu onaylandı. Tedavi gerektiği 
yönünde bilgiler çıktı, reçeteler oluş¬ 
tu. Fakat bunlarm gerektirdiği bir te¬ 
davi olmadı. Tedavi ediyoruz diye ba¬ 
zı doktorlar gönderildi, ama onlar 
gerçekten de ortaya çıkan sağlık so- 
runlannı gidereeek düzeyde değiller¬ 
di. Uluslararası kurumlarm tedavi et¬ 
me önerileri kabul edilmedi. Geçti mi 
kronik zehirleme? Deşifre edildi, önü 
alındı, ama yarattığı hastalıklar teda¬ 
vi edildi mi? Edilmedi tabii. Zaman 
geçtikçe Önder Apo hep rahatsızlıkla¬ 
rım var diyor. Bu zehirleme sonueun- 
da doğan rahatsızlıklar var. İmralı or¬ 
tamı, o deniz ortamı Önder Apo’nun 
fiziki durumuna uygun değil. Sinüzit 
hastalığı var, en kuru havada olması 
gerekiyor. Oysa 11 yıldır en nemli or¬ 
tamda kalmaya zorlanmıştır. Bu bile 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


başlı başma bir zehirleme olayı, yıp¬ 
ratma, hastalık üretme durumudur. 
Başlı başma bir saldmyı ifade ediyor. 
Bilinçli seçilmiştir. Öyle güvenlik fi¬ 
lan deniliyor, güvenlik sadeee deniz¬ 
de sağlanır diye bir şey yok ki! Bir te¬ 
penin başmda da sağlanır. O kadar 
askeri bir tepenin başma koysan 
dünyanın hiçbir ordusu oraya yakla- 
şamaz. Bir kalede de güvenlik sağla¬ 
nır. Yok mudur böyle yerler, tonlarea 
var. Fakat öyle anlaşılıyor ki denizin, 
nemli ortamın sağlık durumuna uy¬ 
gun olmadığı tespit edilmiş ve bilinçli 
olarak seçilmiştir. Yeter artık! Bu du¬ 
ruma son verilmesi lazım. Öyle bir or¬ 
tamda oldukça Önder Apo’nun sağlık 
durumu düzelmez. Hiçbir tedavi so¬ 
nuç vermez. Biz çok iyi biliyoruz, ta¬ 
nıyoruz. Öyle ezbere konuşmuyoruz. 
O nedenle sağlık durumu eiddidir. 
Halk bu konuda duyarlı olmalı. Ke¬ 
sinlikle Önder Apo’nun sağlık duru¬ 
mu için her türlü müeadele yürütül¬ 
meli. Bu gerekiyor. Demokratik çev¬ 
reler, uluslararası kurumlar, insani 
kurumlar, İmralı’dan sorumlu olan 
herkes duyarlı olmalıdır. 

Önder Apo şunu söyledi: “Benim 
burada ölümüm öldürmedir. Katle¬ 
diliyorum. Bunu herkes biliyor. ” Za¬ 
ten Önder Apo söylemese de 
Kürtlerin hepsi bunu böyle kabul 
ediyor. Dolayısıyla bu durum siste¬ 
min başma bela olaeak sonuçlar ve¬ 
rebilir. Uyarmak istemiyoruz tabii, 
çünkü bilinen bir durumdur. Türki¬ 
ye yönetimini de, İmralı’dan sorumlu 
olan Avrupa’yı da Amerika’yı da 
Kürtleri ilelebet kendinize düşman 
etmeyin diyoruz. İmralı böyle sürer¬ 
se sonuç oraya gider. Kürt düşman¬ 
lığını kazanmak herkese zarar verir. 
Denebilir ki belki biz de Kürtleri böy¬ 
le yok ederiz. Olabilir, zarar görürler, 
ama siz de zarar görürsünüz. Dolayı¬ 
sıyla siz de zarar görmeyin, Kürt top¬ 
lumu da aeı çekmesin, zarar görme¬ 
sin. Bu b a kımdan Önder Apo’nun 
sağlık durumunun düzeltileeeği bir 
süreein hızla geliştirilmesine ihtiyaç 
vardır. İmralı’yı tanıyoruz. Sağlığı bi¬ 
linçli biçiminde bozuldu ve tedavisi 
de yapılmadı. Artık buna son veril¬ 
mesi lazımdır. Avukatlarm bu yönlü 


baş vurulan var, ama şimdiye kadar 
olumlu bir eevap verilmemiştir. Ön¬ 
der Apo’nun durumu her b a kımdan 
düzeltilmeden, normalleştirilmeden 
Kürt sorununun çözümü, Türkiye’¬ 
nin demokratikleşmesi sağlanamaz. 

Uluslararası komplonun nedenlerini 
bulup gidermek gerekiyor ^ 

Önder Apo’nun yarattığı de&iklil^ 
leri çok fazla izah etmeye gere^mk, 
zaten kitaplarda vardı. Büyük bir ye¬ 
nilenme, değişim yaşadı Önderlik ger¬ 
çeği. Üçüneü Önderliksel doğuş ger¬ 
çekleşti. Daha ilk süreçte bize şunu 
söyledi Önder Apo, kendimizi yenile¬ 
memiz, yeniden yaratmamız gereki¬ 
yor. Tepeden tırnağa yenilemeliyiz 
kendimizi. Niye? Çünkü uluslararası 
komployla karşılaştık. Bu başlı başı¬ 
na bir özeleştiri gerektiriyor. Kendini 
yenilemek demek, sorgulamak ve 
olumsuzluklarm nedenlerini bulup 
gidermek demektir. En büyük olum¬ 
suzluk uluslararası komploydu. 
Uluslararası komplonun nedenlerini 
bulup gidermek gerekiyor. Yenilenme 
onun için gereklidir. Önderlik gerçeği, 
değişim ve yenilenmeyi bu temelde ele 
aldı. Çok köklü, derinlikli ele aldı. Her 
şeyi sorguladı. Hiçbir konu için aman 
dokunulmaz, aman tabudur demedi. 
Böyleee büyük bir zihniyet değişimi, 
zihniyet devrimi gerçekleştirdi. Bir ye¬ 
ni ideolojik doğuş gerçekleşti; 3. Ön¬ 
derliksel doğuş! Yeni bir çizgi oluştu. 
Bunlann uzun uzun anlatılmasma 
gerek yok. Bir Halkı Savunmak ve De¬ 
mokratik Uygarlık Manifestosu kitap¬ 
ları bunlan veriyor. Çok kıt olanak¬ 
larla da olsa düşüneede yaşadığı de¬ 
ğişiklikleri teorik olarak ifade etti, ya¬ 
zıya kavuşturdu. Tabi imkân verilmi¬ 
yor, fırsat verilmiyor, yapılan azdır, 
ama yine de işin özünü veriyor. Felse¬ 
fi olarak gelişmeyi, ideolojik ilkelerde 
değişimi bir bütün olarak zihniyette 
gelişme ve değişimi yaşadı. Paradig¬ 
ma değişimi gerçekleştirdi. Sosya¬ 
lizmde, devletçi paradigmayı aşarak 
demokratik sosyalizm çizgisini ortaya 
çıkardı. Demokratik paradigmayı ge¬ 
liştirdi. Bütün özgürlük ve demokrasi 
müeadeleleri için yepyeni bir prog- 



Ekim 2009 | serxwebûn 


31 


ram, strateji, taktik, örgüt biçimi or¬ 
taya çıkardı. Böylece insanlığın beş- 
alü bin yıldır devletçi hiyerarşik siste¬ 
me karşı yürüttüğü demokrasi müca¬ 
delesini, en son yüz elli yıldır sosya¬ 
lizm adı altında yürütülen bu özgür¬ 
lük ve demokrasi mücadelesini yeni 
bir program, strateji ve taktik teme¬ 
linde, ama mutlaka başarıyı öngöre¬ 
cek çerçevede ortaya koydu. Böylece 
özgürlük ve demokrasi hareketlerinde 
her bakımdan köklü bir yenilenme or¬ 
taya çıkardı. Geçmişi bu temelde de¬ 
ğerlendirdi. Hataları eleştirdi, aşılan- 
lan belirledi. Yeni olması gerekenleri 
yarattı ve yerli yerine koydu, bütün 
bunlan bir de sisteme kavuşturdu. 
Bütün bunlar çok önemlidir. 

Banş olacaksa bunun öncüsü 
ve anahtan Önder Apo’dur 

Böylece sadece Kürt b a lkı ve in- 
sanlan için değil, bütün ezilenler için, 
bütün halklar için, emekçiler için, ka¬ 
dınlar için özellikle özgür ve demokra¬ 
tik yaşamm yolunu gösteren bir zih¬ 
niyet durumu, bir ideolojik çizgi, ilke¬ 
ler düzeyinde bir siyasi program, yine 
bir strateji-taktik örgüt tarzı oluştur¬ 
du. Bütün bunlar kapsamlı bir biçim¬ 
de savunmalarda ortaya konulmuş¬ 
tur. Böylece yeni bir önderliksel do¬ 
ğuş gerçekleşti. Bunu Üçüncü Önder¬ 
liksel Doğuş olarak tammladı. Bir ye¬ 
ni çizgi oluştu. Bu önderliksel düzey 
evrenseldir. Bir önemi de budur. Da¬ 
ha önceki süreçlerde evrensel olanlar 
başkaydı. Önder Apo gerçeği evrensel 
olanı Kürdistan’a taşıyandı. Bu ulusal 
düzeydi. Üçüncü Önderliksel Doğuş 
evrenseldir. Hem Kürdistan’daki öz¬ 
gürlük ve demokrasi çizgisindeki de¬ 
ğişimi öngörüyor hem de ona dayana¬ 
rak bütün ezilenler, kadınlar ve halk¬ 
lar için özgürlük ve demokrasi çizgisi¬ 
ni ortaya koyuyor. Böyle bir evrensel 
önderliksel düzeyi ifade ediyor. 

Tartışılan bir konu budur. Söyle¬ 
necek söz de çoktur. Fakat söz söyle¬ 
mek iyi, güzel, ama doğru da, gerçek¬ 
leşme ne kadar olacak? İnsan onu 
düşünüyor. Gerçekleşmeyecek sözler 
söylemek de çok anlamlı olmuyor. O 
bakımdan gerçekten de artık sorun 


gelip bu noktaya dayanmış durumda- 
du. Geçen 3-4 aylık süre içerisinde bu 
konularda da önemli gelişmeler oldu. 
Önderlik çözümleyici gücünü ortaya 
koydu. Türkiye demokratikleşmesinin 
anahtan olduğunu gösterdi. Türkiye 
banşmm anahtan olduğunu ortaya 
koydu. Gerçekten de Türkiye toplu- 
munda banş olacaksa, Kürt-Türk ba- 
nşı olacaksa bunun öncüsü, anahta- 
n Önder Apo’dur. Önder Apo’suz bu 
banş hiçbir zaman olmayacaktir; bu¬ 
nu herkes bilmeli. Son dönemlerdeki 
tartışmalarla bunu görenlerin, anla¬ 
yanların sayısı daha çok arttı. Kürt 
sorununun çözümünün bütün bu ko¬ 
nularda anahtar olduğu, banşm da 
Türkiye demokratikleşmesinin de an¬ 
cak Kürt sorununun çözümüyle ger¬ 


çekleşebileceği, Kürt sorununun çö¬ 
zümünün de Önder Apo ile gerçekle¬ 
şebileceği artık çok geniş çevreler ta- 
rafmdan kabul görüyor. Asimda bas¬ 
kısız bir ortam sağlansa Türkiye top- 
lumunun yüzde 70-80’e böyle bir 
düşünce ortaya koyar. Nitekim bazı¬ 
ları bunu açıktan söylüyor, bazılar 
söyleyemiyor, ama içinden bunu yaşı¬ 
yor. Bu kesindir. Yönetim içindeki 
birçok çevrede de bu var asimda. Fa¬ 
kat bazı kendinden korkan, böyle çok 
kemikleşmiş gerici zihniyetli insanlar 
var, devleti elde tutuyor, bu gelişmeyi 
engelliyorlar. Değişimin önünü alıyor¬ 
lar. Henüz bunlar hâkim dürümda¬ 
lar. Fakat geçen altı aylık süre içeri¬ 
sinde 29 Mart yerel seçimleri ardın¬ 
dan tek taraflı çaüşmasızlık süreci te¬ 


melinde yaşanan gelişmelerle bu geri¬ 
ci çevreler iyice daraldılar. 

Önder Apo’nun rolünü oynaması için 
koşullarmın hızla değişmesi gerekir 

Kürt sorununun demokratik çözü¬ 
mü temelinde Türkiye’nin banşa ve 
demokrasiye kavuşması fikri çok geliş¬ 
ti ve bunun da Önder Apo tarafmdan 
gerçekleştirildiği artık çok daha geniş 
çevreler tarafmdan kabul gördüğü bili¬ 
niyor. Önder Apo yol haritasmı da ha¬ 
zırladı, sundu. Çözümden, banştan ve 
demokrasiden yana olduğunu ve bu 
konuda ne kadar tutarlı, özverili bir 
çaba içinde olduğunu gösterdi. Sorun 
sadece Önder Apo’nun sorunu değil, 
Kürt toplumunun sorunu, Türkiye 


toplumunun sorunu, insanlığın soru¬ 
nudur. Önder Apo’nun durumu tüm 
bunlara hizmet durumunu ifade edi¬ 
yor. Şimdi bütün bunlann olabilmesi 
için “çabşahiîmem gerekiyor” diyor. 
Özelikle yol haritası çerçevesinde yü¬ 
rütülen tartışmalar sonucunda bu 
gerçeklik ortaya çıkmıştır. Kürtler za¬ 
ten istiyorlar bu durumu. Türkiye 
medyasından, aydmlanndan yoğun 
bir beklenti oluştu, hatta gidip görüş¬ 
mek isteyenler çıktı. Yol haritası çahş- 
malan sürecinde hükümet tarafmdan 
da öyle bir engelleyicilik olmadı. Du¬ 
rup dururken öyle bir yol haritası orta¬ 
ya çıkmadı. Bunu herkes biliyor. De¬ 
mek ki bir beklenti vardı. Şimdi eğer 
gerçekten bütün bunlar varsa ve bu 
konuda rol oynanacaksa Önder 











32 - 

Apo’nun koşullarının bu çabayı gös¬ 
termesine uygun hale getirilmelidir. 
Nitekim Önder Apo da “madem ben¬ 
den h iz met isteniliyor, h iz met edebil¬ 
mem için hizmet etme koşuUanmm ol¬ 
ması gerekiyor” dedi. Mevcut koşullar¬ 
da bu rolünü oynayamaz. O kadar 
baskı ve işkence altmda tut, hala mek¬ 
tupları çizerek ver, gazete verme, bası- 
m engelle, tedavi etme, ondan sonra 
da haftada bir saat avukatlann görüş¬ 
mesine izin vererek bütün bu sürecin 
yönlendirmesini iste; bu mümkün 
mü? Devletin tutumu bu oluyor. 

Önder Apo’nun koşullarında düzelme 
olmazsa çözümün önünü açılamaz 

Önder Apo’nun rolünü oynaması 
için koşullann h ız la değişmesi gere¬ 
kir. Cebine pasaport koyun dünyanm 
her tarafım dolaşsm denilmiyor, ama 
Türkiye içinde kalabilir, çalışabileceği, 
insanlarla, örgütüyle, çeşitli çevrelerle 
ilişki kurabileceği, gelişmeleri izleyebi¬ 
leceği, sağlıklı yaşayabileceği, barış ve 
demokratik siyasi mücadeleye hizmet 
edebileceği bir ortam sağlanabilir. Bu 
çerçevede bir güvenliği olmalıdır. Bu 
nerede olur, yöntemi ne olur, bunları 
insan sağlayabilir. En az ından bu ke¬ 
sinlikle olmalıdır. Bunun gerisindeki 
şeyler kabul edilir değildir. İmrah’ya 
bu bina biraz eskimiş, yeni bir bina 
yaptık, bak değişiklik yapıyoruz gibi 
şeyler kandırmacadır. Gelinen süreçte 
hiçbir şeye hizmet etmez. O tür şeyler 
bir değişiklik değildir. Yaşam ve çalış¬ 
ma özgürlüğü açısmdan bir değişiklik 
olmalıdır. Çok değişik ortamlarda ha¬ 
reket etmede belirli şuurlar olabilir, 
ama onun dışmda herhangi bir sınu 
olmamalı, mevcut smulama ve engel¬ 
lemeler kaldırılmalıdır. Birden bire bu 
olmazsa da adım adım böyle bir düze¬ 
ye kısa sürede ulaşılabilir. Hemen 
tam bir özgürlük durumu olsun demi¬ 
yoruz, ama adım adım banş ve de¬ 
mokratik siyasi çalışmalar yürütecek 
yaşam ve çalışma ortamına sahip ol- 
malıdu. Sağlıklı yaşayabilecek, tedavi 
olabilecek koşullan olmalı, gelişmeleri 
izleyebilmeli, ilişki kurabilmeli, rahat 
çalışma yapabilmelidir. Görüşlerini, 
çabalarını aktarabilmelidir. Böyle 


olursa mevcut Türkiye’nin ihtiyaç 
duyduğu demokratik açılım süreci 
güçlü bir biçimde gelişir. 

Yanlış tartışılan bazı şeylerin ciddi 
biçimde eleştirilmesi gerekiyor. Sanki 
Türkiye’nin demokratikleşmesi ya da 
Tayyip Erdoğan’m söylediği cümleyle, 
demokratikleşme sürecinin gerçek¬ 
leşmesi DTP milletvekillerinin mah¬ 
kemeye götürülüp götürülmemesine, 
polis zoruyla mı olacak, olmayacak 
mı konusuna kilitleniyor. Bunlar 
yanlış şeylerdir. Asimda sorunlar öy¬ 
le değildir. Bunlar saptınlıyor. Sorun, 
Önder Apo serbest çalışma koşullan- 
na sahip olacak mı olmayacak mı? 
DTP’nin çalışması da, PKK’nin çalış¬ 
ması da, Türkiye demokrasisinin ge¬ 
lişmesi de buna bağlı. Bu olursa bir 
açılım olur; açılımın önü açılır. De¬ 
mokratikleşmenin önü açılır. Önder 
Apo’nun koşullannda değişiklik ol¬ 
mazsa başka hiçbir şey demokratik¬ 
leşmenin önünü açmaz. Türkiye de¬ 
mokrasisini geliştirmez. Çünkü Kürt 
sorununun çözümü yönünde bir 
adım anlamına gelmez. Kürtler buna 
inanmazlar. Nitekim inanmıyorlar. 
Bu bir realite, herkes görsün. Başka 
hiçbir tutum Kürt insanmı demokra¬ 
tik açılım olduğuna inandırmaz. İlk 
adım. Önder Apo’nun koşullannda 
değişiklik olursa Kürtler ancak ina¬ 
nırlar. Başka şeye inanmazlar. Anla¬ 
mak gerekiyor Kürt b a lkını. Eğer ger¬ 
çekten de tutarlı olunacaksa böyle bir 
adım atmaktan korkulmaması gerek¬ 
tiği açıktır. Korkular yenilsin, darlık¬ 
lar aşılsın, düşmanlıklar giderilsin, 
bu yönlü değişiklik yaşansın. Yöneti¬ 
ciler de bunu yapsınlar, toplum da 
bunu yapsm. Bu olursa demokratik¬ 
leşmenin önü açılır. 

Bunun olabilmesi için demokratik 
güçlerin, Kürt b a l kın ın yoğun müca¬ 
dele etmesi gerekiyor. Önder Apo’nun 
tedavisi. Önder Apo’nun koşullannm 
düzeltilmesi, demokratik kitle eylemli¬ 
liğinin birinci talebidir. Operasyonlar 
durmalıdır, yol haritası verilmelidir. 
Önder Apo’nun sağlık sorunlanmn gi¬ 
derilmesi için tedavi edilmeli ve koşul¬ 
lan düzeltilmelidir. Kürt halkı bu te¬ 
melde mücadele etmeli, demokratik 
güçler buna destek vermelidir. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

PKICyi içine alacak bir demokratik 
açılım süreci gelişmek durumundadır 

Eğer gerçekten AKP Türkiye siya¬ 
setinde yeni bir başlangıç yapmak is¬ 
tiyorsa bu temelde hareket etmelidir. 
Bunun dışında yapılanlann bir yeni¬ 
liği olmaz. Birkaç söz söylemek hiçbir 
şey değiştirmiyor. Tayyip Erdoğan’m 
bugün söylediği sözleri 1990’larm 
başında Süleyman Demirci de söylü¬ 
yordu, Turgut Özal da söylüyordu. 
Bu sözlerin içi doldurulur ve eyleme 
dönüştürülürse bir değeri olur, bir 
kalıcılık kazanır. 12. yılında komplo¬ 
ya karşı mücadelede biz bu gelişme¬ 
lerin olmasını bekliyoruz. Gerçekten 
de 11. yılda komplo öldü. Artık daha 
fazla çürüme, yozlaşma, zehirleme 
yaratmaması için bu ölmüş cesedin 
yok edilmesi gerekiyor. 12. yılında 
Komploya karşı mücadelede bu ya¬ 
pılmalıdır, yapılacaktır da. 

PKK’nin imhası artık imkânsız 
hale gelmiştir. Stratejik olarak bu 
kanıtlandı. Dolayısıyla PKK’yi içine 
alacak bir büyük demokratik açılım, 
demokratikleşme süreci gelişmek 
durumundadır. İşte komploya karşı 
12. mücadele yılı bu tür gelişmelere 
açık bir yıldır. Bunun kapıları açıl¬ 
mıştır. Halk olarak tüm emekçiler, 
işçiler, kadmlar, tüm demokratik 
çevreler olarak 12. yılda uluslarara¬ 
sı komploya karşı böyle bir yakla¬ 
şımla ve bu hedefler temelinde mü¬ 
cadele etmeliyiz. Biz inanıyoruz ar¬ 
tık süreç böyle bir süreçtir. 

Bu temelde demokrasi mücadele¬ 
sini büyük bir istekle, örgütlülükle, 
kararlılıkla geliştirdiğimiz taktirde 
kesinlikle başarı ortaya çıkacaktır. 
12. mücadele yılı, uluslararası 
komplonun etkilerinin tümden gide¬ 
rilerek Kürt sorununun demokratik 
çözümünün. Önder Apo’nun özgür¬ 
lüğünün ve Türkiye’nin demokratik¬ 
leşmesinin geliştiği, bu sürecin tu¬ 
tarlı bir biçimde önünün açıldığı bir 
yıl olacaktır. İsteğimiz bunu gerçek¬ 
leştirmektir. Bütün kararlılığımızla 
hareket ve halk olarak da böyle bir 
sonucu elde etmek için mücadele 
edeceğiz ve kazanacağız. 





Ekim 2009 | serxwebûn 


33 




E)[ 




m: 


“Düğüm, çözüm noktasına gelmiş bulunmaktadır. Böylesi bir süreçte barışçıl ve siyasi çözümün önünü açacak, 
Türkiye'de değişimi başlatacak bir adımı attırabilirsek, bu, ABD'nin küresel sistem çıkarları temelinde Ortadoğu 
çapında geliştirmek istediği projeyi bir yana iterek, gerçekten de halkların demokratik birliğini öngören bir sistemin 
gelişmesine yol açacaktır. Çabalarımızın tümü aslında bu noktada adım attırmaya dönüktür. Dolayısıyla kritik, 
önemli ve bassas bir süreçten geçmekteyiz. Sonuç alabilmek için oldukça duyarlı, dikkatli, ısrarlı 
ve mücadeleci olmalıyız. Herkes kendi görev ve sorumluluğuna sabip çıkmalı, sağlam duruş göstermelidir” 


Önderliğin 9 Ekim tarihli görüş¬ 
me notunda, siyasi sürecin ilerletil¬ 
mesi, var olan tıkanıklığın aşılması 
ve müzakere sürecinin gelişmesi 
amacıyla yapılmasını gerekli gördü¬ 
ğü ve öneri olarak sunduğu bazı hu¬ 
suslar üzerine; bu önerileri değer¬ 
lendirmek, ne anlama geldiğini daha 
derinlikli anlamak ve nasıl pratikleş- 
tirilebilinir konularını netleştirmek 
amacıyla yönetim olarak çeşitli top¬ 
lantılar gerçekleştirdik. Biz bu top¬ 
lantılarda Önderliğin talep ve öneri¬ 
lerini öne aldık ve şimdi yönetim ola¬ 
rak esas gündemimiz de bunlardır. 
Halen de bu yönlü pratik çalışmala¬ 
rımızı acil bir biçimde yürütüyoruz. 

Önderlik bu görüşme notunda, 
kendisine hücre cezasının verildiğini 
ve bunun nedeni olarak da, kendisi¬ 
nin Türkiye yönetimini tehdit ettiği 
gerekçesinin ileri sürüldüğünü be¬ 
lirtiyor. Yine Türkiye yönetimi içinde 
bazı tartışmalann sürdüğünü, süre¬ 
cin karmaşık ve yoğun olduğunu, si¬ 
yasi sürecin tıkanmışlığmı ifade edi¬ 
yor. Mevcut Türkiye'deki durumu 
bir tıkanma durumu olarak değer¬ 
lendiriyor ve bu tıkanmanm giderile- 
bilme imkânları, fırsatları var mı, 
nasıl ön açılabilir, süreç ilerletilebi- 
lir, onu araştmyor. Bu çerçevede çe¬ 
şitli siyasi güçlerin durumunu da 
değerlendiriyor. AKP’nin politikaları¬ 
nı, muhalefetin politikalarını, bizim 
durumumuzu, yaptığımız açıklama- 
lan da değerlendiriyor. En son ola¬ 


rak Cuma arkadaşın yaptığı açıkla¬ 
malar Önderliğe bilgi olarak verili¬ 
yor. Cuma arkadaşın, eğer demokra¬ 
tik süreç işlemezse, bu durum bir 
savaşa doğru gider belirlemesi Ön¬ 
derliğe aktarılıyor. Önderlik, belirle¬ 
me doğru, fakat demokratik siyaset 
yapılmak isteniyorsa, ön açıcı ol¬ 
mak, tıkanmayı gidermek gerekiyor 
diyor. Bu konuda yaratıcı olunama- 
masmı eleştiriyor. Bize dönük de, 
genel Türkiye’deki siyasete dönük de 
o yönlü eleştirisi vardı. Mevcut du¬ 
rumu yaratıcı olamama, dolayısıyla 
siyaset üretememe olarak değerlen¬ 
diriyor. Bu noktada mümkünse tı¬ 
kanmanın önünü açacak, siyasi sü¬ 
reci işletecek, bir çatışma durumu¬ 
nu engelleyebilecek çerçevede hare¬ 
ket edilmesi gerektiğini belirtiyor ve 
bu amaçla önerilerde bulunuyor. 

Operasyonların önünü almak için 
canlı kalkan oluşturulsun 

Görüşme notunda Önderliğin iki 
pratik önerisi vardı. Birinci öneri, 
yerelde barış inisiyatifleri, barış 
gruplarmm örgütlendirilmesi ve ha¬ 
rekete geçirilmesi yönünde. Eğer ge¬ 
nel bir barış durumu yaratılamıyor- 
sa, o zaman parça parça yerelde ya¬ 
ratılmaya çalışılmalı, barıştan yana 
olanlar en azıdan birleştirilmeli, do¬ 
layısıyla çatışma alanları daraltıl- 
malı diyor. Geçmişteki canlı kalkan 
girişimine benzer, fakat ondan biraz 
daha farklı bir çalışma öneriyor. Her 


Halk Savunma Merkezi 

yerde gruplar olsun, operasyonların 
önüne geçmeye çalışsınlar, taraflar¬ 
la görüşsünler, çatışmaya girmek 
istemeyen, barıştan yana olmak is¬ 
teyen çevrelerle irtibatlansmlar di¬ 
yor. Bu çevreler devletin sivil yöne¬ 
timi olabilir, askeri yönetimleri ola¬ 
bilir, gerilla çevreleri olabilir. Dola¬ 
yısıyla çatışmak istemeyenlerin, ba¬ 
rıştan yana olanların çatışmazlığmı 
yaratsınlar diyor. Bu girişim, ope¬ 
rasyonların önünü alma, durdur¬ 
ma, daraltma, kitleleri bu yönlü ha¬ 
rekete geçirme, kitlelerin eylemliliği¬ 
ni geliştirmeye dönük bir girişim ol¬ 
maktadır. Zaten biz buna benzer bir 
hususu Eylül ayında yaptığımız Yü¬ 
rütme Konseyi Toplantısında tartış¬ 
mış ve operasyonları durdurma 
amaçlı kitle hareketinin, serhıldan- 
ların operasyonların yoğunlaştığı 
yerlerde geliştirilmesi yönünde ka¬ 
rar almıştık. Önderliğin önerisi bu¬ 
nu biraz da örgütlemeye dönüktü. 

İkinci öneri, Türkiye’ye barış grup¬ 
lan gönderilmesi yönündedir. Biri 
Avrupa’dan, biri de Güney’den olmak 
üzere iki yeni banş grubu örgütlenip 
gönderilebilir diye öneriyordu. Ön¬ 
derlik, “gelecek olanların ellerinde so¬ 
mut programlan olur. Türkiye Mecli¬ 
sinde demokratikleşmeye, Kürt soru¬ 
nuna ilişkin görüşmeler olacak. Bazı 
çevreler tartışıyorlar, siyasetin gün¬ 
demi budur. Bunları etkilemek üzere 
Meclise gelmeye çalışan, kendi gö¬ 
rüşlerini, banş ve demokratikleşme 












34 - 

için taleplerini ortaya koyan, bu te¬ 
melde ilgili çevrelerle, partilerle, diğer 
kurumlarla görüşmeler yaparak bu 
tartışma sürecine yön vermeye çalı¬ 
şan bir tutum içinde olabilirler” di¬ 
yor. Bu yönlü talep ve girişimin, Tür¬ 
kiye Meclisinde açılım denen soru¬ 
nun, konunun tartışılmasından önce 
gerçekleşmesini, böylece tartışmala¬ 
ra yön verilebileceğini belirtiyor. Yine 
oluşacak grupta yer alacak kişilerin 
buna uygun kişilerden oluşması ge¬ 
rektiğini belirtiyor. Bu grupta yurtse¬ 
ver çalışan kesimler ağırlıklı olabilir. 
Bazı aileler olabilir, özellikle Max- 
mur’dan gelirler ve partilere. Meclise, 
milletvekillerine kendi taleplerini ifa¬ 
de edebilir, geri dönmenin koşulları¬ 
nı tarüşmaya koyabilirler. Örneğin, 
gerçekten de güvende bir yaşam ola¬ 
cak mı, çocuklannı anadillerinde eği¬ 
tebilecekler mi, demokratik siyaset 
yapabilecekler mi konulannı dile ge¬ 
tirirler. Eğer bunlar olmayacaksa ni¬ 
ye gelelim diyebilirler. Böylece bu tar¬ 
tışma sürecini etkileyebilirler. Dola¬ 
yısıyla seçilecek kişilerin tartışma sü¬ 
recini etkileyebilecek pozisyonda 
olan, durumu, bilinç düzeyi buna uy¬ 
gun olan kesimlerden oluşabilir diye 
belirtiyor. Yasal durumları hukuki 
tartışma, mahkeme gerektirmeyecek¬ 
ler olursa iyi olur diyor. 

Bilindiği gibi KCK Yürütme Konse¬ 
yi olarak Eylül aymda, son altı aylık 
faaliyetlerin sonuçlarını değerlendi¬ 
ren bir toplantı gerçekleştirdik ve bu¬ 
nun sonuçlarım yazılı olarak hem 


kamuoyuna, hem de örgüt yapımıza 
sunduk. Bu toplantıda, hazırlıklı ol¬ 
mak, bu hazırlık çalışmalarmda her¬ 
hangi bir zayıflık oluşturmamak kay¬ 
bıyla, siyasi mücadeleyi derinleştir¬ 
menin yararlı olacağı sonucuna ulaş¬ 
mıştık. Önderliğimiz de bu görüşü 
onaylayarak, bu doğrultuda sürece 
ilişkin değerlendirmeler geliştirdi. 
Bunlan burada tekrarlamayı gerekli 
görmüyoruz. Bütün güçlerimizin ge¬ 
çen dönemde sürece dönük yapılan 
yazılı değerlendirmeler temelinde tar¬ 
tışma ve belli bir yoğunlaşma sağla¬ 
maları gerektiğini düşünüyoruz. 

Sürecin gelişimini engellemek isteyen 
güçler var bunların aşılması gerekiyor 

Gelişen yeni süreç ya da Önder 
Apo’nun çağnsı temelinde barış grup- 
lannm gönderilmesi ne anlama geli¬ 
yor? Önderlik böyle bir çağnyı niçin 
yapıyor, neyi amaçlıyor, dolayısıyla 
biz nasıl yaklaşmalıyız? Bu hususları 
değerlendirmeye tabi tuttuk. Zamanı¬ 
mız dardı, aceleye de geldi. Bu bakım¬ 
dan diğer bütün çalışmalarımızı bir 
yana bırakarak. Önderliğin belirlediği 
bu gündem üzerinde bir çalışma yü¬ 
rüttük. Bu hazırlıklar devam ediyor. 
Bu, önümüzdeki günler açısından 
hem çalışmalanmızm ekseni oluyor, 
hem de siyasi süreç üzerinde belli bir 
etkide bulunacağa benziyor. Çünkü 
şimdiden çeşitli kesimler bunu taıtışı- 
yorlar. Belki öncesinden böyle bir pra¬ 
tik adım atılıp gündemleştirilseydi 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

tartışmalar daha iyi ilerleyebilirdi. 
Önderlik bu konuyu da eleştirerek, 
“madem demokratik siyaset yapmak 
istiyorsunuz o zaman siyaset yapma¬ 
yı bileceksiniz, siyasette yaratıcı ola- 
caksmız” şeklinde uyardı. Bu tür gö¬ 
rüşlerin, önerilerin geliştirilmemesini 
de bir eksiklik olarak değerlendirdi. 
Önderliğimiz böylesi bir eksikliği gi¬ 
dermeye çahşü. Büyük ihtimalle yol 
haritasında da bu tür önerileri olmuş¬ 
tur. Fakat bazı çevreler onu engelle¬ 
meye çalıştılar. Atılan bu adım, geli¬ 
şen süreç ve banş gruplarmm çağrıl¬ 
ması nereden kaynaklandı? Bu ne an¬ 
lama geliyor ve muhtemel gelişmeler 
neler olabilir? Bu hususlann değer¬ 
lendirilmesini ve tüm yapımıza kavra- 
tılması gerektiğini düşünüyoruz. 

Önderlik de son iki görüşme no¬ 
tunda bir tıkanmanın yaşandığım 
belirtmişti. Peki, tıkanma nedir? 
Türkiye yönetiminin şimdiye kadar 
bildiği, geliştirdiği ve uyguladığı yol 
ve yöntem artık işlemiyor. Türk dev¬ 
letinin PKK ve Kürt halkına karşı ge¬ 
liştirdiği mücadele yöntemleri yenil¬ 
giye uğramış, başarısız kalmıştır. 
Dolayısıyla bu anlamda bir değişik¬ 
lik gereklidir. Bugün değişim yönün¬ 
de bazı tartışma ve arayışlar var. 
Türk medyası açılım tartışmalarını 
biraz da magazinleştirerek, şu açı¬ 
lım, bu açılım oldu, biçiminde ele 
alıp sunuyor. Bazıları konuya ciddi 
yaklaşıyor, ancak bazılarının ciddi¬ 
yeti gerçekten de zayıftır. Ama açılım 
kavramının bu kadar çok tutması, 
toplumda yer etmesi, Türkiye’nin 
buna ne kadar büyük ihtiyacının ol¬ 
duğunu gösteriyor. Şimdi Türkiye’¬ 
nin mevcut durumda değişime ve 
demokratik açılıma ihtiyacı var. Bu 
kesindir. Çünkü şimdiye kadar dev¬ 
letin yürüttüğü politikalar, o politi¬ 
kaları hayata geçirmede kullandığı 
tarz, yöntem artık başarı getirmiyor. 
Bu anlamda devlet politik olarak tı¬ 
kanmış durumdadır. 

Biz yönetim olarak 29 Mart yerel 
seçimlerinden sonra, siyasetteki bu 
tıkanıklığı aşma ve süreci ilerletme 
yönünde 13 Nisan’da tek taraflı ça- 
tışmasızlık sürecini geliştirdik. Bu¬ 
nun sürece önemli bir etkisi oldu. 









Ekim 2009 | serxwebûn 


35 


Belli kazanımlar yarattı. Süreci da¬ 
ha da derinleştirmek ve çözüm yolu¬ 
nu açmak için Önder Apo yol harita¬ 
sı hazırladı. Bununla da helli bir ge¬ 
lişme oldu. Fakat istenen düzeye 
ulaşmadı. Çünkü Türkiye’de süre¬ 
cin gelişimini engellemek, tıkatmak 
isteyen güçler var. Bunların aşılma¬ 
sı gerekiyor. Bunları aşabilmek için 
ne yapmak gerekli? Hareket olarak 
üzerinde çalıştığımız temel husus 
budur. Bunun için de, bir yandan 
hem tıkanmaların önünü açmak 
için rol oynamak, hem de mevcut 
durumda caydırıcı rol oynayarak si¬ 
yasette ön açıcı olmak amacıyla as¬ 
keri hazırlıkları, savunma çalışma¬ 
larını güçlendirmeyi gerekli görüyo¬ 
ruz. Diğer yandan da süreci yönlen¬ 
direcek, sürece müdahale edecek 
adımlar atmak gerekiyor. Gidecek 
olan barış grubu. Önder Apo’nun 
geliştirdiği ve mevcut sürecin önün¬ 
deki engelleri, tıkanıklığı aşmak için 
yeni bir pratik müdahale oluyor. 

Önder Apo yol haritasında çözümün 
yolunu ortaya koydu 

Aslında Önderliğin yol haritası da 
sürece bir müdahaleydi. Yol harita¬ 
sını hazırlama nasıl gündeme geldi? 
Cumhurbaşkanı “iyi şeyler olacak, 
Kürt sorunu ağır bir sorundur; Tür¬ 
kiye’nin en önemli sorunudur, çöz¬ 
mek gerekir” dedi. Devletin en üst 
düzeydeki yetkilisi Türkiye Cum¬ 
hurbaşkanı Kürt sorunundan ve çö¬ 
züm ihtiyacından söz edince. Önder 
Apo, “o zaman çözümün yolunu, 
yöntemini ben hazırlayacağım” dedi 
ve yol haritasıyla “çözümün yolu- 
yöntemi şudur" diye ortaya koydu. 
Bu temelde geçtiğimiz yaz süreci 
boyunca siyasi sürece, tartışmala¬ 
ra, karar düzeylerine müdahalede 
bulunmuş ve yönlendirmiş oldu. 
Sürecin daha fazla derinleşmesini, 
tartışmaların gelişmesini sağladı. 
Gerçekten de bütün kesimler bu sü¬ 
rece katıldı. İlk defa Kürt sorunu ve 
Kürt gerçeği Türkiye toplumuna bu 
biçimde yansıdı. Türkiye toplumu 
ilk defa Kürt sorununu bu düzeyde 
tartıştı, halen de tartışıyor. 


Geçmiş süreçte özel savaş yöneti¬ 
mi Kürt sorununu hep ‘terör’ sorunu 
olarak yansıtmıştı. Birçok insan 
Kürt gerçeğini hiç bilmiyordu. Çö¬ 
züm diye bir şeyi düşünemiyorlardı 
bile. Bildikleri tek nokta; terör olayı, 
terörün önlenmesi, teröre karşı mü¬ 
cadeleydi. Çünkü devlet ve başta 
basın olmak üzere, yaşamın bütün 
alanlarmı denetliyor ve bu biçimde 
yönlendiriyordu. Bunu geçtiğimiz 
süreçte kapsamlı bir biçimde kırabil¬ 
dik. Özellikle 29 Mart yerel yönetim 
sonuçlan ve o temelde siyasi müca¬ 
deleyi derinleştirme süreci bu duru¬ 
mu kırdı. Önder Apo’nun geliştirdiği 
yol haritası tartışmaları bu durumu 
kırdı, önemli gelişmeler yarattı. Bu 
durum mücadele sürecine yeni ka- 
zanımlann eklenmesini sağladı. Do¬ 
layısıyla Hareketimizin 13 Nisan’da 
yaptığı açıklama, daha sonra basına 
dönük geliştirilen açıklamalar ve 
Önder Apo’nun yol haritası temelin¬ 
de sürece müdahalesi önemli ölçüde 
gerçekleştirildi. Süreç, Hareketimi¬ 
zin inisiyatifinde yürütüldü. Bütün 
eksikliğine ve darbğma rağmen bu 
süreçte önemli bir tartışma oldu ve 
belli bir süreyi kapsadı. 

Öyle anlaşılıyor ki, bu ay içinde 
Türkiye yönetimi temel bazı konular¬ 
da önemli kararlara gidecek. Kürt 
sorununu Meclis gündemine alıp, 
tartışmayı kararlaştırmışlar. Diğer 
yandan, Türkiye yönetimi dış ilişki¬ 
lerde geçen yüzyılın politikasını de¬ 
ğiştiren adımlar atmaya yöneliyor. 
Hatta iki yüzyılın politikasını, yani 
19. ve 20. yüzyılda izlenmiş olan po¬ 
litikaları değiştirmeyi ön gören adım¬ 
lar atmaya çalışıyor. Şimdiye kadar 
“Türkiye’nin dört tarafı düşmanla 
çevrilmiş durumdadır” diyerek, şo¬ 
ven milliyetçilik temelinde herkese 
düşmanlık besliyor, dostlan başka 
yerlerde anyorlardı. Şimdi eski dost¬ 
ları düşman, eski düşmanlan dost 
yapmaya çalışıyorlar. Ermenistan’la 
ilişkiler kurmaya çalışıyorlar; proto¬ 
kol imzalıyorlar, smırlan aşmak isti¬ 
yorlar. Suriye ile smırlan neredeyse 
ortadan kaldırdılar, İrak ile stratejik 
anlaşmalar imzalıyorlar. Bütün bun¬ 
lar; çevreyle ilişkileri keserek, çevre¬ 


ye karşı düşmanlık besleyerek Avru¬ 
pa’yla birleşme politikasmda köklü 
bir değişiklik arayışını ifade ediyor. 
Türkiye şunu gördü; Avrupa’yla bir¬ 
leşeceksen veya Avrupa’da etkili ola¬ 
caksan Ortadoğu’da güç olacak, Or¬ 
tadoğu’ya açılacaksın. Bu tabii ki 
önemli bir değişiklik yönelimidir. 

Türkiye Kürt sorununu çözmeden i 
komşu ülkelerle kalıcı açılım yapamaz 

Peki, bu tür adımlar ne kadar ye¬ 
rini bulacak, ne kadar uygulanacak, 
hayata nasıl geçecek? Türkiye devle¬ 
tinin şimdiye kadar izlediği politika 
bir zihniyete dayanıyordu, yani ulus - 
devletçi milliyetçiliğe, şovenizme, 
komşu halklarla düşmanlığa dayanı¬ 
yordu. Bu zihniyeti Türkiye’ye kapi¬ 
talist dünya zihniyeti veriyordu. Ön¬ 
derlik “Türk milliyetçiliği dış kaynak¬ 
lıdır, dıştan besleniyor, emperyaliz¬ 
min çıkarlarına hizmet ediyor” dedi. 
Şimdi mevcut politika değişikliğinin 
olabilmesi için bu zihniyetin değiş¬ 
mesi gerekiyor. Ermenistan’la, Arap¬ 
larla ilişki kurmak, Ortadoğu’da güç 
olmak, Ortadoğu’ya açılmak iyidir, 
ama onu gerçekleştirebilmek için de; 
bir, şimdiye kadar ki o şoven milliyet¬ 
çi zihniyeti ve politik yaklaşımları aş¬ 
mak gerekiyor. Ermeni düşmanlığı, 
Araplara karşı şoven yaklaşım, Kürt 
karşıtlığı ve inkarcılığı aşılmadan ve 
bu zihniyet değişmeden bu gelişmele¬ 
ri sağlamak ve güç olmak mümkün 
olmaz. İkinci olarak, Kürt sorununu 
çözmek gerekiyor. Kürt sorunu çö¬ 
zülmeden Ermenistan’la sının nasıl 
açıp işleteceksin. Suriye ile smın kal¬ 
dırırsın, ama Türk-Arap ilişkileri, 
Kürt sorunu çözülmeden nasıl gelişe¬ 
cek? Irak’la stratejik ilişkiyi Kürt so¬ 
rununu çözmeden nasıl kuracaksın? 
Ermenistan’dan Akdeniz’e kadar bü¬ 
tün sınır Kürdistan’ı bölüyor. Dolayı¬ 
sıyla hem uygulanabilmesi, hem de 
doğal ilişki gereği bu politik adımla- 
nn hayat bulabilmesi açısından Kürt 
sorununun çözülmesi ve Kültlerden 
destek almması gerekli. Yoksa Kürt 
karşıtlığıyla, Kürtlerle çatışma halin¬ 
de Türkiye ne mevcut politik ilişkile¬ 
rini kalıcı kılabilir, ne de uygulayabi- 



36 - 

lir. Eğer Kürt-Türk çatışması sürer¬ 
se, bu anlaşmalar ve mevcut politik 
yönelimler hayat bulmaz. Demek ki 
Ortadoğu’ya açılabilmek, dış politika¬ 
da değişim yapabilmek için iç politi¬ 
kada da değişikliğe ihtiyaç var. Kom¬ 
şu halklarla dostluk ve işbirliği politi¬ 
kası ancak içte geniş bir demokrasiy¬ 
le hayat bulabilir. Bu bakımdan Ah¬ 
met Davutoğlu’nun gerçekleştirmek 
istediği dış politika, Türkiye’nin de¬ 
mokratikleşmesi ve Kürt sorununu 
çözmesiyle hayat bulabilir. Yoksa 
şimdiye kadar ki ulus-devletçi zihni¬ 
yet ve politik yaklaşımla Ermenis¬ 
tan’la dostluk olmaz, Araplarla dost¬ 
luk olmaz, komşu devletlerle dostluk 
olmaz. Onlarla ancak çelişki ve çatış¬ 
ma olur. Şimdiye kadar içinde olu¬ 
nan bu olmuştur. Eğer bu zihniyet 
değişmez ve içte demokratikleşme ge¬ 
lişmezse, mevcut politik adımlar bir 
şey sağlamaz. Bu bakımdan süreç 
Türkiye’yi bazı değişiklikler yapmaya, 
açılım gerçekleştirmeye zorluyor. Bu¬ 
nun gelişmesi de b iz im mücadelemi¬ 
zin zorlaması temelinde oldu. 

Devletin topyekûn saldırı planı 
boşa çıkarılmıştır 

Hareket olarak 2006 Ekim başın¬ 
da 5. kez tek yanlı ateşkes sürecini 
ilan ettik. Biliniyor ki, o ateşkes için 
ABD başta olmak üzere Hareketimize 
birçok çevreden çağrı yapıldı. Fakat 
2007 başından itibaren durum ger¬ 
çekten değişti. ABD politikaları de¬ 
ğişti ve bundan cesaret alan Türki¬ 
ye’de politikalarını değiştirdi. “PKK 
şiddetle yok edilebilir” umudu yeni¬ 
den gelişti. Türkiye yönetimi ABD’de- 
ki politik değişimi görünce yeniden 
umutlandı, kapsamlı bir imha ve tas¬ 
fiye planım topyekûn savaş konsepti 
temelinde hazırlayıp uygulamaya ça¬ 
lıştı. Türkiye’nin askeri planı vardı ve 
asimda bunu 2007 Aralık’mdan gü¬ 
nümüze kadar uygulamaya çalıştılar 
da. Ama bu planlan ve umutlan Zap 
operasyonunun yenilgisiyle kınidı. 
Ardından ideolojik ve örgütsel alanda 
Önderlik ve Hareketimiz üzerinde ge¬ 
liştirilen baskı ve saldın. Önderliğin 
ve b a lkın direnişiyle kınidı. En son 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


“ABD'nin ihtiyaçları artık Kürdistan'a sıkıştırılmış bir politikayla 
karşılanmıyor. ABD bunun aşılmasını ve bir çözüme kavuşturulmasını 
istiyor. Buna karşılık Türkiye PKK sorununu dayatıyor ve bunun çözümü 
için ABD'den ve diğer güçlerden destek talep ediyor. Dolayısıyla ABD ile 
Türkiye politikalarında bir uzlaşmazlık yaşanıyor. İşte Türkiye'nin 
mevcut tıkanması buradan ileri geliyor” 


olarak, PKK’yi halktan kopuk maıji- 
nal bir örgüt olarak göstermek ama¬ 
cıyla geliştirilen siyasi boyuttaki sal- 
dınlar da 29 Mart yerel yönetim se¬ 
çimlerindeki referandumun DTP ta- 
rafmdan kazamimasıyla kırıldı. Dola¬ 
yısıyla hem ideolojik, hem askeri ve 
hem de siyasi alanda Hareketimize 
karşı geliştirilen imha ve tasfiye 
amaçlı saldınlann boşa çıkartılmış 
olması, aslında Türkiye devlet yöneti¬ 
minin geliştirdiği topyekûn saldırı 
planının boşa çıkması anlamma geli¬ 
yor. Bu politikalarm artık yürütüle- 
meyeceği, PKK’nin inkâr, imha ve 
şiddetle yok edilemeyeceği açıkça or¬ 
taya çıkıyor. Türkiye’nin “inkâr ve 
şiddetle sonuç alınm” hesap ve 
umutlannm tümden kınlmasım ifade 
ediyor. Bütün bu saldınlan askeri, 
ideolojik, siyasi boyutta kırmak Tür¬ 
kiye’ye değişimi dayattı. 

Kürt sorununda ABD ile Türkiye'nin 
politikaları uyuşmuyor 

Diğer yandan ABD’nin Ortadoğu 
politikalan da Türkiye’de bazı deği¬ 
şiklikler yapmayı gerektiriyor. Oba¬ 
ma yönetimi yeni bir politik planlama 
geliştirdi, on aydır uygulamaya çalı¬ 
şıyorlar, ama çok fazla mesafe kat 
edemediler. 2007-2008 yıllarında 
ABD’nin Türkiye’yi şiddet politikası¬ 
na teşvik etmesi, PKK’yi ‘düşman’ 
ilan ederek, şiddetle yok etmeyi ön 
görmesi, 2009’da yeni ABD yönetimi¬ 
nin geliştireceği Ortadoğu politikası¬ 
na zemin hazırlamak içindi. Bunun 
planmı da Obama yönetimi hazırladı. 
Afganistan-Pakistan hattında şiddeti 
öngördüler. İrak, Kürdistan, Filistin 
alanında şiddet unsurlarının azaltıl¬ 
masını, alt smıra çekilmesini, kuzey 
hattında yeni ilişkilerin geliştirilmesi¬ 


ni öngördüler. Aslında bununla, bir 
yandan Bush yönetiminin Ortado¬ 
ğu’da uyguladığı şiddet politikasmm 
ortaya çıkardığı sonuçlan kalıcı siya¬ 
sete dönüştürmek, diğer yandansa 
İran’a karşı bir kuşatma yaratmak 
istiyorlardı. Türkiye yönetiminin bu¬ 
gün uygulamaya çalıştığı politikalar 
AKP’nin marifetlerinden kaynaklan¬ 
mıyor. Aslında ABD’nin küresel sis¬ 
teminin ihtiyaçlarından kaynaklanı¬ 
yor. Mevcut politika değişiklikleri 
Türkiye’deki zihniyetle, demokratik¬ 
leşmeyle oluşmuyor; tam tersine, 
ABD’nin Ortadoğu politikalan doğ¬ 
rultusunda oluşuyor ve ABD’den 
destek almak amacını güdüyor. Kü¬ 
resel sistem güçleri Türkiye-Eıme- 
nistan-Azerbaycan-Orta Asya, yine 
Türkiye-Irak-Kürdistan ve bir yan¬ 
dan da Afganistan-Pakistan hattını 
kurmak istiyorlar. Bunu bir taraftan 
savaşla, bir taraftan Tûrkiye-Suriye- 
Irak ve bir taraftan da Türkiye-Eıme- 
nistan-Azerbaycan ilişkilerini gelişti¬ 
rerek yapmak istiyorlar. Bunlann bir 
İran kuşatması olduğu çok açıktır. 
Türkiye hem Irak-Suriye alanında, 
hem de Ermenistan-Azerbaycan hat¬ 
tında rol oynamaya çalışıyor. 
ABD’nin, yani küresel sistemin Tür¬ 
kiye’ye biçtiği rol bu oluyor. Türki¬ 
ye’ye Ortadoğu’da rol oynatmak isti¬ 
yorlar. ABD artık Kûrdistan’da 
PKK’yle çatışarak tüm eneıjisini bu¬ 
rada tüketen bir Türkiye’yi etkili gör¬ 
müyor. Türkiye’nin böylesi bir duru¬ 
şu Amerika’nın Ortadoğu’daki politik 
ihtiyaçlarına, daha doğrusu küresel 
sermaye sisteminin Ortadoğu’daki 
politik ihtiyaçlarına yanıt vermiyor, 
onu karşılamıyor. Onun için küresel 
sistem Türkiye’den, Ortadoğu’da be¬ 
lirtilen politik hatlar doğrultusunda 
aktif rol oynamasmı istiyor. Bunu oy- 








Ekim 2009 | serxwebûn 


37 


nayabilmesi için de PKK’yle uğraşır 
olmaktan çıkması lazım. ABD’nin ih¬ 
tiyaçları artık Kürdistan’a sıkıştırıl¬ 
mış bir politikayla karşılanmıyor. 
ABD bunun aşılmasını ve bir çözüme 
kavuşturulmasını istiyor. Buna kar¬ 
şılık Türkiye PKK sorununu dayatı¬ 
yor ve bunun çözümü için ABD’den 
ve diğer güçlerden destek talep edi¬ 
yor. Dolayısıyla ABD ile Türkiye poli¬ 
tikalarında bir uzlaşmazlık yaşam- 
yor. İşte Türkiye’nin mevcut tıkan¬ 
ması buradan ileri geliyor. 

Açılım adı altında PKK'nin 
tasfiyesi hedefleniyor 

Değişim ve açılım dayatmalan, bu¬ 
nun arayışları birinci planda, Kürt 
Özgürlük Hareketinin Kürt sorunu¬ 
nun çözümü ve Türkiye’nin demok¬ 
ratikleşmesi yönünde geliştirdiği da¬ 
yatmalardan; ikinci planda da, 
ABD’nin bölgesel politik ihtiyaçların¬ 
dan kaynaklanıyor. Türkiye’deki yö¬ 
netimin açılım tartışmaları, politika 
değiştirme çabalan bunlara bağlı ola¬ 
rak gelişiyor. Buna göre de bazı deği¬ 
şiklikler yapmak istiyorlar. Bu duru¬ 
ma karşılık verecek bir politik düzeyi 
yakalamak istiyorlar. Dikkat edilirse 
hem Türkiye’nin kendi politikalan 
önünde, hem de ABD’nin bölgesel 
politikalarının hayata geçirilmesi 
önünde engel olan güç PKK’dir. Bun¬ 
dan dolayı da PKK’nin engel olmak¬ 
tan çıkartılmasını her zamankinden 
daha fazla gündeme koymuş bulu¬ 
nuyorlar. Açılım derken, demokratik 
açılım, hatta Kürt açılımı derken bile, 
bu söylemlerinin hemen sonuna şu¬ 
nu ekliyorlar; “hedefimiz PKK’nin 
tasfiyesidir” diyorlar. Aslında Türkiye 
yönetimi kendisini, demokratikleş¬ 
meden, demokratik açılım sağlama¬ 
dan küresel sistemin, ABD’nin bölge¬ 
deki politik ihtiyaçlarına karşılık ve¬ 
rebilecek bir düzeye ulaştırmak isti¬ 
yor. Bunun için de PKK’nin gerçek¬ 
ten de tasfiyesi gerekiyor. Bu tasfiye¬ 
yi şiddetle gerçekleştirmek için şim¬ 
diye kadar çok değişik planlar hazır¬ 
layıp hayata geçirmeye çalıştı. Bu 
planlara ABD’den, Avrupa’dan, İran’¬ 
dan, Suriye’den destekler aldı. Geç¬ 


miş süreçlerde bu güçler Türkiye’nin 
imha ve tasfiye planlarına destek ver¬ 
diler. Fakat şimdi aym düzeyde des¬ 
tek vermiyorlar. Çünkü o yöntem ar¬ 
tık haşan getirmiyor. Türkiye’den, 
başan kazanmamış yöntemleri tek- 
rarlamasmı değil de, başan getirecek 
yöntemler bulmasını istiyorlar. 

İşte AKP hükümetinin geliştirme¬ 
ye çalıştığı yeni planlama bunu ifade 
ediyor. Aslında bu, PKK’yi şimdiye 
kadar ki yöntemlerin dışında farklı 
yöntemlerle tasfiye etme, etkisizleş¬ 
tirme arayışıdır. Bu anlamda özel sa¬ 
vaşta yeni yol ve yöntem geliştiriyor, 
özel savaşı derinleştiriyorlar. Bazı 
değişiklikler yapmak istediklerinden 
hiçbir kuşku duyulmamalıdır. Çün¬ 
kü Kürt sorununa yaklaşımda kaba 
ret ve şiddet yöntemiyle sonuç alına¬ 
mayacağım gördüler. Artık aynı yön¬ 
temlerle sonuç alması da mümkün 
değil. PKK ve Kürt halkı bu yöntem¬ 
leri boşa çıkartıyor. Artık Türkiye 
toplumu aynı yöntemlere güç ve des¬ 
tek verecek durumda değil. Bir yan¬ 
dan da dış ortam; Avrupa, ABD, İran 
aym düzeyde destek verecek durum¬ 
da değil. Türkiye’nin İran’la ilişkiler¬ 
de, Kürt karşıtlığı, Kürdistan’da PKK 
çizgisinin gelişmesinin engellenmesi 
konusundaki politikaları birbirine 
yaklaşıyor ve ittifak yapıyorlar. Fakat 
diğer yandan Türkiye, yukarıda ifade 
ettiğimiz politikalar çerçevesinde, 
ABD’nin İran’ı kuşatmasının Ortado¬ 
ğu’daki en önemli araçlarından bir 
tanesidir. İran bunu görüyor. Bu an¬ 
lamda Türkiye-İran ilişkilerinin çok 
ileri düzeyde olması mümkün değil. 
Türkiye, ABD-Türkiye ittifakı teme¬ 
linde Irak’ta ve Ortadoğu bölgesinde 
OsmanlI düzenine benzer bir sistem 
oluşturmayı hedefliyor. Fakat İran’ın 
da Ortadoğu üzerinde aynı biçimde 
bir etkinlik oluşturma amacı vardır. 
Dolayısıyla İrak sorununda, Filistin- 
İsrail sorununa yaklaşımda Türkiye 
ile İran arasmda ciddi farklılıklar 
var. Dikkat edilirse, Türkiye hükü¬ 
meti Filistin sorununda İsrail’in üze¬ 
rine giderek, destek aldığı ilişkilerini 
zora sokacak düzeyde İsrail ile çeliş¬ 
kiye girdi. Neden Filistin’e destek ve¬ 
rerek bunu yaptı? Çünkü Filistinlile¬ 


re destek vermek zorunda kalıyor. 
İran’ı geriletebilmek için, Arap âle¬ 
minde itibar kazanabilmek, Araplara 
dönük açılım politikalan uygulaya¬ 
bilmek için buna ihtiyaç var. Onu 
yapmazsa, İsrail-Filistin çatışması 
noktasında İran politikalannı aşacak 
ve kendisinin etkili olacağı bir politik 
düzey geliştiremeyecek. Yoksa Türki¬ 
ye’nin İsrail’e yönelik yaklaşımı Er¬ 
doğan’ın Müslümanlığından, Arap 
dostu olmasından ve Müslüman 
Arap insanlannm katledilmesine jni- 
reğinin razı olmamasından ileri gel¬ 
miyor. Doğru veya yanlış, ama devlet 
adına önceden hazırlanan bir politi¬ 
kayı yürütmeye çalışıyor. 

Açılım tartışmalarını somut projelere 
kavuşturmak istiyorlar 

Şimdi bu noktada Türkiye’nin 
PKK’ye dönük de yeni politikalar ge¬ 
liştirme arayışı söz konusudur. 
PKK’yi etkisizleştirerek, hem kendisi¬ 
ni zorlayan güç olmaktan çıkaran, 
hem de ABD’yle, küresel sistemle 
uyumunu engelleyen bir konumdan 
çıkartacak düzeyde bir arayışı yürü¬ 
tüyor. Açılım tartışmaları bu temel¬ 
dedir. Öyle sadece laf olarak görme¬ 
mek lazım. Hatta bu konuda karar 
düzeyi aşamasına da geldiler. Zaten 
Önderliğin bu çağrısını, bu karar sü¬ 
recine bir müdahale etme, etkide bu¬ 
lunma olarak anlamak ve değerlen¬ 
dirmek en doğrusudur. Devlet de öy¬ 
le bir noktaya geldi. Tarüşacakları 
kadar tartıştılar. Şimdi Erdoğan- 
Baykal görüşmesini de sağlatmaya 
çalışıyorlar. Bu görüşmeyle birlikte 
ve bunun ardından Mecliste yapa¬ 
cakları toplantı, onun ardından ger¬ 
çekleştirecekleri MGK toplantısı te¬ 
melinde, geçen dört ayı aşkın bir sü¬ 
redir gündemleştirilen açılım tartış¬ 
malarına dönük bir karara ulaşmak, 
tartışmadan karar almaya, proje 
oluşturmaya geçmek istiyorlar. Zaten 
birçok yerde açık ifade ettiler ve 
“Ekim ayı sonuna kadar projemizi or¬ 
taya çıkaracağız” dediler. Eğer ciddi 
zorlanmalar olmazsa, kendi içlerinde 
çok fazla anlaşmazlıklar gelişmezse, 
büyük ihtimalle Ekim ayı sonuna ka- 



38 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 



dar bir proje oluşturacaklar, bir ka¬ 
rara varacaklar. Ama anlaşamazlar¬ 
sa, çok parçalı, çelişkili durumda ka¬ 
lırlarsa süreci uzatabilirler. Asimda 
onlar. Ekim sonuna kadar planı-pro- 
jeyi oluşturma, yılsonuna kadar da 
uygulamaya geçirme hesabını yapı¬ 
yorlar. Sanki ABD’ye bu yönlü bir 
güvence vermişler. Bu yıl içerisinde 
PKK durumunu hallediyoruz, bize 
izin verin, müsaade edin, bunu ger¬ 
çekleştirelim, ondan sonra sizin ihti¬ 
yaçlarınızı karşılarız, diye söz ver¬ 
mişler gibi bir durumları da var. Bu¬ 
nu açıkça da söylüyorlar. Birçok ba¬ 
sın çevreleri yazıyor. Devlet yönetimi 
bunu basma sızdırıyor ve yazdırıyor. 
Herhalde ABD ve Avrupa ile böyle bir 
anlaşmaları var. Onun için artık bir 
karar sürecine doğru gidiyorlar. 

Bu konuda İçişleri Bakanı ‘Türk 
modeli yaratmak istiyoruz” dedi. Mo¬ 
del anyorlar. Daha doğrusu PKK’yi 
nasıl etkisizleştirecekler, bunu etki¬ 
sizleştirecek plan ve proje nelerden 
oluşacak, bu plan ve proje temelinde 
nasıl bir birlik yaratacaklar, kimler 
katılacak, onun arayışı içindeler. 
Ciddi bir arayış içerisinde oldukları¬ 
nı kabul etmek lazım. Aslında İçişle¬ 
ri Bakanı ve diğer bazı çevreler çeşit¬ 
li güçlerle görüşüp tartışıyorlar. Söz¬ 
de bazı görüş alışverişinde bulunu¬ 
yorlar. Bu işin biraz göstermelik ya¬ 
nıdır. Alttan altta ise, dünyada şim¬ 
diye kadar bu konuda yaşanmış 
olayları ve deneyimleri inceliyorlar. 
Bizim mevcut durumumuzu ve kendi 
durumlannı inceliyorlar. Açık olma¬ 


sa da ciddi bir arayış içinde oldukla¬ 
rını, çalışma yaptıklarını varsayma¬ 
mız en doğru yaklaşım olur. Bazen 
çok ölçülmemiş sözler söylüyorlar, 
ama bunu bütünüyle gerçek durum¬ 
lar olarak değerlendirmek, Türk dev¬ 
letini bundan oluşuyor olarak gör¬ 
mek yetersiz bir yaklaşım olur. Dev¬ 
letin çeşitli organlarının alttan alta 
ciddi arayışlar, hazırlık çalışmaları 
yaptıklannı düşünmek lazım. 

Kürt Özgürlük Mücadelesine karşı 
Bask çözüm modeli mi 

İçte de bu arayışlar ve tartışmalar 
sürüyor. Bu konuda AKP-CHP tartış¬ 
maları da oluyor. CHFnin şöyle bir 
dayatması var ki, bunu eskiden Tan¬ 
su Çiller de söylüyordu, PKK’ye karşı 
Bask modeli uygulayalım, diyorlardı. 
CHP öyle bir model oluşturulmasın¬ 
dan yana görünüyor. Aslında CHP, 
AKP’yle ilişkilenmeye ya da Kürt so¬ 
rununda bazı tavizler vererek 
PKK’nin tasfiye edilmesine karşı de¬ 
ğil. CHP’nin de görüşü bu temeldedir. 
Fakat CHP şunu dayatıyor: Atılacak 
adımlar PKK’yi tasfiye etmeli. Dolayı¬ 
sıyla PKK asla muhatap almmamah, 
dışlanmalı, tecrit edilmeli. Oluşacak 
proje PKK’yi, Kürt iradesini tümden 
dışlayan, reddeden, tamamen işbir¬ 
likçilik temelinde yaratılmış Kürt si¬ 
yasetine dayanan, onlan esas alan 
bir temelde olmalı. Bask çözümü bi¬ 
raz böyle bir çözüm olmaktadır. İs¬ 
panya böyle yaptı. Türkiye de, Bask 
modeli nedir, diye uzun süre araştır¬ 


ma yürüttü. Geçen süreçte Tayyip 
Erdoğan ve İspanya Başbakanmm 
dostluğu gelişti. Türkiye-İspanya iliş¬ 
kileri de buna dayanarak gelişti. As¬ 
lında bir yerde İspanya modelini uy¬ 
gulamak istediler de. İspanya Bask’a 
tavizler verdi, belli bir özerklik verdi. 
Sosyal, siyasi, ekonomik haklar ver¬ 
di. Bu haklar temelinde İspanya’ya 
bağlı siyasi hareketler oluşturdu. Fa¬ 
kat o zamana kadar Bask’m özgürlü¬ 
ğü için mücadele eden ETA’yı ve onun 
siyasi kolu olan Henıy Batasuna’yı 
tecrit etti, dışladı. Onlar bu özel savaş 
denilebilecek kapsamdaki tavizleri 
yetersiz gördüler, bunlan reddettiler 
ve cepheden tavır aldılar. İspanya yö¬ 
netimi de AB ile ilişkiler ve ondan al¬ 
dığı desteğe dayanarak Henıy Bata- 
suna’yı tecrit etti, zayıflattı. Onun ye¬ 
rine, tavizler temelinde oluşan ve İs¬ 
panya’ya bağlı olan siyasi akımlan 
güçlendirdi. Bask toplumu içinde de 
egemen hale getirdi. Sonuçta da 
ETA’yı dar bir hareket haline getire¬ 
bildi. Henıy Batasuna’yı yasakladı. 
Bask toplumu içinde güçlü bir siyasi 
etkinliği varken ve çok büyük oy ora¬ 
nına sahipken, şimdi yasaklı bir par¬ 
ti konumuna geldi. Deniz Baykal’m 
ve mevcut CHP yönetiminin de Kürt 
Özgürlük Mücadelesine ve Kürt soru¬ 
nuna yönelik ön gördüğü çözümün 
bu olduğu anlaşılıyor ve böyle bir mo¬ 
dele sanki evet diyorlar. Bunun dışın¬ 
daki yaklaşımları reddediyorlar. 

Diğer yandan, AKP içerisinde bu 
eğilimin dışında olan ve farklı yöntem 
arayıştan içinde olan bir eğilim var¬ 
mış gibi bir hava sezinleniyor. Bu 
eğilimin ön gördüğü model ise Filis¬ 
tin modeli olarak tanımlanan model¬ 
dir. CHP ondan endişe duyuyor. Pe¬ 
ki, Filistin modeli nedir? Filistin mo¬ 
deli de şudur: 1982’nin 2 Haziran’m- 
da İsrail’in Lübnan’a yönelik kap¬ 
samlı operasyonuyla birlikte FKÖ (Fi¬ 
listin Kurtuluş Örgütü) gerillasmm 
tasfiye süreci başladı. Birkaç yıl içe¬ 
risinde 150 bini aşkın gerilla ordusu 
darmadağm edildi, tasfiye edildi. Ge¬ 
rilla komutanlan suikastlarla katle¬ 
dildi, FKÖ’nün askeri gücü bitirildi. 
Ardından Oslo süreci diye bir Orta¬ 
doğu barış süreci geliştirmek istedi- 










Ekim 2009 | serxwebûn 


39 


ler. Filistinliler, FKÖ bu süreci intifa¬ 
da ile yürütmek istedi. Gerilla tasfiye 
olunca, siyaset yapma aracı olarak 
bir intifada, bir de diplomasi kaldı. 
İntifadayı belli ölçüde geliştirdiler. 
Bu önceleri etkili de oldu. Fakat ar¬ 
dından İsrail intifada hareketinin ra¬ 
dikal öncülerini ortaya çıkarıp tutuk¬ 
ladı, cezaevine koydu. Etkisiz olanla¬ 
rı dışarıda bıraktı ve intifadayı da 
böyle bir operasyonla zayıflattı. Geri¬ 
ye diplomasi kaldı ki, diplomasi de 
Araplardan alman destekten oluşu¬ 
yordu. Fakat bir çaba ve çalışma ol¬ 
madan, sadece diplomasiyle herhan¬ 
gi bir sorunu çözmek mümkün değil. 
Arafat buna biraz direnmek isteyince 
onu da imha ettiler. Daha da zayıf ol¬ 
ması için Hamas’ı geliştirdiler. İslami 
akımla milliyetçi akımı karşı karşıya 
çatışır hale getirdiler. Sözde şimdi Fi¬ 
listin’i ABD yönetimi dahil bütün 
devlet yönetimleri tamyor. Sözde bir 
Filistin devleti kuruluyor. Fakat Fi¬ 
listin halkının gücü kalmış değil. 
Halbuki bundan 30 yıl önce Ortado¬ 
ğu’yu, Arap âlemini Filistin direnişi 
yönlendiriyordu. Lübnan’ı, Ürdün’ü, 
birçok yeri yarı yarıya Filistinliler yö¬ 
netiyordu. FKÖ’nün ekonomisi ve si¬ 
yasi gücü Arap devletlerinin hepsin¬ 
den fazlaydı. Şimdi tükenmiş bir 
noktadadır ve güçsüz düşürüldüler. 

Devletin planlan Zap operasyonuyla 
boşa düşürüldü 

Aslında bize dönük 2007-2008 sü^ 
recindeki planlama da böyle bir yak* 
laşımı ifade ediyordu. Türkiye, 
ABD’den aldığı destekle ve İsrail tec¬ 
rübesine dayanarak bize karşı böyle 
bir projeyi hayata geçirmek istedi. 5 
Kasım 2007 ABD-Türkiye anlaşması 
bu temeldeydi. Gerillaya karşı yürüt¬ 
tükleri smır ötesi operasyon tezkere¬ 
si, Kuzey’de, Güney’de, Doğu’da ge¬ 
liştirilen saldınlar aym ortak amacı 
taşıyordu. Zap operasyonunun aske¬ 
ri anlamı ve amacı; Ana karargâhı 
kuşatıp imha etmek, böylece gerilla- 
nm tasfiye sürecini başlatmaktı. 2 
Haziran 1982’de İsrail bir gece ope¬ 
rasyonuyla Beyrut’u dört taraftan 


kuşattı. FKÖ gerillasının karargâhını 
tasfiye etti. Ondan sonra bir gerilla 
karargâhı kalmadı, dağıldı. Gerillayı 
değişik Arap ülkelerine taşırdılar, 
Lübnan’da askeri olarak kalmadılar, 
sivilleştiler. Kendi etrafında gerilla ör¬ 
gütlemek isteyen komutanlan da özel 
operasyonlarla katlettiler. Aslında 
Türkiye de Zap operasyonuyla böyle 
bir süreç başlatmak istiyordu. Askeri 
kapsam bakımından büyük bir ope¬ 
rasyon değildi. Fakat anlamı böyley- 
di. Böyle bir sürecin ilk adımı olması 
hesaplanmıştı. Başarısız kalınca, 
operasyon kırılınca, bu planların 
hepsi boşa çıktı, yerle bir oldu. Dola¬ 
yısıyla ideolojik ve siyasi planlar da 
başarısız kılınınca. Hareket olarak 
Türkiye karşısında çok etkili hale gel¬ 
dik. Türkiye yönetiminin üç yıldır 
oluşturduğu planlar, geliştirdiği sal¬ 
dırılar hep boşa çıkmış, yenilgiye uğ- 


düzeyini, koordine düzeyini etkisiz¬ 
leştirerek dağılma yaratma amaçlı 
arayış içindeler. Bir süreden beri bu 
yönlü arayışları vardır. Bunlarda ba- 
şanlı olmadılar, sonuç alamadılar. 
Geçen 6 ay içerisinde Hareketimize 
karşı ne tür saldın planlan oluştu¬ 
rulduğunu ve uygulamaya konuldu¬ 
ğunu bilmiyoruz. Ama böyle planlar 
yokmuş gibi sanmamak lazım. Bu 
planlann birçoğu şimdi boşa çıktı. 

AKP pragmatisttir 
iktidarda kalmak istiyor 

Öyle görünüyor ki, Türkiye yöneti¬ 
mi tüm bunlara da dayalı olarak bir 
arayış içine girmiştir. Bir model oluş¬ 
turmak istiyorlar ve bu yönlü yoğun 
bir çalışma yürütüyorlar. AKP bu mo¬ 
del konusunda biraz açıktır. Henüz bir 
karara ulaşamamış. AKP içerisinde za¬ 


“Bu süreçte yapılan çözüm veya açılım tartışmalarında bazı çevreler her 
şeyden önce gerillanın silah bırakmasını şart koşuyorlar. Bu olmazsa bir 
yere toplanmasını, mevcut mevzilenmesini değiştirmesi gerektiğini belirtiyorlar. 

Dikkat edilirse bazı çevreler Kürt sorununu tartışmıyor, sadece PKK'yi 
tartışıyor. Gerilla nasıl etkisizleştirilecek, onu tartışıyorlar. Bunu tartışanların 
amacı, FKÖ'ye uygulanan benzer bir planı PKK'ye karşı da uygulamaktır” 


ramış oldu. Dolayısıyla gerillamn tas¬ 
fiyesini bu biçimde gerçekleştireme- 
yince, şimdi çeşitli oyunlarla bunu 
_ gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. 
^ ju süreçte yapılan çözüm veya açılım 
tarüşmalannda bazı çevreler her şey¬ 
den önce gerillanm silah bırakmasmı 
şart koşuyorlar. Bu olmazsa bir yere 
toplanmasını, mevcut mevzilenmesi¬ 
ni değiştirmesi gerektiğini belirtiyor¬ 
lar. Dikkat edilirse bazı çevreler Kürt 
sorununu tartışmıyor, sadece PKK’yi 
tartışıyor. Gerilla nasıl etkisizleştiri¬ 
lecek, başa onu koyup tartışıyorlar. 
Başa bunu koyup tartışanların ama¬ 
cı, FKÖ’ye uygulanan benzer bir mo¬ 
deli, planı PKK’ye karşı da uygula¬ 
maya dönüktür. Genelkurmay Baş¬ 
kanı “fırsat bulursak vururuz” diyor¬ 
du. Çeşitli oyunlar geliştirip, fırsat 
bularak darbe vurmayı, zayıflatma 
yöntemleriyle, özellikle de yönetim 


ten farklı eğilimler de var. Yani Bask 
modeline açık olanlar da var, Filistin 
modelini hesaplayanlar da var, başka¬ 
larına açık olanlar da var. İşte İçişleri 
Bakanı “biz Türk modeli geliştireceğiz” 
diyor. Gerçekten de ne uygulanabilir 
onu anlamak istiyorlar. Başbakan, 
İçişleri Bakanı, “bir projemiz yok, bir 
süreçtir ve tartışıyoruz” diyorlar. Doğ¬ 
rudur. Şimdiye kadar herhangi bir ka¬ 
rar ve projeleri yoktu. Çünkü ne yapa- 
caklanna dair bir karar oluşturabil- 
miş, kestirebilmiş değiller. Bunu, ya¬ 
şanan tartışma süreciyle açığa çıkar¬ 
maya çalıştılar. AKP pragmatisttir, ik¬ 
tidarda kalmak istiyor. AKP kendi ikti- 
danm koruyacak bir siyasi proje kur¬ 
mak istiyor. Baştan bir proje oluştu¬ 
rursa ve o uygulanamazsa iktidardan 
düşer. Onun yerine önü açık bir tartış¬ 
ma başlattı. Çoğunluk hangi görüşler¬ 
de birleşecek, süreç hangi yönde işle- 








40 - 

yecek, onu görüp, anlayıp, ona dayalı 
bir proje oluşturarak siyasi iktidarını 
devam ettirtmeyi hedefliyor. Mevcut 
AKP yönetiminin böyle bir siyasi yak¬ 
laşımı var. Şimdi de uyguladığı budur. 
AKP bunu 2005’te de uyguladı. Bu¬ 
günkünden daha keskin sözleri 
Amed’de Tayyip Erdoğan söylemişti. 
Genelkurmay ile karşı karşıya gelmiş¬ 
lerdi. Ardından Şemdinli olayı çerçeve¬ 
sinde Genelkurmayla bir çekişme ya¬ 
şadılar. AKP eğer o zaman Genelkur¬ 
may ve devlet yönetimi içinde Kürt so¬ 
rununun çözümü için şimdiki düzeyde 
tavizler vermeye açık bir yaklaşım ve 
demokratikleşmeye dönük açıklık gör¬ 
seydi, yine toplum içerisinde de böyle 
bir güç görseydi, yaptığı açıklamalara 
dayalı politik bir plan oluşturur ve o 
temelde hareket edebilirdi. Yeter ki 
ona dayanarak siyaset yapabilsin, ikti- 
darmı sürdürebilsindi. Fakat devletin 
çok kapalı. Genelkurmayın bunu tüm¬ 
den reddettiğini ve topyekün savaş 
konseptini hazırladıklarını gördük. 
Dolayısıyla AKP’nin iktidarda kalması 
ancak topyekün savaş konseptini 
onaylaması ve uygulamasıyla müm¬ 
kün olurdu. Bu bakımdan onu benim¬ 
sedi. Şimdiye kadarki tartışmanın 
ucunu açık tutmanm amacı buydu. 
Bu noktada artık karar aşamasma 
doğru gidiliyor. Karar aşamasma git¬ 
meden önce MGK’yi topluyorlar. Ge- 
nelkurmaym görüşlerine başvuracak¬ 
lar. Diğer yandan CHP ile uzlaşmak is¬ 
tiyorlar. Deniz Baykal ile görüşüp, 
mümkünse bir AKP-CHP uzlaşması 
yaratacaklar. Projeyi bunlara dayalı 
olarak belirleyecek, karar alacaklar. 

Barış gruplarının gönderilmesi karar 
süreçlerini netleştirecektir 

Önümüzdeki günler ve haftalar 
Türkfye’nin demokratikleşmesi, Kürt 
sorununa yaklaşımda proje oluştur¬ 
ma ve karar verme dönemidir. Önder¬ 
lik hep haftalar üzerinde durarak “bu 
haâa önemlidir, iki hafta içerisinde 
netlik oluşacak” diyor. Süreç böyle 
bir süreç, kritik bir süreçtir. Önder¬ 
lik, alınacak bu karar düzeyini etkile¬ 
mek istedi. Banş gruplarmm gönde¬ 


rilmesi çağrısı bu karar sürecini etki¬ 
lemek amacma, yol haritasını uygula¬ 
ma imkânı ve zeminini oluşturmaya, 
mümkünse siyasi zemini derinleştir¬ 
mek, Kürt sorununun demokratik si¬ 
yasi çözümünün önünü açmaya ve 
bu doğrultuda diyalog oluşturmaya, 
müzakere sürecinin önünü açmaya 
ve başlatmaya dönüktü. Bunun için 
de. Önderlik ve Hareket olarak içinde 
bulunduğumuz günleri, haftaları 
önemsiyoruz. Çünkü bugünlerde ka¬ 
rar almacak. Türkiye yönetimi topla¬ 
nacak, Meclis tartışacak. MGK topla¬ 
nacak, tartışacak. ABD önümüzdeki 
günlerde Başbakan Erdoğan’ı Ameri¬ 
ka’ya davet etmiş. ABD ile tartışıp, 
yeni bir plana ulaşıp, kararlar alacak¬ 
lar. Önümüzdeki dönemin devlet poli- 
ükalannı bu görüşmede almacak ka¬ 
rar belirleyecek. Dolayısıyla bu karar 
sürecini etkilemek önemlidir. Bun¬ 
dan sonraki politik sürecin nasıl geli¬ 
şeceğinin belirlenmesinde ve netleş¬ 
mesinde bu karar sürecinin etkilen¬ 
mesi önemlidir. Önderlik şunu açıkça 
ortaya koydu: “Ya demokrasinin, de¬ 
mokratik çözümün önü açılacak, mü¬ 
zakere süreci gelişecek ya da büyük 
bir çatışma içine girilecek" dedi. Eğer 
Kürt halkmm özgür iradesini. Önder¬ 
liğini, PKK’yi, Kürt Özgürlük Hareke¬ 
tini dışlayan, tecrit etmeyi ve tasfiye 
etmeyi hedefleyen bir proje ortaya çı¬ 
karsa, bu elbette ki yeni ve daha kap¬ 
samlı bir çatışmanın gündeme gelme¬ 
si olacak. Böyle bir ihtimal var mı? 
Elbette ki vardır. AKP içinde bu gö¬ 
rüşten yana olan çevreler çoktur. 
CHP tümüyle bunu dayatıyor. MHP 
zaten baştan imha ve inkânn eskisi 
gibi sürdürülmesini istiyor. Dolayısıy¬ 
la bu konuda ciddi saldmlar var. Bu 
bakımdan Önderliğimiz, MHP ve CHP 
gibi güçleri etkisizleştirmek, AKP içe¬ 
risindeki dağı n ıklığı, kararsızlığı, CHP 
ile birleşme ve CHP çizgisine kayma 
eğilimlerini zayıflatmak, demokrasi 
yönünde açılım yapma eğilimini, yö¬ 
nelimini güçlendirmek istiyor. Bu ça¬ 
balar böyle bir politik sürecin geliş¬ 
mesine yöneliktir. Bu bakımdan bu 
süreç ‘99 sürecinden daha farklı bir 
süreçtir. Bugünkü süreçle geçmiş 
süreci aynılaşürmamak gerekir. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

Yeniden barış gruplan gönderiyoruz 
uygulama aynı olsa da koşullar farklı 

Bundan on yıl önce. Önderliğimizin 
çağrısı üzerine 1 Ekim 1999’da banş 
ve demokratik çözüm grubu adıyla 
Türkiye’ye banş grubu gönderdik. Ül¬ 
keden, Avrupa’dan gruplar gittiler. 
Şimdi de, yine on yıl aradan sonra. 
Ekim ayında yeniden grup gönderiyo¬ 
ruz. Pratik olarak benzer bir uygulama 
içinde oluyoruz. Fakat koşullar farklı¬ 
dır, süreç değişiktir. Dolayısıyla grup- 
larm gidişi, hedefi ve amacı kesinlikle 
farklıdır. Sadece yöntemde benzerlik¬ 
ler var. Bu yöntem benzerliğinden kal¬ 
karak, bütün alanlar açısmdan ben¬ 
zerlik kurmak doğru olmaz. Bu, süreç¬ 
leri birbirine kanştırmak olur. Çünkü 
‘99 süreci çok farklı bir süreçti. Ashn- 
da onun öncesi çok ağır bir çatışma 
dönemini ifade ediyor. ‘90’lı yıllar Kür- 
distan’da büyük savaşlann yaşandığı 
yıllardır. En büyük kayıplar o zaman 
verildi. Gerginlik, çelişki, çatışma ve 
aynşma durumu en fazla o zaman ge¬ 
lişti. Psikolojik olarak da karşılıklı bir 
duruş, gerginlik çok fazlaydı. Diğer 
yandan, uluslararası komplo temelin¬ 
de Önderliğe imhanm dayatıldığı bir 
imha süreci vardı. Uluslararası komp¬ 
lo olmuş ve bununla Önder Apo’ya fi¬ 
ziki imha dayatılmıştı. Bu imha amacı 
önce komplocu yöntemlerle gerçekleş¬ 
tirilmek istendi. Bu boşa çıkartıldı. Ar- 
dmdan hukuki yöntemlerle, yani bu¬ 
nu idamla gerçekleştirmek istediler. 
İşte bundan önceki gruplann gidiş ko¬ 
şullan ve içinde olunan süreç böyley- 
di. Önderliğe idam ve Harekete imha 
dayatılmıştı. Hareket ve Önderlik imha 
altmdaydı. Dolayısıyla bu gruplann 
oluşma amacı da imhayı ve idamı ön¬ 
lemekti. Önderlik çağnsı da bu amaca 
dönüktü, buna hizmet etmek içindi. 
Biz de o zaman böyle anladık, algıla¬ 
dık, değerlendirdik ve bu amaca hiz¬ 
met etmesi için gruplar hazırlayıp gön¬ 
derdik. O zaman b iz im de gerginliğimiz 
vardı. Tecrübemiz azdı, siyasi mücade¬ 
le nedir, nasıl olur, hiç bilmiyorduk. 
Haftalarca, bu giden grup ne fayda ge¬ 
tirir, diye tartıştık. Önderlik istemişti, 
kuşkusuz gönderecektik de, bir fayda¬ 
sı olur mu olmaz mı, çok kani değildik. 



Ekim 2009 | serxwebûn 


41 


Türkiye yönetimi gönderilen bu gu¬ 
rupları başta çok reddetmedi, ama 
daha sonra olumsuz yaklaştı. Arka¬ 
daşlar hakkında yargılama geliştirdi¬ 
ler ve birçoğuna ağır eezalar verdiler. 
Bu grup içinde cezaevindeyken şehit 
düşen arkadaşlarımız oldu, hala ce¬ 
zaevinde olanlar var. Barışçıl ve de¬ 
mokratik çözümün gelişmesi için 
kendi istekleri ve Hareketimizin kara¬ 
rı temelinde Türkiye’ye gitmiş olan ar- 
kadaşlanmız yıllarca cezaevi yattılar. 
Fakat sadece bu durumları değerlen¬ 
direrek, her şey boşa gitmiş, dersek 
büyük bir yanılgı olur. Biz o zaman 
bu adımlarla sonuç aldık. Hareket 
olarak idamı ve imhayı önledik. İda¬ 
mın ve imhanın önlenmesi kendiliğin¬ 
den olmadı. İdam ve imha ne ile ön¬ 
lendi? Birincisi, Önderliğin, mahke¬ 
me dahil, cezaevindeki tutumu, geliş¬ 
tirdiği çizgi, verdiği mesajlar, gerçek¬ 
ten inandmcı ve kararlı duruşu; İkin¬ 
cisi, hareketin birlik içindeki duruşu. 
Çünkü komployu yapanlar Hareketin 
altı ay içinde dağılıp, parçalanacağını 
düşünüyorlardı. Öyle olsaydı Önder¬ 
liği idam etmek çok kolay olacaktı. 
Arkasında Hareketin ve h a lkın olma¬ 
dığı bir Önderliği elbette ki katledebi- 
lirlerdi. Fakat öyle olmadı. Aynı za¬ 
manda Hareketle birlikte halk da Ön¬ 
derlik etrafında kenetlendi. İmhaya 
karşı “Güneşimizi Karartamazsınız” 
şiarıyla gelişen fedai direniş gericilik 
üzerinde çok etkili oldu. Ûçüncüsü 
de, geliştirilen politikalar oldu. Ön¬ 
derliğin 1999 2 Ağustos’unda yeniden 
süresiz ateşkes ilan etmesi, silahlı 
mücadeleye ilişkin yeni bir görüş 
oluşturması, artık eskisi gibi silahlı 
mücadele anlayışmm, stratejik yakla¬ 
şımın değiştiğini ilan etmesi, silahlı 
güçlerin Kuzey’den Güney Kürdis- 
tan’a çekilmesi ve bunlar içerisinde 
elbette ki banş gmplannm gitmesi ve 
buna benzer politikalar idam ve im- 
hanm önlenmesini gerçekleştirdi. Do¬ 
layısıyla hiçbir şey kendiliğinden ol¬ 
madı. Belki bu çabalar banş ve de¬ 
mokratik çözümün önünü açmadı, 
gelişüremedi; fakat imhayı önledi. Hiç 
rol oynamadı denilirse kesin lik le yan¬ 
lıştır. Aslında o süreçte atılan adımlar 
demokratik güçler ve devlet siyasetini 


yürütenler tarafmdan yeterince iyi 
değerlendirilemedi. Bazı çevreler geç¬ 
mişi değerlendirerek, bu attığımız 
adımlarm devlet tarafmdan iyi değer¬ 
lendirilemediğini söylüyorlar. Özeleş¬ 
tiri yapmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla 
süreci geliştiremeyenler ve kaybeden¬ 
ler kendileri oldular. 

Siyasi müzakerenin önünü 
açmak gerekir 

Türkiye’nin içinde bulunduğu şim¬ 
diki koşullar ise çok farklıdır. B iz im 
attığımız bu adım imhayı engelleme 
değil de, Türkiye’nin değişim ve açılım 
yönünde yürüttüğü tartışmalarda ala¬ 
cağı kararlan etkilemek amaçlıdır. Yi¬ 
ne bu adım Türkiye’de gelişen açılım 
ve değişimlere dönük etkide bulun¬ 
mak, bunu mümkünse Türkiye’nin 
demokratikleşmesi, Kürt sorununun 
banşçıl ve siyasi çözümü temelinde 
geniş demokrasi kapsammda yapabil¬ 
mek, onun önünü açabilmek için ahlı¬ 
yor. Önder Apo’nım çağnsı bu temel¬ 
dedir. Gruplann gidişi de bu çerçeve¬ 
dedir. Böyle bir adım atılmalı mı? Kuş¬ 
kusuz atılmalıdır. Aslında bu konuda 
başka yaratıcı pratik politikalar da 
üretebilmeliyiz. Ne kadar pratik politi¬ 
ka üretir, sürece mü¬ 
dahale edersek karşı 
tarafı o kadar engel¬ 
leriz. Karşı tarafın 
tümüyle dışlayıcı, 
tasfiye edici projeler 
oluşturmasmı engel¬ 
leriz. Bunu sağlayan 
yöntemler de var. İr¬ 
landa sorununun çö¬ 
zümü var, yine Gü¬ 
ney Afrika sorunu¬ 
nun çözümü var. Bu 
hareketler siyasi mü¬ 
cadeleyle gerici siya¬ 
seti çözüp demokra¬ 
tik açılım temelinde 
barışı ve çözümü ya¬ 
rattılar. Bu da siyasi 
mücadelede derin¬ 
leşmeleriyle, kendi 
güç kaynaklanm ko¬ 
rumakla, yaratıcı po¬ 
litikalar geliştirmekle 


oldu. Peki, İrlanda ve Güney Afrika’da 
banş ve çözüm süreci nasıl başladı ve 
başarıldı? Bir kere imha dayatmalan 
karşısında bu iki direniş gücü toplu¬ 
mu savunacak direniş hareketlerini 
kaybetmediler. Ne İRA İngiltere’nin 
saldınlanna rağmen etkisizleştirilebil- 
di, ne de Afrika Ulusal Kongresinin di¬ 
renme gücü kınlabildi. Bu hareketler 
Filistin gibi gerillasım baştan kaybet¬ 
medi. Direnme hareketinden yoksun 
kalmadılar. ETA gibi politik hata yapa¬ 
rak, tecrit olma, dışlanma durumuna 
da düşmediler. Hem kendi direnme 
güçlerini korudular, hem de siyasi 
mücadeleyi sürdürdüler, siyasette de¬ 
rinleştiler. Siyasi çözüm sürecini geliş¬ 
tirdiler. Çok değişik yöntemlerle siyasi 
müzakerenin önünü açıp gelişürebil- 
diler. Bu durum çözüm üretti. Demek 
ki böyle yöntemler de var. Yani siyasi 
mücadele sonuç alıyor, siyasi çözüm 
gerçekleşebiliyor. Demokratik açılım 
temelinde ulusal-kültürel sorunlar çö¬ 
züme kavuşturulabiliyor. Belirttiğimiz 
modeller de bu örnekleri gösteriyor. 
B iz im de on altı yıldır geliştirmeye 
çalıştığımız strateji budur. Uyguladığı¬ 
mız, zaman zaman anlayamadığımız, 
zaman zaman etkili uygulayamadığı¬ 
mız, ama bir bütün olarak uygulamak 










42 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


“Gerilla olmazsa, siyasi çözüm bir yana, bu yönlü tartışma bile olamaz. 
Kürt toplumu kendi adını, kimliğini söyleyerek siyaset alanına çıkamaz, 
tartışma yapamaz. Bu bakımdan gerillayı doğru anlamak, ciddiye almak, 
önemsemek, güçlendirmek gerekiyor. Gerilla ber şeyin çözüm gücüdür. 
Siyasetin zemin bulmasının, işlemesinin ve rol oynamasının kesinlikle 
temel gücüdür. Gerillasız biçbir şey olmaz” 


istediğimiz strateji aslında budur. Son 
zamanlarda böyle bir stratejiyi anlama 
ve uygulama bakımmdan bir gelişme 
ve derinleşme yaşamyor, ama tabii ki 
bu yeterli değildir. Daha da derinleş¬ 
mek, etkili olmak gerekiyor. 

Gerilla olmazsa siyasi çözüm olmaz 

Böyle bir stratejide sonuç alabil¬ 
mek neye bağlıdır? Bu, direnme gücü¬ 
nün varhgma, etkinliğine ve rol oyna- 
masma bağlıdır. Kürdistan’da her ba¬ 
kımdan çözümün önünü açmak, çö¬ 
züm ortamını yaratmak, zemin oluş¬ 
turmak, caydırıcı olmak için gerillamn 
varlığı olmazsa olmaz kabilinde bir zo¬ 
runluluktur. Gerilla olmazsa, siyasi 
çözüm bir yana, bu yönlü tartışma bi¬ 
le olamaz. Kürt toplumu kendi admı, 
kimliğini söyleyerek siyaset alanma 
çıkamaz, tartışma yapamaz. Bu ba¬ 
kımdan gerillayı doğru anlamak, cid¬ 
diye almak, önemsemek, güçlendir¬ 
mek gerekiyor. Gerilla her şeyin çö¬ 
züm gücüdür. Siyasetin zemin bulma- 
smm, işlemesinin ve rol oynamasmm 
kesinlikle temel gücüdür. Onsuz hiç¬ 
bir şey olmaz. Kaldı ki, Kürtlerin dip¬ 
lomasi yapma imkânı da yoktur. Eğer 
gerilla direnişini kaybederse geriye ne 
kalır? Serhıldan yapma imkânı kalır. 
Oysaki biz biliyoruz, Kürdistan’daki 
bu serhıldan gerillamn varhgma daya- 
h olarak gehşti. Büyük bir gerilla dire¬ 
nişinin gücüyle, etkisiyle, onun varhgı 
temelinde ortaya çıktı. Gerilla olmazsa 
serhıldan diye bir şey de olmaz. Bunu 
herkes çok iyi biliyor. Dolayısıyla siya¬ 
si mücadele stratejisini başarıyla uy¬ 
gulayabilmek, siyasi çözüm sürecini 
derinleştirebilmek, ancak gerillayı 
güçlendirmek, büyütmek, gerillada 
derinleşmek, modem yeni gerillayı ve 


meşm savunma stratejisinin gerillası¬ 
nı kesinlikle güçlü bir biçimde yaratıp 
hayata geçirmekten geçiyor. HPG 5. 
Konferansı bunu kararlaştırdı, bunla¬ 
rı tartıştı. Ashnda Ocak aymda yapı¬ 
lan HPG Askeri Konsey toplantısından 
bu yana HPG bunları tartışıyor. Ocak 
Askeri Konsey toplantımız bunlan ka¬ 
rarlaştırdı, planladı; HPG on aydır de¬ 
ğişim ve yeniden yapılanmayı tartışı¬ 
yor, yeni Önderlik çizgisini tam başa¬ 
rıya götürmek için çaba harcıyor. 
Bundan önce de Hareketimizin bu 
yönlü çabalan elbette ki vardı. Hare¬ 
ketimiz ‘93 yılmda değişim sürecine 
girdi. Önderhk 1998 1 Eylül’de strate¬ 
jik değişim ve yeniden yapılanmayı 
partinin önüne temel gündem olarak 
koymuştu. Uluslararası komplodan 
soma Önderliğin Partiye ilk mesajı 
“saçımızın telinden tırnağımıza kadar 
kendimizi gözden geçiriyoruz, hiçbir 
duygusalhga düşmeden kendimizi 
gözden geçirmemiz ve yeniiememiz ge¬ 
rekiyor. Ben höyie yapıyorum, hepiniz 
böyle yapın "yönündeydi. Parti yöneti¬ 
mine ilk perspektifi ve temel uyansı 
bu yönlüydü. Bunu gerçekleştirebil¬ 
mek için de çok çaba harcadı. Bu sü¬ 
recin gehşmesi öyle kolay olmadı. Ön¬ 
derlik “zaman zaman bunaiun da ya¬ 
şadık” dedi. Kendisi de açıkça “ideoio- 
Jik bunaiun yaşadık Bir şeyieri eleş¬ 
tirdik de, uzun süre yerine yenisini 
koyamadık” dedi. O nedenle paradig¬ 
ma değişimini, sosyalist ideolojide pa¬ 
radigma değişimini ve yenilenmeyi 
çok önemsedi. Buna dayalı olarak de¬ 
mokratik toplum örgütlülüğünü, de¬ 
mokratik konfederalizmi bütün insan¬ 
lık için yaşam alternatifi olarak tanım¬ 
ladı ve sundu. Bunu son savunmalar¬ 
da daha geniş ifade ediyor. Böyle bir 
değişim süreci yaşandı. Önderhk bu 


değişimi yaşadı, fakat biz bunu aym 
düzeyde yapamadık. Değişimi reddet¬ 
medik, fakat çok anlamadık ve çok 
derinden özümseyemedik. Önderhgi 
çok geriden takip ettik. 

Eskiyi reddediyor 
onu aşmaya çalışıyoruz 

2009’un Ocak aymda yapılan Aske¬ 
ri Konsey Toplantısı ve HPG 5. Konfe¬ 
ransıyla birhkte HPG yönetimi ilk kez 
gerçek anlamda bir özeleştiri eğihmine 
girdi. İlk kez “biz eskiyi reddediyor, 
onu aşmaya çabşıyoruz. Daha yeniye 
girmedik, inşa etmedik. Ne yeni felse¬ 
fe ve ideoiojik iikeieri özümsemişiz, ne 
yeni stratejiyi aniarmşız, ne de mevcut 
örgütsei yapıianmamız, sistemimiz bu 
ideoiojiyi ve stratejiyi hayata geçirecek 
temeldedir. Oraya ulaşmamış, daha 
aradayız!' demiştir. Bu büyük bir iti¬ 
raf, özeleştiri ve tespitti. Peki, HPG yö¬ 
netimi bu düzeye nasıl ulaştı? Birinci¬ 
si, Önderhk savunmalan elimize geçti. 
Daha önceki süreçte materyaller azdı, 
yine tasfıyecilik vardı. Bu değişim ola¬ 
yını tasfiyeciler çok kötü kullandılar. 
Kendilerini değişimci gösterdiler. Bazı 
yönetimlerimiz, özellikle de HPG yöne¬ 
timinde değişime dönük tepki gehşti. 
Değişmek demek sanki tasfıyecilikmiş 
gibi ele ahndı. HPG’de, olduğu gibi 
kalmak, hiç olmazsa tasfiyeciliğe alet 
olunmayacağma göre iyidir, dendi. 
Fakat daha soma görüldü ki, öyle kal¬ 
mak tasfıyeciliği boşa çıkartmıyor; ter¬ 
sine, kendi yanmda ve içinde bile tas- 
fıyecilik ortaya çıkıyor. O duruş tasfı- 
yeciliği görmüyor, mücadele etmiyor, 
tasfiye etmiyor. İkincisi, savunmalar 
daha çok ve daha kolay açımlandı. 
Zihniyet değişimini gehştirmeyi imkân 
dahilinde kıldı, etkiledi. Önderliğin 
işin üzerinde ciddi durduğunu gör¬ 
dük. Herhalde Önderhğimiz keyif ol¬ 
sun diye o işkence ortammda bu ka¬ 
dar değerlendirmeyi boşuna yazmaya 
çalışmıyor. Bu ciddi bir iştir, olmazsa 
olmaz bir iştir. Hem de devletle gırtlak 
gırtlağa mücadele içinde bunlan yaz¬ 
maya çahşıyor. Çünkü bu bir ihtiyaç¬ 
tır, mutlaka olması gerekir. Önderhği¬ 
miz o koşullarda bile böylesi çahşma- 
1ar yapıyor. O zaman bizim de ciddiye 









Ekim 2009 | serxwebûn 


43 


almamız gerekiyor. İşte Önderliğin bu 
çabalan ve bir de savunmalann geniş 
içeriği Hareketimizde ve özellikle de 
HPG içinde böyle bir anlam oluştur¬ 
du. Ûçüncüsü, 1 H az iran Atılımmm 
pratiğidir. Bu süreçle birlikte kahra¬ 
manca bir mücadele sergilendi. Geril¬ 
la yeniden direniş sürecine girdi. Yüz¬ 
lerce şehit verdi. 2008 yıhnm sonuna 
gelindiğinde HPG’nüı direniş gücünün 
olduğunu, ama bunun bedelinin çok 
ağır olduğunu gördük. Mevcut du¬ 
rumda ortaya çıkan praük, olması ge¬ 
rekene göre çok yetersiz ve geridedir. 
Tersine kayıplan da çok fazladu. HPG 
gerektiği kadar büyütülmemiştir. Sü¬ 
reçleri tam etkileyecek kadar savaş- 
mamıştır. Buna karşılık ise haddin¬ 
den fazla kayıp vermiştir. Bu kayıpla¬ 
rın nedeni nedir, bu yetersizlikler ne¬ 
lerdir diye sorgulama ve cevaplar ara¬ 
ma gelişti. Dolayısıyla bunun stratejik 
kavrayış, tarz ve taktik yaklaşımlann- 
dan kaynaklandığı görüldü, böyle bir 
sorgulama gelişti. Bunların sonucun¬ 
da HPG yönetimi ve komutası kendi 
durumunu, zihniyetini, örgütsel yapı- 
smı, tarzım sorgulama, gözden geçir¬ 
me ve değiştirme ihtiyacım duydu. Ye¬ 
ni bir arayış geliştirdi. Bu yeni süreç¬ 
te yeni stratejik çizgi içerisinde gerilla- 
nm konumu, anlamı, içeriği ve önemi 
daha iyi kavranır hale geldi. Böyle bir 
gerillayı yaratmak için de düşünce ve 
pratik oluşturma ihtiyacı ve isteği ge¬ 
lişti. HPG yönetimi bu temelde yeni 
bir yaklaşım içerisine girdi. . 

HPG yeni bir mücadele sü^cini ^ 
kendi içinde başlattı ^ 

Kısacası, HPG, Ocak ayı toplantı- 
smda özeleşürisel yaklaşıp, eksik ka¬ 
lan yönleri tamamlamayı esas alarak, 
değişim ve yeniden yapılanmayı ta¬ 
mamlamak üzere yeni bir mücadele 
sürecini kendi içinde başlattı. 5. Kon¬ 
ferans ise bunun temel ilkelerini, öl¬ 
çülerini kararlaştırdı, ortaya çıkardı. 
Bunlar önemli gelişmelerdir. Bu ka¬ 
rarlılık düzeyi, “bu işi yapacağım” di¬ 
yenlerin, işin önemini ve gerçeğini de¬ 
rinden kavrama düzeyini ortaya çı¬ 
kartıyor, bunu gösteriyor. Böyle ol¬ 
mazsa zaten bu işi yapmak mümkün 


değildir. Ancak işi yapacak olanlar 
bunun bir ihtiyaç olduğuna derinden 
inanırlar, bunun nasıl yapılacağı ko¬ 
nusunda kendilerini çalıştmr ve yo¬ 
rarlarsa o zaman başarıyla bu süreci 
geliştirebilirler. Nitekim arayış, deği¬ 
şim ve yenilenme, yeniden yapılanma 
yönündeki çabalar, eleştirel ve özeleş- 
tirel yaklaşım çok daha güçlü ve de¬ 
rindir. Fakat bunun bireyler düzeyin¬ 
de özümsenmesi ve bireylerin bu ka¬ 
rar düzeyine kendilerini ulaştırmala¬ 
rı, kendilerini onları uygular hale ge¬ 
tirmelerine ihtiyaç var. Bu da bireyle¬ 
rin sorunudur. Başta komuta olmak 
üzere tüm HPG güçlerinin sorunu¬ 
dur. Önderlik zaten gerekli hassasiye¬ 
ti gösteriyor, uyanlanm yapıyor. Ha¬ 
reketimizin bu konuda gerçeği anla¬ 
ma, görme, gerekli tanımı geliştirme, 
değer biçme güç ve destek vermesi 
vardır. HPG 5. Konferans, Hareketin 
genelinin direnme kuvveti olarak ge¬ 
rillaya verdiği desteği de tanımladı, 
ortaya çıkardı. 

HPG kendini güçlü, sağlam tutar, 
strateji ve çizgi içinde rolünü iyi anlar, 
onu hayata geçirebilecek bir anlayış, 
örgütlülük ve mevzilenme içinde tu¬ 
tarsa, halk buna dayalı olarak ve bun¬ 
dan güç alarak serhıldanlan geliştire¬ 
cektir. Halk yirmi yıldır böyle bir mü¬ 
cadele ve direniş içindedir, tecrübe ve 
bilinç geliştirmiştir. Bunu yürütme 
cesareti ve fedakârlığı vardu. Bu du¬ 
rum Hareketimizin bir halk hareketi 
olduğunu ortaya koyuyor. PKK gerçe- 
ı^in nasıl direnen bir halk gerçeği ol¬ 
duğu ortaya konmuştur. Bunlar güç¬ 
lü tutulur, geliştirilir ve bu temelde di¬ 
reniş gücünün birliği korunur, her¬ 
hangi bir zayıflığa ve parçalanmaya 
fırsat verilmezse Kürdistan’da demok¬ 
ratik siyaset kesinlikle başarı kazanır. 
Uluslararası komploya rağmen. Hare¬ 
ket ve halk olarak bugüne kadar yü¬ 
rütülen mücadeleyle önemli gelişme¬ 
ler sağladık. Uluslararası komplocu 
güçler bizi kuşatıp, eritip dağıtmak is¬ 
tiyorlardı. Ancak tersine biz düşmanı 
kuşattık. Öyle etraftan kuşatmadık; 
içine girerek, örgütlenmedeki birliği 
koruyarak, ısranmızla, tutarlılığımızla 
kuşattık. Bütün saldın yöntemlerini, 
planlanm boşa çıkardık. Bugün artık 


yapacaktan yeni bir şey yok; ancak 
eskiyi tekrarlayabilirler. Çünkü yeni 
yöntemleri uygulayabilmek için yeni 
projeler oluşturmalan lazım. Muhte¬ 
melen oyun oynamaya çalışacaklar. 
Eğer biz onlara fırsat vermezsek, 
BASK, Filistin vb modeller uygulama 
istemlerini boşa çıkarırız. Gerilla gü¬ 
cünü büyütür, korursa Filistin mode¬ 
li yerle bir edilir, boşa çıkanhr. Belki 
Kürt toplumunun Araplar gibi bir des¬ 
tek gücü yok, ama Filistinliler kadar 
da küçük bir topluluk değildir. Kuk 
milyonluk bir toplumdur ve direnme 
gücü fazladu. Diğer yandan, eğer ha¬ 
ta yapmaz, bu politik mücadeleyi cid¬ 
diye alu ve yoğunlaşırsak, bu, si- 
yasimücadelede yanlış ve hata yap¬ 
mamızı da engeller. Böylece İspanya’- 
nm Bask’ta uyguladığı yöntemler de 
rahatlıkla boşa çıkarülabilir. Bu iki 
model de boşa çıkanlusa, geriye de¬ 
mokratikleşme temelinde siyasi çözü¬ 
mün adım adım gerçekleştirilmesi ge¬ 
lir. Karşı taraf ne kadar ısrar ederse 
etsin, kesinlikle çözüm üretmeden ve 
muhatap almadan bizi dıştalayamaz, 
tasfiye edemez. Etkili çatışmalara ve 
savaş durumlanna girmeye de gerek 
yok. Özgürlük Hareketi ve halk mev¬ 
cut mevzilenmesini ve direnme konu¬ 
munu bile sürdürse, Türkiye’nin poli¬ 
tika yapabilmesi için bunu ciddiye 
alıp, çözüm üretmesini zorunlu kılar. 
Bu olmadan, mevcut AKP yönetimi¬ 
nin, onun Dışişleri bakanmm yapma¬ 
ya çalıştığı yeni dış politikaların hiçbi¬ 
risi işlemez, boşa çıkar. 

Kürt-Türk ilişkileri demokratikleşme 

temelinde yeniden inşa edilmeli 

Aslında AKP yönetiminin ve Dışiş¬ 
leri bakanmm yaptığı politik çalış¬ 
maların temelinde Osmanlı politika- 
lannm izleri var. Onlar biraz da Os¬ 
manlIdan esinleniyorlar. Bilindiği gi¬ 
bi Osmanlı devleti Trakya’da oluştu. 
İki yüzyıl boyunca Avrupa’yı fethet¬ 
mek istediler. Temel hedefleri Ro- 
ma’yı ele geçirmek ve Roma fatihi ol¬ 
maktı. Devletçi uygarlığın birinci gü¬ 
cü haline gelmek istiyorlardı. 15. 
yüzyılın sonuna kadar bu doğrultu¬ 
da çok çaba harcadılar. Ancak başa- 



44 - 

ramadılar. 16. yüzyılın başmda Os¬ 
manlI padişahları Avrupa’yı fethetme 
çahalannm hir sonuç vermediğini, 
devleti ilerletmediğini, devletin çürü¬ 
meye doğru gittiğini gördüler. İşte o 
zaman stratejik değişiklik yaparak 
yönlerini Ortadoğu’ya verdiler. Orta¬ 
doğu’ya gidehilmesi için Kürtlerle 
anlaşmayı gerekli gördüler. Yavuz 
Selim’in politikacılığı buradan ileri 
geliyor. Osmanimm Ortadoğu’yu fet¬ 
hetmesi ve savaşların kazanılması 
Kürt desteğiyle oldu. Osmanlı devle¬ 
ti Kültlerin desteğini almazsa o sa¬ 
vaşları kazanamaz, dolayısıyla o im¬ 
paratorluk da olamazdı. Şimdi Ah¬ 
met Davutoğlu ve AKP hükümeti o 
imparatorluğa özeniyor. Osmanimm 
o gelişme durumuna özeniyorlar. 

Son iki yüz yıldır da Türkiye ben¬ 
zer bir politika izliyor. Çevresini düş¬ 
man görüyor. Kürtleri düşman, Er- 
menileri ve Arapları düşman görüyor. 
19. yüzyılm başından, yani 1806’dan 
bu yana Avrupalılaşma, Batılılaşma 
eğilimi içinde oldu. İşte Avrupa’nm 
Osmanlıya dıştan dayattığı milliyetçi¬ 
lik budur. Fakat iki yüzyıl uğraşılma¬ 
sına rağmen, öngörülen Batılılaşma, 
Avrupalılaşma gerçekleşemedi. Tür¬ 
kiye yönetimi bununla bir sonuç alı- 
namayacağmı gördü ve tekrardan Or¬ 
tadoğu’ya dönmek, Ortadoğu’da yeni¬ 
den açılım politikasıyla güç elde et¬ 
mek isüyor. 16. yüzyılm başmda Os¬ 
manlInın uyguladığı politikayı, yaptı¬ 
ğı stratejik değişikliği 21. yüzyılm ba¬ 
şmda AKP yapmaya çalışıyor. Fakat 
bunun da koşullan ve şartlan var. 
Ulus-devletçi milliyetçiliğe dayanıla¬ 
rak bu stratejik değişiklik olmaz, bu 
politika uygulanamaz. Bunun olabil¬ 
mesi için iki şart gerekiyor: Birincisi, 
zihniyet değişimi olacak, ulus devlet 
milliyetçiliği aşılacak, yerine demok¬ 
ratik zihniyet konacak. İkincisi; Er¬ 
menilerle, Araplarla, İranhlarla ilişki¬ 
leri düzeltmek ve anlaşmaktan önce 
Kürtlerle ilişkilerini düzeltecekler. 
Kürt-Türk ilişkileri bir zihniyet değişi¬ 
mi temelinde demokratikleşmeye da¬ 
yalı olarak yeniden inşa edilecek. An¬ 
cak böyle bir değişiklik olursa ve 
Kürtlerin desteğini yeniden alabilirse, 
bir demokrasi gücü olarak Türkiye 


Ortadoğu’ya açılabilir. Bunun önü 
açıktır, imkânlan da vardır; ama bu 
şartlar gerçekleşürilmeden ne açılım 
yapabilir, ne de ulus-devlet milliyetçi¬ 
liği ve şoven, düşmanca zihniyetten 
kurtulabilir. Tersine, bu zihniyet da¬ 
ha yeni düşmanlıklar oluşturur. Nite¬ 
kim gelişmeye başlayan Yahudi kar¬ 
şıtlığı ve düşmanlığı gibi, bir düşman¬ 
lıktan başka bir düşmanlığa gider. 

Düğüm çözüm noktasına 
gelmiş bulunmaktadır 

Bu b akım dan da Önderliğin savun¬ 
maları, Hareketimizin de pratik duru¬ 
şu, mevzilenişi, Türkiye’nin hem iç 
yaşamımn düzenlenmesi, demokratik 
yaşamm gelişmesi, hem de dış ilişkile¬ 
rinin düzeltilmesi açısmdan temel çö¬ 
zümü ortaya koyuyor. Yeni bir çözüm 
gücü oluşturuyor. Bunu bazı çevreler 
anlamaya çalışıyorlar. Onun üzerinde 
yoğunlaşıyorlar. Bazı çevreler bundan 
korkuyor, reddediyorlar. Özellikle 
MHP gibi güçler, böyle bir açılım oldu¬ 
ğunda suçlarmm ortaya çıkacağı ve 
tasfiye edileceklerinden korktukların¬ 
dan böylesi bir sürecin gelişmesini 
önlemeye çalışıyorlar. Fakat gelişen 
durum karşısında fırsatlar, imkânlar 
olmakla beraber engeller de var. Biz 
böyle bir konumda asimda bir impa¬ 
ratorluk kurmak değil, tarihi yeniden 
tekerrür etmek de değil. Önder Apo’- 
nun öngördüğü, halklarm kardeşçe 
birlikte yaşadıkları demokratik Orta¬ 
doğu birliğini inşa etmeyi amaçlıyo¬ 
ruz. Ortadoğu’ya demokratik devrimi 
yaşatmak için, bu zihniyet mücadele¬ 
sini ve politik mücadeleyi geliştirerek 
sürdürmemiz zorunlu olmaktadır. 
Önderlik, Fransız ve Rus devrimlerin- 
den sonra 21. yüzyılın en temel dev¬ 
rim akımı olarak Ortadoğu demokra¬ 
tik devrimini tanımladı. Gerçekten de 
böyle bir sürecin verileri vardır. Türki¬ 
ye’yi değişim ve demokratik açılım 
yapmaya zorlamayı, aslında bütün bu 
Ortadoğu çapındaki demokratikleş¬ 
menin önünü açacak gelişmeler ya¬ 
ratmayı ifade ediyor. Önderliğin ısrarı 
budur. Düğüm, çözüm noktasma gel¬ 
miş bulunmaktadır. Böylesi bir süreç¬ 
te banşçıl ve siyasi çözümün önünü 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

açacak, Türkiye’de değişimi başlata¬ 
cak bir adımı atürabilirsek, bu, ABD’- 
nin küresel sistem çıkartan temelinde 
Ortadoğu çapında geliştirmek istediği 
projeyi bir yana iterek, gerçekten de 
halklann demokratik birliğini öngö¬ 
ren bir sistemin gelişmesine yol aça¬ 
caktır. Çabalanmızm tümü asimda 
bu noktada adım attırmaya dönük¬ 
tür. Dolayısıyla kritik, önemli ve has¬ 
sas bir süreçten geçmekteyiz. Sonuç 
alabilmek için oldukça duyarlı, dik¬ 
katli olmalı, ısrarlı ve mücadeleci ol¬ 
malıyız. Herkes kendi görev ve sorum¬ 
luluğuna sahip çıkmalı, sağlam duruş 
göstermelidir. Bu konuda herkesin 
görevini başanyla yerine getirmesi 
önem taşıyor. Ama her şeyden önce 
gerillamn duruşu daha fazla önem ta¬ 
şıyor. Biz HPG’nin böyle bir duruşu 5. 
Konferans temelinde geliştireceğine 
inamyoruz. HPG’nln böyle bir görevi 
vardır. Güçlerimiz zamanlannı iyi de¬ 
ğerlendirmeli, hatta gece saatlerinde 
de eğitim yapmalıdır. Bu, böyle bir 
zihniyet devrimini, değişikliğini ve bu¬ 
na dayalı olarak yeni bir stratejik kav¬ 
rayışı, tarzı ve taktik yaratıcılığı edin¬ 
mek için zihniyeti edinmek ve pratik 
olarak da bunun uygulayıcı gücü ha¬ 
line gelmek için gereklidir. İdeolojik ve 
askeri eğitim HPG için şimdi ekmek 
ve sudan daha fazla gereklidir. Çünkü 
önündeki bu tarihi görevi ancak 
onunla başaracaktır. HPG görevini 
başarırsa, o zaman bütün Hareketi¬ 
mizin mevcut stratejide başanlı olma¬ 
sı gerçekleşecektir. Bu temelde tüm 
güçlerimiz bu eksende yoğunlaşmalı 
ve kesinlikle sürece yüzeysel bir yak¬ 
laşım sergilememen. Hiçbir arkadaşı¬ 
mız bu süreci basit ele almamalıdır. 

Unutmamalıyız ki, tarihi bir sü¬ 
reçten geçiyoruz ve hepimiz tarihi 
rollerle yüklüyüz. Tüm yoldaşlar, 
HPG’nin fedai militan gücü böyle 
bir görev ve sorumluluk temelinde 
kendi rolünü oynayacak konuma 
gelmelidir. Bunu pratikleştirmenin 
imkânı ve fırsatı vardır. Herkes ça¬ 
lışırsa kesinlikle kazanırız. Bu te¬ 
melde tüm yoldaşlara, bu tarihi rol¬ 
lerini ve görevlerini yerine getirme 
temelinde yürütecekleri çalışmalar¬ 
da başarılar diliyoruz. 



Ekim 2009 | serxwebûn 


45 


Abdullah Öcalan 

Demokratik siyasi çözümün önünü açın 


“Siyasetin önünü açmak ve tıkanmışlığı aşmak için bir çeşit yeni barış 
gruplan öneriyorum. Biri Avrupa’dan diğeri işte Mahmur olur, Kandil’den 
olur o taraftan 20-30 kişilik iki grup biri Aysel Doğan’m öteki Şeydi 
Fırat’m başkanlığmda Türkiye’deki partilere, Meclise gelirler ve siyaseten 
Kürtlerin taleplerini bunlarm önüne koyarlar. Mesela derler ki benim 
çocuğum anadilde eğitim alamayacaksa ben Mahmur’dan niye çıkıp 
geleyim? Siyaseten Kürtlerin temel isteklerini koyarlar” 



Bundan sonra olup bitenin 
sorumlusu ben olmayacağım 

Bu Kürt Konferansı önemli. Tüm 
Kürtlerin katılacağı Konferans ya da 
Kongrenin kararlan çok önemlidir. 
Hayret ediyorum, siyasetçiyiz diyor¬ 
lar, bu Kongre’nin önemini nasıl an¬ 
lamıyorlar? 

Talabani, “bu işi çözemezsek hepi¬ 
miz altmda kalırız, hepimiz beraber ba¬ 
tarız” diyor ha! Talabani kötü yaklaşı¬ 
yor. Eskiden de PKK’ye karşı birçok 
operasyona katıldı. Barzani bize karşı 
operasyonlara daha az katıldı. Talaba- 
ni’nin sözleri şu demektir; 03 am devam 
ediyor, kendisi de içindedir. Bu oyuna 
halen devam ediyorlar ama bu 05 mn da 
tutmaz. Biz kaybetmeyiz, ben kaybet¬ 
mem, Kürtler kaybetmez, kendisi kay¬ 
beder. Kürtler çok bilinçlidir, kendileri¬ 
ni savunabilecek iradeye sahiptirler. 
Talabani kaçtır PKK’ye operasyon çeki¬ 
yor, PKK üzerinde 03 amlar oynuyor. 
Öyle orada kendini çok kurnaz sanı¬ 
yor, böyle ufak şeyler değildir bunlar. 

Cezaevinden bir arkadaş mektup 
göndermiş. Diyor ki; “Andrew Mango’- 
yu bilirsiniz. Kendisi Türkiye özellikle 
Mustafa Kemal konusunda Türkler 
tarafmdan da Genelkurmay tarafm- 
dan da bir otorite olarak kabul edili¬ 
yor. Geçenlerde Andrew Mango’ya ‘de¬ 
mokratik açılım hakkında ne düşünü¬ 
yorsunuz?’ sorusu soruluyor ve An- 
drew Mango; ‘Kürt açılımı Atatürk’ün 
devrimcilik ilkesinin bir geregi ve de¬ 
vamıdır’ diyor ...” Mektupta değerlen¬ 


dirmeler uzun, devamı var. Ben An- 
drew Mango’yu bilirim ama hiç oku¬ 
madım. Fakat aynı değerlendirmeyi 
ben daha önce yapmışüm. Mustafa 
Kemal’in gerçek düşüncesi farkhdır 
demiştim. Şimdikilerin Atatürkçüyüz 
demesinin Atatürk’le ne ilgisi var, 
bunlar Atatürk’ü de tanımıyor. 

Mustafa Kemal’in gerçek çizgisi şu 
an Atatürkçü geçinenlerin çizgisi gibi 
değildir. Mustafa Kemal’in 10 Şubat 
1922 tarihindeki özerklik vurgusu, fi¬ 
kirleri var. Mustafa Kemal bazılarmm 
söylediği gibi Kürt düşmam değildir. 
Mustafa Kemal, İngiliz adamı değildir. 
O daha çok Lenin’le mektuplaşıyordu, 
Lenin’e dayanarak kalmak istiyordu. 
Daha çok Sovyetlere dayanarak bu 
mücadeleyi yürütmek istiyordu. Mus¬ 
tafa Kemal, mücadelesinde İngilizlere 
dayanmadı. İngilizlere dayansaydı bu 
kadar başarılı olamayacağım biliyor¬ 
du. Fevzi Çakmak, İsmet İnönü bunlar 
İngilizler adma hareket ediyordu ve İn- 
gilizlerin adamıdırlar. Bunlar Mustafa 
Kemal’i İngiliz politikalarıyla çembere 
aldılar. Mustafa Kemal’i yıprattılar, 
pasifleştirdiler. Mustafa Kemal’in etra- 
fmda güvenebildiği Ali Fuat Cebesoy, 
Fethi Okyar gibi birkaç samimi arka¬ 
daşı vardı. Fevzi Çakmak, İsmet İnö¬ 
nü, ittihatçılarla birlikte Mustafa Ke¬ 
mal’i pasifleştirdiler. İzmir suikastım 
yaptırdılar. Şeyh Sait provokasyonunu 
kullandılar, bu provokasyondan soma 
Musul’u aldılar. Bu politikalar tama¬ 
men İngilizlerin politikasıdır. İngilizler 
böylece kendi politikalanm uyguladı¬ 


lar. Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ve İtti¬ 
hatçılar yoluyla Türkiye’yi kontrolüne 
aldı. Ve bugüne kadar gelindi. Ordu 
içinde gerçekten demokrat olan, de¬ 
mokrasiyi bilen, özümseyen Cemal 
Madanoğlu gibi bazı subaylar vardı, 
bunlann biraz sol eğilimleri vardı. On¬ 
lara da ne olduğu ortada. Bu çizgi ta 
1920’lerden bu yana Mustafa Kemal’in 
etrafım kuşatmış, çemberini daralt¬ 
mış, etkisizleştirmiştir. İşte Mustafa 
Kemal’e yapılan suikast bu jmzdendir. 

Aynı İngiliz politikalan daha sonra 
da devam etti. Tansu Çiller 1992’ye 
kadar hiç piyasada yoktu, bilinmiyor¬ 
du. Birden bire Doğru Yol Partisi’nin 
başma getirildi. Demirci Amerika’nın 
adamıdır. Demirci üzerinden, bir CIA 
ajanı olan Tansu Çiller’i Başbakan 
yaptılar. Ve yeşil ışık yakma olayı da 
o zaman oldu. Yani bir CIA ajanım 
Türkiye Başbakam yaptılar ve Türki¬ 
ye’yi de yeşil ışık yakarak ona teslim 
ettiler, ona bağladılar. Biliniyor, Çiller 
1960’lardan beri CIA ajanıdır. İngiliz¬ 
ler Çiller ve Doğan Güreş’e “size yeşil 
ışık yaktık, Kürtlerin üstüne gidebi¬ 
lirsiniz, dediler. Çiller, Doğan Güreş, 
1990’larda tarihin görmediği zulmü 
Kültlere uyguladılar. Binlerce faili 
meçhul, binlerce güzel insan öldür¬ 
düler. Ergenekon bunun en korkunç 
örneğidir. Kürtlerle Türkler arasında 
düşmanlık yarattılar. Başta Kürt iş 
adamları olmak üzere birçok faili 
meçhule izin verdiler. “Size sınırsız 
destek veriyoruz, Kürtlere istediğinizi 
yapın” dediler Çiller’e. Çiller de arka- 












46 



Bu benim adıma 


aynen böyle yazı¬ 
labilir; Öcalan 
Başbuğ’a cevap 
veriyor diye. 

1920’de İngil¬ 
tere Fevzi Çak- 
mak’ı gönderiyor 
ve Fevzi Çakmak 
gelip Genelkur¬ 
may Başkanı 
oluyor. İsmet 
İnönü de İngilte¬ 
re’nin adına ha¬ 


reket ediyor. Bu 
ikisi diğer ittihat¬ 
çılarla birlikte 
Mustafa Kemal’i 


etkisizleştiriyor. 
Fevzi Çakmak-İs- 
met İnönü çizgi¬ 
si, Genelkurma¬ 


yın ana çizgisi 
haline geldi. İşte 
şimdiki ordu, bu 
ikilinin çizgisinin 


sma Amerika, İngiltere ve devletin gü¬ 
cünü alarak Kürtlere karşı her türlü 
uygulamaya giriştiler. Daha ne ol¬ 
sun? Bir başbakanm ajan olması ka¬ 
dar daha kötü ne olabilir? O zamanki 
gazeteler de ajan olduğunu yazdı. Or¬ 
dunun bazı generelleri bunun farkın¬ 
daydı. Karadayı ve Kıvnkoğlu Ameri¬ 
kancı değiller. Karadayı, Kıvnkoğlu 
gibiler bunun farkındaydı. Karada- 
yı’mn olduğu bir toplantıda aynen 
“bu kahpeyi etkisizleştirelim, güçten 
düşürelim, bir an önce gönderelim” 
deniliyor. Çiller kastedilerek. Hatta 
Tansu Çiller’i öldürmeyi planlıyorlar 
ve bu planı da bize uygulatmak iste¬ 
diler ve bu olay böylece bize kadar 
geldi. Çok şaşırdım. Biz kabul etme¬ 
dik. Yine Doğan Güreş’i kastederek 
zehirleme meselesi de var, zehirleme¬ 
yi yapıp bize mal etmek istiyorlardı. 


Ordu ve bürokrasi ağalığın 
gelişmesinde başat rol oynadılar 


Başbuğ, siyasi ağalardan ve terör 
ağalanndan bahsediyor. Zaten ben 
daha önce bu eleştiriyi yapmıştım. İş¬ 
te Şemdin, Çürükkaya onlar hakkın¬ 
da ağır eleştirilerim olmuştu. Baş¬ 
buğ, bölgede siyaset ağaları var diyor. 
Kim ağalığın bugüne kadar gelişme¬ 
sinde rol oynadı, ağalara kim destek 
verdi? Bu sistemin ayakta kalmasını 
kim istedi? Bu ağalıkta en az onlar 
kadar senin de paym var. Ordunun 
bunda rolü var. Bürokrasinin rolü 


var. Ordu ve bürokrasi ağalığın bu¬ 
güne kadar gelişmesinde başat rol 
oynadılar. Ordu önce kendine bak¬ 
malı ve kendini sorgulamalıdır. Sek¬ 
sen yıldır Kürtlere baskı yapacaksm, 
Kürtlerin her türlü demokratik gelişi¬ 
mini engelleye¬ 
ceksin, Kürtlerin 
en basit insani 
duygularmm bile 
gelişimine izin 
vermeyeceksin, 
insani hak talebi¬ 


ni bastıracaksın. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

devamıdır. Bunu iyi anlamak lazım. 
Genelkurmayın bu çizginin dışma 
çıkmasına da izin vermezler. Ordu 
içinde bazı demokrat subaylar var, 
olmuştur, halen de var. Sol’a yakın 
subaylar, bu sorunları çok iyi bilen 
subaylar var ama bunlar etkisiz ve 
güçleri yok. Ordu işte bu ikilinin çiz- 
gisindedir halen. Başbuğ da bunu 
çok iyi biliyor. Siyaset ağalarını iste¬ 
miyorsan demokratik siyasetin önü¬ 
nü açacaksın. Ee demokratik siya¬ 
setten korkacaksın, demokratik si¬ 
yasetin önünü açmayacaksın, sonra 
da siyaset ağalan var diyeceksin. 
Bunda senin de paym var. Bütün 
bunların yanında bir de bölgeye ka¬ 
pitalizmi koymuşsun, her türlü poli¬ 
tikanı ekonomiyle destekliyorsun. 
Halkı kuşatmak için bu ağalara her 
türlü ekonomik destek veriyorsun. 
Bu halk ne yapacak? Ya demokratik 
siyasetin önü açılacak ya da bu şe¬ 
kilde devam edecek. Onları bir dağ 
köşesine sıkıştıracaksın. Ondan 
sonra silah kullanma diyeceksin. 
Sen her şeyini ellerinden alırsan on¬ 
lar da bildiği tek yol olan silaha sarı¬ 
lırlar. Ellerinde hiç bir demokratik 
imkân bırakmazsan onlar da bildiği 
tek şeyi yaparlar. Demokratik siya¬ 
setin önünü açmazsan Gudi’deki 
adam kendini korumak zorunda. 
Zaten içinde bulunduğu kültür baş¬ 
ka türlü davranmasına uygun değil. 
Kandil’deki Zağros’taki adam için de 
öyle. Ya demokratik siyaset alanı 
açılacak ya da dağı korunma alanı 
olarak görmeye devam edecekler. 

Şimdi bu Baykal, Bahçeli kimdir, 
kimler adına siyaset yapıyorlar? 
Bunlann siyasetinin Türklerle Türk¬ 
lükle hiç bir ilgisi yok. MHP’nin yap¬ 
tığı Türkçülük değil. MHP yüz yıldır 
sonradan oluşturulmuş bir Türkçü¬ 
lüğü esas alıyor. Daha doğrusu itti¬ 
hatçılığın devamıdır. İttihatçılığı da, 
İttihatçıların Türkçülüğünü de dış 
güçler oluşturmuştur. Bunları oluş¬ 
turanlar Türk bile değiller. Bugünkü 
MHP, İttihatçıların devamıdır. Her 
gün insan ölüyor. Bunlar insan. Bu¬ 
nu görmüyorlar mı, hiç mi vicdanla¬ 
rı yok? Nasıl buna seyirci oluyorlar, 
anlamak mümkün değil. 















47 


Ekim 2009 | serxwebûn 

Eğer bu sorunu ben çözeceksem 
önüm mutlaka açılmalıdn 

Ben yıllardır hatta on yıldır Akade¬ 
milerin açılması gerektiğini söylüyo¬ 
rum. Onu bile yapmıyorlar doğru dü¬ 
rüst. DTP, küçük bui]uva siyaseti gi¬ 
bi bir siyaseti aşamıyor. DTP’nin bin¬ 
lerce on binlerce kadro yetiştirmesi 
lazım. Neden yapmıyorlar? Neden, 
DTP böyle sorumsuz davranıyor? Na¬ 
sıl böyle yapıyorlar? Daha derinlikli 
çalışmalılar. Çünkü teorik kavrama 
düzeyleri buna elvermiyor. Gerçi Tür¬ 
kiye’deki bütün partiler köyledir. Hat¬ 
ta daha geridir. Hadi biz DTP içlerin¬ 
de en iyisidir diyelim. Ama yine de ye¬ 
terli değil. Başarılı olmak istiyorlarsa 
on binlerce insan, kadro yetiştirmeli¬ 
dir. Başbuğ bile fark etmiş, üzerlerine 
alınmıyor ama söylediği önemlidir. 
Gerçi ağahk sistemi nedir, kim ağalı¬ 
ğı büyüttü bu tartışılır ama yine de 
söylediğinde doğruluk payı var. Gaze¬ 
tede okudum; Ahmet İnsel yazmış, di¬ 
yor ki, bütün sorumluluk Öcalan’m 
omuzlarma yüklenmiş. Çok doğru. 

Türkiye’deki bazı aydınlar da bunu 
fark etmiş. Ben çözüm için düşünce¬ 
lerimi devlete ilettim. Artık benim ya¬ 
pabileceğim bir şey yok. Yazdıklanm- 
da da belirttim, ben demokratik çö¬ 
züm için elimden geleni yine de yap¬ 
maya hazırım dedim ama bu şartlarda 
daha fazlasını yapmamm mümkün ol¬ 
madığım söyledim. Zaten bu fizikken 
de mümkün değil. Devlet de bütün so¬ 
rumluluğu üzerime yıkıyor, DTP ve 
PKK de bütün sorumluluğu bana 
yüklüyor. Bu bir zulümdür. Büyük 
bir zulümdür. Burada hareket serbes¬ 
tim yok. Buradaki şartlarda en ufak 
bir düzeltme yapmayacaksın hem de 
sorumluluğunu bana 5 mkleyeceksin. 
Hem önümü açmayacaksm hem de 
sorumluluğu bana yükleyeceksin. Bu 
doğru değil. Ben 2005’te PKK’ye ve 
DTP’ye çok kızdım. Mücadele edecek¬ 
seniz doğru dürüst edin dedim, ciddi 
olun. Ya bu işi iyi yapın ya da bırakın 
dedim. Ben bunlan boşuna söyleme¬ 
dim. PKK de DTP de bana daha fazla 
sorumluluk yüklemekten vazgeçmeli¬ 
ler. Kendileri ne yapıyorlarsa yapsm- 


1ar. Savaşırlar mı, savaşı büyütürler 
mi teslim mi olurlar ben karışamam, 
ben bilemem. Kendilerinin bileceği bir 
iş bana ne? DTP, bazen sivri konuşu¬ 
yor ama bazen konuşmasını bilmiyor. 
Şunu iyi anlamalan gerekir. PKK bu 
yöntemle gerillayı dağda daha fazla 
tutamaz. PKK yeni anlayış geliştir- 
mezse, yeni anlayış temelinde yeni 
hamleler yapmazsa bu mücadeleyi 
sürdüremez, gerillayı da orada tuta¬ 
maz. DTP de bu siyasi yöntemlerle 
Kürt halkını tutamaz. Bu şekilde 
Kürtlere hitap edemez bundan sonra. 

Herkes sorunu benim omuzlanma 
yığıyor ama ben bu şartlarda nasıl bir 
şeyler yapabilirim. Eğer bu sorunu 
ben çözeceksem, katkım alınacaksa 
önüm mutlaka açılmalıdır. Savaşmak 
da barışmak da onlarm bileceği bir 
şey, öyle her şeyi benim omuzlarıma 
yıkmasınlar, ben burada onlara bir 
mucize sımamam. Ben elimden geleni 
yaptım. Her şeyi yazdım verdim. Bun¬ 
dan sonra olup bitenin sorumlusu 
ben olmayacağım. PKK de DTP de ön¬ 
derlik yapamıyorlar, bu rolünü oyna- 
yamıyorlar. Kendi önderliklerini oluş- 
turamıyorlar. Bunun için ciddi bir ça¬ 
ba da yok. Böyle giderse devlet AKP 
eliyle Kültleri kendisine çekecek, ope¬ 
rasyonlara bile gerek kalmayacak. 
PKK de DTP de kendi önderliklerini 
oluşturmalan gerekiyor. 

Demokratik müzakere olursa 
çözüm gelişir 

Ekim aymda mutlaka bazı geliş¬ 
meler olmalıdır. Karşılıklı adımlar 
atılmalıdır, müzakere, diyalog olmalı¬ 
dır. Ekim’de mutlaka demokratik 
müzakere yapılmalıdır. Demokratik 
müzakere olursa çözüm gelişir. Mü¬ 
zakereden neden çekiniyorlar ki? Bir 
araya gelirler, sorunu müzakere eder¬ 
ler ve çözüme giderler. Bundan çeki¬ 
nilecek, korkulacak ne var? Meclis de 
öyle gevezelik için toplanmasın, soru¬ 
nu sorumluluğuyla karşılasın, öyle 
tartışsın, birbirlerini hainlikle suçla¬ 
masın. Yok, sen şunu söyledin, şunu 
yaptın, yok, sen de şunu söyledin, 
şunu yaptın gibi siyaset anlayışım 


terketsinler. Müzakere aynı zamanda 
kimin çözümsüzlükten yana kimin 
çözümden yana olduğunu ortaya çı¬ 
karacaktır. Müzakere olursa kim ba¬ 
rış istiyor kim savaş istiyor; kim ada¬ 
let istiyor kim adaletsizliği; kim faili 
meçhullerden yana kim hukuktan 
yana; kim karanlık Türkiye’den yana 
kim aydınlık bir ülkeden yana? Mü¬ 
zakere olursa barış ve çözüm isteme¬ 
yenlerin maskesi düşecek. Müzakere 
olursa kim tam bağımsızlıktan yana 
ortaya çıkacak. Kim Amerikancı orta¬ 
ya çıkacak. Evet, müzakere ve barış 
olunca Türkiye’nin Ortadoğu’da yıldı¬ 
zı parlayacak. Ve Türkiye model olur. 
Benim önümü açm, ben de Türki¬ 
ye’de barış ve çözüm istemeyenlerin 
maskesini düşüre 3 dm. Kim çözümden 
kardeşlikten yana ortaya çıksın. O 
zaman da bırak, Türk halkı benim 
h a kkımda kararım versin. 

Müzakereyle toplumsal bir uzlaş¬ 
ma olacak. Toplumsal uzlaşmayla 
toplumun demokratik nitelikleri ar¬ 
tacak. Toplumsal uzlaşma herkesin 
yaranna, bundan herkes kazanır, 
toplum kazanır. Müslümanlığın ilke¬ 
leri de bunu gerektiriyor, kardeş ol¬ 
mayı gerektiriyor. Toplumsal uzlaş¬ 
mayı sağlayan hedefleyen bütün fel¬ 
sefeler ve ilkeleri de bunu gerektiri¬ 
yor, uzlaşmayı gerektiriyor. 

Müzakere yapalım, diyalog yapa¬ 
lım, kim bölücüdür kim değildir, kim 
teröristtir kim değildir her şeyi açık 
tartışalım. O zaman bunların ne ka¬ 
dar fanatik, ne kadar ırkçı, ne kadar 
faşist olduklan ortaya çıkar. Bundan 
daha basit yol var mı? Her şeyi tartı¬ 
şalım. Kimin bölücü olup olmadığına 
halk karar versin. Benim düşüncele¬ 
rim açıktır, ortadadır. Nasıl oluyor 
ben bölücü oluyorum? Gelsinler bü¬ 
tün herkesin önünde bütün Türki¬ 
ye’nin önünde tartışalım, kim bölücü 
kim değil belli olsun. Bu da iyi işlen¬ 
mek. O zaman halk benim için ne 
derse ben razıyım. Şimdi bunlar ne¬ 
den kaçıyor? Bunlann Türklükle ne 
ilgisi var? Ben Türkleri tanınm, siya¬ 
seti de böyle değildir, ahlakı da böyle 
değildir. Türkler böyle siyaset yap¬ 
maz. Türkler bölücü siyaset yapmaz, 
ta 107Tden beri bu böyledir. 





48 - 

Her türlü gelişmeye gebe 
bir güne girdik 

Nasıl gelişecek, nasıl çözülecek hep 
birlikte göreceğiz. ABD, AKP’ye çöz di¬ 
yor. Ama AKP daha sorunu bilmiyor. 
Başbakan biraz anlamış ama AKP, na¬ 
sıl 5 mrüyeceklerini bilmiyorlar. ABD, 
çözüm istiyor ama öyle faşizan bir ya¬ 
pı var ki, nasıl çözeceğini bilmiyor. 
ABD sol bir şey yaptıramaz, çünkü 
AKP’nin sosyal bünyesi buna uygun 
değil. Zaten olsa da darbeyle olmaz. 
Hükümetin durumu ortada. Bu du¬ 
rumda ne olabilir? Her şey olabilir. 

Şu sıralar katılımlar yoğunlaşmış¬ 
tır. Katılımlar yoğun değil mi? Artık 
nasıl savaşırlar nasıl barışırlar onlar 
bilirler. Öyle benim zamammda baş¬ 
ladığı gibi de olmayacak. Şimdi bin 
kat daha olanakları var, her yerde 
varlar. Kent isyanları mı olur, halk 
savaşı mı olur, ben bilmem. Ama olup 
bitenden ben sorumlu olmayacağım. 

Sağlığım soruluyor. Sağlığın nasıl 
diye sormakla olmaz. Benim bura¬ 
daki durumum belli. Dışarıda savaş 
yürütülüyor, sonucu buraya da 
yansır. Dışarıda yapılan savaşın ge¬ 
reği yapılır, sonuçları burada bana 
da yansır. Durumum böyle ele alın¬ 
malı, böyle değerlendirilmeli. 

Bundan sonra PKK’nin, Kürtlerin 
üzerine bir müddet gitmeye devam 
edecekler. Bunu bir müddet daha de¬ 
neyecekler. Ancak bunda da başarılı 
olamayacaklar, başarı sağlamaları da 
mümkün değil. Beni biliyorlar, beni 
tanıyorlar. Benim Kürtleri satmaya¬ 
cağımı biliyorlar. Benden daha ne 
yapmamı bekliyorsun? Kültlerin du¬ 
rumu ortada. Ben Kürtleri satmam, 
Kürtlerin hakkmı satmam. Ben daha 
ne yapayım? Çözüm yolunu yazdım. 
Devlet şimdi inceliyordur. Başbaka¬ 
nın konuşmalanndan okuduğunu ve 
değerlendirdiğini anlıyorum. Benim 
yazdıklarımı, düşüncelerimi alıp ken¬ 
dileri istediği gibi kullanıyorlar. 

Bugün olan da tıpkı 1920’lerdeki 
gibidir. Kürtlere dünya kadar silah 
vermişler. Kırk milyon Kürt’ü Türk 
ile savaştıracaklar. Bunu göremiyor¬ 
lar mı? Kırk milyon Kürt’le savaşan 


Türkiye nasıl bütün kalır, nasıl bö¬ 
lünmez? Bu, bu kadar açıkken nasıl 
görülmüyor? İşte sana 1920’lerdeki 
durumun aymsı. 

Talabani, Barzani’nin ellerinde 
birçok imkân var. Eskisiyle kıyaslan¬ 
mayacak kadar imkânları var. Ancak 
bu imkânlarını kullanmıyorlar. Bazı 
kaygılarla kullanmıyorlar. Yeni bazı 
şeyler de geliştiremiyorlar. Biz bura¬ 
da birçok şey geliştiriyoruz, Kürtlerin 
birliği için birçok çözüm, öneri sunu¬ 
yoruz. Kendilerini çok kurnaz, çok 
iyi siyasetçiler olarak değerlendiri¬ 
yorlar ama aslında öyle değil. Zavallı 
dürümdalar. Bunları da alıp değer- 
lendiremiyorlar. Orada da birçok çö¬ 
zülme yaşanıyor, partileri çözülüyor. 
Birçok muhalif parti ortaya çıktı. İki¬ 
si de ayağım denk alsmlar. 

Burada Kürtler için mücadele etti¬ 
ğini söyleyenler her sıkıştığmda Tala¬ 
bani ve Barzani’ye kaçıyorlar, onlara 
sığınıyorlar. Biz ne yapalım, ne yap¬ 
mamızı öneriyorsunuz diye soruyor¬ 
lar. Ancak Türkiye gibi onlar da Ame¬ 
rika’ya bağlılar, böylece her şey tek¬ 
rar tekrar Amerika’ya dönüyor. 
Amerika kukla gibi her iki tarafı da 
oynatıyorlar. Her ikisi de ABD’ye da¬ 
yanarak ayakta kalmaya çalışıyor. 

Herkes eski tarz siyasetini geride 
bırakmalı. Amerika bile yıllardır 
destek verdiği Gladio’yu bıraktı. Eski 
tarz infaz, Gladio gibi yöntemleri 
Amerika bile terketti. Amerika eski¬ 
den bu Gladio için “bizim çocuklar” 
derdi. “Bizim çocuklar ne yapıyorlar?” 
derdi. Şimdi ise, “bizim çocuklar bü¬ 
yüdü kendi ayaklan üstünde yürü¬ 
sünler, yürüyebilirler” diyor. Ama 
Türkiye kendi başına 5 mrüyemiyor, 
yürümeyi bilmiyor. Türkiye’de gerici 
bir ideolojiye saplanmışsınız. Bilimci¬ 
lik, dincilik, cinsiyetçilik ve milliyetçi¬ 
lik dört tane batağa saplanmışsınız. 
Sonra da ayakta duramıyorsunuz. 

Ben devleti daha yakından tanı¬ 
dım. Epey tecrübe sahibi de olduk. 
Türk-Kürt kardeşliğini savunuyo¬ 
rum. Bu anlamsız savaşı gerçekten 
bitirmek istiyorum, bu ölümleri dur¬ 
durmak istiyorum. Benim bu söyle¬ 
diklerim benim adıma uygun bir dil¬ 
le kamuoyuna aktarılmalı. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

Toplumu iyileştirmek için anti 
kanserojen hücreler yaratılmalı 

Kojin Karatani’nin bir makalesini 
okudum. Anti-kanserolojen diye bir 
kavram kullanmış toplum için. Çok 
doğru. Ben Karatani’yi daha önce hiç 
okumadım ama bu ifadeyi aynen da¬ 
ha önce kullanmıştım. Önemli birisi¬ 
dir. Express Dergisi’nde bir makalesi¬ 
ni okudum. Japon bir filozof. Önemli 
düşünceleri var. Ancak eksik. Toplu¬ 
mu iyileştirmek için anti-kanserojen 
hücreler yaratmak lazım diyor, çok 
doğru. Ben de bu toplumu kanseroje¬ 
ne benzetmiştim. Ve bundan kurtul¬ 
mak için de geniş şeyler yazdım. Ka- 
ratani önemü düşüncelere ulaşmış, 
önemli tespitlerde bulunmuş ancak 
benim düşüncelerim Karatani’nin 
düşüncelerinden çok daha geniş. Sa- 
vunmamm dördüncü cildinde daha 
geniş değerlendirmeler yaptım. Ora¬ 
da çok daha derinlikli yazmışım. 

Marx için de en son olarak şu ye¬ 
ni değerlendirmeye ulaştım, en son 
ulaştığım düşüncem şudur: Köylü¬ 
lerin eşkıya isyanı neyse işçilerin de 
kapitalizme isyanı odur. Bunu aşan 
bir durum yoktur. Köylülerin eşkı¬ 
yalığı ile kent eşkıyalığı aynı şeydir. 
Köylülerin eşkıyalığı yerini kent eş¬ 
kıyalığına bırakmıştır. 

AKP çözmezse batar. Ferit Zekeri- 
ya, Amerikalı bir yazar, başta Afga¬ 
nistan olmak üzere Amerika’nın her 
konuda artık şiddeti değil ikna meto¬ 
dunu kullanması gerektiğini belirti- 
yormuş. Galiba, Amerikan düşünce 
kuruluşu olan RAND Corporation, 
Amerika’nm Irak’tan çekilmesi sonra¬ 
sında Amerika’da, Türkiye’nin Gü- 
ney’e müdahale etmesini isteyen bir 
grup bulunduğunu ve eğer Türki¬ 
ye’nin Güney’e müdahalesi engellen¬ 
mek isteniyorsa, PKK’ye karşı Türki¬ 
ye’ye destek olunması gerektiğini be- 
lirtiyormuş. Yani işgal mi edecekler? 
Olabilir. Onlar Amerika’da bunu iste¬ 
yen bir gruptur. Eskiden de vardı. 

Murat Karayılan’ın, Türk devleti¬ 
nin ABD, İran ve İrak ile yaptığı gö¬ 
rüşmelerde ortak kararın Kürt hare¬ 
ketinin tasfiyesi ve buna karşı ey- 




Ekim 2009 | serxwebûn 


49 


“Halkın yönetime ka tılımı 
muhakkak sağlanmalıdır. Öyle 
üstten para beklemekle, gelirimiz 
yok demekle belediyecilik obnaz. 
Önemli olan balkı yönetime 
katmanm yanmda, halkm 
kaynaklarım da kullanarak 
belediye çalışmalarım birlikte 
yürütmektir. Gerekirse halk kendi 
evinin önünü temizler. Belediye 
başkam ve belediye meclisinin 
görevi öncülük etmektir” 

lemlilik olduğu, İngiltere ve ABD’nin 
kendine göre çözüm yaklaşımlarının 
olduğunu ancak Almanya ve Fran¬ 
sa’nın böyle bir çözümlerinin olma¬ 
dığını, Türkiye’yi bu bağlamda Avru¬ 
pa Birligi’nde istemediklerini, AB 
üyeliğine karşı olduğu yönündeki 
görüşleri de basma yansıdı. 

Tezkereye onay çıkmasmm savaş 
ilanı değil de, savaşın devam edeceği¬ 
dir. Genelkurmay Afganistan’a yeni¬ 
den asker göndereceğini açıklamış. 
Onlar görüşmüş, anlaşmış olabilirler. 

Demokratik belediyecilik anlayışı 
gelişiyor mu? Halkçı belediyecilik an¬ 
layışı gelişiyor mu? Bunlarla ilgili da¬ 
ha önce değerlendirmeler yapmıştım. 
Demokratik halk belediyeciliğinin ve 
katılımcı belediyecilik anlayışının 
önemine vurgu yapmıştım. Halkın 
yönetime katılımı muhakkak sağlan¬ 
malıdır. Öyle üstten para beklemek¬ 
le, gelirimiz yok demekle belediyecilik 
olmaz. Önemli olan halkı yönetime 
katmanın yanmda, halkm kaynakla¬ 
rını da kullanarak belediye çalışma¬ 
larını birlikte yürütmektir. Gerekirse 
halk kendi evinin önünü de temizler. 
Belediye başkanı ve belediye meclisi¬ 
nin görevi öncülük etmektir. Yine her 
türlü kaynak yaratılabilinir. Kredi al¬ 
mak konusunda hiç bir sıkıntıları 
yoktur. Böylelikle ciddi belediyecilik 
ve belediyenin yapacaklan işler ön 
plana çıkar. Özellikle şehit ve yakın¬ 
larını kaybeden aileler mağdur edil¬ 
memeli, aç bırakılmamalıdırlar. 


DTP’nin 100 belediyesi var. İyi bir 
model oluştururlarsa gelişirler, öncü¬ 
lük ederler. DTP’nin durumu nasıl? 
Oy oranı nasıl? Yükseliyor değil mi, 
gözlemlenebiliyor mu? Oy oram yüzde 
10 civarında olması gerekir. Ama yet¬ 
mez çogaltmalan lazım. Devlet ve hu¬ 
kuk bürokrasisi DTP’jd belli bir sımr- 
da tutmaya çalışıyor. Bunu aşmalan 
için daha önce söylediğim siyaset aka¬ 
demilerinin kurulması gerekiyor. Kı¬ 
zıltepe büjmk bir yerdir. Orada akade¬ 
mi kuruldu mu? Van’da kuruldu mu? 
Siyaset akademilerinin kurulması çok 
önemlidir. İşte hâkim size çıkar ters 
bir soru sorar, cevaplayamazsmız, al¬ 
tında kalırsmız. Siyaset akademileri 
eğitim açısından oldukça önemlidir. 
AKP’nin 300 tane siyaset akademisi 
var, kadrolannı buralardan yetiştiri¬ 
yor. Birçok yerde siyaset akademileri¬ 
nin açılması gerekir. 

AKP meydan kendisine kalsm 
istiyor 

DTP önemli bir süreçten geçiyor. 
Kendilerine yönelebilirler, tutuklaya¬ 
bilirler. Önemli olan politik bir duruş 
sergilemeleridir. Bulundukları mevzi¬ 
leri korumalan, bu durumlarım daha 
da geliştirmeleri gerekir. Siyaset aka¬ 
demilerini de bu bağlamda söylemiş¬ 
tim. AKP manügı çıkarcıdır, oportü¬ 
nist bir anlayışa sahiptir. AKP anlayı¬ 
şı devlete dayanarak ve devletin im- 
kânlarmı kullanarak güçlenme siya¬ 
seti izliyor. Bunlar bu süreçte kendile¬ 
rini korumak adma DTP’yi kurban 
edebilirler. DTP ortadan kalkınca si¬ 
yasi mirasımn kendilerine kalacağım 
hesaphyorlar. DTP’lilerin bunu hesap¬ 
laması gerekiyor. Buna göre siyaset 
üretmeleri gerekiyor. Ben daha önce 
de söylemiştim. DTP’ye dönük tutuk¬ 
lamalar gelişebilir. Politika üretmekte 
yeterli değiller. İşte Ergenekon operas¬ 
yonu ortadadır. Devletin içerisindeki 
bir kesim Ergenekon’a karşı, Ergene- 
kon’a alternatif olarak DTP’ye yönelik 
operasyon yapılmasım amaçlıyorlar. 

AKP mevcut durumda DTP’yi kur- 
banlık koyun olarak görüyor. Oysaki 
yargı bürokrasisi AKP’jd de kapatmaya 


çalışmışü. Şimdi bu kesim, yargı bü¬ 
rokrasisi, Ergenekona karşı DTP’ye yö¬ 
nelmeye çahşıyor. AKP de buna ses çı¬ 
kartmıyor. Bu süreç bu şekil olumsuz 
giderse DTP’nin üstüne daha fazla gi¬ 
decekler. AKP, ne CHP olsun istiyor ne 
DTP olsun istiyor, meydan kendisine 
kalsm istiyor. AKP böylesi bir anlayışa 
sahiptir. Kendi çıkarım devlet çıkarm- 
dan üstün sayıyor. Bilindiği gibi yargı 
bürokrasisi, Sincan Hakimi, Cumhur- 
başkam Gül’ün de yargılanmasımn 
önünü açmak istemişti ancak güçleri 
yetmedi. Bu kesim halen güçlü bir şe¬ 
kilde bulunmaya devam ediyor. Neden 
diğer milletvekilleri zorla götürülmedi¬ 
ler de DTP’li milletvekillerini zorla gö¬ 
türmeye çalışıyorlar. Bu anlaşılmalı. 

Demokratik müzakere süreci geli¬ 
şirse bu, DTP etrafında gelişecek. El¬ 
bette Kandil ve ben de bu sürece do¬ 
laylı şekilde katılacağız. Ben buna 
dolaylı müzakere demiyorum, de¬ 
mokratik müzakere diyorum. De¬ 
mokratik müzakere sürecinin başla¬ 
ması açısından DTP’ye önemli görev¬ 
ler düşüyor, DTP’nin buna hazırlıklı 
olması gerekiyor. DTP içerisinde dip¬ 
lomasiden ve müzakere süreçlerin¬ 
den anlayan, iş yapabilecek kişiler¬ 
den oluşan bir komisyon oluşturul¬ 
malıdır ve bu komisyon güçlü öneri¬ 
ler hazırlamalı. Bu komisyon parla¬ 
mento gündemine güçlü önerilerle çı- 
kabilmelidir, onlarm böyle bir hakla- 
n da vardır. Ve parlamentoda da de¬ 
mokratik müzakere süreciyle ilgili bir 
komisyonun oluşmasını sağlayabil¬ 
melidir. Koçgiri isyam da meclise ge¬ 
tirilip, tartışılıp af benzeri bir çözüme 
bağlanmıştı. Biliyorsunuz daha önce 
de Susurluk Komisyonu gibi komis¬ 
yonlar meclis içerisinden oluşturul¬ 
muştu. Mecliste oluşturulacak bu 
ikinci komisyona milletvekillerinin 
yanı sıra aydın, yazarlar, akademis¬ 
yenler, sivil toplum örgütleri de dahil 
edilmelidir. Bu komisyon da Kandil, 
İmrah’dan tutalım da, Genelkur- 
may’dan, DTP’den MHP’ye kadar ve 
tüm kesimlerle görüşmelidir. Bu gö¬ 
rüşlerim Ahmet onlara da iletilebilir. 
Eğer bunu başarabilirlerse büyük bir 
iş başarmış olurlar. Böylelikle de¬ 
mokratik sürecin önü açılabilir. 






50 - 

Demokratik müzakere ve çözüm 
sürecinin başlaması iki hafta içinde 
netleşir. Parlamento açılışında 
AKP’nin yapacağı sunum önemlidir. 
Ya savaşın devam karanna ya da de¬ 
mokratik müzakere sürecinin başla¬ 
masına neden olacak. Bu da dediğim 
gibi iki hafta içerisinde netleşecek. 
Mevcut durumun, AKP’nin inisiyatif 
alması ve cesaretli davranmasıyla 
önü açılabilir. Eğer demokratik mü¬ 
zakere süreci gelişmezse şiddet, ça¬ 
tışma, baskı ve ölümler korkunç 
olur. Halk her türlü gelişmeye hazır¬ 
lıklı olmalı, savunma tedbirlerini ge¬ 
liştirmelidir. Yüz yerde çatışma olur¬ 
sa Türkiye bunun altından kalka¬ 
maz. Benim amacım böyle bir süre¬ 
cin önüne geçmektir. Devlet benden 
çözüm bekliyor. DTP sorumluluğu 
bana atıyor. Benim şartlarımı kim¬ 
se anlamıyor. 11 yıldır buradayım. 
Başkası 11 gün burada kalsaydı, ba¬ 
şını duvarlara vururdu. Bunları an¬ 
latmaktan boğazım kurudu, görü¬ 
yorsunuz. Mevcut durumda Kürtlü¬ 
ğünüzden vazgeçmeniz isteniyor. 
Sizler onurlu insanlarsınız, Kürtlü¬ 
ğünüze sahip çıkarsınız, mücadele 
edersiniz. Süreç olumsuza giderse 
halk kendi karannı verir. 

Biliniyor Özal bu konuya farklı 
yaklaşıyordu, bir şeyler yapmak isti¬ 
yordu. Suikast düzenlediler. Erba- 
kan da bir şeyler yapmak istiyordu, 
onu da alaşağı ettiler. Ecevit de bir 
şeyler yapmak istiyordu, onu da et¬ 
kisiz hale getirdiler, felçettiler. AKP 


farklı yaklaşıyor, oportünist bir yak¬ 
laşımı var. Kendi çıkarım devlet çı¬ 
karından üstün tutuyor. Bu yakla¬ 
şım tehlikelidir. 

Çocukları bile öldüren zihniyet 
çok tehlikelidir 

Devlet içerisinde bir kesim halen 
ısrarla savaşı dayatıyor. Bu kesimler 
işte Şırnak’ta iki yurtsever insanm 
başlannı taşlarla ezerek öldürdüler. 
Bir de arabalarını uçuruma yuvarla¬ 
dılar. Bu aslında bir mesajdır, bir 
göz dağıdır. İşte ben sizi böyle ezerim 
demek istiyorlar. Politikada etkili ol¬ 
mayan insanların öldürülmesi bun¬ 
ların neler yapabileceğine işaret edi¬ 
yor. Sıradan insanları da öldürebilir¬ 
ler. Ben gazetede okumuştum; Ada¬ 
na Islahevinde bir Kürt çocuğunu, 
sanırım Mardinliydi, marş okumadı¬ 
ğı için parçalayarak öldürmüşler. 
Gerekçe olarak da bunu çocuklar 
yaptı gibi bir gerekçe ortaya koy¬ 
muşlar. Bunlar örgütlüdür ve bilinç¬ 
li yapılmaktadır. Daha önce de ben¬ 
zer çocuk ölümleri olmuştu. İşte 
Uğur Kaymaz’ı da öldürmüşlerdi. 

Sadece Lice’de öldürülen kız çocu¬ 
ğu değil, Dicle kıyısında onlarca Kürt 
çocuğu öldürüldü. Çocuk bile öldüren 
zihniyet çok tehlikelidir. Bunu nasıl 
yapıyorlar anlamıyorum. Ben burada 
bunların önüne geçmeye çalışıyorum. 
Bu olayları devletin yapması ya da 
PKK’nin yapüğmm söylenmesi çok 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

önemli değildir. Kim yaparsa yapsm 
bunun araştıniması ve açığa çıkartıl¬ 
ması gerekir. Avukatları eleştiriyo¬ 
rum; avukatlar halkın haklarını koru¬ 
makla görevli. Bu tür olayların üzeri¬ 
ne gitmelidirler. Özellikle bölge baro- 
lan bu tür olaylann üzerine gitmeli, 
açığa çıkarmalıdır. Bu tür olaylar Av¬ 
rupa’da olsa avukatlar kıyameti kopa¬ 
rır, on klasör belge, delil toplarlar, ola¬ 
yı ortaya çıkartırlar. Bunlan avukatla- 
nn muhakkak araştmp, arkalarında 
ne var, kim var araştırıp ortaya çıkart¬ 
ması gerekiyor. Bu ölümler, yapanla- 
rm zihniyetini ortaya çıkartıyor. 

Çatı partisi ne durumda? DTP Par¬ 
ti Meclisine seçilecek kişiliklerin nite¬ 
likli olmalan gerekir. İstekli, arzulu, 
hizmet aşkıyla dolu, iş yapabilen ki¬ 
şilerden seçilmelidir. Yine demokra¬ 
tik Alevi kişilikler, akademisyenler, 
Kıvılcımcılar, Sosyalist Partisinden, 
DTP bünyesinde geniş bir yelpazede 
çatı partisi tarzmda oluşabilir, çalış¬ 
ma yürütebilirler. Parti meclisine 
akademiler de iş yapabilecek insan¬ 
lar da almabilir. İstekli, arzulu in- 
sanlann olması gerekir. Emine ve 
Ahmet ile devam edebilirler. Emine 
ve Ahmet olursa bu yanlış olmaz. İlle 
de olsun demiyorum, dayatmıyorum, 
bu halkın iradesiyle olmalıdır. 
DTP’de değişik çevrelerin, Türk de- 
mokratlarımn da yer alması önemli. 
Onların çalışmalarının bu dönem 
Türkiye için önemli olduğunu düşü¬ 
nüyorum. Onlann da bütün güçleriy¬ 
le yirmi dört saat kendi çevrelerinde 
çalışmaları gerekiyor. DTP kendi par¬ 
tileriymiş gibi çalışmalıdırlar. Bulun- 
duklan yerlerde bir parti başkanı gi¬ 
bi çalışmalıdırlar. Bu sadece Kürt 
hareketi için değil Türkiye için de bü¬ 
yük bir demokrasi hareketi olmalı. 

551 sayfalık savunmam avukatla¬ 
rıma verilmiş. Peki, yol haritası ve¬ 
rildi mi? Onu da kısa zamanda ve¬ 
rirler. Bir kısmını açıklamıştım. 
Orada abartılı talepler yok. 

Behram Salih, Irak’ta Saddam’m 
Kültlere karşı kimyasal silahlarla sal- 
dırmasma rağmen dağdan indiremedi- 
ğini, Türkiye’nin de bu şekilde çatışa¬ 
rak PKK’ 3 d dağdan indiremeyeceğini, 
bu sorunun yeni bir sorun olmadığım. 













Ekim 2009 | serxwebûn 


51 


20 yıldan beridir süregelen bir sorun 
olduğunu, Türkiye’nin çözüm için da¬ 
ha farklı yaklaşması gerektiğini, ken¬ 
dilerinin de bu şekilde yardımcı olaca¬ 
ğım belirtmiş. Üçlü koalisyonun işle¬ 
mesi gerektiğini dile getirmiş. Yansıdı¬ 
ğı kadarıyla Behram Salih de demok¬ 
ratik çözüme vurgu yapıyor. 

Evet, belki tam tıkanmaya doğru gi¬ 
dilmiyor. Ancak bir daralma yaşamyor. 
Bir-iki hafta içerisinde ya açılımm önü 
açılır, ya da tam daralır. Bu bir-iki haf¬ 
ta kritik haftalardır. Bir-iki hafta sonra 
nasıl şekillenecekse daha iyi görülür. 
B iz im açımızdan da her şey daha iyi 
netleşir. Zaten bugünlerde meclis açı¬ 
lacak, bu konu meclisin de gündemine 
gelecektir. Meclis açıldığmda iktidarm 
ne yapacağım daha iyi göreceğiz. 

Hayır mesele hükümeti de aşan bir 
meseledir. Devletin ne yapacağını gö¬ 
receğiz. Btr gelişme olursa bu görüş¬ 
melere katılacak müzakereciler hazır¬ 
lıklı olmalıdır. Özellikle DTP bu konu¬ 
da hazırhklı olmalıdır. 

Bireysel amacı olan insanlara 
asla görev verilmemeli 

DTP Kongresine ilişkin görüşlerimi 
daha önce de belirttim. Kongrede çok 
değişik kesimlerden insanlar da görev 
alabilirler. Türk arkadaşlardan, ya- 
zar-çizerlerden de insanlar görev ala¬ 
bilirler. Parti Meclisinde görev alacak 
kişiler makam-mevki için gelmesin¬ 
ler, kendini yaşatmaya gelen insanlar 
delegeler tarafından seçilmemelidir. 
Halk tarafından sevilen, emek sahibi, 
parti çizgisine saygılı olan, makam- 
mevkiyi araç olarak gören; asıl amaç¬ 
ları hizmet olan nitelikli insanlar, de¬ 
legeler tarafmdan seçilmelidirler. Bi¬ 
reysel amacı olan insanlara asla gö¬ 
rev vermeyin, kim olursa olsun bu tip 
insanlar seçilmemelidir. Eğer seçilip, 
partiye hizmet etmiyorsa, bu tip kişi¬ 
leri alü ay içerisinde disiplin kurulla¬ 
rı işletilerek seçtiğiniz gibi alaşağı 
edebilirsiniz. Doğru olan da budur. 

Evet, belediyeler ne durumda? Yü¬ 
ze yakın belediye ellerindedir. Halk 
belediye çalışmalarını nasıl görüyor, 
nasıl değerlendiriyor? Ben daha ön¬ 


celeri defalarca belirttim. Belediye 
çahşmalan sizi iktidara getireceği gi¬ 
bi iktidardan da indirecek çalışma¬ 
lardır. Bunun için halka şöyle sesle¬ 
niyorum: Eğer Belediye Başkanları 
gerekli hizmetleri vermiyorsa onların 
makamlarını işgal edin. Onlan siz ge¬ 
tirdiniz, siz tndtrebiltrstniz. Onlar or¬ 
da sizin birer çalışanmızdır. Bu hak¬ 
kı kendinizde göreceksiniz. Çalışma¬ 
yan Belediye Başkanları, Osman ve 
Botanlar gibi ağalığın mı peşindeler, 
neyin peşindeler bunlar? Evet, o gün 
gazetede okudum Osman şöyle diyor: 
beni Türkiye’ye getirin, ben hizmet 
vereceğim, katkı sunacağım diyor. 
Bunlar hala gündemde kalmak için 
kendilerini malzeme yapıyorlar. Eğer 
onurlu olsalardı, bu durumda olmaz¬ 
lardı. Bunlar önemsiz, dikkate alın¬ 
maması gereken insanlardır. 

Şimdi btr iki yasa değişikliğiyle, 
anayasadaki bazı maddelerin değiş¬ 
mesiyle bu sorun çözülecek gibi değil. 
Askeri yöntemle de şu anda çözülecek 
gibi değil. Hukuki, askeri yöntem de 
şu anda tıkanmış. Siyasetin tıkandığı 
noktada iki yöntem de etkisiz kalır, 
ikisi de gelip siyasete dayamyor. Ön¬ 
ce siyasetin önünü açmak gerekiyor. 
Önce siyasetin önünü açacaksın ki 
ondan sonra bir şeyler gelişsin. Her¬ 
kes kendinden doğru işini yapacak. 
Hukukçular da çalışacak tabi, onlar 
da üzerine düşeni yapacak. Gerilla da 
işini yapacak. Ama siyasetin ön açıcı¬ 
lığı olmadan bir sonuç almak müm¬ 
kün değil ve siyaset de tıkanmış du¬ 
rumda. Şu anda siyasetçiler de tıkan¬ 
mış durumda. Ben bunun aşılması 
için gündemimde bir iki pratik öneri 
var yapacağım. Tabi bizimkiler de geç 
anlıyor. Herkesin şimdi önce siyase¬ 
tin önünü açmaya çalışması gereki¬ 
yor. Yoksa askeri yöntemler devreye 
girer o da çözüm değil. Yeni bir şey 
değil. Ben siyasetin önünü açmak 
için Türkiye’deki herkesin çabalama¬ 
sı gerektiğini düşünüyorum. 

Cumhurbaşkanı Gül’ün bir belir¬ 
lemesi var. Ulus içinde ulus adacık¬ 
ları yaratmak istediğimizi söylüyor. 
Buna cevap vereceğim. Önce bunun 
anlaşılması gerekiyor. Beni yanlış 
anlatarak bizi siyasetin önünü tıka¬ 


maya alet etmeye çalışıyorlar. Buna 
izin vermem. Benim ne söylediğim 
açıktır. Bunu defalarca anlattım. Son 
yol haritasında da bunu açıkça yaz¬ 
dım. Savunmalanmda da bunları be¬ 
lirttim. Gül, Erdoğan çözüm falan di¬ 
yorlar ama net olarak, tam olarak ne 
olduğunu anlamış bile değiller. Ke¬ 
mal Karpat akademisyendir, Ameri¬ 
ka’da yaşıyor. O biraz anlamış. Şöyle 
diyor; “Yeni bir ulus, yeni bir devlet 
doğuyor”. Doğrudur ama onlarm an¬ 
ladığı anlamda değil, demokratik bir 
ulus, demokratik bir devlet doğuyor. 
Birkaç etnisite bir araya gelip ulus 
yaratabilirler. Hatta bir etnitisite 
farklı uluslar, farklı devletler yarata¬ 
bilir. Bizim yaratmaya çalıştığımız 
ulus anlayışı etnisiteye dayanmaz, 
demokratiktir. Demokratik ulusta 
herkes yerini alır. Dünyada bunun 
örnekleri var. İşte İngiltere. İngilte¬ 
re’de İskoçya’nm a}^! parlamentosu, 
hükümeti var. Kuzey İrlanda’nın 
özerkliği var. Galer’in kendi parla¬ 
mentosu var. ABD’de de buna benzer 
bir sistem var. İspanya 17 bölgeden 
oluşuyor. İtalya’da da buna benzer 
bölgesel açılımlar var. Araplarda bile 
bu kadar geri bir anlayış yok. Araplar 
bile şu anda Türkiye’deki hâkim an- 
layışm önündedir. Benim, senin dev¬ 
letinle, bayrağınla bir sorunum yok. 
Dilinle bir sorunum yok. Herkesin 
ortak vatanı diyeceksin bununla da 
bir sorunum yok ama Kürdistan diye 
bir yer var, O da ortak vatandır. 

Bir halk ancak diliyle var olur 

Bunlar neyi anlamıyorlar? Ben 
‘92’den beri devletle, orduyla dolaylı, 
dolaysız görüştüm. Onlara şunu 
söylüyorum; Alparslan Silvan’a gelip 
o zamanki Mervani beyliğiyle görü¬ 
şüp 15 bin Kürt savaşçısını alıp öyle 
Bizans’la savaşmadı mı? Anadolu’ya 
Türklerin girişini bu sağlamadı mı? 
O zaman sen Kültleri nasıl inkâr 
ediyorsun. Yavuz Selim, İdris-i Bitli- 
si’yle görüşüp Kürtlerle anlaşıp, on¬ 
dan sonra seferlere çıktı. İdris-i Bit- 
lisi’ye o dönem bölgede Kürtlerin 
lO’u aşkın beylikleri vardı. Kendini¬ 
ze bir beylerbeyi seçin, İstanbul’da 



S2 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


ben, Kürdistan’da O olsun, dedi. 
Kürtler o dönem kendi aralarında 
kavga ediyorlardı. Bir beylerbeyi se¬ 
çemediler, Yavuz onlara bir beyler¬ 
beyi atadı. Boş bir kâğıt gönderdi. Ne 
istiyorsanız yazın, kabulümdür, de¬ 
di. Bu ittifakla Mercidabık, Ridaniye, 
Çaldıran savaşlannı kazandı mı, ka¬ 
zandı. İmparatorluk iki kat büyüdü 
mü, büyüdü. Hazine üç kat doldu 
mu, doldu. Peki, sen, şimdi Kürtleri 
nasıl bu topraklarda yok sayıyorsun. 
Sen onlar olmadan böyle bir impara¬ 
torluk kurabilir miydin? Mustafa Ke¬ 
mal, Erzurum kongresini yaptı. Bir¬ 
çok Kürt beyine, mirine kardeşlik 
mektupları yazdı. Mir Dengir Fırat’m 
dedesi olmasaydı, Sivas Kongresi’ni 
basıp Mustafa Kemal’i tutuklamaya¬ 
caklar mıydı? Sen şimdi Kürtlerin 
haklarını bu cumhuriyette nasıl in¬ 
kâr edebilirsin, nasıl bunları tanı¬ 
mazsın! Tarih budur, tarihin doğru¬ 
su budur. Hatta ordudan bazıları 
bunu sivillerden ve Erdoğan’dan da 
Baykal’dan da daha iyi biliyor. Bay- 
kal, Kürt’e hayır diyor, dilini kulla- 
namazsm diyor, Kürt dili bile yok di¬ 
yor. Ne demek bu, sen ne demek is¬ 
tiyorsun? Bir halk ancak diliyle var 
olur. Kendi dilini çocuğuna öğrete- 
meyecek, eğitemeyecek, o zaman sen 
nasıl insanlıktan, kardeşlikten bah¬ 
sedebiliyorsun? Bunu yapamayan 
insan, insan değildir. Bir hayvanm 
bile dili var. Bir hayvan kadar bile 
değer vermeyeceksen sen nasıl kendi 
insanlığından bahsedebiliyorsun. 
Bunların milliyetçiliği aşılmış bir 
milliyetçilik. Bu faşizmdir, nasyona¬ 
lizmdir. Bu bütün dünyada artık 
aşılmıştır. Bütün dünyaya bakalım, 
bu anlayış, bir tek Türkiye’de var. 
Amerika’da da, Afrika’da da, Arap- 
larda da, Latin Amerika’da da böyle 
bir şey yok. Kemalist’iz diyorlar, Ke¬ 
malizm’de de böyle bir şey yok. Bun- 
larm ki Türklük de değil. Beyaz Türk 
diyorlar ya, asimda Türk de değil 
bunların hiç biri. Bunun Türklüğe 
de bir yararı yok. Ben bunların ne 
olduğunu söylemek istemiyorum. 
Temel İskit adında bir adamın ma¬ 
kalesi var, onu okusunlar, bu konu¬ 
da her şey orda yazıyor. 


Dünyada artık karşılığı olmayan 
bir milliyetçiliğe sığınıyorlar 

Bunlar Kemalist de değil. Kemaliz¬ 
m’i de anlamıyorlar. Mustafa Kemal 
diyorlar. Mustafa Kemal’de Kürt düş¬ 
manlığı yoktur. Bunlar gibi değildi. 
Nutuk yazdı diyorlar. Ne zaman yaz¬ 
dırdınız? ‘30’lardan sonra! Mustafa 
Kemal’in dönemi, pozitivizmin hâkim 
olduğu dönemdir. O Fransız pozitiviz¬ 
minin etkisinde bir ulus yaratmıştır 
ama Kürt düşmanlığı yoktur. Bu Bi¬ 
rinci Devrim’dir. Ama bağımsız dura¬ 
madı. İstediklerini yapamadı. Onun 
yapmak istediği bunlar değildi. Kâzım 
Karabekir’in İstiklal Mahkemesi’ndeki 
yargılamasmda idam edilmek istendi. 
Bütün önemli önemsiz generaller sivil 
elbiselerle mahkemeye geldiler, buna 
iz in vermeyeceklerini gösterdiler. İtti¬ 
hatçılar aslında Mustafa Kemal’i ku¬ 
şattılar, onu boğdular. İzmir suikas¬ 
tıyla Mustafa Kemal, bunlann gücü¬ 
nü gördü, bir çeşit Çankaya’ya çekil¬ 
di. Artık etkisi kalmamıştı. 1925’ten 
sonra Kemalizm, Mustafa Kemal’in 
Kemalizm’i değildir. Recep Peker fa¬ 
şisttir, CHP’nin başma geldi, İtalyan 
Musollini yasalarıyla biliniyor. O 
CHP, 1925’ten sonra artık Mustafa 
Kemal’in CHP’si değildir. Mustafa Ke¬ 
mal, Çankaya’ya çekilmeden aslında 
Serbest Fırka deneyimiyle demokrasi- 
3 ri de denedi ama olmadı, kapattırdı¬ 
lar. MHP ve CHP, Kürt yoktur, diyor. 
Nasyonalist, dünyada artık karşılığı 
olmayan bir milliyetçiliğe sığmıyorlar. 
Aslında bu milliyetçilikten dünya da 
elini çekti. ABD, bunlan destekliyor¬ 
du, işte Ergenekon olayı ortada, des¬ 
teğini çekti. Nereye dayanacaklarını 
bilemiyorlar, bu nedenle panik halin¬ 
deler. Aslında biraz yargmm içinden, 
bürokrasiden, ordudan direnenler var 
ama bir şey elde edemeyecekler. Üni¬ 
versiteler vardı, onlar bile ellerinden 
gitti. Kem a l iz m diyorlar ama bu Ke¬ 
malizm değil. Mustafa Kemal şimdi 
uyanıp gelse bile onlan kurtaramaz. 
Artık pozitivizmin bilimsel olarak aşıl¬ 
dığı bir yerdeyiz. Kaldı ki Mustafa Ke¬ 
mal onlar gibi de düşünmüyordu. 
Şimdi siyaset yapsa bu şartlara göre 


siyaset yapardı. Böyle siyaset yapardı. 
Demokratik ulus yaratmak gerekiyor. 
Ben buna İkinci Devrim diyorum. Ta¬ 
rihin, geldiği yer, geleceği yer burası. 
Bunlar, tarihin akışına ters duruyor¬ 
lar. Bunlarm yaptığı tarihin gidişatma 
da uymuyor. Yol haritasında da ay- 
rmtıh olarak anlattım. İlkelerini sekiz- 
on tane koydum. O ilkelerden biri “ta¬ 
rih şimdidir, şimdi tarihtir. ’’ 

Kadının bu iktidardan sonsuz 
boşanmasını öneriyorum 

Gülüzar Akm’ın bir mektubunu da¬ 
ha aldım. Sağlığı kötü galiba. Kendisi¬ 
ne dikkat etsin. Yapılacak bir şey var¬ 
sa yapmak lazım. Bitlis’ten cezaevin¬ 
den mektup aldım. 11 kadm arkadaş 
varmış orada. Bakırköy’den de vardı. 
Cibranlı Halit’in yeğeni Mesil Demi- 
ralp’m mektuplarım almıştım. Bunla¬ 
nn hepsine cevap vermek istiyorum 
bugün. Bitlis cezaevinden bir erkek 
arkadaşm da mektubunu aldım. Bit¬ 
lis tarihi üzerine yoğunlaşıyormuş. 
Bitlis İdris-i Bitlis, Said-i Nursi gibi 
isimler çıkarmış bir yer. Erdoğan da 
bahsetti bu isimlerden. Bitlis’e ilişkin 
bir belirleme yapmak istiyorum. As- 
İmda Bitlis sadece bir il değil bir bölge 
olarak Van girer mi girmez mi, tartışı¬ 
lır tabi. Tatvan’ı Van’dan mı Bitlis’ten 
mi saymak gerekir. Ama Ahlat var, 
Bitlis bir alandır, bir bölgedir. Bitlis 
kadınları biraz farklıdır. Dersim Alevi 
kadmlarmm uyanmış, bilinçlenmiş - 
Kürt kadınlannm geneline göre söylü¬ 
yorum- durumu Bitlis kadınları için 
de geçerli. O yöreyi biraz biliyorum. 
Kadmlanmn duruşu farklıdır. 

Kadm meselesini biraz daha tartış¬ 
mak istiyorum. Savunmalarımda tar¬ 
tıştım ancak çok öfkeleniyorum. Evde 
kalmaktan söz ediyorlar. Ben daha 
önce de söyledim. Tekrar şöyle ifade 
etmek istiyorum. Sonsuz kavramını 
kullanacağım ama anlaşılabilmek 
için Sonsuzluğu şöyle sınırlandırmak 
istiyorum. Beş bin yıllık kadmm ta¬ 
hakküm altına almdığı erkek ege¬ 
menlikli bir kültür yaratıldı. Buna te¬ 
cavüz kültürü diyorum. Ben kadmm 
bu tecavüz kültürüne bo 5 aın eğdiğini. 



Ekim 2009 | serxwebûn 


53 


eğmek istediğini düşünmüyorum. 
Ancak buna karşı çıkmak, bu kültü¬ 
rün dışmda yaşamak o kadar kolay 
değil. Bunu yırtmak, bunun dışında 
erkekle ilişkilenmek. Erkekler için de 
söylüyorum; beş bin yıllık tecavüz 
kültürünü bilince çıkartmak, özgür 
bir bilinçle, iradeyle bütün bunları 
aşarak ilişkileneceklerse kadınla, ka¬ 
dınlar için de erkekle ilişkilenmelerini 
söylüyorum. Yoksa öyle evde kalmak 
falan değil. Kadın parti içinde de mec¬ 
lisler içinde de bu özgürlük iradesini 
eyleme dönüştürmeleri, eylemsellik 
içinde özgürleşmeleri gerekir. Bunu 
başarmalannı diliyorum. Ben, yeni 
bir kavram tartışacağım. Bu iktidar 
erkek egemenliğine ilişkin. Bazı ya¬ 
zarlar da tartışmış. Bana çok yakm 
şeyler söyleyen yazarlar da var. Özel¬ 
likle erkek egemenliği konusunda. 
Kadımn köleleştirilmesini çok iyi tas¬ 
vir edenler var. Onlar da bu toprak¬ 
larda kadın köleleşmesinin başladığı¬ 
nı tespit ediyorlar ancak bu köleliğin 
geldiği noktamn Avrupa uygarlığmda 
doruk noktasına ulaşüğmı söylüyor¬ 
lar. Ben de aym şeyi söylüyorum. Bu 
yazar Fransız, şu anda Fransa’da ka- 
dmlann yaşadığı özgürlük falan di¬ 
yorlar ya bu kölelik, Ortadoğu’da bir 
kadının yaşadığı kölelik kadar ağır¬ 
dır. Fransa’daki belki biraz daha kar¬ 
maşıktır, bir sürü şeyin içine sakla¬ 
mışlar ama Ortadoğu’daki kadına yö¬ 
nelik iktidar çok daha safür, kendini 
açığa vurur. Bunun tasvirini iyi yap¬ 
mış ama çözümlemesini yapamıyor. 
Kendisi de söylüyor zaten, ben bunun 
siyasetini yapmak istiyorum. O sade¬ 
ce sosyologdur. Ama ben benzer so¬ 
nuçlara ulaştım ve boğazma kadar si¬ 
yasetin içindeyim. Jean Baudlierd, 
bu incelemesinin sonunda kadmlar 
için bir çıkış olarak, çok kötümser 
yaklaşıyor, belki haklıdır; sonsuz aş¬ 
kı öneriyor. Kadmlarm bu iktidar iliş¬ 
kisinden sonsuz aşkla çıkabileceğini 
söylüyor. Ama bu kadar naif bir kav¬ 
ramla, aşkla falan bu işin içinden çı¬ 
kılmaz. Ben sonsuz aşk değil, sonsuz 
boşanma diyorum. Sonsuzluk derken 
asimda beş bin yıllık eril iktidarla bu 
sonsuzluğu smırlayabilirim. Buna 
karşı kadının bu iktidardan sonsuz 


“Kadının kendi özgürlüğünü 
kurmak için siyasal bilinç ve 
siyasal eylemlilik gerekiyor. 
Kadın erkek ilişkisi öyle 
romantik ya da sonsuz aşk 
ya da cinsel özgürlükle elde 
edilemez. Sonsuz aşkla 
yaşayacaklarsa özgürlüğü bilince 
çıkarmaları gerekiyor. Kadının 
önce eril iktidardan sonsuz 
boşanmasını söylüyorum, 
sonsuz özgürlük diyorum” 

boşanmasını öneriyorum. Kendi siya¬ 
setlerini oluşturmalı, bunun için eko¬ 
nomilerini oluşturmalı. Kadın kendi 
ekonomisini oluşturmalı, siyaset aka¬ 
demilerini önermiştim. 

Sonsuz aşkla yaşamak istiyorlarsa 
özgürlüğü bilince çıkarmalılar 

Kadının kendi özgürlüğünü kur¬ 
mak için siyasal bilinç ve siyasal ey¬ 
lemlilik gerekiyor. Bunu yaratmalan 
gerekiyor. Kadın özgürlüğü ya da ka¬ 
dın erkek ilişkisi öyle romantik aşk 
ya da sonsuz aşk ya da cinsel özgür¬ 
lükle elde edilemez. Sonsuz aşk diye¬ 
ceksek, romantik, günümüzde yaşa¬ 
nan aşk ilişkilerinden söz etmiyo¬ 
rum. Zaten bu aşk dedikleri şey, İn¬ 
giltere’de 17. 18. yüzyılda yaratılan 
klasik romanlarda anlatılan bir kav¬ 
ram, romantik aşktan söz etmiyo¬ 
rum. Sonsuz aşkla yaşayacaklarsa 
özgürlüğü bilince çıkarmaları gereki¬ 
yor. Yoksa cinsel tutkudan da söz et¬ 
miyorum. Cinsellik olacaksa bile bu 
sonsuz aşk temelinde yaşanması ge¬ 
rekiyor. Kadmm önce eril iktidardan 
sonsuz boşanmasını söylüyorum, 
sonsuz özgürlük diyorum. Bu temel¬ 
de bana kadm arkadaşların yazdığı 
mektuplara cevap olmak istiyorum. 

DTP’ye yan çiziyor, diyorlar. Bunlar 
DTP’yi yalnızlaştırarak teslim almak 
istiyor. Bunlar DTP aracılığıyla Kültle¬ 
ri teslim almak istiyor. Bunlar Kürtler¬ 
le ilişki kurmak istemiyor. Kürileri 


kandırmaya çalışabilirler ama beni 
kandıramazlar. Beni kullanamazlar. 
Beni burada lime lime bile edebilirler, 
öldürebilirler ama kullanamazlar. Ben 
Kürilerin metres ilişkisine girmesine 
izin vermem. Bana bağlı beş milyon 
Kürt var diyorlar. Siz bu Kürtleri ney¬ 
le kandıracaksmız? Böyle olursa çatış¬ 
malara yol açar. Ben tam on beş yıldır 
nefes nefese bunu engellemeye çalışı¬ 
yorum. ‘92’den beri bunun için uğra¬ 
şıyorum. Özal biraz anlamıştı, cesur¬ 
du. Sorunun başka türlü çözülmeye¬ 
ceğini biliyordu. Özal yaşasaydı şimdi¬ 
ye kadar sorun çözülmüştü, bu kadar 
kan dökülmeyecekti. Biz sadece Kürt- 
1er için bir şey istemiyoruz. Demokra¬ 
tik bir ulusun inşasından söz ediyo¬ 
ruz. 1215’teki Magna Carta’sı gibi, Os¬ 
manlIdaki Sened-i İttifak gibi her ke¬ 
sim, her insan devletle ortak bir söz¬ 
leşme yapacak, sadece Kürtler değil. 
Devlete diyecek ki ben seninle ancak 
şu şu temellerde yürürüm. İşte ben si¬ 
yasetin önü tıkanırken bunu diyorum. 

Yeni bir hücre cezası geldi. On gün¬ 
lük bir ceza. Sözde konuşmalanmda 
hakaret etmişim. Ben hakaret etmem. 

Ortadoğu tarihini iyi bümek lazım 

Cengiz Çandar Kürt sorunun çö¬ 
zümünün geri dönülemez bir yola 
girdiğini, bu yoldan geriye dönülemez 
mi, diyor. Bir de PKK, kendisi aldığı 
kararla ya da benim çağnmla dağdan 
inse veya sınır dışına çekilse bile bu 
sorun gerçek anlamıyla çözülemez. 
Çünkü PKK’nin karakterinin değişti¬ 
ğini, bölgesel bir örgüt haline geldiği¬ 
ni ve sorunun bölgesel mutabakat ile 
çözülebileceğini belirtiyormuş. Tabi, 
tabi öyledir. Tabi Cengiz, Haşan Ce¬ 
mal onlar anlıyorlar, tanıyorlar, ya¬ 
kından takip ediyorlar. Cengiz’i tanı- 
nm. Haşan Cemal’i de tanırım, bu 
sorunlara ilgilidirler, biliyorlar. Cen¬ 
giz onlar Ortadoğu’yu biliyorlar. Or¬ 
tadoğu tarihini iyi bilmek lazım. Batı 
uygarlığını da bu temelde iyi değer¬ 
lendirmek lazım. Ben savunmalarım¬ 
da Ortadoğu’nun kültürünü demok¬ 
ratikleştirmeye değindim. Cengiz 
Çandar onlara verilebilir. 









54- 

Seyit Rıza barışçıl bir çözüm 
umuduyla teslim oluyor 

İMF toplantılanna cevaben kapita¬ 
lizm hakkmda bazı değerlendirmelerde 
bulunacağım. Kapitalizm önce inşam 
çürüttü, toplumu çürüttü, şimdi de 
doğayı tahrip ediyor, yaşadığı doğayı 
çürütüyor, doğayı bitiriyor. Yaşadığı 
doğayla banşık olmayan bir sistem. 
Asimda ben kapitalizmi dinazorlara 
benzetiyorum. Biliniyor dinazorlar ön¬ 
ce kendi çevresindekilerle besleniyor¬ 
lardı, bunlan tükettiler sonra da yiye¬ 
cekleri bir şeyler kalmaymca kendi 
kendilerini yemeye, tüketmeye başla¬ 
dılar. Kapitalizmin içine düştüğü du¬ 
rum da budur. Kapitalizmin şu anda 
yaşadığı dönem, dinazorlarm son dö¬ 
nemine benziyor. Kapitalizm dinazor- 
laşmadır. K. Marks’ı bu aralar daha iyi 
çözümlemeye çalışıyorum. Şunun far- 
kma vardım. Marks asimda kapita¬ 
lizmle birlikte yaşamamn teorisini yap¬ 
mıştır, Marks, kapitalizmle birlikte ya¬ 
şamamn büyük üstadıdır. Marks her 
ne kadar kapitalizmi eleştirir gözükse 
de kapitalizmle birlikte yaşamayı esas 
alır. Benim kapitalizm çözümlemem 
Marks’tan ziyade Nietzsche’ye daha ya¬ 
landır. Bu anlamda kendimi Nietzs¬ 
che’ye daha yakm görüyorum. Hegel’i 
de, Max Weber’i de inceledim. Benim 
felsefem Hegel’e yakm görünse bile as- 
hnda ben Max Weber’in düşüncelerini 
kendi düşüncelerime daha yakm bulu¬ 
yorum. Yine Gramsci var biliyorsunuz. 
Eski İtalyan Komünist Partisi’nin lide¬ 
ridir. Daha sonra cezaevinde öldü. 
Gramsci’nin sivil toplum örgüt anlayı- 
şmı kendi anla 5 aşıma yakm buluyo¬ 
rum. Yine Frankfurt Okulu var, bili¬ 
yorsunuz. Bütün bunlan savunmala- 
nmda işledim. Okunmak. Bölgede si¬ 
yaset yapanlar bunu okumalı. Bunlan 
anlamadan bölgede siyaset yapılamaz. 
Ben yol haritasmda da anlatmıştım. 

Türkiye’nin yüz yıllık tarihini iyi 
bilmek lazım. Ta Abdülhamit döne¬ 
minde başlayan günümüze kadar ge¬ 
len, yaşatılan zihniyeti iyi görmek la¬ 
zım. Abdülhamit’in başına gelenler 
başlangıçtır. Bu zihniyet onu tahttan 
düşürdü. Daha sonra Mustafa Ke¬ 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


nayan İngilizler Mustafa Kemal’i sıkış¬ 
tırıp kendi alanlarma, siyasetlerine 
çekerlerken dıştan da Lenin’in Sovyet- 
lerin etkisinden kurtanyorlar, bağım 
kesiyorlar. İşte 1925’den sonra Cum¬ 
huriyet tarihi arük İslamcılann, sos¬ 
yalistlerin ve Kültlerin tasfiyesi tarihi¬ 
dir. Mustafa Kemal’in o dönemlerdeki 
durumu da biliniyor. 

Beni öldürselerdi bile ör] 
geçiremeyeceklerdi 



mal’in başına getirilenler var. Mustafa 
Kemal işte Koçgiri olaymda sorunu 
görüşme ve uzlaşmayla çözme yanlı¬ 
sıydı. Alişer bu görüşmelere gönderil¬ 
mişti. Yine Mustafa Kemal Kültlere 
muhtariyet verilmesinden yanaydı. 
1921 Anayasası’nda var. Biz o döne¬ 
min 1920’lerin ruhunu esas alıyoruz. 
Ama Mustafa Kemal’in çevresini sar¬ 
dılar, yalnızlaştırdılar, bunu engelle¬ 
diler. Mustafa Kemal, asimda bunun 
farkmdadır. İşte Fevzi Çakmak ve İs¬ 
met İnönü örneği var. Fevzi Çakmak, 
İngilizler İstanbul’u işgal ettiğinde dö¬ 
nemin savunma bakamdır. 

Bunlar için Ankara’ya kaçtılar de¬ 
niliyor. Bunlarmki kaçış değildir. 
Bunlar İngilizlerin eliyle Ankara’ya 
gönderildiler. Ankara’ya ellerini kolla- 
rmı sallayarak gittiler. Bunlar direniş¬ 
çi değillerdi, isyan için Ankara’ya git¬ 
mediler. Bunlarm Mustafa Kemal’e 
suikast girişimleri oluyor. Biliniyor, 
Topal Osman olayı var. Hatta Mustafa 
Kemal bir keresinde kadın kılığma gi¬ 
rerek kurtuluyor. Tabi bu oyımlann 
baş aktörü İngiltere’dir. Mustafa Ke¬ 
mal’i sıkıştırmaya çalışıyorlar; önce 
Yunanlılan kullanıyorlar, üzerlerine 
Yunanlılan saldırtıp, köşeye sıkışün- 
yorlar. Sonra Yunanlıları geri çektirip 
Mustafa Kemal’i kendilerine bağlama¬ 
ya çalışıyorlar. Koskocaman Yunan 
Uygarlığı’nı böyle bitirdiler. 3 bin yıllık 
uygarlığı denetim altma aldılar ve ne 
hale getirdiler görüyorsunuz!.. İşte bir 
taraftan bunu yaparken Kürtleri de 
kullanıp, İsyana teşvik edip, Mustafa 
Kemal’i içten sıkıştırmaya çalışıyorlar. 
İşte Seyit Rıza olaymı biliyorsunuz. 
Kendisi barışçıl bir çözüm umuduyla 
teslim oluyor, amacı budur. Ancak 
Mustafa Kemal’i kuşatan zihniyet, bu 
ekip, Mustafa Kemal’i beklemeden şa¬ 
fak vaktinde Seyit Rıza’yı asıyorlar. 
Şimdi de Kamer Genç gibileri var. Pi¬ 
yasada dolaşıyorlar. O 5 mzden diyo¬ 
rum ki Dersimliler kendi tarihlerini iyi 
bilmeliler. Kendi katillerini iyi tanıma¬ 
lıdırlar. Bunu bilmezlerse, kendi katil¬ 
lerini tanımazlarsa orada doğru bir 
demokratik siyaset anlayışını gelişti- 
remezler. Yine Şeyh Sait olayı var. 
Provokatif bir isyandır. İngilizler kul¬ 
lanmışlardır. Bütün bu oyunları oy- 


Mustafa Balbay’m günlüklerindeki 
ifadelerini biliyorsunuz. Biz yüzde 
doksan dokuzuz, onlar 5 mzde birdir, 
diyor. Aynı şey Mustafa Kemal’in du¬ 
rumu için de söz konusudur. O dö¬ 
nemde İttihatçı ekip yüzde doksan 
dokuz, Mustafa Kemal yüzde birdir. 
Abdülhamit ve Mustafa Kemal’den 
bugüne ittihatçılar, Ergenekoncular 
varlığmı devam ettirmektedir. Yüz yıl¬ 
dır bu zihniyet iktidardadır. İşte Men¬ 
deres olayı var, hemen ortadan kal¬ 
dırdılar. İşte yine gençleri idam ettiler, 
birbirlerine düşürdüler, kullandılar. 
Yine Hilmi Özkök’ün bir belirlemesi 
vardı. Mustafa Kemal’in kurduğu 
cumhuriyetin isminin Anadolu mu 
Türkiye mi olduğunun tartışıldığı 
ama aslında bunun kendisi için 
önemli olmadığını, önemli olanın 
cumhuriyetin içeriğinin olduğunu be¬ 
lirtmişti. MHP lideri Devlet Bahçeli, 
Özkök’ün bu sözlerini “ihanet içinde¬ 
dir” şeklinde değerlendirerek, Türkiye 
kelimesinin kutsal olduğunu belirti¬ 
yor. Burada Özkök’ün yaklaşımmm 
farkı ortaya çıkıyor. Özkök’ün tespiti 
sosyolojik-bilimsel bir tespittir. Bah- 
çeli’nin yaklaşımı ise milliyetçi, nas¬ 
yonalist bir yaklaşımdır. İşte Özkök, 
bunlardan farkh olduğu için, bu zih¬ 
niyete kendi döneminde direniyordu. 
İşte darbe girişimlerinden bahsedili¬ 
yor. Özkök’ü darbeye zorladılar. ABD 
ve AB de darbe istemiyordu, Özkök de 
buna karşıydı. Ne iç dinamikler ne dış 
dinamikler buna elvermiyordu ama 
Ergenekoncular Özkök’ü zorluyordu. 
Özkök içteki darbe girişimlerine karşı 
direniyordu. Şimdi anlıyorum Özkök, 
açık açık meydan okuyordu. Zehirlen- 




Ekim 2009 | serxwebûn 


55 


me ihtimaline karşı evden yemekleri¬ 
ni getiriyordu. Uçağa ve denizaltma 
tek başına binerek cesaret gösterileri 
yapıyordu. Şimdi anlaşılıyor ki o dö¬ 
nemdeki bu tutumları bu zthntyete 
karşı bir meydan okumaydı. 

Bizde de bu zihniyetin uzantıları 
vardı; Sakıklar, Çürükkayalar vardı. 
Yine çocukluk arkadaşım Haşan Bin- 
dal’ın öldürülmesi olayı var. Tamam, 
biliniyor Şahin Baliç onu öldürdü. Şa¬ 
hin Baliç de öldürüldü, Mehmet Şener 
öldürüldü. Ancak Haşan Bindal olayı 
tam aydınlatılamadı, karanlıkta kalan 
yönleri var. Burada hedef bendim, be¬ 
ni de öldürebilirlerdi. Ama beni öldür¬ 
memelerinin nedeni örgütü tam ola¬ 
rak ele geçirememeleriydi. Örgütü iç¬ 
ten ele geçirmiş olsalardı beni tasfiye 
edebilirlerdi. Ama bu durumda beni 
öldürselerdi bile örgütü ele geçbeme- 
yeceklerdi. Tabi bizim kendi tedbble- 
rimiz de vardı, engelledik bunları. 

Bunların kendi bayraklarına 
bile saygıları yok 

Ytne bu sistem, zihntyet kendini 
korucular içinde de yaşatmaktadır. 
Bu Urfa’dakt ŞiKanlıoğullan aşireti gö¬ 
rüyorsunuz, yine Vbanşehir, Ceylan- 
pınar’daki olaylan. Dinledim, Viranşe¬ 
hir’de bü 5 mk bir isyan var. Ha evet, 
küçük kızları bile kaçırmaya çalışıyor¬ 
lar. Bunlar tehdit ediyorlar. Daha ön¬ 
ce de Ceylanpmar’da da iki kişi öldür¬ 
düler. Ytne '95 yılmda bu Şıxani aşire¬ 
tinin lideri, Abdullah Çatlı ve Sedat 
Bucak beni imha etmek için beş ton 
patlayıcıyı Suriye’de kaldığım yere gö¬ 
türüyorlar. Tabi burada Suriye istih¬ 
baratı da bunu önceden biliyordu. Ba¬ 
şarılı olamadılar. Bu aşiretler b a lkı 
tehdit ediyor, ortalığı kanşünyorlar, 
bbbirine katıyorlar. Her tarafta kız 
kaçınyorlar. İşte ben bu yüzden halk 
savunma birlikleri, öz savunma güçle¬ 
ri diyorum. Bu, bahsettiğim PKK’deki 
savunma gücü değil, bu h a lkın varlı¬ 
ğını ve özgürlüğünü koruma, güven¬ 
ceye alma birlikleridir. Ben daha ön¬ 
ce de belirttim, yol haritamda da bu 
konuyu işledim ama beni yanlış anla¬ 
dılar, korktular. Bu güçler h a l kın öz 


savunma güçleridir. Ben gidin kimse¬ 
yi öldürün demiyorum ancak kendini¬ 
zi bekleyen tehlikeleri görün, üzeriniz¬ 
de oynanan oyunlann farkında olun, 
tedbirlerin iz i alın anlamında diyorum. 
İşte görüyorsunuz Urfa’yı karıştınyor- 
1ar, kargaşa çıkarmaya çalışıyorlar. 
Bunlara karşı güvenliği, müdahaleyi 
devletten, polisten beklemeyin. Çün¬ 
kü devletin kendisi, kendini bu güç¬ 
lerden koruyamıyor. Basından duy¬ 
muşsunuzdur, Ergenekon davasmda 
benim dava dosyalarım istenmiş. 

Benim bahsettiğim, burada işle¬ 
mek istediğim konu Ergenekon, Kürt- 
1er, Devlet ilişkisi. Savcılar gelip beni 
dinleselerdi bunlarm hepsini burada 
anlatacaktım, daha önce de söyledim. 
Yüz yıllık tarih dediğimiz budur. 
1906’daki darbeden başlıyor, günü¬ 
müze kadar devam ediyor. Bu tarih 
anlaşılmalıdır. Kültler kendi öz sa- 
vunmalarmı oluştursunlar derken bu 
tarihsel perspektifle yola çıkılsın. Dev¬ 
let kendini bunlardan anndrramıyor. 
İşte Bilge Köyü katliamı buna örnek¬ 
tir. Erkenden müdahale etmemiş ol¬ 
saydık, o katliamı da bize, PKK’ye mal 
edeceklerdi. Ancak yapamadılar. Geç¬ 
mişte de çocuklan, kadmlan öldürüp 
PKK yapü diyorlardı. Onlarca yüzlerce 
böyle olay var. Daha önce de belirt¬ 
tim, Doğan Güreş’in zehblenme girişi¬ 
mi olayı var, bu olayı gerçekleştirip bi¬ 
ze mal etmek istediler. Yine Çiller’i öl¬ 
dürüp bize üstlenmemizi önerdiler, 
biz kabul etmedik. İşte Mersin’deki 
bayrak yakma olayını biliyorsunuz. 
Bayrağı çocuğun eline tutuşturdular, 
kendileri yaptılar, PKK, Kültler yaptı 
dediler. Biliniyor ki, bunların kendi 
bayraklanna bile saygıları yok. Kendi 
bayraklarım yakıp “PKK bayrak yaktı” 
diyorlar. PKK, bugüne kadar bir tane 
Türk bayrağı yakmamıştır. Ama bu 
Türkçü geçinenler, Ergenekoncular 
kendi bayraklarım yakar, yakmıştır, 
bunlann kendi bayraklanna bile say¬ 
gısı yoktur. İşte Beyaz Türkçü anlayış 
bu. İşte bu zihniyetin ve tehlikenin 
farkında olunmak. Bunlann Türklüğü 
bu kadardır. Bu güçler provokasyonla 
PKK adma bayrak yaktınyorlar! Kim¬ 
senin bundan haberi bile olmuyor. 
Uyanık olmak lazım. Bu Ergenekon 


zihniyeti, ittihatçı zihniyet böyle tehli¬ 
keli bir zihniyettir. Umarız üstüne gi¬ 
derler ama pek gidecek gibi görünmü¬ 
yorlar. İşte MHP zihniyeti, CHP zihni¬ 
yeti bu Ergenekoncu zihniyetin ikti¬ 
darda kalması mücadelesini yürütü¬ 
yor. AKP, bunun için cesaretli olmak 
zorundadır. İşte Erdoğan’a da suikast 
haberleri çıkıyor. Bunlardan korka¬ 
rak bu işleri halledemezler. CHP ve 
MHP de bunu bildiği için o kadar 
üzerlerine gidiyor. Ölümden korkar¬ 
san yol alamazsın. Bunlan göğüsle¬ 
mek zorundalar. Aksi taktirde AKP 
boğuntuya getirilir. Sajnn Başbakan 
hatta Cumhurbaşkanı bu konuda, 
demokratik çözüm konusunda cesa¬ 
retli olmak zorundadırlar. 

Bizim çözüm önerimiz 
KCK modelidir 

Davutoğlu’nu takip ediyorum, “sıfır 
problem, sıfır sorun” sloganıyla hare¬ 
ket edip bölgesel sorunlan çözmeye ça¬ 
lışıyorlar. Gidip işte Suriye ile görüşü¬ 
yorlar. Ancak bu sorunlann çözümü 
ulus-devletle olmaz. Ulus-devletin 
kendisi bu sorunlann kaynağıdır. Dev¬ 
letlerarası menfaat çatışması ulus- 
devlet mantığma dayanır. Barzant ve 
Talabani’yt de bu şektide kendilerine 
bağlamışlar. Bu ulus-devlet mantığı 
sorunu Iraklaşmaya götürür. Görüyor¬ 
sunuz her gün karmaşa, kanşıklık, in¬ 
sanlar ölüyor. Ulus-devlet mantığımn 
Filistin-İsrail sorunundakt çözümsüz¬ 
lüğü ortadadır. İşte Filistin’e bir ulus- 
devlet sorunu çözmez. Hamas var, Ha- 
mas gider. El Kaide gelir. Ben yol hari¬ 
tasında belirttim bu hususlan. B iz im 
sunduğumuz çözüm; devleti, federal 
devleti, smırlan içermeyen demokratik 
bir çözüm modelidir. KCK, bu sorunun 
çözümünün adıdır. Bizim çözüm öne¬ 
rimiz KCK modelidir. Kültlerin bir öz¬ 
nesi olmak zorundadır. Kürüerin özne¬ 
sinin adı KCK’dtr. KCK asıl olarak De¬ 
mokratik Sivil Toplum Projesidir. Da¬ 
ha önce de belirtmiştim. Kürtler eko¬ 
nomik, sosyal, siyasal, hukuk alamn- 
da kendilerini örgütlemelidir. 

Faik demokrasi hareketi içinde rol 
alabilir. Kendisi resmi İslam tarihini 





56- 

çok iyi bilir. Bu konuda faydalı olabilir. 
Kültlerin İslam’ı çok iyi bilmesi gereki¬ 
yor. Faik’in bu konuda çok iyi araştır- 
malan var. Daha önce Urfa, Diyarbakır 
için önerdiğim demokratik İslam Kül¬ 
türü Araştırma çalışmalannda görev 
alabilir. Bu konuda rol oynayabilir. 

Cevat Öneş yani çözüm konusun¬ 
da mutabakat var diyor, değil mi? Bir 
de bölgesel ve küresel faktörlerin 
PKK’nin silahlı mücadele yürütme 
olanağını ortadan kaldırdığını belirti- 
yormuş. Hayır öyle değil. Türkiye’de 
yüzde seksen oranmda işsizlik var, 
PKK, bu işsizlik zafiyetini bile deşse 
iki milyon insanı örgütler, dağa kal¬ 
dırabilir. Sorunlar çözülmedikçe dağ 
da silah da son bulmaz, kendini üre¬ 
tir. Bu bir tehdit değildir, sosyolojik 
bir tespittir. Yol haritamda belirtti¬ 
ğim hususlar var. Devlet, sınır, bay¬ 
rak, bütünlük sorunumuz yok. Böl¬ 
müyoruz, demokratik çözümü, de¬ 
mokratik birlik ve bütünlüğü ortaya 
koyuyoruz. Çözüm gelişmezse Devlet 
de bir milyon Kürt’ü öldürebilir. PKK 
de öldürür, devlet de öldürür ama so¬ 
nuçta iki taraf da kaybeder, kazana¬ 
maz. Türkiye Kürt’ü öldürmekle ken¬ 
dini öldürür, kendi vatandaşını öldü¬ 
rür, yani kurşunu kendine sıkar, ka¬ 
zanacağı bir şey olmaz. Bu sosyolojik 
olarak da böyledir. Burada iki hafta¬ 
lık bir süre var, iki hafta kaldı. Her¬ 
kesin demokratik çözüm konusunda 
çaba sarfetmesi gerekir. Ben burada 
ısrarla söylüyorum, nefesim, gücüm 
tükenircesine konuşuyorum, söylü¬ 
yorum, sorunu demokratik şekilde 
çözelim. Yoksa yaşlıyım, hastayım, 
daha fazla götüremem. PKK bölgede, 
Avrupa’da, Türkiye’de ciddi, örgütlü 
bir güç haline gelmiş. İşte tecrübeli 
yaşlı kuşak var. Orta kuşak, genç 
kuşak var. Kadmlar var. Dünyanm 
birçok yerinde örgütlülükleri var. 

Karayılan, Le Figaro ve uluslarara¬ 
sı basma verdiği demeçte eylemsizli¬ 
ğin devamının Türkiye’den gelecek 
sinyallere bağlı olduğunu, siyasi se¬ 
çenek değil de askeri seçenek devreye 
girerse buna da hazırhkh olduklarım 
belirtmiş. Yani siyasi adım atılmazsa 
askeri yönelimlere karşı da hazır ol¬ 
duklarını söylüyorlar değil mi? 


Demokratik çözüm gelişmezse ya¬ 
ni siyasi adımlar atılmazsa askeri çizgi 
kazanır. Çözüm gelişmezse savaş tır¬ 
manır. PKK kendini bü 5 mtür, tabi ben 
çok iyi bilmiyorum ama büyümüşler¬ 
dir. Bunu devlet görmüyor, iktidar gör¬ 
müyor, muhalefet görmüyor, Türkiye 
toplumu görmüyor. Bu görülmezse 
tehlike büyük olur. Ben yol haritamda 
bunlan belirttim. İşte iki hafta kaldı. 
Ben on beş yıldır demokratik çözüm ve 
barış için çabaladım, çabalıyorum. 
Ama nereye kadara götürebiliriz! Her¬ 
kes demokratik çözüm için rol almah- 
dır. AKP bu konuda cesur olmalıdır, 
yoksa biter. AKP çözüm konusunda 
cesaretli olmazsa Mart’ı bile göremez. 
MHP ve CHP bu durumun da farkmda 
olduğu için AKP’nin üzerine gidiyor. 
Bilemiyorum belki hepsine çözümsüz¬ 
lük rolü de verilmiş olabilir. AKP’nin 
hepsi için söylemiyorum, bir kısmı bu 
oyuna dahil olabilir. Meclis, bu sorunu 
derhal gündeme ahp çözmelidir. Bu si¬ 
yasi tıkanmışlık aşılmalıdır. Buradan 
çağrı yapıyorum. Öcalan’dan Meclis’e 
Çağrı; Demokratik siyasi çözümün 
önünü açın. Demokratik siyasetin 
önünü açm. Banşm önünü açm. De¬ 
mokratik Müzakerenin önünü açm. 

Yeni barış grupları öneriyorum 

Benim siyasetin önünü açmak, tı- 
kanmışlığı aşmak için pratik önerim; 
önceki barış gruplarına benzer bir 
öneri olacak. Evet, Şeydi Fırat, Aysel 
Doğan da çıktı. İkisinin de Barış Mec¬ 
lisinde yer aldığım, görevleri olduğunu 
biliyorum. Askeri ve hukuki girişimler 
sonuçsuz kaldı, tıkandı. Siyasetin ön 
açıcı olması gerekiyor. Önce siyasetin 
önünü açmak gerekiyor ki bunlar so¬ 
nuç versin. İkisinin de başkanhğmda 
bir çeşit yeni banş grupları öneriyo¬ 
rum. Biri Avrupa’dan diğeri işte Mah¬ 
mur olur Kandilden olur o taraftan 20- 
30 kişilik iki grup biri Aysel Doğan’m 
öteki Şeydi Fırat’m başkanhğmda Tür¬ 
kiye’deki partilere. Meclise gehrier ve 
siyaseten Kürtlerin taleplerini bunla- 
rm önüne koyarlar. Mesela derler ki 
benim çocuğum anadilde eğitim ala¬ 
mayacaksa ben Mahmur’dan niye çı¬ 
kıp geleyim? Siyaseten Kürtlerin temel 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

isteklerini koyarlar. Kürtlerin bu ülke¬ 
de nasıl yaşayacaklannı, yaşayabil¬ 
mek için olmazsa olmazlarım koyarlar. 
İşte ellerinde kendilerinin hazırlayaca¬ 
ğı bir iki sayfa yazılı bir şeyleri olabilir. 
Sen bunlar olmadan iki h a l kın birlikte 
yürüyemeyeceğini görmelisin. Bu 
gruplar, kadmlar, yaşlılar, çocuklar da 
içinde yer alabüir. Mahmur’dan, Kan¬ 
dilden geleceklerin yasal sorunlannm 
olmamasına dikkat edilir, zorlamaya¬ 
caklardan oluşsun. Araştırılsm, buna 
dikkat edilsin. Cezaevlerine girsinler 
istemiyorum. Ama 20’sinden önce 
Mechs’teki bu Kürt şeyi tartışılmadan 
önce her iki taraftan gelip Kürtlerin si¬ 
yaseten ne istediklerini Mechse, siyasi 
partilere, bütün çevrelere açıklayabil- 
meliler. Bunu anlayabilecek, kendini 
iyi ifade eden, ağzı laf yapan, işte Kan¬ 
dilde o evlenenlerden de olabihr ama 
değerlere uzak düşmeyenlerden olabi¬ 
lir. Geleceklerde garanti isterler. Ga¬ 
ranti almazlarsa Silopi kapısmdan ta¬ 
leplerini, evraklanm verirler, sakıncası 
varsa girmezler, geri dönerler. 

Aram Tigran’m eşi SiMa’ya çok özel 
selamlarımı iletiyorum. Aram Tigran 
için daha önce bir müze önermiştim. 
Aram’m bütün eşyaları almıp bir eve 
getirihp, ev müze haline getirilebilir. 
Bu Diyarbakır’da da olabihr. Kasetle¬ 
rini toplayıp derliyorlar değil mi? 

Sadece Dersim’de değil, Botan’da, 
Kürdistan’da, bölgenin genelinde ya¬ 
pılan barajlara karşı h a lkın duyarlı ol¬ 
ması, demokratik tepkisini göstermesi 
gerekir. Bu baraj inşaatlarına, doğa 
kathamma karşı halk tepkisini inşaat- 
lann yapıldığı yere giderek, makinele¬ 
rin önüne geçerek, set kurarak engel 
olmaklar. Bunlar tarihimize, coğrafya¬ 
mıza yapılmış saldırı ve yıkımlardır. 

Kemal Burkay benim hakkımda 
basma demeç veriyormuş. Söylemeye 
devam etsin. Kendisini ikna etsin, ik¬ 
na etmeye çalışsın bakalım halka na¬ 
sıl anlatacak! Evet, ben burada her¬ 
kesle, her kesimle Genelkurmayla, 
Emniyetle, polisle, MİT’le soruşturma 
aşamasında görüşüyordum, görüş¬ 
tüm. Zaten davam vardı, soruşturma 
aşamasında görüştüm. Yazıktır diyo¬ 
rum, kendilerini bu şekilde bitirme¬ 
sinler, basitleştirmesinler. 



Ekim 2009 | serxwebûn 


57 


^İATİKTE YAŞANAN lAYf LIKLA^ 
ZİHNİYET GEIİLİĞİNDİN ^YNAKLANİYO^ 


“Kadro demek, özgür ve demokratik yaşamda ölçü demektir; kadro demek, ahlaki ve politik duruşun en üst düzeyde 
temsil edilmesi demektir. Yoksa katıldım deyip kadro olunmuyor. Madem kadro ölçü ve doğru temsil demektir, o zaman 
ölçülere bakmalıyız. Önderliğin ortaya koyduğu ölçüler, PKK'nin ortaya çıkışından bu yana yarattığı ölçüler, binlerce 
şehidin temsil ettiği ölçüler, toplumun benimsediği ölçüler çok farklı bir düzeydedir. Buna karşılık günlük olarak birçok 
alanda temsil edilen ölçüler çok daha farklı ve geridir. Hatta bazıları bu ölçüleri reddediyor. Parti ölçülerini aslında 
benimsemiyor veya doğru bulmuyor. Değişimi partiyi temsil eden ve halkı partiye çeken demokratik ölçülerin geriye 
çekilmesi, aşındırılması ve değiştirilmesi olarak görüyor” 


İdeolojik mücadele açısından bu 
geçen sürecin en önemli olayı, Önder 
Apo’nun geliştirdiği savunmalar oldu. 
Bu savunmaları Demokratik Toplum 
Manifestosu olarak bastık. Demokra¬ 
tik Uygariık Manifestosu olarak da ba¬ 
sılıp yayımlamyor. Bu kitaplar serisi¬ 
nin üçüncü kitabı olan Özgürlük Sos¬ 
yolojisi ile birlikte hem kapitalist mo- 
demitenin ve ona bağlı olarak uygarlık 
sisteminin kapsamlı bir eleştirisi ya¬ 
pılmış, hem de ona karşı demokratik 
uygarlık sistemi tammlanmış bulunu¬ 
luyor. Bu temelde demokratik toplum 
gerçeği çerçevesinde bütünlüklü bir 
düşünce sistemi oluşturulmuş du¬ 
rumdadır. Bu, büjnık ve önemli bir 
ideolojik gelişmeye, bir düşünce gelişi¬ 
mine işaret ediyor. Sadece bizimle ve¬ 
ya Kürt toplumuyla smırlı bir ideolojik 
gelişmeyi değil, bütün demokratik in- 
sanhğa yön verme iddiasına sahip bir 
düşünsel gelişmeyi ifade ediyor. 

Önder Apo yeni felsefî, teorik ve ide¬ 
olojik yaklaşımım derinleştirerek, bir 
kere daha çok kapsamh bir biçimde 
ifadeye kavuşturmuş bulunuyor. Baş¬ 
ta liberalizm olmak üzere bütün ideolo¬ 
jik eğilimlere karşı etkili bir çıkışı ve 
mücadeleyi yaratmış ve geliştirmiş olu¬ 
yor. Dikkat edilirse, savunmalarda 
hepsinin eleştirisi vardır. Hepsi çeşitli 
yönleriyle değerlendirmeye tabi tutula¬ 
rak, onlan aşan yeni bir düşünce siste¬ 
minin oluşturulması söz konusudur. 

Bunlarm b iz im açımızdan önemi, 
daha çok zihniyet devrimini yapmaya 
veya yaptırtmaya yöneltmesi yönünde¬ 


dir. Önderlik “Aniadım ki, sorunlar 
zihniyet sorunudur; aramızdaki çeiiş- 
kiier zihniyet çeiişkisidir" demişti. Biz- 
deki pratik za 3 aflıklar zihniyet gerili¬ 
ğinden kaynaklamyor. Dolayısıyla sa¬ 
vunmalar zihniyet devrimini daha kök¬ 
lü ve derinliğine yaptırtmayı hedefle¬ 
yen bir ideolojik-teorik çıkış oluyor. Bu 
anlamda çok daha yoğun bir biçimde 
mevcut örgütsel duruşumuza ve parti 
gerçeğimize bir müdahale anlamı taşı¬ 
yor. Bu ideolojik derinleşme ve teorik 
çalışmalar pratikte yapmayan, yapa¬ 
mayan, doğru yapmayan, iş yapmanm 
yolunu, yöntemini, planım ve tarzım 
tutturamayan tutum ve davranışlara 
karşı, onlan gidermek ve pratik başa- 
nyı yaratmak üzere müdahale etmeyi 
içeriyor. Bütün bu zayıflıklar esas ola¬ 
rak zihniyetten kaynaklandığı için. 
Önder Apo zihniyet devrimini ve zihni¬ 
yet değişimini yaptırarak, pratikte ör¬ 
güt çalışmasmdaki bu za 5 aflıkları aş¬ 
tırmak istiyor. Bu, gelişmelerin önünü 
açacak son derece önemli bir gerçektir. 

Bu bakımdan Bir Halkı Savunmak 
esas olarak provokatif-tasfıyeci, bölü¬ 
cü ve parçalayıcı eğilimlere karşı yeni 
bir ideolojik, siyasi ve örgütsel çizginin 
ilkelerini veren, PKK’nin yeniden inşa- 
smm manifestosunu oluşturan bir de¬ 
ğerlendirmeydi. Bu değerlendirme esas 
olarak provokatif-tasfıyeci eğilimlere 
karşı bir müdahaleydi. Son savunma¬ 
lar da pratikte başarıyla iş yapamayan, 
doğru bir tarz tutturamayan, örgütle- 
nemeyen ve örgütü bÜ 3 mtemeyen bi¬ 
reyci, grupçu ve orta yolcu tutum ve 


davramşlara karşı, bunları aştırtmak 
üzere bir yeni müdahaleyi ifade ediyor. 
Felsefi, ideolojik ve teorik olarak doğru 
bir kadro duruşunu ve pratikleşmeyi 
yaratacak zihniyeti veriyor. Savunma- 
lann bizim açımızdan pratik-örgütsel 
alanda böylesi bir anlamı ve önemi 
vardır. Bunlar hazırlanıp örgüte ve 
halka ulaştınidıkça. Önderliğin pratik- 
örgütsel çahşmalarda yaşanan zayıf¬ 
lıklar üzerindeki eleştirileri de giderek 
derinleşti. Eleştiriler boşuna bu kadar 
somutlaşıp artmıyor. Önderlik zayıflık- 
lan aşmanm yöntemlerini, araçlanm 
ve zihniyetini ortaya koyduğu için, on¬ 
lan pratikte de gerçekleştirmek ama¬ 
cıyla bütün kadro yapışım zorluyor. 
Bu anlamda Önderliğin genelde bütün 
20. yüzyıl ideolojilerine karşı mücade¬ 
leyi geliştirme durumu söz konusu ol¬ 
makla birlikte, a 5 mı zamanda bir de 
bizde yaşanan bu bireyci, orta yolcu, 
günün görevlerini yerinde ve zamamn- 
da yeterince göremeyen, kendini plan¬ 
lamayan, doğru bir tarzla et kili ve ör¬ 
gütlü bir biçimde başanyla jmrüteme- 
yen tutum ve davramşlara karşı da bir 
müdahale ve ideolojik mücadeleyi ifa¬ 
de ediyor. Savunmalan böyle ele alma¬ 
lı, okumalı, tartışmak ve bu temelde 
sonuçlar çıkarmakyız. 

Bu durum bizim için ideolojik geliş¬ 
me anlammda çok daha güçlü ve zen¬ 
gin bir duruşu ifade ediyor. 10. Parti 
Kongresiyle birlikte yeniden partileş¬ 
mede önemk bir sorgulama, motivas¬ 
yon ve ruh hak ortaya çıkarıldı. Kuş¬ 
kusuz bunlar belk bir pratik mücade- 












58- 

leye ve zihniyet gelişimine dayamyor- 
du. Önderliğin bu savunmaları ise bu 
süreci çok daha güçlü, kapsamlı ve et¬ 
kili hale getirip içini doldurdu. Yeni¬ 
den partileşmeyi hangi zihniyet teme¬ 
linde, nasıl bir anlayışla, nasıl bir ah¬ 
laki ve politik yaklaşımla gerçekleştir¬ 
memiz gerektiğini ortaya koydu. Süre¬ 
ci ve görevleri doğru ve yeterli anlama 
ve gereklerini yerine getirme imkânla- 
nmızı katbekat arttırdı. Arük bundan 
sonra da anlamaz ve iş yapamazsak, 
bu demektir ki durumlarımız ciddi 
sorgulamr bir nitelik arz etmektedir. 
Bu, çok fazla işe yarar durumumuz ol¬ 
mayan bir konumu ifade eder. Bu sa¬ 
vunmaya doğru zihniyet ve pratikle 
cevap vermezsek, bu bizden bir şey 
çıkmaz anlamma gelir. Eğer bütün 
bunları doğru anlayamaz, yeterince 
bilince çıkaramaz, örgütleyemez ve ey¬ 
leme dökemezsek, bu durum bizden 
daha fazlası olmaz anlamma gelir. 
Geldiğimiz nokta, savunmalarm bizi 
getirdiği nokta işte burasıdır. Bir kere 
bunu iyi görmemiz gerekir. 

Bununla birlikte bizim bunu anla¬ 
ma ve ideolojik mücadeleyi geliştirme, 
bu temelde Önderliğin ortaya koydu¬ 
ğu felsefi ve ideolojik düzeyi topluma 
taşırma, yeni bb ideolojik şekillenme 
yaratma, toplumun yaşamını bozan 
ve engelleyen ideolojik eğilimlere kar¬ 
şı etkili bir ideolojik mücadele geliştir¬ 
me durumumuzu bu gelişme sorgula- 
üyor. İdeolojik mücadelede ne du¬ 
rumdayız sorusuna böyle bir sorgula¬ 
ma temelinde cevap arıyoruz. Bura¬ 
dan baktığımızda duruşumuz çok 
dar, sığ ve yüzeyseldb. Asimda bütün 
görev ve sorumluluklan Önderliğe 
yükleyen, her şeyi Önderlikten bekle¬ 
yen, Önderliğin ortaya koyduğu zen¬ 
ginlikleri bile güçlü ve yeterli bir bi¬ 
çimde anlayarak uygulamaya koya¬ 
mayan, onlara da dar ve yüzeysel 
yaklaşan, deyim yerindeyse fazla bb 
şey anlamadan yaklaşım gösteren ya 
da çok geç anlayan, çok erteleyen, çok 
dar anlayan bir durumu ifade ediyor. 
Bunu böyle görmeli, buna göre eleşti¬ 
rel ve özeleştirisel yaklaşmalıyız. Dik¬ 
kat edelim: Önderlik kendi savunma¬ 
larının basılıp yaymlanmasmdaki er- 
telemeciliği ve zayıf yaklaşımı şiddetle 


eleştirdi. Hala pratik uygulama dü¬ 
zeylerine bakıyor ve eleştbiyor. Pra¬ 
tikleri eleştirbken asimda zihniyet 
duruşumuzu eleştirmiş oluyor. Yani o 
pratiklerin geri bir zihniyet duruşun¬ 
dan kaynaklandığını çok iyi biliyor. 

Önderliği anlama ve uygulama 
zayıflıklarımız var 

Önderliğin ideolojik çalışma, mü¬ 
cadele ve teorik üretim gücü karşı- 
smda bizim duruşumuz ciddi bb 
eleştiri-özeleştiri gerektiriyor. Bunu 
tespit etmemiz gerekb. Onu sahip¬ 
lenme, anlama, zamanında topluma 
ve kamuoyuna taşırma, özümseme 
ve uygulamaya koymanm neresinde- 
jdz? Bunları ne kadar yapıyoruz? Ne 
kadar doğru yapıyoruz, ne kadar ye¬ 
terli ve zamanında yapıyoruz? Tüm 
bunlar sorgulamayı gerektiriyor. “Bi¬ 
ze ne? Biz de bir şeyler anlamaya ça¬ 
lışıyor, anladığımız kadar da yaşayıp 
gidiyoruz” diyemeyiz. Böyle militan¬ 
lık, böyle partililik olmaz. Önderlik 
hareketine böyle katılım yapılamaz. 
Önderlik karşısındaki duruş böyle 
olamaz. Duruş zayıflıklarımız var. Bu 
bakımdan hem Önderliği anlama, 
uygulama ve yaymada, hem de bu te¬ 
melde ideolojik mücadeleyi geliştir¬ 
mede zayıflıklanmız vardır. Örgütlü 
çalışmada zayıflıklarımız vardır. Ken¬ 
dine görelik, kendini esas alma, ken¬ 
di olarak kalma, kendinde ısrar etme 
en fazla da Önderliğe ve örgütselliğe 
yaklaşımda ortaya çıkıyor. Buradan 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


da bütün pratik alanlara yayılıyor. 
İdeolojik duruş ve ideolojik mücadele 
açısından önemü bir olgu olarak bu¬ 
nu görmemiz gerekiyor. 

Diğer bb husus, PKK 10. ve PAJK 7. 
Kongreleri ardından gelişen konfe¬ 
ranslar ve onlarm yol açtığı sonuçlann 
değerlendirilmesidb. Bu da kadrolaş¬ 
ma ve örgütlenmeyi. Parti çizgisi teme¬ 
lindeki örgütlenme durumumuzu ifade 
ediyor. PKK 10. Kongresinin ardından 
kongrenin seçtiği Parti Meclisinin yap- 
üğı toplanünm planlaması bir yıl içeri¬ 
sinde bütün alanlarda parti konfe- 
ranslannı gerçekleştirerek var olan 
tüm kadro yapısmı netleştirme, bu te¬ 
melde herkesi yeniden görev ve sorum¬ 
luluklar dah ili nde örgütlü bb çalışma 
içerisine alma ve örgütlü çalışır haline 
getirmeyi hedefliyordu. Geçen bir yıl 
içerisinde bu hedef doğrultusunda ça¬ 
lışıldı. Dikkat edilbse, bu hedefi teknik 
bakımdan tamamlayan önemli bb ça¬ 
lışma da jıürütüldü. Geçen bir yıl içeri¬ 
sinde hemen her alanda, bölgeler ve 
genel alanlar düzeyinde parti konfe- 
ranslan gerçekleştirildi. Parti konfe- 
ranslannm yamnda çeşitli alanlar hem 
parti hem de çalışma konferanslannı 
ya da kongrelerini yaptılar. Yani 10. 
Kongre’den bu yana geçen bb yıl içeri¬ 
sinde gerçekten de eğitim, toplantı, 
kongre, konferans ve platformlar çer¬ 
çevesinde çok kapsamlı bb örgüt çalış¬ 
ması 5 mrütüldü. Bu bb gerçektb, bu 
çalışmalar küçümsenmemelidb. Bun¬ 
lar ciddi ve önemli çalışmalardı; plan¬ 
lamayı hayata geçirmeyi öngören plan¬ 
lı ve disiplinli çalışmalardı. 










Ekim 2009 | serxwebûn 


59 


Sonuçlar itibariyle değerlendirdiği¬ 
mizde, bu çalışmalann belli sonuçlar 
verdiği rahatlıkla söylenebilir. Her 
alanda aynı düzeyde olmasa ve aynı 
sonuçlan vermese de, genel planda var 
olan kadro yapısmm netleştirilmesi ve 
yeniden çalışır temelde örgütlülüğe ka¬ 
vuşturulması yönünde önemli bir me¬ 
safe kat edildi. Bu mesafeyi küçümse¬ 
memeliyiz. Örgüt çalışmamız ve disipli¬ 
nimiz geçmişe göre bu bir yılda çok 
ilerledi; çok güçlü ve ciddi gelişmeler 
yarattı. Asimda önemli bir netlik oluş¬ 
tu. Birçok alanda kadro ve komuta ya- 
pısmm netleşmesi, eleştiri-özeleştiri ile 
kendisini sorgulayarak yenilemesi, dü¬ 
zeltmesi ve değiştirmesi gerçekleşti. 
Fakat bu her yerde aym biçimde olma¬ 
dı. Bazı yerlerde daha ileri gelişmeler 
yaşandı; bazı yerlerde çok teknik dü¬ 
zeyde kaldı, zayıf geçti ve üstünkörü 
ele almdı. Bazı yerlerde geçiştirilmeye 
çahşıldı; bazı yerlerde direnmeler ve 
yüzeysel yaklaşımlar söz konusu oldu. 
Bu nedenlerle iptal edilen, ertelenen 
konferans çahşmalan da yaşandı. 

Yaptıklarımız Önderlik gerçeğine 
göre ciddi yetersizlikler içeriyor 

Bir kere toplanülar her alanda tam 
yeterli olmadı. İkincisi, kadro yapısm- 
da küçümsenmeyecek bir ideolojik ge¬ 
lişme ve partileşmeyi yaratsa da, as- 
İmda son Önderlik Savunmalarmm 
ortaya koyduğu zihniyet, ahlak ve gö¬ 
rev düzeyi ele ahndıgmda, konferans¬ 
larla ortaya çıkardığımız kadrolaşma 
düzeyinin bunun çok gerisinde kaldığı 
rahatlıkla görülebilir. O bakımdan 
yaptıklanmız bize göre bir gelişme ve 
ilerleme olsa da. Önderlik gerçeğine ve 
savunmalann ortaya koyduğu gerçeğe 
göre zayıftır. Bu alanda ciddi yetersiz¬ 
likler vardır. Zihniyet, örgüt sistemi ve 
tarz bakımmdan Önderliğin ortaya 
koyduğu düzeyi gerçekleştirme karşı- 
smda geri ve zayıf duruşumuz vardır. 
Bu bakımdan yeterli görmek mümkün 
değildir. Bu konferanslar bütün par¬ 
çalarda oldu, yurtdışmda oldu, bütün 
örgütlerde oldu; kadın ve gençlik ha¬ 
reketinde, HPG’de çok değişik düzey¬ 
lerde gerçekleşti. Basm ve kültür alan¬ 


ları kendi konferanslarını yaptılar. 
Yaygm bir örgütsel çahşmayı hamle 
düzeyinde yürüttük. Bu bir kadrolaş¬ 
ma ve partileşme çalışmasıydı. Yeni¬ 
den partileşme hamlesinin gerçekleş¬ 
tirilmesine dönük bir çalışmaydı. Böy¬ 
le bir çaba ve çalışma içerisinde olduk. 
Bunun sonuçları da ortaya çıktı. Fa¬ 
kat belirttiğimiz yetersizlikleri ve geri¬ 
likleri de söz konusudur. 

Bu anlamda geçen bir yıl içerisinde 
konferanslar temelinde 3 mrütülen ide- 
olojik-örgütsel çalışmaya yaklaşımımız 
iki yönlü olmalıdır: Bir, inkarcı olma- 
mahyız. Yapılan çalışmaları küçümse¬ 
memek, hafife almamak, onun ortaya 
çıkardığı gelişmeleri görüp kabul et¬ 
mek gerekir. Yoksa doğru yaklaşma¬ 
mış oluruz. İkincisi, bu çahşmalarm 
eksi kli klerini ve zayıflıklannı da gör¬ 
memiz gerekir. Belli bir çaba harcan¬ 
mış, gelişme yaratılmış diye her şey 
bitmiş, yeterli olmuş ve sonuca ulaşıl¬ 
mış biçiminde değerlendiremeyiz. Ya- 
pılanlann zayıflıklan ve yetersizlikleri 
vardır. Yetinmecilik her zaman büjaık 
tehlikeleri içinde barmdıran bir yakla¬ 
şım olarak görülmelidir. Bu çerçeve¬ 
den bakıldığından hem pratikleşme 
düzeyinde, hem de Demokratik Uygar¬ 
lık Manifestosu'nun ortaya koyduğu 
ölçüler çerçevesinde zayıflık ve yeter¬ 
sizlikler ciddidir. Bu bakımdan onlan 
da görmemiz, gidermemiz gerekiyor. 

Burada şu iki sonucu görmemiz ge¬ 
rekiyor; Birincisi, ideolojik mücadeley¬ 
le, eğitimle, toplantılar ve konferans¬ 
larla önemli bir gelişme düzeyi yaratıl¬ 
mıştır. Bu önemlidir. İ kin cisi ise, zayıf¬ 
lıklar ve eksi kli kler vardır. Bir kesinti¬ 
ye düşmeden, geçen 5 nlda yapılam tak¬ 
lit etmeden, bu partileşme çalışmasım 
yeni sürecin koşullanna ve özellikleri¬ 
ne göre devam ettirip geliştirmek gere¬ 
kir. Bu anlamda birincisi, Önderlik 
Savunmaları temelinde zihniyet devri- 
mini çok köklü ve derinli kli yaptırta¬ 
cak bir eğitim çalışmasım ve tartışma 
sürecini örgüt ortamında mutlaka ge¬ 
liştirmemiz gerekir. Eğer geçen yılda 
yaptığımız konferanslann ortaya çı¬ 
kardığı netleşmeyi önümüzdeki yılda 
da Önderlik Savunmalan temelinde 
güçlü bir zihniyet devrimini gerçekleş¬ 
tirecek bir eğitimle 3 mrütürsek, o za¬ 


man eksik ve zayıf kalan yanları aşabi¬ 
liriz. Kadrolaşmada, kadronun netleş¬ 
mesinde, yeniden partileşmede çok 
daha güçlü bir düzey ve duruş ortaya 
çıkarabiliriz. Geçen yıl yaptıklarımızın 
içinde bulunduğumuz yılda devam et¬ 
tirilmesinin bir şartı budur. Her ba¬ 
kımdan gelişme yaratmanm en önem¬ 
li yolunun bu olduğunu bilerek bu 
yönlü çalışmaları aksatmadan ve de¬ 
rinleştirerek 3 mrütmek gerekir. 

İkincisi, örgütsel yönetimi ve deneti¬ 
mi geliştirmek gerekiyor. Yani sadece 
netleştirme yetmez; sadece kadrolara 
teorik olarak bir şeyler öğretmek ve 
zihniyet değişikliği yaratmak yetmez. 
Onlan örgütsel sistem içinde ve disip¬ 
lin içerisinde yeterli görevler çerçeve¬ 
sinde am anma pratiğe sokmak, bu te¬ 
melde kadrolan örgütlü ve çakşır kıl¬ 
mak, durumlarma ve öze llik lerine uy¬ 
gun biçimde boş bırakmadan uygun 
tarzda görevlendirmek, görevini yürüt¬ 
mesi için desteklemek, görevinin so- 
nuçlannı denetlemek, muhasebeye ta¬ 
bi tutmak, böylece yürütmeyi ve dene¬ 
timi gekştirmek gerekir. Bir de bu yol¬ 
la geçen yıl konferanslarla ortaya çı¬ 
kardığımız kadrolaşma düzeyini opor¬ 
tünizme düşmeden pratikleştirmek ve 
pratik müitan haline getirmek gerçek¬ 
leşebilir. Bu denetim yaklaşımı olma¬ 
dan da mevcut potansiyeli doğru kul¬ 
lanmak ve başarıya götürmek müm¬ 
kün değildir. Tabii ki hem savunmalar 
temelinde zihniyet devrimiyle, hem de 
pratikte 5 mrütme ve denetimle kadrojm 
örgütlü ve disipkn içerisinde çalışır kıl¬ 
mak durumundayız. Yeni dönemde 
kadrolaşma sürecini geliştirmenin te¬ 
mel yol ve yöntemi bu iki husus oluyor. 

Pratik-örgütsel çalışmalan köldü ele aldık 
ve değerlendirdik 

Biz bunlar çerçevesinde pratik-ör¬ 
gütsel çalışmaları değerlendirdik. Parti 
Meclisi Toplantımızda daha çok örgüt¬ 
sel öncülük ve İdeolojik Merkez çahş- 
malannı değerlendirdik. Propaganda 
ve ajitasyon çahşmalarmı, teorik çalış- 
malan, sanat ve edebiyat çalışmalarım, 
eğitim çalışmalarım değerlendirmeye 
tabi tuttuk. Çünkü partileşmenin ya- 




60 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 



ratıldığı esas alanlar bunlardır. Bu 
alanlarda parti çalışmasının ne kadar 
yürütüldüğünü ve ne düzeyde gelişti¬ 
rildiğini ele alıp değerlendirdik. Yürüt¬ 
me Konseyi Toplantısmda ise daha çok 
KCK sisteminin örgütlenme çalışmala- 
nnı değerlendirdik. Parçalarda ve yurt- 
dışmda KCK sisteminin ne kadar ör- 
gütlendirildiğini, ne kadar geliştirildiği¬ 
ni, ne kadar doğru bir sisteme kavuş- 
turulduğunu, ne kadar taban örgütü, 
halk örgütü haline getirildiğini değer¬ 
lendirdik. Önderliğin KCKnin örgüt¬ 
lenme ayakları olarak tanımladığı aka- 
demileşme, kooperatifleşme, komün- 
leşme ve meclisleşme değişik alanlar¬ 
da, dört parçada ve 5 mrtdışmda ne ka¬ 
dar geliştirildi? Yine bu çerçevede halk 
savunma güçleri ne kadar bü 3 mtüldü, 
ne kadar eğitildi, ne kadar yenilendi, 
ne kadar değiştirilip yeniden yapılandı¬ 
rıldı? Meşru savunma stratejisinin bü¬ 
tün duruşlarım her koşulda başanyla 
hayata geçirecek bir gerilla gücü, duru¬ 
şu, örgütlülüğü ne kadar yaratıldı? 
Bunları tartışıp değerlendirdik. 

Kendine göre bir çalışma parti çalışması 
olamaz bu kazanım da yaratamaz 

Tabii bu noktada çıkış ölçümüz, 
son görüşmelerden birinde Önderliğin 
ifade ettiği “KCK'nin adı var, kendisi 
yok” tespiti oldu. Tabii bu bizim için 
çok ağır bir ifadeydi. Yürüttüğümüz 
partileşme ve örgütsel çalışmalann 
Önderlik duruşu ve çizgisi karşısmda 


neyi ifade ettiğinin anlaşılması açısm- 
dan çok somut bir ölçüydü. Hatta Ön¬ 
derlik “KCK benimie başiadı, benimie 
bitti” dedi. Yani kimsenin KCK siste¬ 
mine sahip çıkmadığım, sahip çıkıl¬ 
madığım, anlaşılmadığmı ve uygula¬ 
maya konulmadığmı ifade etti. Bunla¬ 
rı şimdiye kadar anlamadıysak, şimdi 
nasıl anlamamız gerekiyor? Bunlar el¬ 
bette başkalan için değil, b iz im için 
söylendi. Dolayısıyla elbette biz bunla¬ 
rı anlamaya çahşacağız, bu temelde 
kendimizi sorgulayacağız. Bunların 
gereklerini yerine getirme görev ve so¬ 
rumluluğu bize aittir. Bu tespitler ve 
değerlendirmeler olunca, partileşme¬ 
nin örgütsel açıdan hangi düzeyde ger¬ 
çekleştiğini, buna dayalı olarak KCK 
sisteminin örgütlenme ve HPG’nin ör¬ 
gütlenip kendisini geliştirme düzeyi¬ 
nin ne olduğunu çok daha farklı tar¬ 
tışmak elbette mümkün değildi. Ölçü¬ 
yü Önderlik koyduğu için. Önderlik öl¬ 
çüleri temelinde kendi durumumuzu 
ele alıp değerlendirmemiz gerekiyordu. 

Tabii ki geçen dönemde kimse boş 
durmadı. Herkes kendine göre bazı 
çalışmalar yürüttü. Eskisine göre da¬ 
ha fazla çaba harcandı. Fakat bütün 
bunlar hangi sonuçlan verdi? Çizgiye 
göre ne tür gelişmeler ortaya çıkardı? 
Bu yapılanlarm ortaya çıkardığı geliş¬ 
me düzeyi nedir, ne kadar yeterlilik 
arz ediyor, ne kadar geri ve zayıf du¬ 
rumdadır? Bunları da görmemiz gere¬ 
kir. Elbette çahşılmamış denilemez. 
Bir çalışma ve çaba olmuş, bu doğru¬ 
dur. Ama esas olan ne kadar yeterli 
çalışıldığı, ne kadar temel görevler 
üzerinde çalışıldığı, ne kadar doğru 
tarzda çalışıldığı, ne kadar örgütsel 
sistem temelinde kolektif çalışma yü¬ 
rütüldüğü, çalışmaların hangi sonuç¬ 
ları verdiği, başarısınm ne olduğu, 
yarattığı kazammlarm neler olduğu¬ 
dur. Hamal da çok çalışır, ancak ona 
bir parti çalışması denmiyor, bu ça¬ 
lışma kendi sahibinin kammı bile do¬ 
yuramıyor. Hamal gibi çahşılmış olsa 
bile, boş ve tali işler peşinde koşul¬ 
muşsa, kendine göre veya kendini ça¬ 
lışıyor göstermek için çalışılmışsa, 
bunun bir parti çalışması olmayaca¬ 
ğı, dolayısıyla kazamm yaratmayaca¬ 
ğı ve sonuç vermeyeceği açıktır. 


Bu bakımdan geçen yıl içerisinde 
örgütsel çalışmalar 5 mrütülmüş, tar¬ 
tışmalar yapılmış, yoğun bir çaba 
harcanmış, pratik çaba içerisinde de 
olunmuştur. Ama dikkat edilirse bu 
çabamn sonuçları az ve dardır, başa- 
nsı yetersizdir. Bu sonuçların Önder¬ 
liğe yansıyışı. Önderliğin ifade ettiği¬ 
miz değerlendirmesini ortaya çıkardı. 
Elbette biz ölçü olarak Önderlik belir¬ 
lemesini almak zorundayız. Kendimi¬ 
ze göre bir ölçü belirleyemez ve tespit¬ 
te bulunamayız. Bu bakımdan mev¬ 
cut durumun örgütsel çalışmalar açı- 
smdan ciddi bir eleştiri-özeleştiriyi ge¬ 
rektirdiği açıktır. Önderliğin koyduğu 
ölçüler, yine şehitlerimizin ve özellikle 
geçen bir 50 ! içerisinde Kürdistan’m 
dört bir yamnda direnerek, en zor ko¬ 
şullarda kahramanca mücadele edip 
şehit düşen yoldaşlanmızm emekleri 
ve çabaları ölçü alınarak örgütsel ça¬ 
lışma durumumuzun değerlendiril¬ 
mesi gerekiyor. Durumumuzun bun¬ 
lara denk ve yeterli olmadığı açıktır. 
İdeolojik çalışmalar yapılmış. Önder¬ 
lik Savunmaları üzerinde eğitim ya¬ 
pılmaya çalışılmış, konferanslar ol¬ 
muş, platformlar yapılmış, belli bir 
tartışma ve netleşme düzeyi ortaya çı¬ 
kartılmıştır. Ama geçen bir yılm ör¬ 
gütsel pratiğine baktığımızda, bunlar 
örgütsel pratiğe fazla yansımış, so¬ 
nuçlan örgütsel alanda tam almabil- 
miş değildir. Demek ki bu çalışmala¬ 
rımızda zayıflıklar, gerilikler, kendi¬ 
mize görelikler ya da kopukluk vardır. 
Eğitimle, eleştiri ve özeleştiri ile pratik 
arasmda kopukluklar vardır. Bu yan¬ 
lıştır, böyle olmaması gerekir. Fakat 
pratiğe baktığımızda durum böyledir. 

Pratik çalışmalarımızın zayıflıklarını 
ve geriliklerini açığa çıkardık 

Bunlar neden kaynaklanıyor? Ön¬ 
derliğin bu kadar güçlü bir teorik dü¬ 
zeyi önümüze koyduğu, hareketin de 
bu kadar yaygın kongre ve konferans¬ 
lar yaparak eleştiri-özeleştiri plat- 
formlarmı geliştirdiği bir ortamda, 
pratik-örgütsel çalışmalanmız neden 
bu kadar zayıf, geri ve başansızdır? 
Bunlara yol açan etkenler nelerdir? 












Ekim 2009 | serxwebûn 


61 


En temel etkenin parti öncülüğü, bu 
temelde yönetim ilkeleri ve kadro öl¬ 
çülerinin oturtulması olduğunu orta¬ 
ya koyduk. Parti öncülüğünün bu te¬ 
melde doğru yönetim ilkelerinin uy¬ 
gulanmasının pratiğin başarısı için 
olmazsa olmaz olduğunu vurguladık. 
KCK sistemini de bu parti öncülüğü¬ 
nün ve 5 mkseltilmiş kadro ölçülerinin 
geliştirebileceğini ve başanlı pratiğin 
parti öncülüğüyle olabileceğini birçok 
yönüyle ortaya koyduk. 

Kadroların zihniyet, eğitim, kendi¬ 
ni yenileme, değiştirme, kendini ör¬ 
gütleme ve kolektif çalışma düzeni 
içerisine alma, dolayısıyla pratik ça¬ 
lışmalara öncülük etme başarımn 
temelidir. Pratik çalışmada başarı ve 
başarısızlık parti öncülüğünün du¬ 
rumunu ortaya koyar. Bu da kadro¬ 
nun durumunu ifade eder. Bu an¬ 
lamda yetersizlikleri gidermek için 
10. Kongre çizgisi ve kararlaşması 
çerçevesinde her ne kadar konfe¬ 
ranslar olsa, eleştiri-özeleştiri plat¬ 
formları yapılsa, bu çerçevede hata 
ve eksiklikler eleştirilse, bunlan aş¬ 
ma sözü verilse de, bu sözün gereği¬ 
ne uygun ve yeterli bir biçimde pra¬ 
tikleşme yönetimler ve kadrolar dü¬ 
zeyinde gelişmiş değildir. 

Kadro ve yönetim düzeyinde hala 
ciddi yetersizlikler yaşanıyor 

Kadro duruşunda hala za 5 nflık ve 
yetersizlik vardır. Yönetimler düze¬ 
yinde, genel düzeyde hala ciddi zayıf¬ 
lıklar ve yetersizlikler yaşanıyor. Yö¬ 
netimler yeterince kolektifleşmiyor, 
yeterli bir kadro ve örgüt politikası iz¬ 
lemiyor, yürütme ve denetimi yeterin¬ 
ce yapamıyor. Doğru ve yeterli bir eği¬ 
tim sistemini geliştiremiyor. Kendini 
uyumlu, ahenkli ve kolektif esaslara 
dayalı bir karar ve yürütme gücü ha¬ 
line getiremiyor. Birçok alanda parça¬ 
lı, bireyci ve dağımk duruş, kendine 
görelik aşılamamıştır. Hala denetim¬ 
sizlik, karar ve uygulama düzeyini 
güçlü ve etkili bir biçimde geliştire- 
meme sürüyor. Kendini başarıya ki¬ 
litleme ve bunu kolektif yönetimin 
başansı olarak görüp bu temelde pra¬ 


tiğe yönelme yerine yönetime katıl¬ 
mayan, az katılan, bireyci kalan, yö¬ 
netim dışmda kalıp kendi bireyciliğiy¬ 
le başarı arayan duruşlar çok fazla 
vardır. Bu da örgütsel öncülüğü, kad¬ 
ro öncülüğünü yeterince geliştirmi¬ 
yor. Yönetim ile yapı arasında kopuk¬ 
luk vardır. Yönetim ve komuta düze¬ 
yinde bireycilik, dar yaklaşımlar, 
özerk tutumlar ve kendine görelikler 
çok fazladır. Bu olduğu gibi kadroya 
da yansıyor, herkesin birbirine ben¬ 
zemesine ve kendine göre bir pratik 
çalışma yürütmesine yol açıyor. 

Yönetim demek zaten çalışmamn 
geliştirilmesi demektir. Yönetim-yapı 
ayrımını bu kadar çok yapmak hem 
parti, hem HPG, hem de KCK sistemi 
açısından doğru değildir. Bu durum 
yetkici ve bürokratik bir yaklaşımı 
ifade ediyor. Oysa Önderlik çizgisi 
yetkici, bürokratik yönetim tarzım 
reddediyor. Önder Apo, yönetimi iş ve 
rol koordinasyonu olarak tanımladı, 
çalışmanın yönetimi olarak ortaya 
koydu. Yoksa bizim yönetimlerimiz 
öyle imkânların veya insanlann üze¬ 
rinde tasarruf yapan yönetimler ola¬ 
maz. Bu tür yönetim tarzları bürokra¬ 
tik devletçi yönetim tarzıdır. Demok¬ 
ratik yönetim tarzı kesinlikle işin yö¬ 
netimidir, görevin yönetimidir. Böyle 
olduğu için de elbette yönetim-yapı 
aynmı çok fazla doğru değildir. Fakat 
pratikte yetkici, bürokratik, özerk, bi¬ 
reyci, kendine göre, kendini esas 
alan, kolektifleşmeyen. Önderlik tarzı 
üzerinde yoğunlaşmayan bir yönetim 
duruşu çok fazla vardır. Böyle olunca 
kadro duruşu da tamamen bu oluyor 
ve öncülük yeterli ölçüde gelişmiyor. 
Öte yandan bazı yönetim ve kadro an¬ 
layışları da ben işime bakarım, örgüt 
ve yaşam beni ilgilendirmez gibi PKK'- 
nin yönetim ve kadro anlayışmdan 
uzak, geçmişte tasfiyeci dönemin et¬ 
kisini yaşar yaklaşımlar da ortaya 
çıkmıştır. Eğer geçen yılda pratik-ör- 
gütsel çalışmalar ve mücadele gerekli 
düzeyde ortaya çıkmamış ve büyük 
gelişmeler yaratmamışsa. Önderliğin 
“İsmi var, cismi yok” dediği bir durum 
ortaya çıkmışsa, bunda birinci dere¬ 
cede sorumlu olan öncülük düzeyidir; 
yönetimin durumu, kadrolarm duru¬ 


mu, partinin durumudur; bu konuda 
var olan yanlış eğilimler en kısa za¬ 
manda giderilmeli ve bu tür anlayış¬ 
lar terk edilmelidir. 

Ne kadar konferanslar düzenleyip, 
eğitim yapsak ve tartışmalar geliştir- 
sek de parti öncülüğü hala yeterince 
gelişmemiştir. Parti öncülüğü olmaz¬ 
sa hiçbir gelişme yaratılamaz, Kür- 
distan’da yaprak bile kıpırdamaz. Her 
şey parti öncülüğünün güçlü bir bi¬ 
çimde gelişmesine bağlıdır. Her şey 
onun yaklaşımı, çabası ve üretimiyle 
elde ediliyor. Öncülüksüz hiçbir geliş¬ 
me sağlanmıyor. Kim öncülük olma¬ 
dan ve parti öncülüğü gerçekleşme¬ 
den de demokratik örgütlenme geli¬ 
şir, toplum örgütlenir, demokrasi 
mücadelesi verilir ve halk savunma 
güçleri gelişir diyorsa o bir yalancıdır, 
ona inanmamak gerekir, orada çar¬ 
pıtma var demektir. Geçen süreç bu 
gerçeği çok net olarak gösterdi. Bu 
anlamda hangi düzeyde olursa olsun, 
kadro düzeyimizde hala çok fazla 
kendine görelik ve keyfiyet vardır; bi¬ 
reycilik, dedikoduculuk ve grupçuluk 
vardır, kolektivizmden uzaklık vardır, 
ciddiyet zayıflığı vardır, titizlik azlığı 
vardır, tutuculuk vardır. 

Kendi kararını uygulama ciddiyeti 
bile gösterilemiyor 

Başta HPG olmak üzere bütün di¬ 
ğer alanlara baktığımızda şunu net 
görürüz: Kendi kararını uygulama 
ciddiyeti bile gösterilmiyor. Bol bol ko¬ 
nuşuluyor, kararlar almıyor, ancak 
alman karar ertesi gün bir tarafa atı¬ 
lıyor. Kendine göre “Doğru budur” de¬ 
yip bambaşka bir şey uyguluyor. Ken¬ 
di kararım bile uygulamıyor. Örgüt 
kararım hiçe sayıyor. Toplantı mı ol¬ 
muş, kongre mi olmuş, konferans mı 
yapılmış, karar mı almmış, umurun¬ 
da bile değil. Kongre ve örgüt kararla¬ 
rım bir yana bırakarak, kendi doğru 
bildiğini uyguluyor. Ondan soma da 
“Doğru yaptım, ben örgüt militanıyım” 
diyor. Ciddiyeti bu düzeydedir. Böyle 
olur mu hiç? Böyle örgüt gelişir mi? 
Örgütlü çahşma ortaya çıkar mı? Par¬ 
ti kararları hiçe sayılarak, bir yana iti- 




62 - 

lerek hiç parti militanı olunur mu? 
Partileşme geliştirilebilir mi? Bu 
mümkün değildir. Bunları basın ala¬ 
nında da kültür alanında da siyasi 
alanda da görüyoruz. 

Diğer yandan işleri umursamıyor, 
işe göre bir çalışma yapmıyor, işbölü¬ 
münü ve görev taksimini işe göre yap¬ 
mıyor. İşe göre kendini örgütleyip dü¬ 
zenlemiyor. Bürokratik bir yapı kuru¬ 
yor; ondan sonra istediği işi yapıyor, 
istemediğini yapmıyor. Örgüt planla¬ 
ma yapsa da, o istediği görevleri ka¬ 
bul ediyor, istemediğini etmiyor veya 
istediği kadar kabul ediyor, istemedi¬ 
ğini reddediyor. Görevi bırakıp gidi¬ 
yor, işleri jıüzüstü bırakıyor. Keyfiyet 
ve bireycilik düzeyi, örgütün abc’sini 
reddedecek kadar ileri boyutlara varı¬ 
yor. Böyle olunca işler ortada kalıyor. 
Görevler ve işlerin gereği yerinde ve 
zamanında başarıyla yerine getirilmi¬ 
yor. İşlerin sonuçları derlenmiyor. 
Örgütlü değildir, keyfidir; dolayısıyla 
denetim yoktur, rapor vermiyor. Ra¬ 
hatlıkla bu işler yapılamamıştır diye¬ 
rek çekip gidiyor. Ondan sonra da da¬ 
ha fazla imkân ve yetki istiyor. Parti 
benden hesap sorar demiyor. Kendi¬ 
ne göre en iyisini yaptığına inamyor. 
İş yapmamayı hak görüyor, buna rağ¬ 
men yine de daha fazla yetki ve im¬ 
kân isteyebiliyor. Böyle anormal du¬ 
ruşlar, tuhaflıklar var. 

Böyle olunca iş yapmamanm hesa¬ 
bı sorulamıyor. Denetim yoktur. Ra- 
por-talimat düzeni işlemiyor, dolayı¬ 
sıyla işlerin sonuçlan derlenip toplan¬ 


mıyor. Bazı çalışmalar yapılsa da, ol¬ 
duğu yerde kalıyor. Daha önce belirt¬ 
tiğimiz gibi, gerçekten de kendine gö¬ 
re herkes çalışıyor; Bazdan esas işler¬ 
de çahşıyor, bazdan tali işlerde çahşı- 
yor. Tabii çahşıyor görünmek için ça¬ 
lışanlar da vardır. Temel görev, asli 
görev, karar ve planla ortaya konulan 
görev bir yerde duruyor; bu görevi ya¬ 
pacağı yerde yapmaması gereken iş¬ 
lerde çalışıyor. Ardından da “Bakın, 
görüyor musunuz, ne kadar çaba har¬ 
cıyorum?” diyor. Böylece kendini kan- 
dınyor, bu biçimde örgütü de kandır¬ 
maya çalışıyor. Böyle çahşmalar da 
vardır. Ama çahşmalann hepsi böyle 
değildir. Niye bu durum ortaya çıkı¬ 
yor? Çünkü herkes bireyci çalışıyor, 
herkes kendine göre çalışıyor, herkes 
bir yerde çalışıyor. Örgütlü, disiplinli 
ve kolektif bir çalışma yoktur. Dolayı¬ 
sıyla çalışmanın sonuçlan bir yerde 
toplanmıyor. Her biri olduğu yerde 
paramparça kahyor ve eriyip gidiyor. 
Çok azı bir araya gehyor. Dolayısıyla 
bir araya gelen yeterli olmuyor, isteni¬ 
len sonucu ortayı çıkarmıyor. 

Fırsat ve imkânlar yeterince 
değerlendirilmiyor 

İşin üzerine gitmeyen, geriye çe¬ 
ken, pasif, düzeltilmezse oportünizme 
gidecek duruşlar da mevcuttur. İster 
yönetim düzeyi ister genel düzey ol¬ 
sun, örgütü büyütme, mücadeleyi ge¬ 
liştirme, fırsat ve imkânlan değerlen- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

dirme görevini kendi üzerinde görmü¬ 
yor. Şu anda kadro ve örgüt gerçeği¬ 
mizde bÜ 5 hık ölçüde böyle bir duruş 
vardır. Fırsatlar ve imkânlan değer¬ 
lendirerek çalışıp değer yaratan, onun 
üzerinde örgütü ve mücadeleyi büyü¬ 
ten, örgüte değerler aktaran bir duruş 
ve çahşma tarzı yerine hep örgütten 
isteyen, bekleyen, örgütten kadro, pa¬ 
ra silah, imkân ve ilişki alan, bunlan 
kullanan, bunlarla yetinen ve bunlan 
tüketen bir kadro duruşu vardır. İm¬ 
kânlar bu biçimde heder oluyor. Oysa 
örgüt çalışması için, mücadeleyi geliş¬ 
tirmek için fırsatlar ve imkânlar çok 
bü 5 nıktür. Halk ayaktadır. İstendiği 
kadar örgüt kuruiabilir; istendiği ka¬ 
dar meclis, komün, akademi, koope¬ 
ratif ve demek kurulabilir. Gençliği ve 
kadınıyla bütün halkın bu kadar 
ayakta olduğu bir dönemde istendiği 
kadar gerilla katılabilir, eğitilebilir, ör¬ 
gütlenebilir; istendiği kadar öz savun¬ 
ma yapılabilir. Hiç kimse bunlar için 
gerekli potansiyelin olmadığını söyle¬ 
yemez. Potansiyehn azlığı bir yana, 
tersine fazlalığı vardır. Fakat dikkat 
edilirse, çok dar bir örgüt ve mücade¬ 
le dumşumuz vardır. Ne gerilla iste¬ 
nildiği kadar büyüyor, ne KGK sistemi 
örgütleniyor, ne de yeni parti kadrola¬ 
rı alınıp eğitiliyor. Yani var olanı kom- 
yup devam ettirmeye çalışan tutucu 
bir dumş vardır. Tamam, geriye düş¬ 
müyor, yenilmiyor, direniyor, ama ge¬ 
lişen halk hareketine denk ve döne¬ 
min ihtiyaçlarını karşılayacak kadar 
büyümüyor. Zafer kazanacak, de¬ 
mokratik toplumu örgütleyecek bir 
parti, kadro ve örgüt dumşu da orta¬ 
ya çıkmıyor. Orta yolcu, idareci ve 
mevcut durumu koruyan bir tutucu 
dumş söz konusudur. 

Bu kadro dumşu da içinde bu¬ 
lunduğumuz süreçte mücadeleyi ge¬ 
liştirmemize ve çalışmaları yürütme¬ 
mize çok zarar veriyor. Oysa imkân- 
lann içinde olan kadrolardır, el atsa¬ 
lar bir sürü imkân ve ilişki bulacak¬ 
lardır. HPG ise yeni gerilla adaylan 
bulacak, cephane bulacak, kadro 
eğitecektir. Eğer halk çalışması yapı¬ 
yorsa ilişki bulacak, örgüt kuracak, 
imkân yaratacak, eylem yapacaktır. 
Ama bütün bunlan yapmıyor, seyre- 













Ekim 2009 | serxwebûn 


83 


diyor, bekliyor veya en az haliyle ya¬ 
pıyor, daraltıyor, büyütmüyor. Bu 
ciddi ölçüde dar, geri çekici ve tutu¬ 
cu bir yaklaşımdır. Görev ve sorum¬ 
luluklara doğru ve yeterli bir biçim¬ 
de sahip çıkmayan, cesaretle işlerin 
üzerine yürümeyen, bürokratik, key¬ 
fi, tüketici ve maddiyatçı bir duruşu, 
yaklaşımı ve tarzı ifade ediyor. 

Bu tür yetersizliklere rağmen belir¬ 
li bir çalışma da yürütülmektedir. Bu 
za 5 nflıklardan öteye bir de ters ve za¬ 
rar verici duruşlar vardır. Halkın üze¬ 
rinde kendini yaşatma gücü olarak 
görenler var. Fırsatlar ve imkânları 
halkın demokratik örgütlenmesini ve 
mücadelesini geliştirmek için değil, 
kendi yaşamı için kullanmayı esas 
alıyor. Sözü zarar verici, davranışı za¬ 
rar verici, tutumu zarar vericidir. 
Böylesi kadro ölçülerini oldukça aşın¬ 
dıran, geriye çeken ve zayıflatan du¬ 
ruşlar vardır. Militan kadro ölçülerin¬ 
de gerileme yaşanıyor. Çok duyarlı, 
disiplinli ve eğitilmiş titiz bir militan¬ 
lığı ortaya çıkarmak yerine, gerçekten 
de geri bir duruş yaşamyor. Bir mili¬ 
tan olarak toplumu eğitip örgütlemek 
üzere eriyen değil, militan ölçüleri 
kaybederek bireyci bir yaşama göz di¬ 
ken, fırsatlar ve imkânları o yönlü de¬ 
ğerlendiren tutum ve davramşlar da 
çoktur. Özellikle toplumsal çalışma 
alanında bu çok daha fazla ortaya çı¬ 
kıyor. Çevreden etkilenme çoktur, ka¬ 
pitalist modernitenin etkileri çok faz¬ 
ladır. Modemist yaşam tarzından et¬ 
kilenme, şu veya bu biçimde bu yaşa- 
mm etkilerini taşıma, günlük yaşamı 
ve çalışmaları buna göre ele alıp ör¬ 
gütleme birçok yerde aslında yaygın¬ 
ca yaşanıyor. Bu anlamda kadronun 
ideolojik duruşu, ideolojik mücadele¬ 
si ve bu temelde örgüt ve yaşam öl¬ 
çülerini geliştirmesi zayıftır. 

Kadro demek özgür ve demokratik 
yaşamda ölçü demektir 

Oysa parti kadro demektir, kadro 
da ölçü demektir. Partililik hiçbir za¬ 
man kimlikle olmuyor; yetkiyle, isim¬ 
le, ünle, namla kadro olunmuyor. 
Kadro demek, özgür ve demokratik 


yaşamda ölçü demektir; kadro de¬ 
mek, ahlaki ve politik duruşun en 
üst düzeyde temsil edilmesi demek¬ 
tir. Yoksa katıldım deyip kadro olun¬ 
muyor. PKK de reel sosyalist partiler¬ 
de olduğu gibi üye kaydedilip kimlik 
almarak edinilen bir partileşme yok¬ 
tur. Apocu çizginin partileşmesi böy¬ 
le değildir. Madem kadro ölçü ve 
doğru temsil demektir, o zaman öl¬ 
çülere bakmalıyız. Önderliğin ortaya 
koyduğu ölçüler, PKK’nin ortaya çı¬ 
kışından bu yana yarattığı ölçüler, 
binlerce şehidin temsil ettiği ölçüler, 
toplumun benimsediği ölçüler çok 
farklı bir düzeydedir. Buna karşılık 
günlük olarak birçok alanda temsil 
edilen ölçüler çok daha farklı ve geri¬ 
dir. Hatta bazıları bu ölçüleri redde¬ 
diyor. Parti ölçülerini aslında benim¬ 
semiyor veya doğru bulmuyor. Deği¬ 
şimi partiyi temsil eden ve halkı par¬ 
tiye çeken demokratik ölçülerin geri¬ 
ye çekilmesi, aşmdırılması ve değişti¬ 
rilmesi olarak görüyor. Kapitalist sis¬ 
temin kendi üzerinde yarattığı ölçü¬ 
leri Apocu çizginin Önderlik ölçüleri¬ 
ne ve özelliklerinin gereğine göre de¬ 
ğiştirme ve yenileme yerine. Önderlik 
ve parti ölçülerini zayıf görme, küçük 
görme, reddetme ve kendine göre öl¬ 
çüler oluşturma olarak ele alıyor ve 
partiyi tasfiye etmeye çalışıyor. 

Böyle bir iç tasfiyecilik vardır. Gizli 
tasfıyecilik bu anlamda devam ediyor. 
Kadro ölçülerine dönük her saldırı, 
her geriletme ve aşındırma tasfıyecilik 
demektir. Tasfıyecilik kadro ölçülerini 
aşındırmak, geriletmek ve zayıflatmak 
demektir; tasfiyecilik partiyi temsil 
edememek demektir. Onun için de 
gizlidir, içtendir; onun için de kolay 
görünmez. Eğer doğru ölçüler tuttu¬ 
rulmaz, yaşama ve mücadeleye bu öl¬ 
çüler temelinde bakılmaz ve bu konu¬ 
da oldukça netleşmiş olunmazsa, ne¬ 
yin tasfiyeci olduğu, neyin olmadığı 
görülemez. Hatta tasfiyeciliğe alet ve¬ 
ya zemin olunur. Bir de alet ve zemin 
olmanın ötesinde tasfiyeciliği yaşa¬ 
mak vardır. Şu tasfiyecidir, bu tasfiye¬ 
ci değildir diye bir ayrım yoktur. Her¬ 
keste biraz tasfıyecilik, biraz da dev¬ 
rimcilik vardır. Hangisinin etkili oldu¬ 
ğu kişinin katılımı, çabası, militan 


kadro ölçülerine yaklaşımı ve sahip 
çıkma durumuyla belirlenir. Bu ba¬ 
kımdan bu mücadele bir anlık değil¬ 
dir, süreklidir, dışta değildir, herkesin 
içindedir. Herkesin kendi kişilik ka¬ 
rakterine göre tasfiyeciliğe yatkm özel¬ 
likleri vardır. “Ne zaman bitecek de 
kurtulacağız” yaklaşımıyla tasfiyecili¬ 
ğe karşı mücadele olmaz. Böyle yakla¬ 
şımlar tasfiyeciliğe karşı mücadeleyi 
zayıflatan yaklaşımlardır. Hareket 
olarak kendimizi başarısız kılmamak 
için tasfiyeciliğe karşı mücadele bay¬ 
rağı açmışız, jmrütmeye çahşıyoruz. 
Ama öyle anlaşılıyor ki, tasfıyeciliğin 
ne olduğu, nerede olduğu doğru ve ye¬ 
terince görülmüyor. Tasfiyeciliğe karşı 
mücadelenin nasıl olması ve nasıl yü¬ 
rütülmesi gerektiği tam ve yeterli bir 
biçimde görülemiyor, bilinemiyor ve 
dolayısıyla mücadele edilemiyor. Hat¬ 
ta zaman zaman tasfiyeciliğe karşı 
mücadele adı altında aslında bal gibi 
tasfiyecilik yaşanabiliyor. Yani kadro 
ölçülerinden uzak durma, aşmdırma 
ve geriye düşme yaşanabiliyor. 

Özeleştiriye yaklaşımda hatalar 
ve yanılgılar var 

Tuhaf bir özelliğimiz var. Herkes 
başkasındaki yanlışlıkları mükem¬ 
mel görüyor. Yanlış gördüklerini ol¬ 
duğu gibi kendisi de yapıyor ve ken¬ 
dilerini hiç görmüyorlar. Kişinin 
kendisindeki yanlışı kendisine çok 
doğal geliyor. Bu anlamda özeleştiri¬ 
ye yaklaşımda hatalar ve yanılgılar 
var. Özeleştirisel yaklaşım yeterli de¬ 
ğildir. Özeleştiri lafta kalıyor, bazı 
kalıplarla sınırlı kalıyor, özlü ve de¬ 
rinlikli değildir. Çünkü başkasmdaki 
bir hatayı görüp eleştiren, aynı hata¬ 
yı yapmaz ve yaşamaz. Eğer aynısını 
yapıyor ve yaşıyorsa, o zaman kişi¬ 
nin özeleştirisel yaklaşımında bir sa¬ 
katlık ve eksiklik var demektir. Böy¬ 
le durumlar fazlasıyla vardır. 

Birbirimizi değerlendirmede ve an¬ 
lamada aslında zayıf değiliz, bu ko¬ 
nuda fazla kusur yoktur, eleştiri gü¬ 
cümüz iyidir. Fakat özeleştiriye yak¬ 
laşımımız ve özeleştiri gücümüz aynı 
düzeyde değildir, geridir, kendimize 



64- 

göredir. Kendi hata ve eksikliklerimi¬ 
zi adeta meşru görüyoruz. Bunlar 
için çok gerekçe yaratıyoruz. Hemen 
dışımızda gerekçe arıyoruz, nedenler 
buluyoruz. “Şundan oldu, bundan 
oldu, öbüründen oldu” diyoruz. Her¬ 
kesi suçluyor, kendi sorumluluğu¬ 
muzu görmüyoruz. Bu hatalı ve so¬ 
rumsuz bir yaklaşımdır. Kişi başka- 
smda hatalar görerek kendisini geliş- 
tiremez. Önderlik, Özgürlük Sosyolo- 
jisi’nde, temel bir Önderlik prensibi 
olarak çareyi kendinde bulmayı ilke 
edindiğini söylüyor. Başkasından bir 
şey beklemek yerine, çareyi kendin¬ 
de bulmak bir Apocu ilkedir. Çareyi 
kendinden bulmak demek, sorumlu¬ 
luğu kendinde görmek demektir. Bu 
başkasmda sorumluluk görmek yeri¬ 
ne, tam tersine kendini sorumlu gör¬ 
mektir. Ancak kendini sorumlu gö¬ 
renler, kendini çare yapabilecek bir 
özeleştirel sorgulama, dolayısıyla ye¬ 
nilenme yaratabilirler. 

Şimdi bu düzeyde bir öncülük so¬ 
runumuz vardır. Öncülükte zayıflık¬ 
lar yaşanıyor. Pratik-örgütsel çalış¬ 
maların zayıf ve yetersiz kalmasmm 
en temel ve belki de tek nedeni öncü¬ 
lüğün yetersizliği ve zayıflığıdır, kad¬ 
ronun yetersizlikleridir, ölçü ve örgüt¬ 
lenme zayıflıklarıdır, dolayısıyla parti¬ 
leşme za 3 nflıklarımızdır. 

Bununla birlikte örgütsel çalışma¬ 
da sistem sorunlarımız da vardır. Par¬ 
tide örgütlenme sorunları, parti komi¬ 
telerinin oluşması, görevlerine, so- 
rumluluklarma ve rollerine sahip çık- 
malan ve rol oynamalan, kolektif bir 
çalışma düzeni haline gelmeleri, bü¬ 
tün yönetimlerimize öncülük edecek 
ve Önderliğin yönetim tarzını taşıya¬ 
cak bir nitelikte olmaları önem taşı¬ 
yor. Mevcut duruma baktığımızda, ge¬ 
çen bir yıl içerisinde hem HPG’de, 
hem de genel hareket içerisinde 
önemli bir komite örgütlenmesi ve dü¬ 
zeni gelişmiş olmakla birlikte, bunlar 
belli düzeyde rol oynasalar da, henüz 
oynadıkları rol çok dar olup başansı 
azdır. Öncülük bu anlamda yetersiz¬ 
dir, zayıftır. Oysa pratik şunu gösteri¬ 
yor: Parti öncülüğü, komiteleri geliş¬ 
tikçe, o alanda örgüt ve Önderlik ölçü¬ 
leri de gelişiyor; moral, istek, coşku. 


cesaret, fedakârlık, kolektivizm, yol¬ 
daşlık gelişiyor. O anlamda parti ön¬ 
cülüğüne, somut olarak da komite ön¬ 
cülüğüne, parti örgütlülüğüne her 
alanda ihtiyaç ve istek vardır. Pratik 
en fazla da buna ihtiyaç duyulduğunu 
gösteriyor. Fakat işin henüz çok ba- 
şmda bulunuluyor. Bu alana da yak¬ 
laşımlar yetersizdir, za 3 nftır. Güçlen¬ 
dirilmesi, yayılması ve kesinlikle nite¬ 
likli hale getirilmesi gerekiyor. 

Parti örgütlülüğüne her alanda 
ihtiyaç vardır 

Bununla birlikte KCK sisteminin 
örgütlenmesinde zayıflıklarımız var¬ 
dır. Yani sisteme göre çalışma, siste¬ 
mi örgütleme, bütün örgüt ve eylem 
çalışmalarını KGK sistemi dahilinde 
yapma kesinlikle gereklidir. Her alan 
KGK sistemine göre örgütlenmiyor. 
Kendine göre duran ve işleri ele alan 
alanlar vardır. Örneğin Güney ve hat¬ 
ta Doğu Kürdistan çabşmalan siste¬ 
mi esas almıyor. Bazı alanlar biçimsel 
ele alıyor. Örneğin Batı Kürdistan’da 
böyledir. Biçim vardır, özü veya içeri¬ 
ği yoktur, bunun gerekleri yerine ge¬ 
tirilmiyor. Kuzey’de fırsatlar ve im¬ 
kânlar çoktur. Birçok örgütlenme 
adımı da atılıyor. Ancak bunlar biçim 
ve içerik ba kım ından zayıf kaldığı gi¬ 
bi, sisteme kavuşmuş da değildir. Bu 
anlamda görev ve sorumluluklar ce¬ 
saret ve fedakârlıkla üstlenilmiş de¬ 
ğildir; görev ve sorumluluktan kaçış, 
zayıf yaklaşımlar ve kendine görelik- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

ler vardır. Yurtdışmdaki çeşitli alan¬ 
lar da yine öyledir. Bazı yerlerde ger¬ 
çekten de hiçbir engel yokken, yine 
de örgütsel sistem geliştirilemiyor. 
Örneğin BDT’de hiçbir yasal engel 
yoktur. Olabileceği kadar fırsatlar da 
vardır. Burada belki Kürdistan’ı kur¬ 
taracak bir örgüt ortaya çıkmayabilir, 
ama KCK sistemi özü ve biçimiyle bu¬ 
rada tamamıyla uygulanabilir. Ama 
bu bile başarılmış değildir. 

Demek ki KCK sistemini anlama¬ 
ma, bu sisteme inanmama ve benim¬ 
sememe, bazı yönlerini alıp bazı yön¬ 
lerini almama vardır. Yoksa niye böy¬ 
le olsun? Uygulamamamn önünde 
başka herhangi bir neden olabilir mi? 
Anlaşılıp benimsense ve esas alınsa, 
gerçekten uygulama önünde hiçbir 
engel yoktur. Ne var ki, hiç engel ol¬ 
mayan yerlerde de uygulamaya giril¬ 
miyor. Engel olan, zorluk bulunan 
yerler vardır. Oralarda bile “Uygula- 
namayışı devletlerin engellemesinden 
değil, esas olarak bizden kaynaklam- 
yor” diyorlar. Bazı yerler için belki 
baskı, tutuklama ve engel var denile¬ 
bilir. Ama engel olmayan, yasal mev¬ 
zuatı uygun olan alanlarda da aynı 
durum yaşanıyor. Demek ki burada 
tam katılmama vardır. Önderlik, 
“KCK benimle başladı, benimle bitti" 
derken, kendi sisteminin benimsen- 
mediğini, dolayısıyla milliyetçi devlet¬ 
çi sistemin aşılamadığını ifade etti. 
Hala sistem olarak devleti esas alma 
aşılmamış ve devletçi zihniyet tüm¬ 
den bırakılmıştır. Demokratik konfe- 
deralizme yaklaşım samimi, tutarlı ve 











Ekim 2009 | serxwebûn 


65 


bütünlüklü değildir. Birçoğuna göre 
hayal gibi geliyor ve uygulanmaz ola¬ 
rak görülüyor. Dışımızda bunu söyle¬ 
yenler var; bunlar yazıp çiziyor, pro¬ 
paganda ediyorlar. Belli ki onlarm 
söyledikleri bizim ortamımızı da etki¬ 
liyor. Bazılan söylüyor, bazılan söyle¬ 
miyor, ama içten içe durum böyledir. 

Serhıldana kalkan halk kendilerine 
yol gösterilmesini istiyor 

Bu konuda ikiyüzlülük de var, 
böyle olmaz, samimi ve açık olunma¬ 
sı gerekiyor. Halk ayaktadır, halk bu 
kadar cesaret ve fedakârlık gösteri¬ 
yor, serhıldana kalkıyor ve kendisine 
yol gösterilmesini istiyor. Ama dikkat 
edilirse bu görevler yerine getirilmi¬ 
yor. Kadro azlığı ve imkânlarm sınır¬ 
lılığı bunun için neden olarak göste¬ 
rilemez. En azından var olan kadro 
ve imkânlar ölçüsünde örgüt yaratıl¬ 
ması ve temel kurumlann oluşturul¬ 
ması gerekir. Ama bunlar da yapılmı¬ 
yor. Demek ki burada ciddi bir anla¬ 
yış zafiyeti vardır. Devletçi zihniyeti 
aşamama, demokratik konfederaliz- 
mi anlamama, özümsememe ve be¬ 
nimsememe vardır. Dolayısıyla da 
çalışmada istek ve çaba azlığı vardır. 
Bu konuda kaygılar ve endişeler var¬ 
dır. Bunu itiraf etmekten çekinme¬ 
meliyiz. Bu tür yaklaşımlar bir bakı¬ 
ma doğal bir durumdur. Beş bin 30 !- 
dır devletçi sisteme secde ediyoruz. 
İnsanlığın ruhu devlet haline getiril¬ 
miş, herkes devletperest yapılmıştır. 
Önderlik demokratik konfederalizm 
deyince, hemen bir çırpıda “Devleti 
bıraktık, demokrasiyi aldık” diyeme¬ 
yiz. Bu ciddi bir kavramayı, eğitimi 
ve zihniyet değişimini gerektiriyor. 
Bu öyle bir çırpıda hemen değiştim 
diyerek olabilecek bir iş de değildir. 

Bu bakımdan aslında durum an- 
laşıhrdır. İstediğimiz kadar kendimi¬ 
zi gizleyelim, itiraf etmeyelim, ama 
pratik kendisini ele veriyor. Yani ka¬ 
famızı kuma gömsek de gövdemiz dı- 
şandadır, pratiğimizin sonuçları or¬ 
tadadır, herkes bunu görüyor. Ön¬ 
derliği İmrah’ya koydular, her tarafı¬ 
nı kapattılar. Ama Önderlik yine de 


görüyor, yine de görmesini engelle- 
yemediler. Çünkü yoğunlaşıyor, 
amaca kilitleniyor ve o an yapılması 
gerekeni yapıyor. Sonuç alma gerçe¬ 
ği bu kadar açıktır. Onun için bu 
konuda daha samimi, daha dürüst, 
daha gerçekçi bir yaklaşım içinde ol¬ 
maya ihtiyaç vardır. İşi daha doğru 
dürüst, bütünlüklü ve derinlikle ele 
alıp büyük bir çabayla kendimizi bu 
konuda yenilememiz ve değiştirme¬ 
miz gerekiyor. Zihniyet değişiminden 
kasıt budur. Önderliğin zihniyet dev¬ 
rimi için beş ciltlik kitap yazması 
buradan kaynaklandı. Önderlik he¬ 
men anlamadığımızı gördü. Mevcut 
bilincimizin öyle kolayca değişmeye¬ 
ceğini biliyor. Bunu saglatabilmek 
için bu kadar çaba harcıyor, yazıyor, 
konuşuyor, okuyor, inceliyor, araştı- 
nyor, yoğunlaşıyor. Görmeden de bi¬ 
zi bizden daha iyi bilen ve an a liz 
eden bir tutumu gösteriyor. Bu ba¬ 
kımdan sistem olmada, sisteme yak¬ 
laşımımızda da zayıflıklar vardır. 

Önderlik kazanıp örgüt yaptı 
biz kovduk veya kaçırttık 

Ayrıca tarz sorunlarımız vardır. 
Günlük pratiğin jnirütülmesi ve yö¬ 
netilmesi ve iş yapma tarzımızda so¬ 
runlar vardır. Önderlik, Özgürlük 
Sosyolojisi’nde, “Politika görevleri be¬ 
lirleme sanatıdır, ahlak da onları ba¬ 
şarıyla yapma tarzıdır" diyor. Bizim 
politik duruşumuzda da zayıflıklar 
vardır. Ahlaki duruşumuzdaki zayıf¬ 
lıklar daha fazladır. Görev ve sorum¬ 
lulukları yeterli, doğru ve yerinde be¬ 
lirlemede zajaflıklanmız vardır. Da¬ 
raltıyoruz, kendimize göre yapıyoruz. 
Örgütün belirlediklerini, kongre ve 
konferansın kararlaştırdıklarını bir 
tarafa bırakıyor, bu alanda kendimi¬ 
ze göreligi esas alıyoruz. Ama daha 
çok da tarz sorunlarımız vardır. Be¬ 
lirlenmiş görevleri yerine getirmedeki 
tarzım ız çok daha kötüdür. Bizi uçu¬ 
rumlara götürüyor. İmkânlar ve fır¬ 
satları heba ettiriyor. Toplumsal ça¬ 
lışma içerisinde, halk içerisinde ger¬ 
çekten halka zarar veriyor. Halkı 
eğitmeyi ve örgütlemeyi bir yana bı- 



“Hdı düşünme, derin düşünme 
gücümüz yok. Bir de düşünmeye 
ihtiyaç duymuyoruz. Kafamıza 
nasıl eserse, aklımıza nasıl gelirse 
hemen olduğu gibi yapmak istiyor 
ve ardından uçuruma yuvadanıyoruz. 
Kendimize zarar veriyoruz; en çok 
da partiye, örgüte, çevremize ve halka 
zarar veriyoruz. HPG'de savaşçılara 
zarar veriyoruz. Bu kadar kayıp ve 
şahadet bunun sonucunda yaşanıyor. 
Bu anlamda bilançolar ağır oluyor” 

rakahm, çoğu tarz halkı kaçırtıyor, 
kopartıyor, uzaklaştırıyor. Yıllarca 
partiye katılmış. Önderliğe sempati 
duymuş ve hizmet etmiş insanları ör¬ 
gütten uzaklaştırıyor, kopartıyor. 
Şimdi soruyoruz: 1980’den beri PKK 
Ortadoğu’ya, giderek bütün dünyaya 
açıldı, her yerde örgütlenmesini ge¬ 
liştirdi; kadrolarıyla birlikte kitlesi de 
oldu. Önderliğin otuz yıl önce bütün 
alanlarda başlatıp oluşturduğu iliş¬ 
kilerin durumu nedir? Araştıralım, 
büyük çoğunluğu örgütte yoktur. 
Önderlik kazanıp örgüt yaptı, biz 
kovduk veya kaçırttık. Ortaya çıkan 
sonuçlar budur. Bunlar yaşanıyor. 

Meşru savunma alam da böyledir. 
Acaba kayıplanmızm jdızde kaçı mü¬ 
cadelenin gereklerine göre olmuştur? 
Yüzde otuzu, kırkı bile buna göre değil 
diyorlar. Bunu HPG Konseyi ve Konfe¬ 
ransı böyle tammiıyor. Yüzde 60-70’i 
tarz hatasmdan, kişisel yanlışlıklar¬ 
dan, kadro ve komutanm hatalann- 
dan kaynaklamyor. Bu anlamda böyle 
çok keyfi, bireyci, ölçüsüz, görevleri 
doğru belirlemeyen ve onlan başanyla 
hayata geçirecek yol ve yöntemi bula¬ 
mayan, günübirlik, düşünmeden, he¬ 
sap yapmadan ve planlamadan hare¬ 
ket eden tarzlardan kaynaklanıyor. 
Böyle durumlar var mıdır? Evet, fazla¬ 
sıyla vardır. Bizde en yaygm olan tarz 
budur. Zaten hızh düşünme, derin dü¬ 
şünme gücümüz yoktur. Bir de dü¬ 
şünmeye ihtiyaç duymuyoruz. Kafa¬ 
mıza nasıl eserse, aklı mıza nasıl gelir¬ 
se hemen olduğu gibi yapmak istiyor 









66 - 

ve ardından uçuruma yuvarlanıyoruz. 
Kendimize zarar veriyoruz; en çok da 
partiye, örgüte, çevremize ve halka za¬ 
rar veriyoruz. HPG’de savaşçılara za¬ 
rar veriyoruz. Bu kadar kayıp ve şaha¬ 
det bunun sonucunda yaşamyor. Bu 
anlamda bilançolar ağırdır. İdeolojik, 
örgütsel ve pratik çalışmalann önünde 
engel olan hususlara ilişkin de bunla- 
n belirtmek gerekir. 

Halk müthiş direniyor gerilla 
kahramanlık çizgisinde savaşıyor 

Bütün bunlar bir örgütsel ve pra¬ 
tik çalışma yoktur, mücadele edilmi¬ 
yor, çalışılmamıştır anlamma gelmi¬ 
yor. Hayır, dişe dokunur bir mücade¬ 
le vardır, halk ayaktadır ve direniyor, 
parti direniyor, gerilla direniyor, ce¬ 
saret ve fedakârlık dünyada hiç kim¬ 
senin sahip olmadığı kadar ileri dü¬ 
zeydedir. Çaba da, emek de, bütün 
bunlarla gerçekleşen büyük bir mü¬ 
cadele ve direniş de vardır. Bunlar 
zaten gözler önündedir. Bunlar var 
olduğu için tek yanlı çatışmasızbk 
sürecinde tanımladığımız kazanımla- 
rı ortaya çıkardı. Bu nedenle dışımız¬ 
daki bütün güçlere Kürt politikasın¬ 
da değişimi dayatıyoruz. Onları kendi 
yaklaşımlarını ve yöntemlerini değiş¬ 
tirmeye zorluyoruz. Bu zorlama hala 
devam ediyor. Bu çalışma ve müca¬ 
dele var olduğu için bütün imha ve 
tasfiye planlan yenilgiye uğratılmış, 
boşa çıkanimış, başansız kılınmıştır. 
Bunlar birer gerçektir. Bu anlamda 
ideolojik mücadele de, askeri müca¬ 
dele de, siyasi mücadele de vardır. 
Halk müthiş direniyor, çocuklar ve 
kadınlar direniyor. Gerilla kahra¬ 
manlık çizgisinde savaşıyor. Üzerine 
görev düştüğünde, meşru savunma 
savaşım büyük bir cesaret ve feda¬ 
kârlıkla yürütüyor. Bunlar da birer 
gerçektir. Mevcut eleştiriler bunları 
yok saymıyor. Bu mücadeleler içeri¬ 
sinde ortaya çıkmış olan yetersizlikle¬ 
ri, hataları tanımlamayı ifade ediyor. 

Böyle bir mücadele vardır; ama 
dikkat edilirse bu mücadele zafer ya¬ 
ratabilmiş, inkâr ve imha sistemini 
kırabilmiş değildir. Bu mücadele im¬ 


ha saldırılannı boşa çıkanyor, yenilgi¬ 
yi önlüyor, direnişi sürdürüyor. An¬ 
cak bununla sonuç alamadığımızı da 
söyledik. Yürüttüğümüz mücadelede 
istediğimiz ve almamız gereken so¬ 
nuçları henüz alamadık. Neden ala¬ 
madık? İşte bu hata ve eksikliklerden 
dolayı alamadık. Öncüde, kadroda ve 
parti örgütlülüğünde yaşanan zayıf¬ 
lıklar ve yetersizlikler nedeniyle ala¬ 
madık. Sistem zayıflıklarımız, tarz ha¬ 
talarımız nedeniyle alamadık. Bu ha¬ 
ta ve eksiklikler yüzünden kendim iz i 
inkâr ve imha sisteminin iradesini 
tümden kıran ve Kürt sorununun de¬ 
mokratik çözümünde zafer kazanan 
bir noktaya getiremiyoruz. Bu neden¬ 
le ortaya koyduğumuz eksiklikleri, ye¬ 
tersizlikleri ve yanlışlıklan önemse¬ 
memiz gerekiyor. Eleştiri ve tartışma 
yaparken, elbette olumsuzluklan aş¬ 
mak için bunları öne çıkarıyoruz. 
Yoksa yapılan çalışmalan sıralayabili¬ 
riz. Fakat buna ihtiyaç yoktur. Bunlar 
zaten örgütündür ve mücadele olarak 
pratiğe de yansıyor, halk örgütlülüğü 
olarak somutlaşıyor. Önemli olan da¬ 
ha bü 5 mğünü gerçekleştirmek, onu 
yapabilmek için de önümüzde var 
olan engelleri aşabilmek, hata ve ye¬ 
tersizlikleri giderebilmektir. Eleştiri- 
özeleştiri bu nedenle gereklidir. 

Bu nedenle pratiğin hata ve eksik¬ 
liklerine eleştirel yaklaşmamız gere¬ 
kiyor. Bu nedenle değerlendirmeleri 
böyle eleştirel bir düzeyde ele aldık. 
Yoksa pratik çalışmaların hiç olma¬ 
dığı, hiç çalışılmadığı söylenemez. 
Tersine, 10. Kongre’nin ortaya çıkar¬ 
dığı partileşme iradesi. Hareketin ve 
toplumun önüne koyduğu “Önder 
Apo’ya Özgürlük” hedefi temelinde 
en yoğun pratik-örgütsel çalışmalar 
ve mücadele bu geçtiğimiz yıl içeri¬ 
sinde yürütülmüştür. Herkes böyle 
bir mücadele içerisinde yer aldı, bu 
mücadeleyi etkili bir biçimde geliş¬ 
tirmek için de çalıştı. Fakat dikkat 
edilirse, böyle yapmamıza rağmen, 
çalışmalar içerisinde ciddi bir yeter¬ 
sizlik durumu söz konusudur. Bunu 
biz de görüyoruz, halk da görüyor. 
Önderlik gerçeğimiz de gördü ve ifa¬ 
de etti. Dolayısıyla pratiği bu biçim¬ 
de değerlendirerek, zayıflıklar ve ye- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

tersizliklere yol açan hata ve eksik¬ 
likleri bulup gidermemiz gerekiyor. 

İzlenen politikanın başarı imkânları 
kadar riskleri ve tehlikeleri de vardır 

Sonuç olarak 2009 yılı siyasi mü¬ 
cadele ağırlıklı bir yıl oldu. 29 Mart 
seçim sonuçlan bu durumu ortaya 
çıkardı. Yönetim ve hareket olarak 
13 Nisan tarihinde tek yanlı çatış- 
masızhk sürecini ilan ederken de 
yaklaşımımız bu yönlüydü. Yılm bu 
düzeyde geçeceği az çok belliydi. Biz 
kendimizi buna göre hazırladık, ça¬ 
lışmalarımızı bu temelde planladık. 
Bu çerçevede mücadele ederek başa- 
nlı olacağımıza ve kazanacağımıza 
inandık. Elbette her izlenen politika¬ 
nın başan imkânları kadar riskleri 
ve tehlikeleri de vardır. Biz bunlan 
da gördük, değerlendirdik. Mevcut 
politikanm başarı yönünün daha 
fazla ve güçlü olduğuna inanarak, 
böyle bir politika izlemeyi uygun 
bulduk. Geldiğimiz noktada izlediği¬ 
miz bu politikanm sonuçlarını kap¬ 
samlı bir biçimde değerlendirdik. İfa¬ 
de ettiğimiz gibi hala da değerlendi¬ 
riyoruz. Süreç tam sonuçlanmadı, 
kesin bir netlik oluşmadı; fakat bü¬ 
yük ölçüde netleşmiş ve sonuçlan¬ 
mış bir durum da yaşanıyor. 

Bu çerçevede önemli kazanımlar 
ortaya çıkmıştır. Biz bunları dikkat¬ 
le ele alıyor, önemsiyor ve küçüm¬ 
senmemesi gerektiğine inanıyoruz. 
Fakat yapılması gereken işler daha 
çoktur; eksik ve zayıf kalan yönleri¬ 
miz de vardır. Bu zayıflıkları ve ek¬ 
siklikleri gidererek yapılmamış olan¬ 
ları yapmamız gerekiyor. Olası sal¬ 
dın yaklaşımlarına karşı en küçük 
bir duyarsızlık ve zayıflık gösterme¬ 
den, her an etkili bir biçimde diren¬ 
meye hazır olmak durumundayız. 
Çünkü devlet fırsat bulduğu an kap¬ 
samlı bir askeri harekâtla bize dar¬ 
be vurmaya çalışacaktır. Dolayısıyla 
gerektiğinde meşru savunma alanı 
başta olmak üzere her alanda kıya¬ 
sıya bir mücadele yürüteceğimiz de 
görülmeli ve buna göre kendimizi 
hazır tutmalıyız. 




Ekim 2009 | serxwebûn 


67 


Geçen aylarda siyasal mücadeleyi 
esas alan ve demokratik çözümü zor¬ 
layan böyle bir politika izlediğimiz için 
pişman değiliz, hatalı olmadığma ina¬ 
nıyoruz ve şimdiye kadar önemli geliş¬ 
meler yarattığımızı düşünüyoruz. 
Eğer bu süreci derinleştirecek bir ör¬ 
gütsel duruş ve mücadele ortaya ko¬ 
yabilirsek elbette kazanımlar artacak¬ 
tır. Ama bu durum aym şeyler yapıla¬ 
cak anlamına gelmiyor. Önümüzdeki 
süreçte ortaya çıkacak her türlü deği¬ 
şiklik ve gelişmeye göre uygun ve ye¬ 
terli tutum ve davramş gösterdiğimiz, 
onun gereklerine göre hareket ettiği¬ 
miz ölçüde başarı kazanacağız. 

Şu ortaya konuldu: Asimda mevcut 
durumda ortaya çıkan gelişmelere da¬ 
yanarak demokratik siyasi mücadele 
geliştirilebilir. Demokratik siyasi çö¬ 
züm için, Türkiye’nin demokratikleş¬ 
mesi için ortam belirli düzeyde olgun¬ 
laşmıştır. Toplum bu yönlü istekli ve 
açıktır. Kürt toplumu eyleme de geçi¬ 
yor, fakat tam örgütlü değildir. Türkiye 
toplumu ise eyleme geçemiyor, çünkü 
örgütsüzdür. Bunlarm hepsini mevcut 
devlet zihniyeti ve özel savaş yaklaşımı 
engelliyor. Ashnda demokratikleşme¬ 
nin ve demokratik siyasi çözümün 
önünde bu güçler engel oluşturuyor. 
Bu gerçeği iyi görmemiz, duyarlı olma¬ 
mız, devlet gerçeğine ve onun gerekle¬ 
rine göre hareket etmemiz gerekir. Biz 
bunları gördüğümüz ve buna uygun 
hareket ettiğimiz ölçüde, bu süreçten 
de başarılı çıkacağımıza inamyoruz. 
Yani siyasi mücadeleyi derinleştirerek 
sürdürmek, propaganda ve ajitasyon 
çalışmalarını geliştirmek, toplumun 
demokratik örgütlülüğünü ilerletmek 
ve meşru savunmamızı güçlendirmek 
bizi her koşulda daha aktif mücadele 
etme ve kazanma sonucuna götüre¬ 
cektir. Bu temelde hem önümüze çıka¬ 
cak fırsatlar ve imk â nları doğru ve ye¬ 
terli bir biçimde değerlendireceğiz, 
hem de bize yöneltilen saldırılara karşı 
etkin ve aktif cevap vereceğiz. Bunu 
böyle yürütebildiğimiz, gelişmeleri anı 
anma izleyip doğru degerlendirebildigi- 
miz, yeterli bir duyarlılıkla yaklaşıp 
doğru tespitler yaparak süreci başarıy¬ 
la yönetebildiğimiz ölçüde, pratik ola¬ 
rak başarılı olacağımız açıktır. 


Bunun için katılımcılık gerekiyor. 
Yani bu konuda herkese sorumlu¬ 
luk düşüyor, herkesi katmak ve so¬ 
rumlu kılmak gerekiyor. Herkesin 
böyle bir duyarlılıkla hareket etmesi 
şarttır. Bu olmazsa, sadece bazı ör¬ 
gütlerimizin ve güçlerimizin yaklaşı¬ 
mıyla, yeterli ve doğru kararıyla iş¬ 
ler yürümez. İkincisi ise, anlayış dü¬ 
zeyimizin yükseltilmesi ve kavrama 
düzeyimizin geliştirilmesi gerekir. 
Bu da eğitimlerimizin daha güçlü ve 
daha yetkin olmasmı gerektiriyor. 
Mevcut eğitim çalışmalarımız önem¬ 
lidir, küçümsenmemelidir. Eğitimler 
hem yaygınlaştı, hem de savunma¬ 
lar temelinde teorik düzey bakımın¬ 
dan daha da güçlü hale geldi. Ama 
pratik bakımdan durum öyle değil¬ 
dir. Yani eğitimlerimizin pratikten 
kopuk olma durumu vardır. 

Sadece bir bilgi edinme eğitimi 
yapmıyoruz militan yetiştiriyoruz 

Bu durum birkaç şeyden kaynakla- 
myor olabilir. Birincisi, tartışmalar çok 
fazla teorik kalıyor, pratiğe indirgene¬ 
miyor, örgütsel ve eylemsel çahşmayla 
bütünleştirilemiyor. Bu b a kımdan 
pratikten çok kopuktur. Oysa tartış¬ 
malar pratiğin sorunlanyla bütünlük¬ 
lü olmalı, değişik alanlardaki pratikle¬ 
ri irdeleyip değerlendirmelidir. Her eği¬ 
tim devresi bir kongre gibi olmalıdır. 
Konferans bir alam ifade ediyor; dola¬ 
yısıyla konferans gibi değil de kongre 
gibi olmalı, her alanm pratiğini irdele- 
melidir. İkincisi, günlük yaşam eğiti¬ 
me dönüştürülebilmelidir. Bu konuda 
da zayıflıklar vardır. Özellikle bazı şey¬ 
ler, güvenlik nedenleri, dolayısıyla üs¬ 
lenme ve çahşma tarzımız gerekli dü¬ 
zen ve disiplini sağlamada eksiklik ya¬ 
ratıyor ve gedikler ortaya çıkanyor. 
Eğitimler eskiden daha derli topluydu, 
öyle sorun yoktu. Kişisel özellikler ve 
davramşlar daha net açığa çıkıyor, bu 
temelde eleştiri-özeleştiri, denetim ve 
disiplin daha fazla gelişiyordu. Şimdi 
bu konuda da eksiklikler vardır. 

Yönetim ne ortaya çıkarmış, so¬ 
runları ne kadar çözmüş, ne kadar 
öğretmiş, ne kadar tarz ve üslup ya¬ 


ratmış, ne kadar kişilikleri değiştirip 
dönüştürmüş? Bununla ne kadar il¬ 
gili olmuş, başarmış? Bunlar üzerin¬ 
de durmak gerekir. Bunlar olmazsa, 
sadece toplantılar, tartışmalar ve bil¬ 
gi edinmekle eğitim yeterli olmaz. 

Kuşkusuz bunları küçümseme¬ 
mek gerekir. Biz sadece bir bilgi 
edinme eğitimi yapmıyoruz, militan 
yetiştiriyoruz. Taktik eğitim yapıyo¬ 
ruz, görev insanı ortaya çıkarıyoruz. 
Hangi görevler vardır? Görevler or¬ 
tadadır. İşte planlamamızı ortaya 
koyduk. Bu planları hayata geçire¬ 
cek insan var mıdır? Böyle bir insan 
hazır mıdır? Herkes bir ölçüde hazı¬ 
rım diyor. Fakat isüfacıhk ve kendi¬ 
ni geri çekmeler çokça vardır; pra¬ 
tikte işin gereği yerine getirilmiyor. 
Bir de şöyle bir durum var; Kimse 
kimsenin yaptığını beğenmiyor. Pra¬ 
tikte çekiştirme ve didiştirme çok 
fazladır. Bu yanlıştır, hemen her şe¬ 
yi dıştan beklemekten kaynaklanı¬ 
yor, kendini yeterli, görevli ve so¬ 
rumlu görmemekten kaynaklanıyor 

Partileşmede, mücadelede ve ör¬ 
gütlenmede bir hamle yapmayı önü¬ 
müze koyduğumuza göre bunu eği¬ 
timden başlatmalıyız. Ancak eğitim 
sistemimizde bir gelişme yaratarak, 
eğitimimize bir hamle yaptırarak pra- 
tik-örgütsel çalışmalarda bir hamle- 
sel durumu ortaya çıkarabiliriz. Du¬ 
yarlı olan, değerlendirme yapan, sü¬ 
reci değerlendirerek doğru karar ve¬ 
rip pratiğe geçirebilen kadroyu ancak 
bu temelde ortaya çıkarabiliriz. De¬ 
mek ki süreci başarıya götürmenin 
önemli bir alanı eğitim çalışmaları¬ 
mızı güçlü ve başarılı yürütmektir. 
Bu süreçte bu çalışmalan küçümse¬ 
memeliyiz. Gerçekten de elimizde bü¬ 
yük bir hazine vardır, ciddi bir fırsat 
vardır. Bu savunmalar kimin eline 
geçse, bunlara dayanarak zafer üstü¬ 
ne zafer yaratır. Eğer biz böyle bir 
durumu ortaya çıkaramazsak, en kö¬ 
tü olmayı hak etmiş oluruz. Oysa bu¬ 
na layık değiliz, h a kkımız bu değil¬ 
dir. Bu kadar fedakârlık ve cesaretin 
sonucu bu olamaz. Böyle cesaret ve 
fedakârlık içinde olanlar, onu göste¬ 
renler, büyük başarının yaratıcısı da 
mutlaka olmalılar. 



SERXWEBÛN I Ekim 2009 


Kültür sanat çalışmaları 
bir halkm yaşam faaliyetleridir 

“insanlığın tümünü hedefleyerek saldıran kapitalist modemite sistemi ile bir uzlaşı içinde, Kürt kültürüne 
soykırım dayatan başta Türk devleti olmak üzere tüm egemen devletlere karşı kültür sanat cephemiz yeni döne¬ 
min gereklerine göre kendini örgüüemeli ve Apocu tarzda yaraücıhğım konuşturmahdır. Önderliğimize ve onun 
şabsmda tüm kutsal değerlerimize her taraftan saldıranlara karşı kültür sanat çahşmalanmız toplumsal görevleri 
içinde olan ajitasyon ve propagandayı her zamankinden daha güçlü yapmahdır. Tüm değerlerimizi sanat üslubu 
ile estetize etmek bunları topluma taşırmada daha fazla incelikli ve hassas olmak dönem görevlerimiz içindedir” 

4. TEV-ÇAND Konferansı Sonuç Büdtgesi 


4. TEV-ÇAND Konferansı ülkemiz¬ 
de ve bölgemizde yoğun siyasi ve top¬ 
lumsal gelişmelerin yaşandığı bir dö¬ 
nemde gerçekleşti. Konferansımız 
kültür sanat faaliyetlerimizi geliştir¬ 
mek için yaşanan sorunları aşmaya 
dönük derinlikli tartışmalar yapıp 
önemli kararlar alarak başarılı bir şe¬ 
kilde tamamlandı. Önderliğimizin 
Kürt sorununa demokratik siyasal 
yöntemlerle çözüm bulma amaçlı ha¬ 
zırladığı yol haritasmm gündemde yo¬ 
ğunca tartışıldığı bir dönemde ger¬ 
çekleşen konferansımız, olası geliş¬ 
melere cevap olmak açısmdan kültür 
sanat cephesinde bir hazırlık toplan¬ 
tısı da oldu. Konferans hazırlık çalış- 
malannı yürütürken bü 5 mk sanatçı 
Aram Tigran’ı yitirdik. Anısma bağlı¬ 
lık konferansımıza güç katü. 

4. Konferansımız, 3. TEV-ÇAND 
Konferans tespitleri, kararları ve 10. 
Parti Kongresi’nin kadro ölçüleri ve 
çalışma tarzını esas alarak gerçek¬ 
leşmiştir. Bu anlamıyla 4. TEV- 
ÇAND Konferansı 3. Konferansımı¬ 
zın yerine getirilemeyen felsefik ideo¬ 
lojik sanatsal ve örgütsel hedeflerini 
10. Parti Kongre kararlığıyla yerine 
getirmeyi amaçlamaktadır. Bu te¬ 
melde konferansımız yeni kararlara 
gitmiştir. 3. TEV-ÇAND Konferans 
çizgisinin çalışma alanlarında pra¬ 
tikleşmesine karşı kültür sanat ala- 
mnda, karşı bir direniş ile karşılaştı¬ 
ğını tespit eden 4. Konferansımız bu 
direnişi aşıp kendi çizgisinde faaliyet 
yapma konferansı olmaktadır. 


4. TEV-ÇAND Konferansı Önderli¬ 
ğimizin Demokratik Uygarlık Manifes¬ 
tosu adı altmda kaleme aldığı son sa¬ 
vunmalarım kültür sanat faaliyetleri¬ 
miz için bir manifesto olarak kabul et¬ 
ti. Konferansımız bu anlamda Komü- 
nal demokratik kültür değerlerimizi 
Apo’cu tarz ve tempo ile Önderlik fel¬ 
sefesi temelinde işlemeyi çizgisi ola¬ 
rak kabul etmiştir. Konferansımız 
Kürdistan gerçeğinde sanatı TEV- 
ÇAND çizgisinde geliştirmek için baş¬ 
ta şehit anneleri olmak üzere yurtse¬ 
ver Kürt kadını ve toplumunun duygu 
ve düşüncelerini anlamaktan geçer 
belirlemesini yapmıştır. Sanat çizgi¬ 
mizin somut temsili şehit sanatçı yol- 
daşlanmızdır. Bu temel değerlerimizle 
buluşmadan doğru bir sanat ve sa¬ 
natçı anlayışına ulaşmak mümkün 
değildir. Bu gerçekleşme kültür sanat 
faaliyetlerimizin temelidir. 

Konferans ımı?: TEV-ÇAND’m 
yeni dönemin gerillası 
olduğunun tespitini yapmıştır 

Kürt kültür değerleri insanhğm kök 
kültürünü teşkil etmektedir. Önderli¬ 
ğimizin paradigması çağımızda yaşa¬ 
nan sorunlara h a lkların özgür gelece¬ 
ğini kurarak çözüm bulma paradig¬ 
masıdır. Bunun ideolojisi ve toplum 
sistemini ihtiva etmektedir. Kültür sa¬ 
nat alam kadro ve çalışanları bu ger¬ 
çeklik doğrultusunda tarihi sorumlu¬ 
luklarla karşı karşıyadırlar. Yaşanan 
sorunlar bu anlamda önemli bir eleş¬ 


tiri ve özeleştiri düzeyiyle ele ahnarak 
giderilmek durumundadır. Bu çarpıcı 
gerçeklikle uyuşmayan sanat anlayış¬ 
ları, duruş, katılım, yaşam ve müca¬ 
dele tarzı yanında ortaya çıkan sanat 
ürünlerinden dolayı konferansımız şe¬ 
hitlerden ve h a lkımızdan özür dilemiş 
ve özeleştiri verme karan almıştır. Ya¬ 
şanan eksiklik ve geriliklerin aşılması 
için tedbirler almış bunun sözünü 
vermiştir. Bu karar tüm TEV-ÇAND 
çalışanları ve kadrolarmm kendilerini 
bir daha çok ciddi bir tarzda gözden 
geçirmeleri düzeltmeleri ve geçmiş 
pratikte yaşananlarm tekrarlanma¬ 
ması temelinde ele almaları sorumlu¬ 
luğunu yüklemektedir. Bu yaklaşım 
4. Konferansımızın düzeltmeye dönük 
karar ve kararlılığı olarak anlaşılmak 
durumundadır. 

Kültür sanat çalışmalan bir h a l kın 
yaşam faaliyetleridir. Kültür sanat ça- 
lışmalannın bu özelliğinden dolayı 
başta kadın ve gençlik olmak üzere 
tüm halkımızm kültür sanat çahşma- 
lanna demokratik ulus kimliği ile sa¬ 
hiplik etmesi ve duyarh olmasım ge¬ 
rektirir. Kültür sanat çalışmalanmızm 
TEV-ÇAND çizgisinde geliştirilerek 
h a l kım ıza mal edilmesi için Özgürlük 
Hareketinin tüm kadrolarmm da du¬ 
yarh bir yaklaşım içinde olması PKK’li 
olmalarmm bir gereğidir. Sanat çalış¬ 
ması sadece dar bir kesimin kendi be¬ 
cerisi ve anlayışlan ile yaptığı bir yara- 
üm değildir. Toplumun her üyesi sa¬ 
natsal yaratıcılıkla ürünler vermese de 
sanat ürünü herkesi doğrudan ilgilen- 










69- 

dilmektedir. Doğru bir kültür sanat 
çalışması için her insanın beğeni ölçü¬ 
lerinin demokratik toplumculuk anla- 
mmda 5 nıksek olması gerekir. Kürdis- 
tan gerçeğinde h a lkım ız a dayatılan 
kültürkırımdan dolayı tüm Kültlerin 
kendi öz değerlerini ve direniş kültü¬ 
rünün özelliklerini sanat ürünlerinde 
görmesini talep etmesi özgür gelecek¬ 
leri için de aynca bir anlama sahiptir. 
İçinde bulunduğumuz dönem müca¬ 
delesinde kültür sanat alanımız daha 
önce gerillanm oynadığı rolün bir ben¬ 
zerini ojmamak durumundadır. Bu 
anlamda konferansımız TEV-ÇAND’m 
yeni dönemin gerillası olduğunun tes¬ 
pitini yapmıştır. Dolayısıyla kültür sa¬ 
nat sahası hem yaşanan gelişmeler¬ 
den doğan yeni görevler hem de 4. 
Konferansm her kadro ve çalışana 
yüklediği yükümlülüklerin yerine geti¬ 
rilmesi için her zamankinden daha 
fazla önemli bir hale gelmiştir. 

Günümüzde kültür sanat 
faaliyetlefinin genel durumu 

Günümüzde yaşanan gelişmeler 
önümüzdeki on yıllan belirleyecek bir 
karakterde seyretmektedir. Bugün 
toplumlann, halklann yaşadığı sorun¬ 
lar bu sorunlann çözümüne dönük 
arayışlar tarihin her hangi bir döne¬ 
miyle mukayese edilerek anlaşılamaz 
içeriktedirler. Günümüzde yaşanan 
tüm gelişmeler beş bin yılık iktidar 
kültürünün, devlet-toplum sistemati¬ 
ği içinde birikip yığılan sorunlardır. 


Halklar sorunlarla yüklü bu kültür 
geleneğinin son temsili olan kapitalist 
modemitenin eklediği daha derin ve 
köklü sorunlarm h â kim olduğu bir or¬ 
tamda yeni bir çıkış aramaktadırlar. 
Ağır toplumsal sorunlardan sorumlu 
bu sistem, yarattığı kaosla toplumu 
kendi iktidarına ve yaşam tarzına 
mahkûm etmek istemektedir. 

İnsan toplumsal bir varlıktır. İn¬ 
san toplumu ikinci doğa denilen kül¬ 
tür değerlerini yaratarak kendini gö¬ 
rünür kılar, biçim alır. Bu anlamda 
toplumun tarihi ve gelişimi, toplum¬ 
da yaşanan değişim ve dönüşümler 
aynı zamanda kültürel alamn tari¬ 
hini, gelişimini, değişim ve dönüşü¬ 
münü de ifade eder. Dolayısıyla top¬ 
lumsal sorunlar aynı zamanda kül¬ 
türel yaratım alanmda yaşanan so¬ 
runlar olmaktadır. 

Önderliğimiz toplumsal sorunlarm 
toplumun temel dinamiklerini parça¬ 
layan sebeplerden kaynaklandığını 
belirtmiş ve tanımlamıştır. Toplum¬ 
sallaşmak insanın biyolojik yapısm- 
dan kaynaklı zayıflıklarını aşma, do¬ 
ğa içinde yaşadığı zorluklan giderme 
ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Ancak 
bu öylesine harika bir çıkıştır ki so¬ 
nuçları ikinci bir doğa yaratacak ka¬ 
dar etkili sadece insana mahsus yeni 
yaratımlara yol açmıştır. Demek ki 
toplumsal bir varhk olmak sorun ya¬ 
ratacak nedenlere çözümler bulmak 
demektir. Toplumsallık güçsüzlüğü 
güce çevirme organisazyonudur. Top¬ 
lumsallık yaratıcı olmak, yaratımlan- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

m, emeğini başkalarıyla paylaşmak 
ve kalıcılaştırmanın diğer bir adıdır. 

Dünyamızın sorunlu olmayan 
tek bir bölgesi kalmamıştır 

Ancak özellikle günümüzde yaşa¬ 
nanlara, bu yaşamdan kaynaklı orta¬ 
ya çıkan sonuçlara bakıldığında be¬ 
lirtilen toplumsal tanımlamaya ve 
özeliklerine zıt bir durum yaşanmak¬ 
tadır. Bugün dünyamızın sorunlu ol¬ 
mayan tek bir bölgesi kalmamıştır. 
Sorunsuz tek bir topluluk, halk yok¬ 
tur. Yaşammdan memnun insan bi¬ 
reylerinin sayısı temel insani değerle¬ 
re vurulduğunda yok denecek kadar 
azdır. Bir kez daha dikkat çekmek 
gerekir ki sürdürülmesi zor bu du¬ 
rum bizzat insanların kendilerince 
ortaya çıkarılmıştır. Çünkü söz ko¬ 
nusu olan çekilmez yaşam doğal 
afetlerin yol açtığı sorunlardan kay¬ 
naklanmamaktadır. Tümüyle top¬ 
lumsallık içinde insanların kendi 
eliyle inşa ettikleri siyasal sistemleri¬ 
nin ve onun egemen biçiminin yol aç¬ 
tığı sorunlar olmaktadır. Günümüz¬ 
de yaşananlara toplumsal bir varlık 
olan insana ait bir yaşamdır’ demek, 
insanlığm soy damarlarını inkâr et¬ 
mek demektir. Tarihin hiçbir döne¬ 
minde olmadık kadar bugün yaşam- 
sızlık ‘en özgürlükçü yaşam’ adı al¬ 
tında insanlığa sunulmaktadır. ‘Bü¬ 
yük toplum yalanı’ hiç bu kadar ege¬ 
men hale getirilmemiştir. Bunalımlı 
ruh halleri, stres, şiddet, savaş, yok¬ 
sulluk, adaletsizlik, bulaşıcı hasta¬ 
lıkları bir çırpıda mevcut tabloyu an¬ 
laşılır kılacak sorunlar olarak sırala¬ 
mak mümkündür. Duygulu akıllı bir 
varhk olarak insan, ortaya çıkabile¬ 
cek sorunları çözme kabiliyetindey- 
ken onun bu mevcut durumundan 
kim ve kimler sorumludur? Mevcut 
sorunların anlaşılır kılınması için 
kültür sanat cephesinden nasıl bir 
değerlendirme yapılmalıdır? Bu ve 
benzer sorular günümüz yaşam ger¬ 
çekliğinin anlaşılması için cevaplan- 
dınlması gereken sorular olmaktadır. 

Toplumsal doğanın yapısı gereği, 
özelikle günümüzde karşılaştığımız 
biçimiyle insanın geleceğini tehdit 









Ekim 2009 | serxwebûn 


70 


edecek, fiziki doğayı yok edebilecek 
kadar tehlikeli sorunlar yaratması 
mümkün değildir. Günümüzde yaşa¬ 
mı her yandan sarmış olan ekono¬ 
mik, siyasal, bilimsel ve sanatsal 
alanlarda ortaya çıkmış sorunlar 
toplumsallığın gelişmesinden ileri 
gelmiyor. Toplumun inşa edilirken 
aldığı biçimlerden kaynaklanıyor. 
Toplumsal sorunlara, insanı kendi 
toplumcu özüyle karşıt hale getiren 
genelde iktidarın maddi manevi kül¬ 
türü, özelde de bunun kapitalist bi¬ 
çimi sebep olmuştur. 

Toplumsal kanserleşme bu sistemi 
sürdürülemez noktaya getirmiştir 

İnsanlık, son beş bin yıllık sınıflı 
devletçi ve şehir merkezli uygarlığın 
kültür geleneği içinde toplumsal so¬ 
runlarla tanışmıştır. Smıflı uygarlı¬ 
ğın köleci biçimiyle başlayan bu dö¬ 
nem günümüzde tam bir kaos halini 
almıştır. Dolayısıyla bu sorunlar ik¬ 
tidar kültürünün toplumun komü- 
nal demokratik kültürünü bastırıp 
saptırmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu 
geleneğin günümüz temsili olan ka¬ 
pitalist modernite de bu sorunlara 
yenilerini eklemiştir. Bu gelenek, so¬ 
runlu ve sahte yaşamı, yaşamdan 
saymamn adı olmaktadır. Sorunlarla 
yüklü bu “yanlış hayat” kurgulama¬ 
larını insanlığa kabullendirmek için 
baskı ve zorunu eksik etmemiş olan 
bu gelenek, köleliği ve egemenliği in¬ 
sanlara kader diye belletmiştir. Bu¬ 
nun kültürel ve sanatsal İfadesi ise 
en bariz şekilde arabesk yaşam ve 
kültür sanat biçiminde yaşanmakta¬ 
dır. Sorumsuzluk, geçmişi ve top¬ 
lumsal değerleri inkâr, kendini koy 
vermek, nihilizm bu kültürün bugün 
ortaya çıkmış sonuçları olmaktadır. 

Toplumsal sorunlar söz konusu ol¬ 
duğunda her ne kadar beş bin 5 allık bir 
gelenekten bahsedilecekse de bunda 
kapitalizmin kendine özgü yanlarmm 
olduğunu bilmek gerekir. İktidar kül¬ 
türünün son temsili olan kapitalist bi¬ 
çimini anlamadan onunla bir mücade¬ 
leye girip onu aşmadan, yeni bir kültür 
yaratmak ve yaşamımızı sanatla güzel¬ 
leştirmek mümkün olmaz. 


Kapitalizmin kendisine özgü iktidar 
yapısmm yol açtığı toplumsal kanser¬ 
leşme bu sistemi sürdürülmez bir 
noktaya vardırmıştır. Günümüzde 
sistemin yaşadığı zorlanma genelde 
kültür değerlerine özelde de sanat ala- 
mna el atış tarzım farkhlaştırmıştır. 
Bu yaklaşımı yaşanan sorunları daha 
da derinleştirmektedir. Bunun için al¬ 
ternatif bir kültür sanat faaliyetine 
yönelmek ahlaki bir tutum özgür in¬ 
san olmamn bir gereğidir. 

Kapitalizm toplumu yönetirken 
de değerlerini pazarlar 

İktidar kültürünün köleci ve feodal 
biçiminde toplumu kendine bağlamak, 
toplumun ezici bir kesimini dolaylı yol¬ 
larla egemenliğine tabi tutup toprak ve 
iş gücünü sömürmek esas olmuştur. 
Ancak kapitalist sistem kendi sistem 
çıkarı için varlık nedenimiz olan toplu¬ 
mu parçalayarak iktidar olmuştur. 
Kapitalizm parçaladığı toplumsal de¬ 
ğerleri pazara sunarak yok etmeyi 
esas alır. Kapitalizm toplumun maddi- 
manevi kültürünü parçalayıp satışa 
çıkarmca satıcı ve alıcı bulacak bir ki¬ 
şiliğin daha doğrusu bir kültürün ya- 
ratılmasmı amaçlamıştır. Maalesef bu 
amacmda epeyce yol aldığım belirtmek 
gerekir. Kapitalizm toplumu yönetir¬ 
ken de değerlerini pazarlar. 

Hem kölecilikte hem de feodalizm 
de beli bir kutsallık kültürü olduğu 
için insanlar arasında paylaşım, da- 
yamşma, birbirini kollama sevgi-saygı 
gibi toplumsallığm kendisi olan öze¬ 
liklerin yaşanmasına belli oranda mü¬ 
saade edilmiştir. Kapitalizmde kutsal 
olan hiçbir değer bırakılmamıştır. 
Bundan dolayı kültür değerlerinin sa- 
üşından bugün muazzam bir kültür 
endüstrisi yaratılmıştır. Kültür en¬ 
düstrisi; toplum içinde herkesin bir 
şekilde alım satım konusu olmaktan 
kendini kurtaramadığı bir durumdur. 
Bu gerçeklikten dolayı para denilen 
değişim metası yaşamın “komutanı” 
olmuştur. Günümüzde insanlarm mı 
yoksa para denilen şeyin mi daha de¬ 
ğerli olduğu konusu tartışılmaya de¬ 
ğer bir konu olmaktadır. Her şeyin da¬ 
ha çok para kazanmaya kilitlendiği. 


para kazanmak için insanlarm savaş¬ 
larda birbirilerini yok etikleri her gün, 
değişik sahnelerde sergilenen aym ti¬ 
yatronun tekran gibidir. Zaman, sah¬ 
ne, oyuncular ve seyirciler değişse de 
oyun hep 03011 oyun! Dolayısıyla bu 
sistem kuralları içinde paranm insan¬ 
dan daha değerli bir olgu haline çıkar¬ 
tıldığım söylemek abartı sa 3 olmamalı- 
dır. Bir kez daha üpkı putlar gibi insa- 
nm kendi eliyle yaraüklanna tapması 
ona kul köle olması gerçeği ile karşı 
kaşıya olduğumuzu kim inkâr edebi¬ 
lir? Öyle ki parayla kültürel kimlikler 
bile değiştirilebilinir olmuştur. Kürt¬ 
lüklerini inkâr edenler bu çarpıcı ger¬ 
çeğin bugünün kurallarıyla hareket 
edenlerine iyi bir örnek olmaktadırlar. 
Parayla insanhğa karşı yapılamaya¬ 
cak ihanet yok gibidir. 

Toplumun refahı ve mutluluğunu 
sağlayan manevi değerlerdir 

Tarihin hiçbir döneminde bütün 
değerlerin para karşılığmda pazara 
sunulmasına müsade edilmemiştir. 
Bu konuda da birincilik kapitalizm¬ 
dedir. Her zaman toplumun refahı 
ve mutluluğunu sağlayan manevi 
değerleri olmuştur. Toplum Önderli¬ 
ğimizin tanımlamasıyla esasta poli¬ 
tik ve ahlaki bir olgudan ibarettir. 
Sade bir dil ile politika insanın yaşa¬ 
mak için yaptığı herhangi bir iş de¬ 
mektir. İnsan çahşmca da iyi işler 
yapmak ister bu da ahlaki değer de¬ 
mektir. İyi olan şey toplumu bir ara¬ 
da tutan manevi değerleri demektir. 
Kapitalizm esasta iyi demek olan ah¬ 
laki yapıyı vurmaktadır. Bu vuruş¬ 
larla toplumsallık parçalanmakta¬ 
dır. Ahlak parçalanması manevi de¬ 
ğerleri daha rahat satışa çıkarmaya 
yol açmaktadır. Bundan dolayı bun¬ 
ca bilimsel teknik gelişmeye maddi 
üretim bolluğuna rağmen yaşam da 
bir türlü refah, zenginlik, mutluluk 
gelişmemektedir. Kapitalist sistem 
bir azınlığın koca bir toplumu ve do¬ 
ğayı sömürmesi ve bitirmesidir. Bu¬ 
nun için de kapitalist sistem toplu¬ 
ma çok özel ve özgün köleleştirici 
yöntemlerle yaklaşmaktadır. Kapita¬ 
list modernite yöntemi sonunda. 



71- 

ruhsuz geçmişinden kopuk, gelecek 
ütopyası olmayan bireyci insan tipi 
ortaya çıkarmıştır. Bu tipin yaşamı 
TV ekranlanndaki gibi mekaniktir ve 
gerçeğin taklidinden ibarettir. Yara¬ 
tıcılığın ölümü olan bireycilik kül¬ 
türsüzlüktür. Bireycilik aynı zaman¬ 
da kapitalist kültür ile donanmış in¬ 
san demektir. Bu kişilik komünallık 
adına ne varsa tersini yaparak ya¬ 
şar. Heyecansız, coşkusuz ve üre- 
timsiz olan bu kişilik basit bir duy¬ 
gusu, güdüsü için insan öldürme de 
dahil her türlü tehlikeyi göze alacak 
kadar sapmış ve saptırılmıştır. Gü¬ 
nümüzün sıkça yaşanan şiddet ve 
savaş olaylan bunun kanıtıdır. 

Bireycilik kapitalist siste min 
diğer bir kimlik ifadesidir 

Kapitalizm bir sistem olarak kül¬ 
tür yaratmaz, toplumun yaratıcı gü¬ 
cünü kullanan insanlarm yaratıkla¬ 
rına el koyma kültürünü geliştirir. 
Kültür değerlerini parçalayarak or¬ 
taya çıkan tabloyu çeşitlilik ve fark¬ 
lılık diye insanlara sunar. Günümüz 
insanlarının ezici bir çoğunluğunun 
farklıhğmı duygu ve düşence dünya¬ 
sından kaynağını alan yaşam tarzla- 
n yerine biçime yüklenerek göster¬ 
mesinin nedeni budur. Sistem bu 
çıkmazını çağımız imaj çağı deyip 
propaganda etmektedir. İmaj yarat¬ 
ma adı altmda boyama, restore et¬ 
me, kılık değiştirmeyi farklı bir kişi¬ 
lik olarak ortalığa sunması ve bu¬ 
nun beli düzeyde kabul görüyor ol¬ 
ması, toplumsal bir varlık olan insan 
bireyinin iflasıdır. Bu iflas marka, 
moda, günü birlik değişim, zevkler 
ve renkler tartışılamaz vb ideolojik 
propagandanın hâkimiyetinden ötü¬ 
rü yeni bir pazar sahası da açmıştır. 
Kapitalist kültür iflas edeni satacak 
kadar maneviyattan düşmeyi ifade 
eden bir kültürdür. Bu kadar derin 
bir saptırılmışhk içinde toplumu 
açık hapiste tutmak ancak onu tari¬ 
hinden koparıp güncelik içinde bo¬ 
ğuntuya getirmekle mümkün olmak¬ 
tadır. Bu hapis yaşamı özgürlük sa- 
mp yaşamak için de ‘at gözlüklü te¬ 
neke yürekli insan’ yaratılmıştır. 


Aşın teknikleşmiş monoton bir yaşa¬ 
ma razı olmak demek olan bireycilik 
bu sistemin diğer kimlik ifadesidir. 

Egemen erkek kültürünün son smı- 
n olan kapitalist modemitede zirve ya¬ 
pan diğer bir hususta kadım öz değer¬ 
lerinden uzak düşürme gerçeğinde ya¬ 
şananlardır. Genelleşmiş ve derinleş¬ 
miş köleci sistem olan kapitalizm 
esasta kadmla toplumu vurarak bunu 
yapmaktadır. Kadım kutsallığmdan 
kopartıp pazara sunarak kadın bedeni 
üzerinden de para kazanmaktadır. Ka¬ 
pitalist sistem kadmı ‘metalarm krali¬ 
çesi’ yapmıştır. Kadın üzerinde ki h⬠
kimiyet kadınm kendi kendini pazarla¬ 
yacak kadar dibe vurmuş ve bunu öz¬ 
gürlük sunacak kadar kutsal ana kül¬ 
türünden uzaklaşünimıştır. Kadın sa- 
üşa çıkanlan tüm kültür değerlerinin 
aracı reklam figürü haline getirilmiş¬ 
tir. Sanat alanmda cinselliği en çok 
sunulan da kadm olmaktadır. 

Kültürel değerlere yaklaşımı için 
ana çerçevesini oluşturmaya çalıştığı¬ 
mız kapitalist egemen sistemin sanat 
alamna ve sanatçılara yaklaşımı da 
diğer tarihsel süreçlerden farklı ol¬ 
maktadır. Kapitalizmin kadın, toplum 
ve kültürleşme gerçeğine karşıtlığı 
yapısal olduğu gibi sanat karşıtlığı da 
yapısaldır. Nasıl ki daha çok satmak 
için daha fazla tüketmek kaçınılmaz 
ise ve bu kapitalizmin varlık gerekçe¬ 
si ise bu sistemin temel insani değer¬ 
lere karşıtlığı da toplumun ahlaki ya- 
pısmı dağıtmasmdan dolayı kaçınıl¬ 
maz olmaktadır. Kapitalizmin temel 
kültürü satışta rekabet, tüketimde 
yarıştır. Dolayısıyla sistem her bireyi 
ve toplumsal alanların tümünü bu il¬ 
keye göre ele alır. Kendi güvenliği için 
kapitalist egemenlik tüm yaratım sa¬ 
halarını kendi yapısal özüne göre dü¬ 
zenler. Dolayısıyla sanat alanını da 
önemli oranda buna göre düzenlemiş 
ve kendi hizmetine almıştır. 

Kapitalizmin günümüzde sanat 
alanmda da bir hâkimiyeti söz konu¬ 
sudur. Kapitalist manada sanat de¬ 
mek bireyciliği övmek komünaliteyi 
yermek, alım satım kültürünü meş¬ 
rulaştırmak demektir. Toplumsal 
arayışlara yol gösteren sanat yok ol¬ 
muş “dalga geçen sanat” oluşmuştur. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

“Güleriz ağlanacak halim iz e” deyimi 
en çok günümüzde sanat alanı prati¬ 
ği için söylenmiş gibidir. 

Sanat alanı toplumsaUığın 
yeniden yaratılması alamdır 

Toplum karşıtı olan kapitalizm 
toplumsal kültür değerlerine ters iş¬ 
ler. Güzel olan toplumsal olandır. 
Güzel toplumsal hafızada kalıcı iz bı¬ 
rakandır. Güzel, tarihe mal olan, 
ölümsüzlüğü içinde banndırandır. 
Güzelin bu temel ilkeleriyle karşılaş¬ 
tırıldığında kapitalizm çirkinlik üre¬ 
ten bir sistemdir. Dolaysıyla kapita¬ 
listçe olana çirkin demek salt bir 
propaganda ya da bir abartı sayılma¬ 
malıdır. Bu gerçeklikten hareketle 
günümüzde işi güzel olan manada 
sanat kalmamıştır. Kendini bu işin 
gereklerine göre yatıran sanatçı kişi¬ 
liklerde hemen hemen yok gibidir. 
Güzel denilebilecek neredeyse tek 
bir şeyin kalmadığı dünyamızda sis¬ 
tem karşıtı sanat hareketlerinin ol¬ 
mayışı sanat üretimindeki kısırlık ve 
kendini tekrarın nedeni kapitalist 
sistemin sanata karşıtlığından ve 
kendini buna yatıran sanatçılardan 
ileri gelmektedir. 

Sanat alanı toplumsallığın yeni¬ 
den yaratılması alanıdır. Toplumsal 
faaliyetin ruhunun yaratılması sana¬ 
tın işidir. Günümüzde sanat sahası 
kapitalizmin bireyci kişiliklerince sa¬ 
natçılık adı altmda işgal edildiği için 
sanat toplum karşıtlığı rolüne bü¬ 
rünmüştür. Toplumun komünal ru¬ 
hunun yaratım sahası olan sanat 
kendini özgür sanan bireycilerin elin¬ 
de ‘kral so 5 danlarınm yalaka davra¬ 
nışları’ derecesine indirgenmiştir. 
Günümüz sanatı kaos yaşayan kapi¬ 
talist sistemin özgürlük değerleri te¬ 
melinde aşılmaması için toplum ve 
bireye boyun eğdirme faaliyeti tarzın¬ 
da işlemektedir. Tümüyle duygulann 
terbiyesi, yeni bir ruh yaratma, dü¬ 
şüncede zenginliğe yol açma, yaşa¬ 
mın beğeni ölçülerini yükselterek gü¬ 
zel kılma alanı olan sanat, günümüz¬ 
de ruhsuzlaştırılmış ve mekanüdeşti- 
rilmiştir. Sanata yaratıcılığa yol açan 
manevi güç kalmadığmdan bunun 




Ekim 2009 | serxwebûn 


72 


yerine aşırı teknik kullanılarak öze 
değil biçime ağırlık verilerek bu so¬ 
run giderilmek istenmektedir. 

Sistematik olarak sanatm 
tükenişi gerçekleştirilmektedir 

Toplum için ruh alam olan sanat 
tam bir ruhsuzluğa mahkûm edilmiş¬ 
tir. Sanaün tarihle bağı koparılıp TV 
ekranlanna, salonlara ve galeri duvar- 
larma hapsedilmiştir. Mal pazarlayan 
reklâmlara dönüşen sanat, kökenini 
aldığı kutsal değerlerin satışına hiz¬ 
met etmektedir. Güzeli bulma ve ya¬ 
ratma kaygısı yerini ‘ne kadar para ge¬ 
lecek ne kadar satacak’ kaygısı almış¬ 
tır. Günümüzde güzel olanm, onu ya¬ 
ratan sanatçı kişiliğin kimliği için öl¬ 
çü, ne kadar sattığı ve ne kadar para 
getirdiğidir. Sanatm paraya indirgen¬ 
mesi yüce duygu ve düşüncelerin ürü¬ 
nü ve yaraücısı olmaktan uzaklaştırıl¬ 
ması sanatı eğlencelik bir konuma dü¬ 
şürmüştür. Artık günümüzde eğlence 
kültürü adı altmda sanat toplumu, 
sorunlarından sıkıntılarından kısa 
süreliğine deşarj edip pasifıze etmekte 
de kullanılmaktadır. Narkoz misali 
acıyı bir süreliğine de olsa unutturma, 
sarhoş etme de sanatm işleri arasına 
girmiştir. Bu durum kendisiyle birlik¬ 
te ticari bir sektör de yaratmıştır. Kı¬ 
sacası günümüzde çok yoğun ve siste¬ 
matik olarak sanat eliyle sanatm tü¬ 
kenişi gerçekleştirilmektedir. 

Maddi uygarlığm zirvesi olan kapi¬ 
talizmin manevi kültürü bitişe doğru 
götürdüğü bir gerçektir. Maddi kültür 
ile manevi kültür arasmda ilk defa bu 
düzeyde bir dengesizliğin oluştuğu il¬ 
gili herkesin ortak vurgusudur. Yaşa¬ 
nan gerçekliğe toplum kınm olarak 
isim koyan Önderliğimiz kurtuluşun 
yolunun felsefeye dönüş ile beraber in- 
sanlarm kendilerini bilinçlendirerek, 
bu sisteme karşı politik görevlerini ah¬ 
laki bir ödev olarak yerine getirmekten 
geçtiğine vurgu yapmaktadır. 

Kapitalist sistem yaşadığı sosyal, 
siyasal, ekonomik, sanatsal vb so¬ 
runlardan dolayı eskisi gibi sürdürü¬ 
lemez bir duruma ulaşmıştır. Bu yeni 
bir insanlık durumudur. Aynı zaman¬ 
da bu yeni politik arayışlarm günde¬ 


“Teknolojik alandaki gelişmeler özelikle sanat alanmda 
insan yaratıcılığına büyük darbe vurmaktadır. Günümüzde 
yaratıcılık için derin bir hissiyat, coşkulu duygular ve 
sorumlu yaratıcı düşünce yerine, makineleri ustaca 
kullanmak almıştır. Kısacası kapitalist bireycilik ve onun 
kültürü sanatı da sanatçıyı da ölüme götürmektedir” 


me girmesi demektir. İçinde bulun¬ 
duğumuz dönemin temel siyasal özel¬ 
liği budur. Sistemin egemenleri bu 
gerçeği bildiklerinden kendi çıkarları 
için kültür sanat sahasına her za¬ 
mankinden daha yoğun ve derinlikli 
bir tarzda el atmış bulunmaktadırlar. 
Yaşanan güncel durum aynı zaman¬ 
da yeni yaşam arayışlanna kapı ara¬ 
lamayı da beraberinde getirmiştir. Bu 
da yeni bir kültür yaratmak demektir. 
Bu gerçeklikten ötürü sistem kendi 
varhgmm devamı için h a lkların arayı¬ 
şına karşı başlattığı savaş cephesinin 
ileri ucuna kültür sanatı yerleştirmiş¬ 
tir. Dolaysıyla günümüzde topluma 
karşıt en tehlikeli saldınlann sanat 
adı altında gelişiyor olması tesadüf 
değildir. Önderlik bunu 3-S (sanat, 
spor ve seks) formülü ile tanımladı. 

Kuşkusuz sistem karşıtı olmaya 
çalışan sanatçılar da vardır. Sistemi 
eleştiri konusu yapan Hiphop ve Pro- 
test müzik gibi sanat tarzları da mev¬ 
cuttur. Ancak bunlarm örgütsüz olu¬ 
şu etkisiz, plansız ve hedefsiz olmala- 
nna yol açmaktadır. Dolayısıyla sanat 
alanı baştan sona sanatçı adı altmda 
sisteme hizmet edenlerce doldurul¬ 
maktadır. Toplumun vicdanmın sesi 
olan sanatçılann toplumu öz değerle¬ 
rinden uzaklaştırarak kınma tabi tu¬ 
tan genelde iktidar kültürü özelde de 
bunun kapitalist biçimine karşı dur¬ 
maları varlık gerekçeleridir. Sistem 
yaşadığı sorunlara rağmen meşruluğu 
için toplumu yönlendirmede sanatı 
önemli bir güç olarak değerlendirmek¬ 
tedir. Bunda sanatm ajitasyon ve pro¬ 
paganda özelliğini an be an kullandı¬ 
ğım bilmek durumundayız. Açıktır ki 
buna gerçek anlamda sanat değil sis¬ 
temin kendini tüm hastahklanyla ço¬ 
ğaltması demek daha doğrudur. Öze¬ 


likle edebiyat alanmın iflasıyla bera 
ber ruhsuz kalan sanat, günümüzde 
kendisine has özelliklerini de zorlaya¬ 
rak sanattan başka her şeye benze¬ 
mektedir. Artık beyne ve yüreğe değil 
göze hitap etmek esas olmuştur. Tek¬ 
nolojik alanda ki gelişmeler özelikle de 
sanat alanmda insan yaratıcılığına ve 
estetik ölçülerine bÜ 3 mk darbe vur¬ 
maktadır. Günümüzde yaratıcılık için 
derin bir hissiyat, coşkulu duygular 
ve sorumlu yaratıcı düşünce yerine, 
makineleri ustaca kullanmak almış¬ 
tır. Kısacası kapitalist bireycilik ve 
onun kültürü sanatı da sanatçıyı da 
adım adım ölüme götürmektedir. 

Bu olumsuz gidişata karşı durmak 
ahlaki bir tutumdur. Özcesi sanatm 
yeniden kendi özüne dönüşü için her 
tarafta kutsal mekânlar yaratmak ge¬ 
reklidir. Gerçek sanatçı kişilikler için¬ 
de bu kutsal mekânlarda büyümüş 
özgür bireylerin varhgma her zaman¬ 
dan daha fazla ihtiyaç vardır. 

Taımça kültürü 
toplum yaratma kültürüdür 

Kürt kültürü komünal demokratik 
kültürün kök kültürüdür. Toplumun 
yerleşik yaşama geçişi ile başlayan 
kültürleşmenin tüm ilklerinin yara¬ 
tıldığı yer Kürdistan, buna öncülük 
edende Kürt kültürü olmuştur. Kürt 
kültürünün diğer bir özelliği de ka¬ 
dın yaratıcılığının belirleyici etkisini 
taşıyor olmasıdır. Kürt kültürü tanrı¬ 
ça kültürüdür. Tannça kültürü kut¬ 
sal ananın tüm özelliklerinin kendi 
etrafında toplum yaratması kültürü¬ 
dür. Kürt kültürü toprağa düşen to¬ 
hum gibi sürekli büyüyen ve ürün 
veren bir karaktere sahiptir. 20. 
yüzyılın özellikle ikin ci yarısmdan 














73- 

sonra arkeolojik kazıların destekledi¬ 
ği tarihsel toplumsal araştırmalar bu 
gerçekleri her geçen gün daha çarpı¬ 
cı bir şekilde kamtlamaktadır. Ön¬ 
derliğimizin tüm savunmalarının da 
bu çarpıcı ve yaratıcı gerçeklikler 
üzerine kurulduğunu biliyoruz. Bu 
anlamda Kürt kültürü ilk orijinal 
kültür değerlerini ihtiva etmektedir. 
Kürtlük bir etnik yapmm ismi olması 
kadar kültürel bir olguyu da ifade et¬ 
mektedir. Smıflı devletçi iktidar kül¬ 
türünün karşıt kutbunda yer alan 
insanlık değerlerinin ezici bir kısmı 
Kürt kültür değerlerinden oluşmak¬ 
tadır. İlk tarım, köy, etnik yapılan¬ 
ma, sanatlar, tapınma biçimleri, ya¬ 
şamı düzenleyen ahlak kuralları, bi¬ 
lim, üretim araçları, çanak çömlek vs 
ilk defa Kürt kültürünün orijinalliği 
içinde ortaya çıkmıştır. 

Kürt kültürü komünal toplumsallığı 
geliştiren bir kültürdür 

Bu gün temsilini kapitalizmin yap¬ 
tığı devletçi uygarlığın özü itibari ile 
komünal demokratik kültürü saptı- 
np baskı altına alarak biçim kazandı¬ 
ğı dolayısı ile bunun aynı zamanda 
Kürt kültür değerlerine de bir tezat 
oluşturduğunu bilmek kültürel bir 
duruş olmaktadır. Kürt toplumunun 
en çok da kapitalist uygarlık döne¬ 
minde asimile olması parçalanması 
ve büyük zorluklarla karşı karşıya 
kalarak dilini de kullanamayacak du¬ 
ruma düşürülmesi görüldüğü gibi öz- 
sel bir durumdur. Çünkü Kürt kültü¬ 
rü demokratik komünal toplumsallığı 
geliştiren bir kültürdür. Kapitalizm 
sistem olarak toplumsallıgm kimliği¬ 
ni oluşturan kültüre karşıtlığı ifade 
eder. Kürt kültür değerlerinin özellik¬ 
le bu sistemin baskısı altmda bitişe 
götürülmek istenmesinin bir nedeni 
de bu tarihsel gerçekle bağlantılıdır. 

Kürt toplumunun kapitalizme kar¬ 
şı direnişi aynı zamanda kültürel bir 
olgu olan PKK ile gerçekleşti. Uygar¬ 
lığın köleci karakterine karşı Zer- 
düştlük, Newroz ve Demirci Kawa 
destan kültürü, feodalizme karşı Ba- 
bek, Ebu Müslüm-i Horasani çıkışla¬ 
rı, Ezidilik ve Alevilik kültürü dire¬ 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


nişçi Kürt kültürünün zirvesi olmuş¬ 
lardır. Tıpkı bu çıkışlar gibi PKK mü¬ 
cadelesi de günümüzde kapitalizme 
karşı çağdaş Kürt kültür direnişçiligi 
olmaktadır. Kürt kültürünün özellik¬ 
lerinden dolayı kültürel olmayı ifade 
eden her çıkışın etkisi evrenselliği 
barmdırmaktadır. Önderliğimiz bu 
gerçekliği “Kürdi olan evrenseldir" bi¬ 
çiminde vurguladı. Bunun için Kürt- 
lerin tarih bo 5 mnca verdikleri önemli 
mücadelelerin tümü evrensel bir et¬ 
kide bulunmuştur. Dolayısıyla Kürt 
toplumu hemen hemen tarihin tüm 
belirleyici süreçlerinde egemenlerin 
geniş bir ittifak gücü karşısmda 
kendini bulmuştur. Bunun en çarpı¬ 
cı ve son örneği Önderliğimizi hedef¬ 
leyen uluslararası komplo gerçeği ol¬ 
du. PKK ve Kürtler Ortadoğu’yu etki¬ 
ler duruma geldiklerinde birçok dev¬ 
letin içinde yer aldığı saldırılar başla¬ 
tıldı. Önderliğimiz etrafında Özgür¬ 
lük Hareketimiz ve h a lkımı z 
tarafından ateşten bir çember oluş¬ 
turularak bu komplonun ilk planları¬ 
nı ve hedeflerini boşa çıkartı. Önder¬ 
lik şahsmda direnişçi Kürt kültür de¬ 
ğerlerinin oluşturduğu yaşama saldı¬ 
ranlar bundan tam sonuç alamayın¬ 
ca saldın dalgasmı daha geniş bir 
alana yayarak PKK saflanna sızmaya 
çalıştılar. İçimizde bir tashyecilik ve 
ihanet örgütlediler. Çalışmalarımızın 
bulunduğu her sahayı her kurumu 
yurtsever halkımızı hedefleyen bir 
karşı saldırıya geçtiler. 

Kürt kültür değerleri devletçi uy¬ 
garlığın saldırılan karşısında kendini 
korumak ve geliştirmek için sürdür¬ 
düğü uzun soluklu mücadelesinden 
kaynaklı direnişçi bir öz kazanmıştır. 
Eldeki ilk yazılı destan olan Gılgamış 
destamnda da görüldüğü gibi dağla¬ 
rını terk etmek istemeyen Hu-va-va 
direnişi yanında uygarlık merkezi 
şehrin baştan çıkartıcı yaşamına, 
düşürülmüş kadınla ihanete yatan 
Enkidu olgusu sınıflı uygarlığın daha 
ilk dönemlerinde Kürtlere saldırısı 
yanmda içte ihaneti de örgütlediğini 
göstermektedir. Bu acı ve trajik du¬ 
rum da tarihin uygarlık aşamasmda 
hep yaşana gelmiştir. Böylece devlet¬ 
çi uygarlıkla beraber direniş ve iha¬ 



net ikilemi toplumsal yapımızm gös¬ 
terdiği diğer bir realite olmuştur. 
Uluslararası komplonun Özgürlük 
Hareketi içinde ihaneti örgütlemesi 
PKK’de yeniden ortaya çıkan direniş¬ 
çi Kürtlüğü iç ihanetle vurma hare¬ 
keti idi. Tarihsel toplum gerçeğimiz¬ 
den öğrendiğimiz diğer bir husus ise 
önemli toplumsal çıkışlanmızın ye¬ 
nilgilerinde de iç komplo ve ihanetin 
belirleyici rol oynadığıdır. 


Tasfiyeci çetecilik 
kültür sanat ala nını 


Kürt halk tarihinin ve kültürünün 
özelliklerinden dolayı Özgürlük Hare¬ 
ketimizin öncülük ettiği yeni dönem 
Kürt kültürleşmesinin güncelde neyi 
ifade ettiğini bilmeden özgür Kürtlük¬ 
ten bahsetmek doğru olmaz. 4. TEV- 
ÇAND Konferansmm kültür sanat faa¬ 
liyetlerimizi geliştirmek için en fazla 
üzerinde durduğu husus bu olmuş¬ 
tur. Kürt kültürünün msanlığm kök 
kültürü olduğunu, PKK’nin de bu 
köklere uzanan bir kültürleşme mü¬ 
cadelesini verdiğini anlamadan, sa¬ 
natsal yaratım için ise bu gerçekliği 
iliklerine kadar hissetmeden, bunu 
sanatçı inceliği ile ele almadan tüm 
çaba ve uğraşlann kültür sanat faali¬ 
yetimiz olarak ifade edilmesi kendini 
kandırmaktan başka bir anlama gel¬ 
mez. 4. TEV-ÇAND Konferansmda or¬ 
taya çıkan en çarpıcı durum özel lik le 
sanat faaliyetinde bulunan arkadaşla- 
nm ız ın bu realiteden habersiz olmala¬ 
rı olmuştur. Yine bu alanda çalışan 
kadrolarım ız ın bu kadar derin ve kök¬ 
lü tarihsel doğruya rağmen yaşadığı 
yüzeysellik durumu da vardır. 

Uluslararası komplo ve ardında 
geliştirilen tasfiyeci çetecilik tüm 
mücadele alanlarımız içinde ilk önce 
kültür sanat alanını vurmuştur. 
Komplo Kürtleri öz değerlerinden 
uzaklaştırıp özgürlüklerini kuracak 
PKK kültürleşmesinden kopartıp 
kendi hizmetine almayı hedefledi. İç 
tasfiyecilik bu emelin gerçekleşmesi 
için yoğun çalıştırıldı ve çalıştı. Kül¬ 
tür aym zamanda yaşamın kendisi 
demektir. Kültür; düşünce, beğeni ve 
ahlaki yapı üzerinden yaratılır. 






Ekim 2009 | serxwebûn 


74 


Kültür sanat alanındaki 
sorunların temelinde felsefik 
ideolojik sorunlar yatmaktadır 

Son on yılda yaşananlara baktığı¬ 
mızda kültür sanat alanmda görülen 
yaşam ve ölçülerinin direnişçi özgür 
Kürt kişiliğini, kültürünü, sanat anla¬ 
yışını özünden kopanp geriye çekmiş 
olduğu, 3. TEV-ÇAND konferansından 
sonrası iki yılık pratikte ise bu karşıt- 
lıgm bir direniş içine girdiği tespit edil¬ 
miştir. 3. TEV-ÇAND Konferansmm 
bunu sistem içileşme, özünden uzak¬ 
laşma biçiminde tanımlayıp mahkûm 
etmiş olmasına rağmen halen ortam- 
lanmızda ağırlıkta yaşanan bu mah¬ 
kûm edilen tutum ve anlayışlar oldu¬ 
ğunu bilmek durumundayız. 4. TEV- 
ÇAND Konferansı bu duruşlarla sade¬ 
ce kültür sanat yapamama değil ken¬ 
di kimliğimizle yaşamamn da müm¬ 
kün olamayacağım belirtmiştir. Kon¬ 
feransımız kültür sanat alamnda ya¬ 
şadığımız sorunlarm temelinde felse- 
fık, ideolojik sorunlarm yattığmı tespit 
ederek Önderlikle doğru buluşma 
kendini Önderlik ideolojisiyle eğitme 
ve örgütsel tedbirler almayı şart koy¬ 
muştur. Bu adımlar atılmazsa alanda 
yaşanan erimelerin önüne geçilemeye¬ 
ceğini herkesin bilmesi gerekir. Bakış 
açısmdaki kaymadan doğan bu sorun 
sistem içileşmeden kurtulmamanm ve 
üretimsizliğin de nedenidir. TEV- 
ÇAND’da sanatçılarm kendini ele ahş 
tarzında, sanata, kurumlara, sanat 
ürünlerine bakışta kapitalist sanatçı 
anlayışı daha fazla geçer akçe olmuş¬ 
tur. Yaşamda ciddi aşınmalann oldu¬ 
ğu TEV-ÇAND çalışmalannda, aym 
zamanda Kürt kültüründen uzaklaş- 
mamn da yaşandığı ortak bir tespit ol¬ 
muştur. Kürt kültür değerlerinin özel¬ 
liği, bu özelliğin Önderlikte dile gelen 
güncel gerçeği ile kültür sanat alanına 
bakıldığmda 3. Konferansm tespit et¬ 
tiği tersine gidişin tümüyle önünün 
alınmadığı ortadadır. 

3. Konferans kadro duruşu, kültür 
sanat çizgisi başta olmak üzere TEV- 
ÇAND’ın demokratik komünal bir kül¬ 
tür sanat örgütü olması için önemli 
kararlar almıştı. Ancak bu konferans 
alanlarda bazı kadrolann bilinçli, ba- 


zılannm bilinçsiz, kimilerinin de güç 
getirememesinden dolayı istenen dü¬ 
zeyde pratikleştirilmemiştir. Bu zayıf¬ 
lık faaliyet alanlarında 3. Konferans 
çizgisine karşı yaşanan sistem içileş- 
miş anlayışların direnişlerini aşarak, 
konferans çizgisini oturtmamış, he¬ 
deflerini tam olarak gerçekleştireme¬ 
miştir. Böylece yaşanan sistem içileş- 
miş anlayışlann içimizde ömürlerini 
uzatmasına imkân vermiştir. 

Özgürlük mücadelemiz yeni bir 
direniş kültürü yaratmıştu* 

4. TEV-ÇAND Konferansı kültür 
hareketimizde, kültür sanat çizgimize 
karşı bir direnişin olduğunu bunun 
aşılması gerektiğini tespit ederek ka¬ 
rarlar aldı. 3. Konferansm istenen 
düzeyde pratikleşmemesinde başta 
kültür sanat komitesi ve TEV-ÇAND 
koordinasyonu olmak üzere tüm kad¬ 
ro ve çalışanlar sorumludur. 4. Kon¬ 
ferans bu anlamıyla yeni örgütsel ted¬ 
birler alarak 3. Konferansı hem ta¬ 
mamlayan hem de yeni adımlar ata¬ 
cak bir konferans olarak gerçekleş¬ 
miştir. 3. Konferansla başlayan 4. 
Konferansla da derinleştirilip sürdü¬ 
rülmesi kararlılığı bir kez daha vur¬ 
gulanan kültür sanat çizgimiz, pra- 
tikleştirilmez ise halk ve hareket ola¬ 
rak ciddi sorunlarla karşı karşıya ka¬ 
lacağımız bilinmelidir. 

36 yıllık özgürlük mücadelemiz, 
Kürdistan’da yeni bir direniş kültürü 
ortaya çıkarmıştır. Bu kültür. Önderli¬ 
ğimizin yeni paradigması ile de özgür¬ 
lük temelinde kurumlaşma sürecini 
yaşayarak büyümektedir. Kürt halkı- 
mn kültürünü, dilini inkâr ve imha et¬ 
meyi hedefleyen sistem. Özgürlük mü¬ 
cadelemizin kazammlan karşısında 
Kürdistan’da eski meşruluk biçimini 
kaybetmiştir. Yeni mücadele dönemin¬ 
de işgal ve sömürgeciliğini başka meş¬ 
ruluk araçlarma başvurarak sürdür¬ 
mek istemektedir. Kürt toplumu bir¬ 
kaç yıl öncesine kadar da ağırlıkta as¬ 
keri, siyasi zor araçlarma dayalı yön¬ 
temlerle baskı altında tutulup kontrol 
edilmek isteniyordu. Gerilla öncülü¬ 
ğünde kahramanlıkl a rla dolu yürütü¬ 
len mücadele ile inkâr ve imhanm bu 


biçimi yenilmiştir. Bunun için inkârcı 
ve imhacı sistem bu defa da ağırlıkta 
kültürel alandan saldırıya geçmiştir. 
Yani, Kürt halkımn kendisine ait olan 
tüm yaşam alanları sömürgeci güçler¬ 
ce, özgür Kürtlüğe karşı kullanılmak 
istenmektedir. Yeni inkâr ve imha sis¬ 
temi Kürtlüğü kültürel, sanatsal, siya¬ 
sal, toplumsal bir yaşam tarzı olarak 
Kürtlerin kendisine yasaklarken, öz¬ 
gür Kürt kimliğine saldıracak güçlere 
serbest bırakmaktadır. Böyle bir saldı- 
nya karşı en ön mevzi’de olacak olan 
kuşkusuz ki kültür sanat alanı ola¬ 
caktır. Bunun için 4. TEV-ÇAND kon¬ 
feransı özgürlük mücadelemizin yeni 
dönem gerillası kültür sanat kadrosu 
ve çalışanları olacaktır demiştir. Dola¬ 
yısıyla kültür sanat çahşmalarmı her 
dönemden daha fazla ciddiye almak 
zorundayız. Kültür sanat kadro ve ça- 
lışanlan üzerine düşen bu tarihsel yü¬ 
kümlülük karşısmda tüm dönemler¬ 
den daha çok ciddi olmak zorundadır¬ 
lar. Ciddi olmak; nerde yaşadığım, ne 
yapması gerektiğini bilmektir. Sorum¬ 
luluğunun derin bilincinde olmaktır. 
4. Konferansımız kültür sanat alam- 
nm görev ve sorumluluklanm yerine 
getirmesinde ciddiyet sorununu yaşa¬ 
dığım da vurgulamıştır. 

Bireycilik 

sanat ve sanatçının ölümüdür 

TEV-ÇAND çalışmalarımn misyo¬ 
nunu yerine getirmemede önemli bir 
engel de kültür sanat çalışmalarımıza 
bireyci, maddiyatçı yaklaşımdır. Bu 
faaliyet alanı tarihin tüm dönemlerin¬ 
de olduğu gibi bu gün de komünal ya¬ 
ratım alamdır. Bireycilikle kültür ya¬ 
ratılamaz. Bireysel olarak toplumları 
ile doğru bağ kuranlar sanat yapabi¬ 
lir. Ancak bireycilik sanat ve sanatçı- 
nm ölümüdür. Bu vurgu aynı zaman¬ 
da 4. Konferansım ız ın temel sloganla- 
rmdandır. Sistem içileşmenin en çıp¬ 
lak dışa vurulduğu, bireyci, maddiyat¬ 
çı anlayış, öz kimlik değerlerinden 
kopmak demektir. Kültür sanat ala¬ 
mnda Önderlik ve PKK gerçekliğinin 
ortaya çıkardığı duygu ve düşünceler¬ 
den uzaklığm bir nedeni de içimizde 
yaşanan bireyciliktir, kültür sanat de- 




75 - 

ğerlerine maddiyatçı yaklaşımdır. Yi¬ 
ne sistem sanatçısı gibi olma hevesle¬ 
ridir. Konferansımız özellikle sanatçı- 
lanmızda bir ölçü olarak şehit kızını 
Kürdistan gelini olarak, şehit oğlunun 
eline kma yakarak gömen analarımı¬ 
zın duygu ve düşüncelerini anlamayı, 
hissetmeyi ve ürünlerine yansıtmayı 
koymuştur. Aym zamanda ruhsuzluk 
demek olan bireyci, maddiyatçı yakla- 
şımlann, hem TEV-ÇAND’m örgüt ol- 
masım engellediğine hem de komünal 
değerlerimizden koparak bü 5 mk ada¬ 
letsizliğe yol açtığına dikkat çekmiştir. 
10-15 yıl önce tek bir sanatsal mesle¬ 
ki becerisi olmadığı halde kurumlan- 
mıza gelip kendini geliştirip, örgütsel 
kimliğimizi kullanarak halka giden 
bazılanmn maddi ve yaşamsal olarak 
halkımız ile aralarmda bir mesafenin 
açıldığım ama aynı zamanda bazıları¬ 
nın da yoksulluktan üretemeyecek 
kadar zorlandığını belirtmek gerekir. 
Herkes bilmelidir ki en büyük çizgi 
sapması bu durumun kendisidir. Yoz¬ 
laşma, çürüme bu demektir. Anti de¬ 
mokratik ve iktidarcı olmak budur. 

Konferans ımız şehitierimizden 
ve halkımızdan özür dilemiş 
özeleştirisini vermiştir 

Kimileri Önderliğimizi, gerillayı, şe¬ 
hitleri ve yurtseverliği bir argüman 
olarak kullanırken esasta bununla 
kendini h a lkımıza kabullendirip daha 
sonra gizledikleri sistem anlayışlarım 
yaşam ve sanatlarıyla toplumumuza 
vermeye çalışmaktadırlar. Bu tarz, 
sistem sanat anlayışım içimize taşıma 
olduğu gibi özgürlük mücadelesinin 
ölçülerini de sistemle uzlaştırmaya da 
yol açmaktadırlar. Kültür sanat ala- 
mnda bu biçimiyle objektif ajanlık di¬ 
yebileceğimiz bir durum yaşanmakta¬ 
dır. Bu adaletsiz, çıkarcı, kapitalist bi¬ 
reyci kişiliklere karşı mücadelede baş¬ 
ta kültür sanat alam sorumludur. 4. 
TEV-ÇAND Konferansı bu durumun 
düzeltilmesi kararlıhğınm adıdır. Te¬ 
melini bundan alan ve eleştiri konusu 
olan daha birçok PKK karşıtı Kürt 
kültür değerlerinden uzak duygu, dü¬ 
şünce ve anlayışlar, birer kutsal me¬ 
kân olması gereken kültür kurumları- 


mızı halkımız nezdinde gidilmemesi 
gereken yerlere çevirmiştir. Bu ve 
benzer durumlardan dolayı 4. Konfe¬ 
ransımız şehitlerimizden ve halkımız¬ 
dan özür dilemiş ve özeleştirisini ver¬ 
miştir. Tüm kültür sanat alanı, kadro 
ve çalışanları bu karardan gerekli so¬ 
nuçlan çıkarmalıdır. Kabul edilemez 
bu tür anlayışları düzeltmek için kon¬ 
feransımızda verilen sözlerin gerekle¬ 
rine göre bir pratik sergilemelidirler. 

PKK özgür gelec^ kurma felsefesi 
ideolojisi ve yaşam tarzıdır 

4. TEV-ÇAND konferansı kültür ha¬ 
reketimizin Önderliğin yeni paradig¬ 
ması ile pratikleşme sözünü vermiştir. 
Bunun için yeni kararlar almıştır. 
Başta kadrolar olmak üzere, tüm sa¬ 
natçı arkadaşlarm. Önderlik gerçeğini 
PKK tarzı Kürt kültürleşmesini, ahla- 
kmı doğru ve derin anlaması gerektiği¬ 
ne bir kez daha vurgu yapılmıştır. Ön¬ 
derlik çizgisi ve onun pratik ifadesi 
olan PKK, Önderliğin son savunmala¬ 
rı çerçevesinde Kürt halk kültürünün 
kökleri ile daha güçlü bir buluşmayı 
yakalamıştır. TEV-ÇAND bu buluşma- 
nm sanatsal ifadeye kavuşturulma- 
smdan sorumlu bir örgüt gerçeğine 
göre olmak durumundadır. Dolayı¬ 
sıyla TEV-ÇAND çizgisinde sanatçı de¬ 
mek en asgari ölçüleriyle PKK yurtse¬ 
verliğinin ölçülerinde yaşamak ve mü¬ 
cadele etmek demektir. PKK, Önderlik 
yaşam ve mücadele tarzından dolayı 
sanatsaldır. Bu son otuz altı yılık mü¬ 
cadelenin Kürdistan’da yarattığı deği- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

şimin kendisinden bellidir. PKK yarat¬ 
tığı değişimle hem tam bir sanat hare¬ 
keti olduğunu göstermiş, hem de sa¬ 
nata kaynak olacak değerler, ölçüler 
yaratarak sanatın Kürdistan’da geliş¬ 
mesine bÜ 3 mk katkılar sağlamıştır. Bu 
çok bariz gerçeğe rağmen PKK’yi sade¬ 
ce askeri ve siyasi bir parti olarak ele 
alan yaklaşımlann TEV-ÇAND içinde 
var olduğunu bunların hızla aşılması 
gerektiğini belirtiyoruz. Önderliği ve 
PKK’yi klasik devrimci, ulusalcı ve li¬ 
beral anlayışlarla ele alan bu yaklaşım 
en iyisinden devlet sanatçısı biçiminde 
bir sanatçı duruşu ile çahşmaktadır. 
Tüm bu yaklaşımlar PKK’yi anlama¬ 
maktır. Bu aynı zamanda PKK ve Kürt 
kültür tarihi arasında güncelde kurul¬ 
muş bağdan bihaber olmak demektir. 
PKK’nin Kürt halkmm kendi kültür ve 
kimliği ile özgür geleceğini kurma fel¬ 
sefesi, ideolojisi, yaşam ve mücadele 
tarzınm ismi olduğunu herkesin ilikle¬ 
rine kadar hissetmesi gerekir. 

Özellikle bazı sanatçı arkadaşlar 
“biz sanatçıyız, siyaset ile ne işimiz 
var” diyerek kendileri ile PKK ve TEV- 
ÇAND örgütü arasına mesafe koyabil¬ 
mektedirler. “Siyasetle-örgütle ne işi¬ 
miz var” sözünün altmda PKK tarzın¬ 
da bir kişilik olmak istememe, PKK 
tarzında sanatçı olmak istememe ve 
Kürt h a lkına hizmet etmek istememe 
olduğunu herkesin bilmesi gerekir. 
PKK, sanatçılardan TEV-ÇAND örgü¬ 
tü çerçevesinde belirttiği tarzda sa¬ 
natsal yaratıcılıklarını geliştirmelerini, 
güçlü eserler vermesini istemektedir. 
Yeni sanat ekolü olabilecek sanatsal 














Ekim 2009 | serxwebûn 


76 


yaratıcılık PKK’nin sanatçıların önüne 
koyduğu temel bir hedeftir. Sanat 
yapmak, toplumsallık anlammda en 
güzel işi yapmak demektir. Bizde top¬ 
lumsal işler denildiğinde, özgürlüğü 
geliştirecek, kurumsallaştıracak işler¬ 
den bahsedilmektedir. Önderlik felse¬ 
fesinde iş, sürekli yaratıcılık isteyen 
eylemsellik halidir. Yaratıcı olan ko- 
münal olan her iş, özgürlük felsefesin¬ 
de, geleceği örmek demektir 

Toplumsal özgürlüğü sağlayan 
tüm eylemler politiktir 

Tüm özgürlük işleri nihayetinde 
politik işlerdir. Politik işler bildik an¬ 
lamda sadece siyasetçiler olarak ta¬ 
nımlanmış kişilerin yaptığı faaliyet¬ 
ler değildir. Bu anlayış, özgürlük fa¬ 
aliyetlerini iktidar kültürü ile ele al¬ 
mak demektir. Toplumsal özgürlüğü 
sağlayan tüm eylemlerin, toplumun 
politik yanını ifade ettiğini bilmek. 
Önderlik paradigmasının ideolojik 
hattı gereğidir. Ortamlarımızda sa¬ 
nat faaliyeti ve sanatçılık anlayışı 
ağırlıkta kapitalist modem ideolojik 
çerçevede biliniyor. Bu ideolojik 
alanda muğlâk olmak demektir. Bu 
kendi değerlerimize yabancılaşma¬ 
mıza yol açıyor. Bunu gidermek, doğ¬ 
ru bir sanat faaliyeti ve sanatçı kişi¬ 
liği için ilk yapılması gereken iş oldu¬ 
ğunu herkesin bilmesi gerekir. 

Konferansımız Önderliğim iz in De¬ 
mokratik Uygarlık Manifestosu adı al- 
tmda yaymlanan son savunmalarını 
TEV-ÇAND’m manifestosu olarak ka¬ 
bul etmiştir. ‘Nasıl bir sanatçı ve sa¬ 
nat çizgisi’ somsuna son savunmala¬ 
rıyla daha güçlü tammlar getirmiş 
olan Önderliğim iz in ideolojik çizgisi 
esas almmak dummundadır. Felsefe¬ 
miz, ideolojimiz, sanat anlayışımız 
son savunmalarla her dönemden da¬ 
ha derin ve güçlü olarak ortaya konul¬ 
muştur. Sorunlanmız kesinlikle Ön¬ 
derliği tam ve doğm algılamamadan 
kaynaklanmaktadır. Önderlik okun¬ 
muyor. İşi çözümleme olan sanat ala¬ 
nı, bunu Kürdistan’da en derinlikli 
yapan Önderlik kitaplarını okuyup 
yoğunlaşmalar gerçekleştirilmiyor. 
Eğitim ciddi ele alınmamaktadır. Kişi¬ 


lik çözümlemeleri Önderlik tarzında 
yapılamıyor. Dolayısıyla kültür sanat 
alanımız kadro ve sanatçılar şahsın¬ 
da, bunca değer ve Önderliğin zihin ve 
duygu patlamasına yol açan son sa- 
vunmalarma rağmen kuruluğu yaşa¬ 
maktadır. Pratikte yaşanan sorunla- 
nn temel nedeni budur. Üretimsizlik 
kaynağım kesinlikle bundan almakta¬ 
dır. Sonuçta bu durum tüm maddi ve 
manevi değerlerimizden uzak düşme¬ 
ye yol açmıştır. Önderlikle tam ve doğ¬ 
ru bir buluşmayı sağlamak 4. Konfe¬ 
ransımızın amaçlannın başmda gel¬ 
mektedir. Dolayısı ile 4. TEV-ÇAND 
Konferansı Önderlikle ve değerlerle 
tam ve doğru buluşmayı sağlayacak 
konferans olarak anlaşılmalıdır. Buna 
gelmeyen kim olursa olsun kültür sa¬ 
nat faaliyetlerimiz içinde yerinin ol- 
mayacağmı bilmek durumundadır. 

Ortadoğu kültür geleneği 
manevi yam güçlü bir kültürdür 

4. Konferansımız kültür sanat ala- 
mnda yaşanan sorunlarm bir nede¬ 
ninin de manevi değerlerden kopmak 
olduğunu belirtmiştir. Manevi değer¬ 
lerden koparak, maneviyata dayalı 
paylaşım yerine, maddiyatı esas al¬ 
mak kapitahst kültürün bir hastalığı¬ 
dır. Ortadoğu kültür geleneği manevi 
yanı güçlü bir kültürdür. Önderliği¬ 
miz kendisini ve PKK’yi Ortadoğu’nun 
bu özelliğinden ötürü İbrahimi gelene¬ 
ğin devamcısı olarak tammladı. Ve 20. 
yüz 3 al dünyasımn kapitalist ve reel 
sosyalist kültürleri ile çok fazla bir ba- 
ğımn olmadığını belirtti. Günümüzde 
özellikle küresel sermaye sisteminin 
bölgemize yerleşmesi ve hâkim olması 
için tıpkı egemen devletlerin Kürt kül¬ 
türüne saldırısına benzer tarzda ulus¬ 
lararası güçler de Ortadoğu’nun ka¬ 
dim halk kültür değerlerine çok yoğun 
bir saldın 5 mrütmektedirler. Bu saldı- 
nda ihtiyaç duyduklan yeni imajı da 
daha çok sanatçılar ve sporcular üze¬ 
rinden topluma basm yoluyla yaymak 
istemektedirler. Böylece bölgemizde 
Batı hayranlığı, taklitçiliği geliştiril¬ 
mektedir. Böylece birçok sanat dalı 
yeni adı altmda çok sistemli bir şekil¬ 
de yaygınlaştınimaktadır. 


Sanatçılarmıi2 orta s ınıf yaşam 
anlayışlarmdan uzak durmalıdır 

TEV-ÇAND Kürt ve Ortadoğu Rö¬ 
nesans’ına öncülük edecek bir sa¬ 
nat örgütü olması gerekirken bu 
yönlü sanat faaliyeti temel amacı 
iken. Batı tarzı kültür sanat anlayış¬ 
larının kapitalizme hizmet eden bi¬ 
çimlerinin etkisi altma girebilmekte¬ 
dir. Özellikle tasfiyeci sürecin ya¬ 
şam özelliklerinin ve anlayışlarmm 
hâkim olduğu dönemde mücadele¬ 
mizin olduğu her alanda kendini da¬ 
yatan orta smıf yaşam anlayışı bu 
olumsuz gidişatı daha da derinleş¬ 
tirmiştir. Özgürlük mücadelemize 
uzak duran halk değerlerimize ya¬ 
bancı olan kimi sanatçıları tüm ek¬ 
sikliğine rağmen yine de çabası olan 
sanatçılarımıza yeğ tutan, değer ve¬ 
ren, olanak sunan bu orta sınıf an¬ 
layışa karşı mücadele edilmesi kaçı¬ 
nılmazdır. Bu mücadeleye sanatçı¬ 
larımızın öncülük etmesi gerekir. Bu 
orta sımf yaşam anlayışı sanatçıları¬ 
mızı kapitalist modern kültür anla¬ 
yışına karşı savunmasız bırakmak¬ 
tadır. Aynı anlayış bu özelliklerin¬ 
den ötürü kültür sanat faaliyetleri¬ 
mizin Mezopotamya gerçekliğinden 
uzaklaştırılıp yönünün Batı’ya dön- 
dürülmesine de zemin sunmaktadır. 
Kök kültür değerlerimizden, onun 
bugünkü temsili olan PKK kültür ve 
ahlaki ölçülerinden kopmak demek 
kabul etmediğimiz kültür sanatın 
içimizdeki objektif ajanı olmak de¬ 
mektir. Böylesi bir durumun özellik¬ 
le orta sınıf yaşam anlayışına sahip 
kesimlerce geliştirilmek istendiğini 
bilmek gerekir. Dolayısıyla sanatçı¬ 
larımızın bu orta sınıf yaşam anla¬ 
yışlarından uzak durmaları, sanat 
anlayışımızın bir gereğidir. Sanatçı¬ 
larımız orta smıflarm beğeni ölçüle¬ 
rini, halkın beğeni ölçülerine tercih 
etmemelidirler. Olanak diye sağa so¬ 
la savrulan değerler şehitlerin ka¬ 
nıyla ve halkımızın kendi mücadele¬ 
si ile yaratılan değerlerdir. Bu de¬ 
ğerlere sahip çıkmak, korumak, ola¬ 
nakları halka daha iyi hizmet etmek 
için değerlendirmek, en başta da sa¬ 
natçıların görevi olmaktadır. 





77 


TEV-ÇAND sanatçısı olmak 
yaf atıcılığm zirvesinde olmaktır 

TEV-ÇAND Önder Apo’nun felsefe¬ 
sini, ideolojisini, yaşam tarzım ve örgüt 
anlayışım esas alan bir kültür sanat 
hareketidir. Bu harekette yer alan her 
kadro PKK-PAJK kadro ölçülerine gö¬ 
re, yurtseverler de yurtseverliğin ölçü¬ 
lerine göre yaşar ve çalışır. TEV-ÇAND 
bu anlayışa karşı duranlann varlığım 
kabul etmez. TEV-ÇAND örgüt anlayı- 
şmı, sanat felsefesini ve tarzım sistem¬ 
le uzlaştırmak isteyenlerle mücadele 
etmelidir. Önderliğe, şehitlere, halka, 
maddi, manevi değerlere bağhyım de¬ 
yip, sanatsal yaratıcılıklarım geliştir¬ 
memek, rahata kaçmak, çıkarcı yak¬ 
laşmak, TEV-ÇAND çizgisine aykmdır. 
TEV-ÇAND sanatçısı olmak, sanatsal 
yaratıcılığm ve özgür yaşam değerleri¬ 
nin zirvesinde olmak demektir. Gerçek 
sanat ve sanatçılık, TEV-ÇAND üzerin¬ 
den önder Apo ve PKK ile buluşmak 
demektir. En büjdik hizmet, insanlık 
değerlerinin kök kültürü olan kültürü¬ 
müzü işlemek, bu kültürün, bugünkü 
dili, tarzı olan PKK kültür değerlerini 
işlemektir. Kuşkusuz sistem karşıtı 
olan sanatlannda sisteme muhalif du¬ 
ruş sergileyen dostlanmız da olacaktır. 
TEV-ÇAND sanatçısmm temel bir 
amacı da sanatçı anlayışı, sanat ürün¬ 
lerinin etkileyiciliği yanmda yaşam ve 
mücadele tarzları ile, başta dost sanat¬ 
çılar olmak üzere herkesi etkilemek, 
onlan TEV-ÇAND çatısı altmda özgür¬ 
lük mücadelesine sanatları ile hizmet 
eder konuma getirmektir. ^ 

TEV-ÇAND içinde yapılan ve yapı¬ 
lacak olan çalışmalarda özgür kadı¬ 
nın ölçülerini esas almak sanat çiz¬ 
gimiz gereğidir. Kültür sanat faali¬ 
yetlerimizin ağırhkta kadınlarca ya¬ 
pılıp geliştirilmesi doğru bir yakla¬ 
şımdır. Öncelik ve öncülük kadında 
olmalıdır. Kadın arkadaşların bu 
misyonlannı PAJK çizgisinde yerine 
getirme çabası TEV-ÇAND’ın çizgi¬ 
sinde gelişip güçlenmesi demektir. 

Bu konuyla bağlantılı diğer bir hu¬ 
sus ise kültür sanat faaliyetlerimizde 
genç yoldaşlann durumudur. Bu alan¬ 
da ister özgün jdirütülen çalışmalar 
olsun ister genel içinde olan arkadaş¬ 


lar olsun diriliş kültürünü en iyi tem¬ 
sil etme potansiyeline sahip oldukları¬ 
nı bilmelidirler. Taklit olabilecek sa¬ 
natsal yaklaşımlardan uzak durarak 
demokratik ulus kimliğim iz i geliştire¬ 
cek tarzlara yönelmelidirler. Otantik 
değerlerimize yabancılık bu sahada ol¬ 
mamalıdır. Genç sanatçı ve sanat 
emekçisi otantik değerlerimizi kendisi¬ 
ne kimlik kazandıran PKK kültürü ile 
en harika derece buluşturup sentezle- 
yebilir. Gençlik çalışmaları hem h a lkla 
bağ kurmada bir köprü hem de TEV- 
ÇAND’m örgüt olma zemini döşemede 
güçlü bir rol sahibi olabilir. Devrimci 
sanat daha fazla da Apo’cu gençliğin 
duygu ve düşüncelerinin ürünü ola¬ 
caktır. Devrimci sanat dağdaki sesin 
ovalardaki yankısıdır. Yeni dönem ça- 
lışmalannda sivil toplumcu, öğrenci 
gençliğin arayışlanm devrimcilik yeri¬ 
ne ikame eden toylukları da aşarak 
daha sağlam ve sonuç alıcı pratik tar¬ 
za ulaşalım. Önümüzdeki süreçte 
gençlik koordine merkezleri ile genel 
çalışmalar arasındaki bağı sağlam tut¬ 
mak geçmişte yaşanan sorunlara yol 
vermemekte önemli olmaktadır. 

Dayatılan kültürkınma karşı 
meşru savunma içinde olunmalıdır 

Kültür sanat alamnda da meşru 
savunma içinde olmak gerekir. Kültür 
sanat sahasında meşru savunma bi¬ 
linci kimlik değerlerini ne pahasına 
olursa olsun savunmaktan geçer. Kül- 
-târ değerlerimizi demokratik ulus bi¬ 
linci ile ele almayı özgün yanlarım sü¬ 
rekli geliştirmeyi bilmek a 5 mı zaman¬ 
da meşru savunma h a kkı gereğidir. 
Dayatılan kültürkınma karşı mücade¬ 
le içinde olmak aym zamanda her 
Kürt için savunma h a kkı da doğur¬ 
maktadır. Kültür sanatla ilgilenen in¬ 
sanlarımızın bir özelliği de faaliyet 
alanlannı meşru savunma stratejisine 
göre ele almasını bilmek olmalıdır. 

TEV-ÇAND sanatçısmda kendini ve 
ürününü eleştirmek, özeleştirisini 
vermek esastır. TEV-ÇAND sanatçısı, 
sanatı toplumsal bir yaratım alanı 
olarak görmelidir. TEV-ÇAND sanatçı¬ 
sı bu sanat anlayışı ile h a l kın a ve top¬ 
luma hizmet etmeyi esas almalıdır. Bu 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

hizmeti gerçekleştirmek için sanat ya¬ 
par. TEV-ÇAND’a sanatçı olmak sade¬ 
ce sözle değil yaşam pratiğinde de ko- 
münal yaşamak demektir. TEV-ÇAND 
çatısı altında kolektif tarzda sanat 
yapmak en uygunudur. Özellikle iki 
binli 5 nllardan sonra gurup çalışmala- 
nnı dağıtan tek kişilik sanatsal çahş- 
malardan ortaya çıkan sonuç, bazıla- 
rmm sistem anlayışına daha kolay ve 
erken kaymalarına zemin olduğunu 
göstermiştir. Gurup çalışması içinde 
kimi şahsiyetlerin kendilerini ifade et¬ 
meleri, yeteneklerini diğer arkadaşla- 
nyla paylaşmaları en doğru olandır. 

Sanat toplumun ürün verdiği her 
alanla ilişkili olmak zorundadn 

TEV-ÇAND sanatçısı sanaü kendisi 
için bir sığmak olarak görmemelidir. 
Sanat anlayışımızda sanatçmm sığı¬ 
naklar araması değil, toplumun yaşam 
alanlarmdan sanatsal yaratıcılığı geliş¬ 
tirecek, duygu ve düşünceleri büyüte¬ 
cek, ondan güç alacak bir mekân ola¬ 
rak yaklaşması esastır. Sanat alam, 
toplumun kendini gerçekleştirirken 
ürün verdiği her alanla ilişkili olmak 
zorundadır. Hasadm halaya, kahra- 
manhğm türküye yansıması ve desta- 
mn oyunlaşüniması örneklerinde ol¬ 
duğu gibidir. Sanatı iktidar mekaniz¬ 
ması içinde ele alan, ondan para ka¬ 
zanmayı temel hedef seçen, bunun 
içinde yalan yanlış teorilerle sanatı, 
sanatçıyı yere, göğe sığdırmayan böy- 
lece sanatçıhk adı altmda, sahtekârca 
bir yaşam süren, bireyci, bencil, de¬ 
ğerlerden kopuk kişi ve kurumlar, 
TEV-ÇAND’m karşısmda olduğu, mü¬ 
cadele verdiği gerçeği ifade ederler. Sa¬ 
nat anlayışımızda bencilce bir heves 
içinde popüler olmak amaçlı sanat 
yapmak, sanatı kendi bireysel çıkan 
için kullanmak demektir. 

TEV-ÇAND tıpkı neolitik dönemde¬ 
ki gibi bir kez daha Kürtlerin kendi 
coğrafyasında, tüm insanlığa komü- 
nal demokratik, özgür bir yaşamm yo¬ 
lunu gösterecek, buna öncülük ede¬ 
cek bir kültür sanat hareketidir. De¬ 
mokratik konfederalizm sistemi içinde 
görev ve sorumluluğu bü 5 mk olan 
TEV-ÇAND, kendi kadro ve çalışanla- 



Ekim 2009 | serxwebûn 


78 


rının bir filozof kadar entelektüel bir 
birikim, fedai gibi keskin bir duruş ve 
derviş misali, sabırla sürekli olan bir 
mücadeleyi esas almalarını ister. An¬ 
cak böyle bir yaklaşımla, doğru bir sa¬ 
nat ortaya çıkaracağımız bilinmek du¬ 
rumundadır. Ayrıca bu gerçekliğin 
içinde yaşadığımız çağm sorunları ile 
mücadele ederken, mutlaka temel öl¬ 
çülerin olması gerektiğini bilmek du¬ 
rumundayız. Böyle olmazsa, sistemin 
dayatmalarma teslim olur, kendi ger¬ 
çeğimize ters düşmüş oluruz. Bu da 
kutsallığı banndıran gerçeğe ihanet, 
kültür değerlerimize ve Apo’cu tarzm 
büyüklüğüne ters düşmek demek 
olur. İnsanlığın kazanmasımn. Kült¬ 
lerin PKK tarzmda zafere gitmesi ile 
çok yakm bir ilişkisi vardır. Bunun da 
kültürel değerlerimizin özünden kay¬ 
naklı bir gerçeklik olduğunu bir kez 
daha hatırlatmak istiyoruz. 

Edebiyat çalışmalarının 
geliştirilmesi gereklidir 

Kültür sanat faaliyetlerimizin yaşa¬ 
dığı sorunlarm bir nedeni de edebiyat 
alanında yaşanan zayıflıklardan kay¬ 
naklanmaktadır. Nasıl ki sanat top¬ 
lumsal yaşamın içinde ruh olma göre¬ 
vini görüyor ise sanat alam için de 
ruh edebiyattır. Konferansım ız Kürt 
edebiyatmda yaşanan sorunlara da 
dikkat çekmiştir. Özgürlük mücadele¬ 
miz Kürt dili üzerindeki baskı ve asi¬ 
milasyonu fiili olarak ortadan kaldır¬ 
mıştır. Başta TV, yazılı basm yolu ile 
olmak üzere dil eğitimleriyle Küriçeyi 
geliştirmeye ayn bir özen verdiği bilin¬ 
mektedir. Bu kendisiyle hatm sayılır 
bir Kürtçe okur kitlesi oluşturmuştur. 
Edebiyat çahşmalarımızm hem dilimi¬ 
zin geliştirilmesine hizmet etmesi hem 
de sanaümıza doğrultu kazandırması- 
nm gerekli olduğu bilinerek edebiyat 
çalışmalarmm geliştirilmesinin her 
zamandan daha çok gerekli hale geldi¬ 
ği bilinmek durumundadır. Mevcut 
durumda kültür sanat faaliyetlerimiz 
adeta tek ayak üzerinde ilerlemekte¬ 
dir. Özgürlük mücadelemizin ortaya 
çıkardığı örnek kişiliklerin toplumda 
kültürleşmesi ve demokratik ulus 
kimliğimizin gelişmesi için h ız la el atı- 


“Kültür sanat faaliyetlerimizin yaşadığı sorunlarm bir 
nedeni de edebiyat alamnda yaşanan zayıflıldardan 
kaynaklanmaktadır. Nasıl ki sanat toplumsal yaşamm 
içinde ruh olma görevini görüyor ise sanat alam 
için de ruh edebiyattır. Konferansımız Kürt 
edebiyatmda yaşanan sorunlara da dikkat çekmiştir” 


hp geliştirilmesi gereken bir alan da 
edebiyat alam olmaktadır. 

Yeni dönem görevlerini başarmak, 
her şeyden önce TEV-ÇAND’m kendi¬ 
sini kapitalist kültür ve sanat anlayışı¬ 
na karşı mücadele verecek temelde ör¬ 
gütlemesinden geçer. 3. TEV-ÇAND 
Konferansmda dile gelen “felsefesiz, 
ideolojisiz sanat olmaz, örgütsüz kül¬ 
tür sanat hareketi gelişmez” belirleme¬ 
sine denk bir pratik son iki yılda orta¬ 
ya çıkmadı. Yoğun kapitalist sistem 
saldınlannı kendimizi örgütlemeden 
karşılamak mümkün olamaz. Örgüt¬ 
lenmenin hem yaratmak için hem de 
kendi değerlerimizi korumak için ol¬ 
mazsa olmaz bir duruş olduğunu bil¬ 
mek gerekir. Başta TEV-ÇAND’ı örgüt¬ 
lemeden sorumlu Kültür Sanat Komi¬ 
tesi olmak üzere alan 3 mrütmelerimi- 
zin de içinde olduğu koordinasyon, 
tüm yönetimler, kadro ve sanatçılan- 
mız 3. Konferans çizgisinin gereklerini 
tam olarak yerine getiremediler. 

Kültür Sanat Komitesi en başta 
kendini doğru örgütlemeyerek TEV- 
ÇAND’m ihtiyaçlarma cevap olmamış¬ 
tır. Komite her ne kadar 3. Konferans¬ 
tan sonra geçmişe oranla bir çaba için¬ 
de olmuşsa da tüm alanlar ile aym dü¬ 
zeyde ilgilenme, çalışma alanlarım ta¬ 
kip etme, gerekli perspektif ve gücü 
sunmada ciddi yetmezlikler yaşamıştır. 
En başta da komite bir örgüt komitesi 
olarak kendi içinde bir çalışma ve pra¬ 
tikleşme tarzım oturiamamışür. Çalış¬ 
ma tarzmda istikrarh sonuç alıcı tarz 
ortaya çıkmamıştır. Tarz ve temposun¬ 
da ciddi za 3 aflıklar ortaya çıkmıştır. Bu 
da sorunlan zamamnda tespit etme¬ 
meye yol açmıştır. Tempo zayıflığı, za- 
manmda tespit edilen sorunlara da geç 
müdahale etmeye yol açmış bu da çö¬ 
zümsüzlüğe neden olmuştur. Komite 
bir tarzsızhğı yaşamış, sorunlarm çö¬ 



zümsüzlüğünün yaratmış olduğu duX..^ 
rum bazen radikal bazen de liberal bir 
duruş sergilemesine, giderek çalışma 
alanlan ile ilişkilerin daralmasma ve 
hâkimiyet kaybma yol açmıştır. En so¬ 
mut örneği. Kuzey Kürdistan TEV- 
ÇAND çalışmaları ile ilişkilerinde orta¬ 
ya çıkan ve bir sinema çalışmasma ge¬ 
rekli müdahaleler yapılmadan gösteri¬ 
me çıkmasma neden olan örgütü işle- 
tememe durumu sonrasmda geliştiri¬ 
len soruşturma ile ortaya çıkmıştır. 

Konferansımız güçlü bir ko mit e 
örgütlendirmesine gitmiştir 

Kültür Sanat Komitesi başta Kuzey 
Kürdistan olmak üzere faaliyet alan¬ 
larında özellikle kadrolar şahsmda 3. 
Konferans çizgisine karşı yaşanan di¬ 
renişi uygun yöntemlerle ve zamanm- 
da aşmaya dönük mücadelede zayıf 
kalmış, yeterli desteği sunamamıştır. 

Bu direniş karşısında komite, sorun¬ 
ları zamana yayarak konferans çizgisi 
karşısındaki direnişin uzamasına ze¬ 
min sunmuştur. Komite kendi tarzı 
ile TEV-ÇAND Koordinasyonunu da 
tam olarak işletememiştir. Geçmiş iki 
yıllık pratikte TEV-ÇAND Koordinas¬ 
yonu, örgüt olmayı başaramamıştır. 

Bu da yönetim birliğini sağlayıp faali¬ 
yetlerinde ortak kararlar alıp uygula¬ 
masında sorunlara yol açmıştır. Do¬ 
layısıyla 3. Konferans çizgisinin tüm 
alanlarda istenen düzeyde pratikleş- 
memesinden birinci dereceden so¬ 
rumlu olan komite pratiğinden hare¬ 
ketle 4. Konferansımız çıkarılan so¬ 
nuçlar üzerinden daha güçlü bir ko¬ 
mite örgütlendirmesine gitmiştir. 

3. Konferans Kuzey Kürdistan saha- 
smı kültür sanat faaliyetlerimiz açısm- 
dan stratejik alan olarak tespit etmişti. 
Kuzey sahası hem özgürlük mücadele- 









79 - 

si açısından hem de TEV-ÇAND açısm- 
dan önemli bir sahadır. TEV-ÇAND’da 
yaşadığımız sorunlarm önemli bir kıs¬ 
mı bu alanda yaşanmaktadır. 

Kuzey’de bir yönetim olarak değil 
kişilere bağh faaliyet yürütüldü 

3. Konferansta seçilen alan yöneti¬ 
mi daha ilk günlerde alanda bir dire¬ 
niş ile karşılaşmıştır. Yönetimin bu 
direnişi kırması gerekirken 3. Konfe¬ 
rans çizgisinde tam net olmamaları 
zorlamalarına, ikircikli, kaygılı ve 
kendine güvensiz olmalarına yol aç¬ 
mıştır. Bu durum alandaki kimi kişi¬ 
lerin bilinçli karşı duruşlarma, kimi 
sorunlarm zamanmda aşılmamasma 
ve ortamı zorlamasma yol açmıştır. 
Doğru bir yönetim örgütlemesinin ya¬ 
pılmadığı Kuzey Kürdistan’da ilk yıl 
belli bir çalışma jnirütülmek istendi. 
Fakat alan yürütmesinin kültür sa¬ 
nat çizgisinde tam net olmaması, mü¬ 
cadeleci olmayan bir tarza yol açtı. 
Alanda bir yönetim yerine kişilere 
bağlı bir faaliyet jmrütüldü. Bu tarz 
süreç ile alan yönetiminin tek tek ki¬ 
şilerin tarzmm h â kim olduğu grup¬ 
laşmalara yol açtı. Dolayısıyla alanda 
giderek 3. Konferans çizgisi sahipsiz 
bır a kıldı. Bundan hareketle genel ör¬ 
gütün yaşadığı gelişmeler ve bu geliş¬ 
melerin yarattığı havanın olumlu et¬ 
kileri dışmda alan yönetimi ve kadro 
gerçeğinin kendi örgüt anlayışları ile 
ciddi bir düzeltmede bulunduklarım 
söylemek zordur. Kimi arkadaşlarm 
çabası örgütsel olmayan bireysel tarz- 
lanndan dolayı istenen düzeyde so¬ 
nuçlar ortaya çıkaramamıştır. Alan¬ 
daki faaliyetlerimiz bir TEV-ÇAND ör¬ 
gütlemesinden ziyade “kurumlar koa¬ 
lisyonu” şeklinde devam etmektedir. 

Alan çalışmalarımız kendini örgüt¬ 
leyecek tarzı henüz yakalamamışür. 
Her ne kadar son yıllarda kurumlan- 
mıza karşı bir ilgi gelişmişse de ku- 
rumlardaki yaşam tarzı, gelen insan¬ 
larla ilgilenmeme, felsefik, ideolojik 
eğitim ile insanlan harekete bağlama, 
bunun üzerinden sanat faaliyetine yö¬ 
neltme olmadığı için kurumlar kendi¬ 
sine karşıt bir kültür sanat faaliyeti¬ 
nin zeminini yaratmaktadır. 


Mücadele ve halk değerlerimizden 
kopmanm getirmiş olduğu kendi kim¬ 
liğini yaratamama, bu kimliği sanat 
anlayışı ile güçlendirmeme sorunları 
varlığım devam ettirmektedir. İdeolo¬ 
jik mücadelenin gerekçesi olan bu du¬ 
rum alanda yeterince hissedilip görül¬ 
memektedir. Bu mücadelesizlik alan¬ 
da hem kültür sanat içinde orta smıf- 
lann güçlenmesine hem de alan gene¬ 
linde yaşanan orta smıf anlayışların 
dayatmalarına sebep olmaktadır. 
Alanda yaşanan maddi sorunlann ne¬ 
deni ve çözümüne dönük ele almış 
tarzma bakıldıgmda orta sınıf anlayış- 
larm kültür sanat alanmda nasıl ya- 
şandıgmı görmek mümkündür. 

Alanda ciddi bir kurumsal güç ol- 
masma rağmen TEV-ÇAND örgütlendi- 
rilmedigi için kummlarm birbirine des¬ 
tek sunması zayıf kalmakta bu da kül¬ 
tür sanat politikamızı pratikleştirmede 
sorunlara yol açmaktadır. Halbuki el¬ 
deki olanaklar sadece Kuzey’i için de¬ 
ğil, doğru kullanılması halinde tüm 
Kürdistan’ı besleyecek düzeydedir. 

3. Konferans Avrupa çalışmalanna 
müdahale ederek yeniden örgütlendi- 
rilmesine dönük kararla almasma rağ¬ 
men geçen iki yıllık süreçte, alanda 3. 
Konferansa karşı direnişin de ötesinde 
boşa çıkarıldığı alan olmuştur. Alan 4. 
Konferansa delege göndermemiş faali¬ 
yet raporları da kabul edilmemiştir. 

Avrupa alamnda kültür sanat faa¬ 
liyetlerimizin tıpkı Şehit Sefkan ve 
Şehit Mizgin yoldaşlarımızm ilk dö¬ 
nemlerdeki tarzına benzer tabandan 
örgütlemesi gerekmektedir. Avrupa 
alanmda kültür sanat faaliyetlerimizi 
birkaç tane müzisyenin şahsında gö¬ 
ren anlayış mahkûm edilmiştir. Bu 
anlayış üzerinden TEV-ÇAND faali¬ 
yetlerine yaklaşan kültür sanat kad¬ 
ro ve çalışanları TEV-ÇAND’ı örgütle- 
yemedikleri gibi genel hareket içinde¬ 
ki kimi kadro ve çalışanlann da ben¬ 
zer anlayışları ile bilerek ya da bilme¬ 
yerek TEV-ÇAND’ı TEV-ÇAND ol¬ 
maktan çıkaran sanatçılara ve kişi¬ 
liklere zemin sundukları bilinmelidir. 
Avrupa TEV-ÇAND’ı bilinen kurum 
ve kimi şahıslardan oluşmamaktadır. 
Avrupa’da TEV-ÇAND demek tüm 
kültür demeklerimizde az çok yürü- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

tülmeye çalışılan kültür sanat faali¬ 
yetlerinin TEV-ÇAND perspektifi ile 
bir örgütlülüğe kavuştumiması de¬ 
mektir. Bunu hedeflemeyen oradaki 
h a lkımızı n yüzünü ülkeye çevirme¬ 
yen, yaşanan asimilasyonun önüne 
geçecek kültür sanat faaliyetlerini 
esas almayan, gerillanın direnişçi m- 
hunu ve şehitlerin bağlılığını esas al¬ 
mayan faaliyet, kişi ve kurumlar 
TEV-ÇAND faaliyeti olamaz. Dolayı¬ 
sıyla kültür sanat faaliyetini birkaç 
kişinin sahneye çıkması ile değerlen¬ 
diren anlayışlar kültür sanat çizgimi¬ 
zin kabul etmediği anlayışlardır. Bu 
anlayışlar mücadele değerlerimize çı¬ 
karcı yaklaşanlarm anlayışlandır. 

Kadro duruşundaki yetersizlikler 
örgütsel sorunlara yol açmaktadu* 

Özgürlük mücadelemiz için her 
zaman önemli olan Güneybatı Kür- 
distan, TEV-ÇAND çalışmaları için 
önemli bir alan olarak 3. Konferans 
sonrası örgütlendirilip geliştirilmesi 
gereken bir saha olarak planlanmış¬ 
tı. Güneybatı Kürdistan alam tasfi¬ 
yeci sürecin etkisinin yoğun yaşan¬ 
dığı bir alan olmuştur. 

Alanda KCK sisteminin örgütlendi¬ 
rilip kummlaştınlmasına engel olan 
kadro duruşunun ciddi örgütsel so- 
mnlara yol açtığı örgütsel bir tespit ol¬ 
maktadır. Alandaki genel örgüt sorun- 
larımızm bir parçası da TEV-ÇAND’da 
yaşanan sorunlar olmaktadır. Alan 
kültür sanat çalışmalarımızda ortaya 
çıkmış sorunlarm bir bo 3 aıtu genel so¬ 
runlann yol açügı tarzdan kaynaklan¬ 
maktaysa bir boyutu da kültür sanat 
çalışmalannda bulunan kadro arka- 
daşlann ka t ılım ve duruşlanyla yol aç- 
ügı sorunlardır. Bu durumlann yol aç¬ 
tığı tarzsızhgm alanda TEV-ÇAND faa¬ 
liyetlerini mevsimlik olmaktan çıkara- 
madıgmı belirtmek gerekir. 

3. Konferans sonrasmda alana dö¬ 
nük alınan kararlann başında yeni 
çalışma tarzı temelinde, halk örgütlü¬ 
lüğünü geliştirecek, kültür değerleri¬ 
mizi asimilasyona karşı koruyacak 
kültür ve sanatı halk içinde ele alacak 
şeklinde olmuştu. Önderliğin bÜ 3 mk 
emekleri ve yüzlerce şehit yoldaşımı- 






Ekim 2009 | serxwebûn 


80 


zın çabalan sonucu örgütlendirilen bu 
sahada, TEV-ÇAND faaliyetleri açısın¬ 
da da son iki yılık pratikte cevap olu¬ 
namamıştır. Alanda son yıllarda dev¬ 
letin uyguladığı kültürel yozlaşmaya 
cevap olacak bir yanıt verilememiştir. 
Kültür sanat çalışmaları açısmdan da 
yoğun bir potansiyel banndıran saha 
faaliyetlerimizin yeniden ele alınıp ör¬ 
gütlendirilmesi ihtiyacı vardır. 

Güney’de arabesk ve popüler 
bir kültür geliştirilmektedir 

Irak’ta Baas rejiminin yıkılmasıy¬ 
la Güney Kürdistan’da ortaya çıkan 
durum kültür açısından tam bir 
yozlaştırma seyri izlemektedir. Mev¬ 
cut durumda Kürt kültürü için en 
tehlikeli durum Güney’de yaşanan 
gelişmelerden doğmaktadır. Bütü¬ 
nüyle arabesk ve popüler kültür içe¬ 
rikli kalitesiz bir gidişat mevcuttur. 
Adeta fırsatı yakalayan herkes sah¬ 
neye çıkmaktadır. Daha tehlikeli 
olanı bunun hükümet eliyle ve des¬ 
teği ile yapılıyor olmasıdır. Özellikle 
Türkiye’deki en dip şeylerin muhte¬ 
melen bilinçli ve örgütlü bir şekilde 
buraya akıtılması söz konusudur. 
Kültür sanat alanında işin para ve 
popülerlik peşinde olanlarm rağbet 
gösterdikleri bu durumun önü alm- 
maz ise egemen devletlerin yasakçı 
ve asimilasyoncu politikalarından 
daha tehlikeli sonuçlara yol açacağı¬ 
nı bilerek buna alternatif bir kültür 
sanat faaliyetinin geliştirilmesi kaçı¬ 
nılmazdır. Bu ciddi riske rağmen 
uzun bir dönemdir Kerkük sahasın¬ 
da yürütülen kurum çalışmalarımız 
son iki yılda bir gerileme yaşamıştır. 
Güney’de belirtilen gidişat içinde en 
azından değişik bir mekân olması 
gereken kültür kurumumuz bunu 
da başaramamıştır. Çok dar bir gu¬ 
rupla yetmen kurum rutin bazı ça¬ 
lışmaların dışına çıkamamıştır. 

Kültür sanat faaliyetlerimiz Er¬ 
menistan sahasında rutin bir şekil¬ 
de devam etmiştir. Maxmur saha- 
smda ise bir dönem işleyemez duru¬ 
ma düşen kurum çalışması sonra¬ 
dan bir toparlamayı yaşayarak belli 
bir düzelmeyi yaşamıştır. 


Sonuç olarak; PKK öncülüğünde 
yürüttüğümüz Özgürlük Mücadele¬ 
mizin yakaladığı düzey ve toplumsal 
yapımızda yol açtığı sonuçlar yeni 
bir döneme girmemize yol açmıştır. 
Önderlik bu toplumsal durumu 
Fransız ve Rus devrimlerinin gerçek¬ 
leştiği dönemlere benzeterek dikkat 
çekmiştir. Girilen yeni aşamada ne 
askeri ve siyasi çalışmalarımız ne de 
kültür sanat faaliyetlerimiz eskide 
en iyi olduğu dönemlerdeki gibi de 
yürütülemezler. Bu yeni bir tarz ve 
sorumlluk düzeyi demektir. Sadece 
bir konferans yaptığımız ve kararlar 
aldığımız için özeleştiri verip eleştiri¬ 
ler yapmadığımızı her arkadaşın bi¬ 
lince çıkarması tarihi sorumluluğu 
gereğidir. 4. TEV-ÇAND Konferan¬ 
sında sadece sorunlar yaşandığı için 
değerlendirmeler yapılmadığı karar¬ 
lara gidilmediği bilinmelidir. 

İnsanlığın tümünü hedefleyerek 
saldıran kapitalist modernite sistemi 
ile bir uzlaşı içinde Kürt kültürüne 
soykırım dayatan tüm egemen dev¬ 
letlere karşı kültür sanat cephemiz 
yeni dönemin gereklerine göre ken¬ 
dini örgütlemek ve Apo’cu tarzda ya¬ 
ratıcılığını konuşturmalıdır. 

Önderliğimize ve onun şahsmda 
tüm kutsal değerlerimize her taraftan 
saldıranlara karşı kültür sanat çalış- 
malanmız toplumsal görevleri içinde 
olan ajitasyon ve propagandayı her 
zamandan daha güçlü yapmak zo¬ 
rundadır. Sadeliği içinde güzel olan 
değerlerimizi sanat üslubu ile estetize 
etmek bu değerlerimizi topluma taşır¬ 
mada daha fazla incelikli ve hassas 
olmak dönem görevlerimiz içindedir. 
Bu konuda son yıllarda yaşadığımız 
kısırlığı ve sığhğı aşmak gerekir. 

İçinde bulunduğumuz dönemde 
çok yoğun saldırılar ile hedeflenen ve 
yapılmak istenen diriliş değerlerimizi 
asimile etmektir. Bununla da Önder¬ 
likle PKK Kürt halkından kopartılmak 
istenmektedir. Türk devletinin açılım 
adı alünda esasta bunu hedeflediğini 
bilmek gerekir. Özellikle Kürdistan il¬ 
lerinde gençleri çocuklan hedefleyen, 
alttan ve çok ince bir şekilde Apo’cu 
Kürtlükten koparma operasyonları 
yürütülmektedir. Metropoller Kürt 


mezarlığına çevrilmek istenmektedir. 
Bu anlamda İstanbul şehri “en bü 5 mk 
Kürt mezarlığı” olmaktadır. Tüm bu 
saldınlan en sağlam ve başarılı karşı¬ 
layacak kültür sanat alam olacaktır. 

Halkımızın Önderliğine 
gerillasına şehitierine bağlılığı 
her zamankinden daha büyüktür 

Önderliğimizin özellikle son sa- 
vunmalan ile PKK ve Kürtler olarak 
herkesten daha güçlü, çözümle 5 dci 
ve zengin bir özgürlük düşüncesine 
ideolojisine kavuşmuş bulunmakta¬ 
yız. Yaşamın her alamna bu ideoloji 
ile verecek yamtlanmız eskisinden 
daha derin ve nettir. PKK olarak her 
zamandan daha derli toplu ve netiz. 
Yine Önderliğe daha yakınlaşmış bir 
duruşa sahibiz. Halkımızın Önderli¬ 
ğine ve gerillasına bağlılığı şehitleri¬ 
ne sahiplik etmesi ve anılarına yakı¬ 
şır coşkusu her zamandan daha bü¬ 
yüktür. Uluslararası koşullarda da 
uygun bir durum söz konusudur. 
Başta Türk devleti olmak üzere tüm 
egemen devletler büyük çelişkiler ya¬ 
şamaktadırlar. Ciddi ekonomik kriz¬ 
lerle boğuşmaktadırlar. Nereden ba¬ 
kılırsa bakılsın Kürtler olarak başar¬ 
mak için nedenlerimiz çoktur. Eğer 
Güneyli güçler ulusal birlik konu¬ 
sunda düşmana hizmet edecek bir 
duruma girmezlerse mevcut koşullar 
içinde hiçbir güç Kültlerin önünü 
alamaz. Böylesine uygun bir kon¬ 
jonktürde daha fazla ve zorlanma¬ 
dan kazanmak için defalarca ispat¬ 
landığı gibi Apocu tarzda örgütlen¬ 
mek ve çalışmak esastır. Kültür sa¬ 
nat alanımızda bu dönemde güncel 
görevlerin yanında önümüzdeki on 
yıllarda da etkili olacak eserler ver¬ 
mek için 4. Konferansın ruhuna gö¬ 
re bu sürece dahil olunmalı demok¬ 
ratik ulus mücadelemizde öncülük 
görevi yerine getirilmelidir. 

BİJÎPKK 

Bijî TEV-ÇAND’a ku xeta Yekta û 
Dehlan dı tevdigeri, 

Bijî şehîden qada çand û hünere 

BİJÎ ReberApo 




Ekim 2009 | serxwebûn 


81 


Akademiler Neden Gerekli 


“Mevcut toplumdaki ahlaki çöküntüyü gören Sokrates, okulunda toplıuna yeni ahlak vermek için dersler verdi, daha 
çok da gezgin bir halde bunu yürüttü. ‘Kendini Bil’i okulımım kapışma yazdırdı, sonraları gençlerin beynini yıkadığı 
gerekçesiyle, baldıran zehiri içmek suretiyle yaşamına son vermek zorunda bnakıldı. Öğrencisi Platon ilk de£a 
‘Akademi’ admı kullanarak bu geleneği devam ettirdi. Sonrasmda Hnistiyanbk ve diğer dinlerde manastirlar, 
medreseler hep bu geleneğin yapısal örnekleri oldu. Esasmda aym şeyi vermeye çalıştılar, toplumsal ahlakı güçlü 
tutmak istediler. Diğer yandan da devleüi yapılar daha çok üniversitelerle kendi eğitim kurumlanm oluşturdular’’ 


“Hiçbir toplum varoluş hakkını 
ve bunun için gençlerini eğitme gö¬ 
revini başka bir güçle paylaşamaz, 
devredemez... Aksi halde kendini 
egemenlik tekellerine teslim etmiş 
sayılacaktır." 

Güçlü ve kurnaz adamm icraatı köle 

üretme ve köleleştirme icraatıdır 

Önderliğimizin uzun zamandan 
beri gündemde tuttuğu ve oluşumu 
için hayli ısrarlı olduğu akademiler 
konusunda bir adım atıldı ve akade¬ 
milerin açılışına giriş gerçekleştirildi. 
Bu gelişmenin çok bü 3 mk bir dayat¬ 
ma sonucu, biraz da zoraki olduğu 
bilinmektedir. Bu gerçekleşmenin 
ihtiyacı karşılamaktan son derece 
uzak olduğu, bu yönlü çabaların da¬ 
ha da arttırılması gerektiği açıktır. 
Zira Kürt Halk Önderi’nin bu dayat¬ 
ması boşuna değildi. Dayatmasının 
gerekçeleri ortadan kalkmış değildir. 
Peki, bu dayatmanın altında yatan 
gerçeklik nedir? Gerçekten de aka¬ 
demilerin oluşumu olmazsa olmaz 
kabilinde midir? Akademilerin yapa¬ 
cağı şeyler acaba gerçekten de diğer 
kurumlar, okullar, üniversiteler üze¬ 
rinden gerçekleşmiyor mu veya ger¬ 
çekleştirilemez mi? Daha da uzatıla¬ 
bilecek olan bu sorunlara verilecek 
cevap, içinde yaşanılan sistemin an¬ 
laşılma durumuyla bağlantılıdır. 

Toplumun doğru temelde ve ger¬ 
çek anlamda bilinçlenmesini sağla¬ 
yacak bir eğitime ihtiyacının çok yo¬ 


ğun bir şekilde olduğu açıktır ve bu, 
yaşanılan sistemin yapısı nedeniyle¬ 
dir. Çünkü bugün devletli bir çağı 
yaşamaktayız. Devletli çağm başlan¬ 
gıcı ve günümüz toplum karşıtlığı 
temelinde gelişmiştir ve bu işlemek¬ 
tedir. Önderliğimizin belirttiği güçlü 
kurnaz adamdır devleti ve ona götü¬ 
ren yolu yaratan. Toplum içrnde ay¬ 
rıcalıklı, bir üst toplum yaratma en 
temel yaklaşımı olmuştur. Gücünü 
toplumun hizmetine sunmak yerine, 
toplumun önce bir kesimini, zaman¬ 
la da tümünü kendi hizmetine koş¬ 
turmak için kullanmıştır. Kafasını 
ve tüm yeteneklerini kendine hiz¬ 
metçi yaratmak için kullanmıştır. 
Nitekim bunu ilk devlet olan Sümer 
mitolojisinde bir zihniyete dönüştü¬ 
rerek de bilinçlere kazımıştır. 

İlk ve kök toplum olan, ‘doğal’ ve¬ 
ya ‘ahlaki ve politik’ toplum olarak 
tammlanan, ama esasmda insan ol- 
manm özünü temsil eden, gerçek an¬ 
lamda insan denilebilecek insanların 
bulunduğu toplum, bu yeni çıkışla 
parçalamr. Eskiden yetenek, cins, 
tecrübe vb eşitsizlikleri olmasma 
karşın, komünal zihniyet nedeniyle 
bir toplumsal eşitlik yaratabilen bu 
toplum yapısı yerini gittikçe, parçalı, 
birbirini tamamlamayan bir topluma 
bırakacaktır. Bu yönüyle hiyerarşi ile 
başlayan ve sonraları devlet olan 
güçlü kurnaz adamm icraatları, top¬ 
luma karşıtlık temelinde gerçekleş¬ 
miştir ve bu nedenle de sapkınlıktır. 
Toplumun komünal olan özünden 


gerçekleşen bir kopmadır. İşte bu 
sapkın sistemin çağdaş versiyonu 
yaşanmaktadır günümüzde. Bu çağ¬ 
daş versiyona, kapitalist modemite 
denmektedir. Önceki devletçi moder- 
nitelerden farkı, hiçbirinin ulaşama¬ 
dığı genişlikte ve derinlikte egemenli¬ 
ği, iktidarı, devleti yayabilmiş, güç- 
lendirebilmiş olmasıdır. Zaten Ön¬ 
derliğimiz hiyerarşi de dahil, tüm 
devletli dönemi kölecilikın farklı dö¬ 
nemleri diye adlandırdı. Kapitalist 
modemite dönemini adlandırırken de 
genelleşmiş ve derinleşmiş kölelik' 
tanımlaması yaptı. Özcesi devletli dö¬ 
nem bir köle üretme dönemidir. Bu 
şu anlama gelir: toplumda kölelik 
ekilmiştir, biz insanlar pek çok yönü¬ 
müzle köleleştirilmiş durumdayız, 
köleyiz. Güçlü ve kurnaz adamm ic- 
raatlan köle üretme, köleleştirme ve 
karılaştırma icraatıdır. Nev-i şahsına 
münhasır ve sadece kendisine ait 
olan hiç kimse olmadığına ve hepimiz 
tarihin bir ürünü olduğumuza göre 
bu sistem günümüz inşam ve toplu- 
munda yaşanmaktadır. Hiyerarşik 
devletçi sistem, kendi çıkarları teme¬ 
linde bir toplum ve insan yetiştirdi¬ 
ğinden bunun yansımaları, etkileri 
toplumu kirletmiştir, hastalıklı hale 
getirmiştir. O kendi toplumunu ve 
insanını yetiştirmiştir ve bu durumu¬ 
nu da sürdürmek istemektedir. Bu¬ 
nu yaparken gücünü en çok zihni¬ 
yette kendini kurumlaşürmasmdan 
almaktadır. Hiyerarşik devletçi sis¬ 
tem tekel olma özelliğini bir an için 












bile olsa elden bırakmamıştır, bırak¬ 
maz da. Her şeyde tekel olduğu gibi 
en çok da bilgide, düşünce gücünde 
tekel olmayı sürdürmüştür. Sistemin 
kuruculan bilgiyi, bilimi toplumdan 
uzak yerlerde, devletin adeta yaratı¬ 
cısı olan zigguratta, hem de onun en 
üst katında yani halka en uzak yerde 
bunu yapmışlardır. Bilginin sınırlan 
olarak kendi mekânlarını ve egemen 
sınıfı belirlemişlerdir. Örneğin tarihte 
ilk yazı olarak bilinen Sümer yazısı 
bile herkesin yazısı değildir. Belki 
önemli bir icattır, ancak o herkesin 
değildir, bililerinin, toplumun dar bir 
kesiminin yazdığı ve okuduğu bir 
gerçekliğe tekabül etmektedir. Ege¬ 
men sınıfla sınırlı kalmıştır. Yine mi¬ 
tolojik ve dini düşünüşte önemli btr 
yer tutan cennette her şey serbesttir, 
ancak bilgi agacmm me 3 A^esini ye¬ 
mek yasaktır. Cennetin sahipleri ve 
yasağı koyanlar egemenler iken, ken¬ 
disine bilimin yasaklandığı kesim ise 
halktır, toplumdur. Yunan mitoloji¬ 
sinde bilgelik tannçası Metis’i yuta¬ 
rak ondaki tüm bilgeliği gasp eden ve 
ondan edindiği bilgi ile de kendi er¬ 
kek egemenlikli sisteminin amansız 
savunucusu olan erkek kılıklı ‘kadı- 
m’ -Athena- kendi kafasından yara¬ 
tan, Zeus’un yani devletçi sistemin 
baş tannsmm kendisidir. Ortaçağda 
toplumun bilinçlenmemesi için kü¬ 
tüphanelerin, bilgi kaynaklarının, 
dogmatikçe inanılan kutsal kitapla¬ 
rın topluma kapatıldığı bilinir. Günü¬ 
müzde de hiyerarşik devletçi siste¬ 


min çıkarlarını bilimsellik kisvesi al¬ 
tında çok sistematik bir şekilde top¬ 
luma yaydığı ve toplumun tümünü 
kendi eğitiminden geçirerek istediği 
şekle soktuğu görülmektedir. 

Devletçi sistem toplumu 

gasp etmiş durumdadır 

Esasında toplumsallaşmamn ken¬ 
disi bir eğitim işidir. Toplumlar ken¬ 
di toplumsallaşmalarım yaratırlar¬ 
ken, bunu özellikle de çocuklara, 
gençlere verdikleriyle yaparlar. İlk 
toplumdan günümüze kadar tüm 
sistemler kendi zihniyetlerine göre 
birikim ve tecrübelerini toplumun 
üyelerine aktarırlar. Böylelikle kendi 
zihniyetlerine uygun bir toplum ya¬ 
ratırlar. İlk toplumsallaşmanın etra- 
fmda geliştiği ana-kadm da çocu¬ 
ğuna toplumun ahlakını vermek su¬ 
retiyle eğitmiştir, günümüzdeki hiye¬ 
rarşik devletçi sistem de a}mı şe 3 ti 
yapmaktadır. Ancak zihniyetler fark¬ 
lı olduğundan, yetişen neslin dola}^- 
sıyla toplumun özellikleri de farklı 
olmaktadır. Toplum öncülerine göre 
şekil almakta ve eğitimle biçim ve öz 
kazanmaktadır. O nedenle de gele¬ 
cek ve toplum anlamma gelen ço¬ 
cuklarını, gençlerini kimse başkala¬ 
rına teslim etmek istemez. Toplu¬ 
mun kendi varlığım sürdürebilmesi 
için kendisinin olan çocukların ve 
gençlerin kendi denetimlerinde ol¬ 
ması ve eğitilmesi gerekmektedir. 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

Toplumsallaşma ancak böyle gerçek¬ 
leşebilir. Ancak bugün devletçi sis¬ 
tem, toplumu gasp etmiş durumda¬ 
dır. Toplumsal doğaya uygun bir şe¬ 
kilde eğitilmesi gereken çocuklar, be¬ 
yinler, toplum bunu gerçekleştire¬ 
mediğinden, devletçi güçler de toplu¬ 
mu ancak böyle ele geçirebilecekleri¬ 
ni bildiklerinden iktidarcı güçler ta- 
rafmdan eğitilmektedir. Böylelikle de 
topluma akması gereken güç, devlet- 
çi-iktidarcı güçlere akmaktadır. Bu 
da toplumun garantisi olan gelecek 
nesilleri toplumun olmaktan çıkar¬ 
makta, iktidara sürüklemektedir. 
Böylelikle de köleleştiren sistem, de¬ 
vamlılık kazanmaktadır. 

İktidarcı sistem, günümüzde 
okullu olmayı zorunlu bir hale bağla¬ 
yarak toplumu aslında kendisine 
doğru sürüklemektedir. Okullarda 
onlara kendi çıkarları ve doğrulan 
temelinde bilgiler vermekte ve böyle¬ 
likle de kendisi için tehlike teşkil et¬ 
meyen, hatta kendi sistemi için kul¬ 
lanabileceği be 3 tinler yaratmaktadır. 
Topluma ait olanı, ondan önce eğitim 
adı altmda almakta, sonra da ona 
karşı kullanmaktadır. Önderliğimi¬ 
zin “Görünüşte Türkiye’nin en eski 
ve tanınmış Siyasal Bilgiler Okulu¬ 
nun son sınıfına kadar üstün başa¬ 
rıyla tırmanmıştım. Sonuç, öğrenme 
yeteneğinin ölümcül bir darbe yeme- 
siydi. " belirlemesi tam da bu anlama 
gelmektedir. Bu toplumu aslında 
teslim almaktır, çünkü toplumun 
varlığının garantisi olanlar, toplum 
karşıtı bir örgütlenme olan ve güçlü 
kurnaz adamın kafasından çıkmış 
olan bir klik tarafmdan kendilerin¬ 
den çalınmaktadır. Çocuklar toplum 
karşıtı bir sistemin kafa yapısıyla 
eğitildiklerinden çocuklar a}mı za¬ 
manda kendi özlerine ters ve yaban¬ 
cı bir şekilde yetiştirilmektedir. Alm- 
tıdan da anlaşıldığı gibi neredeyse 
her zaman okullu olan, kendi top¬ 
lumsal gerçekliğini küçük ve geri 
görmeye başlar, ondan utanır. Kayış 
çok hızlı ve köklü olur, yabancılaşma 
büyük olur. Enderun Mektepleri Os¬ 
manlI tarihinde meşhurdur, 19.3mz- 
yılda Osmanlıda Kürtler için uygula¬ 
nan Aşiret Mektepleri a}mı amaçladır 








Ekim 2009 | serxwebûn 


83 


ve esasında devletli geleneğin bir ger¬ 
çekleşmesidir. İnsanlar önee toplum- 
larından alınmış, devlet zihniyetine 
göre şekillendirilmiş, hatta devletin 
önemli bürokratları haline getirilmiş 
sonra da kendi toplumlanna karşı 
kullanılmıştır. Bunun örneklerini 
bugün de fazlasıyla görmekte 3 dz. 

En kutsal işler toplum dışı 

kesimlerce yürütülmektedir 

Bunu bilimselliğin güeünü, im¬ 
kânların çokluğunu ve iktidareilıkta 
ulaştığı derinliğin yarattığı güçsüz in¬ 
san halini de arkasma alarak en çok 
işleyen günümüz devletçi sistemidir. 
Eğitim faaliyetleri bugün toplum üze¬ 
rinde kurulan hâkimiyetin en güçlü 
şeklidir. Sistem bu eğitimlerle, kendi 
sanat, kültür, felsefi yaklaşımını top¬ 
luma taşmr. Günümüzün okuma- 
yazma, okullu olma hali neredeyse 
toplumun tümüne ya 3 nlmış durum¬ 
dadır. Bu, devletçiliğin, iktidareı yak¬ 
laşımın tüm topluma ya 3 nlmış olması 
anlamma gelmektedir. Bu anlamıyla 
hiçbir dönem, devletçi sistem bu ka¬ 
dar toplumun içinde yer etmemiştir. 
Devletçi sistem, önee zorunlu eğitim 
adı altında çoeukları kendi sistemi 
içine almakta, sonrasında da okuma- 
lannm işe yaramasının yolunun üni¬ 
versitelerden geçtiği manüpilasyo- 
nuyla herkesi daha fazla kendisine 
dahil etmektedir. Bu toplumun, top¬ 
lumdan alınması pahasına gerçek¬ 
leşmektedir. Bu nedenle de topluma 
karşı en bÜ 3 nik suçlar, toplumda ya¬ 
ratılan en bü 3 nik tahribatlar eğitim 
adı altındaki faaliyetlerle gerçekleşti- 
rilmektedir. Toplumun geleeeği, top¬ 
lumdan çalınmakta, toplumun en 
kutsal işi en toplum dışı olan kesim- 
leree ele geçirilmektedir. 

İşte Önderliğimizin özelde akade¬ 
miler genelde de eğitim faaliyetleri 
konusundaki ısrarmm altında yatan 
temel etken, toplumun bu en kutsal 
işinin toplum tarafından yapılması 
gerektiği gerçekliğidir. Çünkü ege¬ 
menler toplum karşıtı olduklarmdan 
kendileri için tehlikeli olabileeek be¬ 
yinlerin olmasını istemezler, eğitim 


“Eğitim, toplumtm hiyerarşik 
devletçi sistemin yarattığı insanlık 
dışı şeylerin temizlenmesi için 
gereklidir. Bu yönüyle akademiler 
özgülünde eğitimler, toplumun 
tekrardan kendisi olma çabasıdır. 

Kendini güç yapmasmm yolu, 
toplumun kendi eğitimini kendisi 
yapar hale gelmesinden geçer. 
Başkalarmm zihniyetlerinden 
beslenen grup veya kişilerin sisteme 
karşı durması mümkün değildir” 


kurumlannda düşünemez duruma 
getirilmiş insanlar yaratırlar. Bu ne¬ 
denle de toplumun özüne uygun, 
toplumsal doğanın eşitlikçi, özgür¬ 
lükçü özünü gerçekleştiren nesille¬ 
rin yetişmesi için eğitim gereklidir. 
Eğitim, toplumun hiyerarşik devletçi 
sistemin yarattığı insanlık dışı şeyle¬ 
rin temizlenmesi için gereklidir. Bu 
yönüyle akademiler özgülünde eği¬ 
timler, toplumun tekrardan kendisi 
olma çabasıdır. Kendini güç yapma¬ 
smm yolu, toplumun kendi eğitimini 
kendisi yapar hale gelmesinden ge¬ 
çer. Başkalarmm zihniyetlerinden 
beslenen grup veya kişilerin sisteme 
karşı durması mümkün değildir. 

Önderlik de kendi felsefesini, ya¬ 
şam tarzını örgütlemek, sistemini 
kurmak ve geleceğe taşırmak için 
tüm faaliyetlerini bir akademi tarzm- 
da yürütmüştür. Bu yaklaşımm gele¬ 
ceğe de taşıniması için, bu akademi¬ 
lerin daha da geliştirilerek, derinleş¬ 
tirilmesini istemiştir. Bu akademiler, 
demokratik komünal değerler teme¬ 
linde Apocu felsefe ve yaşam tarzını 
geliştirip derinleştirerek topluma ve¬ 
recek yerler olmalıdır. Bu, akademi¬ 
lerin gerçek anlamda özüne dönmesi, 
3 mzünü halka çevirmesi anlamma da 
gelecektir. Bu konuda Önderliğimiz 
şunlan belirtir: “Ortaçağların kilise 
ve camileri bu geleneğin devamıdır. 
Yeniçağın doğuşunda bu gelenek 
okullar ve üniversiteler biçiminde ad¬ 
landırılarak ve içeriği gittikçe bilimsel 
gelişmelere kavuşturularak sürdü¬ 


rülmüştür. Bu geleneğin gücü olma¬ 
dan, uyğarlıksal gelişmelerden bah- 
sedilemeyecegi açıktır. 

Mahsum Korkmaz Akademisi 
deneyimi dalga dalga her alana 
taşınimıştır 

“Çok smırlı da olsa, ulusal akade¬ 
miler dönemini sağlayacak çalışmala¬ 
ra da çok önem ve yer verilmiştir. Ta¬ 
rih boyunca derya kadar kan akıtma- 
mn ve çaba harcamanm yetmediğine, 
gerekli olamn anlam gücü ve derinliği 
olduğuna inamlarak, halk ve öncüle¬ 
ri için yaygm okullar dönemi başlatıl¬ 
mıştır. Yaşadığım her evi, bulduğum 
her çalışma sahasmı bir okula dö¬ 
nüştürmek, yaşamımın ayrılmaz bt 
özelhği ve parçası olmuştur. İlkçağ ü- 
lozoflan gibi her duvann dibi, her 
ağacm altı bir okul haline getirilmiş¬ 
tir. Halkımızın en eksik yanmm beyin 
gücü olduğu bilinerek, bu çalışmala¬ 
ra yüklenilmiştir. Mahsum Korkmaz 
Akademisi deneyimi dalga dalga her 
alana, her insan grubumuza taşınl- 
mıştır. Sadece askeri ve politik alan¬ 
da değil, tarih, dil ve sanat alanların¬ 
da da akademi düzenine geçişin alt¬ 
yapısı ve zihni temeli ortaya çıkarıl¬ 
mıştır. Kürtlerin kültürel varlığına ve 
özgürlüğüne giden yolda tarihsel bir 
dönem olan akademik düzeyde eğitim 
sistemi bir gerçektir. Yapılması gere¬ 
ken, ilgili her alanda var olan olanak¬ 
ları birleştirip öz okuluna kavuştur¬ 
maktır. Politikadan dile, tarihten fel¬ 
sefeye, sanattan ekonomiye kadar 
her alanda yaratılan ulusal akademik 
düzey bir olanaktır. Büyük inanç ve 
çabayla bu yönlü çalışmalarımıza 
katkıda bulunmak kişileri yüceltir ve 
halkımıza özgürlük getirir. Bu yönlü 
görevlerini başaramayanlarm çağdaş 
uygarlık içinde yer tutmaları müm¬ 
kün olamaz. Düşünce hâkimiyeti ve 
sanat yeteneği, yaşam pratiğinde ba¬ 
şarı, iyilik ve güzellik demektir... ” 

Önderliğimiz İmrah’daki yoğun¬ 
laşmalarıyla tarihte mevcut hiyerar¬ 
şik devletçi sisteme karşı mücadele 
3 mrüten, kendisini ‘bilimlerin bilimi’ 
olarak tanımlayan Marksizm de da- 










84 - 

hil tüm hareketlerin sistemiçileş- 
mekten, erimekten kurtulamamala- 
nnm nedeni olarak hâkim sistemin 
bilme uikunu aşamama, onlann pa- 
radigmalarmm sınırlarında seyretme 
olduğunu gösterdi. Yoksa kimse ta¬ 
rihte demokratik toplum diye adlan¬ 
dırılan devlet dışı toplumsallığın be¬ 
del ödemediğini, mücadele yürütme¬ 
diğini söyleyemez. Hatta Önderliği¬ 
miz eski paradigma temelinde ger¬ 
çekleşebilecek bir başarının, bizi 
KDP ve YNK’ye benzeteceğini, bunun 
da ulaşılması istenen bir durum ol¬ 
madığını belirtirken, zihniyet devri- 
minin önemine vurgu yapmış olu¬ 
yordu. Hareket olarak da bugünkü 
anlamda yeni paradigmaya ulaşma¬ 
mış olsak da Önderlik şahsında 
mevcut sistemin bir dişlisi olmama 
yönünde özenli bir çabamn gösteril¬ 
diği bilinmektedir. Önderlik de ken¬ 
dini ve yoldaşlarını yaratmaya, ka¬ 
lıpların içine girmemeye büyük özen 
göstermiştir. Devletçi paradigmayı 
aşma yönünde her zaman bÜ 3 mk ça¬ 
ba sahibi olmuştur. Bunun için de 
eğitimi, özgün bir zihniyeti geliştir¬ 
meyi her şeyin merkezine yerleştir¬ 
miştir. İmkânları beklemek yerine 
alıntıda da belirtildiği gibi, en küçük 
bir olanak, herhangi bir imkân, al¬ 
ternatif bir yaşam ve zihniyet yarat¬ 
ma, bunu yayma için değerlendiril¬ 
miştir. Nitekim PKK’nin grup döne¬ 
minin tüm kadrolarının Ankara’da 
kiralanan bir evin bodrum katında 
eğitildikleri, ilk derslerini oradan al¬ 


dıkları hep söylenir ve bilinir. Bir 
eğitim akademisi biçiminde kullanı¬ 
lan bu evde alternatif bir yaşam ku¬ 
ruluşunun öncülerinin iyi yetiştiril¬ 
dikleri, PKK’nin tüm mücadele tari¬ 
hine ve günümüze bakıldığmda ra¬ 
hatlıkla anlaşılabilir. Hareketin çe¬ 
kirdeğinin güçlü oluşturulduğu, 
sonrası dönemde çok açık bir biçim¬ 
de görülmüştür. Bu, bir tarza dö¬ 
nüşmüş ve günümüze kadar gelmiş¬ 
tir. Ancak bu tarzın çok tersine işle¬ 
yen bir yaklaşımın sonucu olarak 
gerektiği kadar akademinin örgüt¬ 
lendirilmesi, açılması çok sancılı ve 
zor olmuştur. Yer sorunu, maddi 
olanaklar sorunu, kadro sorunu vb 
sorunlar uzadıkça uzamıştır. Daha 
çok yapı ile ilgilenilmiştir. Hâlbuki 
işlevselliği esas almak gerekliydi ve 
halen de gerekli olan budur. Önemli 
olan yapısallık değil, işlevselliktir. 

Eğitimin egemenlerin 4i olmaktan 
çıkarılması gerekir 

Devletçi sistem çok şatafatlı ya¬ 
pılar içinde toplumun canına oku¬ 
maktadır. Toplum karşıtlığında en 
başarılı olduğu kurum, eğitim ku¬ 
rumlan oluyor. İlk terbiyeci, eğit¬ 
men olan ana-kadmm belki de özel 
olarak bir eğitim kurumu yoktu, 
ancak yaşamın tümü bir eğitimdi 
ve toplumun tüm fertleri anlık ola¬ 
rak toplumsal ahlak temelinde bir 
eğitimden geçirilmekteydiler. Ve ta- 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 

rihin toplumsal doğaya uygun en 
terbiyeli insanlarını yetiştirmesini 
bildi. Öyle ki bugün insanların uğ¬ 
raştığı hiçbir toplumsal soruna o 
toplumda yer yoktu. En ahlaklı, en 
politik, en özgürlükçü insanlar ye¬ 
tiştirildi ve insan-toplum olmanın 
temel yaşamsal ilkeleri oluşturul¬ 
du. Özü belirledi, kriter koydu. 

Kurumlaşma daha sonraları oldu, 
Sümerlerde Eduba Okulu açıldı. Sis¬ 
temi aşıladı, sistem için çalıştı. Son- 
ralan mevcut toplumdaki ahlaki çö- 
küntü 3 m gören Sokrates, okulunda 
topluma yeni ahlak vermek için ders¬ 
ler verdi, daha çok da gezgin bir hal¬ 
de bunu }nirüttü. ‘Kendini Bili oku¬ 
lunun kapısına yazdırdı, sonraları 
gençlerin beynini 3 akadığı gerekçe¬ 
siyle, baldıran zehiri içmek suretiyle 
yaşamına son vermek zorunda bıra¬ 
kıldı. Öğrencisi Platon ilk defa ‘Aka¬ 
demi’ adını kullanarak bu geleneği 
devam ettirdi. (Derslerini Atina Kapı- 
sı’nm karşısmdaki Akademos Tepe- 
si’nde verdiği için okulunu da bu şe¬ 
kilde adlandırdı.) Sonrasında Hıristi¬ 
yanlık ve diğer dinlerde manastırlar, 
medreseler hep bu geleneğin yapısal 
örnekleri oldu ve bunu sürdürdüler. 
Esasında a 3 nıı şeyi vermeye çalıştı¬ 
lar, toplumsal ahlakı güçlü tutmak 
istediler. Diğer yandan da devletli ya¬ 
pılar daha çok üniversitelerle kendi 
eğitim kurumlarım oluşturdular, sis¬ 
temlerinin insanlarını orada yetiştir¬ 
meye çalıştılar. İşte devlet dışı top¬ 
lumsallığın, toplumsal ahlakı koru¬ 
ma ve güçlü tutma çabasında olanla- 
rm kulvarmda olan hareketimizin ta¬ 
rihi de buna uygun gerçekleşirken, 
güncelde Önderliğimizin ısrarlanna 
rağmen yaşananlar buna çok da uy¬ 
gun olmamıştır. İlle de yapı dayat¬ 
ması geliştirilmiştir. Hala da bunun 
tam aşıldığı söylenemez. Bunun Ön¬ 
derliğimizin toplum eğitimi ve toplu¬ 
mun egemenlere ait olmaktan çıka¬ 
rılması hususundaki duyarlılığıyla 
hiç de örtüşmediği, ters düştüğü 
açıklıkla görülmektedir. 

Demek ki duyarlılığımız, toplumu 
eğitme, bilinçlendirme noktasmdaki 
istemimiz Önderliğimizinki kadar 
güçlü değil. Demek ki hiyerarşik dev- 











Ekim 2009 | serxwebûn 


85 



letçi sisteme olan öfkemiz Önderliği- 
mizinki kadar güçlü değil. Demek ki 
sistem karşısında 3 nirütülmesi gere¬ 
ken mücadelede tembellik, erteleme- 
cilik yapabiliyoruz. Demek ki toplu¬ 
mun devlete ait olmasından Önderli- 
ğimizinki kadar rahatsız değiliz. De¬ 
mek ki devleti toplumdan uzaklaştır¬ 
mak için çok acelemiz yok. Demek ki 
mevcut durumumuzdan çok da ra¬ 
hatsız değiliz, işleri böyle de yürütebi¬ 
leceğimizi düşünüyoruz. Demek ki 
böyle kaldığımız ölçüde sistemin birer 
yaratımı olmaktan kurtulamayacağı¬ 
mızı derinden hissetmiyoruz. Özcesi 
demek ki kapitalist modemiteye olan 
öfkemiz yetersiz. Demek ki tarzımız, 
takip ettiğimizi söylediğimiz Önderli¬ 
ğimizin tarzma u 3 mıuyor. Hâlbuki bu 
hareket hiçbir zaman olanaklarla iş 
yapma}^ benimsememiştir. Bu hare¬ 
ket bir Önderlik hareketi olduğun¬ 
dan, Önderliğine göre şekillenmiştir. 
Onun tarzı, yaşam anla 3 aşı, mücade¬ 
le felsefesi temel ilkeler olarak benim¬ 
senmiştir. Nitekim Önderliğimiz sü¬ 
recin uzatılması, ertelenmesi karşı¬ 
sında “bir ağacın altında bile olabilir.” 
şeklinde tutum belirlemiştir. 

Mademki hiyerarşik devletçi sis¬ 
tem, insanı insan olmaktan çıkarı¬ 
yor, toplum karşıtı bir yapıdır ve Öz¬ 
gürlük Hareketi de bu sistemin bir 
parçası olmak istememekte, onu aş¬ 
maya çalışmaktadır. O halde bu na¬ 
sıl gerçekleşecektir? Mademki öngö¬ 
rülen ve devleti toplum yaşammdan 
uzaklaştırmayı amaçlayan, halkın 
örgütlü sistemi olan demokratik 
konfederalizmi inşa etmek istiyoruz, 
o halde bu nasıl gerçekleşecektir? 
Mademki teorik tespitlerde tüm top¬ 
lumun ve herkesin hiyerarşik devlet¬ 
çi sistemin köleleştiren etkilerini ya¬ 
şadığını belirtiyoruz, o halde toplu¬ 
mu ve kendimizden başlamak üzere 
herkesi bu insanlıktan çıkaran siste¬ 
min elinden nasıl kurtaracağız, köle¬ 
liğin etkilerini nasıl atacağız? Ma¬ 
demki toplumsal gerçeklikler inşa 
edilmiş gerçekliklerdir ve her birey- 
toplum zihniyet gücüyle yaratılıyor, 
o halde bunu nasıl ve hangi zihniyet 
gücüyle gerçekleştireceğiz? Madem¬ 
ki toplum kendi eğitimini kendisi ya¬ 


pamadığından geleceği gasp edilmiş 
haldedir, o halde insanları insanlık 
düşmanı olan devlet yapısallığından 
nasıl uzaklaştıracağız? Daha da uza¬ 
tılabilecek olan bu gerekliliklerin 
mevcut tarz ve yaklaşımla gerçekleş¬ 
tirilemeyeceği açıktır. <\ 

İnsanlaşmak için sistemin^y 
etkilerinden kurtulmak gerekiyor 

Toplumun kendisi olma, iktidarcı 
klikten kurtarılması gibi çok temel 
bir sorunu vardır. Mevcut durumda 
toplumsal yaşamda devlet ve iktidar 
yaşamın her karesinde adeta kendi¬ 
liğinden üretilir haldedir. İktidarca 
canma okunmuş toplum, kendi cel¬ 
lâdına sevdalanırcasma karşıtını 
kendinde yaşatmaktadır. İktidarın 
öznelliği altında inim inim inleyen ve 
nesneleştirilen, karılaştırılan top¬ 
lum, egemenlerinden aldıkları terbi¬ 
ye' ile a 3 mı sistematiği kendi içinde 
işletmekte, özne-nesne zihniyetini 
hep canlı tutmaktadır. Devletlerin 
ek bir çabaya girişmelerine ihtiyaç 
yoktur. Bu çark hiyerarşinin ortaya 
çıkışından beri kurulmuştur ve ken¬ 
di içinde sistematik ve yetkindir. 
Karşısında mücadele yürüttüğümüz 
sistem çok güçlüdür. Yarattığı insan 
tipi onun en büyük gücüdür. 
Bunun yanı sıra her gün sistem öm¬ 
rünü uzatabilsin, çıkarlarını devam 
ettirebilsin diye binlerce think- 
thank kuruluşu, sa}aları neredeyse 
milyonları bulan ve toplum karşısın¬ 


da herhangi bir sorumluluk duyma¬ 
yan yalancı bilginler sistem için ça¬ 
lışmaktadır. Okul sistemleri de za¬ 
ten en mükemmel bir şekilde işle¬ 
mektedir. Ve insanlar oralarda ger¬ 
çekten de bilim ve hakikati öğren¬ 
diklerini sanmaktadırlar. 

Bunların yanı sıra hiyerarşik dev¬ 
letçi sistem. Önderliğimize kızgındır, 
kendilerine benzemediği için kızgın¬ 
dır. Tüm eritme çabalarına rağmen 
bunu gerçekleştirememenin öfkesini 
yaşamaktadır. Maskelerinin düş¬ 
müş olması nedeniyle öfkeliler. Ön¬ 
derliğimizin demokratik toplum ge¬ 
leneğinin sistemiçileşmemiş belki de 
tek temsilcisi olduğunun çok iyi bi¬ 
lincindedirler. O nedenle amansız 
saldırmaktadırlar. Topyekün saldır- 
maktalar ve bir sistem halinde yö- 
nelmekteler. Sistemi etkileyen ve or¬ 
tadan kaldırılması gereken bir kişi¬ 
lik ve çizgi olarak görmektedirler. 
Tüm bunların bilincinde olarak ha¬ 
reket etmek, sırf Özgürlük Hareke- 
ti’nin herhangi bir yerinde olundu¬ 
ğundan dola}a değil, gerçek insan 
olabilmek için bir gerekliliktir. Çün¬ 
kü var olan sistem, insanlıktan 
uzaklaştıran bir sistemdir ve günü¬ 
müz insanlığı bundan önemli oran¬ 
da nasibini almıştır. İnsanlaşmak 
için sistemin bu etkilerinden kurtu¬ 
labilmek gerekir. Toplumun öncüle¬ 
ri, tüm bu saldırılan karşılayabil¬ 
mek, dahası karşı saldınya geçebil¬ 
mek için bir eğitim seferberliği ru¬ 
huyla hareket etmek zorundadırlar. 









SERXWEBÛN I Ekim 2009 


insan toplumuyla 
toplum ahlakıyla ayakta durur 


“Eylem harekettir. Hareket sürekli akış halinde olmaktır. Sürekli akan ırmak 
gihi olmak için sağlam kaynaklardan heslenmek gerekir. Bu kaynak insan 
için toplumu ve toplumım enerji adası olarak ahlakıdır. Toplumsal sorunları 
görmek, çözüm yollarım ortaya koymaya çalışmak ve daha çok da insanlık 
sorunlar karşısmda duyarh olmaya yöneltmek insani hir görevdir. Bu gör^iS^ 
yükleyen ahla kilik durumu olarak sorıımlııluk hilincidir” 


Evrende varlık olma}^ başarmış 
her olgunun bir anl a mı vardır. Evren¬ 
de anlamsız herhangi bir şe 3 dn var ol¬ 
duğunu düşünmek mümkün görün¬ 
memektedir. Denilebilir ki, anlam sa¬ 
hibi olmak evrensel bir yasadır. Han¬ 
gi gücün neden ve niçin varoluşa yol 
açhğmı sormak ve bu soru}^ yanıtla¬ 
mak başka bir konudur. Yamh ol¬ 
dukça zor bir sorudur bu. Bu soru¬ 
nun binlerce 3 nldır tüm insanhğm ka¬ 
fa yorduğu ve yamtlamak istediği te¬ 
mel bir soru olduğunu biliyoruz: Beni 
kim, neden yarattı; ben nasıl yaratıl¬ 
dım? Bu ve benzeri sorulan sadece 
insan mı sorar, bunu tam bilmiyoruz. 
Ancak başka varhklann bu soruyu 
sorup sormadığı sorusunu soranm 
sadece insan olduğunu kendimizden 
hareketle iyi biliyoruz. 

Varoluşun nedenlerini ve yaratanı 
tartışma konusu geniş bir konudur. 
Ancak her varoluşun kendisini bir 
anlam ile ortaya serdiğini belirtmek 
mümkündür. Bildiğimiz kadarıyla 
anlam işiyle en çok ilgilenen de yine 
insandır. Anlamm sırrma ermeye ça¬ 
lışırken anlam kazanan da yine in¬ 
sandır. Dolayısıyla şimdiye kadarki 
insanlık serüvenine anlamı bulma 
yürüyüşü denilebilir. 

Anlam gücü 

in sanı temel özne yapar 

Yaradılış konusunda sorulsa da ya¬ 
nıtlanması kolay olmayan sorular 
çoktur. Sorularm çokluğu ve derinliği 
bu konu 3 m adeta içinden çıkılmaz ha¬ 


le getirebilmektedir. Ancak toplumsal 
varoluş ile anlam konusu bizzat insa¬ 
nın kendi hayat serüveni içinde ger¬ 
çekleşmeye başladığından, insanlar 
bu konuyu kendi yaşam dönemlerine 
göre tartışmışlar ve yanıt bulmaya ça¬ 
lışmışlardır. İnsan bu temel özelliğin¬ 
den ötürü hem yaşar, yaşamak için 
çaba harcar, hem de kendisini gerçek¬ 
leştirmeye yönelir. Bu durum insanm 
tüm algılamalanmn merkezine kendi¬ 
sini ko 3 mıasma neden olmaktadır. İn¬ 
san temelde kendisini tanıyarak çev¬ 
resini tanımaya başlamıştır. Kendisin¬ 
den bağımsız duran nesnelerin an¬ 
lamsallaştırılması da insanm kendi 
hafızasmm bir sonucudur. Her şe 3 t 
tanımlayan insan olduğuna göre, doğ¬ 
ru ya da yanlış anlamlara yol açan da 
yine insan olmaktadır. İnsanm bu an¬ 
lam gücüne sahip olması onu en azm- 
dan doğamn temel bir öznesi yapmış¬ 
tır. Bu öznenin doğru tanımlanması, 
daha doğrusu bu öznenin kendisini 
doğru tanımlaması diğer tüm tanımla¬ 
maları bire bir etkiler. İnsan kendi 
kendisini tanımlayan ve anlamlandı¬ 
ran bir varlıkhr. Tüm tanımlamaların 
doğru olanla özgürlüğe akması, en 
başta insanm kendisini ‘insanca’ ta¬ 
nımlamasına doğrudan bağlıdır. 

İnsana kendi dışmdaki diğer olgu¬ 
ları tanımlama olanağını veren şey 
esasta onun toplumsallığıdır. İnsan 
toplumsallıkla anlam gücüne kavuş¬ 
tuğu gibi, başka varlıkları tanıma ve 
anlamlandırma gücüne de toplum¬ 
sallığı sayesinde kavuşmuştur. Bu 
temel ilkeden dola}^ insanlığın evren¬ 


sel varoluş içindeki anlam ka 3 nıakla- 
nnı onun toplumsallığında aramak 
en doğrusudur. En çok su 3 aın bu¬ 
lunduğu yeri arayan kimsenin bunu 
okyanusta, yeryüzünün en yüksek 
noktasmı bulmak isteyen birinin bu¬ 
nu dağlarda araması gibi, insanı da 
toplum denilen olgunun içinde ara¬ 
mak temel bir doğrudur. 

Toplumun ne olduğu ve nasıl orta¬ 
ya çıküğı sorusunun cevabı da insa¬ 
nm kendi yaşam değerleriyle verilme¬ 
lidir. İnsanm maddi ve manevi ya¬ 
şamı, toplum denilen varhğm görünür 
kılıp anlam dünyasmı sunduğu me¬ 
kânlardır. İnsanlık için bu yaratılış ve¬ 
ya varoluş biçimi, nereden bakılırsa 
bakılsın, onu doğada temel bir özne 
haline getirmiştir. Yani bizzat insan 
bire 3 dnin kendisi değil, içinde yaşadığı 
toplumsallığı ve toplumun insan bire¬ 
yinde dile gelen maddi ve manevi de¬ 
ğerleri inşam doğada özne haline ge¬ 
tirmiştir. Bunun için insana anlam 
kazandıran toplum denilen olgunun 
temel yapısmı bilmek, buna göre ya¬ 
şamak insanlığımız için kaçınılmaz ol¬ 
maktadır. Madem insan bir varlık ola¬ 
rak toplumu ile evrende anlam kaza¬ 
nıyor, varhklaşmayı başarıyor, o halde 
insanm içinde yaşadığı toplumu tam- 
ması önemli olmaktadır. Özellikle top¬ 
lumu toplum yapan ahlak ve politika 
gibi alanları kendi işleyiş yasalarıyla 
tanımak ve buna göre yaşamak, insan 
nedir sorusuna verilecek başlıca yanıt 
olmaktadır. Toplumsal yaşam pratiği 
içinde esas olarak insanhğm kendi öz 
değerlerini yaratarak bugüne geldiğini 







SERXWEBUN I Ekim 2009 


“Toplumu ahlaki yamyla ele alarak tanımaya çalışmak, verilen 
olgularm doğaları gereğidir. İnsan bireyinin kendi toplumu ile 
ilişkisine benzer bir ilişki toplumsal olgu ile ahlak arasmda vardır. 
İnsan tüm gücünü içinde yaşadığı toplumdan alarak dev amlılığım 
sağlamaktadır. Toplumun da gücünü ve dev amlılığını 
ahlaktan aldığmı vurgulamak gerekir” 


87 - 

biliyoruz. Zaten bu değerlerden ba¬ 
ğımsız insanı düşünmek, insanı an¬ 
cak biyolojik varlık düzeyinde tanıma¬ 
ya olanak sağlar. Bu da anlamı toplu¬ 
mun içinde arayan, bu arayışı ile ken¬ 
dini yaratan insan olmaz. 

Tümvarbklar 
ikiU bir yapı gösterir 

İnsamn kendisinde bulunan an¬ 
lamlandırma gücünü doğada özne ol- 
masma neden olan özelliğinin temeli¬ 
ne koyabiliriz. İnsamn kendi dışmda- 
ki varlıklan neden ve nasıl tanım¬ 
ladığı, içinde yaşayıp kendisini ger¬ 
çekleştirdiği toplumuyla ilişkilerinin 
bir sonucudur. İnsanın başka bir 
varlığı ta nım ası ihtiyaçtan doğmuş¬ 
tur. İhtiyaç toplumsallığm bir özel¬ 
liğidir. İhtiyaç başka bir varlığı tanı¬ 
maya yol açar. Tammak, dar anlamda 
sadece ‘nedir’ sorusuna cevap vermek 
demek değildir. Tanımak için birçok 
eyleme gereksinim vardır. Tanımanın 
kendisiyle getirdiği birçok sonuç da 
bulunmaktadır. Tanımak en başta 
kendinden taviz verme 3 d gerektirir. 
Tanımak, tanımaya çalışhğımız şeye 
yakınlaşmayı gerektirir. Tanımak de¬ 
ğiştirmek olduğu gibi, kendinde deği¬ 
şimi de kabul etmek demektir. İnsan 
sorumluluğundan dolayı tanır. Tanı¬ 
ma aynı zamanda insanm kendisini 
sorumluluk altma almasma da yol 
açar. İnsan neden kendisini sorumlu 
görmekte ve sorumlu kılm a ktadır so¬ 
rusunun cevabı toplumsallığmm de¬ 
vamlılığında gizlidir. Toplumsallığm 
devamlılığı için başka şeyleri tanımak 
gerekir. İnsanm doğada bulunan en 
becerikli özne olmasım, en iyi şekliyle 
onun başka şeyleri tanıma ve onlar¬ 
dan yaşam sahalan kurma davranı¬ 
şında görebiliriz. Bu özellik insanm 
koca bir kültür dünyasmı yaratacak 
kadar emek ve çaba harcamasına gö¬ 
türmüştür. Bu ve benzer birçok insan 
özelliğinin yol açüğı sonuca toplum di¬ 
yeceğimiz gibi, insanm bu özellikleri 
kazanmasma neden olan mekâna da 
toplum denilebilir. 

Tüm varlıkların ikili bir yapı göster¬ 
diği ispatlanmıştır. Anlam da bir olgu¬ 
dur. Bu olgunun varlık kazanması 


için de gerekli olan şey ikili yapmm 
varlığıdır. Dualistik yapmm ahengi 
varhğm oluşumuna neden olurken, 
her varlığın tamnması için ise kendi 
karşıtma ihtiyacı vardır. Bu karşıtlık¬ 
ta iki karşıt şeyin varlığı birbirine 
karşı negatif gibi görünüyorsa da, 
karşıtlar birbirini anlamlandırdığı için 
pozitif olabilmektedirler. Bu tanımla¬ 
madan hareketle toplum denilen var¬ 
lık için de bazı hususlar belirtilebilir. 
Tammlamaya toplum denilen olgu¬ 
nun nasıl işlev kazandığmdan başla¬ 
yabiliriz. Örneğin toplumun onu canlı 
bir organizmaya dönüştürüp eylemsel 
kılan yanı nedir? Toplumu maddi bir 
kütle olmaktan çıkaran, ona doğadaki 
diğer varlıklardan başka başka özel¬ 
likler 3 mkleyen özelliği hangisidir? 
Tüm bu ve benzer sorulann cevabı 
toplumu aktifleştiren, onu görünür 
kılmaya sevk eden iç eneıjisi olarak 
ahlak denilen olgudur. Önderliğimizin 
deyimiyle, ahlak olmadan toplum ku¬ 
rulmaz. Topluma maddi bir olgu ola¬ 
rak bakıldığında, ahlak da onun ma¬ 
nevi yanıdır. Toplum esasta manevi 
olan özellikleri sonucunda maddileş¬ 
mektedir. Toplum beden ise, ahlak 
onun ruhu olmaktadır. Ruh canlılığm 
işaretidir. Toplum canlı bir varlıktır. 
Ahlak toplumun gören gözü, işiten 
kulağı, hisseden 3 mreğidir. Yukarıda 
verilmeye çalışılan ‘tanıyan ve tanı¬ 
nan’ arasmda belirtilen hususları işle¬ 
ten güç de ahlak olmaktadır. 

Demek ki insanı evrensel varoluşu 
içinde insan yapan toplumu ise, top¬ 
lumu da toplum yapan esasta ahlak 
denilen olgudur. İnsanlık toplum 
içinde anlam kazanmakta, anlam¬ 
landırdığı diğer tüm varlıkları da top¬ 
lumsal yaşamlanmn ihtiyaçları so¬ 
nucunda anlamlandırmaktadır. İn¬ 
san, toplum ve ahlak ilişkisinden do- 


la}^, çok rahatlıkla denilebilir ki, ‘ne 
kadar ahlak, o kadar işlevsel toplum 
gerçeği’ doğmakta; ‘ne kadar fazla 
toplumsal işlevsellik, o kadar da de¬ 
ğişip dönüşen insan gerçeği’ ortaya 
çıkmaktadır. Değişim ve dönüşüm 
toplumsal ahlakilik gereğidir. Çünkü 
toplumsal olan, kendi rotasında deği¬ 
şendir. Değişim temel yaşam yasası¬ 
dır. Yaşam yasalanna göre olmak ah¬ 
lakilik açısmdan olmazsa olmaz bir 
şeydir. Burada temel bir soru nasıl 
bir değişim noktasında ortaya çık¬ 
maktadır. Değişim nasıl olacak, kim 
nerede nasıl değişecek, değişmesi ge¬ 
reken nedir gibi birçok sorunun bu 
konuda sorulup yanıtlanması gere¬ 
kir. Bu hususta sorulann peşi sıra 
gelmesi konuyu zorlaştırmamakta- 
dır. Çünkü ahl a kilik olgusu insan 
için adeta bir terazi gibi ölçü verdi¬ 
ğinden, çok soru sorulsa da işimizi 
sadeleştirebilmektedir. Örneğin ken¬ 
disini sorumlu görmeye başlamış bir 
insan için yapılacaklarm önemli bir 
kısmı tamamlanmış gibidir. 

Toplumlar gücünü ve 
dev amlılığını ahlaktan ahr 

Toplumu ahlaki yanıyla ele alarak 
tanımaya çalışmak, verilen olgularm 
doğalan gereğidir. İnsan bire 3 dnin 
kendi toplumu ile ilişkisine benzer 
bir ilişki toplumsal olgu ile ahlak 
arasmda vardır. İnsan tüm gücünü 
içinde yaşadığı toplumdan alarak 
devamlılığını sağlamaktadır. Toplu¬ 
mun da gücünü ve devamlılığını ah¬ 
laktan aldığını vurgulamak gerekir. 
Başka bir de 3 dşle toplums a llığım ız ın 
güvenliğini sağlayarak ona devamlı¬ 
lık kazandıran şey ahl a kın kendisi 
olmaktadır. Evrende kendi özsel de¬ 
ğerleriyle toplum ve insan olarak iç 











Ekim 2009 | serxwebûn 

içe iki varlık anlam kazanmışsa, 
bunda ahlakın belirleyici rol 03nıadı- 
ğmı belirtmek insanlık kimliğimiz 
gereğidir. Evrendeki her varlığın an¬ 
lam sahibi olduğunu belirtirken, in¬ 
sanlığın bu evrensel yasaya göre ol- 
masma olanak tanıyan en önemli şe¬ 
yin ahlak olduğunu belirtmek yerin¬ 
de olur. İnsan nedir sorusunun bir 
cevabı “insan toplumsal bir varlıktır" 
şeklinde olurken, diğer bir cevabın 
da “insan ahlaki bir varlıktır" tarzm- 
da verilebileceğini bilmek gerekir. 
İnsan ahlaki bir varlık olarak ahlak 
ile en iyi olan ne ise onu tanımakta¬ 
dır. En İ3d, insana layık olandır. İn¬ 
sanın kendisinin doğada yaptıkları 
iyi olan şeylerdir. İnsan ‘iyi’ olanı 
esas alır. Burada haklı olarak 130 ne¬ 
dir sorusu sorulabilir. Biz bu soruya 
cevaben, “toplumsal olan, insana gö¬ 
re olan iyidir" diyebiliriz. Bencillik, 
bireycilik kötüdür. Komünal düşün¬ 
mek ve yaşamak İ3ddir. Barış iyidir, 
savaş kötüdür. Bu ikilemleri daha 
da arttırabiliriz. İnsan olgusunu ve 
yaşam değerlerini iyi nedir, ne tür 
şeyler İ3ddir sorulan ile boğmaya ge¬ 
rek yoktur. İnsan toplumu doğru ve 
özgürce yaşama yolunda götürecek 
iyi olanlan esas almaya başlandığın¬ 
da, bu yaklaşımıyla yaşam içinde 
binlerce olması gereken 130 olanlan 
da kendiliğinden netleştirmiş ve ye¬ 
nilerini yaratmış olacaktır. 

Ahlak ile insan kendini var kılmak 
için önemli bir enojiye kavuşmuştur. 
Bu eneıji insanm en iyi şekilde çalış- 
masma da yol açmaktadır. İnsan top¬ 
lumsal bir varlık olduğu için çalışır, 
emek verir. İnsana böyle olması ge¬ 
rektiğini söyleyen şey ahlakiliktir. İn¬ 
san nasıl çalışmalı, hangi çalışma top¬ 
luma daha faydalıdır konusunda da 
ölçüyü ahlak vermektedir. Çalışmak, 
emek vermek insamn değişim ve dö¬ 
nüşümünü hızlandıran temel özelliği¬ 
dir. İnsanlarm hareket edip yaşam yo¬ 
lunda yeni hayatlar kurduklarım 
emeklerinden anlarız. Tüm bu yeni 
olanlarm insanca bir yaşam tarzmda 
anlam kazanması da ahlakm bütün¬ 
leştiren gücüyle olmaktadır. İnsanlar 
emek verince, ait olduklan yere ve 
topluma bağlanırlar. Bu bağlanma 


kendi içinde insanı sorumlu kılmakta¬ 
dır. Buradaki bağlanma tümüyle kişi¬ 
yi insan olarak neler yapması gerekti¬ 
ği konusunda sorumlu kılmış demek¬ 
tir. Tüm bu belirlemelerle insan deni¬ 
len varhğm nasıl anlam kazanmakta 
ve anlam derinliğine yol açmakta ol¬ 
duğu bütün ana batlarıyla ortaya 
çıkmış olmaktadır. 

Konumuzu daha somut ele almak 
için toplumsal görevler bağlamında 
toplumsal yaşam ve birey olgusunu 
güncellik içinde ele alabiliriz. Bu bize 
insan ve toplumunun ahlakilik açı- 
smdan verilen tammlamaya göre ne¬ 
rede durduğunu görme olanağı verir. 
Bir kez insanm kendi görevlerine sa¬ 
hiplik etmesi, doğru3m ve İ3ti olam 
esas alarak insanca olan yol içinde 
hareket etmesi için vicdan sahibi ol¬ 
ması gerekir. Vicdan insanı sorumlu 
kılarken, a3mı zamanda sorumluluk 
duygusuyla da insan kendi vicdanmı 
bÜ3mtmektedir. Vicdanı bÜ3mk insan, 
eneıjisi çoğalmış insandır. Vicdan, in¬ 
san için en önemli eylemsel güçtür. 
Vicdanı olmayanlarm eyleme geçmesi 
tümüyle mümkün olmaz demesek de 
çok zordur. İnsan en başta vicdanlı 
olduğu için haksızlıklara karşı bir du¬ 
ruş ve davramş içine girmektedir. İn¬ 
san en kolay haksızlıklara karşı hare¬ 
kete geçiren vicdanı sayesinde insan¬ 
lık ölçüsünü ortaya koyabilmektedir. 
Günümüz insanlık durumu için ken¬ 
di anlamsalhğmm neresinde durdu¬ 
ğunu bu özellikleri ele vermektedir. 
Bunca toplumsal sorunların varlığma 
rağmen sorunların çözümüne ilişkin 
gerekli çaba ve mücadele verilemiyor¬ 
sa, ahlak olgusundan hareketle bu 
durum tanımladığımız insanlıkta bir 
sorunun yaşandığmı gösterir. 

Aidiyet ve sorumluluk 
arasmdaki kopmaz bağ 

Doğru bir vicdan -ahlak- için en 
başta ‘insan’a ihtiyaç vardır. İnsan 
toplum içinde gerçekleşen bir varlık 
olduğu içindir ki, vicdanlı olmak iste¬ 
yen insan öncelikle kendisini doğru 
ve İ3d ortaya koyacağı bir toplum orta¬ 
mına ihtiyaç duyar. Bunun için vic¬ 
danlı olan, en başta iyi bir insan ol¬ 


- 88 

mak için bireyin ait olduğu toplumun 
üyesi olması fikrine inanması gerekti¬ 
ğini bilir. Toplumsal yaşamm ölçüleri 
ve kurallarmm da kendi bire3tini de¬ 
mokratik ve komünal özellikte yetiş¬ 
tirmesi gerekir. Kuşkusuz toplum 
kendi bire3tini bu temelde yetiştir¬ 
mektedir. Ancak reel gerçeklik teme¬ 
linde bakıldığmda, hâkim yaşam tar- 
zımn bire3ti tanımsız bırakabileceği de 
görülebilmektedir. Toplumsallık var¬ 
dır. İnsan toplumsuz yaşayamaz. An¬ 
cak hâkim olanlann toplumu nasıl 
ele aldıkları, yaşanacak olanlan doğ¬ 
rudan belirlemektedir. 

Bire3tin kendisini toplumuna ait 
hissetmesi ile sorumluluk duygusu 
arasında kopmaz bir bağ vardır. İn¬ 
şam sorumiuluk altma alan, bunu 
hatırlatan, bu anlamda insanm deği¬ 
şim ve dönüşüme yönelmesine neden 
olan şey insanm 3mkümlülük bilinci 
olarak ahlakıdır. Vicdanı ve ahlakı 
kalmamış bir insan, herhangi bir 
haks ız lık karşısında sorumluluk duy¬ 
maz. Bu insan toplumdan kopmuş 
bireyci insandır. Dolayısıyla bir insan 
bire3ti için toplumsal ahlakilikle yaşa¬ 
mayı başarması bireyciliği reddetme¬ 
siyle başlar. Günümüzde yaşanan te¬ 
mel bir sorun, daha doğrusu tüm so- 
runlarm temelini döşeyen sorun, top¬ 
lumsal yapmm parçalanmış yapısmm 
kendi üyesini komünal temelde an- 
lamlandıramamasıdır. Bugünün top¬ 
lumsal yaşamı, yaşadığı ahlaki eroz¬ 
yondan dolayı anlam yitimine uğra¬ 
mıştır. Anlam yitimi insanm yitimidir. 
Çünkü anlamlandıran, anlam için 
anlam yaratan insandır. Anlam 3tiümi 
yaşamış olmak, iyi ve kötünün birbi¬ 
rine karışması anl amın a da gelmekte¬ 
dir. Bu da yaşamm çirkinlik içinde 
geçmesi demektir. Sade bir tabirle 
buna yaşamm ölçülerini kaybetmesi 
denir. İnsan için bu ahlaksızlık oldu¬ 
ğu gibi kimlik siz liği de ifade etmekte¬ 
dir. Toplumsal kimlik yitimi demek, 
insanm bireycileşmesi demektir. Bu¬ 
nun için duyarsızlık, kendini yaşa¬ 
mak ve sorumsuz davranmak hem 
ahlaksızlık hem de insan olarak ken¬ 
di anlam dünyasından kopmaktır. 

Bireycilik toplumsal sorumlulu¬ 
ğun bitişidir. Toplumsal sorumlulu- 



SERXWEBÛN I Ekim 2009 


ğun insan vicdanıyla direkt bağı 
vardır. Bu anlamda bireyci olmak 
sorumsuz olmak demektir. Bireyci 
kendisine karşı ancak günübirlik 
felsefeye göre sorumluluk duyabilir. 
Bireycilik başka bir insanın diğer bir 
insanı tanımasını, tanımlamasını da 
engeller. Günümüzde yaşanan iliş¬ 
kisizliğin bir nedeni de budur. Top¬ 
lumsal ilişkilerin darlığı, asosyallık 
nedeni olan bu durum ahlaksızlığın 
da boy verdiği ortamdır. Bunun için¬ 
dir ki, aynı apartmanda veya a3nıı 
sokakta 3nllarca beraber yaşadıkları 
halde, insanların birbirini tanıma¬ 
maları şurada kalsın, selâmlaşma¬ 
maları da normal bir insan dav¬ 
ranışı olarak görülebilmektedir. İn¬ 
sanların birbirlerini tanımaması 
normalleşmiştir. Oysa insanın evre¬ 
ni, onun yaratılış sırlarını tanıma, 
bu sırlan anlama iddiası vardır. Bu 


tir. Ortadoğu’nun ‘bir lokma, bir hır¬ 
ka’ felsefesinin derviş ve bilgeliğini 
esas almak iyi ahlak için esasür. Bu 
yaklaşım doğru ve i)n ahla kın nerede 
başlayacağını ortaya koymaktadır. 
Her varlığm tanımlanması için sahip 
olduğu temel ilkeleri vardır. İnsanlık 
için iyi ahlakın varlık ilkesi ise top¬ 
lumsallıkla başlar. Çünkü ahlak ol¬ 
madan toplum, toplum olmadan da 
ahlak olmaz. Toplum ve ahlak olgu- 
lan etle kemik gibi birbirine yapışık¬ 
tırlar. Ama ikisi arasmdaki bağ bu¬ 
nun da ötesindedir. 

İyi ahlakı bir de toplumsal eylem- 
sellik halinde görmekte3nz. İ3n ahlak 
toplumsallığa karşı saldınlarm oldu¬ 
ğu yerde yerinde durmaz. İ3d ahlak 
sorumluluk duygusu biçiminde yan¬ 
sır. Sorunların yaşandığı yerde 130 
ahlak insanı arayışa götürür. Sorun¬ 
ları çözme gücünü ve cesaretini ve¬ 


ötürü rahatlıkla söylenebilmektedir. 
Bu yalan ahlaka inceden ama keskin 
kılıçla bir saldırıdır. Yaşamda hâkim 
olan da bu düşünce olduğu için yaşa- 
mın paramparça olmuş hali rağbet 
görebilmektedir. Günümüz yaşamm- 
da bütün bu parçalanmışlıklann ya- 
ratüğı tablo insanda köklü tammsız- 
lıklara neden olmuştur. 

Yaşanan realiteden ötürü insanm 
kendi sosyal gerçekliği karşısmda ca¬ 
hil olduğu söylenebilir. Tamyan ve ta¬ 
nımlayan insan, hâkim olan toplu¬ 
mun 3mrütülüş tarzmdan dolayı ken¬ 
disini tanımlamayacak duruma geti¬ 
rilmiştir. Günümüz insanhğımn so¬ 
runları belirtilmeye çalışılırken, bu¬ 
nun nedenlerinden bir tanesinin de 
bu parçalılık olduğu bilinmelidir. Bu 
ruhsal parçalanmadan ötürü insan 
çok ciddi toplumsal sorunlar karşısın¬ 
da bile tepkisiz kalabilmektedir. Tepki 
canlılığın bir işaretidir. İnsanm tepki¬ 
si razı olunmayan şeye karşı olur. İn¬ 
sanda tepkisizlik her şeye razı olduğu 
anlamına gelir. Her şeye razı olmak, 
boyun eğmek demektir. İnsan en iyisi¬ 
ne bile kolay kolay razı olm az ken kö¬ 
tüye bile razı ise, bu durum insamn 
ne derecede boyun eğdiğini veya insa¬ 
na bo3am eğdirildiğini gösterir. Boyun 
eğmek köle olmaktır. İnsan bir en iyi¬ 
sine razı olur, bir de köleleştirilince 
kendisine sunulan her şeye razı olur. 
Bu durum en fazla da günümüzde ya¬ 
şanmaktadır. İnsanlığın yaşadığı ge¬ 
lişmeler insanm en iyisini seçebilme 
ve yapma olanağım verebilmektedir. 
Buna rağmen tarihin en kötü ve çirkin 
yaşamı da gerçekleşmiş derin kölelik¬ 
ten ötürü yaşanabilmektedir. 

Bugün toplumsal yapmm parça¬ 
lanmışlığından ka3nıaklı ahlaksızlık 
hâkim bir realite olduğu için, tüm kö¬ 
tülükler ‘kuzu postuna bürünmüş 
kurt’ misali kendisini sunabilmekte¬ 
dir. Bu durumda görünen maalesef 
sadece post olmaktadır. Postun için¬ 
de gezen kurt görülmemektedir. İmaj 
çağının ve onun temel tarzı biçimcili¬ 
ğin özünden koparttığı kutsal hayaün 
trajik hikâyesidir bu! İnsanhğm mev¬ 
cut hali ve ahlak sorunlarından do¬ 
layı kurt uluyarak saldırdığı halde, 
bu kuzuların melemesi şeklinde algı- 


“Günümüz putçuluğu kapitalist yaşam kalıplandır. Kapitalizmin 
topluma va^eçilmez olarak sunduğu yaratunlandır. Bireyci olmak 
bir putçuluktur. Sorumsuzluk bir putçuluk durumudur. Her şeyin 
maddi bir karşılı ğının olması da putçuluktur. Kapitalist dil bu 
putçuluğun sunum biçimidir. Tıpkı zaman gibi pudarm da sadece 
biçimlerinin değiştiğini bilmek ve buna inanmak ahlaki olmakür” 


bÜ3mk çelişkiyi yaşadığı halde, bu¬ 
nu normal gören duruma ahlaksız¬ 
lık veya kötü ahlak demek, 130 ahlak 
sahibi olmanın bir gereğidir. 


Ahlak toplumun 
bilinç durumudur 




İnsan sadece birbirine karşı değil, 
her şeye karşı sorumludur. Çünkü 
tamyan ve tammlayan kendisidir. 
Bunun için insan varlığının anlam 
3mceliği başka insanlarca tanımlan- 
ma3a gerekli kılmaktadır. Bu tanım- 
lamaya yol açan etkenlerin başında 
ise, tan ım lananın ahlaki duruşu gel¬ 
mektedir. Ahlaki olmak, başkaları 
için de yaşama sarılmayı gerekli kı¬ 
lar. Ahlaklı olmak, yaşamı başkalan 
için kurmaktır. Yaşama kurucu ola¬ 
rak katılmak yaşanacak bir şey varsa 
onu başkalanna bırakmak ahlakilik- 


ren de özünde insanm ahlaki yanı¬ 
dır. Çünkü ahlak a3nıı zamanda top¬ 
lumun denenmiş ve yaşamı geliştire¬ 
ceği ispatlanmış bilinç durumudur. 
.Ahlaki bilinç pratikleşme gücüdür. 
Toplumsal pratik sadece yeni şeyler 
yapmak demek değildir. Toplumsal 
pratik yeni şeyler yapmak olduğu 
kadar, ahlaki olmayan durumları or¬ 
tadan kaldırmayı da gerektirir. 
Çünkü ahlaklı olmayı engelleyen bir 
durum yaşandığından, özellikle bu¬ 
gün için ahlaklı olmak için işe ahlak¬ 
sızlığı deşifre etmekle yola ko3aılma- 
lıdır demek yerindedir. 

Günümüzde temel sorun insanh- 
ğm ahlaki sorunlar yaşadığma insan¬ 
ları inandırmaktır. Adeta toplumsal 
sorunlann varlığı ahlakiliğin yoklu¬ 
ğundan değil de insanların birbirleri¬ 
nin işlerine çok kanştığmdan oluyor¬ 
muş gibi bir yalan ahlaksızlıktan 















Ekim 2009 | serxwebûn 


90 


lanmaktadır. Sorunlara yol açan bu 
algılanış değiştirilmezse ve bir şekilde 
bu sorunlar çözülüp aşılamazsa insa¬ 
nın kendi sonunu getirebileceği söy¬ 
lenmektedir. Ahlak bir de bu bakım¬ 
dan bizim açımızdan önemlidir. İnsa¬ 
na bütünlüklü bir yaklaşımı geliştire¬ 
bilmek, yaşanan sorunlara eğilebil- 
mek için de ahlak sahibi olmak ge¬ 
reklidir. Çünkü ahlak insana insani 
olanı seçme imkânı verir. 

Bugün itibariyle ahlaki olmanm te¬ 
mel bir ölçüsü de toplumsal sorunlar 
karşısında duyarlı olmak ve insanları 
duyarlı kılmaktır. Duyarlı olmak aynı 
zamanda devrimciliktir. Diğer insan¬ 
ları duyarlı kılmak, eyleme geçirmek 
devrimciliğin ilk adımıdır. Ahlaki ol¬ 
ma noktasmda yaşanan sorunlardan 
dolayı tarihin devrimcileşmek için en 
fazla ihtiyaç duyduğu zaman bugün¬ 
dür. İnsanlık adına ahlan her adım 
bugün itibariyle devrimciliktir. Kendi¬ 
ni bilmek devrimci olmakhr. Devrim¬ 
ci olmak sürekli bir devingenlik için¬ 
de olmaktır. İnsamn sürekli devin¬ 
genlik içinde olması, kendi kişiliğini 
sorgulaması anlamına gelir. Bu an¬ 
lamda devrimci olmak kişilik kazan¬ 
mak, toplumsallaşarak kendi görev 
ve sorumluluklannm ne olduğunun 
bilincini diri tutması ve geliştirmesi 
demektir. Bu da her zaman eylem ha¬ 
linde olmak demektir. 

Eylem harekettir. Hareket sürekh 
akış halinde olmaktır. Sürekli akan 
ırmak gibi olmak için sağlam kay¬ 
naklardan beslenmek gerekir. Bu 
kaynak insan için toplumu ve toplu¬ 
mun eneıji adası olarak ahlakıdır. 
Toplumsal sorunları görmek, çözüm 
yollarım ortaya koymaya çalışmak ve 
daha çok da insanlan sorunlar karşı¬ 
sında duyarlı olmaya yöneltmek in¬ 
sani bir görevdir. Bu görevi 3hikleyen 
ahlakilik durumu olarak sorumluluk 
bilincidir. Günümüzde h â kim olan 
bireycilik insanın bu görevlerini yap¬ 
masını engelliyor. Bundan dola}^ 
toplumdan kaçışın somut ifadesi so¬ 
runlardan kaçmak biçiminde görülü¬ 
yor. Toplumsal görevlerinden kaçış, 
a3nıı zamanda insanlığından kaçıştır. 
Toplumsal sorunlar, toplumun ahla¬ 
ki yapısmm bozdurulmasıyla ortaya 


çıkmış sorunlardır. Buna yol açan 
ise devlet ve iktidar olgusudur. Top¬ 
lumsal sorunlardan kaçış toplumsal¬ 
lıktan kaçıştır. Toplumsallıktan kaçış 
devlete iktidara doğru kaçışür. Top¬ 
lumun tümü iktidar sahibi olamaya¬ 
cağı için de devlete kaçış köleliğe ka- 
çışür. Toplumsal sorunlardan kaçış 
sorunları görmezden gelmekten kay¬ 
naklanmaktadır. Sorunları görmez¬ 
den gelmek, anlam gücünü ve vicda¬ 
nını kaybetmekle ilişkilidir. 

Devr im cilik toplumsal düşünmek 
ve yaşamaktır 

Bunca toplumsal sorunlarm ya- 
şanmasma rağmen, sanki hiç kimse¬ 
nin sorunlan yokmuş gibi bir durum 
yaşanmaktadır. Sorunlan başkalan 
yaşıyor denilerek, insanlann her gün 
defalarca karşı karşıya kaldığı sorun¬ 
lar karşısmda bile duyarsız kalmala- 
nna neden olunmuştur. Bu ise top¬ 
lumsallık anl amın da bir hastalık du¬ 
rumudur. Tüm bu hastalıklı durum¬ 
lar kesinlikle insanm toplumsal ger¬ 
çeğinin parçalanması ve vicdanlan- 
nm yara almasıyla direkt bağlantılı¬ 
dır. Her sorun toplumsal bir ihtiyacın 
karşılanmamasından doğmaktadır. 
İnsanm duyarsızlığı, bu ihtiyaçlann 
giderilmesinde rol üstlenmemesine 
neden olmaktadır. Bu da insanm en 
temel özelliği olan yaratıcıhğmı kay¬ 
betmesine yol açmışhr. Artık yaratıcı- 
hğm olduğu alanlar bilgisayar prog¬ 
ramlan ile yaratılan animasyon film¬ 
leri ve simülasyon alanlandır. Yaşam 
tekrarm ve mekanikleşürilmişliğin te¬ 
neke halinden çekilmez hale gelmiş¬ 
tir. Bunu bilmemek, bilip de gerekle¬ 
rini yerine getirmemek ahlaki boşlu¬ 
ğun yaşanmasından kaynaklanmak¬ 
tadır. Bütün toplum üyelerinin yaşa- 
nanlan görmesi ve görüp karşı koy¬ 
masının ilk adımı vicdan sahibi olma- 
lanndan geçer. Bugün en fazla da vic¬ 
danı ayaklandırmak ve eyleme geçir¬ 
mek gerektiği ortadadır. 

Devrimci eylemselliğe yol açacak 
ahlaka sahip olmaya ekmek ve su¬ 
dan daha fazla ihtiyaç duyduğumuz 
bir süreçte yaşamaktayız. Devrimci¬ 
lik toplumsal düşünmek ve yaşa¬ 


maktır. Çünkü maddiyatçıhk ve bi¬ 
reycilik temel insan değeri haline ge¬ 
tirilmiştir. İnsan için en zor iş top¬ 
lumda hâkim hale getirilmiş düşünce 
ve yaşam kalıplarım aşmaktır; insan¬ 
lan yeni zihniyete, yeni bir vicdana, 
yeni bir toplumsal sisteme alıştır¬ 
maktır. Bunun en zor iş olması top¬ 
lumsal mantığm dogmatik özellikler 
göstermesinden kaynaklıdır. Tanı¬ 
mak ve tanımlamak aynı zamanda 
dogmatik olmaya da yol açar. Dog- 
matikliği aşmak put kırmaktır. Her 
dönemin putlan olmuştur. İnsan bi- 
re3ti üzerinde kurulacak en bÜ3mk 
baskı toplumsal baskıdır. İnsanlar 
en kolay toplumsal baskı altında ezi¬ 
lir ve yenilirler. Toplumsal baskının 
devletçi karakteri a3mı zamanda put 
yapmaktır. Putçuluk ahlaki düşüş¬ 
tür. Ahlaki düşüş olmadan insanlar 
putlara inanmazlar. Tüm insanlık 
dışı uygulamalar birer putçuluktur. 
En çok toplumsal sorunlar bugün 
yaşandığı için, en çok putçuluğun bu 
dönemde yaşandığmı rahatlıkla ileri 
sürebiliriz. En çok putçuluk bu dö¬ 
nemde yaşanıyorsa, en fazla ahlak¬ 
sızlık bu dönemde yaşandığı içindir. 

Günümüz putçuluğu kapitalist 
yaşam kalıplandır. Kapitalizmin top¬ 
luma vazgeçilmez olarak sunduğu 
yaratımlarıdır. Bireyci olmak bir 
putçuluktur. Sorumsuzluk bir put¬ 
çuluk durumudur. Her şe3tin maddi 
bir karşıhğmm olması da putçuluk¬ 
tur. Kapitalist dil bu putçuluğun su¬ 
num biçimidir. Tıpkı zaman gibi put- 
lann da sadece biçimlerinin değişti¬ 
ğini bilmek ve buna inanmak ahlaki 
olmaktır. Devrimcilik her açıdan ka¬ 
pitalist putçuluğa meydan okumak 
ve toplumsal ahlaka dönüşü sağla¬ 
maktır. Bunun yolunun ‘kapitalist 
din’den çıkmak olduğunu bilmekten 
geçtiğine inanmak gerektiğini belirt¬ 
mek özgürlük getirecek ahlakilik ge¬ 
reğidir. Bunun başlangıç duasının 
insanm kendisine varoluşunun an¬ 
lamına soru yöneltmekten geçtiğini 
bilmek gerekir. Bu bilinci edinmiş 
olanlarm da kendini değiştirmek ve 
yanı başındaki insanları değiştirip 
dönüştürmekle sorumlu olduklarını 
bilmeleri en kutsal insanlık işidir. 





Ekim 2009 | serxwebûn 


91 


EĞİTİM ZAMANI 

“Yürüyüşten dönüp noktaya ulaştığımızda, günlük mutfak görevlisi olan grubumuzun en 
genç üyesi ve Doğu Kürdistanlı olan Xeyri arkadaş, çaylarımızı çoktan hazırlamıştı. Onun 
bu tavrı arkadaşları çok mutlu etmişti. Herkes ona teşekkür ediyordu. Çünkü böyle bir 
görevi olmamasına rağmen, fedakârlık yaparak dört manganın da çaylarını hazırlamayı 
kendine görev bilmişti. Bu durum grubumuzun kaynaşma derecesini de gösteriyordu. 

Kahvaltılıklarımızı masanın üstüne koyarak, çaylarımızı doldurduk” 



“Kişilikte zafere ulaşan bireyin 
dev rim de geri adım atması mümkün 
değildif' 

ReberApo 

Güneş gittikçe kendini daha şid¬ 
detli hissettirmeye başlamıştı. Ha¬ 
valar ısınmış, ilkbahardan yaz mev¬ 
simine yavaş yavaş geçiliyordu. Ar¬ 
tık akşamlan üşümeden yatılabili- 
niyordu. Yapraklar iyiden iyiye bü¬ 
yümeye başlamıştı. Her yer yemye¬ 
şil bir örtüyle kaplanmış, küçük de¬ 
reciklerden gelen bahar suları tü¬ 
kenmeye başlıyordu. Esas kaynak¬ 
lar ise daha canlıydı. 

Rojbaş ile beraber içtima yapılıp, 
spora başlandı. Daha ilk günler ol¬ 
masından kaynaklı spor bize sıkıcı 
geliyordu. Fakat zaman ilerledikçe 
spor bizim için olağan bir hale gel¬ 
miş, vücudumuz da açılmıştı. Ger¬ 
çeği söylemek gerekirse, ben bir tür¬ 
lü spora ısınamadım, aslında sevmi¬ 
yordum. Spor bittikten sonra herkes 
timlere gidiyordu. Timlerin sayısı 
dört veya beş civarında değişiyordu. 
Bazı arkadaşlar ağaç getirirken, di¬ 
ğer arkadaşlar da su ve ateş işleri ile 
ilgileniyorlardı. Genel de her işte bir 
iş bölümü ve kolektivizm hâkimdi. 
Her tim kahvaltısını yaptıktan sonra 
eğitim için son hazırlıklarını tamam¬ 
lıyordu. O gün, havalarm bozuk ol¬ 
masından dolayı, eğitimi görmek 
için beş dakika uzaklıkta olan kış 
kampının okuluna gittik. Hava bu¬ 
lutlu ve yağmurlu olduğundan, oku¬ 
lun içi karanlıktı. Ama komisyonda 


modem gerilla üzerine eğitim veren 
Numan arkadaşm sesi hem karanlı¬ 
ğı yırtıyor, hem de yağmur gürültü¬ 
sünü bastmyordu. Komisyon anla¬ 
tım sırasmda birden durdu ve Or¬ 
han arkadaşı ayağa kaldırdı. Orhan 
kısa boylu, esmer ve gmbumuzun 
doktomydu. 

Komisyon “sence modem gerilla 
nedir?” diye sorunca Orhan arkadaş 
“tekniği iyi bilen, taktik ustalığa sa¬ 
hip olan, aynı zamanda tekniği tak¬ 
tiğe uyarlayabilen, etkin ve sonuç 
alıcı vuruş tarzı ve kabiliyeti serğile- 
yendir. Ayrıca beş parmak formülü¬ 
nü (gizlilik, hareketlilik, inisiyatif, 
hızlılık ve ani vumş) bütün ciddiyeti 
ile eksiksiz yerine getiren ğerilladır" 
diye cevap vermişti. Komisyon “Hel- 
west arkadaş sen ne diyorsun? Ku¬ 
zey sahasmdan en son gelen sensin” 
dedi. Ben birden heyecanlanmaya. 


kızarmaya başladım. Ne diyeceğimi 
bilemiyordum. Ama artık ayaktay¬ 
dım ve bir şeyler belirtmem gereki¬ 
yordu. “İnsan bir şeyi başarmak ya 
da bir görev yerine getirmek istiyor¬ 
sa, o şeye aşk derecesinde bağlı ol¬ 
ması şarttır. Gerillacılık da bir aşk¬ 
tır. Aşkı ne derecede yaşarsan, o dü¬ 
zeyde gereklerini yerine getirir ve za¬ 
fere koşarsın”höylece görüşümü be¬ 
lirttikten sonra derin bir nefes ala¬ 
rak yerime oturdum. Bu seferlik de 
kendimi kurtarabilmiştim. 

Modem gerilla dersi, iki aylık eği¬ 
timlerle yoğun tartışma ve diyalog 
neticesinde sonuca vardı. Hemen 
hemen bütün arkadaşlarda genel ve 
ortak bir anlayış sağlanmıştı. 

O günkü subay; esmer, saçları ge¬ 
nelde dökülmeye başlamış bir arka¬ 
daştı. Subay erzakın geldiğini haber 
verip, bizden bir buçuk saat uzaklık- 













92 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 



ta olan, lojistik kurumuna gidilmesi 
için arkadaşların görevlendirilmesi 
gerektiğini söyledi. Böylece her tim¬ 
den iki kişi olmak üzere, 10 kişi ile 
göreve gidildi. Görevden kaynaklı o 
gün eğitim yoktu. Biz de kalan arka¬ 
daşlar olarak noktayı değiştirip yeni 
manga yapımı ile uğraştık. Çünkü 
bahar sulan kurumuş olduğundan, 
asli kaynaklarm yakınına nokta kur¬ 
mamız gerekiyordu. Artık naylonlara 
ihtiyaç olmadığmdan, naylonlar kal- 
dınldı. Her tim çardak yaptı. O gün 
adeta tabiri caizse, doğa katliamı ya¬ 
pıldı. Çünkü çardaklar için, ağaç 
dallarına ve yapraklanna ihtiyaç var¬ 
dı. Yapraklan çok gür olan ağaçlar, 
bir iki saat içinde adeta çıniçıplak 
bir duruma gelmişlerdi. Bu sırada 
arkadaşlar görevden geliyorlardı. 
Yorgun, argın, ter içinde mesafeli 
olarak noktaya ulaşıyorlardı. Lojis- 
tikçi olan Amed arkadaş gelen erzakı 
düzenlemek ve denetlemek için mut¬ 
fağa gitti. Amed, iri yarı bir yapıya 
sahipti. Tipik Amed kişiliğine sahip 
özellikleri olup, sesi her zaman bir 
şeyleri bastırmak istercesine yük¬ 
sekti. Birden mutfaktan yüksek ses¬ 
lerden oluşan, bir kalabalık gürültü 
işitildi. Tabi herkes bunun Amed ar¬ 
kadaştan kaynaklı olduğunu biliyor¬ 
du. O akşam, lezzetli bir yemek ye¬ 
dikten sonra, televizyon saatinin gel¬ 
mesiyle, isteyen arkadaşlar televiz¬ 
yona gidip gelişmeleri takip ediyor¬ 
du. Sonra da televizyondan geri ge¬ 
len arkadaşlar diğer arkadaşlara ha¬ 
berleri aktarıyordu. ^ 

Kendimizi Amed eyaletinde 

dolaşıyormuş gibi hissediyorduk 

Bugün ki eğitim Amed Eyaleti’nin 
tarihi, coğrafyası, mücadeledeki ro¬ 
lü ve ileriye dönük görevleri üzeri¬ 
neydi. Komisyon Numan arkadaştı, 
kendisinin Amed’li olması ve uzun 
süre orada pratik yürütmesi, Amed’i 
yol yol, köy köy dağ dağ, bölge bölge 
tanımasını sağlamıştı. Gerçekten de 
aradan uzun bir süre geçmesine 
rağmen, patikaları hatta su kaynak¬ 
larını bile çok iyi hatırlıyordu. Ağır¬ 
lıkta alanda görev yapmış olduğun¬ 


dan, her noktaya ilişkin mutlaka bir 
anısı bulunuyordu. Bu bizim için de 
avantaj ve büyük bir fırsattı. Numan 
arkadaşın anlatımıyla bir an kendi¬ 
mizi Amed eyaletinde dolaşıyormuş 
gibi hissediyor ve gitmek için daha 
da sabırsızlamyorduk. Fakat yalmz- 
ca Akdağ (Zazaca Koy Spi) alanmı iyi 
bilmiyordu. Ben o alanda görev yap¬ 
tığım için o alan hakkmdaki bilgileri 
daha çok ben açtım. Akdağ alanı 
Amed eyaletine bağlıysa da asimda 
Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı, bir 
bölgeydi. İki günlük eğitimden son¬ 
ra, teorik düzeyde de olsa Amed coğ¬ 
rafyasını, halkını, mevzilenmesini 
tammış, genel bir bakış açısı ve yak¬ 
laşım tarzım kazanmıştık. Eğitim¬ 
den sonra Amed’e bir an önce ulaş- 
_ m^eyecam ve coşkusu bütün dü- 
^jjlmcemizi sarmıştı. 

^ Eğitim süreci ile beraber silah, 
çanta, raxt, elbise, mermi, bomba, 
cihaz, dürbün gibi askeri teçhizatla¬ 
rımızı da temin etmeye çalışıyorduk. 
Malzemelerin sağlam ve çok daya¬ 
nıklı olmasına çok dikkat ediyor¬ 
duk. Çünkü önümüzde uzun ve zor¬ 
lu bir yol bizi bekliyordu. O yüzden 
hazırlıklanmızm tam ve eksiksiz ol¬ 
masına çok dikkat ediyorduk. 

Eğitim süresi Ana karargâhtan Zo- 
zan arkadaşın gelişiyle birlikte tüm 
hızıyla devam ediyordu. Zozan arka¬ 
daş 1 Haziran H a mlesi üzerine iki 
günlük bir seminer verdi. Bu seminer 
esnasında 1 Haziran Hamlesi sıra¬ 
sında Kuzey’de yer alan arkadaşlarda 


pratik tecrübelerini, görüşlerini be¬ 
lirttiler. Eğitim bittikten sonra voley¬ 
bol sahasmı, bayan arkadaşlara bı¬ 
rakarak, biz erkek arkadaşlar futbol 
sahasma gittik. Futbol maçı her za¬ 
manki gibi gürültülü ve çekişmeli ge¬ 
çiyordu. Kıyasıya mücadeleden sonra 
karanlığın yavaş yavaş bastırmasın¬ 
dan kaynaklı, maç sona erdi. Futbol¬ 
dan kaynaklı her yerimizde, bütün 
kasları mız da ağrılar başlamış, zor 
bela mangalara ulaşmıştık. 

Savaşın bir gerçekliği vardır ki 
o da ilk hata son hatadır 

Sabahlan artık spor yerine bir sa¬ 
atlik yürüyüş yapıyorduk. Bu sabah 
da yürüyüşle birlikte, Erzurum gru¬ 
buna pusu kuracaktık. O çerçevede 
Boğaz’da mevzilenerek Erzurum 
grubunun gelmesini bekledik. Bir 
süre sonra grup gözüktü. Kendi hal¬ 
lerinde ağır ağır birazdan olacaklar¬ 
dan habersiz, rutin yürüyüşlerini 
yapıyor olmanın rahatlığıyla, bize 
doğru geliyorlardı. Tabii ki sorumlu 
düzeyde olan arkadaşın pusudan 
haberi vardı. Fakat grubun haberi 
yoktu. Öncülerinin bizi geçmesine 
izin verdik. Grubun yarısını da bizi 
geçene dek bekledik, bizim gözümüz 
pusu grubunun sorumlusu Kahra¬ 
man arkadaştaydı. Göz işareti ile 
vur emrini vermesiyle Erzurum gru¬ 
bunun yansını “imha” ettik. Bu eği¬ 
tim amaçlı olduğundan hem gülü¬ 
yorduk, hem de Erzurum gücündeki 














Ekim 2009 | serxwebûn 


93 


arkadaşlarla tartışıyorduk. Bazıları 
pusuyu fark ettiklerini söyleyerek, 
durumu kurtarmaya çalışıyordu. 
Ama savaşın bir gerçekliği vardır ki 
o da ilk hata son hatadır. Bu her za¬ 
man için geçerlidir. Çünkü düşman 
hiçbir zaman karşısındakini affet¬ 
mez, elinden gelse bir kaşık suda 
boğar. Eğitimde olsa herkes bunun 
ciddiyetinin farkındaydı. Zaten Er¬ 
zurum gücü de yaptığı toplantıda; 
pusu eğitiminin sonuçlarını tartışıp 
sonuç çıkararak verdikleri önemi 
göstermişlerdir. Yürüyüşten dönüp 
noktaya ulaştığımızda, günlük mut¬ 
fak görevlisi olan grubumuzun en 
genç üyesi ve Doğu Kürdistanlı olan 
Xeyri arkadaş, çaylarımızı çoktan 
hazırlamıştı. Onun bu tavrı arka¬ 
daşları çok mutlu etmişti. Herkes 
ona teşekkür ediyordu. Çünkü böy¬ 
le bir görevi olmamasına rağmen, fe¬ 
dakârlık yaparak dört mangamn da 
çaylarım hazırlamayı kendine görev 
bilmişti. Bu durum grubumuzun 
kaynaşma derecesini de gösteriyor¬ 
du. Kahvaltılıklarımızı masanın üs¬ 
tüne koyarak, çaylarımızı doldur¬ 
duk. O esnada Numan arkadaş elin¬ 
de bir demet tüzik ile kahvaltı masa- 
sma gelip oturdu. Numan arkadaş 
“arazide o kadar tüzik varken masa¬ 


ya tûziksiz oturulur mu? Bana ba¬ 
kın elim boş gelmiyorum” diyerek 
takılmıştı yaşlı yoldaşımız. Amed ar¬ 
kadaş (gülerek) “biz noktaya yakın 
yerlerdekini toplamaya tenezzül et¬ 
meyiz. En az bir iki saat uzak olan 
yere gideriz. Bir demet değil torbay¬ 
la toplar getiririz. Ayrıca senin gibi 
bireyci de değiliz” diyerek o da ken¬ 
dince cevaplamıştı. 

Numan arkadaş “O zaman, gidin 
toplaym ve getirin. Konuşmaya ge¬ 
lince mangalda kül bırakmıyorsu¬ 
nuz” demişti. 

Haki arkadaş 

askeri kanunla beni kaldırdı 

Kahvaltımızı ve hazırlıklarımızı 
yaptıktan sonra Haki arkadaşın top¬ 
lantı yapacağı yere gittik. Bir süre 
sonra saçlarının çoğu ağarmış ve 
düzgün askeri bir duruşa sahip olan 
Haki arkadaşın gelmesiyle ayağa 
kalktık. Selamlaşmadan sonra yeri¬ 
mize oturduk. Haki arkadaş “arka- 
daşlarm bildiği gibi, Kuzey’e gitmek 
için hazırlık yaptığımız bu süreçte, 
hazırlıklarımızın ne düzeyde oldu¬ 
ğunu eksik ve yetmez yanlarımızın 
hanği noktalarda çıktığına dair soh¬ 
bet etmek için, buraya toplandık”. 


Belli bir süre arkadaşların söz alıp 
konuşmasını bekledi. Fakat kimse 
konuşmadı. Haki arkadaş askeri ka¬ 
nunla beni kaldırdı. Haki arkadaş 
“Hehvest arkadaş seninle başlayalım 
senin görüşün nedir?” Ben hazırlık¬ 
lı olmadığımdan dolayı ayağa kalk¬ 
tıktan sonra belli bir süre bekledim. 
Ve çevreme bakındım. Ne konuşaca¬ 
ğımı ölçüp biçtikten sonra kısık bir 
ses tonuyla konuşmama başladım. 
“grubun hazırlık düzeyi belli bir aşa¬ 
madadır. Her arkadaşm çabası ve 
azmi var, tabii ki eksiklikler de var, 
burada yapılan eksiklikler belki faz¬ 
la zarar vermez ama Kuzeyde zor¬ 
lanmalar yaşatır”. Bu esnada ben 
kendimden bir örnek vererek “ben 
Kuzeyde iki defa bir şey olmaz man¬ 
tığıyla hareket ettim, her ikisinde de 
ölümden kıl payı kurtuldum” diye¬ 
rek anlattım. Böyle sohbet havası 
içinde diğer arkadaşlar da görüşleri¬ 
ni belirttiler. Genelde hazırlık süre¬ 
cinin ciddiyeti ve verilmesi gereken 
önemi üzerine tartışmalar gerçek¬ 
leşti. Hazırlık sürecinin Kuzey’de 
hareket ediliyormuş gibi sürdürül¬ 
mesi gerçekliği üstünde, herkesin 
hem fikir olduğu bir toplantı oldu. 
Haki arkadaş genel toparlanma ya¬ 
parak toplantıyı sonuçlandırdı. 














94 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 



m mtı 



mmi 




“Hep, ‘biz devrim yolunun yoldaşlarıyız* derdi. ‘Birbirimize bir yaklaşımımız olâcaKsrrymaaşça 
olmalı, bizi birbirimizle tanıştıran bu devrimse bu devrime yakışır olmalı* diyordu sürekli. Sağlam bir 
ideolojik duruşa sahip bir arkadaştı. Amed arkadaş, ‘insan PKK*de büyüyeeekse emeğiyle büyümeli* 
diyerek emekten yana devrimci duruşunu ortaya koyuyordu her zaman. İnsanın kendi öz emeğine 
çok değer verirdi. Hem yaşam boyutuyla hem ideolojik anlamda herkesin kendisini eğitebilmesinin. 


kendi kendine yetebilmesinin gerektiğini ve bunların temel noktalar olduğunu bize öğütlerdi** 


Biz de onların hikâyelerinin üzerine 
yeni hikâyeler ekleyecektik 

Adı, namı, tarihteki kadim ye¬ 
riyle bilinen Zagroslarda gerillaeı- 
lık yapıyordum. Gerillaya katılma¬ 
dan öneede Zagroslar hakkında 
çok şey okumuş ve duymuştum. 
Çoeukluk günlerimde ninem Zag- 
roslara ilişkin anlattığı hikâyelerle 
bizi uyuturdu. Tabii bunları o za¬ 
man anlamıyordum. 

Büyüyüp dağlara bir gerilla ola¬ 


rak geldiğimde ve Zagroslarda geril- 
laeılık yapmaya başladıktan sonra 
ninemin bizi uyutmak için anlattığı 
hikâyelere anlam vermeye başla¬ 
dım. Sadeee ninemin anlattığı hik⬠
yelere anlam vermeye çalışmıyor¬ 
dum. Aynı zamanda yeni hikâyele¬ 
rin birer kahramanı olarak bu dağ¬ 
larda yaşamaya başladığımızm da 
farkına vanyordum. Çünkü artık 
bundan böyle Zagroslara ilişkin an¬ 
latılan hikâyelere bizim de hikâye¬ 
miz ekleniyordu. Zaten bizden önee 
o dağlarda yürü¬ 
yen, müeadele 
eden yüzleree, 
binleree yoldaşı¬ 
mızın hikâyeleri 
bu hikâyelere 
yenisini eklemiş¬ 
ti. Biz de onlann 
hikâyelerinin 
üzerine yeni hi¬ 
kâyeler ekleye- 
eektik. Ve gele- 
eek tarihi kesit 
bu kez bizim hi¬ 
kâyelerimizle 
dolu olaeaktı. 
Hareket olarak 
yeni bir tarih 
yazmak amaeıy- 
la yola çıkmamış 
mıydık? Ters 
yüz edilen tarihi 
ayakları üzerin¬ 
de doğrultmak 
için kadim tari¬ 


hin yaşandığı ve gerçek yaşam ala¬ 
nı olan yerleri mekân tutmamış 
mıydık? Ama ne yazık ki eski tarih¬ 
te olduğu gibi yeni tarih de büyük 
aeılarla yazılaeaktı. Zaten bizden 
önce canını feda eden yoldaşlarımı¬ 
zın acıları bunu kanıtlamıştı bile. 

2006 yılında Zagrosun güzellikle¬ 
rini yaşayarak mücadelemize de¬ 
vam ediyorduk ve etmeye devam 
edecektik. Ama düşmanımız geçmiş 
tarihte olduğu gibi günümüzde de 
bize Zagroslarm güzelliklerini ya- 
şatmamaya kararlıydı. Çünkü dur¬ 
madan bizi imha etmek amacıyla 
operasyonlar gerçekleştiriyordu. Bi¬ 
zi kendi ülkemizin dağlanndan ko¬ 
parmak için her şeyi yapıyordu. Bi¬ 
zi vurmak, Kürt halkının acılarına 
yeni acılar eklemek için her şeyi ya¬ 
pıyordu. Bu amaçla yazın sonlarına 
doğru gerçekleştirdiği bir nokta 
baskını operasyonuyla altı arkada¬ 
şımızı şehit düşürmüştü. Söz konu¬ 
su operasyonda Levent, Zilan, Şa- 
ho. Latif, Agit, Seyvan adında altı 
arkadaşımız şehit düşmüştü. Geril¬ 
la ne ahım ne de intikamını yerde 
bırakmamıştı bu güne kadar ve bu 
günden sonra da böyle olacaktı. O 
yüzden biz de onlann intikamını al¬ 
mak için yemin ettik. Hiçbir yolda¬ 
şımızın kanını yerde bırakmadığı¬ 
mız gibi bu yoldaşlarımızm da kan¬ 
larını yerde bırakmamaya kararhy- 
dık. Ki birçok arkadaş bu arkadaş¬ 
ların intikamını almadan yiyeceği¬ 
miz yemek bize haramdır diyordu 















95 


SERXWEBÛN I Ekim 2009 


Zaten Zagroslarda da Cilo gücü 
olarak hareket ediyorduk. Ve o sıra¬ 
da Geliye Zap taraflarında kalıyor¬ 
duk. Arkadaşlanmızın intikamını al¬ 
mak için yönelebileceğimiz hedefler 
arasında Geman karakolu vardı. Yö¬ 
netimdeki arkadaşlar o karakola yö¬ 
nelik bir intikam eylemi yapmamızı 
kararlaştırdılar. Geman’a intikam 
eylemi için gidecektik. Bu eylem 
uzun zamandan sonra Zagrosta ya¬ 
pılan ilk saldırı eylemi olacaktı. Ey¬ 
leme kol komutanı olarak çok değer 
verdiğim Amed arkadaş geliyordu. 
Amed arkadaş eski bir arkadaştı 
Amed alanından yeni gelmişti. Zag¬ 
roslarda daha önce kalmıştı. Ancak 
Amed Eyaletine gidip geldikten son¬ 
ra Zagroslara geri dönmüştü. Eyle¬ 
min temel amacı şehit düşen arka¬ 
daşlarımızın intikamını almaktı. 
Ama bu eylemin benim açımdan çok 
farklı anlamları vardı. Birincisi bu 
katılacağım ilk eylem olacaktı. O he¬ 
yecanla gidecektim. İkinci ve asıl 
olanı ise arkadaşlarımızın intikamı¬ 
nı almak amacıyla gerçekleştireceği¬ 
miz eylem olmasıydı. Eylem yerine 
varmak için üç dört günlük yol yü¬ 
rümemiz gerekiyordu. Eylem kara- 
nyla birlikte eylem yerine gitmek 
için dört gün yürüdükten sonra ey¬ 
lem yapacağımız Geman karakolu¬ 
nun yakmlanna vardık. 

Savaş an meselesidir yakaladığın 
anda bir şeyler yapmak zorundasın 

Eylem gerçekleştirmeyi planladı¬ 
ğımız gün 1 Eylül 2006 ’ya denk ge¬ 
liyordu. Yani eylemimiz o geceye 
denk gelmişti. Eylem öncesi böyle 
bir tarihte böyle bir şey olabilir mi 
diye tartışmıştık. Hatta eylemi bile 
yapıp yapmama konusunda da tar¬ 
tışmalar yürüttük. Ama üç dört 
günlük 3nirüyüş gerçekleştirmiştik, 
her şey planlanmıştı. 1 Eylül Dün¬ 
ya Barış gününde böyle bir eylem 
yapmak ideolojimize de yakışmı¬ 
yordu. Hepimiz bunun bilincindey- 
dik ama koşullarımız zamanı ayar¬ 
lamak için uygun değildi. Realite¬ 
miz istediğimiz zaman eylem yap¬ 
mamızın önünde biraz zorlayıcı 


oluyordu. Çünkü bir eylem planla¬ 
mak, gerçekleştirmek için hazırlık¬ 
lar yapmak o kadar kolay bir şey 
değil. Büyük riskleri göze alarak 
bunların hepsini yapıyorsun. O 
yüzden ertelemeyi de düşünmedik. 
Çünkü bir daha öyle bir fırsat ya- 
kalamayabilirdik. Kaldı ki savaş 
zaten an meselesidir. Yani yakala¬ 
dığın anda bir şeyler yapmak zo¬ 
rundasın. 

Önceleri tarihi çok iyi hesaplaya¬ 
mamıştık, arkadaşlarımız şehit 
düşmüştü ve biz onların intikamını 
almak istiyorduk. 

Yolda Amed arkadaşla bu duru¬ 
mu epey tartıştık. İçimizdeki en 
tecrübeli arkadaş oydu. Hani içi¬ 
mizde mayınlama ya da suikast ey¬ 
lemlerine katılanlar olmuştu ama 
içimizde onun kadar tecrübeli olan 
yoktu. Onun dışında öyle ciddi ey¬ 
lemlere katılan yok denecek kadar 
azdı. Gemana vardıktan sonra bir 
saldırıyla eylemi başlattık. Uzun 
yıllardan sonra gerçekleşen ilk sal¬ 
dırı eylemi olduğu için düşman bir 
şoku yaşıyordu. İlk saldırıdan son¬ 
ra düşman kısa süre içinde yaşadı¬ 
ğı şoku atlattıktan sonra eylem ça¬ 
tışmaya dönüştü. Ancak düşman 
şoku atlatana kadar 10 ölü 12 ya¬ 
ralı vermişti. Yaklaşık bir saat ka¬ 
dar çatışma sürdü. Eylemden ala¬ 
cağımız sonucu almış ve artık geri 
çekilme yapmamız gerekiyordu. 


Noktaya ulaştıktan sonra kaybımızın 
ağırlığı üstümüze çökmeye başladı 

O sırada eylem koordine cihaz¬ 
ları durmadan Amed arkadaşa ça¬ 
ğrı yapıyordu. Ama Amed arkadaş 
cevap vermiyordu. Hepimizde bir 
panik, bir merak yaşanmaya baş¬ 
ladı. Hepimiz acaba Amed arkada¬ 
şa bir şey mi oldu diye kendi ken¬ 
dimize sormaya başladık. Biz ses¬ 
lenerek çağıralım dedik çünkü se¬ 
simiz gidecek kadar yakın mesafe¬ 
deydik. Çağırdık ama bize Amed 
arkadaş değil de başka bir arka¬ 
daş cevap verdi. Artık yavaş yavaş 
geri çekilmeye başlamıştık. Amed 
arkadaşın bulunduğu kol biraz 
ağır geri çekiliyordu. Geldiklerinde 
yanlarında Amed arkadaşın yerine 
onun cenazesinin olduğunu gör¬ 
dük. Korktuğumuz ama hiç kimse¬ 
ye söylemeye cesaret edemediğiz 
şey başımıza gelmişti. Kol komuta¬ 
nımız Amed arkadaş şehit düş¬ 
müştü. Durumu koordineye aktar¬ 
dık. Koordine acil bir şekilde Amed 
arkadaşın cenazesini alıp geri çe¬ 
kilmemizi istedi. Bu saldırı esna¬ 
sında yaralananlar da olmuştu. 
Yine kol komutanlarımızdan Rıfat 
arkadaş yaralanmıştı. İki yaralı¬ 
mız ve bir şehidimiz vardı. Çok 
ağır bir şekilde geri çekilme yapı¬ 
yorduk. Düşman bunu fırsat bile¬ 
rek her yerden bize saldırmaya 












Ekim 2009 | serxwebûn 


96 



başladı. Mermi yağmuru altında 
çekiliyorduk. Eylem gerçekleştirdi¬ 
ğimiz karakol ve tepe Hakkâri’ye 
çok yakın olduğu için erkenden 
kobralar da geldi. Saldırılar yo¬ 
ğunlaşınca artık cenazeyi götüre¬ 
mez olduk. O yüzden Amed arka¬ 
daşın cenazesini sakladık. Ardın¬ 
dan yaralılarımızı alıp hızla ora¬ 
dan uzaklaştık. Geri çekilmemizi 
sağlam bir şekilde gerçekleştirdik 
ve noktaya ulaştık. Noktaya ulaş¬ 
tık ama bir eksikle ulaşmıştık. 
Noktaya ulaştıktan sonra kaybımı¬ 
zın ağırlığı daha da çok üstümüze 
çökmeye başladı. Çünkü Amed ar¬ 
kadaşın şahadeti hiçbirimizin bek¬ 
lemediği bir kayıptı. 

Biz devrim yolunun yoldaşlarıyız 

Amed arkadaş, yaşam duruşu, 
komutanlık tarzı ideolojiye yaklaşı¬ 
mı ve kadın özgürlük hareketine 
yaklaşımıyla farklı ve çok müteva¬ 
zı, her davranışıyla örnek alınabi¬ 
lecek bir arkadaştı. Hep, “biz dev¬ 
rim yolunun yoldaşlarıyız” derdi. 
Birbirimize bir yaklaşımız olacaksa 
yoldaşça olmalı, bizi birbirimizle 
tanıştıran bu devrimse bu devrime 
yakışır olmalı diyordu sürekli. Sağ¬ 
lam bir ideolojik duruşa sahip bir 
arkadaştı. Amed arkadaş, insan 
PKK’de büyüyecekse emeğiyle bü- 
yümeli diyerek emekten yana dev¬ 
rimci duruşunu ortaya koyuyordu 
her zaman. İnsanın kendi öz eme¬ 
ğine çok değer verirdi. Hem yaşam 
boyutuyla hem ideolojik anlamda 
herkesin kendisini eğitebilmesinin, 
kendi kendine yetebilmesinin ge¬ 
rektiği ve bunların temel noktalar 
olduğunu bize öğütlerdi. 

Bunları bize söylerken kendi ya¬ 
şam tecrübesinden aktardığı için 
hepimiz onu dinlemekten onun 
dediklerini uygulamaktan heyecan 
duyardık. İç eyaletlerde çok kal¬ 
mıştı, zaten en son olarak da 
Amed eyaletinden gelmişti. Yol¬ 
daşlığında sınır tanımazdı. Nerede 
bir yoldaşının ona ihtiyacı olsaydı 
bayan erkek ayrımı yapmadan ya¬ 
nında olurdu. Yaşamda üstten bir 


duruşu olmadığı için herkes onu 
kendisine çok yakın bulurdu. 

Amed arkadaş bir dağ ve dağlar 
içinde de bir Zagroslar sevdalısıydı 

Amed arkadaş sigara içerdi. Yi¬ 
ne bölüğümüzde de birçok arka¬ 
daş sigara içiyordu. Amed arkada¬ 
şın farklılığı şöyleydi; Sigara var¬ 
ken kimseye sigara ikram etmezdi. 
Sigara olduğu dönemler kendi ce¬ 
binden sigarasını çıkarır kimseye 
ikram etmeden içerdi. Ama sigara¬ 
mız olmadığı zaman o hemen siga¬ 
rasını cebinden çıkarır arkadaşla¬ 
ra ikram ederdi. Biz merak ederdik 
neden bize sigara olduğu zaman 
ikram etmiyorsun da böyle olma¬ 
dığı zamanlar ikram ediyorsun di¬ 
ye sorduğumuzda, O “sigara var¬ 
ken ben arkadaşlarımı zehirlemek 
istemem ama bir ihtiyaea dönüştü 
mü arkadaşlarımın ihtiyarını kar¬ 
şılarım” diye cevaplardı. 

Yoldaşlıkta bencilik yoktur diye¬ 
rek PKK gerillalarının yoldaşlığının 
sınırlannı çiziyordu. 

O geri çekilmeden sonra iki üç 
defa Amed arkadaşın cenazesini 
almak için gittik her seferinde pu¬ 
suya düşüp geri gelmek zorunda 
kaldık. Ama hiçbir zaman cenaze¬ 
sini almaktan vazgeçmedik. Kışa 
kadar cenazesini alma mücadele¬ 


sini verdik. Kışa doğru gittiğimizde 
cenazesini aldık. Getirip adına 
Zagroslarda yaptığımız şehitliğe 
gömdük. Amed arkadaş bir dağ ve 
dağlar içinde de bir Zagroslar sev- 
dahsıydı. Çok sevdalısı olduğu 
dağlarda yıllarca yaşadı. Yanında 
yüzlerce arkadaş şehit düşmüştü. 
Bu arkadaşların hepsinin acısı 
Amed arkadaşın yüz hatlarını 
oluşturuyordu. İnsan yüzündeki 
hüznünden arkadaşlarına olan 
bağlılığını görürdü. Zaten sonuçta 
yine şehit düşen arkadaşlarımız 
için gerçekleştirdiğimiz bir eylem¬ 
de şehit düştü. Yoldaşlarımızın in¬ 
tikamını almak için canını verdi. 
Kendisini toprağa emanet etti. Ve 
yüreklerimizde büyük acılar bıra¬ 
karak aramızdan ayrıldı. Yürekle¬ 
rimize bir fide olarak ekildi. Yarı¬ 
nın meyve veren ağacı olarak yeşe¬ 
recek. O hep yüreğimizde yaşaya¬ 
cak. Yoldaşı için canını veren bir 
yoldaşı bırakalım unutmayı ona 
layık olmadan yaşamayı bile asla 
hiçbir Kürt gerillası düşünemez. 

Gerilla yaşamımda hiçbir zaman 
unutamayacağım bir anım bu olur¬ 
ken, hiçbir zaman unutamayaca¬ 
ğım bir komutanım da bu eylemde 
şehit düşen Amed arkadaş oldu. 

Berivan SİİRT 












Adı, soyadı: Necmeddin Xıdır 
Kod adı: Necml 

Doğum yeri ve tarihi: Piranşehir 1986 
Şahadet tarihi: 20-27 Eylül 2009 Zap Medya 
Savunma Alanları 


Adı, soyadı: Gurbet İlhan (Arzu) 
Kod adı: Xurbet 

Doğum yeri ve tarihi: Şunak 1983 
Şahadet tarihi: 21 Eylül 2009 
Yüksekova/Hakkari 


Adı, soyadı: SunuUah Kesercl 

Kod adı: Sipan Şervan 

Doğum yeri ve tarihi: BltUs 1976 

Şahadet tarihi: 7 Ekim 2009 Çaldıran/Van 


Adı, soyadı: Necmeddin Ahmet Haşan 
Kod adı: Necml A&ln 
Doğum yeri ve tarihi: A&ln Reco 1977 
Şahadet tarihi: 7 Ekim 2009 Çalduan/Van 


Tut ki ben yokum, sen yoksun 
Tut ki hiç gelmedik hu 
dünyaya 

Orada-burada kalmış 
gözlemlerle 
Tut ki ^^sîncı öldük 
şu dağların 


Toprak kokulu bir dünyayı 
Yüreğine sığdırmış 
içine umutlan derli-toplu 
koymuş 

Göz kapaklan gözlerine 
sevdalı 

Her biri diğerine vurgun 
Bir tutam saç 
Bir sözcükte buluşmuş 
Ağız dolusu bir sevdadır 
GERİLLA!.. 





Adı, soyadı: Muhammed Hamudl 

Kod adı: Ferhat Silvan 

Doğum yeri ve tarihi: Afiln 1984 

Şahadet tarihi: 17 Ekim 2009 Cudi/Şımak 


Adı, soyadı: Nuhat Akkojrun 
Kod adı: Gahar Batman 
Doğum yeri ve tarihi: Batman 1980 
Şahadet tarihi: 13 Ekim 2009 Gabar 


Adı, soyadı: Özdal Kaplan 

Kod adı: Baran Blüls 

Doğum yeri ve tarihi: Ahlat/BltUs 1980 

Şahadet tarihi: 24-27 E)ylül 2009 BltUs